Ana Sayfa Blog Sayfa 1100

Aydeniz: 2023 Kürdün zafer yılı olacak

DBP Eş Genel Başkanı Saliha Aydeniz, partisinin üzerindeki baskılara ilişkin gazetemize konuştu: 2023 yılında zafere kilitlenmeyi had safhaya çıkaracağız. Bütün birikimlerimizi özgürlüğe ve zafere dönüştüreceğiz. 2023 Kürtlerin yılı olacak, cumhuriyetin demokratikleşeceği bir yıl olacaktır

Selman Çiçek

Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen soruşturma kapsamında 23 Aralık’ta Demokratik Bölgeler Partisi’nin (DBP) 14 il eşbaşkanıyla eşzamanlı olarak gözaltına alınan DBP Eş Genel Başkanı Keskin Bayındır ve DBP Amed İl Eşbaşkanı Hayrettin Altun “örgüt üyesi olmak” suçlamasıyla tutuklandı. DBP Eş Genel Başkanı Saliha Aydeniz ile DBP’ye yönelik baskıları, tutuklamaları, iktidarın yürüttüğü politika ve halkın DBP’ye olan yaklaşımlarını konuştuk.

  • Partinize yönelik baskını ve Eş Genel Başkanınız Keskin Bayındır ve İl Eşbaşkanınız Hayrettin Altun’un tutuklamasını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Son operasyon da siyasi darbelerin bir devamıdır. Buradaki amaç gerçekten Kürt halkının demokratik siyaset yürütmesini engellemektir. Bir başarı öyküsünü yaratmak istediler ama olmadı

23 Aralık’ta hem Ankara hem Amed olmak üzere 8 ilde yapılan baskınlarda eş genel başkanımız Keskin Bayındır ve 8 il eşbaşkanımız gözaltına alındı. Bu gözaltı kararı bile hukuksuzdu. Anayasaya aykırıydı. Bir partinin genel merkezini ve il binalarının aranması o ilin Cumhuriyet başsavcısının vereceği bir karar değildir. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı’nın kararı ile arama yapılabilinir. Bu bile iktidarın Kürt halkına nasıl yaklaşacağını, seçime giderken hangi yol ve yöntemi deneyeceğinin göstergesidir. DBP’ye yönelik baskını, derinleşen tecritten Başur ve Rojava’da yürütülen savaştan, siyasi soykırımlardan, HDP kapatma ve Kobanê davasından bağımsız ele almıyoruz. Ferhat Encu’ya atılan tokattan bağımsız ele almıyoruz. Bir bütün olarak bu iktidar gücünü cumhuriyetin kuruluşundan bu yana devam eden Kürde karşı düşmanlık politikasından alıyor. DBP, son dönemde Kurdistan’da örgütlemesini genişletiyordu. Bu iktidarın ne ilk ne de son saldırısıdır. İktidar son 8 yıldır aralıksız siyasi darbeler yapıyor. Kayyum darbesi, belediye eşbaşkanlarının tutuklanması bunun bir parçası. O günden bu yana siyasi darbeler devam ediyor. Son operasyon da siyasi darbelerin bir devamıdır. Buradaki amaç gerçekten Kürt halkının demokratik siyaset yürütmesini engellemektir.

  • Tutuklamalara ne gerekçe gösterildi? Bayındır ve Altun, bilenen siyasetçiler olmasına rağmen tutuklama gerekçesinin asıl amacı siyasi alanı tasfiye etmek mi?

