Ana Sayfa Blog Sayfa 1084

Frankfurt’ta Kürt Film günleri başlıyor

Frankfurt Kürt Film Festivali başlıyor. 18 Ocak’a kadar sürecek festivalin açılış filmi ‘Kobanê’ olacak. Festivalde ayrıca Ezmûn, Bögürtlen Zamanı, Berfin, Nûjiyan ve Hêza filmleri gösterilecek

Koronavirüs salgını nedeniyle en son 2020’de düzenlenen Frankfurt Kürt Film Festivali bugün başlıyor. Festivale, TekoJIN ve Amara Kadın Meclisi öncülük edecek. 18 Ocak’a kadar sürecek etkinlik Frankfurt’ta, Film Form Höchst salonunda seyirci ile buluşacak.

Yeni Özgür Politika’nın haberine göre; Rojava Film Komünü’yle ortak çalıştıklarını ifade eden Teko-Jin aktivistlerinden Zozan Olbistan, festivale herkesi beklediklerini açıkladı.

Açılış ‘Kobanê’ ile

Festival, ‘Kobane’ filmi ile açılışını yapacak. Özlem Yaşar’ın imzasını taşıyan film, Kobanê’yi dört bir yandan kuşatan IŞİD barbarlığına karşı gerçekleşen direnişe odaklanıyor. Film günlerinde “Hapis veya Sürgün” belgeseli de gösterilecek. Belgesel, sürgünde yaşayan HDP siyasetçileri anlatıyor.

Ezmûn

Yönetmenliğini Shawkat Amin Korki’nin yaptığı “Ezmûn” (Sınav) ise 14 Ocak’ta gösterilecek. Film, Güney Kürdistan’daki cinsiyet eşitsizliğini ve yolsuzluğu irdeliyor. Korki’nin bu dikkat çeken yapımı Karlovy Vary Uluslararası Film Festivali’nde de FIPRESCI Uluslararası Eleştirmenler Ödülü’ne değer görülmüştü.

Böğürtlen Zamanı

Türk zindanlarında rehin tutulan Murat Türk’ün otobiyografik romanı Böğürtlen Zamanı’dan uyarlanan ve Haşim Aydemir tarafından çekilen “Böğürtlen zamanı” filmi izleyicinin karşısına çıkacak.

Berfin

Berfin bir gerillanın arayışını, savaşını, hasretini ve mücadelesini konu alıyor. Dağ sinemasının dilini oluşturmaya çalışan Sine Çiya ekibi, Berfin filmi ile bu geleneği sürdürüyor. Filmin yönetmen koltuğunda ise Özlem Arzeba var.

Nûjîyan

Şengal’de KDP tarafından katledilen gazeteci Nûjîyan Erhan’ın mücadelesini anlatan “Nujiyan” adlı belgeseli de izleyiciyle buluşacak.

Hêza

Festivalin son filmi ise Derya Deniz imzalı “Hêza” belgeseli olacak. 3 Ağustos 2014’te Êzîdî Soykırımı sırasında 25 kişilik ailesiyle birlikte kaçırılan Suad Murad Xelef’in öyküsüne odaklanıyor.

FRANKFURT

#Frankfurtta #Kürt #Film #günleri #başlıyor

Molla rejimi en az 74 gazeteciyi tutukladı

Halkın sokakları terk etmediği İran ve Rojhilat’taki eylemlerde Eylül ayından bu yana en az 74 gazeteci tutuklandı

Protestoculara yönelik idamların başladığı İran’da halk rejimin zorbalıklarına rağmen sokaklarda. Şimdiye kadar 4 genç idam edilirken, binerce kişi de gözaltına alındı. Eylemlerin başladığı Eylül ayından bu yana ise en az 74 gazeteci tutuklandı.

Jîna haberini yaptılar

Nilüfer Hamidi ve İlahe Mihemidi protesto gösterilerinin başında tutuklanan ilk gazetecilerden olurken, biri hastanede Jîna Emînî’nin katledilmesiyle ilgili haber yaptığı için, diğeri de cenazesinin defnedilmesiyle ilgili haber yaptığı için tutuklandı. İki kadın gazeteci de haklarında herhangi bir ceza kararı alınmamasına rağmen İran hapishanelerinde tutuluyor.

Ajanlıkla suçlandılar

28 Ekim 2022’de İran İtlaat Bakanlığı ve İran Muhafız Güçleri ortak bir açıklama yaparak iki kadın gazeteciyi ajanlık yapmakla suçlarken, istihbarat teşkilatları tarafından eğitildikleri iddia edildi. Sınır Tanımayan Gazeteciler Örgütü’nün açıklamasına göre, iki gazetecinin bu suçlamalar nedeniyle idam cezası alma ihtimali bulunuyor.

Son olarak 5 Ocak’ta İtimad Gazetesi Editörü Mehdi Beik, İtlaat güçleri tarafından gözaltına alınarak tutuklandı. Beik, protestolarda tutuklananların yakınlarıyla yaptığı röportajın yayınlamasından bir hafta sonra tutuklandı.

En az 74 tutuklama

Feraz ajansının haberine göre, İran ve Rojhilat’taki protesto gösterilerinin başlangıcından bu yana en az 73 gazeteci İran güçleri tarafından gözaltına alındı. Gazeteci Beik’in tutuklanmasıyla birlikte bu sayı 74’e ulaştı.

Bazıları kefaletle bırakılsa da birçoğu hala cezaevlerinde tutuluyor.

HABER MERKEZİ

#Molla #rejimi #gazeteciyi #tutukladı

ELDH Genel Sekreteri: CPT İmralı raporunu politik olarak açıklamıyor

PKK Lideri Abdullah Öcalan’a uygulanan tecrite ve CPT ziyaretine dair konuşan ELDH Genel Sekreteri avukat Thomas Schmidt, CPT’nin 3’te 2 çoğunluk oyuyla halka bilgilendirme açıklama yapma hakkının olduğunu ancak İmralı’ya dair raporların politik nedenlerle açıklamadığını söyledi

İmralı F Tipi Yüksek Güvenlikli Cezaevi’nde ağır tecrit koşullarında tutulan PKK Lideri Abdullah Öcalan’dan 21 ayı aşkın süredir haber alınamıyor. Uluslararası hukuk örgütleri, haber alınamama hali devam ederken 20-29 Eylül 2022 tarihlerinde İmralı Adası’na yaptığı ziyaretin ardından Abdullah Öcalan ile ilgili kaygıları derinleştiren Avrupa İşkencenin Önlenmesi Komitesi’ne başvuruda bulundu.

