Ana Sayfa Blog Sayfa 1094

Buldan: HDP’nin aday çıkarması stratejilerini alt üst edecek

HDP Îdir İl Örgütü kongresinde konuşan HDP Eşbaşkanı Pervin Buldan, ‘HDP niye aday çıkarmasın? HDP’ni sizden ne farklı var? HDP bu ülkede bir irade değil mi? HDP bir siyasi parti değil mi?’ diyerek kendi adaylarını çıkaracaklarını belirtti

Halkların Demokratik Partisi (HDP) serhat bölgesinde kongre çalışmalarına devam ediyor. Qers’in (Kars) ardından bugün de Îdir (Iğdır) İl Örgütü kongre gerçekleştiriyor.
Bir düğün salonunda yapılan 4’üncü Olağan Kongresi’nde söz alan HDP Eşbaşkanı Pervin Buldan, ittifak tartışmaları ve Cumhurbaşkanı adayı çıkarıp çıkarmayacaklarına dair tartışmalara değindi.

‘HDP’nin sizden ne farkı var?’

“Herkesin gözü HDP’de yani bizde. Aday çıkaracak mı çıkarmayacak mı? Millet İttifakı’nı destekleyecek mi desteklemeyecek mi? HDP’ni stratejisi yerel seçimlerdeki gibi mi olacak yoksa yeni bir hedefi mi var? Yeni bir strateji mi belirleyecek? Herkesin gözü bizde” diyen Buldan devamında şunları dile getirdi: ” Dün Kars’ta bir açıklama yaptım; HDP kendi adayını açıklayacak ve kendi adayıyla seçimlere girecek dedim. Dünden beri tartışılan tek mesele HDP’nin aday çıkarıp çıkarmama meselesi. HDP niye aday çıkarmasın? HDP’ni sizden ne farklı var? HDP bu ülkede bir irade değil mi? HDP bir siyasi parti değil mi? Seçimlere girme hakkı var mı yok mu? Bu ülkeyi değiştirme ve dönüştürme iradesine sahip mi değil mi? Bütün bunları göz önünde tutarak bir kez daha ifade etmek isterim ki HDP kendi ittifaklarıyla birlikte adayını çıkaracak. Emek ve Özgürlük İttifakı, kadın ittifakı, Kürt ittifakı, demokrasi güçlerinin ittifaklarıyla birlikte HDP’nin aday çıkarması elbette ki bazılarını hem hayallerini hem de ileriye dönük bütün bu yapacakları stratejilerini alt üst edecek. Şunu özellikle belirtmek isterim ki Kürt halkı ve dostlarına cezaevlerini ve mezarlığı reva görenler kaybetmeye mahkumdur.”

Ayrıntılar geliyor…

 

#Buldan #HDPnin #aday #çıkarması #stratejilerini #alt #üst #edecek

PEN üyesi Gökhan Yavuzel’e havaalanında gözaltı

Barış İçin Edebiyatçılar İnisiyatifi adına ‘Bu suça ortak olmayacağız’ bildirisi hazırlayan PEN üyesi yazar Gökhan Yavuzel gözaltına alındı

Uluslararası Yazarlar Birliği (PEN) üyesi olan, Barış İçin Edebiyatçılar İnisiyatifi’nin Ocak 2016’da ayında yayınladığı “Amasız, fakatsız bu suça ortak olmayacağız” adlı barış bildirisini hazırlayan yazar Gökhan Yavuzel, beş yıl sonra sağlık sebepleriyle döndüğü Türkiye’de İstanbul Havalimanı’nda gözaltına alındığını açıkladı.

Yavuzel hakkında hem bildiri nedeniyle, hem de “Cumhurbaşkanı’na hakaret” gerekçesiyle yakalama kararı bulunuyordu.
Yavuzel, Twitter hesabından yaptığı paylaşımda, “5 yıllık sürgün yaşamından sonra sağlık sorunları nedeniyle ülkeye dönmek durumunda kaldım. Şu an İstanbul havalimanında gözaltına alınıyorum” dedi.

Yavuzel, 2019 yılında Birleşik Krallık’a iltica talebinde bulunmuş ve bu talebi kabul edilmişti. Avrupa’da Kürt, muhalif siyasetçi, yazar ve gazetecilere yönelik 55 kişilik “İnfaz listesi”nde adı olduğu için uyarılan Yavuzel, 26 Temmuz 2021 tarihinde evinin yakınlarında bir grubun fiziki saldırısına uğramıştı.

İSTANBUL

#PEN #üyesi #Gökhan #Yavuzele #havaalanında #gözaltı

‘Fidan onurlu bir barış için uğraşan bir isimdi’

Paris’te katledilen 3 Kürt kadın devrimciden Fidan Doğan’ı anlatan kuzeni Cemo Doğan, ‘Fidan, onurlu bir barış için uğraşan önemli bir isimdi’ dedi

Fransa’nın başkenti Paris’te 9 Ocak 2013 tarihinde MİT tetikçisi Ömer Güney tarafından katledilen PKK kurucularından Sakine Cansız (Sara), Kurdistan Ulusal Kongresi (KNK) Paris Temsilcisi Fidan Doğan (Rojbîn) ve Kürt Gençlik Hareketi üyesi Leyla Şaylemez’in (Ronahî) ölüm yıl dönümlerinde 3 devrimci kadını anlatanlar direnişlerine vurgu yapıyor.

Mücadele ile Fransa’da tanıştı

Hayatı ile direnişe ve mücadele örnek olanlardan biri de Fidan Doğan. 17 Ocak 1982 tarihinde Mereş’in Elbîstan ve Nûrheq ilçeleri arasında bulunan Malê Bûtan köyünde 4 çocuklu bir ailenin 2’nci çocuğu olarak dünyaya gelen Doğan, Mereş Katliamı’ndan sonra göçlerin yaşanmasıyla birlikte ailesi Fransa’ya yerleşti. İlk önce anne ve babası yurtdışına çıkan Doğan, 9 yaşına kadar köyde teyzesi, dedesi ve nenesiyle yaşadı. Daha sonra kendisi de göç yollarına düşen Doğan, Kürt özgürlük mücadelesiyle Fransa’da tanıştı.

