Ana Sayfa Blog Sayfa 1074

Akdeniz ısınıyor, kıyılar çölleşiyor!

Dünya üzerinde küresel boyutta süren ekolojik yıkım Akdeniz coğrafyasında da can yakıcı biçimde gelişiyor. Bir yandan deniz ısısı yükselip canlı yaşam tehdit altına girerken, kıyılar ise çölleşiyor

Akdeniz bölgesinde Afrika kıyılarının ardından Avrupa kıyılarında toprak hızla bozularak çöle dönüşmekte. Uzmanlar, sürdürülemez arazi uygulamalarının ve iklim değişikliğinin birleşik etkilerinin sınırlı olan kaynağı kritik bir noktaya kadar tükettiği konusunda uyarıyor. Toprak sağlığı üzerine inceleme yapan Avrupa komisyonu tarafından yayınlanan bir bildiride AB’deki toprakların yüzde 70’inin önemli ekolojik işlevleri sağlama kapasitesini kaybettiği belirtildi.

Toprak kirlendi

Akdeniz’in sığ toprakları özellikle deniz suyu girişi, erozyon, kuraklık ve orman yangınlarına karşı hassas bölge AB’deki en yüksek erozyon oranlarına ve en düşük toprak organik madde seviyelerine sahip. Bölgedeki yoğun nüfus, beton veya asfalt sokakların yayılmasına ve ağır metaller ile tarımsal pestisitler toprak kirlenmesine yol açmış durumda.

Çalışma erozyona odaklı

Bitki örtüsünün beslendiği kaynakların ana deposu olan toprağın 1 cm2’si 1000 yılda oluşmaktadır. Sağlıklı bir toprak suyu depolar ve filtre eder. Ayrıca insanların yediği yiyeceklerin yüzde 95’ini üretir. Toprak bozulduğunda ise tüm bu özellikler ortadan kalkmaktadır. Yapılan incelemeye dahil edilen birçok çalışma, erozyon yoluyla toprak bozulmasına odaklandı ancak yalnızca birkaçının biyolojik bozulmanın etkilerini değerlendirdiği görülüyor.

Çiftçiler toprağı terk ediyor

Bir gram toprağın içerisinde milyonlarca canlı bulunmakta ve ekosistemin devamı için bunların hepsinin ayrı önemi bulunmaktadır. Karıncaların ve solucanların yeraltındaki besin maddelerini düzenlemeye yardımcı olduğu bilinmektedir ve eylemleri toprağın bütünlüğünü destekler. Ancak Akdeniz’de 1950’lerden beri kuraklık artıyor ve bu durum şimdiden bazı çiftçilerin, topraklarını gelecekteki çölleşme riskiyle baş başa kalacakları gerçeği yüzünden terk etmelerine neden oluyor. Bahsi geçen çölleşme aynı zamanda orman yangınları olasılığını da artırıyor.

Kırsalı koruyan mevzuat yok

Araştırmada, tarım sistemlerindeki değişiklikler, diğer arazi kullanımı değişiklikleriyle birlikte kritik düzeyde habitat kaybına yol açtığa dikkat çekilerek, “Akdeniz bölgesi, çok sayıda endemik tür ile olağanüstü biyolojik çeşitlilik ile karakterize edildiğinden, bu özel bir endişe kaynağıdır…” deniliyor. Avrupa Akdeniz’indeki toprağın durumunu inceleyen ve özetleyen ilk çalışma olan bu araştırma, kırsal toprakları kentleşmekten koruyan belirli bir AB mevzuatının henüz bulunmadığına işaret ediyor. Ayrıca, toprak için önemli bir tehdit olarak görülen incelemeye rağmen, belirli AB politikalarında toprakta yaşanan tuzlanmanın ele alınmamış olması dikkat çekiyor.

Akdeniz’de su ısınıyor

Diğer yandan deniz suyundaki ısınma bölge için büyük bir tehdit olarak gelişiyor. Akdeniz’in batısındaki Barselona ile doğusundaki Tel Aviv arasında deniz suyu ölçümleri yapan bilim insanları, su sıcaklığının mevsim normallerinin 3 ila 5 derece üstünde olduğunu, bu durumun birçok olumsuz sonuç doğuracağını bildiriyor. Barselona Deniz Bilimleri Enstitüsü’nden Joaquim Garrabou ile İsrail Okyanus ve Göl Araştırmaları Enstitüsünden Gil Rilov’un araştırmasına göre, Akdeniz’de suların ısınması denizdeki canlı yaşamının yanı sıra dünyadaki tüm canlıların yaşamını tehdit ediyor.

