Ana Sayfa Blog Sayfa 1088

Gazeteci Aslan’ın yaralandığı olaya takipsizlik

Kobanê’ye destek eylemlerini takip ederken askerlerin attığı cisimle başından ağır yaralanan ve açtığı davanın 9 yıl sonra takipsizlikle sonuçlandığını öğrenen gazeteci Şehriban Aslan, saldırı ve baskılarla özgür basına bedel ödetilmek istendiğini söyledi

Türkiye ve Kurdistan’da özgür basına yönelik saldırılar uzun yıllardır aralıksız sürerken, onlarca gazeteci 10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü’nü dört duvar arasında karşılarken sahada çalışan gazetecilere yönelik saldırı, taciz, sözlü ve fiziki şiddet de sürüyor. Savaşın olduğu yerlerde haber takibi yapan gazeteciler saldırılar sonucu ya yaralanıyor ya da katlediliyor.

Ağır yaralanmaya takipsizlik

Riha’nın (Urfa) Bêrecûk (Birecik) ilçesine bağlı Zehri ve Ziyaret köylerinde 2014’da DAİŞ’in Kobanê’ye yönelik saldırılarını protesto etmek için kurulan çadırlara jandarmanın saldırısında çok sayıda kişi yaralandı. Askerlerin kullandığı taş ve gaz bombaları ile yaralananlardan biri de o dönem JINHA’da çalışan ve mesleğini bugün JINNEWS’te muhabir olarak sürdüren Şehriban Aslan. 20 Temmuz 2014’te Kobanê’ye sınır olan Bêrecûk’e gazeteci olarak çalışmaya giden Aslan, sınırda askerlerin saldırısı sonucu başına vurulan cisimle ağır yaralandı.

Aslan’ın ağır yaralanmasının ardından avukatları Birecik Cumhuriyet Başsavcılığı’na suç duyurusunda bulundu. Olayın üzerinden 9 yıl geçerken, soruşturmada zaman aşımı olduğu gerekçesiyle takipsizlik kararı verildi.

Mesleğimi icra ederken hedef alındım

JİNNEWS’ten Rojda Aydın’a konuşan Şehriban Aslan, Kobanê’de yaşananları haberleştirmek orada yaşanan haksızlığı ve direnişi haberleştirmek istediği için sınıra gittiğini ve sadece işini yaptığı için askerin saldırısına maruz kaldığını söyledi. Özgür basında olmanın bedelinin ne kadar ağır ödetildiğini yaşadığı olayla bir kez daha gördüğünün altını çizen Aslan, “Doğruları duyurmak için oradaydık. Bir yıl boyunca çalışamadım. Amed’de katledilen 8 yaşındaki Enes Ata’nın katledilmesiyle gazeteci olmaya karar vermiştim. Gazetecilik benim için tarif edilemez bir meslek. Her şeyden önce çok sevdiğim bir meslek” şeklinde konuştu.

Bize geri adım attıramazlar

Yaşadığı olay nedeniyle beyninde hasar oluştuğunu ve epilepsi hastalığına dönüştüğüne dikkat çeken Aslan, son olarak şunları söyledi: “Bu hastalık hem yaşamımı hem mesleğimi bir bütünen etkiledi. Tabi bunun bir de soruşturma aşaması vardı. Daha sonra bunun üzerine ifade verdim. 9 yıl boyunca süren soruşturmada bana herhangi bir bilgilendirme yapılmazken, iki hafta önce Birecik Savcılığı tarafından bana tebligat geldi. Tebligatta şüpheli ya da şüphelinin bulunmadığına dönük beyan yer alırken, takipsizlik kararı verildi. Geldiğimiz bir gelenek var. Kadınların ve çocukların sesini duyurmaya devam edeceğim. Baskılar ve yaşananlar bize geri adım attıramaz.”

AMED

#Gazeteci #Aslanın #yaralandığı #olaya #takipsizlik

SODAP Eş Sözcüsü gazeteci Kartal’a gözaltı

SODAP Eş Süzcüsü gazeteci Sezgin Kartal, sabah saatlerinde evine yapılan polis baskınıyla gözaltına alındı

SODAP Eş Süzcüsü gazeteci Sezgin Kartal, İstanbul’da bulunan evine yapılan polis baskınıyla gözaltına alındı.Karşımahalle’nin sanal medya hesabından yapılan paylaşımda, Kartal’ın gözaltına alınmasına dair, “10 Ocak Gazeteciler Günü’nde muhabirimiz Sezgin Kartal evine yapılan sabah operasyonuyla gözaltına alındı. Baskılarınıza rağmen hakikatı yazmaya devam edeceğiz!” denildi.

İSTANBUL

#SODAP #Eş #Sözcüsü #gazeteci #Kartala #gözaltı

Gazetecilerin aileleri: Onlar tutuklu da olsa gazetecilik yapıyorlar

Cezaevinde olan gazetecilerin aileleri, 10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü dolayısıyla basın özgürlüğü üzerindeki baskıların son bulmasını istedi

Türkiye’de 10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü, kutlama yerine baskı, sansür, gözaltı ve tutuklamalarla geçiyor. Ulusal ve uluslararası basın kuruluşlarının verilerine göre 87 gazeteci cezaevinde ve mesleki faaliyetlerinden dolayı yargılananların sayısı her geçen gün artıyor. Özelikle Kürt basınına yönelik gözaltı tutuklama kesintisiz bir şekilde sürüyor. 16 Haziran’da Amed’de 16 gazeteci, 29 Ekim’de ise Ankara merkezli yürütülen soruşturma kapsamında 9 gazeteci tutuklandı.

16 Haziran’dan bu yana iddianameleri hazırlanmayan tutuklu gazetecilerden Dicle Fırat Gazeteciler Derneği (DFG) Eşbaşkanı Serdar Altan’ın eşi Gülsüm Altan ve Xwebûn Gazetesi çalışanı Zeynel Abidin Bulut’un eşi Gülistan Bulut, 10 Ocak dolayısıyla dayanışma çağrısında bulundu.