Demokrasi Üzerine İnceleme ve Araştırma Merkezi/Uluslararası Yasal Müdahale Grubu (CRED/GILI), Avrupa Demokrasi ve Dünya İnsan Hakları Avukatları Derneği (ELDH), Avrupalı Demokratik Avukatlar (AED), İtalya’dan Giuristi Demokratik (GD), Almanya’dan Republikanischer Anwältinnen-und Anwälteverein e.V. (RAV), Vereinigung Demokratischer Juristinnen und Juristen e.V. (VDJ) ve Verein Für Demokratie und Internationales Recht (Maf-Dad), Belçika’dan Syndicat des Avocats pour la Démocratie (SAD) ile Hollanda’dan Vereniging Sociale Advocatuur Nederland’in yaptığı başvuruda, Türkiye’nin CPT’nin tavsiyelerine uyma ve Abdullah Öcalan ile diğer tutukluların İmralı’daki yasadışı tecridine son verilmesi çağrısı yaptı.

CPT’nin işleyişi

ELDH Genel Sekreteri avukat Thomas Schmidt, CPT’nin ziyaretini değerlendirdi. Schmidt, İmralı’ya son ziyaret ile ilgili hazırladığı raporu açıklamamasının sebebinin yasal mevzuat olmadığını, politik sebeplerden kaynaklandığını belirtti. CPT’nin işleyişinin ve rolünün farkında olmanın çok önemli olduğunu, CPT’nin görev sınırlarının sıklıkla yanlış anlaşıldığını belirten Schmidt, “CPT yalnızca insan hakları ihlallerini inceleme ve ilgili devletlere tavsiye verme ve kısıtlı da olsa katkıda bulunma yetkisine sahiptir. Görevi münferit dosyalara müdahale etmek değildir. Bu nedenle de insan hakları ihlaline maruz kalan kişinin bizzat CPT’ye başvuruda bulunması mümkün değildir. Ancak ziyaretlerinde CPT, yetkisi dahilinde münferit davaları inceleyebilir. CPT, yetkisi dahilinde insan hakları ihlallerini tespit ederse, bunu hükümete rapor edecek ve bunların nasıl giderileceğine dair önerilerde bulunacaktır” dedi.

Özel koşulları kabul etti

Schmidt, CPT’nin söz konusu raporunu yayınlanmasını zorlama imkanı olmadığını ifade ederek, ancak gözlem ve önerilerini belirli koşullar altında yayınlayabileceğini söyledi. Schmidt, CPT raporunun, ulusal mahkemeler veya Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) nezdindeki yasal kovuşturmalar için kanıt görevi görebildiğini aktararak, şu bilgileri paylaştı: “Sözleşmenin 7’nci maddesi uyarınca CPT, özel koşullar olduğunda baskın ziyaretler gerçekleştirebilir, bu nedenle geçen yıl 20-29 Eylül tarihleri arasında İmralı Hapishanesi’ne bir ziyaret gerçekleştirildi ve bence bu uluslararası kamuoyunun fikir edinmesi anlamında iyi oldu, çünkü bu ziyaret sonucunda CPT’nin de İmralı’da özel koşullar olduğunu kabul ettiğini ve bu nedenle de bir baskın ziyaret gerçekleştirdiğini kamuoyuna gösterdi. Ziyaret sırasında heyet, hükümet yetkilileriyle bir araya geldi ve ziyaretin sonunda heyet ön gözlemlerini Türk makamlarına sundu.”

CPT’nin açıklama hakkı

Ziyaretlere ilişkin CPT raporlarının Türkiye’nin açıklamalarıyla birlikte bir yıl kadar gecikmeli de olsa yayınlandığını, ancak bu gecikmenin bir sorun teşkil ettiğini ifade eden Schmidt, “CPT geçmişte hemen hemen her yıl Türkiye’yi ziyaret etti ve birkaç baskın ziyarette de bulundular. Bu kayıtların çoğu yayınlandı, ancak son ziyarete ilişkin rapor henüz yayınlanmadı. Çağrımızda da ifade ettiğimiz gibi, bu büyük bir sorun teşkil ediyor. Oysa ki CPT’nin çalışmalarını düzenleyen sözleşme ve raporların yayınlanmasına ilişkin mevzuat oldukça açık. Ziyaret sırasında elde edilen bilgilerin güvenilir bir şekilde gizliliği gerekirse, böyle bir durumda CPT raporunu yayınlayamaz. Belirli istisnaların farkında olmak önemlidir. CPT bu görevi ancak Türk hükümeti işbirliği yapmaya ve CPT’nin tavsiyelerine uymaya istekliyse yerine getirebilir. Bu, özellikle Abdullah Öcalan ve tutuklu arkadaşlarının avukatları ve aile üyelerinin düzenli ziyaretlere izin verilmesine tavsiyeler için geçerlidir. Bu gizlilik ilkesi bir istisnasıdır ve ilgili hükümet CPT’nin tavsiyelerine uymayı ve tutukluların durumunu iyileştirmeyi reddederse, o zaman CPT heyetinin 3’te 2 çoğunluk oyuyla konuya ilişkin halka bilgilendirme açıklaması yapma hakkı doğar” diye belirtti.

CPT inisiyatif kullanmalı

CPT’nin yapabileceği en iyi şeyin 10. maddenin 2’nci fıkrasını uygulayarak, 3’te 2 çoğunlukla kamuoyunu bilgilendirecek bir açıklama yapması olduğunun tekrar altını çizen Schmidt, “CPT’den beklentimiz, çağrımızda da belirttiğimiz gibi bu yöndedir, zira Türkiye’nin tavsiyelerine uymasını istiyorlarsa, durumu kamuoyuna açıklamak dışında yapacakları başka bir şey de kalmadı. İkinci adım ise Bakanlar Komitesi’nin bu konuyu Türkiye ile tartışması ve bir çözüm bulmasıdır” dedi.