Önemli çalışmal yürütüyordu

Mezopotamya Ajansı’dan (MA) Ömer Akın’a konuşan Doğan’ın amca çocuğu Cemo Doğan, Doğan’ın PKK Lideri Abdullah Öcalan’ın 15 Şubat 1999’da uluslararası komployla Türkiye’ye teslim edilmesi sürecinde gençlik çalışmalarında aktifleştiğini belirtti. kuzen Doğan, “Fidan iyi derecede Fransızca bilirdi. Bürokratik çalışmalarda yer alırdı. 2002 yılında KNK Paris Temsilciliği sorumluluğunu aldı. Peşi sıra 2011 yılında katledildikleri Kurdistan Enformasyon Bürosu’nun sorumluluğunu üstlendi. Yaklaşık 10 yıl boyunca bürokratik çalışmalarıyla tanındı. Fidan, barışçıl bir insandı ve Avrupa’da özellikle Strasburg’da, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nde (AİHM), Paris’te birçok Avrupalı siyasetçiyle bürokrasi yürüttüğünü biliyoruz. Fidan, onurlu bir barış için uğraşan önemli bir isimdi” dedi.

Tüm bağlantılar ortadaydı

Doğan’ın, mücadele arkadaşları Cansız ve Şaylemez ile birlikte Paris’in göbeğinde katledildiğini hatırlatan kuzen Doğan, “Türk Hükümeti, katliamın MİT ile bağlantısını birçok ipucuya rağmen reddetti. O gün bugündür reddediyor fakat birçok bilgi ve belge kamuoyuna yansıdı. Ömer Güney’in ses kayıtları yansıdı. Ömer Güney’i, ailesi bile ziyaret etmezken Ruhi Semen isimli bir kişi onun ziyaretçisi oldu. Bu insanın Diyanet İşleri’nin Avrupa Temsilciliği’nde görev aldığı bilgileri var. Aynı zamanda Fransız polisinin incelemesinde Güney’in hastaneden kaçmak için MİT yetkililerine iletilmek için bir pusula verdiği bilgileri biliniyor. Bu noktada Kürt yetkilileri ve aileler önemli bir mücadele yürüttü. Ancak Güney’le bağlantılar ortaya çıkarılmadı” dedi.

Kürt halkı 40 yıldır kirli savaşa maruz kalıyor

Güney’in ölümüyle Fransa yargısının davayı askıya aldığını kaydeden kuzen Doğan, “Katliamdan hemen sonra gelen Newroz’da, Sayın Öcalan’ın barış süreci ile ilgili bir deklarasyonu yayınlanmak üzereydi. Önemli görüşmeler gerçekleşiyordu. Türkiye’de, son 40 yıldır kirli bir savaşa maruz kalan Kürt halkı barış sürecine doğru yürüyordu. Dolayısıyla bu katliamla ilgili Fransa Hükümeti üzerine düşeni yapmadı. Bir komplo olduğu ortada iken bunun uluslararası bağlantıları ortaya çıkarılmadı ve geçtiğimiz günlerde Paris’te ikinci bir katliam yaşandı. Kürt halkı bu noktada Fransa Hükümeti’ni samimi bulmuyor. Çünkü birinci katliam aydınlatılsaydı ikinci katliamın gerçekleşmeyeceği düşünülüyor” ifadelerini kullandı.

Bu dava kapanmayacak

Doğan, “Bugün hala en çok ihtiyaç duyulan şey bu kirli savaşın bir an önce bitmesidir. Bu noktada Paris Katliamı, önemli bir mihenk taşıdır. Aileler, katliamın arkasındaki güçlerin açığa çıkması, soruşturmanın doğru dürüst yürütülmesi için önemli bir çaba gösterdi. Fakat Fransa Hükümeti tarafından bu çabaları karanlığa itildi. Bugünde özellikle İkinci Paris Katliamı ile birlikte paralel olan bir işleyiş yürüyor. Fransa Devleti, yine sosyal demokrat samimiyetsizliğini ortaya koyuyor. Çünkü bu meselede de ilk katliamda olduğu gibi birçok manipülatif açıklama yapıldı. Paris’in göbeğinde, suçlu birinin cezaevinden çıktıktan sonra bu kadar silaha ve cephaneye 10 gün içerisinde nasıl ulaştığı, hangi bağlantılarla buraya geldiği, hangi arabayla buraya bırakıldığı meselesi çok önemli soru işareti barındırıyor” dedi.
Kürtlerin Avrupa’nın dört bir yanına dağıldığını belirten kuzen Doğan, “Avrupa’nın göbeğinde gerçekleşen bu katliamı Kürtler kabul etmiyor. Hem bürokratik çabalarını sürdürecekler hem de iki katliamın hesabını soracak ve bu dava kapanmayacak” dedi.

MEREŞ

#Fidan #onurlu #bir #barış #için #uğraşan #bir #isimdi

Yaşamı Yeniden İnşa Hareketi: İnsanlar yüzünü doğup, büyüdüğü topraklara yönlendirecektir

PİRHA-Yaşamı Yeniden İnşa Hareketi, köylere dönüş ve ekolojik yaşam çağrısını yinelerken, “Temiz su ve organik gıda ihtiyacı kaçınılmaz olarak insanların yüzünü tekrar doğup büyüdüğü topraklara yönlendiriyor, yönlendirecektir. Umarım düşlerimiz yaşamımız olur” ifadelerini kullandı.

5 Ekim 2019’da Maraş’ın Elbistan ilçesinin Axtil Köyü Kocapınar mezrasında kadınların öncülüğünde 5000 badem ağacı dikerek başlayan Yaşamı Yeniden İnşa Hareketi, faaliyetlerine ilişkin yazılı bir açıklama yayımlarken, köylere dönüş ve ekolojik yaşama yönelik çağrısını yineledi.