Gazetecilik engellerle karşılaşıyor

Serdar Altan’ın eşi Gülsün Altan, tutuklanmalarının üzerinden 7 ay geçmesine rağmen henüz iddianame hazırlanmadığına dikkat çekerek “Serdar’la görüştüğümüzde verdiği mesajlarla hep mücadeleyi desteklemekten ve yükseltmekten bahsetti. 10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü olarak anılsa da bugün gazeteciliğin onuru ayaklar altına alınıyor. Türkiye’de gazetecilerin düşünce özgürlüğü yok. 16 gazeteci 16 Haziran’dan beri cezaevinde” dedi. Gazetecilerin neden suçlandığının kimse bilmediğini belirten Altan, Türkiye’de gerçekleri kamuoyuna duyuranın engellerle karşılaştığı, gözaltına alındığı ya da tutuklandığını söyledi. Onlarca gazetecinin işini yaptığı için cezaevinde olduğunu hatırlatan Altan, bu nedenle 10 Ocak’ın kendileri için anlamını olmadığını söyledi.

Gazeteciler hedef alınıyor

Özgür basının emekçilerinin hep hakikatin izini sürdüğünü, topluma gerçekleri anlatmak için çalıştıklarını ve gerçeklerin üzerine gitmekten vazgeçmediğini söyleyen Altan, “Dünyada iktidarlar, her zaman kendilerine karşı çıkan gazetecileri hedef alıyor. Burada da iktidar en çok gazetecileri hedef alınılıyor. Gerçeklerden korktukları için özgür basına saldırıyorlar” dedi. Tutuklamalara karşı ortak mücadele çağrısında bulunan Altan, aileleri olarak gazetecilerin bir an önce serbest bırakılmasını istedi.

Gazetecilik hapsedilemez

Zeynel Abidin Bulut’un eşi Gülistan Bulut da 7 aydır iddianamenin hazırlanmamış olmasına tepki gösterdi. Bulut, “7 ay boyunca iddianameye ekleyecek bir şey bulmadıkları için takipsizlikle sonuçlanan soruşturmaları inceliyorlar. Bunlara baksalar da onları kovuşturacak ve suçlayacak bir durum yok. Onlar gazetecilik mesleğini yaptıkları için tutuklandılar” dedi. Gazeteciliğin her koşulda yapıldığını vurgulayan Bulut, sözlerini şöyle sürdürdü: “Gazetecilik her şekilde yapılır, dört duvar arasında gazetecilik yapabilirler. Gazeteciliği duvarların içine yerleştiremezler. Özgür basın gazetecileri, doğruları yazdıkları için iktidar tarafından hedef alınıyor”

Cezaevinde olan gazetecilerle dayanışmanın önemli olduğunu vurgulayan Bulut, her kesimi özgür basın emekçilerin yanında olmaya çağırdı.

KAYNAK:MA

 

#Gazetecilerin #aileleri #Onlar #tutuklu #olsa #gazetecilik #yapıyorlar

Çocuğu istimar eden imama ceza değil tayin vermişler!

Amed’de 2021’de bir çocuğu istismar ettiği ortaya çıkan ve ceza alan imamın görevden alınmadığı gibi Sêrt’e tayin edildiği ortaya çıktı

Geçtiğimi ay İsmailağa Cemaatine Bağlı Hiranur Vakfı’dan yaşanan, 6 yaşındaki çocuğun vakıf kurucusu Yusuf Ziya Gümüşel tarafından 29 yaşındaki müridiyle evlendirildiğinin ortaya çıkmasının yankıları sürerken, bir çocuk istismarı haberi ise Amed’den geldi.

Amed’in Rezan (Bağlar) ilçesinde imamlık yaptığı sırada 24 Temmuz 2021’de Kur’an kursuna başlayan 9 yaşındaki C.D. adlı çocuğa cinsel saldırıda bulunan ve 21 yıl 10 ay 15 gün hapis cezası alan tutuklu Kadri Özkaya’nın görevden alınmadığı gibi Sêrt’te bir camiye tayin edildiği ortaya çıktı. Özkaya’nın tayin bilgisi, hakkında verilen hapis cezasının gerekçeli kararıyla anlaşıldı.

Önce ceza sonra indirim

Diyarbakır 3’üncü Ağır Ceza Mahkemesinde yapılan yargılamada, Özkaya’ya “çocuğun nitelikli istismarı” suçundan 18 yıl hapis cezası verildi. Eylemin cebir kullanarak gerçekleştirilmesi nedeniyle ceza artırımına gidilerek Özkaya’nın cezası 27 yıla çıkarıldı. Eylemin teşebbüs aşamasında kalmasıyla Özkaya’nın bu suçtan cezası 20 yıl 3 aya, daha sonra sanığın geleceği üzerindeki etkisi dikkate alınarak 16 yıl 10 ay 15 güne indirildi.

Özkaya’ya “kişiyi hürriyetinden yoksun bırakma” suçundan 1 yıl hapis cezası verilerek, suçun cebir kullanılması nedeniyle ceza 2 yıla çıkarıldı. Suçun çocuğa karşı işlenmesi nedeniyle ceza 4 yıla, suçun cinsel amaçla işlenmesi nedeniyle ceza 5 yıla çıkarıldı.

‘Seladan rahatsız oldu’ savunması!

Toplamda “çocuğun nitelikli istismarı”, “kişiyi hürriyetinden yoksun bırakma” suçlarından Özkaya’ya 21 yıl 10 ay 15 gün hapis cezası veren mahkeme, “Kamu görevinin veya hizmet ilişkisinin sağladığı nüfuz kötüye kullanılma” ve “çocuğa yönelik zincirleme cinsel istismar” suçlarından ise ceza verme yoluna gitmedi. Özkaya, mahkeme sürecinde kendisini, 15 Temmuz’un yıldönümü nedeniyle camide sela okuduğu için çocuğun babasının rahatsız olduğunu ve bundan dolayı da kendisine husumet güttüğünü iddia etmişti.