Haber: Sterk Sütcü / MA

#ELDH #Genel #Sekreteri #CPT #İmralı #raporunu #politik #olarak #açıklamıyor

Çevirmen: Eşitlik ilkesi uygulanmalı

Adalet Bakanlığı’nın hasta tutuklulara ilişkin genelgesinin yetersiz olduğunu söyleyen İHD MYK Üyesi Nuray Çevirmen, Türkiye’de ikili bir hukuk sisteminin mevcut olduğunu söyledi.

Adalet Bakanlığı verilerine göre toplam 396 cezaevinin kapasitesi 286 bin 797 ancak 1 Aralık 2022 tarihi itibariyle cezaevlerinde 336 bin 315 kişi bulunuyor. İnsan Hakları Derneği (İHD) verilerine göre ise 651’i ağır, bin 571 hasta tutuklunun bulunduğu cezaevlerinde, 2022’de 76 tutuklu yaşamını yitirdi.

Cezaevlerinde yaşanan ölümlere sessiz kalan Adalet Bakanlığı ve Sağlık Bakanlığı, emekli Korgeneral Vural Avar’ın 20 Aralık 2022 tarihinde yaşamını yitirmesinin ardından harekete geçti. Adalet Bakanı Bekir Bozdağ’ın imzasıyla başsavcılıklara gönderilen genelgede, “sürekli hastalık, sakatlık ve kocama nedeniyle cezaların hafifletilmesi, kaldırılması işlemleri tutuklunun talebi olmadan resen başlatılabileceği” belirtirken, söz konusu düzenlemeye ilişkin detaylara, genelgeden yararlanabilecek tutuklulara ilişkin bilgilere ise yer verilmedi.

Tecrit sistemi artıyor

İHD Merkezi Hapishaneler Komisyonu Eşsözcüsü ve Merkez Yürütme Kurulu (MYK) Üyesi Nuray Çevirmen, Türkiye’de cezaevlerinin hak ihlalini yeniden üreten mekanlar olduğunu belirterek, tutukluların üzerindeki yoğun baskıların, psikolojik ve vücut bütünlüğünü tahribata uğratan uygulamaların bir bütün haline geldiğini söyledi. Birçok tutuklunun İHD’ye işkence, kötü muamele ve baskılara dair başvuruda bulunduğunu aktaran Çevirmen, Türkiye hapishanelerinde artan bir tecrit sisteminin mevcut olduğunu söyledi.

Cezasızlık politikası

İşkence ve kötü muameleye yönelik başvurulara değinen Çevirmen, cezasızlık politikasına dikkat çekti. Çevirmen, şunları söyledi: “Kendilerini çok güçlü hissediyorlar. ‘Bize bir şey olmaz’ düşüncesi hakim. Mahpuslar, kolluk marifetiyle pek çok hak ihlaline, ayrımcılığa uğramakta. Sevklerinde sıkıntılar yaşanmakta. Pek çok kurum hapishanelere giremiyor. Bu nedenle de denetleme mekanizmaları eksik. Meclis İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu zaman zaman cezaevi ziyaretlerini gerçekleştiriyor ancak ziyaretlerinde objektif veri toplamıyor. Buna rağmen cezaevlerinde yaşanan ihlallere dair tespitleri var. Düzeltmeler ise mevcut değil. Gittikçe artan bir ihlal söz konusu.”

Kayıtlara geçmeyen ölümler

Cezaevlerinde yaşamını yitiren ve kayıtlara geçmeyen tutukluların olduğuna dikkat çeken Çevirmen, “Hapishanelerde yaşanan ölümler, şüpheli ölümler çok fazla. Bu yıl inanılmaz derecede arttı. Bu şüpheli ölümlerden bir kısmının intihar olduğu söyleniyor. Mahpusun intihara sürüklenmesi bile yaşam hakkı ihlalidir. Şüpheli ölümlerin açığa çıkarılması, soruşturmaların açık, şeffaf bir şekilde yürütülmesi gerekiyor ancak bunlar sağlanmıyor. 76 mahpusun 35’i hastalıkları nedeniyle yaşamını yitirmişti. 4’ü 80 yaş üzeriydi ve ağır hastaydı. Hasta mahpuslar yaşamlarının kıyısına geldiğinde tahliye edilebiliyor. Bunlar da çok kısa bir süre sonra yaşamını yitiriyor. Ağır hasta mahpusların infazları 3’er ya da 6’şar aylık periyotlarla erteleniyor. Büyük bir ihlal söz konusu ancak bir soruşturma süreci yürütülmüyor” şeklinde konuştu.

İmralı sistemi tüm cezaevlerine yayıldı

İmralı Cezaevi’nde ağır tecrit koşullarının uygulandığını ifade eden Çevirmen, söz konusu tecridin Türkiye cezaevlerine yayıldığını söyledi. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) kapsamındaki “Umut Hakkı”nın ortadan kaldırıldığını dile getiren Çevirmen, AİHM tarafından verilen ihlal kararlanın olduğunu ancak bu ihlal kararlarının gereği yerine getirilmediğini söyledi.

İkili hukuk sistemi var

“Hapsetme rejiminden vazgeçilmediği sürece yapılan düzenlemeler yetersiz” diyen Çevirmen, Vural Avar’ın ölümünden sonra yapılan açıklamayı hatırlatarak, şunları söyledi: “Adalet Bakanı, Vural Avar nezdinde tüm hasta mahpuslar ve Adli Tıp Kurumu ile ilgili bir açıklama yaptı. Son olarak yeni bir genelge yayınlandı. Bu genelgede herhangi bir suç tipiyle ilgili atıfta bulunulmuyor. Türkiye’de yapılan uygulamalar açıkça ortada. İkili bir hukuk sistemi mevcut. O nedenle eşitlik ilkesinin uygulanması, ayrımcılığın ortadan kaldırılması gibi durumlarının mutlaka işletilmesi, tüm ağır hastalığı olan mahpusların tahliye edilmesi gerekiyor. Hapishanede kalamayacak durumda olan mahpusların hapishanede kalmaları onların ölümlerine neden oluyor. Her şeyi kapsayacak, insanca bir hukuk ortaya koyacak şekilde düzenleme yapılması gerekir.”