“İNSAN NEREYE GİDERSE GİTSİN YÜREĞİ HEP BIRAKTIĞI YERDEDİR”

Yapılan açıklama şu şekilde:

“Sosyal, siyasal ve ekonomik nedenlerden dolayı 1960’larda başlayan 70 ve 80’lerde hızlanan 90’larda ise doruğa çıkan göçler sayesinde doğup büyüdüğümüz toprakları terk etmek zorunda kaldık. Her ne kadar bazı kesimlerce “İnsanın doğduğu yer değil, doyduğu yer vatanıdır” gibi bir düşünce savunulsa da -hatta yer yer buna uygun bir yaşam pratiği de sergilense- yaşanan gerçeklik hiç de öyle değildir. Çünkü biz biliyoruz ki insan nereye giderse gitsin yüreği hep bıraktığı yerdedir.

Kaldı ki kişi kendini gittiği yere ait hissetse de -yaşanan kültür şoku ve asimilasyon sayesinde- gün gelecek ait olduğu kimliğe yabancılaşacak ve hiçbir yerde kabul görmeyecektir. Avrupa’dan gelen yöre insanlarının sıklıkla dile getirdikleri “Avrupa’da bize yabancı, memlekette Almancı diyorlar” söylemi bu bağlamda hayli düşündürücüdür.
2000’li yıllara gelindiğinde bölge köyleri hiçbir yerde rastlanmayan bir yalnızlığa terk edildi. Birkaç yaşlının ayakta tutuğu köyler adeta mezarlığa dönüştü. Ancak son yıllarda Yaşamı Yeniden ve Yerinde İnşa Hareketi’nin “Köylerimizi mezarlığa değil de yaşam alanına çevirelim” çağrısı bölgede karşılık bulmuş ve gelinen aşamada 100 binlerce meyve ağacının toprakla buluşturulması sonucu bölge adeta küllerinden yeniden doğuyor.

“ALEVİ FELSEFESİNE GÖRE HER CANLININ YAŞAM HAKKI VARDIR”

Kuşkusuz her yeni doğum sancılı olur. Bölgedeki arazilerin katma değerinin yükselmesi özellikle bölge dışındaki bazı kesimlerin iştahını kabartmış ve gayri ahlaki bir biçimde ata yadigarı arazi ve meralara saldırılar yapılmıştır, yapılmaktadır. Özcesi coğrafyadaki tahribat sadece insan ve değerlerine değil, aynı zamanda doğada yaşayan tüm canlılara uygulanmaktadır. Ve bu tahribat da özellikle Kürt ve Alevi coğrafyasında uygulanmaktadır. Elbette ki bunun sosyal ve siyasal nedenleri bilinmektedir. Ancak bu çevreler bilmeliler ki, Alevi felsefesi bu coğrafyayla bütünleşmiş bazen bir suda bazen bir ağaçta bazen bir taşta kendi ifadesini bulmakta ve doğa var oldukça bu felsefe de varlığını sürdürmeye devam edecektir.

Zira Alevi felsefesine göre her canlının bir yaşam hakkı ve ruhu vardır. Dolayısıyla ekolojik yaşamın da korunması gerekiyor. Bu bağlamda demografik yapıyı değiştirmeye yönelik HES, maden arama ve bilinçsizce yapılan kazı çalışmalarına karşı duyarlı olmak gerekiyor. Kaldı ki doğa da boşluk kabul etmez. Pazarcığın Terolar köyünde yaşananlar bunun canlı bir örneğidir. Benzer gelişmelerin yaşanmaması için güçlü bir sahiplenme gerekiyor. Başta yöre kurumları olmak üzere bölge ile ilgili kaygıları olan herkesin tez elden gelişmelere karşı duyarlı olması elzemdir.  Birçok insan bunu bölgecilik ya da toprak fetişizmi olarak görebilir. Ancak yaşanan gelişmelerin önü alınmaz ve karşı bir tutum geliştirilmezse, yakın zamanda bunun hem sosyal hem de ekonomik sonuçları olacaktır.

“KIRAÇ TOPRAKLAR SU İLE BULUŞTURULACAK”

Coğrafyada yaşanan bu olumsuzluklara rağmen, -yeterli olmasa da- bölge ile ilgili önemli çalışmalar da yapılmaktadır. Özellikle de Yaşamı Yeniden ve Yerinde İnşa Hareketi’nin çalışmaları ve çağrıları gerek yurt dışında gerekse metropolde yaşayan bölge insanının yönünü kadim topraklara çevirmiştir. Bu gelişmelere paralel olarak metropollerdeki konutlara taş çıkaracak yapılar inşa edilmektedir. Bu inşa süreci sadece barınma alanında değil, sosyo-kültürel alanda da yürütülmektedir. Söz konusu Sevdilli köyünde yapılan “Hasan Usta Kültür ve Cem Evi” , Kürecik merkezde yapılan “Kürecik Halk Kütüphanesi”, Yapılı pınar köyünde yakın zamanda inşaatı başlayacak olan “Ali Haki Edna Köy Evi” bunlardan bazılarıdır.

Diğer yanda kıraç topraklar su ile buluşturularak, modern ve sulu tarıma yönelik önemli adımlar atılmıştır. Gelinen aşamada sadece Alxas köylerinde 50 bini geçkin meyve fidanı toprakla buluşturulmuş, ki, bunun 18 bini Alxasın tarihe tanıklık eden Axtil köyünde dikilmiştir. Bunun yanında badem, alıç, aspir gibi besin değeri yüksek bitkiler yetiştirilerek, ürün çeşitliliğine gidilmiştir. Kuşkusuz yapılacak toprak analizleri sonucunda bu çeşitlilik daha da artacaktır. Söz konusu katma değeri hayli yüksek olan “salep”, “ahududu”, “bibriye”, “lavanta”, “ada çayı” ve “goji berry” bitkisini yetiştirmeye yönelik çalışmaların olduğunu biliyoruz. Benzer çalışmaların Kürecik ve Sinemilli köylerinde de yapılmaktadır. Özellikle Elbistan’ın Nergele köyünde Avrupa ve bölgede yaşayan halkın dayanışması ile on binlerce meyve fidanı toprakla buluşturulmuştur. Festival havasında geçen fidan dikimine hareketimiz imkanları ölçüsünde güç ve destek vermiştir.

