Ana Sayfa Blog Sayfa 1095

‘Tecride karşı daha çok mücadele etmeliyiz’

Abdullah Öcalan’a uygulanan tecridin, aile ve avukat görüşünü de aşan bir boyuta ulaştığının altını çizen HDP Milletvekili Hasan Özgüneş, ‘Bunun için daha çok mücadele etmek zorundayız’ dedi

PKK Lideri Abdullah Öcalan’dan, kardeşi Mehmet Öcalan ile 25 Mart 2021’de yaptığı kesintili telefon görüşmesinden sonra haber alınamıyor. İmralı F Tipi Yüksek Güvenlikli Cezaevi’nde 23 yıldır ağır tecrit koşullarında tutulan Abdullah Öcalan ile aile ve avukatların yaptığı görüşme başvuruları ya “disiplin” cezaları gerekçesiyle reddediliyor ya da yanıtsız bırakılıyor. Eşbaşkanları ve milletvekillerinin Abdullah Öcalan ile görüşme talebiyle başvuru yapan Halkların Demokratik Partisi, Adalet Bakanlığı’nın sessizliğine karşı Adalet Nöbeti başlattı. Eylemde yer alan HDP Şirnex Milletvekili Hasan Özgüneş, Adalet Nöbeti’ni sürdürmekteki temel amaçlarının, adaletten direk sorumlu olan Adalet Bakanlığı’na seslerini duyurmak olduğunu ifade etti.

Tecrit ve Kürt sorunu

PKK Lideri üzerinde uygulanan tecrit ile Kürt sorununun birbiriyle bağlantılı olduğunu belirten Özgüneş, “Eğer devlet, Kürt sorununu çözmek isteseydi, tecridi bu şekilde derinleştirerek sürdürmezdi. En azından her hükümlünün yasalarda var olan hakları Sayın Öcalan’a da uygulanırdı. Ama tecridin bu kadar ağırlaştırılmasının diğer bir nedeni de Sayın Öcalan’ın ortaya koymak istediği çözüm gücü ve perspektifidir” dedi.

Uluslararası güçlerin rolü

Uluslararası güçlerin Abdullah Öcalan üzerinde derinleştirilen tecritteki rolüne değinen Özgüneş, “Tecrit, uluslararası emperyal güçlerin, kapitalist modernitenin Türkiye’deki ortak bildirisidir. Çünkü Sayın Öcalan’ın önerdiği paradigma, Ortadoğu müdahalelerini, savaşçı, sömürücü, kavgacı, özgürlükten, adaletten yoksun olan devlet anlayışını kabul etmiyor. Tam tersine daha özgür, ekolojik bir toplumsal yapıyla yaşamın önünü açan bir anlayıştır. Kürt sorununu barışçıl yöntemlerle çözmek istemedikleri için sürekli Sayın Öcalan’ın toplumla olan bağının kesilmesini ve sesinin duyulmasını engellemeye çalışıyorlar” şeklinde konuştu.

Modern padişahlık dönemi

Özgüneş, tecridin kaldırılması, Kürt sorununun demokratik yollarla çözülmesi yönündeki ısrarlarını sürdüreceklerine vurguladı. Abdullah Öcalan’a uygulanan tecridin, aile ve avukat görüşünü de aşan bir boyuta ulaştığını dile getiren Özgüneş, “Umut hakkının sağlanması gerekiyor. Önümüzdeki süreçler İmralı’nın özgürleştirilmesi, Kürt sorununun çözülmesi, Türkiye demokrasinin gelerek diğer bütün sorunların çözülerek topluma nefes aldırılması, yakın tarihin mücadele hattını oluşturuyor. Seçimlerde güçlü bir çıkış yaparak, bu hükümeti gönderip, Türkiye’nin önünü açmak istiyoruz. Yoksa mevcut zihniyetle yol almanın bir imkanı yok. Artık parlamentonun, kurumların bir işlevi yok. Adeta modern bir padişahlık sistemine dönüş yapılmış. Tabi bu çağda böylesine geri bir yönetim biçiminin topluma refah getirmesi, topluma umut vaat etmesi, toplumun sorunlarını çözmesi mümkün değildir” ifadelerini kullandı.

Sorunların çözümü

Türkiye’de sorunların çözümünün barış ve demokrasinin radikal bir şekilde hayata geçirilmesi ve Kürt sorunun çözülmesinden geçtiğini dile getiren Özgüneş, “Tüm bu sorunların çözümü, İmralı ve zindanları özgürlüğe kavuşturmaktır. Tek çözüm inkârcı, savaşçı siyaset anlayışına son vermek ve yalana dayalı yaşam tarzından vazgeçmek, ahlak ölçülerine, sevgiye, barışa, eşitliğe ve adalet değer vermektir. Mevcut savaşçı, ‘Rojava‘ya şöyle saldırırım, İran’a böyle yaparım, Ermenistan’la şöyle, Yunanistan’la böyle, Kürtleri içerde ezerim’ zihniyetiyle hiçbir sorun çözülemez ki bugüne kadar da çözülmediğini aksine büyüdüğünü sağır sultan bile duydu. O açıdan sorunları barışçıl yollarla, muhataplarıyla, Meclis’te çözerek, halkı bu cendereden çıkarıp aydınlık bir gelecek bırakmak durumundayız. Bu sorumluluk hepimizin omuzlarındadır. Bunun için daha çok mücadele etmek zorundayız” diye belirtti.