KAYNAK:MA

#Çevirmen #Eşitlik #ilkesi #uygulanmalı

Tecavüz faili erkeğe 260 yıl hapis

Yılmaz Kuyugöz adlı erkeğe 6 çocuğa dönük işlediği tecavüz suçlarından 260 yıl hapis cezası verildi

Ankara’da Yılmaz Kuyugöz adlı erkeğin, 6 çocuğa 10 yıl boyunca tehdit ve şantajla tecavüz saldırısında bulunmaktan 400 yıla kadar hapis istemiyle, birlikte yaşadığı Arife Polat’ın da yardım etmekten yargılandığı davanın karar duruşması Ankara 5’inci Ağır Ceza Mahkemesi’nde görüldü.

Duruşmada failler ve taraf avukatları hazır bulundu. Edinilen bilgiye göre, iddia makamı mütalaasında, fail erkek hakkında 6 çocuk için “cinsel istismar” suçundan, diğer fail Arife Pulat hakkında ise 3 çocuk için “cinsel istismara uğrarken yardım etme” suçundan ceza verilerek tutuklanmasını talep etti.

Faile 260 yıl

Kararını açıklayan mahkeme heyeti, fail Yılmaz Kuyugöz hakkında 1’i üvey çocuğu, 3’ü birlikte yaşadığı Arife Pulat’ın yeğeni, 2’si komşularının çocuğu toplam 6 çocuk için “nitelikli cinsel istismar”, “tehdit”, “kişiyi hürriyetinden yoksun bırakma” ve “müstehcen yayınları kayıt altına alma” suçlarından toplam 260 yıl hapis cezası verdi.

Arife Pulat’a hakkında 9 yıl hapis cezası veren mahkeme heyeti, tutuklama talebini ise reddetti.

Ne olmuştu?

Ankara’da 2020 yılında, Yılmaz Kuyugöz’ün çocuklara sistematik tecavüz etmesi, çocuklardan birinin şikayeti üzerine ortaya çıkmıştı. Şikayet sonrası Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından başlatılan soruşturma kapsamında Yusuf Kuyugöz tutuklanırken, birlikte yaşadığı Arife Pulat adli kontrol şartıyla serbest bırakılmıştı.

Savcılığın yürüttüğü soruşturma kapsamında faillerin evlerinde yapılan aramalarda ele geçirilen CD’lerde, çocuklara yönelik suçlara dair görüntüler ortaya çıkmıştı. Diğer çocukların da şikayetçi olduğu fail Yusuf Kuyugöz hakkında “zincirleme olarak çocuğun nitelikli cinsel istismarı”, “çocuğa karşı cinsel amaçla cebir ve tehdit veya hile kullanarak kişiyi hürriyetinden yoksun kılma”, “müstehcen yayınların üretiminde çocukları kullanmak, tehdit” suçlarından 400 yıla kadar; Arife Pulat hakkında ise çocuklara yönelik suçlara yardım ettiği gerekçesiyle 200 yıla kadar hapis istemiyle dava açılmıştı.

Kaynak: JINNEWS

#Tecavüz #faili #erkeğe #yıl #hapis

Emek ve Özgürlük İttifakı’ndan mitinge çağrı

Emek ve Özgürlük İttifakı, 15 Ocak’ta İstanbul’da ilk büyük mitingini gerçekleştirecek, HDP milletvekilleri, özgürlüğü haykıracaklarını belirterek, mitinge katılım çağrısı yaptı

Halkların Demokratik Partisi (HDP), Türkiye İşçi Partisi (TİP), Emek Partisi (EMEP), Toplumsal Özgürlük Partisi (TÖP), Emekçi Hareket Partisi (EHP) ve Sosyalist Meclisler Federasyonu’nun (SMF) kurduğu Emek ve Özgürlük İttifakı, “Yoksulluğa, Savaşa, Baskılara Dur Diyelim” şiarıyla 15 Ocak Pazar günü İstanbul Kartal Meydanı’nda ilk ortak mitingini düzenleyecek. İttifak bileşenlerinin eşbaşkan, başkan ve sözcülerinin katılacağı miting saat 13.00’te başlayacak. Miting için kentin tüm ilçelerinde bildiri ve broşürler dağıtılmaya başlandı.

Savaş maliyeti halkın ekmeğinden

Mezopotamya Ajansı’na miting hakkında bilgi veren HDP Halklar ve İnançlar Komisyonundan Sorumlu Eşbaşkan Yardımcısı Tülay Hatimoğulları
miting sloganının ülkenin temel sorunlarına karşı bir itiraz niteliği taşıdığı ve artık bıçağın kemiği kestiğini söyledi. Hayat pahalılığı ve işsizliğin hat safhaya ulaştığına dikkati çeken Hatimoğulları, yaşanan sorunların temelinde iktidarın savaş politikalarının olduğunu savaş maliyetinin halkın ekmeğinden kesildiğini söyledi.
Tek adam rejimi bir otoriter sistem ve istibdat rejimine doğru hızla adım attığını söyleyen Hatimoğulları, “Biz de istibdat rejimine karşı özgürlükleri savunmak üzere mitingimizi düzenliyoruz. En basit insan hakkının dahi hayata geçirilmediği, anayasanın çiğnendiği, özgürlüklerin bu kadar kısıtlandığı bir dönemde bizler de özgürlüklerimizi talep ediyoruz. Yani istibdatta karşı özgürlük diyeceğiz” dedi.

Tüm dinamikleri buluşturacağız

Miting için oldukça yoğun bir çalışma yürüttüklerini belirten Hatimoğulları, “Dünyanın en büyük kentlerinden birisi olan İstanbul, emekçilerin ve yoksulların temel yaşam merkezlerinden birisi. Kısaca bizim İstanbul’u seçmemizin en büyük nedeni bütün bu siyasal ve toplumsal dinamiklerin bir arada olduğu bir kent olmasındandır. Bu yapacağımız miting ile bahsedilen tüm dinamikleri buluşturmayı istiyoruz” şeklinde konuştu.

