Ana Sayfa Blog Sayfa 1083

Kaftancıoğlu ‘Altun’a hakaret’ davasından beraat etti

CHP İstanbul İl Başkanı Canan Kaftancıoğlu, İletişim Başkanı Fahrettin Altun’a ‘hakaret’ suçundan yargılandığı davadan beraat etti

CHP İstanbul İl Başkanı Canan Kaftancıoğlu, 14 Nisan 2020’de İletişim Başkanı Fahrettin Altun’un Üsküdar’daki evinin yanında usule aykırı yapılaşma olduğuna dair kamuoyuna yansıyan iddialarla ilgili yaptığı açıklamaya açılan dava görüldü.

Kaftancıoğlu hakkında bu nedenle “kamu görevlisine alenen hakaret” suçlamasıyla Anadolu 40. Asliye Mahkemesi’nde açılan davada Kaftancıoğlu için 3 ay 15 günden iki yıl dört aya kadar hapis cezası isteniyordu. Görülen duruşmada Kaftancıoğlu’nun beraatına karar verildi.

İSTANBUL

 

#Kaftancıoğlu #Altuna #hakaret #davasından #beraat #etti

İddia: Türkiye, Ukrayna’ya misket bombası veriyor

ABD merkezli Foreign Policy dergisi Türkiye’nin Ukrayna’ya ABD tarafından tasarlanan misket bombalarını gönderdiğini yazdı

TSK, operasyonlarda kimyasal silah ya da yasaklı silah kullanmadığını Milli Savunma Bakanlığı (MSB) üzerinden açıklarken askeri envanterde yasaklı silahların olduğu iddiaları Türkiye’nin peşini bırakmıyor.

Meclis’te de sık sık gündeme gelen bu soruya Savunma Bakanı Hulisi Akar, “Envanterimizde yasaklı silah yok” diyerek karşılık vermişti ancak ABD merkezli Foreign Policy dergisinde Türkiye’nin Ukrayna’ya da yasaklı silah gönderdiği iddia edildi.

Foreign Policy’ye konuşan kaynaklar, ABD tarafından tasarlanan misket bombalarının, 2022’nin son aylarından bu yana Türkiye’den Ukrayna’ya gönderildiğini ileri sürdü. Ukrayna’nın söz konusu bombaları önce ABD’den istediği ancak ABD’deki ihraç yasağı nedeniyle Türkiye’nin devreye girdiği belirtildi.

Askeri açıdan Ukrayna’yı destekliyor

Dergiye konuşan bir kaynak, “ABD’nin (Ukrayna’nın) misket bombalarına erişimini reddetmesinden sonra Türkiye, bunu alabilecekleri tek yerdi. Bu da şunu gösteriyor: Türkiye bazı açılardan Rusya’yla yakınlaşmasına rağmen askeri açıdan Ukrayna’nın gerçekten önemli bir destekçisi haline geldi” dedi.

İlk gönderimin 2022’nin kasım ayında yapıldığı belirtilirken, Jack Detsch ve Robbie Gramer imzalı haberde, şu ifadeler kullanıldı: “NATO müttefiki, Kasım 2022’de, Soğuk Savaş döneminde ABD ile ortak yapım anlaşması kapsamında yapılan çift amaçlı geliştirilmiş konvansiyonel mühimmatların (DPICM’ler) ilk partilerini göndermeye başladı.”

Türkiye’nin bir yandan Rusya’da silah alıp NATO’yu ‘kızdırdığı’, bir yandan da Rusya-Ukrayna savaşında ‘diplomatik arabuluculuk rolü oynadığı’ ve Bayraktar SİHA’ları göndererek Ukrayna’yı desteklemeye devam ettiği belirtildi. Haberde, Türkiye’nin misket bombalarını yasaklayan uluslararası anlaşmaya taraf olmadığı hatırlatıldı.

110 ülke tarafından yasaklı silah

‘Bomba içinde bomba’ olarak bilinen misket bombaları uçaktan ya da havan toplarıyla atılabiliyor. Bunlar, düştüğü yerde ya da havada açılarak içindeki küçük bombaları etrafa saçıyor. Patlamayan, toprağa gömülü kalan bombalar ise mayın etkisi görüyor.

Misket Bombalarının Yasaklanması Sözleşmesi’ne taraf olan 110 ülke, 2008’de misket bombası kullanma, stoklama ve satmaya yasak getirirken anlaşmaya imza attı.