Gerekçede ortaya çıktı

Mahkeme verdiği hükme ilişkin hazırladığı gerekçeli kararda, Diyanet İşleri Başkanlığı kadrosunda bulunan Özkaya’ya “Kamu görevinin veya hizmet ilişkisinin sağladığı nüfuz kötüye kullanılma” suçundan ceza verilmemesini sanığın sadece Kur’an eğiticisi olması nedeniyle “Kamu görevinin veya hizmet ilişkisinin sağladığı nüfuz kötüye kullanılma” suçunun unsurlarının oluşmadığını savundu.
Mahkeme gerekçeli kararında, 2 defa işlenen suçtan dolayı savcılığın “Çocuğa yönelik zincirleme cinsel istismar” suçundan cezada artırım uygulanmamasını ise “çocuğun olay sonrası alınan ilk beyanında olayın bir defa gerçekleştiğini söylemesini” dikkate aldı. Mahkeme cezada zincirleme suç hükümlerini uygulamamasını, “Mağdurun yaşı dikkate alındığında zaman zaman algısının tam olarak gelişmemiş olabileceği, bu nedenle olayın sıcağı ile verdiği ilk aşamadaki beyanlarına itibar edilerek sanık hakkında Türk Ceza Kanunun 43. Maddesi uygulanmamıştır” ifadeleriyle gerekçelendirdi.

Avukat itiraz edince anlaşıldı

Gerekçeli kararın açıklanmasının ardından mağdur avukatı Yasin Karadeniz Diyarbakır Bölge Adliye Mahkemesine itirazda bulundu. Gerekçeli kararla birlikte Diyanet İşlerine Başkanlığının kadrosunda bulunan İmam Özkaya’ın hala görevinin de başında olduğu ortaya çıktı.

Tutuklu olan Özkaya’nın olaydan sonra açığa alınmadığı ve Sêrt’te bulunan bir camiye tayin edildiği gerekçeli kararın Siirt Müftülüğüne gönderilmesi kararıyla açığa çıktı.

AMED

#Çocuğu #istimar #eden #imama #ceza #değil #tayin #vermişler

Hakkın ve Hakikatin Televizyonu Can Tv Dayanışma Gecesinde Bulusuyoruz..

0

Hakkın ve Hakikatin Televizyonu Can Tv Dayanışma Gecesinde Bulusuyoruz..

13 Ocak 2023 de Londra’da ki Can Tv ile dayanışma gecesinde siz değerli dostlarımızı ağırlamak bir onurdur, birbirinden yetenekli sanatcılarımızı dinlemek için  ödeyeceğiniz bilet üçreti sadece £10 paunt, bizim için çok anlamlı olan dayanışmada siz yoksanız bir eksiyiz. Dayanışmak bizleri var edecek ve güçlendirelim  GELİN CANLAR BİR OLALIM

ERDEM TAS LONDRA 

Demirtaş’tan Altılı Masa’ya: HDP’ye gelince üç maymunu oynuyorlar

HDP’nin açıklamasını değerlendiren Demirtaş’tan Altılı Masa’ya; Küçük tarikatın partisiyle bile görüştüler. İş HDP’ye gelince üç maymunu oynuyorlar

HDP’nin kendi adayı ile seçime gireceğini açıklamasının ardından duruma ilişkin değerlendirmelerde bulunan HDP Eski Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, ‘Küçük tarikatın partisiyle bile resmi görüşmeler yapabiliyor ama iş HDP’ye gelince üç maymunu oynuyorlar’ ifadelerini kullandı.

Halk TV’den Şirin Payzın’ın sorularını yanıtlayan Demirtaş, HDP’nin “kendi adayını çıkarması” açıklamasını değerlendirdi, kendisinin aday olup olmayacağı konusuna yanıt verdi.

Demirtaş özetle şunları söyledi:

HDP bir buçuk yıldır belki de yüzden fazla kez Altılı Masa’ya çağrı yaptı. “Gelin konuşalım, tartışalım, ilkeler üzerinde anlaşalım” dedi. Peki Altılı Masa’dan bu çağrılara tek bir resmi yanıt geldi mi? Maalesef hayır.

Küçük tarikatın partisiyle bile görüştüler

Altılı Masa’nın son toplantısının sonuç bildirgesinde HDP hakkında hazine yardımına bloke konulması kararına dair tek cümle yer aldı mı? Ne yazık ki hayır. Altılı Masa bileşenleri çeşitli partilerle, küçük tarikatın partisiyle bile resmi görüşmeler yapabiliyor ama iş HDP’ye gelince üç maymunu oynuyorlar. Bu yaklaşım tabanımızda, bizde ötekileştirme, hakaret gibi algılanıyor haklı olarak.

Ortak aday kapısı açık

HDP ortak adaydan kaçmadı, ki halen de kaçmıyor. Ortak adaydan kaçan, kaçınan Altılı Masa’dır. Meclis’in üçüncü büyük partisiyle konuşmaktan çekinen veya buna tenezzül bile etmeyen bir muhalefet, Türkiye’ye nasıl demokrasi getirebilir ki? Bence sorun budur ve çözümü de bellidir. HDP’nin talebi atla deve değil, demokrasi ve barış istiyor HDP.

Muhalefete çağrı

Ben buradan Altılı Masa’nın tüm liderlerine çağrı yapıyorum: Hukuksuz bir şekilde kapatma tehdidiyle karşı karşıya olan HDP’yi ziyaret etmeli, demokrasi adına dayanışmanızı sunmaktan çekinmemelisiniz. HDP Genel Merkezi tüm misafirlerini saygıyla, büyük bir misafirperverlikle karşılayacaktır. İşte sadece bu bile diyalog, müzakere iş birliği için bir zemin yaratabilir.