İktidar uzun yıllardır yargıyı kendi tekelinde yürütüyor. Yargının bağımsız olduğundan söz edemiyoruz. Son 8 yılda tamamen taraflı bir yargı oluştu. Yargının bağlı olduğu bir taraf da Saray’dır. Bu kararın da Saray’dan alınan bir talimat ile verildiğini çok iyi biliyoruz. Keskin de Altun da söz konusu bir soruşturma varsa davet edildiğinde gidebilecek siyasetçilerdi. Bilinen tanınmış kişilerdi. Bu şekli ile bir gözaltı, gözaltına alırken kameraları dizerek buradan bir görüntü alma, bu iktidarın ‘Kürt siyasetçilere boyun eğdiriyoruz’ algısı oluşturmak içindi. ‘Kürtlere demokratik siyasette nefes aldırmıyoruz’ algısı oluşturmaya çalışıyorlar. Bu algılar üzerinden bir süreci götürmeye çalışıyorlar. Dolayısıyla bu operasyonun amacı bir kahramanlık öyküsü yaratmaktı. Bunu da gerçek delillerle değil eften püften gerekçelerle yapıyorlar. Arkadaşlarımıza sorulan sorular ‘neden basın açıklamasına katıldın, neden röportaj verdin’ gibi sorulardı. Bir siyasetçi konuşmayacaksa ne yapsın? ‘DBP’yi kim kurdu, tüzüğünü kim yazdı’ gibi sorular soruldu. Amaçları algılar üzerinden DBP’yi kriminalize ederek bir kahramanlık öyküsü yaratmaktı. Bu iktidarın topluma vereceği hiçbir şey yok. Topluma algılar, şiddet üzerinden yargı ve basını kendi yanına çekerek bir başarı öyküsü yaratmak istiyor. Ama burada da başarılı olamadı. Gittikçe de batıyor.

  • Son dönemde DBP’nin Kurdistan illerinde genişleyen bir örgütlemesi ve güçlü geçen halk buluşmaları vardı. Tutuklamaların asıl nedeni DBP’nin yürüttüğü ve halkta karşılığını bulan politikaları mıydı?

DBP son bir yıldır hızla örgütlenmeye başladı. Bu örgütleme klasik üye yapma, örgütü oluşturma üzerinden değil de yaşamın her alanında halk toplantılarıyla halklarla temas kurdu. Birlikte süreci tartışan ve bu sürecin üstesinden gelebilmenin yol ve yöntemlerini de kolektif bir güçle geliştirdi. DBP, halkın direktifleri, talepleri ve ihtiyaçları ile oluşturulan bir partidir. Biz de örgütlenirken halk ve taleplerden kopmak yerine onlarla bütünleşerek çalışmalarımızı yürüttük. Bir taraftan HDP’nin kapatması davası bir taraftan Kobanê kumpas davası ortada iken DBP gibi bir yapının güçlendirilmesi işlerine gelmedi. Örgütlenmeye yönelik bir operasyondur. Kendileri de biliyor, halkımız da biliyor; biz sadece bir parti değiliz. Bizi bir arada tutan halk ile olan ortak mücadelemizdir.

  • HDP’ye dönük bir kapatma davası var, HDP kapatılırsa DBP’de seçime gidilmesin denilerek mi bu tür operasyonlar yürütülüyor?

Böyle düşünüyorlarsa demek ki siyaseti okuyamıyorlar. DBP, hiçbir dönemde ‘seçime hazırlanıyoruz’ gibi bir açıklama yapmadı. DBP kendi tüzük ve programına uygun bir örgütleme yapar. DBP’nin programı örgütleme, eğitim çalışmaları ve ulusal ittifak çalışmalarıdır. HDP içerisinde de kendi temsiliyetini bularak siyasetini yürütüyor. Kitle çalışmasını yürüten HDP var. Temel amacımız; HDP’nin 3. Yol siyaseti olarak tarif ettiği bu siyaseti güçlendirmektir. HDP kapatılırsa biz seçime gireriz meselesi değil. Mesele; Kürtlerin demokratik siyasetin, diğer siyasi partilerle ortak siyaset zemininin ortadan kaldırılmasıdır.

  • HDP’nin sol, sosyalistlerle güçlü bir ittifakı söz konusu, DBP ise bölgede Kürt birliğini sağlayan önemli bir çalışma içerisinde. Gözaltı ve tutuklamalar DBP’nin Kürdistan İttifak’ını sekteye uğratmaya yönelik mi?