Sözleşmeye taraf olan ülkeler belirli bir süre zarfında sınırları içindeki misket bombalarını imha etmeyi taahhüt ederken, şimdiye kadar Kanada, Fransa, Almanya, Japonya bomba stoklarını imha etti.

DIŞ HABERLER

#İddia #Türkiye #Ukraynaya #misket #bombası #veriyor

Peru’da hükümet karşıtı eylemlerde ölü sayısı 47’ye çıktı

Peru’da Boluarte’nin istifa etmesini ve erken seçime gidilmesini talep eden protestocular ile polis arasında yaşanan çatışmalar sürüyor, ölü sayısı 47’ye yükseldi

Peru’da Cumhurbaşkanı Dina Boluarte’nin istifa etmesini ve erken seçime gidilmesini talep eden protestocular ile polis arasında yaşanan çatışmalarda ölü sayısı 47’ye yükseldi.

Başbakan Alberto Otarola, yaptığı açıklamada, protestoların merkezine dönüşen ülkenin güneyindeki Puno kentinde 3 günlüğüne gece sokağa çıkma yasağı ilan ettiklerini belirtti.

3 günlük yas ilan edildi

Hükümet karşıtı gösterilerde hayatını kaybedenlerin sayısı ise 47’ye ulaştı. Çatışmaların yaşandığı ve 73 göstericinin de yaralandığı belirtildi. Karayolu Kargo ve Mal Taşımacılığı Müfettişliği, ülke genelinde 53 otoyolun barikatlarla kapatıldığını ve bu nedenle tedarik zincirinin durma noktasına geldiğini duyurdu. Öte yandan Puno kenti hükümeti, Juliaca şehrinde ölümler nedeniyle kentte 3 günlük yas ilan edildiğini açıkladı.

Çatışmalarda Ulusal Gümrük Müfettişliği karargahı, Kamu Bakanlığı ve Halk Hareketi Partisi Kongre üyesi Jorge Flores’in evi de ateşe verildi.

DIŞ HABERLER

#Peruda #hükümet #karşıtı #eylemlerde #ölü #sayısı #47ye #çıktı

Buluttekin: Muhalefet sessiz kaldığı kayyumla karşı karşıya geldi

İBB Başkanı İmamoğlu’na verilen cezayı değerlendiren yerine kayyum atanan HDP Sur Belediyesi Eşbaşkanı Filiz Buluttekin, Kürt kentlerine atanan kayyumlara muhalefetin sessiz kaldığını ve bugün aynı durumla karşı karşıya kaldığını söyledi

Halkların Demokratik Partisi (HDP) belediyelerinin gasp edilerek, eşbaşkanların yerine kayyum atanmasında el konulan belediyelerden biri de Amed’in Sur Belediyesi oldu. Geçtiğimiz ay İstanbul Büyükşehir Belediyesi Başkanı Ekrem İmamoğlu’na hapis cezası ve siyaset yasağı verilirken, kayyum tartışmaları yeniden başladı.

İrade gasp gerçekleştirdiler

İmamoğlu’na verilen 2 yıl 7 ay 15 gün hapis cezasını Mezopotamya Ajansı’na (MA) değerlendiren yerine kayyum atanan Sur Belediyesi Eşbaşkanı Filiz Buluttekin, yerlerine kayyum atandığında tepkisiz kalan muhalefetin bugün aynı sonuçla karşı karşıya kaldığını belirtti.

Kurdistan kentlerindeki belediyelere kayyum atama sürecinde muhalefetin sessizliğine dikkat çeken Buluttekin, “Kürt seçilmişlere sahip çıkılsaydı, Bekir Kaya, Selçuk Mızraklı, Gültan Kışanak ve diğerleri cezaevinde olmazdı. Seçilmişlerimizin tek ‘suçu’, topluma dayalı bir çalışma yürütmek ve halk belediyeciliği anlayışını savunmaktır. İktidar, irade gaspı gerçekleştirdi” diye belirtti.

Muhalefet ciddi tutum almalıydı

Kurdistan’daki belediyelere yapılan siyasi darbelerin İstanbul’da da denenmek istendiğini belirten Buluttekin,”Kayyımlar, Türkiye halkının sorunu olmalıydı. İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne atanması düşünülen kayyıma karşı, herkes mücadele etmeli. Demokrasi isteyen bütün halklar, birbirine sahip çıkmalı. Ekrem İmamoğlu’na verilen hapis cezası siyasi darbenin en büyük örneği. Kurdistan’da belediyelere atanan kayyımlara yeterince ses çıkarılsaydı, bugün milyonlarca Kürt’ün oylarıyla irade gaspı söz konusu olmazdı. Eğer muhalefet ciddi bir tutum geliştirmiş olsaydı bunlar yaşanmayacaktı” dedi.