Zaten HDP yetkilileri tüm açıklamalarında, kapılarının açık olduğunu belirtiyorlar. Birileri gelip de o kapıdan girmeyecekse HDP ne yapsın? Kapıyı söküp Altılı Masa’ya mı götürsün?”

HABER MERKEZİ

 

#Demirtaştan #Altılı #Masaya #HDPye #gelince #üç #maymunu #oynuyorlar

Hakikat şehrine yolcu değilsen ne yolcuyu eyle ne yolu incit

 

Dilop Deniz

Aşk olsun yola revan olana, aşk olsun sözü kurana, aşk olsun mürşidi ile buluşana, aşk olsun pirine yoldaş olana diyelim. Yola dair yazılan, söylenen onca söz var iken bir kelam da biz edelim demenin, elbette zamanın ruhu ile bağı vardır. Kurulan kelamın anlam kisvesi doğru kurulur ise kendi mecrasında potansiyeli açığa çıkarır, aksi halde kavramsal veyahut kuramsal bir söz olarak kalır ki erimeye mahkûmdur.

Varoluş felsefesine dayalı cümle kâinatı ve onun yüreğinde emzirdiği cümle canı ve bilmeyi, rızalığı ile her olguyu sevebilmeyi kendine destur edinmiş, kıblesi özgürlük, hedefi ve kapısı hakikat olanın patikasıdır yol. Saçlarının örgülerine her bağ eklemi tabiatın doğuşundan bugüne, arşınlanmış yolu simgeler.

Sırra eren de makamı anlatan da kutsal olana ve tanrıçalar divanına ulaşan da Me’lerin yaratıcısıdır. Eril olanın hakikat hırsızlığına yol bulup karşı duran da tarihin ana rahmidir. Bu yolculukta pusula olan da yine o olacaktır. Saçlarının her telinde yüzyılların yaşamını ve özgürlüğün kokusunu taşıyan varlık yüzyıllar sonra yeniden gebedir eş bir yaşama. Ana Fatma yareni olsun…

Seyit Nesimi’nin dediği gibi “biz mezhep bilmeyiz yolumuz vardır” kelamı hakikate, özüne, sevgisine, aşkına yabancılaşan âmâ (kör) olmuş cümle mahlûkata, pusula niteliğindedir. Burada öz olan yolun ve yolcunun kendisidir. Bir cümle kimlik ve tanım sonradan gelir. Mesele kendini ne olarak ifadelendirdiğin değildir ki zaten hiçbir kimlik ben buyum demekle de olunmamaktadır. Kimlik edinmek bir yolculukla mümkündür, yolun yok ise yolculuğun da yoktur. “Nereye yürüyor ayakların, hangi Aşkın vazgeçilmezliği yürütüyor seni, ikrarın kimedir, bağın kiminle, ocağın nedir, mürşidin kimdir, reyberinden ne aldın, yola hangi ikrarla revan oldun”. Tüm bunların cevabı seni kimlik sahibi yapar. Tek başına soy ve kan kökenliği ile kendi bağını ve yolculuğunu ifade edemezsin. Her varlık kendi yolunda ve yolculuğunda önce bir başınadır. Soyum buydu diyerek oradan yürümek tek başına, yanıltıcıdır. Her canlının kendiyle, cümle tabiat-ı şahane ile ve toplumu ile buluşması haktır ve olması gerekendir. Göz görenin, yürek hissedenin, yol çıkanındır derken revan olunur yola; böyle başlar yolculuk, yudum yudum içilmelidir her kapı, adımların ilk kapısı şeriattır; zihnin tüm alacası ile girilen Araf getirmiştir bu eşiğe canı, usulca yanaşır beden eşiğe, öğretili tüm yaşanmışlığı ve yanılgıları ile araya mesafe koymaya karar vermek için ilk yoldaş reyberinle tanışılır.

İlk kapı heves kapısı ise simgesi de havadır. Ancak bilinir ki yüzlerce yıllık bir yaşam kesesinden doğuştur bu. Kararlaşmak kolay değildir, bu yüzden sancısı da kolay olmayacaktır. Anlam deryası ile tanışılmıştır. Öğretinin her hücresi nakşolmaya başlar bedene, ruha ve ayaklara. İşte yol seni böyle bir anda tarikat kapısına çağırır; ikrar vermek için piştiğin bu kapı ateş ile simgelenir ki ateşten gömleğe talip olunur. O vakit verdiğin, güvenle yürüyeceğine inanlarca el verilir ve marifet kapısından içeri girilir; hizmet kapısına ulaşmış ise toplum için yaşamaya beklentisiz, hilesiz, bir dilop kadar berrak ve özlü, gösterişsiz, mütevazi bir yaşama yani bilgeye bilgeliğe katılmıştır. Ondandır ki simgesi sudur. Tüm bunlar hakikat kapısına kadar uzayan bir serüvendir. Enel hak kapısı olan Hakikat kapısı yalnızlık kapısıdır. Sabrı toprakla bütünleşir, sessizliğin sesi, bereketi ve yüreğidir hakikat. Özgürlüğün demlendiği pay edildiği makamdır. Kanatlanır hakikat, hiçbir pranga tutsak edemez artık onu, arşın arşın deryaların içinde bir adada da olsa ne fayda. Hakikate ulaşan ve ateşinde kül olanlar bilir bu sırrı. Kül olmayı bilmişe ateş ne eyler … 4 kapı 10 öğreti ve makam ile karşılar can olmaya heves edeni. 40 makam ile arındı ise gönlün, bedenin, hazırsındır adanmaya, o vakit, hü diyelim, İnsan-ı Kâmil olana hü.