Özgür Paksoy/ ANKARA-MA

#Tecride #karşı #daha #çok #mücadele #etmeliyiz

Cansız’ı anlatan Keskin: Tandığım en güçlü kadınlardandı

Katledilmesinin 10’uncu yıl dönümünde İHD Eşbaşkanı avukat Eren Keskin, Sakine Cansız’ı anlatarak, ‘Baş eğmez, biat etmez bir kadındı’ dedi

Fransa’nın başkenti Paris’te 9 Ocak 2013 tarihinde katledilen PKK kurucularından Sakine Cansız (Sara), Kurdistan Ulusal Kongresi (KNK) Paris Temsilcisi Fidan Doğan (Rojbîn) ve Kürt Gençlik Hareketi üyesi Leyla Şaylemez’in (Ronahî) katledilmelerinin üzerinden 10 yıl geçti. Aradan geçen zamanda katlaim aydınlatılmadığı gibi 23 Aralık’ta yine Paris’te bu kez KCK Konsey Üyesi Emine Kara (Evin Goyi), sanatçı Mir Perwer ve yurtsever Abdurrahman Kızıl katledildi.

O sözlerini hiç unutmadım

Bu katliama tepkiler sürerken, Mezopotamya Ajansı’ndan (MA) Esra Solin Dal’a konuşan İnsan Hakları Derneği (İHD) Eşbaşkanı avukat Eren Keskin, 1991 yılında tanıdığı Cansız’ı anlattı. Cansız’ın kendisini 1991 yılında cezaevinden çıktığı için bürosunda ziyaret ettiğini belirten Keskin, “Beni görmeye geldiğinde ‘süslü ve cesur avukatımızı tanımak istiyorum’ sözlerini hiç unutmuyorum. Bu şekilde tanıştık” dedi. Daha sonra Cansız’la yurt dışında yapılan panellerde karşılaştığını söyleyen Keskin, onunla dostluğunun bu dönemlerde pekiştiğini ifade etti.

Keskin, “Benim tanıdığım Sakine Cansız bir süre savaşın içinde kalmasına rağmen her zaman barış isteyen, erkek egemenliğine karşı bir kadındı. Sakine Cansız benim hayatta gördüğüm en güçlü kadınlardan biriydi. Hiç kimseye eyvallahı olmayan bir kadındı, ben onu böyle tanıdım” dedi.

Sabaha kadar sohbet etmiştik

Cansız’la tanıştıktan sonra iletişimlerinin hiç kesilmediğini dile getiren Keskin, Avrupa’da Cansız ile yaşadıkları bir anısını şu sözlerle aktardı: “Hollanda’da panele gitmiştim. Bir arkadaşın evinde kaldım. Sakine’de oraya gelmişti. Sabaha kadar kadın hakları ve erkek egemenliğin her yerde hüküm sürmesi üzerine sohbet ettik. Biz sohbet ederken, bomba sesine benzer bir ses geldi. Dışarıya baktık bir şey yok. Meğer çöp patlamış, Hollanda’da kırk yılda bir olacak şey bizim başımıza gelmişti çok gülmüştük o gece…”

O gün Rojbin’i aradım

Katliamın yaşandığı gün katledilen Fidan Doğan’ı aradığını belirten Keskin, “Rojbin Avrupa parlamentosunda görev yapan ve herkesin tanıdığı bir isimdi. Katliam sonrası hemen Rojbin’i aramayı düşündüm. O bilir kimdir diye ölenler. Aradım ama onun telefonu cevap vermiyordu. Sonra büroda bir arkadaşım ‘isimler açıklanmaya başladı’ dedi. Bir de baktım öldürülenlerden biri de Rojbin. Hayatımda unutamadığım günlerden biriydi” şeklinde konuştu.

Film çekildi ama Sakine katledilmişti

Cansız’ların ölümünden çok kısa bir süre önce bir Kürt yönetmenin üç Kürt kadının hayatı üzerine bir film yapmak istediğini aktaran Keskin, “Biri Sakine Cansız, diğeri ben üçüncü isim ise Leyla Zana’ydı. Ama Leyla Zana olmadığı için Aysel Tuğluk’la çekim yapmışlardı. Hatta Sakine, ‘ben Türkiye’ye gelemem, sen buraya gel, burada çekelim filmi’ dedi. Yönetmen bizi karşılıklı bir araya getirmek istemişti, tabi ki olmadı. Sonra o film çekildi, Sakine’nin yaşamından kesitler sunuldu ama maalesef Sakine artık katledilmişti. Katil olduğu belirtilen kişi Fransa’da gittiğimiz bir panelde benim tercümanlığımı yapmıştı. Kürt çevrelerinde tanın biriydi. Büyük ihtimalle başka amaçlara hizmet eden bir kişiydi” dedi.

Baş eğmez bir kadındı

“Sakine hakikaten kendini Kürt sorununun barışçıl çözümüne adamış bir insandı” diyen Keskin, “Son derece entelektüel bir kadındı. Yani bugün ki siyasetçilere baktığımda acaba onun kadar entelektüel biri var mıdır diye düşünüyorum. Bence yoktur. O bir silahlı örgütün militanı, ya da devlet dilinde ‘terörist’ olarak öne çıkarıldı ama o gerçekten bir barış aktivistiydi. Ömrü boyunca gördüğü bütün işkencelere, haksızlıklara rağmen baş eğmez, boyun eğmez, biat etmez bir kadındı” ifadelerini kullandı.

Kürt sorunu uluslarası bir sorun

Fransa’nın başkenti Paris’te Ahmet Kaya Kürt Kültür Merkezi’nde yaşanan katliam ile Sakine Cansız’ların katliamındaki benzerliklere işaret eden Keskin, her iki katliamın da aydınlatılması gerektiğinin altını çizdi. Bu katliamlarda derin devletlerin ortaklaştığını ifade eden Keskin, “Kürtler değişmiyor, değişen devlettir. Bunlar kırılmalara, halkta bir takım korkmalara, geri çekilmelere neden olsun diye yapılan olaylar. Bütün bunlar Kürt sivil siyasetini bastırmaya dönüktür. Bu sadece Türkiye’yi ilgilendiren bir mesele değil. Kürt sorunu uluslararası bir sorun” diye konuştu.