Akdeniz sağlıksız noktada

Araştırmaya göre, mevsim normallerinin 3 ila 5 derece üzerinde ölçülen Akdeniz suyu, düzenli olarak 30 dereceyi de aşıyor. Normal şartlarda sıcak su akıntılarıyla değişmesi gereken ısı artışının küresel ısınmayla gerçekleşmesinin endişe verici noktaya ulaştığını söyleyen Garrabou, “Sistemi çok zorluyoruz. İklim konusunda mümkün olan en kısa sürede harekete geçmek zorundayız” dedi. Garrabou, denizlerin kömür, akaryakıt ve gaz kaynaklı atmosfere salınan ısının yüzde 90’ını, karbondioksitin ise yüzde 30’unu emdiğini, bu durumun dünyayı daha kötü iklim koşullarından koruduğunu aktararak, “Ancak şu an denizleri sağlıksız ve işlevsiz bir noktaya ittik” ifadesini kullandı.

Akdeniz’in yüzde 90’ı ısındı

Akdeniz’in yüzeyi ile 45 metre derinlikte artan sıcaklık etkisinin canlı yaşamına etkilerinin görüldüğüne işaret eden Garrabou, Akdeniz yüzeyinin yüzde 90’ında sıcaklık artışının etkili olduğunu söyledi. Garrabou, “Sorun doğal yaşamın hayatta kalması değil çünkü biyolojik çeşitlilik hayatta kalacak bir yol bulur. Sorun, bu şekilde devam edersek insanların yaşayacak yer bulamayacak olması” diyor.

Yok oluş batıya doğru ilerliyor

Akdeniz’in en sıcak olduğu noktaların Kıbrıs Adası, Lübnan ve Suriye kıyıları olduğuna dikkati çeken Rilov da buralarda ortalama deniz suyu sıcaklığının 31 derece olduğunu söyledi. Bu seviyenin, denizlerdeki yerli türleri riske attığını vurgulayan Rilov, biyolojik çeşitlilikteki yok oluşun gelecek yıllarda Akdeniz’in batısına doğru süreceğini tahmin ettiklerini kaydetti. Rilov, yönetici seviyesindeki kişilerin, Akdeniz’in ısınması ve bu ısınmanın etkilerinden habersiz olduğunu belirterek, “Bilim insanları olarak görevimiz, bu konuları yöneticilerin dikkatine sunmak. Böylelikle bu konuyu düşünebilirler” dedi.

EKOLOJİ SERVİSİ

#Akdeniz #ısınıyor #kıyılar #çölleşiyor

Bedenini ateşe veren Veysi Taş: Eylemim tecride karşı

Artuklu ilçesinde bedenini ateşe vererek hayatına son veren Veysi Taş’ın, PKK Lideri Abdullah Öcalan üzerindeki tecride karşı bedenini ateşe verdiği ortaya çıktı

Mêrdîn’in Artuklu ilçesi Küçük Sanayi Sitesi’nde dün gece saatlerinde Veysi (Bubo) Taş (65) bedenini ateşe veren Taş sabah saatlerinde kaldırıldığı hastanede hayatını kaybetti. Taş’ın cenazesi Mardin Eğitim ve Araştırma Hastanesi morgundan a ailesi tarafından alınarak İstasyon Mahallesinde bulunan mezarlıkta son yolculuğuna uğurlandı.

Çektiği video ile anlattı

12 Eylül askeri darbesi sırasında Amed Zindanı’nda büyük işkencelerden geçen ve 6 ay önce ikinci defa girdiği cezaevinden tahliye edilen Taş’ın PKK Lideri Abdullah Öcalan üzerindeki tecride karşı bedenini ateşe verdiği ortaya çıktı. Taş, bedenini ateşe vermeden önce çektiği ve whatsapp’ta paylaştığı videoda bedenini ateşe verme nedenini anlattı.

Taş, videoda şunları dile getirdi:

“Musa’nın (Anter) dediği gibi bu davanın hem tanığıyım hem de sanığıyım. Benim onun kadar olmasa da ömrüm bu davada geçti. 10 yıldır davadan çekilmiş durumdayım. 10 yıldır tek başıma ayaklarımın üzerinde durmaya çalışıyorum. Ömrüm de geçti. Bu yüzden bu gece bedenimi ateşe vereceğim. İmralı tecridini protesto edeceğim. Bundan başka amacım ve gayem yok. Burada benim çocuklarım, yeğenlerim, kardeşlerim emin olsun. Onlardan bir isteğim var, emin olsunlar; Ben oradaki, diğer taraftaki insanlar için canımı feda etmiyorum. Ben öyle basit bir insan değilim. Ben bu yolda canımı feda ediyorum. Ben Kurdîstan’ın başkanı için canımı feda ediyorum. Çünkü benim ömrüm bu davada geçti. 10 senedir bu davadan koptum. Ne yaparsam yapayım bu yıllar içinde yaşımın da geçmesiyle sessizleştim, bir şey yapamadım. Çünkü ömrüm bu dava içinde geçti. Yaşlandığım için bir şey yapamıyorum. Önderlik düşünün ki, 22 yıldır… Yanlış anlaşılmasın. Benim kimseye karşı kinim öfkem yok. Kürt halkına çağrıda bulunuyorum. Birbirinizi tutun. Bundan başka hiçbir şeyin bize bir faydası yok. Dediğim gibi 12 Eylül 1980’de Amed zindanında tutuldum.