Yola girene, pişene, anlayana ve yürüyene, hakikat kapısına varana aşk û selam olsun diyelim.
Kendiliğinden olan diye bir anlayışı reddettik; talip olmak elbette kendiliğinden olmaz, yol göstericilerin, öncülük edenlerin, reyberlerin emeği ile pişer, yola talip olanlar. Peki reyber kimdir? Reyber yolunu erkanını en derin sırrı ile bilen, bilince çıkaran ve bu bilincin sihri ile yaşayan yol ehli olandır. Yolda en kutsal hizmeti sunan kişidir de esasında. Edep erkanı talip olana öğreten, mürşidin, pirin ve ananın yoluna talibini hazırlayan, ikrar kapısına kadar ona eşlik eden olmak önce kendini pişirmekten geçer. Kendi mahkemesini yapan kendi özünü dara çeken ve yolcusuna kendini adayan reyber olmak yola adanmışlıktır, öz itibarı ile. Yolun rehberi olmak, kapı tokmak, hane hane, insan insan, yol alıp adım adım yolcuyu bulmak, bir lokma bir hırkanın hakkını verip dervişane bir yaşamı özümsemek kendini aramak ve bulmaya en yakın noktaya gelmek reyber olmak demektir. İnsan-ı Kâmil olması için bir canın reybere ihtiyacı vardır. Canı cana katarak bir toplum ve erkan yaratmanın başka da yolu ve yöntemi yoktur. Talibi erkana kavuşturmak, ikrar yolunu açmak reyberin görevidir. Kararlaşma sürecinin yoldaşıdır yani…

Ne demiştik başta soydan gelen, doğallığında anılan kimlikten ziyade, kendini bilmenin, toplumuna, erkanına, katılan insan olmaktır, kıymeti değer yüklü olan… Evet insan doğulur biyolojik bir varlık olarak, ancak İnsan-ı Kâmil olmak öğretiyle buluşmak “kimim, nereden geldim ve nereye gidiyorum” sorularına vereceğin cevapla mümkündür. Anamızdan canlı doğarız, öğretimizle insan oluruz. İnsanın insanla, insanın cümle kainatla rızalığı çerçevesinde sözleşmesi olmadan kendi erkanı toplumu ile ikrarlaşmadan ahlakını, ölçüsünü, yaşamını, edebini, erkanını öğrenmeden, benimsemeden yaşaması onu tek başına canlı yapar ancak insan yapmaz. Tüm bunlara sözünü vermek ile ikrar oluşturur. Rızalığı ile ölmeden ölmeyi ve yeniden dirilmeyi, 4 kapı 40 makamda erimeyi göze almaktır, ikrarın kaidesidir. Ağırlığını bilmek sözünden dönmemek yolcunun en kutsal esasıdır. O yüzdendir ki “öl ikrar verme, öl ikrardan dönme denilir”. “Döneceğin yola girme, girdiğin yoldan dönme” sözün özüdür.

Son olarak bizler Amaralı bilgenin pirliğinde ikrarı olan, yolunda yolculuğa çıkan, yolcularız. Hakikatin sırrına kavuşma ilminde yürürken kül olmaya rızalık veren bir erkanın talipleriyiz. Abdal olmaktır asıl kıblemiz. Elçisiz bir kalpte buluruz hakkı. Enel hak diyenle yolumuz birdir… Elbette talip olduğumuz yolun reyberi olmak, anlatmak yol göstericisi olmak öncülük yapmak tüm taliplerin yola hizmeti ve sorumluluğudur. Bu inançla ve özle hakikate baş koyana bu uğurda kül olana, külünden kendini var edene hü… Döne döne semaha duran, hakikatin özünde secdeye duran, kendinden verip özünden alan, bu uğurda yaşayan, bu uğurda sırlanan cümle canlara aşk û selam olsun. Hakikatin demine hü.

#Hakikat #şehrine #yolcu #değilsen #yolcuyu #eyle #yolu #incit

Çalışamayan Gazeteciler Günü

87 gazeteci, 10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü’nü cezaevinde karşılıyor; Özellikle Özgür Basın hedefte

Selman Çiçek

Türkiye’de gazeteciler; 1961 yılında özlük haklarını azaltmak isteyen gazete işverenlerine karşı verdikleri mücadeleyi kazandıkları için 10 Ocak gününü “Çalışan Gazeteciler Günü” olarak kutluyor. Ancak Dicle Fırat Gazeteciler Derneği’nin (DFG) verilerine göre, 87 gazeteci yaptıkları haberlerden dolayı cezaevinde. Tutuklama, gözaltı ve sansür yasası nedeni ile Türkiye’de “10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü”, “Tutuklu Gazeteciler Günü”ne dönmüş durumda.

Basına yönelik baskı “sansür yasası” ile derinleşirken, özellikle Özgür Basın’a yönelik gözaltı ve tutuklama 2022 yılında da sürdü. Amed’de 16 Haziran’da 16 gazeteci tutuklandı ve 7 ayı aşkın süredir haklarındaki iddianame dahi hazırlanmış değil. 28 Ekim’de ise Ankara merkezli yürütülen soruşturma kapsamında gözaltına alınan 11 gazeteciden 9’u tutuklandı. Gazeteciler haklarında hiçbir iddianame hazırlanmazken bu durum tutukluluk halinin infazına dönüştü.

Tutuklu bulunan gazeteci, ailesi ve çalışan gazeteciler ile 10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü’nü konuştuk.

‘Çalışamayan gazeteciler’

Diyarbakır’da 16 Haziran’da 16 gazeteci ile birlikte tutuklanan gazeteci Ramazan Geciken ailesi aracılığı ile bir mesaj gönderdi. Geciken’in gönderdiği mesaj şu şekilde: 10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü’nde her ne kadar ‘Çalışamayan Gazeteciler’ kategorisine itilmeye çalıştırılsak da, dışarda bulunan onlarca arkadaşımızın yarım bırakmak zorunda kaldığımız işi en iyi şekilde yürüteceklerine inanıyorum. Bizler bu günü dört duvar arasında onların direnci ve çalışma azminden aldığımız güçle karşılayacağız. Tüm özgür basın çalışanlarının ve dayanışma içerisinde bulunan gazetecilerin 10 Ocak Günü’nü yürekten kutluyoruz. En kısa zamanda birlikte özgürce çalışmayı umut ediyoruz.”