İstanbul’daki tüm kesimleri mitinge çağıran Hatimoğulları, şunları söyledi: “İstanbul’un değerli halkları, emekçileri, yoksulları, kadınları, doğa ve insan hakları savunucuları hep birlikte büyük bir dayanışma ile iktidara karşı mitingimizi demokrasi şölenine çevirelim. İktidarın istibdat rejimine karşı demokrasi ağacını hep birlikte büyütelim” dedi.

Miting seçim çalışmaların startı olacak

HDP’li Ömer Öcalan ise, ekonomi başta olmak üzere her alanda kriz yaşandığına işaret ederek, krizlerin son bulması için savaşın durması gerektiğinin altını çizdi.
Halkları mitinge davet eden Öcalan, “AKP-MHP iktidarı tarafından irade kırma üzerinden yürütülen girişim sonuçsuz kalacak, başarıya ulaşamayacak. Yeter ki güçlü bir ittifak olsun, halkların, Kürtlerin ve Kürt dostlarının birliği olsun. Miting bu açıdan anlam taşıyor. miting seçim çalışmalarının da startı olacak” diye konuştu.

İSTANBUL

.

#Emek #Özgürlük #İttifakından #mitinge #çağrı

Şüpheli polis ‘zaman aşımı’ ile aklandı!

Amed’de 17 yaşındaki Ömer Koç’un pompalı tüfekle öldürmesinde şüpheli olan polis F.K. AYM tarafından sunulan dosyada zaman aşımı yaşandığı gerekçesiyle aklandı

Amed’in Rezan (Bağlar) ilçesi 5 Nisan Mahallesi’nde 4 Ekim 2015’te maç izlemeye gideceğini söyleyerek evden çıkan 17 yaşındaki Ömer Koç’un, pompalı tüfekle öldürmesinde “etkin soruşturma” yürütülmemesi nedeniyle yapılan bireysel başvuru, başvurucuların tebligat tarihinden itibaren gerekli olan 30 günlük yasal sürede yapılmasına rağmen “süre aşımı” nedeniyle Anayasa Mahkemesi (AYM) tarafından ret edildi.

Karar oy birliği ile alındı

Mahkeme ayrıca olaydan sonra yürütülen soruşturmada, olay yerine gönderilen ekipte yer alan ve pompalı tüfeğin zimmetli olduğu tespit edilen şüpheli özel harekât polisi F.K. aleyhine açılan soruşturmanın etkin yürütülmemesi nedeniyle yapılan başvuruyu oy birliğiyle reddetti.
Emniyetin olay günü polis F.K.’nin üzerine zimmetli pompalı tüfek için kurşun almadığı ve şüpheli F.K.’nin de olay günü tüfeğin yanında olmadığını öne sürdüğü cinayetle ilgili bireysel başvuru incelemesi Anayasa Mahkemesi İkinci Bölümü tarafından yapıldı.

Fail tespit edilmemiş

Anayasa Mahkemesi, Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığının, soruşturma sürerken 2018’de Türkiye’nin askeri operasyon yürüttüğü Kuzey ve Doğu Suriye’ye bağlı Efrîn kentine gönderildiği ortaya çıkan ve hiçbir şekilde balistik incelemesi yapılmadan verdiği “takipsizlik” kararının esasına girmeden başvuruyu süre açısından inceledi. Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığının “failin tespit” edilmediğini öne sürerek, 3 Ekim 2018’de süre aşımına kadar daimî arama kararı aldığı ve karara karşı Diyarbakır 1’inci Sulh Ceza Hakimliğine yapılan itirazın 11 Şubat 2019’da reddedildiğine işaret ederek, itiraza ret kararının 23 Şubat 2019’da aileye, 22 Nisan 2019’da ise aileye hukuki destek sunan İHD Şube Başkanı Avukat Abdullah Zeytun’a elektronik ortamda tebliğ edildiğini belirtti.

‘Kanuna uygun’ değilmiş

Başvuruya ilişkin bir aylık sürede aileye itiraz kararının tebliğ tarihi esas alan Anayasa Mahkemesi, bireysel başvuru süresinin ihlalin öğrenilmesinden sonra 30 gün süreyle ilgili yasal düzenlemeye işaret ederek, bu konuda Anayasa Mahkemesinin Deniz Baykal kararına atıfta bulundu. Kararında Tebligat Kanunu’na işaret eden Anayasa Mahkemesi, bu kanuna göre, avukat aracılığıyla takip edilen davalarda tebligatın doğrudan avukata yapılacağını ve tebligatın yapıldığı andan itibaren sürenin işlemeye başlayacağını vurgulayarak, “Nitekim bireysel başvuru, başvuru konusu yargısal sürecin devamında bir kanun yolu değildir” denildi.

Sürenin aşıldığı belirtildi

Anayasa Mahkemesi, başvuru süresinin başlangıcının ne şekilde olursa olsun ihlalin öğrenilmesiyle başlamayacağını vurgulayarak, “Bireysel başvuruda başvuru süresinin başlangıcı başvurucu ve/veya vekili olması fark etmeksizin hangisi tarafından öğrenilirse öğrenilsin ilk öğrenilme tarihinden itibaren başlamaktadır” görüşünü dile getirdi. Polis F.K. hakkında yürütülen soruşturmada kovuşturmaya yer olmadığı kararı verilmesine yapılan itirazın sonuçlanmasından sonra başvurucu ve avukatına yapılan tebliğ tarihlerine işaret eden Anayasa Mahkemesi, sürenin aşıldığını belirtti.

AMED

#Şüpheli #polis #zaman #aşımı #ile #aklandı

Göç, baskı, işkence, sürgün: Devrime adanmış bir hayat

Şengal’de kaldığı evde 2 Ocak’ta katledilen Mehmet Emin Karatay 43 yıllık mücadele hayatında göç, işkence, sürgün ile birlikte birçok şey yaşadı ama mücadeleye olan inancını hiç kaybetmedi

Şengal’e bağlı Tilezêr kasabasında Türkiye ve KDP ortaklığında bir suikast saldırısı katledilen Mehmet Emin Karatay (Menal Mêrdin) 43 yıllık hayatını göçten PKK saflarına, zindandan Şengal’e kadar uzun soluklu ve aralıksız devrim mücadelesine adadı.