Merhaba dostlarım.

Ben kendi şahsımda bu eylemi bu gece gerçekleştiriyorum. Bu eylemim Kurdistan’ın başkanı Abdullah Öcalan içindir. 22 aydır tecrit altında. Ben bu tecridi lanetliyorum. 22 ayda tecrit altında olsa bir insan konuşamıyorsa, biz Kürtler burada Başkanımıza sahip çıkmalıyız. Yoksa bu yolda hepimiz tel tek yok ediliriz. Kendi içimizde dağılırız. İsteğim Kürt gençlerinden, Kürt kadınlarından budur; hepinizin gözlerinden öpüyorum. Hepiniz hoşça kalın. Şehitler kervanı beni bekliyor. Xelef Kavri, başlangıç zamanından benim yoldaşımdı. Dörtlerin Gecesi, Ferhat Kurtay beni bekliyor. Ben başım dik bir şekilde eylemimi gerçekleştireceğim. Ne kadar torunum, çocuklarım varsa, hepsi gönlümde. Hepsini seviyorum, öpüyorum. Kardeşlerim iyi olsun. Torunlarıma, çocuklarıma sahip çıksınlar, yardımcı olsunlar. Sizden isteğim budur. Ben kızlarıma, kızlarım babanız şerefli bir insandır. Babanız sizin başınıza hiçbir zaman kötü bir şey getirmedi. Para, mal, mülk bir şey değildir. Hepsi ölümle gidecek. Hepimiz bu yolda gideceğiz. Ama insan şerefliyse, insanlık yolundaysa, vatan yolundaysa, en güzel şey budur. Yaşamda, yaşam ne kadar güzelse, ölüm de öyledir. Sen yaşamını bilmiyorsan ölümünü de bilemezsin… Gelinim, çocuklarım, yeğenlerim arkamdan ağlamayın. Arkamdan zılgıtlar çekin. Çünkü şeref ve namus yolunu size açtım. Benim zamanım tamam. Hepinizi öpüyorum. Benim üzerime ağlamayın. Benim üzerime zılgıtlar çekin. Benim zamanım tamam oldu. Hadi hoşça kalın. Kendinize iyi bakın. Gülerek gidiyorum. Ben aşk ve kendi iradem ile gidiyorum. Baskı altında gitmiyorum. Kimse yanlış anlamasın. Bu eylem, siyasi bir eylemdir. Önderliğimiz içindir. Ben bunu anlamanızı istiyorum. Silho, çocuklarıma sahip çık. Haydi, kendinize iyi bakın. İyi akşamlar. Kimde hakkım varsa helal olsun. Onlar da helal etsin. Onlar da iyi yolda olsun. İyi olun.

Kimse yanlış anlamasın. Başka işler için bu eylemi yapmıyorum. Yanlış anlamayın. Herkesle kardeşçe ve yoldaşça yürüyün. İyi akşamlar. Hepinizin gözlerinden öpüyorum. Hepinize yaşamınızda başarılar diliyorum.”

MÊRDîN

#Bedenini #ateşe #veren #Veysi #Taş #Eylemim #tecride #karşı

Aydın ve yazarlar: Oylarımız barış isteyenlere

Barış Vakfı öncülüğünde bir araya gelen aydın ve yazarlar yaptıkları açıklama ile ‘Oylarımız barış isteyenlere’ dedi

Barış Vakfı, “Oylarımız barış isteyenlere” çağrısıyla Beyoğlu’nda bulunan Taksim Hill Otel’de basın toplantısı düzenledi.

Halkların Demokratik Partisi (HDP) İstanbul İl Eşbaşkanı İlknur Birol, Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) İstanbul İl Başkanı Canan Kaftancıoğlu ve CHP İstanbul Milletvekili Sezgin Tanrıkulu’nun yanı sıra çok sayıda akademisyen, gazeteci, yazar, sivil toplum örgütü temsilcisi ve hak savunucusu toplantıya katıldı.