‘Suçların’ en büyüğü!

Kendisi gibi gazeteci olan Ramazan Geciken’in eşi Beritan Elyakut ise, 10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü’nü özgür basın geleneğinden gelenler olarak hep baskı, tutuklama ve gözaltı furyalarıyla karşıladıklarını söyledi. 10 Ocak’ı “Çalışamayan Gazeteciler Günü” olarak tanımladığını söyleyen Elyakut, “Bizleri çalıştırmak istemeyen iktidar her türlü baskı aygıtını kullanıyor. Bir gazetecinin çalışmasının önüne engeller koymak kadar ağır bir his olamaz. Ancak Kürt basın geleneğinden gelenlerin şöyle bir özelliği var (hep unutulan): Bizler dört duvar arasında da olsa yaşanan hak ihlallerini, zulmü, baskıyı bir şekilde kamuoyuna duyurmaya devam ediyoruz” dedi. Eşi ve arkadaşlarının sırf gazetecilik yaptıkları için tutuklandığının altını çizen Elyakut, bu ülkede iktidar karşıtı ve iktidarın yanlışlarını bir yerlere duyurmanın ‘suçların’ en büyüğü olarak ele alındığını söyledi. Tutuklamaların siyasi bir karar olduğuna inandığını söyleyen Elyakut, hiçbir delil üretemeyen yargının 7 aydır asılsız iddialarla gazetecilik çalışmasına ket vurduğunu söyledi.

Yargı bağımsız değil

7 ayda iddianamenin hazırlanmamasını fiyasko olarak gördüğünü söyleyen Elyakut, “Türkiye yargısı istediği zaman jet hızıyla kararlar verirken ne hikmetse 7 aydır bir arpa boyu yol alamamıştır. Aslında bu da bize yargının bağımsız olmadığını ve birilerin düğmeye basması için beklenildiğini göstermektedir. Gazetecilik faaliyeti dışında tek bir suç oluşturamamalarından kaynaklı tutuklama süreci uzatılarak tüm gazetecilere korku sarılmak istenmektedir” dedi.

Gazetecilik suç sayılıyor

12 Mayıs 2016’da gözaltına alınan ve 6 yıl 7 ay tutuklu kaldıktan sonra 29 Kasım 2022 günü tahliye olan gazeteci Nedim Türfent ise, tutuklu gazeteci olma hikayesini anlattı. Tutuklamasına neden olan tanıkların olayların geçtiği mahallede kendisini elinde fotoğraf makinasıyla gördüğünü anlattığına dikkati çeken Türfent,“Bunlar gazeteciliğin olmazsa olmaz faaliyeti. Her gazetecinin işi gücü uğraşı bu faaliyetlerle başlar. O gün bu faaliyetler kriminalize edildi. Bugün gazetecilik faaliyetlerinin kriminalize edilmesinin yanı sıra akıllara gelmeyen bir baskı furyası bulunmakta. Bir başka deyişle sadece yargı sopasıyla da kalsa iyiydi! Habercilik faaliyetlerinin terörize edilmesine ek olarak, ekonomik açıdan yıpratmaya ve tüketmeye çalışıyorlar” diye konuştu.

Özgür Basın ısrarı

“Bir gazeteci neden tutuklanır?” sorusunu soran Türfent, “Bu sorunun çok da zor olmayan bir yanıtı var. Gerçekleri saklama ve perdeleme amacıyla. Ta Fi tarihinden beri her birimizin adı gibi bildiği şu ki gerçeklerin bilinmemesi istendiğinde, hedef tahtasına konan ilk kişiler bu gerçekleri gün yüzüne çıkaran gazetecilerdir. Gazetecilerin kamu yararı ve halk çıkarı adına sürdüre geldiği bu hakikat arayışçılığı, her iktidar döneminde, ama az ama çok başlarına ‘bela’ açmıştır, bedel ödetmiştir. Bu yolda gün geldi canımızı verdik, gün geldi zindanlara hapsedildik. Ama ‘hakiki’ gazetecilik ve Özgür Basın inadı ve ısrarı zemin ve zamana meydan okuyarak bugüne dek hayatta kalmayı başardı” diye belirtti.

Kaleme kelepçe işlemez

Bir gazetecinin mekan olarak zindanda olmasına rağmen duvarlara hapsolmadığının altını çizen Türfent, “Kalemlerine asla kelepçe takılamadı. Sözcüklerini daha kalın harflerle yazmayı bildiler. Bu geleneği bizlerden önce büyük bedeller ödemek zorunda kalan Uğur Mumcular, Musa Anterler, Metin Göktepeler, Hrant Dinklerden öğrendik, onların yüzü suyu hürmetine bugün kalem tutabiliyoruz. Dört duvar arasında olan bir gazeteci için de en büyük direnç kaynağı kalemine ve kelamlarına olan bağlılığı ve hakikat sevdasıdır. Hiç değilse, 6 yıl 7 ay tutsak kalan benim için bu temelde gerçekleşti” dedi.