“Bu ilişkileri Fransız yargısının ortaya çıkartması gerekirdi” diyen keskin, “Oysaki eğer bu dava çözümlenseydi Kürt meselesinin çözümünde de önemli bir adım olacaktı, yine ikinci bir Paris katliamı yaşanmazdı” diye belirtti.

İSTANBUL

 

#Cansızı #anlatan #Keskin #Tandığım #güçlü #kadınlardandı

Sınırda saldırı hazırlığı

Türkiye bir yandan Kuzey ve Doğu Suriye’ye yönelik saldırıları devam ettirirken, bir yandan ise yeni saldırı hazırlıkları başlattı

Türkiye’nin Kuzey ve Doğu Suriye’ye yönelik 19 Kasım gecesi başlattığı hava saldırıları devam ederken, yeni saldırı hazırlıkları yapılıyor. Bu amaçla Kuzey ve Doğu Suriye sınırında bulunan Mêrdîn’in sınır ilçeleri olan Nisêbîn (Nusaybin) Artuklu ve Qoser’de (Kızıltepe) yeni askeri uygulamalar hayata geçirilmeye başlandı.

Askeri mevziler yükseltiliyor

Nisêbîn ilçesinde yıllardan bu yana kapalı olan sınır kapısı civarındaki askeri mevziler yükseltilmeye başlanırken, Qoser ilçesinde ise, Dirbêsîyê Mahallesi’nde yine uzun zamandır kapalı olan sınır kapısının hemen yanı başındaki karakolun taşınması için hazırlıklar sürdürülüyor. Türkiye’nin Kuzey ve Doğu Suriye kentlerine dönük saldırılarında QSD güçlerinin hedef aldığı karakolun sınırdan uzaklaştırılarak, mahallenin arka tarafına taşınmasına karar verildi.

Mahalle kalkan olacak

Karakolun taşınması için inşaat çalışmaları sürerken, mahalle sakinleri askeri karakolun köyün arkasına taşınmasından rahatsız. Olası bir saldırı durumunda mahallelerinin kalkan olarak kullanılacağı endişesi taşıyan mahalle sakinleri, karakolun mahallenin arkasına taşınması ile birlikte iki ateş arasında kalma endişesi taşıdıklarını aktardı Önceki yıllarda kurulan kuleler yerinde bırakılırken, mayınlı arazilerin gerisine yeni kuleler kurulmaya başlandı. Mayınlı arazilerin gerisine inşa edilmeye başlanan yeni kuleler, ağır taşlardan inşa edilirken, her birinin üstüne kameralar da yerleştiriliyor.

Nufüs cüzdanı şartı

Sınır mahallelerinde ayrıca yurttaşlara da askeri kontrol noktaları ya da karakollara nüfus cüzdanlarını bırakma zorunluluğu getirildi. Arazilerine gitmek isteyen yurttaşlar ve dışarıdan gelenler, nüfus cüzdanlarını askeri noktaya bırakıp arazilere geçiş yapacak. Yurttaşlar, ancak geri döndüklerinde kimliklerini alabiliyor.
Uygulamanın kendilerini rahatsız ettiğini belirten yurttaşlar, devam etmesi durumunda arazilerini işlemeyi bırakacağını ve göç başlayacağı endişesini dile getirdi.

MÊRDÎN

#Sınırda #saldırı #hazırlığı

Mûş’ta gözaltına alınan 30 kişiden 10’u serbest bırakıldı

Mûş’ta Mir Perwer’in cenazesine katılıp gözaltına alınan 30 kişiden 10’u serbest bırakıldı

Paris’te katledilen sanatçı Mîr Perwer’in cenaze töreninde gözaltına alınan 30 kişiden 10 kişi serbest bırakıldı.

Fransa’nın başkenti Paris’te 23 Aralık’ta Ahmet Kaya Kürt Kültür Merkezi’ne yönelik gerçekleştirilen silahlı saldırıda katledilen sanatçı Mîr Perwer’in (Mehmet Şirin Aydın) cenazesi 5 Ocak’ta kaçırılarak, abluka altında defnedildi. Köye girişe izin verilmemesi ve cenazenin abluka altında defnedilmesine tepki gösteren halka ise jandarma saldırdı. Jandarma saldırısı sırasında biri avukat olmak üzere 31 kişi gözaltına alındı, avukatın karakolda bırakılmasının ardından diğer 30 kişinin ise gözaltı süresi 1 gün için uzatılmıştı fakat savcının tatile çıkmasıyla birlikte 30 kişinin gözaltı süresi pazartesine kadar uzatılmıştı.

Gözaltına alınan 30 kişiden 10 kişi serbest bırakıldı. Geriye kalan 24 kişinin ise Pazartesi’ye kadar gözaltına kalması bekleniyor.

HABER MERKEZÎ

#Mûşta #gözaltına #alınan #kişiden #10u #serbest #bırakıldı

Kürtlerle uğraşmanın kime faydası var?

Tahmin edildiği gibi AYM HDP’nin kapatılması kararı öncesinde hazine yardımını kullanmamak için hesaplarına geçici olarak bloke koydu. Bir aylık geçici tedbir kararı aldı. Öyle görünüyor ki bir ay içinde HDP ile ilgili süren kapatma davasını da karara bağlayacaklar. 10 Ocak’ta Yargıtay Başsavcısı Anayasa Mahkemesi’ne sözlü mütalasını sunacak. Sonrasında HDP’den de sözlü savunma istenecek. Savunma verildikten sonra karara gidilecek. Ancak haberlere düşen “AYM görevinde bulunan bir hakimin iki AKP’li siyasetçilerle görüşmesi” aslında kararın sonucunu da şimdiden belirliyor. Üstüne bir de Erdoğan’ın ‘mevsim şartlarından dolayı seçimi biraz öne alabiliriz’ açıklaması da eklenince ne yapılmak istendiği daha net görülüyor.