‘Barış çağrısı yapma konusunda kararlıyız’

Toplantıda konuşan ilahiyatçı Fatma Akdokur, savaşların, çatışmaların Türkiye’deki her şeyi telafisi olmayacak bir biçimde etkilediğini belirtti. Gelinen aşamada barışın elzem olduğunu aktaran Akdokur, “Geldiğimiz noktada etnik kökenleri, din ve dil farklılıkları ötekileştirilmesinin artık insan düşünce sisteminin gerisine atılması gerekir. Kürtlerin yaşam ve barış hakkını tanıyacak, tanımlayacak, onların talepleri doğrultusunda en iyi barış dilini tutturanlara seçimlerde şans tanınması gerektiğini düşünüyoruz. Savaşın kazananı olmaz ama barışın her zaman kazananı olur. Yaralar barış ortamında sarılır. Bizler barış deme, barış çağrısı yapma konusunda kararlı olduğumuzu söylüyoruz” şeklinde konuştu.

‘Türklerin barışmaya ihtiyacı var’

Avukat Gürkan Çakıroğlu, “Türklerin bir tek Kürtlerle değil, yurt dışında olan ülkeye gelemeyen herkesle barışması lazım. Biz Türkler yüzleşmeden korkuyoruz. Çünkü yüzleşmeyi mağlubiyet sayıyoruz. Türkiye demokrasileşecekse burada kesinlikle Kürtler olacak. Türkün ve Kürdün birleşmesiyle muhteşem bir dinamizm ortaya çıkar” ifadelerini kullandı.

“HDP’ye ‘bölücü’ deniyor ama 2019’dan bu yana yine HDP insanları bir arada tutuyor” diyen Çakıroğlu, HDP’ye dönük saldırılara tepki gösterdi. Çakıroğlu, “O zaman kim bölücü, ayrıştırıcı olan kim? HDP İmralı ile arasına mesafe koysun tamam ama Türkler faili meçhullerle nasıl arasına mesafe kuracak? HDP’ye karşı çıkmanın milli mücadeleye karşı çıkmakla bir olduğunu düşünüyorum” ifadelerini kullandı.

Devecioğlu: Köylerin yakılmadığı bir ülke

Demokrasi İçin Birlik (DİB) Koordinasyon üyesi yazarımız Ayşegül Devecioğlu, savaşın, çatışmaların ve baskıların yaşandığı bir dönemde barış seslerinin yükseltilmesi gerektiğini vurguladı. Devecioğlu, “Barış istemek, kimsenin ölmesini istemeden yaşamak, kimsenin tankların arkasında takılıp sürüklenmediği, dağın taşın bombalanmadığı, köylerin yakılmadığı bir ülke hayal etmek demek. Anadilde yaşam hakkına kulak vermek ve özgür yaşam hakkını teslim etmek demek. Barış istemek ‘Bir bomba ne kadar’ diyerek, ülkede ekonomiyi utanmadan mermiye, ölüme yatırılmasını istememek, buna itiraz etmek demek” şeklinde konuştu.

Tecrit eylemlerine kulak verelim

PKK Lideri Abdullah Öcalan üzerindeki tecride değinen Devecioğlu, “HDP’nin Abdullah Öcalan üzerindeki tecrit için yaptığı eyleme kulak vermek lazım. Ailesiyle, avukatlarıyla görüştürülmesini istiyorlar. Aile ve avukatla görüştürülmemesi son derece hukuksuzca bir şey. Barış istemek savaşın yarattığı bütün şiddet biçiminin sona ermesi demek” diye konuştu.

Barış isteyenlere oy

Türk Diş Hekimleri Birliği eski Başkanı Celal Korkut Yıldırım, şiddetle ayakta kalmaya çalışan iktidara karşı mücadele edilmesi gerektiğinin altını çizdi.

Felsefeci İlyas Bozgan ise, 2023 seçimlerinin çok önemli olduğuna işaret ederek, “Temennim bu seçimlerde gerçekten haklara saygı ve riayetli bir siyasi partinin kazanması” dedi.

Barış Vakfı Başkanı Hakan Tahmaz da, “Barış isteyenlere oy verelim. Kim barış sözlerini çoğaltmaya çalışırsa irademizin ondan yana konulması gerektiğini, seçmenin bunu dikkate alması gerektiğini düşünüyoruz” dedi. Tahmaz, 19 Ocak’ta gerçekleştirilecek Hrant Dink anmasına da katılım çağrısı yaptı.