Milyonlarca oya sahip bir halk var

“Kazanımlarımızdan geri adım atmayacağız. 40 yıllık bir mücadeleden geliyoruz” diyen Buluttekin, “Parti kapatmakla, hazineyi kesmekle, siyasi darbe ve operasyonlarla, bir çözüm sağlayamazlar. Bugün Kürt sorununu yok saymakla dilini ve kimliğini kabul etmemekle olmaz. Milyonlarca oya sahip olan bir halk var. Demokratik bir ülkede özgür bir yaşam istiyoruz” dedi.

AMED

 

#Buluttekin #Muhalefet #sessiz #kaldığı #kayyumla #karşı #karşıya #geldi

‘Bu Suça Ortak Olmayacağız’ bildirisinin üzerinden 8 yıl geçti: Aynı ilkeleri savunuyoruz

‘Bu Suça Ortak Olmayacağız’ başlıklı bildirinin yıl dönümünde yazılı açıklama yapan Barış Akademisyenleri, 8 yılın ardından halen aynı ilkeleri savunduklarına dikkat çekti

İnsan hakları savunucuları ve dayanışma akademileri, 11 Ocak 2016’da bin 128 akademisyenin imzasıyla yayınlanan ‘Bu Suça Ortak Olmayacağız’ başlıklı bildirinin yıl dönümünde yazılı açıklama yaptı. Bin 128 akademisyenin, sistematik hak ihlallerini eleştiren ‘Bu Suça Ortak Olmayacağız’ başlıklı bildiriyi imzalayarak, barış ve adalet talep ettikleri, hakikati öğrenme hakkını savundukları vurgulanan açıklamada, bildirinin kamu ile paylaşılmasının tepkileri ve tehditleri de beraberinde getirdiği hatırlatıldı.

‘İmzalarımız haklılığını koruyor’

Yapılan açıklamada, şehirlerin, kültürel birikimlerin, aidiyetlerin, insan yaşamının değersizleştirildiği bir yıkım sürecine itirazlarını dile getirdikleri için bildiriye imza attıkları vurgulandı. Barış çağrılılarına hak ihlalleri ile cevap verildiğinin altı çizilen açıklamada: “Kimilerimiz gözaltına alındı, tutuklandı, tehdit edildi, yaşadığı şehri terk etmeye zorlandı. Diğerlerimiz hakkında disiplin soruşturmaları ve adli soruşturmalar açıldı, yetmedi sosyal güvenlik kayıtlarına düşülen şerhlerle başka işlerde çalışmamız bile engellendi. Coğrafyamızın trajedileri haline gelmiş sürgün, ölüm, kan banyosu tehditleri, hapis ve yoksulluktan biz de payımıza düşeni aldık. Oysa aradan geçen onca yıla rağmen imzalarımızın çıkış noktası haklılığını koruyorken, bugün 2016’da savunduğumuz ilkeler hâlâ savunulmayı hak ediyor” ifadelerine yer verildi.

Özgürlük gelene kadar mücadeleye devam

Aradan geçen 8 yılın tarihe ‘sosyal ölüm’ olarak geçen şeytanlaştırma, siyasi yargılamalar, emekliliğe-istifaya, imza çekmeye zorlama; iş sözleşmelerinin feshedilmesi, açığa alınma, yıldırmalarla geçtiği belirtilen açıklamada, aynı zamanda ortaya çıkan dayanışmaya da dikkat çekildi. 822 imzacı akademisyenin “terör örgütü propagandası yapma” suçlamasıyla ceza mahkemeleri önünde yargılandığı dile getirilen açıklamada, 2019 yılında AYM’nin Barış Bildirisi’ne imza atmanın ifade özgürlüğü kapsamında olduğuna hükmetmesiyle birlikte akademisyenlerin beraat ettiği kaydedildi. Kamu/Vakıf üniversitelerinde çalışan imzacı akademisyenlerden 406’sının ise OHAL Kanun Hükmünde Kararnameleri ile akademik görevlerinden ömür boyu çıkartıldığı belirtilen açıklamada, Türkiye’ye barış akademiye özgürlük gelene kadar mücadelenin süreceği vurgulandı.