Bu yıl içinde AKP-MHP faşist rejimi Kürdistan’ın her yerinde savaşı olabildiğince derinleştirdi. Yasaklı silahları alabildiğine geniş bir sahada kullandı. PKK Lideri sayın Abdullah Öcalan üzerindeki tecridi katılaştırdı. Zindanlarda Esat Oktay’ın ruhunu yeşertmeye çalıştı. Suikastleri her yerde yaygınlaştırdı. Onlarca hukuk skandalına imza attı. Ancak bir türlü istediği zaferi elde edemedi. Rojava’ya işgal harekatı şimdilik suya düştü. Zap’a bayrak dikme hayalleri başka bahara kaldı. Siyasi soykırım operasyonları mücadeleyi geriletmek yerine daha da güçlendirdi. Sayın Abdullah Öcalan üzerindeki tecridin kırılması için ulusal-uluslararası alanda çok geniş bir kesim harekete geçti. Sayın Abdullah Öcalan’ın düşünceleri daha fazla hayat buldu.

Şimdi tüm bu gerçekler ortadayken halen Kürtlerle uğraşmanın, Kürtlere yasaklar koymanın kime ne faydası var?

Önümüzdeki on gün içinde hem HDP’nin kapatılma davası takvimi belirginlik kazanacak hem de hangi partilerin seçim yeterliliğine sahip olduğu açıklanacak. İktidarın seçime savaş gündemiyle girmek istediği bir zeminde Anayasa Mahkemesi’nin iktidar dışında farklı bir karar vermesi pek beklenmiyor. İstanbul’un imkanlarını kaybetmenin nasıl bir sancı ve zorluk yaşattığı ortadayken iktidarın devletin tüm imkanlarını kaybetmesini göze alamadığı aşikar. Bunun için de var gücüyle halen Kürt halkına saldırıyor. Muhalefet ise sadece kendine dokunduğunda hukuk meselesine sarılıyor. İYİP başta olmak üzere diğer muhalefet partileri de Kürt halkının örgütlü mücadelesini hedef alıyorlar. Fakat şunu unutuyorlar; Erdoğan’a tüm sözlerini geri aldıran muhalefet değil, HDP’nin başını çektiği mücadele geleneğidir. Kürt özgürlük hareketinin direncidir. Katil Esed’den çark edip tekrar ‘Kardeşim Esed’e’ dönmüşse bu yaşadığı yenilginin sonucudur. Halen Kürtlerle barışmak yerine katil dedikleriyle anlaşıp Kürtleri katletmenin arayışı içine giriyor.

Kürtlerle uğraşmanın sadece Türkiye açısından değil hiçbir devlet ve güç açısından faydası yoktur. ABD’ye de faydası yoktur, Rusya’ya da faydası yoktur, bölgedeki işgalci devletlere de faydası yoktur. Bu devletleri yüzyıldır kriz içinde bırakan Kürt halkına yaklaşımlarıdır. Her an dıştan müdahaleye açık bırakılan Kürt halkına karşı yürüttükleri savaştır. Saddam kimyasal kullandı Kürtlere karşı, uluslararası güçler bunun üzerinden Irak’a müdahale ettiler. İran bugün en çok Kürt halkına karşı içine girdiği dinci ve soykırımcı politikalar yüzünden kriz yaşıyor. Suriye halen kriz içindeyse bunun nedeni Esad rejimi Kürtlerle barışmak istemediği içindir. Türkiye ile görüşmesi de halen bir umut ‘Kürtleri statüsüz bırakabilir miyim’ hayalinden dolayıdır. Ama artık geç, eskisi gibi bir durum asla mümkün değil.

Tüm bu gerçekler ortadayken hem iktidar hem de muhalefetin Kürtlerle barışmak yerine onlarla kavgalı olma halini anlamak zor oluyor. Faşizm de bir yere kadar. On yıllardır aynı şeyleri denemek ve her seferinde aynı sonuçları almaktan insan bıkmaz mı? Bir şeyleri sorgulamaz mı?

Geçen gün CHP’nin etkili ve demokratı Gürsel Tekin Kürt sorununun çözümü noktasında Efkan Ala’nın ‘Daha önce görüşmelerde taraflar vardı ancak biz bunu kaldırdık, doğrudan görüşüyoruz’ sözlerini twiter üzerinden paylaştı. Neden görüşüyorsunuz diye hesap soruyor. “Terör örgütüyle görüşmek suçtur” anlamına getiriyor. En demokratlarının hali bu. Neden görüşmeleri kestiniz, neden savaşı bitirecek bir çözüme kavuşturamadınız diye sorup, bu meseleyi biz demokratik yollarla çözeceğiz diyeceğine, neden görüştünüz diyor. Sanıyorlar ki bunu deyince başları göğe erecek.

Muhalefet bu söylemlerle kendi önünü kesiyor. Kendi kendine barajlar kuruyor. Hareket alanını daraltıyor. AKP iktidara gelmeden önce faşist söylemleri olabildiğince az kullanıyordu. Geniş kesimlere hitap etme ve bu hususta çözüm planları geliştirme ile oylarını her seçimde artırdı. Ama ne zamanki MHP ile ortaklık kurdu, faşist ve ırkçı siyasete başvurdu, işte o zaman savaş çok daha derinleşti ve ekonomik kriz görülmemiş boyutlara ulaştı. Muhalefet AKP’nin yirmi yıllık geçmişini eğer araştırırsa ve dertleri gerçekten Türkiye’yi demokratik ve özgürlükçü bir ülke haline getirmekse, güçlü dersler çıkaracağı açıktır. Aksi durumda milliyetçi, dinci ve ırkçı söylemlerle oy toplayıp iktidara gelebilirler ama milim yol alamazlar. AKP-MHP faşizmi devletin tüm imkanlarını kullanmasına rağmen yol alamadıklarını iyi görmeli. Kürtlerle uğraşmaktan da vazgeçmeli.