“UZUN BİR ARADAN SONRA MUHABBET CEMİ DÜZENLENDİ”

Bölgede, Yaşamı Yerinde ve Yenide İnşa Hareketi çalışmalarını sadece ekonomik alanda değil aynı zamanda sosyal ve kültürel alanda da yürütmektedir. Bu bağlamda Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) ile birlikte Maraş’ta 2 günlük bir program gerçekleştirildi. Birinci gün Ate Elif, Hemî Tazı ve Ali Koto’nun mekanları ziyaret edilmiş, ardında Sinemilli Ocağının Kantarma köyünde uzun bir aradan sonra muhabbet cemi düzenlenmiştir.

Bölgenin su, kanalizasyon, yol, telefon, internet vb. birçok alt yapı sorunu oluğu bilinmektedir. Mevcut sorunlar kişilere ve kurumlara bırakılmayacak kadar ağırdır. Burada resmi kurumların ve yerel yönetimlerin de devreye girmesi gerekir. Bu da ancak sorunlara duyarlı bir toplumla mümkündür. Bu bağlamda Yaşamı Yeniden ve Yerinde İnşa Hareketi bölgede halkla birlikte ilk defa -150 yıldır çözüm bekleyen Axtil’in Serçe kuyusu mezrasının su sorununun giderilmesi için- bir imza kampanyası başlatmış ve toplanan imzalar gerekli mercilere teslim edilmiştir.

Aynı zamanda sorunu gündeme taşımak için yazılı ve görsel basına bilgi verilmiştir. Görsel basının bizzat bölgeye gelerek, sorunu kamuoyuna taşıması, yerel mercileri harekete geçirmiş ve sorunları giderme konusunda bölge halkına söz vermiştir.

“HER AĞAÇ KENDİ KÖKÜ ÜZERİNDE YEŞERİR”

Elbette ki yapılacak çalışmaların hem ekonomik hem de bir insan değeri vardır. Bu da ancak kooperatif, dernek, vakıf benzeri örgütlenmemeden geçer. Bu tür örgütlenmeler hem benzer çalışmaları çoğaltacak hem de kadim inancımız gereği ihtiyaç sahibi kesimlere yardımda bulunacaktır. Zira birçok kesim bırakalım tarla bağ-bahçe sahibi olmaya, köyde bir ev yeri bile yoktur. Söz konusu kooperatif türü örgütlemeler hazine arazilerini satın alarak, ihtiyaç sahiplerine paylaştırabilir.

Yukarıda dile getirilen arzu ve istekler birçok kişi ve kuruma ütopik gelebilir. Ancak biz biliyoruz ki toprak tohumu kabul etti. Yapılması gereken bu tohumun yöre sanatçıları, yazarları, kanaat önderleri, iş insanları, inanç önderleri ve duyarlı tüm kesimleri tarafından yeşertilip, paylaşılmasıdır. Söz konusu ilgili kesimlerle bölgenin geleceği ile ilgili bir çalıştay düzenlenebilir. Diğer yanda toplumbilimciler de yakın gelecekte köylere tersi bir göçün yaşanacağını ve ekolojik bir yaşamın kaçınılmaz oluğunu belirtiyor. Kaldı ki bölgede yaşanan gelişmeler bu sosyolojik tespitlerimizi doğrulamaktadır. Özellikle de temiz su ve organik gıda ihtiyacı kaçınılmaz olarak insanların yüzünü tekrar doğup büyüdüğü topraklara yönlendiriyor, yönlendirecektir. Umarım düşlerimiz yaşamımız olur. “Her dar la sar koki xa heşın dawı” (Her ağaç kendi kökü üzerinde yeşerir)”

PİRHA / İSTANBUL

Leyla’nın direnişi bugün de hafızaları aydınlatıyor

Paris2ta katledilen üç Kürt kadından biri olan Leyla Şaylemez babasına yazdığı bir notta, ‘En büyük amacım özgürlük dağlarına gitmekti, amacıma ulaştım’ diye yazıyor 

Kürt sorununun çözümüne ilişkin PKK Lideri Abdullah Öcalan ile devlet arasında görüşmelerin başladığı süreçte 9 Ocak 2013’te Fransa’nın başkenti Paris’te PKK’nin kurucu kadrolarından Sakine Cansız (Sara), Gençlik Hareketi üyesi Leyla Şaylemez (Ronahi), Kürdistan Ulusal Kongresi (KNK) Paris Temsilcisi Fidan Doğan’ın (Rojbin) katledilişinin10’uncu yılında gerçek failler hala yargılanmadı.

Direnişleriyle kadar 3 Kürt Kadının katledilmesi de hafızalardan silinmiş değil. Bu kadınlardan biri olan Leyla Şaylemez. Diğer adıyla Ronahî, isminin anlamı “aydınlık” anlamı gibi kendisi de Kürt halkının mücadelesi üzerine saçmıştır. Henüz 25 yaşında katledilen Şaylemez’in hayatı da Kürt halkının sürgün, göç ve mücadele tarihi gibi.

Çocuk yaşta sürgünle tanışma

Ailesinin üçüncü çocuğu olarak 1 Ocak 1987 tarihinde Mersin’de dünyaya gelen Şaylemez, DEP üyesi bir baba ve politik bir mahallede büyür. Babasının siyasi faaliyetleri nedeniyle işkencelere uğraması ve gözaltı süreçleri aileyi Almanya yollarına düşürür.1994 yılında Şaylemez’in babası Cumali, Almanya’ya yerleşir daha sonra ise 1997 yılında ilkokula giden Şaylemez, annesi ve kardeşleri Halle’ye babalarının yanına gelirler.