Fincancı’nın yanındayız

Şebnem Korur Fincancı’nın tutuklanmasına da değinilen açıklamada şu ifadelere yer verildi: “7 yıl sonra bugün, bu kez, barış akademisyeni, Prof. Dr. Şebnem Korur Fincancı’nın tutuklu yargılandığı bir davanın duruşmasının yapıldığı 11 Ocak tarihinde, tarihe bir kez daha kayıt düşüyoruz; bizi açlıkla, yoksullukla, siyasi yargıyla terbiye etmeye çalışanlara dayanışma ve hak savunusu ile yanıt veriyoruz. , İçişleri Bakanı tarafından isimleri verilerek hedef gösterilen barış imzacısı arkadaşlarımızın ve Şebnem Korur Fincancı’nın yanında olduğumuzu teyit ediyoruz”

Açıklamaya imza atan kurumlar

BİRARADA Bilim, Sanat, Eğitim, Araştırma ve Dayanışma Derneği
Ankara Dayanışma Akademisi
Eskişehir Okulu
İnsan Hakları Okulu
İzmir Dayanışma Akademisi
Kampüssüzler
Kocaeli Dayanışma Akademisi
Kültürhane BAK-Almanya Derneği
Türkiye’deki Barış Akademisyenleri ve Hak Savunucuları ile Dayanışma Derneği-Fransa (SUP-DDHT)

HABER MERKEZİ

#Suça #Ortak #Olmayacağız #bildirisinin #üzerinden #yıl #geçti #Aynı #ilkeleri #savunuyoruz

Ferit Şenyaşar: 17 Ocak’ta adil bir yargılama istiyoruz

Adalet Nöbet’lerini 674’üncü gününde konuşan Ferit Şenyaşar, hastanede gerçekleştirilen saldırıya dair 17 Ocak’ta görülecek duruşmaya dikkat çekerek davanın dayanışma ile açıldığını belirtip, katılım çağrısı yaptı

Riha’nın (Urfa) Pirsûs (Suruç) ilçesinde, 14 Haziran 2018 tarihinde AKP Milletvekili İbrahim Halil Yıldız’ın koruma ve yakınları tarafından eşi ve iki oğlu katledilen Emine Şenyaşar ile saldırılardan yaralı kurtulan oğlu Ferit Şenyaşar’ın 9 Mart 2021’de başlattığı Adalet Nöbeti, 674’üncü günde.

Bugün ki nöbette konuşan Ferit Şenyaşar, tüm engelleme ve baskılara rağmen eylemlerinin 674’üncü gününde sürdüğünü belirterek, “İstediğimiz adalettir. ‘Adalet aramak suç ise bizi de gözaltına alın. Bizi de tutuklayın’ dedik” diye belirtti.

Herkes katliamı açıkça anlattı

Hastanede gerçekleştirilen saldırıya dair açılan davanın ilk duruşmasının 17 Ocak’ta Meletî’de (Malatya) görüleceğini hatırlatan Şenyaşar, “Katliamı yapan iktidar partisinin milletvekili ve akrabalarıdır. Hastane içindeki kamera görüntüleri şuan olmasa da hastanedeki güvenlik kamera arşivinde olduğunu herkes çok iyi biliyor. Hastanedeki tanıkların, emniyet müdürünün ifadesi var. Sağlık çalışanları ve doktorların ifadesi var. Milletvekili Yıldız ve ailesinin nasıl bir katliam yaptığını ifadelerinde açıkça anlattılar. Nöbetimizi sürdürürken gerek hukuk örgütleri, gerek barolar olsun bize sonsuz desteklerini sundular. Kamuoyunun oluşmasından sonra dava açıldı. 17 Ocak’ta görülecek olan duruşmada adil bir yargılama ve toplumun vicdanını rahatlatacak bir karar istiyoruz” dedi.

RIHA

 

#Ferit #Şenyaşar #Ocakta #adil #bir #yargılama #istiyoruz

İran’da işkence gören bir öğrenci katledildi

İran ve Rojhilat’ta süren halk isyanı tüm baskılara rağmen devam ederken, Öğrenci Meclisleri yaptıkları açıklama ile Ghazal Amiri isimli bir öğrencinin katledildiğini duyurdu

Öğrenci Meclisleri, yaptıkları açıklama ile Şiraz Üniversitesi öğrencisi Ghazal Amiri’nin katledildiğini duyurdu. Yapılan açıklamada, Ghazal Amiri’nin 10 Ekim’de gerçekleşen protestolar sırasında polisler tarafından işkence gördüğü ve tutuklanma korkusundan hastaneye gitmediği belirtildi. İşkenceden bir gün sonra durumu ağırlaşan öğrencinin hastaneye kaldırıldığı fakat kurtarılamadığı da açıklamada yer aldı.