DBP’den önce PSK, PAK ve AZADİ Hareketi’ne de bir baskın olmuştu. DBP olarak Kurdîstani birlik meselesi bizim stratejik olarak baktığımız bir meseledir. Stratejik çalışmalar yürüttüğümüz bir alan. Bunu da her toplantıda dile getiriyoruz. Tarihten bugüne değerlendirdiğimizde Kürtlere dayattıkları katliamları, soykırım politikalarını Kürtler arası uyuşmazlıklardan yararlanarak yaptılar. DBP bu birliğin öncülüğünü yapıyor, birliğin önemini olmazsa olmaz olarak görüyor. Bu saldırının Kürtlerin birliğine yönelik bir saldırı olduğu da çok net görülüyor. Kürde dair hiçbir yaprağın kıpırdamamasını istiyorlar. Dar kendi içerisinde grup grup kalmasını istiyorlar. Böylelikle Kürde daha rahat yönelecek. Diğer Kürt siyasi partiler de bizlerle dayanışarak şu mesajı net verdi: “Bu saldırılar karşı göğüs germeliyiz.”

  • PKK Lideri Abdullah Öcalan’a yönelik bir tecrit söz konusu. Son dönemde DBP’nin de öncülük ettiği eylemsellikle tecrit gündemde yer almaya başlayarak halkın da tepkisi büyüyor. Bu tutuklamalar bu gündemi değiştirmeye dönük olarak okunabilir mi?

Tecrit bir yönetim şekline dönüşmüştür. Bu yönetim şekli ile faşizm kurumsallaştırılmaya çalışılıyor. Buna karşı yürütülen mücadele, ortaya konulan toplumsal refleks iktidarı zorluyor

Devletin kendi içerisinde ne planladığı ortadadır. DBP, 8 Mart’tan bu yana her alanda tecride karşı ciddi toplumsal refleksleri, karşı duruşları açığa çıkardı. İktidar bütün varlık ve geleceğini, bütün beka sorununu Kürtlerin yok edilmesi üzerine inşa ediyor. Bunun asıl yansıması da bugün yürütülen tecrit politikasıdır. Tecrit mutlaklaştırıldı, süreklileştirildi ve derinleştirilerek devam ediyor. Tecrit, sadece Türkiye meselesi değildir. Uluslararası komplonun devamıdır. Türkiye ve uluslararası anayasa ve hukuka aykırı bir durumdur. Bir insanlık suçu olmasına rağmen buna karşı bir ses çıkarılmaması Türkiye’yi güçlendiriyor. Yine tarafsız bir kurum olan CPT bile devletin çıkarına göre hareket ediyor. CPT’nin son İmralı ziyaretinde Öcalan ile görüşmemesi Öcalan perspektifine inanan herkesi derin kaygılara itmiştir. İmralı’nın kapılarının bir an önce açılması ve Öcalan ile bir an önce görüşülmesi yönünde eylemlerimiz var ve bu eylemler devam ediyor. Tecridin şu an İmralı da değil tüm Türkiye’ye yayıldığını görüyoruz. Ekonomik krizin sebebi de yaşanan siyasi krizin altında yatan neden de tecrittir. Tecrit konusunda çok sıkışan, içinden çıkamayan bir durumdalar. Biz biliyoruz ki bu tecridi bu kadar derinleştiren, mutlaklaştıran bir savaş gerçekliği var. Adalet Bakanlığı kendi hukukunu uygulamak istese bile gidip Saray’a çarpıyor. O yüzden tecrit gündemini saptırmak için, gündemini çarpıtmak için bu tür baskılar yapıyorlar. Tecrit ile birlikte bir toplum sindirilmek isteniyor. Tecrit bir yönetim şekline dönüşmüştür. Bu yönetim şekli ile faşizm kurumsallaştırılmaya çalışılıyor. Buna karşı yürütülen mücadele, ortaya konulan toplumsal refleks iktidarı zorluyor.