Karatay, 1959 yılında Mêrdîn’in Nîsêybîn (Nusaybin) ilçesinin Tinatê köyünde doğdu. Köyde yaşayan ailenin bir kısmı, yaşadığı ekonomik sorunlardan dolayı 1970’li yıllarda İzmir’e göç etmek zorunda kaldı. Karatay da 1976 yılında İzmir’e gelerek kimi zaman fırında çalışarak kimi zamanda simit satarak ailesine katkı sundu.İzmir’de iki yıl çalıştıktan sonra zorunlu askerliğini yapmak için Kars’a giden Karatay, acemi birliğini tamamladıktan sonra İzmir’e geldi. Karatay’ın kardeşi Ramazan Karatay Kürtlere yönelik asimilasyon ve baskı politikalarına karşı 1979 yılında PKK’ye katıldı. Mehmet Karatay da askerden 10 günlük izinle geldiği İzmir’de beraber büyüdüğü kardeşi Ramazan Karatay’ın PKK’ye katılmasından etkilenerek, katılım yaptı. Mehmet Karatay, 8 yıl sonra 1987 yılında Elîh’te (Batman) gözaltına alınarak, tutuklandı.

25 yıllık tutsaklık

Elîh’te tutuklanan Karatay daha sonra Diyarbakır Cezaevi’ne götürüldü. Bir işkence merkezine dönen Diyarbakır Cezaevi’nde Karatay günlerce işkence gördü. İşkenceciler tarafından parmakları kırıldı, tırnakları çekildi. Vücuduna verilen elektrik nedeniyle Karatay parmaklarını kullanamadı. Karatay, işkenceye ilişkin iç hukukta sonuç alamayınca, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne (AİHM) başvurdu. Karatay’ın AİHM başvuruları nedeniyle Türkiye tazminat ödemeye mahkum edildi.
Karatay 25 yılllık tutsaklıkta sırasıyla Êlih, Amed, Mêrdîn, Bursa, Çanakkale, Aydın, Nazili, Bergama, İzmir ve Amasya cezaevlerinde kaldı.

Yönünü Şengal’e verdi

Karatay’ın kardeşi Ramazan Karatay 1987 yılında Mêrdîn’de çıkan bir çatışmada hayatını kaybederken, yeğeni Kerim Karatay da, 2010 yılında Şirnex’te askerlerle çıkan çatışmada hayatını kaybetti.
Karatay 2013 yılında tahliye olduktan sonra memleketi Nisêbîn’de yaşamını sürdürme kararı aldı ve 2016 yılına kadar burada yaşadı. Fakat IŞİD’in 2014 yılında Şengal’e saldırması ve Êzîdîlere yönelik katliam yapmasından etkilenen Karatay, ailesine Êzîdî halkıyla dayanışmak ve Êzîdî halkını daha yakından tanımak için Şengal’e gitmek istediğini söyledi. 2016 yılında Şengal’e giden Karatay, orada bulunduğu sırada Êzîdî halkının yaşadığı katliamların duyulması ve Ezîdî halkının inanç ve kültürlerinin unutulmaması için kitap çalışması yürütüyordu. Karatay, kitap çalışmasını tamamlayamadan yaşadığı evde 2 Ocakta suikast sonucu katledildi.

Aralıksız mücadele etti

25 yılı cezaevinde olmak üzere 43 yıldır yaşamını mücadeleye adayan Karatay’ı Mezopatamya Ajansı’ndan Delal Akyüz’e anlatan ağabeyi Hüseyin Karatay, kardeşinin sürekli barış umuduyla yaşadığını, herkes tarafından çok sevildiğini ve aile olan ilişkilerinin her zaman olumlu olduğunu söyledi. Kardeşinin fedakar bir insan olduğunu söyleyen Karatay, cezaevinde kaldığı süreçte birçok işkenceye maruz kaldığını ancak bunlara karşı sürekli mücadele ettiğini söyledi. Kardeşim 90’lı yıllarda cezaevindeki baskılara karşı açlık grevi ve ölüm orucuna girdiğini belirten Karatay, “Biz cezaevini ziyarete gittiğimizde sürekli moralliydi. Arkadaşları tarafından da çok seviliyordu. Yaşamı 43 yıl boyunca hiç ara vermeden mücadele ile geçti. Son nefesine kadar da bu sürdü” dedi.

Halklara yapılan bir saldırıydı

Karatay’ın yeğeni Mustafa Karatay da, amcasını cezaevinde tanıdığını söyledi. Amcası Karatay’ın görüşe giderken tanıdığını belirten Mustaya Karatay, “Amcam Êzîdî halkının yaşadıklarına ilişkin bir kitap çalışması yürütüyordu. Bu sırada suikaste uğradı. Faili henüz belli olmasa da, biz bu saldırıyı kaleme, söze, insanın özüne ve halklara karşı yapılan bir saldırı olarak değerlendiriyoruz. Halklarımızın buna karşı barış çağrılarını daha da yükseltmesi gerekiyor. Ancak böyle zafere ulaşabiliriz” diye konuştu.

HABER MERKEZİ

 

 

#Göç #baskı #işkence #sürgün #Devrime #adanmış #bir #hayat

Fincancı davası görülüyor

Kimyasal silah kullanımına bilimsel yorum yaptıktan sonrası tutuklanan TTB Başkanı Şebnem Korur Fincancı’nın yargılandığı dava Çağlayan’da görülüyor

Türk Tabipler Birliği (TTB), kimyasal silah kullanımına dair değerlendirmeleri üzerine hedef gösterilerek tutuklanan TTB Merkez Konseyi Başkanı Şebnem Korur Fincancı’nın “örgüt propagandası yapmak” iddiasıyla yargılandığı davanın duruşması öncesi Çağlayan’da bulunan adliye önünde açıklama yapıldı. Açıklamaya sivil toplum örgütleri, sendikalar, siyasi parti temsilcileri ile Dünya Tabipler Birliği ve Avrupa Hekimleri Birliği temsilcileri de katıldı.