İktidar hakikatlerden rahatsız

Dicle Fırat Gazeteciler Derneği(DFG) Eşbaşkanı Dicle Müftüoğlu ise basının tüm dünyada devletle ya da yönetenlerle halk arasında bir “kamu denetçisi” pozisyonunda görev yaptığının, bu görevin iktidarları rahatsız ettiğini söyledi. Gazetecilerin iktidarların gizledikleri gerçekleri açığa çıkarttığını ve bu nedenle hedef alındığını belirten Müftüoğlu, “Türkiye gibi demokrasi, basın ve ifade özgürlüğünün olmadığı ülkelerde bu durum daha da katmerleşiyor. Özellikle Kurdistan’da 30 yılı aşkındır yürütülen savaşla birlikte çok büyük ihlaller yaşandı, yaşanmaya devam ediyor. Bir taraftan bununla halkı susturmaya çalışan iktidar yanlış bir enformasyonla da toplumu yanlış bilgilendiriyor, Kürt halkına yönelik farklı bir algı yaratıyor. Tüm bunlara karşı Özgür Basın da hem iktidarın savaş politikalarını deşifre ediyor hem de kendi halkının mücadelesini yazıyor. Bu nedenle iktidar tarafından çok fazla hedef alınıyor. Son yıllarda dozu artan savaş, tecrit ve bu nedenle iktidarını kaybetmekte olan AKP bu tabloyu ters yüz etmek için Özgür Basın’ı hedef alıyor. Bu nedenle son 6 ayda 27 arkadaşımız tutuklandı” diye konuştu.

Gazeteciler hedefte

10 Ocak ilan edildiğinde Çalışan Gazeteciler Günü olarak kutlanması amaçlandığını ama Türkiye’de hiçbir zaman bu günün kutlanmadığına dikkat çeken Müftüoğlu, “Soykırımlar üzerine inşa edilen bir devlet olan Türkiye’de ilk andan itibaren iktidarın yörüngesine girmeyen gazeteciler hedef alınmıştır. Biz de bugünü basın ve ifade özgürlüğünün kazanılması için bir mücadele alanı olarak görüyoruz. 87 meslektaşımızın bu günü cezaevinde karşılaması kötü bir durum. Onları özgürlüklerine kavuşturmak da hem bizim hem de toplumun mücadelesiyle olacaktır” dedi.

Suçlanan gazetecilik

Tutuklu gazetecilerin sadece gazetecilik faaliyetleriyle suçlandığını belirten Müftüoğlu, “Tutuklandıkları süreçte de savcı ve hakimlikte yaptıkları haber ve programlar soruldu. Arkadaşlarımızın yaptığı haberler iktidarı rahatsız ediyor. Bu nedenle tutuklandılar, bu nedenle tutukluluk halleri devam ediyor. Suçlama yapacakları bir durum olmadığı için de iddianameyi hazırlayamıyorlar” dedi.

Yine de yazıyorlar

Son dönemde tutulan tüm meslektaşlarının görüşçülerinin “sakıncalı” bulunduğunu hatırlatan Müftüoğlu son olarak şu sözleri sarf etti: “Bu nedenle görüşme yapmalarının önüne geçildi. Arkadaşlarımızı tecrit altında tutmak amacıyla yapılan bu durumun hukukla bağlantısı yok. Hukuksuzca tutuklandılar ve şimdi de dış dünya ile bağlantıları tümden kesilmeye çalışılıyor. Tutuklu arkadaşlarımızdan aldığımız mektuplarda cezaevinde yaşadıkları ihlallere dikkat çekiyorlar. Tecrit hali, tedavi hakkının engellenmesi, kitap kısıtlaması, TV ve gazete neredeyse hiç verilmiyor. Aslında bu mektuplarla cezaevindeki durumu yazıyor meslektaşlarımız. Yani tüm bu hapsedilme haline rağmen mesleklerini icra ediyorlar.”

#Çalışamayan #Gazeteciler #Günü

MKM Paris’te katledilenleri andı

MKM, Paris’te katledilen Kürt sanatçı Mîr Perwer başta olmak üzere Paris’te katledilenler için anma etkinliği gerçekleştirdi

Mezopotamya Kültür Merkezi (MKM) Paris’te katledilen Kürt sanatçı Mîr Perwer başta olmak üzere Şirnex’in Silopiya ilçesinde sokağa çıkma yasaklarında 4 Ocak 2016 tarihinde başka bir mahalleye geçmek isterken zırhlı araçtan açılan ateş sonucu katledilen Demokratik Bölgeler Partisi (DBP) Parti Meclisi (PM) üyesi Sêvê Demir, Özgür Kadın Kongresi (KJA) üyesi Fatma Uyar ve Silopiya Halk Meclisi Eşbaşkanı Pakize Nayır, Fransa’nın başkenti Paris’te 9 Ocak 2013’te katledilen Sakine Cansız, Fidan Doğan,Leyla Şaylemez ve geçtiğimiz günlerde Ahmet Kaya Kültür Merkezine yapılan saldırıda katledilen KCK Komite Üyesi Emine Kara (Evin Goyi), ve Abdurrahman Kızıl için anma töreni düzenledi. MKM’nin Beyoğlu ilçesinde bulunan binasında gerçekleştirilen etkinliğe MKM’li sanatçıların yanı sıra çok sayıda kişi katıldı.

Baskı ve sindirme

Paris ve Silopiya’da katledilenlerin anısına mumların yakıldığı anma etkinliği, özgürlük ve demokrasi mücadelesinde yaşamını yitirenlerin anısına 1 dakikalık saygı duruşu ile başladı. Anma etkinliğinde konuşan MKM sanatçısı Mazlum Akpolat, Ocak ayında yaşamını yitirenlerin isimlerini sıralarken, bu isimlerin saldırılar sonucu katledildiğini belirtti. Düşünceleri ile sisteme karşı olan tüm Kürtlerin sistem tarafından hedef alındığını belirten Akpolat,  Kürt halkı ve sanatçılarının cezaevleri, baskılar ve saldırılar ile susturulmaya çalışıldığına dikkati çekti.