HABER MERKEZİ

 

#Aydın #yazarlar #Oylarımız #barış #isteyenlere

Şenyaşar’lardan AKP’ye: Gelsinler dava arkadaşlarının katliam yaptığını dinlesinler

Adelet Nöbeti’nin 676’ncı gününde konuşan Ferit Şenyaşar, AKP’li vekilleri de Meletî’de görülecek davaya davet ederek, ‘Gelsinler, kendi dava arkadaşlarının nasıl bir katliam yaptığını resmi olarak tanıklardan dinlesinler’ dedi

Riha’nın (Urfa) Pirsûs (Suruç) ilçesinde 14 Haziran 2018 tarihinde AKP Milletvekili İbrahim Halil Yıldız’ın koruma ve yakınları tarafından eşi ve iki oğlu katledilen Emine Şenyaşar ve saldırılardan yaralı kurtulan oğlu Ferit Şenyaşar’ın 9 Mart 2021’de başlattığı Adalet Nöbeti, 676’ncı gününde sürüyor. Anne Emine Şenyaşar ve Ferit Şenyaşar, adliye önüne pankart asarak, nöbet eylemlerini sürdürdü.

Burada konuşan Ferit Şenyaşar, hukuktan ve adaletten bahseden herkesin Urfa Adliyesi önüne bakmasını isteyerek, “Katliamı yapan iktidar partisinin milletvekilidir. Bu milletvekili Cumhrubaşkanı tarafından korunuyor. Bütün Urfa halkı da bu zulme tanıktır. AKP, Türkiye genelinde bir oy kaybı yaşıyor. En büyük oy kaybını da Urfa’da yaşayacak. Biz haklıyız, talebimiz hukuktur. Hukuk sınırları içinde nöbetimize devam ediyoruz” diye konuştu.

AKP’lilere çağrı

Kendilerine yönelik hastanede gerçekleştirilen saldırıya dair açılan davanın Meletî’de (Malatya) 17 Ocak’ta görülecek duruşmasına da değinen Şenyaşar, “Partisinin tüzüğünde adalet olan bütün siyasi partileri temsilcileri ile birlikte Meletî’ye bekliyoruz. Buna iktidar partisinin milletvekilleri de dahildir. Milletvekilleri gelsinler, kendi dava arkadaşlarının nasıl bir katliam yaptığını resmi olarak tanıklardan dinlesinler” dedi.

RIHA

#Şenyaşarlardan #AKPye #Gelsinler #dava #arkadaşlarının #katliam #yaptığını #dinlesinler

Leyla Güven Roza’yı yazdı: Ben annemin kreşine gidiyorum

Tutuklu DTK Eşbaşkanı Leyla Güven, HDP Dersim eski İl Eşbaşkanı Songül Erden Şahin’in kızı Roza Şahin ile çektirdiği fotoğrafı yazdı

Elazığ T Tipi Kapalı Cezaevi’nde tutuklu bulunan Demokratik Toplum Kongresi (DTK) Eşbaşkanı Leyla Güven, tutuklu HDP Dersim eski İl Eşbaşkanı Songül Erden Şahin’in kızı Roza Şahin ile çektirdiği fotoğrafı ve Şahin’in kızı ile yaşadığı diyalogları JİNNEWS’e yazdığı köşede ele aldı.

Güven’in yazısının tamamı şöyle;

“Roza… Adı gibi gül çocuk, güzel çocuk. Her şeye inat gülmesini unutmayan çocuk. İnadına gülen çocuk… Güldükçe güçlenilmiş çünkü Roza. Annesinden daha 2 yaşındayken ayrı kalmış. Annesi çocuklara güzel bir dünya bırakmak için mücadele ederken alıkonulmuş. Dört duvara, soğuk, gri ve insan doğasına aykırı olan mekanlara hapsedilmiş. Başta anlamamış Roza bu ayrılığı ama büyüdükçe, ‘Annem nerede, neden gelmiyor’ diye sormaya başlamış. İlk zamanlar. ‘Anne hasta, hastanede’ demişler, inanmış o da. Ama büyümüş ve kreşe gitmeye başlamış Roza. Kreşte, arkadaşlarını annelerinin bırakıp aldığını görmüş ve ‘Baba annem neden gelmiyor, neden annem beni kreşe bırakmıyor’ diye soruyormuş sürekli.

Bu nasıl hastalık diye düşünüp, inanmıyormuş artık büyüklere. Artık hastalık yalanına inanmadığından ‘Annen de başka bir kreşte öğretmen olarak çalışıyor’ demeye başlamışlar. Ki zaten Roza’nın annesi gerçekten de öğretmenmiş. Kreşi bitince annen gelecek demişler. İnanmış Rozacık. Annesiyle telefonda konuşunca ‘Yazın gelecek misin’ diye soruyormuş. ‘Yaz olunca annemin de kreşi de bitecek, benim kreşim de bitecek, annem gelecek beraber dondurma yiyeceğiz’ diye plan yapmaya başlamış. Roza büyüyor ama en önemlisi de artık annesini yanında istiyormuş. Annesiyle sadece telefonda 10 dakika konuşuyor, sadece sesini duyuyor. Ayda bir kez 40 dakikalık görüşüne gidiyormuş. Orada annesine sarılıyor, öpüyor, oynuyor ve dans ediyormuş. 40 dakika içinde neler yapabilirse yapıyormuş Rozacık.