Kaçırılma ve uzaklaştırma

Sinnah Teknik Üniversitesi’nde okuyan Fatima Moradi ve Aso Marafi isimli iki öğrenci de dün rejim güçleri tarafından kaçırıldı. Yayınlanan haberlere göre bu öğrencilerin neyle suçlandıkları ve nerede olduklarına dair ise bilgi yok. Meşhed’deki Ferdowsi Üniversitesi’nde doktora öğrencisi olan Maryam Karmi de “üniversite ortamında isyana ve kaosa tahrik” suçlamasıyla öğrenci eylemlerine katıldığı için üniversiteden iki dönem uzaklaştırıldı.

17 Ekim 2022’de tutuklanan İsfahan Sanat Üniversitesi’ndeki restorasyon öğrencisi Sahar Azbara, 84 gün sonra İsfahan sokaklarından birinde zorunlu başörtüsü olmadan çekilmiş bir fotoğrafını yayınladığı için tutuklanıp İsfahan’daki Dolatabad Cezaevi’ne konuldu. Sahar Azbara, daha sonra kefaletle serbest bırakıldı.

Kaynak: NuJinha

#İranda #işkence #gören #bir #öğrenci #katledildi

Adalet Nöbeti 15’inci gününde: Tecrit siyasi ablukadır

HDP Milletvekillerinin PKK Lideri Abdullah Öcalan’a uygulanan tecride dikkat çekmek amacıyla başlattıkları eylemde konuşan Antalya Milletvekili Bülbül, tecridin ‘siyasi bir abluka olduğuna’ dikkati çekti

Halkların Demokratik Partisi’nin (HDP), PKK Lideri Abdullah Öcalan’ın avukatlarıyla görüştürülmesi talebiyle başlattığı Adalet Nöbeti, 15’inci gününde devam ediyor. Milletvekilleri, Kemal Bülbül, Abdullah Koç, Muazzez Orhan, Sıddık Taş, Hüseyin Kaçmaz, Erdal Aydemir, Kemal Peköz, Celadet Gaydalı, Remziye Tosun ve Nuran İmir, “İmralı’da hukuk uygulansın” ve “Tecrit insanlık suçudur” dövizleriyle Meclis Dikmen Kapısı’nda açıklama yaptı.

Tecrit hukuki bir suç

HDP Antalya Milletvekili Kemal Bülbül, İmralı Adası’nda hukuk sistemine ve Anayasa’ya uymayan bir sistem olduğunu belirterek, söz konusu sistemin tarafları olduğuna işaret etti. Bülbül, bu sistemin bir tarafı olan AKP-MHP iktidarının tecridi sistematik hale getirerek insan hak ve özgürlüklerine, insanlığın kendisine karşı suç işlediğini ifade etti.

Bülbül, “Bunun dışında NATO, CPT, Avrupa Birliği, AİHM, bu suçun tarafıdır. Zira burada uluslararası bir komplo ve uluslararası bir sistem söz konusu. AB Türkiye’de insan hak ve özgürlüklerin dair gelişmeleri titizlikle izler, bu konuda yayınlarken, İmralı’daki sisteme dair hiç bir zaman bir cümle sarf etmemiştir. Yine CPT gitmiş orada inceleme yapmış ve incelemelerini Türkiye, dünya kamuoyu ile paylaşmamıştır. Bu demokratik kamuoyunda, Kürt halkında, HDP’de ciddi bir endişeye, kaygıya yol açmakta. Hem sağlık hem güvenlik hem de iletişim açısından” dedi.

Tecrit siyasi bir abluka

Tecridin İmralı’da aile ve avukat görüşü önündeki engellerden ibaret olmadığının altını çizen Bülbül, tecridin siyasi bir abluka olduğunu bu siyasi ablukada dışarıda Kürt halkına, onun kurumlarına karşı tecrit olarak, darbe olarak, kayyım olarak devam ettiğini söyledi. Bülbül, tecride karşı olmanın demokrasiyi insan hak ve özgürlüklerini, eşitliği, adaleti savunmak olduğuna dikkat çekerek şunları söyledi: “Sayın Öcalan bugüne kadar Ada’da ürettiği ve ifade ettiği görüşlerle Ortadoğu’nun, Türkiye’nin ve Kürt halkının, Türkiye halklarının eşit, özgür ve bir arada ortak yaşamını savunmuş ve bu düşünceleri savunmak da asla suç değil, meşru ve demokratik bir haktır. Biz de burada bu meşru ve demokratik hakkı ifade etmek ve Sayın Öcalan’ın Türkiye’de barışın ve demokrasinin, Kürt sorununun çözümünün, kilitlenmiş bu tecrit sisteminin demokratik şekilde çözümünün savunulması için bir görüşme yapılması gerektiği kanısındayız. Ama biz de burada tecrit altındayız.”