  • HEP ve DEP’ten bu yana Kürt siyaseti bu tür baskı ve tutuklamalar ile tasfiye edilmeye çalışılıyor. Bu baskılar bugüne kadar çözüm oldu mu?

Elli yıllık süreç içerisinde güvenlikçi politikalarla, gözaltı ve tutuklamalarla, iradeyi kabul etmemekle bir çözüm bulduklarına inandılar ama asıl meselenin çözüm üretmemek olduğunu görüyoruz. Kürt sorununu çözme iradeleri yoktur. Eğer çözüm istense idi; Sayın Abdullah Öcalan’ın muhataplığı bütün olumsuz şartlara rağmen durduğu nokta iyi anlaşılır, değerlendirilirdi. Ama iktidarlar hiçbir zaman sorunu çözmek asıl meseleleri olmamıştır. Asıl meseleleri Kürdü tasfiye etmek olmuştur. Onlarca sınır ötesi yapıldı, 90’dan günümüze onlarca siyasi kurum kapatıldı, iradeleri gasp edildi. Aynı yöntemlerde ısrar sorunu çözmediğini devlet ve iktidarın kendisi de biliyor. Tarihin çöp sepeti böyle iktidarlarla doludur. Sorunun çözüm yolları nettir, muhatabı da bellidir. 2014 çözüm sürecinde denendi ve herkes olumlu sonuçlarını gördü.

  • Bu baskı ve tutuklamalar sonrası halkın DBP’yi sahiplenmesinde bir düşüş yaşandı mı yoksa bu sahiplenme daha fazla arttı mı?

Gözaltı olduğu günden itibaren planladığımız çalışmalarımızı durdurmadık. Bütün örgütlerimize ‘bu operasyon oldu diye planlamalarımızı yarıda bırakmayın’ mesajını verdik. Mahkemenin olduğu gün iki halk buluşmasına katıldım. Halkın yaklaşımı ve sahiplenişi çok güçlü, kararlı ve inançlıydı. Tutuklamalardan bir gün sonra Nisebîn ve Qoser’de kongrelerimizi yaptık. Kongrelerimize de sahiplenme ve katılım çok güçlüydü. Halkımız ‘Bizi bitiremezler’ mesajını çok net bir şekilde verdi.

  • Son olarak bir çağrınızı olursa ne ifade etmek istersiniz?

2023 yılında mücadeleyi ve zafere kilitlenmeyi had safhaya çıkaracağız. Bütün baskı ve yönelimlere rağmen asla sessiz kalmayan, susup izleyen bir yerden değil mücadelenin içerisinden direnmeye devam edeceğiz. Bütün birikimlerimizi özgürlüğe ve zafere dönüştüreceğiz. 2023 Kürtlerin yılı olacak, Kürtlerle beraber cumhuriyetin demokratikleşeceği bir yıl olacaktır.

#Aydeniz #Kürdün #zafer #yılı #olacak

İstanbul’da kimyasal protestoları

İstanbul’un ilçelerinde Türkiye’nin kimyasal silah kullanımı protesto edildi

Anadolu Yakınlarını Kaybedenlerle Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği (ANYAKAYDER), öncülüğünde Türkiye’nin Medya Savunma alanlarında kullandığı kimyasal silah kullanımına dair farklı ilçelerde protesto eylemi gerçekleşti.

Esenyurt

İstanbul’un Esenyurt ilçesinde çok sayıda yurttaş Türkiye’nin kimyasal silah kullanımını sokaklarda yürüyüş gerçekleştirerek protesto etti. Çevredeki esnafların da alkışlarla destek verdiği yürüyüşte sık sık “Kimyasal kullanmak insanlık suçudur”, “Katil devlet hesap verecek”, “Biji berxwedana rojava”, “Biji berxwedana gerilla” sloganları atıldı.