Veda zamanı ise annesine, ‘Gel benimle benim kreşimde çalış’ diyormuş. Görüşe giderken de ‘Ben annemin kreşine gidiyorum’ diyormuş ama bir gün görüşte gardiyanları gösterip, ‘anne bunlar kim polis mi neden buradalar’ diye sormuş. Roza artık anlıyormuş bazı şeyleri ama anlamlandıramıyormuş. Neden annesinden ayrıymış ki, annesi kimseye kötülük yapmamış ki! Neden… Oysa tek istediği annesiyle uyumak, onunla oynamak, kreşe beraber gitmek, saçlarını annesinin taraması, kısacası annesi ve babasıyla beraber yaşamak istiyormuş…”

HABER MERKEZİ

 

#Leyla #Güven #Rozayı #yazdı #Ben #annemin #kreşine #gidiyorum

Gazeteci Kartal için tutuklama talebi

Evine yapılan baskınla 10 Ocak’ta gözaltına alınan SODAP Eş Sözcüsü ve gazeteci Sezgin Kartal için savcılık tutuklama talep etti

İstanbul’da 10 Ocak’ta evine yapılan baskınla gözaltına alınan SODAP Eş Sözcüsü ve gazeteci Sezgin Kartal, savcılıktaki ifade işlemlerinin artından tutuklama talebiyle Sulh Ceza Hakimliğine sevk edildi.

İfade işlemleri için Çağlayan’da bulunan İstanbul Adliyesi’ne getirilen gazeteci Sezgin Kartal için adliye önünde açıklama yapıldı. Halkların Demokratik Partisi (HDP) Milletvekili Serpil Kemalbay, çok sayıda gazeteci ile siyasi parti ve sivil toplum örgütü temsilcilerinin katıldığı açıklamada konuşan Gazeteci Dayanışma Ağı’ndan (GDA) Atakan Sönmez, gazetecilerin gözaltına alınıp tutuklanması nedeniyle defalarca adliye önüne gelip protesto eylemi yapmak zorunda bırakıldıklarını söyledi. Kartal’ın 10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü’nde gözaltına alındığına dikkat çeken Sönmez, “Gazeteciler ve Kartal, yıllardır hakikati aktarmak için işlerini yapıyor. Bunun için tutuklanmak isteniyor. Bu ülkede hakikat galip gelecek” dedi.

Hepimiz mücadeleyi büyütmeliyiz

Alevi Bektaşi Dernekleri Federasyonu Başkanı Mustafa Aslan da, gazetecilere yönelik baskıların arttığına işaret etti. Pir Sultan Abdal Kültür Dernekleri Genel Başkanı Cuma Erçe, Kartal’ın Alevi bir gazeteci olduğunu ve Alevilerin sesi ve soluğu olduğunu belirtti. Erçe, “Hepimiz el ele, kol kola bu mücadeleyi büyütmek zorundayız” dedi.

Hakikatin peşinde koşuyor

Kemalbay da, “Devletin zirvesi ve polis, mafya çetesi olmuştur. Mafyatik bir organizasyon yönetiyor. Her gün bir suç örgütü, yolsuzluk yapan, halkı soyan ve uyuşturucu baronlarıyla fotoğrafı yayınlanan İçişleri Bakanlığı, neredeyse tüm demokrasi güçlerini suçlu ilan ediyor. Kolluğu da baskı aracı olarak kullanıyor. Yakası ilikli medya ve yargıyı kullanarak, özgür basın çalışanlarını kriminalize etmeye çalışıyor. Kartal, özgür bir kalem. Kartal, hakikatin peşinde olan bir arkadaşımız. Yaptığı çalışmalardan dolayı sindirilmek isteniyor” şeklinde konuştu.

Açıklama yapıldığı sırada savcılığa sevk edilen Kartal, ifade işlemleri ardından “PKK’ye üye olmak” iddiasıyla Sulh Ceza Hakimliği’ne sevk edildi. Savcılık, Kartal’ın tutuklanmasını istedi.