Çözüm için görüşme sağlanmalı

Adalet Bakanlığı’na gidişlerinin engellenmesine tepki gösteren Bülbül, “Adalet Bakanlığı’nın önü teneke ile kapanmış. Adalet Bakanlığı teneke bakanlığı olmuş. Teneke bakanlığı, tenekelerden bizim sesimizi duyamıyor. Bu kadar teneke bir yaklaşım, bu kadar paslı, kirli bir yaklaşım söz konusu olamaz. Türkiye’nin 3’üncü büyük partisinin milletvekilleri, yöneticileri, kitlesi, demokratik kurum ve kuruluşlar, binlerce avukat, binlerce akademisyen, toplumsal barışı savunuyor ama bu toplumsal barışı savunmak Sayın Fincancı’ya karşı tutuklama, akademisyenlere ihraç olarak yansıyor. Dolayısıyla adada uygulanan tecrit sistemi, sadece adaya mahsus değil. Ortadoğu’ya, Türkiye’ye ve Kurdistan’a mahsus bir tecrittir. Bu tecrit suçtur, bu suçun yargılanması, hukuk, adalet ve demokrasi önünde bir gün mutlaka yapılacaktır. Şu anda biz tecrit altında olabiliriz. Şu anda bizi tecrit altında tutan ırkçı, tekçi sistem, kendisini büyük güvenlik içinde hissedebilir. Bu sahte bir güvendir, bu hukuk mesnetinden yoksun, suç işleyen bir güvendir. Hukuk böyle diyor, adalet böyle diyor, evrensel düşünce böyle diyor, insan hak ve özgürlükleri böyle diyor. Tecrit suçtur. Bir an önce tecride son verilmelidir ve demokratik barışçıl çözüm için Sayın Öcalan ile görüşme sağlanmalıdır” ifadelerini kullandı.

Kaynak: MA

#Adalet #Nöbeti #15inci #gününde #Tecrit #siyasi #ablukadır

Çorlu davası: Biz bugün burdaysak siz yarın evlatlarınızı kaybetmeyin diye

Çorlu’da 25 kişinin hayatını kaybettiği Çorlu tren kazası duruşması görülüyor, duruşma öncesi konuşan Mısra Öz, ‘Katiller hesap vermedikçe biz sevdiklerimizi, sizler sevdiklerinizi kaybetmeye devam edeceksiniz’ dedi

Tekirdağ’ın Çorlu ilçesinde 7’si çocuk 25 kişinin hayatını kaybettiği, tren katliamına ilişkin davanın 12’nci duruşması Çorlu’da görülüyor. Duruşma öncesi aileler, Santral Meydanı’ndan, tren katliamında yaşamını yitiren yakınlarının fotoğrafları ve “Adalet istiyoruz” yazılı pankart eşliğinde duruşmanın görüleceği Çorlu Halk Eğitim Merkezi’ne yürüdü.

Tahliyeye tepki

Duruşma öncesi adliye önünde yapılan açıklamada konuşan katliamda oğlu Oğuz Arda Sel ile eski eşi Hakan Sel’i kaybeden Mısra Öz, Türkiye Cumhuriyeti Devlet Demiryolları (TCDD) 1. Bölge Demiryolu Bölge Bakım Müdürü Mümin Karasu’nun tutuklanıp ardından tahliye edilmesine tepki göstererek, “Biz evlatlarımızı 5 yıldır toprağın altından seviyoruz. Biz her duruşmada katillerin pankartlarını, isimlerini ellerimizde taşıyoruz. Gerçek sorumluların, sorumluluğunu bilmeyerek iş yapanların neticesinde evlatlarımızı kaybettik. Vazgeçmeyeceğiz davamızdan. Eğer bugün buradaysak yarın sizin evlatlarınız mezarda olmasın diye tüm çabamız. Katiller hesap vermedikçe biz sevdiklerimizi, sizler sevdiklerinizi kaybetmeye devam edeceksiniz” dedi.