 

#Kürtlerle #uğraşmanın #kime #faydası #var

Şahintepe’de kentsel dönüşüm mağdurları: Sosyal cinayet yaşanıyor

İktidarın Kanal İstanbul Projesi’ni ortaya atmasından bu yana gün yüzü göremeyen Şahintepe sakinlerinin evleri ‘kentsel dönüşüm’ adı altında Katarlılara peşkeş çekiliyor. Mahalle sakinleri, sosyal cinayet yaşanıyor’ dedi

Yadigar Aygün

İstanbul Başakşehir’de bulunan Şahintepe Mahallesi, AKP’li Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “Kanal İstanbul Projesi”ni ortaya atmasının ardından birçok sorun ile yüz yüze kaldı. Ardından Başakşehir Belediyesi, Şahintepe Mahallesi’ni parsel parsel “kentsel dönüşüme” açtı. Belediye “kentsel dönüşüm” adı altında yurttaşların evleri ellerinden alınmaya çalışırken, mahalle sakinleri ise bu projelerin “rant ve talan” projesi olduğunu belirterek, buna karşı mücadele başlattı.

İmarın askıya alınmasının ardından yargı yoluna giden mahalle sakinleri, İstanbul 9’uncu Bölge İdare Mahkemesi’ne başvurdu. Yurttaşların talebini kabul eden mahkeme projeyi iptal etti. Ancak bu sefer belediye 2022’nin Haziran ayında 1542, 1543, 1554, 1606, 1540, 1564 ve 1617 numaralı adalarda ada bazlı “kentsel dönüşüm” projesi başlattı. Başakşehir Belediyesi, 8 Aralık 2022’de 1552, 1553, 1565, 1572, 1604, 1605, 1616,1655, 1743, 1745, 1746, 1747, 1556, 1796, ve 1821 sayılı adalarda “kentsel dönüşüm” kararı aldı. Bu kapsamda belediyenin yurttaşları “Ya evinizi proje kapsamına alırsınız ya da sizin elektrik ve suyunuzu keseriz” şeklinde tehdit ettiği iddia edildi. Daha önce Kanal İstanbul’a karşı, şimdi ise “kentsel dönüşüm”e karşı bir araya gelen mahalle sakinleri, alınan karara karşı itiraz dilekçeleri verdiklerini, dava açacaklarını ve hukuk mücadelesi başlattıklarını söyledi.

‘Çocuklarımın hakkı’

Şahintepe’de yapılmak istenen “kentsel dönüşüm” mağduru olan mahalle sakini 58 yaşındaki Nermin Gökçe, tek yatırımının bu ev olduğunu belirterek evine göz dikildiğini söyledi. Evinin yetim çocuklarının hakkı olduğunu vurgulayan Gökçe, “1990 yılından itibaren burada yaşıyorum. Eşim 1995 yılında öldü. Eşim öldüğünde en küçük çocuğum 6 aylıktı. 3 çocukla tek başıma kaldım. 3 çocuk büyüterek bu evi yaptırdım. Neden benim evimi alıp bana 1+1 ev versinler? Bunu istemiyorum. Hakkım olan neyse onu istiyorum. Bu ev yetim çocuklarımın hakkı. Ben tam rahata kavuştum derken, şimdi evimi elimden almaya çalışıyorlar. Ben bunu istemiyorum. Benim hakkım olanı versinler. Devletin kestiği parmak acımaz diyorlar ama bu şekilde insanların canını acıtıyorlar. İnsanları yara halde, sakat halde bırakıyorlar” dedi.

‘Kuru ekmek yedim’

Tek geçim kaynağının emeklilik maaşı olduğunu vurgulayan Gökçe, yetkililerden randevu alamadığını ve kendisine bir açıklama dahi yapılmadığını belirtti. Evi için sonuna kadar mücadele edeceğine dikkati çeken Gökçe, “Ben bu yaşımda çocuklarıma nasıl ev alabilirim? Hiçbir şey yapamam. Aldığım 3 bin TL emeklilik parası. 3 bin TL ile nerede kira verebilirim? Bu parayla ancak bu eve başımı sokuyorum. Bir evim var ona da göz diktiler. Kuru ekmek yiyerek ben evimi yaptım. Çocuklarımın mağdur olmasını istemiyorum.  Çocuklarım kimseye muhtaç olmasın. 16 Aralık’tan beri Başakşehir Belediyesi Başkanı’ndan randevu istiyorum ama randevu vermiyor. Açıklama istiyorum. Benim varım yoğum burası. Sonuna kadar mücadele edeceğim. Mücadelemden vazgeçmeyeceğim” diye konuştu.

Katarlılara peşkeş çekildi

Şahintepe’de yapılmak istenen kentsel dönüşümün bir rant ve talan projesi olduğunu vurgulayan bir diğer “kentsel dönüşüm” mağduru Sabite Yüce, “26 yıldır burada yaşıyorum. Buraya geldiğimizde su, elektrik ve altyapı hizmetleri yoktu. Şahintepe halkı yıllardır imarlı tapu bekliyordu. Şimdi biri gelip hiç emek vermeden, ben sana ortağım diyor. Bu zorbalıktır. İstanbul’da en az kira 5 bin TL. Buradaki insanlar zaten asgari ücret dahi alamıyor. Nasıl geçinecek? Bu yüzden bu bir sosyal cinayettir. Başakşehir Belediyesi bunu yüz kere düşünmelidir. Çok büyük bir haksızlık var. Rant var, bundan çok iyi eminiz. Arap ülkelerinin kanallarında Kanal İstanbul’un olabileceğini söylüyorlar. Katarlılara peşkeş çekildi. AKP keşke olmasaydı. Ülkemiz parça parça satıldı” dedi.