Kürt kimliğinin inkârı

Mersin’deki çocukluğunda Kürt kimliği nedeniyle karşılaştığı ırkçı söylem ve tutumları sürgün oldukları Almanya’da da yaşarlar. Ailesi ile kaldığı Halle’de mültecilerin çok az olması nedeniyle kimliği daha da ön plana çıkar. Yabancısı olduğu bu ülkenin Kürt kimliğini değil Türk ibaresini esas alarak ırkçılık uygulaması da içindeki öfke ve hüznü daha da alevlendirir. Annesine göre Leyla, daha o zamanlar dahi tüm bunlara güçlü bir duruşla karşılık verdiğini aktarır. Irkçı söylemler de dahi özellikle kız çocuklarının yaşadığı baskı ve adaletsizlikleri eleştirir, erkek çocukların ayrıcalıklı dünyasına karşı çıkar. “O olmasaydı burada nasıl yaşar, nasıl dayanırdım bilmiyorum. O benim sadece kızım değil, arkadaşım, yoldaşım, her şeyimdi” der annesi Şifa.

En büyük hayali ve amacı

Şaylemez, Halle’deki Kürt derneğine gitmeye başlar, burada folklor ekibine yazılır. Bu dönemde politik gençlik çalışmalarına da yoğunlaşan Şaylemez, bir taraftan ev ve okul, diğer yandan sanatsal faaliyetler ve diğer yandan ise gençlik çalışmalarını yürütür. Yıl 2008’i gösterdiğinde politik çalışmalar daha ağır basar ve Şaylemez kadın komisyonu sözcüsü olur. Politikanın içine girdikçe ve okudukça içsel sorgulamaları daha da artar. Bu süreçte Kürt özgürlük hareketine olan bağı da artar. En sonunda ise, 2008’de hayalini kurduğu ve ”en büyük amacım” dediği harekete katılır.

Gençliğe dinamizmle güç katar

Özgürlük alanı diye söz ettiği ve direnişi bulduğu yerde kalmasına maalesef sağlık sorunları artık izin vermez. Tedavisi için ailesinin yanına Almanya’ya kısa sürede dönmesi gerekir. Gittikten 2 yıl sonra yani 2010 yılında Şaylemez Almanya’ya döner. Döndüğü ülkede sağlık sorunlarına rağmen mücadelesini sürdürür ve gençlik çalışmalarını yürütür. Gençlik çalışmalarını yürüttüğü dönemlerde Türk İstihbaratının yoğun olduğu Hannover’da sürekli Alman polisleri tarafından izlenir. Baskınlar ve taciz izlemeleri nedeniyle Şaylemez faaliyetlerini yürütmek için Paris’e gider. Paris’te yoldaşlarına katılan Şaylemez buradayken 9 Ocak 2013’te katledilir.

‘En büyük amacım özgürlük dağlarına gitmekti’

Yoldaşlarına katıldığı 2008 yılında Şaylemez, babasına yazdığı bir notta şunları dile getirir: ”En büyük amacım özgürlük dağlarına gitmekti, amacıma ulaştım.” Amcasının eşi Nursel Şaylemez, Leyla’ya dair, “Çok hareketli bir çocuktu. Yerinde oturan biri değildi” der. Leyla’nın en büyük özleminin Amed’i görmek ve Amed Newrozu’na katılmak olduğunu dile getiren Nursel şöyle der: “Annesine hep şehit düşenleri sorarmış. Neden şehit olduklarını sorarmış. ‘Anne bana bunları anlat. Niye şehit düşüyorlar’ diye sorarmış.”

HABER MERKEZİ

#Leylanın #direnişi #bugün #hafızaları #aydınlatıyor

Cenaze dönüşü polis işkencesi: Kafamı yere sürttüler

HDP yöneticilerinden avukat Sedat Düşünmez, Paris’te katledilen Mîr Perwer’in cenaze töreninden dönerken durdurulduğu polis kontrol noktasında darp edildi

Fransa’nın başkenti Paris’te 23 Aralık’ta Ahmet Kaya Kürt Kültür Merkezi’ne yönelik silahlı saldırıda katledilen sanatçı Mîr Perwer’in (Mehmet Şirin Aydın) cenazesi, 5 Ocak’ta memleketi Mûş merkeze bağlı Ewran (Yeşilova) beldesinde asker saldırısına rağmen kitlesel defnedildi. Cenaze törenine katılanlardan biri olan Halkların Demokratik Partisi (HDP) Wan İl Örgütü yöneticilerinden avukat Sedat Düşünmez’in dönüş yolunda kontrol noktasında polislerin saldırısına uğradığı öğrenildi.

Gördüğü şiddet nedeniyle vücudunun birçok yerine morluklar oluşan Düşünmez, bir süre gözaltında tutulduktan sonra serbest bırakıldı. Düşünmez, kendisine şiddet uygulayan polisler hakkında şikayetçi oldu.

Keyfi duruma karşı çıktık

Düşünmez, karakolda verdiği ifadede, kontrol noktasından geçtikten sonra araçlarının yeniden durdurulduğunu ve kaba davranışlara karşı uyardığı polislerin kendisine saldırdığını belirtti. Düşünmez, olay günü yaşananlara dair ifadesinde şunları belirtti: “HDP Wan İl Eşbaşkanı Handan Karakoyun, polis memurlarından birine ‘bizi döndürme sebebini öğrenebilir miyiz’ diye sordu. Polis cevap vermedi. Karakoyun, sonra tekrar ‘Yetkili biri var ise görüşebilir miyim’ dedi. O anda uzun boylu sakallı üzerinde TEM hırkası bulunan bir şahıs geldi ve ‘Devam edin uzatmayın’ dedi. Tekrar Handan hanım, ‘dönüş sebebini öğrenebilir miyiz’ diye sordu. Polis memuru kimlikleri istedi. Ben de polise ‘Siz devleti temsil ediyorsunuz, biraz daha kibar bir üslupla kadın arkadaşa ‘kimliğinizi verir misiniz’ deseniz kimlikleri vereceğiz. Ben de avukatım uygulamayı biliyorum’ dedim. Sözümü tamamlamadan polis ‘Sen kimsin’ diyerek, benim tarafımdaki kapıyı açara bana şiddet uygulamaya başladı.”