İSTANBUL

#Gazeteci #Kartal #için #tutuklama #talebi

Süleymaniye’de bulunan Kor Mor gaz sahasında patlama

Süleymaniye’de bulunan Kor Mor gaz sahasında sabah saatlerinde yaşanan patlamada maddi hasar meydana geldi

Federe Kurdistan Bölgesi’nin Süleymaniye kentinin Çemçemal ilçesinde bağlı Qadir Kerem kasabasında bulunan Kor Mor gaz sahasında sabah saatlerinde bir patlama meydana geldi.

Rojnews’te yer alan habere göre patlama sonucu büyük ölçekte maddi hasar meydana gelirken, herhangi bir yaralanma yaşanmadı. Patlamanın nedenine ilişkin henüz bir açıklama yapılmadı.

DIŞ HABERLER

#Süleymaniyede #bulunan #Kor #Mor #gaz #sahasında #patlama

Tutuklulardan Fransa Konsolosluğu’na mektup: Katliamı aydınlat

Adana Kürkçüler F Tipi Kapalı Cezaevi’nde bulunan tutuklular, 2’nci Paris Katliamı’nın aydınlatılması için Fransa Konsolosluğu’na mektup gönderdi

Fransa’nın başkenti Paris’te 23 Aralık’ta Ahmet Kaya Kürt Kültür Merkezi’ne yapılan saldırıda KCK Konsey Üyesi Emine Kara, halk sanatçısı Mir Perwer ve Abdurrahman Kızıl’ın katledilmesine tepkiler sürüyor. Adana Kürkçüler F Tipi Kapalı Cezaevi’ndeki tutuklular da saldırıya ilişkin Fransa Konsolosluğu’na mektup göndererek, katliamın araştırılmasını istedi.

Fransa katliamı aydınlatmalı

Tutuklular adına Mazhar Güler ailesi aracığıyla 2 Ocak’ta yaptıkları başvuruyu aktararak içeriğinin ise şu şekilde olduğunu dile getirdi: “Kendi varlığını, kendisinden başka herkesi yok sayarak ayakta tutabileceğini sanan, özellikle de Kürt halkını katlederek Kürt halkının tüm değerlerine saldıran sıfırı tüketmiş bir AKP-MHP ittifakıyla karşı karşıyayız. Ortadoğu’da ve dünyanın her yerinde beslediği çetelerle, Kürt halkına ve kazanımlarına saldıran bu barbar düzene tüm dünya sessiz kalmaktadır. 9 Ocak 2013’de Fransa’nın başkenti Paris’in göbeğinde, Kürt özgürlük hareketine mensup 3 kadın yoldaşımızı katleden T.C. devletinin katliamlarına sessiz kalarak bunun parçası olan Fransa, son olarak Paris’te bulunan Ahmet Kaya Kürt Kültür Merkezi’ne yapılan ve 3 yoldaşımızın daha katledilmesine ortaklık etmiştir. Bizler çok iyi biliyoruz ki bu karanlık saldırının perde arkasında başkaları bulunmaktadır. Bu saldırılarda yer alanlar ve talimatı verenleri de bulmak, açığa çıkarmak Fransa devletinin sorumluluğundadır. Aksi halde kendileri de bu katliama ortaktır. Avrupa devletleri gibi ‘çıkarım kimden yanaysa öyle tavır alayım’ tarzı da bu ahlaktan yoksun tutumu göstermektedir. Bizler bu değerlerin savunucuları olarak bu tutumu ve tavrı şiddetle kınıyor, Fransa devletini katliamın perde arkasını aydınlatmaya davet ediyoruz.”

ADANA

#Tutuklulardan #Fransa #Konsolosluğuna #mektup #Katliamı #aydınlat

ŞanoWan ‘Morî’ ile perde diyor

ŞanoWan’ın Ocak ayı programı belirlendi. 29 Ocak’a kadar sürecek program ilk olarak bugün Tiyatro Mask’ın ‘Morî’ oyunu ile başlıyacak. Ocak ayı programında ayrıca sinema günleri ve konserler de olacak

ŞanoWan’ın Ocak ayı programı yarın başlıyor. 14 ile 29 Ocak tarihleri arasında düzenlenecek olan program kapsamında konserler, birçok tiyatro oyunu ve film gösterimi yapılacak. ŞanoWan ekibinden tiyatrocu Ferhat Aslan, özellikle tiyatro oyunlarının Kürtçe olduğunu belirtti. Oyunların anadilde yapılmasının önemine vurgu yapan Aslan, etkinliklere katılım çağrısı yaptı.