Sosyal cinayet

Şahintepe halkını şehrin ücra yerlerine göndermek istediklerini, bunun bir sürgün politikası ve sosyal bir cinayet olduğunu vurgulayan Yüce, “Katarlılar, burada çayını kahvesini içerken bizi niye başka köy yaşantısı olan yere gönderiyorlar? İtiraz dilekçelerimizi verdik. Dava da açacağız. Davamızın peşini bırakmayacağız. Şahintepe halkı için şu şekilde düşünüyorlar: Çok yoksul, çok zor durumdalar, enselerine vurup evlerini alırız. Asla emeğimizi vermeyeceğiz. Emeğimizi zenginlere bırakmayacağız” diye konuştu.

Evlerin değeri verilmiyor

Bir diğer kentsel dönüşüm mağduru olan mahalle sakini Emine Öz ise evlerinin kendi değerinde alınmadığını ve ömür boyu borçlandırılacaklarını söyledi. Öz, “Yıllardır buranın derdini çekiyoruz. Kimse evini ucuza vermek istemiyor. 6 katlı binaya sadece 75 metrekare 2 daire veriyorlar. 75 metrekareden fazla daire alırsak 500 bin TL de borçlandırıyorlar. Ömür boyu borç ödeyeceğiz. Borcu ödeyecek gücümüz yok. 5 kişilik bir aileyiz, bu küçük evde yaşayamayız. Bizlere evimizin değeri verilmiyor. Evimizin değeri karşılığında ev istiyoruz. Evimizi vermesek de zorla alacaklarmış, bizi de Hacı Maşlı’ya göndereceklermiş. 6 katlı binaya 2 daire veriyorlar. Biz buranın onca çilesini çektik. Biz bu kadar çile çekip buranın sefasını süremezler. Yıllarca emeğimizi bu eve yatırdık. Başka da bir şeyimiz yok. Kimseye emeklerimizi yediremeyiz. Mücadele edeceğiz” diye konuştu.

#Şahintepede #kentsel #dönüşüm #mağdurları #Sosyal #cinayet #yaşanıyor

Hüseyin Narlı yoldaşımızı anıyoruz!

Suat Bozkuş

Hüseyin Narlı (Ökkeş Ünlübayır) yoldaşımızı kaybedişimizin birinci yıldönümünde özlemle, saygıyla ve sevgiyle anıyoruz. O, enternasyonalist bir devrimci olarak tüm ezilenlerin mücadelesinde hep en önde oldu ve hepsinin birliği için emek verdi.

Devrimci hareketimizde 68 kuşağının yeri ve önemi biliyor. ODTÜ 1960’ların sonlarından itibaren devrimci gençlik hareketinin merkezi konumundaydı. Hele Vietnam’dan Ankara’ya gelen büyükelçi Komer’e karşı gelişen direniş bütün ülkeyi etkiliyordu. 68 kuşağının rüzgârı her yeri sarmıştı.

12 Mart 1971 faşist darbesinden sonra devrimci hareketin lider kadroları ya katledilmiş ya da zindanlara atılmıştı. Denizler asılmış, Mahirler Kızıldere’de paramparça edilmiş, İbrahim ise Amed zindanlarında işkenceyle katledilmişti. Var olan örgütlenmeler dağılmıştı. Dışarıda az sayıda sempatizan kalmıştı. Ama gençlikte devrimci mücadeleye ve önderlere olan sempati kat be kat artmıştı. Özellikle gençlik içinde sempati, üzüntü, tepki ve çaresizlik en üst düzeydeydi. Bu şartlarda herkes bir yandan gücü oranında dayanışma içine girerken bir yandan da yeni bir örgütlenme arayışı-çabası içindeydi.

Ciddi bir teorik-politik birikimi olmayan gençler bir araya gelip mücadelenin sorunlarına çözüm arıyor ve yeni bir örgütlenme yaratmaya çalışıyordu. Devrimci hareket toparlanmalı, faşist diktatörlerden hesap sormalı ve bir daha yenilmemeliydi. Bizden sonrakilerin bizim çektiğimiz acıları çekmesini istemiyorduk. Mükemmel bir örgüt kurulmasını bekleyemezdik. Göç yolda düzelecek, örgüt mücadele içinde şekillenecekti. Bu şartlarda kendimizi her şeyimizle ortaya koyduk.

Hüseyin Narlı yoldaşla yollarımız o günün şartlarında Ankara-ODTÜ’de kesişti. Sonra gizli örgüt çalışmaları içinde sürdü. 1973 yazı ve sonbaharı ilk öğrenci dernekleri kuruldu. 12 Mart faşist diktası öğrencilerin örgütlenmesini engellemek için hem üniversite içinde dernek kurulmasını yasaklamış hem de her fakültede ancak bir dernek kurulabileceğini kararlaştırmıştı. Biz nerede başvursak, Emniyet’in dernekler masası “Burada kurulu dernek var” diyerek bizi kapı dışarı ediyordu. Bu şartlar altında her fakültede- üniversitede dernek kurmak yerine ADYÖD gibi bütün öğrenci gençliğini temel alan genel bir dernek önerisiyle ADYÖD kuruldu.

Bu dernekte Abdullah Öcalan, Kemal Pir ve PKK kurucularının çoğu, Taner Akçam, Nasuh Mitap, Ali Alfatlı ve Dev-Yol kurucularının çoğu ve hemen hemen her örgütün taraftarları vardı. ADYÖD çok kısa süre içinde yığınsal bir gençlik örgütü oldu. Sadece yüksekokullarda değil, mahallelere ve liselere kadar her alanda etkili hale geldi. Bundan korkan gericilik Kıbrıs işgaline karşı çıktığı gerekçesiyle ADYÖD tüzüğünü onaylamadı ve ADYÖD’ü yasakladı. Bir daha da ADYÖD niteliğinde bir gençlik örgütü kurulamadı. Solda canlanan gruplar her biri kendi örgütünü kurma yarışına girdi.