Tekme ve yumruklarla işkence

Komiserin “Sen kimliğini vermiyor musun?” diyerek kendisini arabadan zorla çıkardığını ifade eden Düşünmez, komiserin sinkaflı küfürler ettiğini ve kalabalık arasında kendisine tekme yumruk atarak MOBESE’nin görüş alanından çıkarttığını söyledi. Araçtan uzaklaştıktan sonra işkencenin devam ettiğini söyleyen Düşünmez. “Beni yüzüstü yere yatırıp kafamı yere vurdular, kafamı yere sürterek, beni ters kelepçelediler ve karnıma sırtıma tekmeler attılar. Sonra beni ayağa kaldırıp, kafamı yüzüm dönük beton duvara yapıştırdılar” diye konuştu.

İşkence gözaltında da devam etti

Karakola götürülürken “Bu p*ç daha akıllanmadı mı?” şeklinde tehdit edildiğini ve sol gözüne yumruk atıldığını ifade eden Düşünmez, daha sonra gözaltı aracına bindirdiklerini bu sırada da işkencenin devam ettiğini söyledi.

KAYNAK:MA

 

#Cenaze #dönüşü #polis #işkencesi #Kafamı #yere #sürttüler

Şenyaşar ailesi: Adaleti olmayan devlet çürük bina gibidir

Şenayşar ailesinin Adalet Nöbeti 671’inci güne girerken, aile sanal medya hesaplarından, ‘Adaleti olmayan devlet çürük bina gibidir. Bir anne Urfa’da adaleti temsil eden çürük binayı onarmak için mücadele ediyor’ paylaşımı yaptı

Riha’nın Pirsûs (Suruç) ilçesinde 14 Haziran 2018 tarihinde AKP Milletvekili İbrahim Halil Yıldız’ın koruma ve yakınları tarafından eşi ve iki oğlu katledilen Emine Şenyaşar ve saldırılardan yaralı kurtulan oğlu Ferit Şenyaşar’ın 9 Mart 2021’de başlattığı Adalet Nöbeti, 671’inci güne girdi.

Ailenin sanal medya hesabından, “Adaleti olmayan devlet çürük bina gibidir. Bir anne Urfa’da adaleti temsil eden çürük binayı onarmak için mücadele ediyor. Adalet gelsin. Zulüm bitsin” paylaşımı yapıldı.

RIHA

 

#Şenyaşar #ailesi #Adaleti #olmayan #devlet #çürük #bina #gibidir

Bir halkın sesi: Hunergeha Welat

Yaptıkları müzikler ve kliplerle büyük yankı uyandıran en son ise kimyasal saldırılara dikkat çekmek için ‘Serêkaniyê û Avaşîn’ şarkısını paylaşan Hunergeha Welat, Rojavalı Kürt sanatçıların sesiyle halkın yaşadıklarına ses oluyorlar

Rojavayê Kurdistan ile Kuzey ve Doğu Suriye düzeyinde çalışmalarını yürüten Hunergeha Welat, bölgedeki sanatçıların katılımıyla devrimci, folklorik ve ulusal şarkılar çıkarıyor. Hunergeha Welat, kuruluşundan bu yana 275’ten fazla sanat ürününü kayıt altına aldı. Aralarında Serêkaniyê ve Avaşîn, Hey Zapê, Xurfanî, Serhildan, Şervano, Nazê Nêrgiza Hewşê, Keziyên Tolê, Zeriyên Şeşdaran, Serok ve Şêladizê gibi kliplerinde aralarında olduğu 49 klip çekti. Sanat atölyesi, bölge halkları arasındaki ortak yaşamı ortaya çıkarmak, her bileşenin kültür ve sanatını göstermek amacıyla Awazên Windayê, Kul El Hela ve Rêwanê Resen gibi eserlere imza attı. Sanat atölyesi, Kürdistan, Kuzey ve Doğu Suriye halk oyunlarından 4 video ve Kürtçe 54 parça fotoğraf eğitimini kaydetti. Bu çalışmalar yakın zamanda yayınlanacak.

Halkın sesi oluyorlar

Hunergeha Welat’ın amacını ANHA’ya anlatan grup üyesü Delîl Mîrsaz, , “Rojava, Kürdistan’ın küçük bir parçası ama diğer parçalara kıyasla devrimci sanat açısından çok ileri. 80’li yıllardan bugüne kadar devrimi konu alan yüzlerce şarkı yapıldı. Şimdi de Rojavalı Kürt sanatçıların sesiyle yeniden sunmaya ve yerel halkın durumuna göre yeni şarkılar kaydetmeye çalışıyoruz” dedi.

Müziğin unsurları

Mîrsaz’a göre Kürdistan’ın yaşadığı birçok olay ve sanatın nesiller arası aktarım aşamalarının bir sonucu olarak özgün ve geleneksel sanattan uzaklaşma yaşandı. Rojava’daki Kürt sanat tarihine ilişkin Mîrsaz, “Başta Kobanê, Efrîn ve Cizre olmak üzere Rojava eski müziğin temeline ve unsurlarına sahiptir. Birçok sanatçı hayatını Kürt sanatının gelişmesine ve korunmasına adamış, özgün ürünleriyle Kürt sanatına damgasını vurmuştur. Ama son 5 yıldır işgalci Türk devletinin asimilasyon girişimleri var” ifadelerini kullandı.