Açıklamada Şebnem Korur Fincancı’nın şahsına açılmış bir dava olmadığı TTB’nin savunduğu değerlere açılmış bir dava olduğu ifade edildi. TTB’nin davayı toplumu susturma girişimi olarak gördüğü ifade edildi.

Ayrıntılar geliyor..

#Fincancı #davası #görülüyor

Altın madenlerinde 3 kuruşluk devlet hakkı

Doğal alanların yok edilmesine göz yumulan altın madenlerinin 3 kuruşluk devlet hakkı ile yağmalanmasına göz yumuluyor. Kömür madenciliğinde ise yeni yönetmelikle devlet hakkı için değişikliğe gidildi

Yusuf Gürsucu

T.C. Enerji ve Tabii Kaynakları Bakanı Fatih Dönmez, Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer’in, ‘Türkiye’de çıkarılan altın ve gümüş madenleri’ ile ‘Bu madenlerden elde edilen devlet hakkının ne kadar olduğuna’ ilişkin soru önergelerini cevapladı. Dönmez yaptığı açıklamada şu ifadeleri kullandı: “Ülkemizde son 3 yılda 19 şirkete ait 25 ruhsat sahası kapsamında 120,39 ton metal altın üretimi gerçekleştirildiğini belirtti. Son 5 yılda altın üretimi yapan ruhsatlara 2 milyar 529 milyon 532 bin 120 TL devlet hakkı tahakkuk ettirilerek tahsil edilmiş.”

Tüm madenlerin devlet hakkı

Dönmez, tüm madenlerden devlet hakkı olarak 2021 yılında tahakkuk eden gelir toplamının ise 2 milyar 396 milyon 99 bin 705 TL olduğunu belirtti. Ruhsat sahiplerince beyan edilen rezervler ile kamu kurumlarının keşfettiği rezervler birlikte hesaplandığında toplam 1890 ton metal altın rezervine ulaşıldığını bildiren Dönmez, “Aynı şekilde 2021 yılı işletme faaliyet raporlarındaki gümüş üretim beyanları üzerinden yapılan hesaplamalarda yaklaşık 36 bin 500 ton metal gümüş rezervine ulaşılmaktadır” dedi.

Sermayeye servet aktarılıyor

Bakan Dönmez’in 2021 yılı sonuna kadar 5 yıllık sürede 120,39 ton altın üretimi yapıldığını ve devlet hakkı olarak 2,5 milyar TL aldıklarını söylemesi dikkat çekici. 120 ton altın son değerlere göre yaklaşık 134 milyar liraya ulaşırken devlet hakkı için 2,5 milyar lira alınması kamusal karşılık olarak ortaya çıkıyor. Yaklaşık yüzde 2’lik bir devlet hakkı için büyük bir doğa yağması yaşatılırken, bu yağmayı yerli-milli sözleriyle süsleyen iktidar doğal yaşamdaki yağma üzerinden bir avuç sermayeye servet aktarmayı kesintisiz sürdürüyor.

Devlet payında kömür için değişiklik

Maden Yönetmeliği, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı tarafından yayımlanarak yürürlüğe girdi. Yönetmelik 21 Eylül 2017 tarihinde yayımlanan Maden Yönetmeliğini ise yürürlükten kaldırdı. Yeni yönetmelikle beraber, enerji hammaddelerinin çıkarıldığı IV. Grup, “b” bendi kapsamındaki (kömür) madenlerde söz konusu olan devlet hakkı yüzde 2’den yüzde 3’e çıkarıldı. Ayrıca  yeni yönetmelikle devlet hakkına ilişkin teşviklerde; ürettiği tüvenan madeni yarı mamul veya mamul hale getirmek üzere işlemek amacı ile yurt içinde kendine ait tesislerde işleyip ek katma değer sağlayanlardan, bu tesislerde üretimde değerlendirilen maden miktarı için hesaplanan devlet hakkının yüzde 50’si alınmayacak.

Termik santrallere kıyak mı?

Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Fatih Dönmez’in, Meclis’te bir soru önergesine verdiği yanıtta binlerce sayıdaki tüm madenlerden devlet hakkı olarak 2021 yılında tahakkuk eden gelir toplamının 2 milyar 396 milyon 99 bin 705 TL olduğunu açıklamış olması ise Türkiye coğrafyasının yarısının yağmalanması karşılığı alınan yıllık ücreti kapsıyor olması dikkat çekici. Açıklanan devlet hakkı yönetmeliği ile termik santrallerin kömür madenciliğini destekliyor. Termik santraller kömürü üretip kullanılır hale getirdikten sonra santralde yakıyor olmasıyla devlet hakkı yüzde 1,5 uygulanacak. Ayrıca üretilen kömür miktarı ise şirketin beyanına göre belirlenecek. Termik santrallere her türden atığı yakma özgürlüğünün verilmiş olması kontrol mekanizmasını işlemez hale getirecek.

Reverv geliştirme hakkı

Yeni yönetmelik, görünür rezerv geliştirme hakkını da mevzuata dahil etti. Görünür rezerv geliştirme hakkı; “ruhsat sahibi ile veya ihalelik sahalara ilişkin Maden ve Petrol İşleri Genel Müdürlüğüyle (MAPEG) gerçek/tüzel kişiler ve/veya kamu kurum ve kuruluşları arasında yapılan sözleşme kapsamında, Ulusal Maden Kaynak ve Rezerv Raporlama Koduna göre hazırlanmış rapor ile belirlenen görünür rezervden, bu görünür rezervi ortaya çıkaran gerçek/tüzel kişiler ve/veya kamu kurum ve kuruluşlarının aldığı pay” olarak tanımlanıyor.

Ruhsatlar 5 yıldan 20 yıla uzadı

İşletme ruhsatının düzenlendiği tarihten itibaren muhtemel rezerv alanlarının IV. Grup maden işletme ruhsat sahalarında on yıl içinde Ulusal Maden Kaynak ve Rezerv Raporlama Kodu’na göre kaynak ve/veya rezerv haline getirilmesi zorunlu olacak. 10 yıl içinde kaynak ve/veya rezerv haline getirilmeyen alanlar taksir edilecek. Bu süre IV. Grup madenler için daha önce 5 yıl olarak belirlenmişti. Maden işletme ruhsatları, açıklanan şartları karşılayan madenler için azami ruhsat süresini geçmeyecek şekilde 20 yıllığına uzatılabilecek.