Katliamda kardeşlerini, yeğenini ve kızını kaybeden Zeliha Bilgin de “Adalet uyuyor. Adalet uymaya devam ediyor ama bizler burada olduğumuz sürece adaleti uyandıracağız. Bir gün bu haklı davamızda haklı çıkacağız” dedi.

Ne olmuştu?

8 Temmuz 2018’de Tekirdağ’ın Çorlu ilçesi Sarılar Mahallesi yakınlarında bir tren raydan çıkarak devrildi. Kazada 7’si çocuk 25 kişi yaşamını yitirdi, 328 kişi de yaralandı. Çorlu Cumhuriyet Başsavcılığı’nca kazanın meydana gelmesinde kusurlu bulunan TCDD 1’inci Bölge Müdürlüğü Halkalı 14’üncü Demiryolu Bakım Müdürlüğü’nde müdür olarak görev yapan Turgut Kurt, Çerkezköy Yol Bakım Şefliği’nde çalışan Yol Bakım ve Onarım Şefi Özkan Polat, Yol Bakım Şefliği’nde Hat Bakım ve Onarım Memuru Celaleddin Çabuk ile TCDD bünyesinde çalışan ve mayıs ayındaki yıllık umumi muayene raporunda imzası bulunan Köprüler Şefi Çetin Yıldırım hakkında ‘taksirli ölüme ve yaralanmaya neden olmak’ suçundan 2’şer yıldan 15’er yıla kadar hapis istemiyle Çorlu 1’inci Ağır Ceza Mahkemesi’nde dava açıldı.

TEKİRDAĞ

#Çorlu #davası #Biz #bugün #burdaysak #siz #yarın #evlatlarınızı #kaybetmeyin #diye

İmza kampanyası: Bloke kararı eşitlik ilkesine aykırı

76 sivil toplum örgütü ve 2 bin 393 isim, HDP’nin Hazine yardımı yapılan hesaplarına bloke kararına ilişkin açıklama yaparak ‘eşitlik ilkesine aykırı’ olduğunu vurguladı ve imza kampanyası başlattı

Sivil toplum örgütleri, Halkların Demokratik Partisi’nin (HDP) Hazine yardımı yapılan hesaplarına bloke konulmasına karşı imza kampanyası başlattı. Kampanya kapsamında 76 kurum ve 2 bin 393 isim, imza attı.

Kampanyayı yürüten sivil toplum örgütleri, kampanyayla ilgili yaptığı yazılı açıklamada, “Siyasi partilerin kapatılması konusunda çok kötü bir sicile sahip olan ülkemizde 2010 yılında referandumla anayasa değişikliği yapılmış, siyasi partilerin kapatılmasına yönelik kanun hükümleri değiştirilmiş ve partiler için kapatma ya da hazine yardımından yoksun bırakma kararı verilebilmesi daha ağır koşullara bağlanmıştı. Bu bağlamda, Anayasa Mahkemesinin bir siyasi partinin kapatılmasına ya da hazine yardımından yoksun bırakılmasına karar verebilmesi için basit çoğunluk yeterli görülmemiş, en az 3’te 2 oy çokluğu şartı da getirilmişti” hatırlatması yapıldı.

‘Demokratik bir seçim olmayacağı açık’

Kararın verilme aşamasında Anayasa Mahkemesi’nin anayasal ve yasal usulleri gözardı ettiği vurgulanan açıklamada, “AKP-MHP’nin siyasi baskısıyla açılan kapatma davasında, mahkemeye yönelik açık ve aleni baskı sonucu şimdi de hukuki süreçler zorlanarak, davanın sonucu beklenmeksizin, hatta bu konuda savunma bile alınmaksızın HDP’nin seçime yönelik siyasi faaliyetlerini, seçim kampanyasını gereği gibi yürütememesine neden olacak bir karar verilmiştir. Yüksek Mahkemenin bu kararı yalnızca HDP’nin seçimlere dezavantajlı olarak katılmasına neden olmayacak, aynı zamanda tüm seçmenlerin serbest ve özgürce seçme ve bunun için bilgilenme hakkının da ihlaline neden olacaktır. Bu kararla kısıtlanmış olarak yapılacak bir seçimin eşitlik ilkesine uygun, adil ve demokratik bir seçim olamayacağı açıktır” diye belirtildi.