Bu dönemde biz de TSİP içinde yer aldık. Daha sonraki bölünmelerde Hüseyin de Sosyalist Gençlik Birliği kurucusu ve ilk Genel Başkanı olarak yer aldı. Kalemiyle, bileğiyle, eliyle diliyle, yüreğiyle beyniyle bizim neslimizin önder kişiliklerinin başında geliyordu.

Siyasi mücadelenin keskinleşmesi sürecinde TKP(B) Merkez Komitesi ve PB üyesi oldu. Daha sonra da özerk örgütlenme olan Yekitiya Komünistên Kürdistan (YKK) kurucusu ve Genel Sekreteri oldu.

12 Eylül faşist darbesinden sonra TKP(B) MK kararıyla Ortadoğu’ya çıkarılan MK üyeleri arasındaydı. Orada hem Suriyeli sol örgütlerle hem Filistinli örgütlerle ortak mücadele içinde oldu hem de Kürdistan’ın her parçasından örgütlerle, siyasi kişilerle tanışma ve kaynaşma fırsatı buldu.

1982’de İsrail’in Beyrut’u işgal etmesinden sonra Ortadoğu’da barınma şartları kalmayınca örgüt kararıyla Avrupa’ya çıktı. Burada başlayan sürgün hayatına razı olmadı. YKK çalışmaları için ülkeye döndü. Bu süreçte TKP(B) özerk örgütlenme kararını değiştirerek YKK üyelerine Kürdistan devrimci hareketine katılma tavsiyesinde bulundu.

Hüseyin yoldaş, bu aşamadan sonra Zülfikar dergisinin yayınlanması ve Kürdistan Aleviler Birliği’nin kuruluşunda aktif olarak yer aldı. TV 10, CAN TV, JİN TV başta olmak üzere her alandaki yayınların kurulması ve sürdürülmesi için emek verdi. Son nefesine kadar da bu mücadelesine devam etti.

Bütün insanlar gibi an gelir devrimciler de biyolojik olarak ölür. Ama her ölüm erken ölümdür. Bu nedenle Hüseyin yoldaşın yokluğuna hâlâ alışamadık. Devrimciler verdikleri mücadele ve emek ölçüsünde bir iz bırakır. Geride kalanlara ışık olur, yol olur. Bu nedenle diyoruz ki “Devrimciler ölmez!”

Hüseyin Narlı yoldaşımız da elli yılı aşan mücadelesiyle, emekleriyle, anılarıyla ve hafızamızda bıraktığı silinmez izlerle bizimle birlikte yaşıyor ve yaşayacaktır. O’nu her zaman sevgiyle, saygıyla ve özlemle anacağız.

Hüseyin yoldaş gibi emektar devrimciler, Sakineler, Fidanlar, Leylalar ve Emine Kara (Evîn Goyî), Kürt Kültür Merkezi Üyesi Mîr Perwer (Mehmet Şirin Aydın) ve Kürt yurtsever Abdurrahman Kızıl ve tüm devrim şehitleri sonsuza dek mücadelemizde yaşayacaktır.

 

 

#Hüseyin #Narlı #yoldaşımızı #anıyoruz

Nisêbîn’de şüpheli kadın ölümü

Nisêbîn’de Nergiz İlgün’ün intihar ettiği iddia edildi. Nergiz’in Aralık ayında şüpheli şekilde hayatını kaybeden Nurşin Turan’ın kuzeni olduğu öğrenildi

Aralık ayında şüpheli şekilde hayatını kaybeden Nurşin Turan’ın kuzeni Nergiz İlgün de şüpheli şekilde hayatını kaybetti.

Mêrdîn’in Nisêbîn (Nusaybin) ilçesi Zeynelabidin Mahallesinde Nergiz İlgün’ün intihar ettiği iddia edildi. İlgün, kaldırıldığı Nusaybin Devlet Hastanesinde hayatını kaybetti. İlgün’ün cenazesi otopsi için morga kaldırıldı.

Olayın ardından başlatılan soruşturma kapsamında İlgün’ün telefonunun incelemeye aldığı öğrenildi.

Nisêbîn’de 6 Aralık’ta ateşli silah ile başından vurulan ve intihar ettiği iddia edilen Nurşin Turan da 16 Aralık’ta hayatını kaybetmişti. İlgün’ün Turan’ın halasının kızı olduğu öğrenildi.

MÊRDÎN

#Nisêbînde #şüpheli #kadın #ölümü

Paris’te katledilen 3 Kürt kadın siyasetçi İstanbul’da anıldı

İstanbul’un ilçelerinde 10 yıl önce Paris’te katledilen 3 Kürt kadın siyasetçiyi anıldı

Özgür Kadın Hareketi (TJA) ile Halkların Demokratik Partisi (HDP) Kadın Meclisi, Fransa’nın başkenti Paris’te 9 Ocak 2013’te katledilen PKK kurucularından Sakine Cansız (Sara), Kurdistan Ulusal Kongresi (KNK) Paris Temsilcisi Fidan Doğan (Rojbîn) ve Kürt Gençlik Hareketi üyesi Leyla Şaylemez’in (Ronahî) katledilişlerinin 10’uncu yılına ilişkin HDP’nin Kağıthane, Esenyurt ve Ümraniye ilçe binalarında anma etkinliği düzenledi.

Kağıthane

Kağıthane ilçe binasında düzenlenen anma etkinliğine HDP İstanbul Milletvekili Züleyha Gülüm ve HDP İstanbul İl Eşbaşkanı İlknur Birol ile ilçe yöneticilerinin yanı sıra çok sayıda kadın katıldı. Etkinliğinin düzenlendiği salona Paris’te katledilen 3 Kürt siyasetçinin yanı sıra Şirnex’in Silopiya ilçesinde 4 Ocak 2016 tarihinde sokağa çıkma yasaklarında katledilen Demokratik Bölgeler Partisi (DBP) Parti Meclisi (PM) üyesi Sêvê Demir, Özgür Kadın Kongresi (KJA) üyesi Fatma Uyar ve Silopiya Halk Meclisi Eşbaşkanı Pakize Nayır ile geçtiğimiz günlerde Ahmet Kaya Kültür Merkezine yapılan saldırıda katledilen KCK Komite Üyesi Emine Kara’nın (Evin Goyi) fotoğrafları da asıldı.