Mücadeleleri sürecek

Kürt sanatçı Mîr Perwer’in de bunlardan birisi olduğunu söyleyen Akpolat, “Kürt özgürlük mücadelesine bağlı olan Mîr Perwer düşüncelerinden dolayı bu ülkede 4 yıl cezaevinde kaldı. Cezaevinden çıktıktan sonra da çok daha yüksek bir ceza ile yargılanmak istenen Mîr Perwer bundan dolayı yurtdışına çıkmak zorunda kaldı. Ama orada da peşini bırakmayıp onu katlettiler” dedi. Bu saldırılara karşı Perwer ile beraber Paris ve Silopiya’da katledilenlerin mücadelelerini kaldığı yerden devam ettireceklerini vurgulayan Akpolat, Kürt halkı ve sanatçılarının saldırılar ile bitiremeyeceğini vurguladı.

Mir Perwer’in anısına şarkıların seslendirildiği anmada MKM’li sanatçılar sahne aldı. Ardından ise dengbej dinletisi gerçekleştirildi. Anma etkinliği “Şehid namirin” sloganları ile son buldu.

Kaynak: MA

#MKM #Pariste #katledilenleri #andı

Kuzey ve Doğu Suriye’de Paris’te katledilen kadınlar anıldı

Kuzey ve Doğu Suriye’de halk Paris Katliamı’nı kınayarak, suçluların açığa çıkarılması için çağrıda bulundu

Birinci Paris Katliamı’nın 10’uncu yıldönümü nedeniyle Kobanê, Minbic, Tebqa ve Halep şehirlerindeki yurttaşlar, yaptıkları eylemlerle Paris’teki katliamları kınadı.

Kobane

Protesto, “Sakine ve Evînlerin direniş ruhuyla katillerden hesap soracağız” sloganıyla Fırat Bölgesi’nden binlerce yurttaşın katılımıyla Özgür Kadın Meydanı’nda başlayan yürüyüş, Mürşit Pinar Sınır Kapısı’nın yakınındaki El Selam Kavşağı’nda devam etti.

Protestocular, Paris’teki birinci ve ikinci katliamlarda şehit düşenlerin resimlerini taşıyarak, “Faşizm ölüm”, “Sözümüz intikamdır” ve “Jin jiyan Azadî” sloganlarını attı.

Burada konuşan Fırat Bölgesi Kongra Star Koordinasyon Üyesi Zozan Bekir, iradelerini boşa çıkarmaya çalışan herkese karşı mücadele edeceklerini belirtti.

Minbic

Minbic halkı, kadın örgütleri, Genç Kadınlar Birliği ve Suriye Devrimci Gençlik Hareketi üyeleri, Paris’teki birinci ve ikinci katliamlarında yaşamını yitirenleri anmak ve Türkiye’nin bölge halkına yönelik saldırılarına karşı protesto gösterisi düzenledi. Protestoda, “Fransa hükümetine ve hukuk örgütlerine Paris’teki aktivist ve politikacıların katillerini ortaya çıkarmaya çağırıyoruz” yazılı pankartlarını açıldı.

Protesto gösterisi Mîzan Kavşağı’dan Masab Kavşağı’na kadar devam etti.

Burada konuşan Fırat Hattı Kadınlar Evi Üyesi Emîne El Cerah, Paris’teki birinci ve ikinci katliamda hayatını kaybedenleri anarak, Sakine Cansız’ın özgürlük için kadın direniş tarihinde önemli bir rol oynadığını ve yolunu takip edecekleri sözünü verdi.

Minbic Devrimci Gençlik Hareketi Eş Başkanı Ehmed El Cemîlî de, “İşgalci Türk devletinin dört parça Kürdistan’a yönelik tüm katliamlarına karşı birlik içinde duruyoruz ve Fransız hükümetine de Paris’teki 1. ve 2. katliamların faillerini ortaya çıkarması çağrısında bulunuyoruz” dedi.

Tebqa

Tebqa’da da Zenûbiya Kadın Topluluğu Ofisi, şehirdeki yurttaşların katıldığı bir protesto gösterisi düzenledi. Şehit Hevrîn Xelef Parkı önünde başlayan yürüyüş, şehir merkezinde bulunan Zenûbiya Kadın Topluluğu Ofisi’ne doğru devam etti.

Halep

Halep’in Şêxmeqsûd ve Eşrefiyê mahallelerinde yüzlerce kadın, siyasi parti ve kurum üyeleri ile temsilcileri Kongra Star ve Genç Kadınlar Birliği’nin çağrısıyla Paris’teki birinci ve ikinci katliamlarını kınamak için alanlara çıktı. Protestoda, “Jin Jiyan Azadî”, “Kadınlara yönelik şiddete hayır” ve “Halkların direnişi komployu yeniyor” yazılı pankartlar taşındı.

Protesto Şêxmeqsûd Mahallesi’nin batısındaki Yasîn Bodrumu önünde başladı. Prostestoda, “Sara, Rojbîn, Ronahî”, “Jin Jiyan Azadî” ve “Yıkılsın faşist Türk devleti” sloganları attı.

Mahallenin doğusundaki Cibênat Meydanı’nda sona ererek mitinge döndü. Burada Kongra Star adına konuşan Suda Hesen, Türkiye’nin topraklarında gerçekleştirdiği katliamlara Fransa’nın sessiz kalmasını kınadı. Suda, Türkiye’nin istihbaratıyla Avrupa devletlerindeki kadınları hedef aldığına ancak bu devletlerin sessiz kaldığına dikkat çekti.

Cizre Bölgesi

Öte yandan Cizre bölgesindeki şehir ve ilçelerde de Paris katliamlarında yaşamını yitirenler anıldı.

Hesekê şehri ve Qamişlo Kantonu’nun tüm ilçelerindeki bileşenlerden yurttaşlar, “Sara ve Evînlerin mücadele ruhuyla katilleri yeneceğiz” şiarıyla Paris Katliamı’nda yaşamını yitirenleri anarak, mücadele sözü verdi.

#Kuzey #Doğu #Suriyede #Pariste #katledilen #kadınlar #anıldı