İtiraz çağrısı

Açıklamanın devamında şu ifadelere yer verildi: “Seçim sürecine, yurttaşların temel haklarından olan seçme ve seçilme hakkına çok açık ve ağır bir müdahale niteliğindeki karardan henüz resmi seçim süreci başlamadan bir an önce dönülmesini, bu haksız, demokratik ilkelere ve hukuka aykırı kararın kaldırılmasını talep ediyoruz. Bu bildiri ile demokrasiden ve evrensel hukuk ilkelerinden yana saf tuttuğumuzu ilan ediyor, kamuoyunu, seçme ve seçilme hakkına sahip çıkmaya, adil ve demokratik bir seçime müdahale teşkil eden bu karara karşı itiraz etmeye davet ediyoruz.”

Kampanyada imzası bulunan 76 sivil toplum örgütü şunlar:

17+ Alevi Kadınlar, 78’liler Girişimi Mersin, Alevi Kadınlar Birliği, Amed KESK Kadın, Ankara 78 liler Girişimi, Ankara Düşünceye Özgürlük Girişimi, Askeri Darbelerin Asker Muhalifleri Derneği (ADAM-DER), Avcılar Kültür Sanat Derneği, Avrupa Demokrat (İnternet Haber Gazetesi), Aydın Yeşil Sol Kadın, Aydın Yeşil Sol Parti, Batıkent Yeni Yaşam Derneği, Birleşik Emekliler Sendikası Diyarbakır İl Yönetimi, Bodrum Kadın Dayanışma Derneği, Bursa Su Kolektifi, Çağdaş Avukatlar Grubu, Datça Demokrasi Platformu, Demokrasi İçin Birlik (DİB), Demokrasi İçin Hukukçular, Demokratik Alevi Dernekleri, Demokratik Emekliler Sendikası, Demokratik Kürt Toplum Merkezi, Devrimci Parti, Devrimci Parti Muğla, DiEM25 Türkiye Kolektifi, Dikili Kadın Platformu, Disk Emekli Sen Çanakkale Şubesi, DİSK Emekli Sen Denizli Şubesi, Diyarbakır İli Bismil İlçesi ve Köyleri Kültür Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği, Diyarbakır MEBYADER, Diyarbakır Silvan Tokluca Köyü Derneği, Doğu-Güneydoğu Dernekleri (DGD) Platformu, DSTP, Düşünce Suçu(!?)na Karşı Girişim, Eğitim Sen Batman Şube, Eskikavak köyü Arek Köyü Çevre Koruma Ve Güzelleştirme Derneği Bingöl/Kiğı, İHD Gaziantep Şubesi, İHD Mersin Şubesi, İklim Adaleti Koalisyonu, İsviçre Göçmen İşçileri Federasyonu, Kadın Kooparatifi, Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu (KESK), Karakoçan Dayanışma İnisiyatifi, Kartal Silvanlilar Derneği, Kaşanlı Köyleri Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği, Katılımcı Avukatlar, KODA (Kocaeli Dayanışma Akademisi), Kuşadası Kadın Platformu, Mardin Şahmaran Kadın Platformu, MEBYADER-Batman, MİLAS 78’LİLER, Muğla Çevre Platformu, MÜlkiyeliler Birliği, Ötekilerin Hukuk Bürosu, Özgürlük İçin Hukukçular Derneği, Polen Ekoloji Kolektifi, Rosa Kadın Derneği, Silvan Taşpınar Köyü Derneği, Sosyalist Yeniden Kuruluş Partisi (SYKP), SUP-DDHT (Fransa), Şanlı Urfa 78’liler Dayanışma ve Yardımlaşma Derneği, TMMOB Batman İl Koordinasyon Kurulu, TMMOB Hakkari İl Koordinasyon Kurulu, TÖP Hukuk Komisyonu, Tüm Emeklilerin Sendikası, Tüm Emeklisen, Türkiye Almanya Kültür Forumu, Validebağ Direnişi, Validebağ Savunması, Yeşil Sol Parti, Yeşil Sol Parti Didim İlçe Örgütü, Yeşil Sol Parti İzmir İl Örgütü, Yeşil Sol Parti Milas İlçe Örgütü, Yeşil Sol Parti Tokat İl Örgütü, Yurttaş Girişimi.”

Sivil toplum örgütlerinin yanı sıra 2 bin 393 isim de karara karşı başlatılan kampanyayı imzaladı.

Kaynak: MA

#İmza #kampanyası #Bloke #kararı #eşitlik #ilkesine #aykırı