Çözümsüzlük politikası sonucu

Burada söz alan HDP İstanbul Milletvekili Züleyha Gülüm, tüm bu katliamların nedeninin iktidarların, Kürt sorunun çözümünde ısrar ettiği savaş politikalarından kaynaklandığını aktardı. Katledilen kadınları saygıyla andıklarını belirten Gülüm, “İster sokağa çıkma dönemin de katledilen arkadaşlarımız, ister Paris katliamında katledilenler tüm bu katliamların kaynağı sadece Türkiye’de değildir. Aslında diğer noktalarda da Kürt sorununda çözümsüzlük politikasının sonucu olarak gerçekleştiğini biliyoruz” ifadelerini kullandı.

Konuşmaların arından anma etkinliği şiir dinletisi ve kilamlarla son buldu.

Esenyurt

Esenyurt ilçe binasındaki etkinliğe de HDP Sözcüsü Ebru Günay, HDP İstanbul İl Eşbaşkanı Ferhat Encu, HDP Gençlik Meclisi ile Genç Kadın Koordinasyon’u, TJA Aktivistleri, Barış Anneleri, hasta ve infazı yakılan tutuklu yakınları, Anadolu Yakınlarını Kaybedenlerle Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği (ANYAKAYDER), Marmara Tutuklu Aileleri ile Yardımlaşma Derneği (MATUHAY-DER) temsilcileri ile çok sayıda kişi katıldı.

Saygı duruşu ile başlayan anma etkinliği sinevizyon gösterimi ile devam etti.

Burada söz alan TJA Aktivisti Türkan Aşçı, mücadele içerisinde sayısız acının olduğunu buna karşı da direnişin de sürdüğünü aktardı. Aşçı, “Katliamlar ile Kürt halkının direnişi boğulmak istendi. Ancak unuttukları bir şey vardı; Mücadele dört parça Kürdistan’ı aştı, bütün dünyaya ‘Jin Jiyan azadî’ sloganları yükseldi” şeklinde konuştu.

‘Kürtleri durduramayacaklar’

HDP Sözcüsü Ebru Günay ise, 10 yıl önce gerçekleşen katliamın gerçek faillerinin açıklandığı taktirde ikinci Paris Katliamı’nın yaşanmayacağını işaret etti. Kürt kadınlarına yönelik saldırıların püskürtülebileceğini aktaran Günay, bu saldırıların Kürt halkının kazanımlarına yönelik gerçekleştiğinin altını çizdi. Kürtlere yönelik saldırıların PKK Lideri Abdullah Öcalan üzerindeki tecritle bağlantısına değinen Günay, saldırılarla Kürtleri durduramayacaklarını söyledi.

Anma, Gurup Hevra’nın seslendirdiği stranlar ve HDP Genç Kadın Koordinasyon’u üyesinin okuduğu “Ey Paris” şiiri ile son buldu.

Ümraiye

Ümraniye’de gerçekleşen anmaya da HDP milletvekili Oya Ersoy, TJA Aktivsitleri ile çok sayıda kişi katıldı. Katledilenlerin fotoğraflarının asıldığı ve mumların yakıldığı anmada katliam kınandı.

Mezopotamya Kültür Merkezi (MKM) sanatçısı Baran Bozyelin katıldığı anmada hep bir ağızdan Kürtçe stranlar seslendirildi.

HABER MERKEZİ

#Pariste #katledilen #Kürt #kadın #siyasetçi #İstanbulda #anıldı

Buldan’dan ‘HDP mi aday çıkaracak, Emek ve Özgürlük İttifakı mı?’ sorusuna yanıt

HDP Eş Genel Başkanı Pervin Buldan, ‘HDP mi aday çıkaracak, Emek ve Özgürlük İttifakı mı?’ sorusuna ilişkin, gelişmelere göre ve ortaya çıkacak denklemlere bağlı bir şekilde ittifak olarak aday çıkaracaklarını belirtti

Seçimler yaklaşmasıyla birlikte Cumhurbaşkanlığı adayı tartışmaları siyasetin temel gündemi oldu. Partisinin Qers il kongresine katılan Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkanı Pervin Buldan, Cumhurbaşkanlığı için kendi adaylarını çıkaracaklarını açıkladı.

Buldan’ın açıklamasının ardından HDP’nin kendi adayını göstermesi de tartışma konusu oldu. Buldan’ın bu açıklamasıa çok sayıda siyasetçi, yazar ve gazeteci, HDP’nin Altılı Masa’nın adayını açıklamasını beklemeden bu yönlü açıklama yapılmasını eleştirdi. Eş Genel Başkan Buldan’ın bu çıkışı, “HDP mi aday gösterecek?”, “Emek ve Özgürlük İttifakı mı?” sorusunu da beraberinde getirdi.

HDP mi aday çıkaracak, Emek ve Özgürlük İttifakı mı?

Mezopotamya Ajansı’ndan (MA) Özgür Paksoy’a konuşan HDP Eş Genel Başkanı Pervin Buldan, “HDP mi aday çıkaracak, Emek ve Özgürlük İttifakı mı?” sorusuna, gelişmelere göre ve ortaya çıkacak denklemlere bağlı bir şekilde ittifak olarak Cumhurbaşkanı adayı çıkaracaklarını belirterek, “Emek ve Özgürlük İttifakı neden aday çıkarmasın ki?” dedi.

HABER MERKEZİ

#Buldandan #HDP #aday #çıkaracak #Emek #Özgürlük #İttifakı #mı #sorusuna #yanıt