Eğitim devreleri oluşturuldu

Hunergeha Welat, kuruluşundan bir süre sonra sanat çalışmalarını genişletmeye, devrimin aşamalarına ayak uydurmaya, sanatsal ve teknik sistemlerini geliştirmeye karar verdi. Bununla, üyelerine sanatsal ve teknik uzmanlık için eğitim devreleri gerçekleştirdi.

Hunergeha Welat Üyesi Müzik Öğretmeni Serxwebûn Zeyno, “Eğitim devrelerinin başında önümüzde birçok engel vardı, çünkü stüdyo sistemi onlar için yeni bir adımdı. Ama zamanla, ısrarımız ve sanatla bağımız sayesinde bu engeli birlikte aştık” diye belirtti.

Faaliyetler yaygınlaşacak

Hunergeha Welat Yürütme Üyesi Comerd Hesen, halkın içinde bulunduğu durumu, direnişi ve devrimi, Kuzey ve Doğu Suriye’nin tüm folklorik türkülerini gösterebilmek için faaliyetlerini yaygınlaştırmaya çalıştıklarını söyledi. Hesen, “Sanat merkezinin farkı, özgün Kürtçe şarkılar ve yöreye ait diğer şarkıları kayıt altına alması ve sonuna kadar da faaliyetini sürdürecek olmasıdır” diye konuştu.

Demokratik sanat esas alınıyor

Hunergeha Welat’ta, PKK Lideri Abdullah Öcalan’ın ortaya koyduğu demokratik sanatın esas ve yöntemleri üzerinden eğitimlerin verildiğini belirten Serxwebûn Zeyno, “Demokratik ulus ilkelerini göre bir sanat düşüncesini esas alıyoruz. Bölgelerimizde yaşanan olaylar nedeniyle daha büyük bir iş yapmamız ve sürece göre çalışmamız gerekiyor” aktarımında bulundu.

Sanatçı kişiliği oluşturuyor

Yûsif Osman isimli öğrenci, sanat alanında yer alma hayalinin Hunergaha Welat’la gerçekleştiğini ve büyüdüğünü söyledi. Başarı için sadece sevmek değil ısrarla çalışmanın da şart olduğunu belirten Osman, “Hunergeha Welat, gerçek bir sanatçı kişiliği oluşturmak için uygun bir yerdir” dedi.

KÜLTÜR SERVİSİ

#Bir #halkın #sesi #Hunergeha #Welat

Rozerin Çukur’un annesi: Kızım toprağına bağlı bir çocuktu

Sur’da 2015’te sokağa çıkma yasakları döneminde katledilen Rozerin Çukur’un annesi Fahriye Çukur, o süreci anlatarak, ‘keskin nişancılarla sokağında koşan çocuklarımız öldürdükler’ dedi

Amed’in Sûr ilçesinde ilan edilen sokağa çıkma yasağının sürdüğü 8 Ocak 2016’da 17 yaşındaki Rozerin Çukur başından vurularak katledildi. Cenazesi ailesine 5 ay sonra verilen Çukur’un katledilmesine ilişkin açılan soruşturmada 2021 yılında “kovuşturmaya yer yoktur” kararı verildi. Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından verilen karara Sivil Savunma Birlikleri (YPS) üyeleri arasında geçtiği belirtilen bir telsiz görüşmesinde Çukur’un isminin geçtiği iddiası gerekçe gösterildi.

Herkese yardım ederdi

Mezopatamya Ajansı’ndan (MA) Mehmeet Güleş’e konuşan anne Fahriye Çukur, yaşadıklarını anlatarak, “Rozerin lise son öğrencisiydi, okumuşumuzdu, umudumuzdu, arkadaşımızdı. Dersleri çok iyiydi, avukat olacağım, doktor olacağım diyordu. Ben Rozerin’le büyüdüm, birlikte okula, sınavlara, her yere birlikte giderdik. Yaşlıları çok severdi, arkadaşlarının ders durumu iyi değilse yardım ederdi” dedi.

Sur onun için sevdaydı

Kızının toprağına çok bağlı olduğunu belirten Çukur, “Memleketini, köyünü çok severdi ama Sur onun için bambaşka bir sevdaydı. Hayatını Sur’da geçirdi. Her yerde fotoğrafları var, her yerin fotoğraflarını çekerdi. 7 yılı bitti 8’inci yıla girdik acısı hala ilk günkü kadar taze. Onu düşünmeden yattığım bir gece yok” diye konuştu.
Kendisinden uzak ailesinin hasretini kızı ile giderdiğini ifade eden anne Çukur, şunları söyledi: “Rozerin Sur’u, tarihi yeleri severdi. Gezip gördüklerini bana anlatırdı. Çünkü ben yabancıydım, ben buraları hepsini Rozerin’le tanıdım. Rozerin anlattıkça kendimi dünyayı gezmişim gibi hissediyordum. Çektiği fotoğraflarla ödül aldı. Dicle ve Fırat üzerine hikayeler yazdı. Kızımı en son okula gönderdim, ön camdan baktım ve ondan sonra artık kızım geri gelmedi.”

Kemiklerini verdiler

“Keskin nişancılar kızımı katletti” diyen anne Çukur, “Bütün televizyonlarda kızımın ölüm haberi var ama bizim haberimiz yoktu. Sonrasında kızımın şahadete ulaştığını öğrendim. Sur’a koştum, yere düştüm, belimi kırdım kızıma ulaşmak için. Her seferinde engelliyorlardı, silah doğrultuyorlardı. Her yere başvurduk, duyan olmadı” diye kaydetti. Kızının ölüm haberini duyduktan 3 gün sonra mezarını kazdıklarını hatırlatan anne Çukur, şunları dile getirdi: “Kızımın cenazesini almak için 20 gün açlık grevinde kaldık. Kıştı, kar yağıyordu üzerimize. Kar bitiyordu yağmur yağıyordu, bunlar bitti çiçekler açtı, yaz geldi biz hala cenazemizi alamadık, vermiyorlardı. Bir süre sonra cenazeler vermeye başladı. Önce Ramazan’ın cenazesini verdiler ve üç gün sonra Rozerin’in cenazesi verildi. 6 Haziran’da Rozerin’in cenazesi verildi. O da sadece kemikti.”