ŞanoWan’ın Ocak ayı programı şu şekilde:

“* 14 Ocak: Mori (Tiyatro Mask)

* 15 Ocak: Haylo Dîsa Tevlîhev bû (ŞanoWan)

* 16 Ocak: Haylo Dîsa Tevlîhev bû (ŞanoWan)

* 19 Ocak: Sinema günleri

* 20 Ocak: Sinema günleri

* 21 Ocak: Seyrana li Çeper (Nîsk Huner)

* 22 Ocak: Seyrana li Çeper (Nîsk Huner)

* 23 Ocak: Berfin Aktay konseri

* 29 Ocak: Kûçikê Stalîn (Alan Teatre Stenbol)”

KÜLTÜR SERVİSİ

#ŞanoWan #Morî #ile #perde #diyor

Tecrit nöbeti sürüyor: İktidarın barış korkusu nedir?

PKK Lideri Abdullah Öcalan’ın avukatları ve ailesi ile görüşmesi için HDP’nin başlattığı Adalet Nöbeti’nde konuşan Şirnex Milletvekili Kaçmaz, ‘Çözümün anahtarı İmralı’da, iktidar bunu görmeli. İktidarın barış korkusu nedir?’ diye sordu

Halkların Demokratik Partisi’nin (HDP), PKK Lideri Abdullah Öcalan’ın avukatlarıyla görüştürülmesi talebiyle başlattığı Adalet Nöbeti, 17’nci günü de Meclis kapısından Adalet Bakanlığı’na yapılmak istenen yürüyüşle devam etti.

Bugünkü eyleme milletvekilleri Muazzez Orhan, Remziye Tosun, Hüseyin Kaçmaz, Kemal Peköz, Erdal Aydemir, Nuran İmir, Celadet Gaydalı ve Abdullah Koç katılırken vekiller, “İmralı’da hukuk uygulansın” ve “Tecrit insanlık suçudur” dövizleriyle Meclis Dikmen Kapısı’nda açıklama yaptı.

İmralı’da 2 yıldır kanunlar uygulanmıyor

Grup adına açıklamayı bugün HDP Şirnex (Şırnak) Milletvekili Hüseyin Kaçmaz yaptı. Kaçmaz, tecrit politikalarının derinleştirilerek sürdürüldüğünü belirterek, “Bugün İmralı’da Sayın Öcalan üzerindeki tecrit ile bütün insan hakları ayaklar altına alınıyor. Devlet, kanunlara bağlı olmalıdır, kanunlara göre hareket etmelidir. Ancak bu hak 2 yıldır İmralı’da tecrit uygulamasıyla engelleniyor” dedi.

Tecrit Kürt düşmanlığıdır

İmralı tecridinin Kurdistan’a, Türkiye’ye yayıldığını ifade eden Kaçmaz, “Türkiye halkları da bugün tecrit altında. Türkiye’nin içinde bulunduğu çıkmazlar, siyasetten ekonomiye yaşanan krizler tecritle birebir bağlantılıdır. Bu politikalar Kürt düşmanlığının bir parçasıdır” şeklinde konuştu.

Tecridin insanlık suçu olduğunu dile getiren Kaçmaz, “Bu Kürt düşmanlığı olmasaydı, Sayın Öcalan’ın ‘Bir haftada savaş ve çatışma ortamını sonlandırırım’ sözünün gereği olarak İmralı’da görüşmelerin önü açılırdı. Ancak AKP-MHP iktidarı bu çağrıya karşı ciddi bir duruş sergilemedi” ifadelerini kullandı.

Savaşa bütçe var Türkiye halklarına yok

AKP’li Nurettin Canikli’nin 2023 bütçesi görüşmelerinde savaş harcamalarına dair açıklamalarını anımsatan Kaçmaz, “Savaşa bütçe var, Kürt düşmanlığına bütçe var, ancak Türkiye halkları için bütçe yok. Savaş toplumu yoksullaştırıyor. Sayın Öcalan 40 yıldır devam eden savaşı sonlandırabilir. Onurlu barışı Sayın Öcalan sağlayabilir, devlet bu çağrıları ciddiye almalıdır. Ancak devlet aklı tecridi derinleştirerek bu çağrılara yanıt veriyor” diye konuştu.

Herkes harekete geçmeli

Abdullah Öcalan’dan iki yıldır haber alınamadığını ifade eden Kaçmaz, “Sayın Öcalan’ın sesi duyulmadığı sürece savaş derinleşiyor. Çözümün anahtarı İmralı’da, iktidar bunu görmeli. İktidarın barış korkusu nedir? Kürt halkı ve Türkiye halklarına ölümü, savaşı dayatmanızın nedeni nedir? Herkesin tecride karşı sesini yükseltmesi, harekete geçmesi gerekiyor” diye seslendi.

ANKARA

#Tecrit #nöbeti #sürüyor #İktidarın #barış #korkusu #nedir