Nükleer düzenleme

Yeni düzenleme Nükleer Düzenleme Kurumu’na (NDK), madenlerde faaliyet alanına giren konular hakkında uygunluk görüşü verme yetkisi tanıyor. NDK ruhsata konu madenin üretilmesi aşamasında ortaya çıkarılan pasanın değerlendirilmesine ilişkin MAPEG’den alınan izni gösteren ve IV. Grup “ç” bendi kapsamındaki uranyum, toryum, radyum gibi elementleri içeren radyoaktif mineraller ve diğer radyoaktif maddelerin çıkarıldığı maden tesisleri için yetkilendirme yapacak. İktidarın önümüzdeki süreçte radyokatif maden üretimini teşviğe hazırlandığı iddiaları yapılırken, Kaz Dağları’nda bile MTA eliyle sondajlar yapıyor olması dikkat çekici.

İliç’te kazanan Kanadalı şirket

Erzîngan’a (Erzincan) bağlı İliç’in Çöpler mevkiinde 12 yıldır doğal yaşam alt üst edilip yağmalanırken, yağma alanı genişleyerek, Dersim ve Divriği coğrafyalarına doğru ilerliyor. İliç’te devasa büyüklükte doğal alan yerle bir edilip altın üretilme sürecinde tek kazanan Kanadalı SSR Madenclik ile AKP’li Cumhurbaşkanı Erdoğan’a yakınlığıyla bilinen Çalık Holding’in Lidya Madencilik şirketidir. Bölgede doğal yaşam yıkıma uğratılırken, İliç’te yer alan devasa büyüklükteki siyanür yüklü atık havuzu Fırat Nehri’nin hemen üstünde yer alıyor. Doğa yağması yanında Fırat Nehri üzerinde oluşturduğu yaşamsal tehdide 3 kuruşluk devlet katkısı için göz yumulurken, bu göz yummanın ardından özel ve grift parasal işlerin dönme olasılığı ise çok yüksek.

Büyük hisse Kanadalıda

Geçtiğimiz günlerde Kanadalı SSR Madencilik, Lidya Madencilik ile ortak girişimleri olan ve yine Erzîngan ve Dersim coğrafyasını içeren alanlar üzerinde yeni maden alanlarının ruhsat sahibi Kartaltepe Madencilik’teki hissesini yüzde 30 daha arttırmak üzere ortağı ile anlaşmaya vardıkları açıkladı. 150 milyon dolara karşılık gelen hisse alımı sonrası SSR’ın Kartaltepe’deki hisse oranı yüzde 80’e ulaşıyor.

Çakmaktepe büyüyecek

Kartaltepe şirketi, Çakmaktepe’nin Uzatısı Rezervlerinin yaklaşık 200.000 onsu dahil olmak üzere yaklaşık 207.000 ons altın rezervi olduğu belirtilen 9.200 hektarlık sekiz ruhsattan oluşuyor. Ruhsatlar ek olarak 408.000 ons ölçülmüş ve belirlenmiş maden kaynağı ve 394.000 ons çıkarsanmış kaynağı barındırdığı belirtiliyor. Ayrıca yine aynı şirkete ait olan Mavi Altın Kuşağı verilen bölgeye doğru genişleme adımları atılıyor. Kartaltepe şirketinin web sitesinde, Çakmaktepe,’nin Çöpler’in maden ömrüne katkı sağlamak amacıyla kurulan ilk uydu maden işletmesi olduğu ve 1,6 milyon ton cevherin Çöpler’de işlenerek altın üretildiği belirtiliyor. 2018’in dördüncü çeyreğinden beri faal durumda olan Çakmaktepe’nin büyüme potansiyelinin bulunduğu ise özellikle vurgulanıyor.

80 bin hektar orman

Mavi Altın sahasında ise, kuzeyde yeni keşfedilen Ardıç’tan güneyde yer alan Mavidere  Altın – Bakır porfiri yatağına kadar uzandığı ve 20 km uzunluk ve 6-7 km genişliğe sahip olan bu alanda birden fazla cevherleşme yatağı  tespit edildiği belirtiliyor. Bu bölge, gelecekte yapılabilecek muhtemel keşifler ile Çöpler’in oksit üretimine katkı sağlayacağı vurgulanıyor. Çöpler Altın Madeni’ne yakın birçok lisanslarla, zengin altın ve bakır sahalarını barındırdığını ve en önemlilerinin ise Çakmaktepe ve Ovacık ilçesine bağlı Cevizlidere köyü, Sin köyü ve Mamlis üçgeninde bulunan 80 bin hektar ormanlık alanda maden girişiminin Mavi Altın Kuşağı adını verdikleri sahalar olduğu belirtmekte. Tunç Pınar Madencilik A.Ş eliyle yürütülen bu yağma da yine SSR ve Lidya ortaklığı sürüyor.

Aynı ortaklık Balıkesir’de

Alacer Gold’un (SSR Madencilik) Türkiye dışında, ABD Nevada’daki Battle Mountain-Eureka dağları boyunca uzanan Marigold madeni, Kanada’da Saskatchewan’daki Trans-Hudson Koridoru boyunca yer alan Seabee madeni ve Arjantin’deki Bolivya gümüş kuşağı boyunca uzanan Puna madenleri olarak nitelenen sahaları sahip. Şirket Erzîngan ve Dersim coğrafyası dışında 11 yıl süreceğini açıkladığı Balıkesir Gediktepe madeni ile altın başta olmak üzere gümüş ve bakır cevherlerini kazanmak istiyor. 2013’te Lidya Madencilik’in lisansını aldığı Gediktepe’de Lidya yüzde 50, SSR’nin yüzde 50 oranında ortaklık kurarak hazırlıklara başladığı belirtiliyor.

#Altın #madenlerinde3 #kuruşluk #devlet #hakkı