Çocuklarımızı öldürdüler

“Sokağında koşan çocuklarımızı öldürdüler” diye devam eden anne Çukur, “Buralar bizim topraklarımız, burada doğduk, büyüdük. Neden çocuklarımızı öldürdüler, şimdi de nasıl olurda delil bulamıyoruz diyorlar? Sur tek benim değil, bütün dünyanındır. Hiç mi dünya duymuyor? Bütün insanlara soruyorum: insan olan, vicdanı olan, kalbi olan elini kalbine koysun, neden kızımızı öldürdüler? Hem de hedef alarak kafasından vurdular, tek kurşunla. Ne yaptık?” diye sordu.

Kimse bunu unutmasın

En son Sur’da Hakan Aslan’ın cenazesinin çıkarıldığını hatırlatan anne Çukur, şöyle devam etti: “Aslan’ı bütün dünya biliyor. Aslan’ın cenazesi yedi yıl sonra bir torbaya koyularak babasının eline verdiler. Bu kadar kolay değil. 7 yıl sonra kemiklerini torbanın içinde versinler sana. İnsan bunu nasıl unutsun? Kimse bunu unutmasın.”

AYM’nin kararını bekliyoruz

JINNEWS’ten Şehriban Aslan’a konuşan İnsan Hakları Derneği (İHD) Amed Şubesi Çocuk Hakları Komisyonu üyesi avukat Eylül Özgültekin de, Sûr’da katledilen çocuklara dair Helin Hasret Şen dışında diğer çocukların dosyalarının takipsizlikle sonuçlandığına söyledi. Özgültekin, dosyalara soruşturma izni de verilmediğini belirtti. Özgültekin, “Süreçlerin çok uzadığı AYM’ye gittiğimiz dosyalardan biri Rozerin’in dosyasıdır. Aslında Rozerin etnisite sebebiyle yaşam hakkı ihlal edilmiş bir çocuk. Başından vurularak yaşamını yitirdi. ‘Devletin birliğini ve bütünlüğünü bozmaktan soruşturma açıldı’ fakat yaşamını yitirdiğinden dolayı kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verilmiş. Rozerin’in öldürülmesiyle ilgili dosyada da kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verildi ve üst makamlar da bu kararı kaldırmadı ve karar kesinleşti. Dosya tarafımızca AYM’ye götürüldü. Dosyaya ilişkin bakanlığın görüş yazısı geldi ona karşı biz de cevabımızı verdik. Şu anda AYM’nin kararını bekliyoruz” sözlerine yer verdi.

HABER MERKEZİ

#Rozerin #Çukurun #annesi #Kızım #toprağına #bağlı #bir #çocuktu

İran’da tutuklu bulunan ödüllü yönetmen hastaneye kaldırıldı

İran’da devam eden halk ayaklanmasında idam, işkence ve tutuklama haberleri devam ediyor, tutuklu bulunan ödüllü yönetmen, sinemacı ve belgeselci Mojgan Ilanloo’nun da cezaevinde bacağını kırdığı öğrenildi

iran ve Rojhilat’ta devam eden eylemler de rejim güçleri tutuklama furyasına hız verdi. Dün sabah eylemlere katıldıkları gerekçesiyle öncesinde ağır işkenceye maruz bırakılan Mohammad Mehdi Karimi ve Seyed Mohammad Hosseini idam edilirken, konuyla ilgili ortak yazılı açıklamada bulunan İranlı sinemacı kadınlar, idamların son bulmasını istedi.

İnsan bu kadarına dayanmaz

İranlı görüntü yönetmeni Sahar Dolasthahi ve Haineh Tausli idam edilen gençlerin fotoğraflarını paylaşarak kınama mesajı yayınlarken, yazar Prosto Sarmedi de Instagram sayfasından yaptığı paylaşımda, “Nasıl bu iki gencin idam haberini duyduktan sonra hala organlarım çalışıyor bilmiyorum. Günlük yaşamımıza nasıl devam edebiliriz böyle bir haberden sonra, mesela böyle bir idam ya da ölüm haberini duyduktan sonra çayından bir yudum alabilir mi insan? İnsan bu kadarına dayanamaz” dedi.

5 yıl hapise cezası verildi

Karajlı Forough Jamalpour’un da 5 yıl hapis cezasına çarptırıldığı öğrenildi. Tutukluların Durumunu Takip Komisyonu tarafından açıklanan bilgilere göre “Jin, jiyan, azadi” ayaklanmaları sırasında tutuklanarak yargılanan Jamalpour’a toplam 5 yıl hapis cezasının yanı sıra 2 yıl da sürgün cezası verildi. Jamalpour, cezaevindeki uygulamaları protesto etmek için Karaj Cezaevi’nde 15 kadınla birlikte halen açlık grevinde.

Cezaevinde bacağı kırıldı

Yine tutuklu bulunan ödüllü yönetmen, sinemacı ve belgeselci Mojgan Ilanloo’nun cezaevinde bacağını kırdığı ve Taleghani Hastanesi’ne sevk edildiği öğrenildi. Tutuklu bulunduğu Evin Cezaevi’nde önceki gün kaza geçirdiği ve bacağının kırıldığı öğrenilen Ilanloo’nun dün öğlen saatlerine kadar yaşadığı şiddetli ağrılara rağmen hastaneye götürülmediği de aktarılan bilgiler arasında. Hastaneye götürülerek bacağı alçıya alınan ve sonrasında yeniden Evin Cezaevi’ne götürülen Ilanloo’nun bacağındaki kırıkların nasıl oluştuğuna dair ise bilgi edinilemedi.

DIŞ HABERLER

#İranda #tutuklu #bulunan #ödüllü #yönetmen #hastaneye #kaldırıldı