Gerçekleştirilen yürüyüş esnasında kimyasal silah kullanmanın suç olduğu belirtilerken, Türkiye’nin ise bu suçu işlediğine dikkat çekildi. Yürüyüş sırasında, ‘Devlet yasak olduğunu bildiği halde kimyasal silah kullanarak arkadaşlarımızı katlediyor. Bizler kimyasal silah kullanımına karşı buna izin vermeyeceğiz, arkadaşlarınızı katledenlere karşı mücadele edeceğiz” ifadelerini kullanıldı.

Kartal

Kartal İlçe binası önünde gerçekleştirmek istenen açıklamayı, polis Kartal Kaymakamlığı’nın “yasak” gerekçesiyle engellenmek istedi. Polis “yasak” gerekçesini kitleye sunmadan saldırdı. Açıklama yapmakta ısrar eden kitleye polis tekrardan saldırarak kitleyi ilçe binasına sıkıştırmaya çalıştı. Bu esnada kadınlara da şiddet uygulayan polis, kitleyi ilçe binasına sıkıştırarak kapıyı kapattı.

Duruma tepki gösteren kitle, “Biji berxwedana zindana”, Kimyasal kullanmak insanlık suçudur” sloganları ile karşılık verdi.

Kadıköy

Halkların Demokratik partisi (HDP) İstanbul Gençlik Meclisi de, Kadıköy’de kuşlama gerçekleştirdi. Yüksek bir binadan üzerinde, “Irak Parlamentosu Güvenlik ve Savunma Komisyonu üyesi Parlamenter Cewad Bolani Rojnews’e konuşarak ‘güvenlik birimlerinin raporlarına göre Türkiye Kimyasal silah kullanmıştır’ dedi. Irak Devleti yetkilisi Türkiye’nin kimyasal silah kullanımını kabul etti” yazılarının olduğu kağıtları atarak halka bilgilendirmede bulunarak, kimyasal silah kullanımını protesto etti.

Şirinevler

HDP Şirinevler ilçe binasında bir araya gelen kitle basın açıklaması gerçekleştirdi. Basın metnini ANYAKAY-DER Eş Genel Başkanı Evin Genç yaptı. Genç, Türkiye’nin, Medya Savunma alanlarında kullandığı kimyasal silah kullanımına ilişkin yayınlanan görüntülere rağmen kamuoyunu “tatmin” edecek bir açıklama yapmadığına dikkat çekti. Kimyasal silahların kullanımının ‘Cenevre Protokolü’ ile yasaklandığını hatırlatan Genç, “Türkiye bu protokole kabul edildiği tarihten beri taraftır. Cenevre protokolüne rağmen savaşlarda ve silahlı çatışmalarda kimyasal silahların kullanılması engellenememiştir. Kimyasal silah kullanımıyla ilgili iddiaların ciddiliği dikkate alınmalı ve Türkiye iç hukuku uyarınca yetkili Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından soruşturulmalıdır. Ayrıca uluslararası yükümlülük üstlenen bir ülke olan Türkiye kendi iç denetim mekanizmalarını da harekete geçirmelidir. Bu iddialar ancak bu şekilde hareket edilerek sonuçlandırılabilir görüşündeyiz” şeklinde konuştu.

İSTANBUL

#İstanbulda #kimyasal #protestoları

Barış Annesi Demir yaşamını yitirdi

Riha’da tedavi gören Barış Annesi Bedriye Demir yaşamını yitirdi

Riha Barış Anneleri’nden Bedriye Demir (65) soğuk algınlığı nedeniyle kaldırıldığı Riha’daki 500 Yataklı Hastane’de akciğerinin enfeksiyon kapsamından kaynaklı kurtarılamayarak yaşamını yitirdi.

Barış Annesi olan Demir, Barış Anneleri ile birlikte 1990’lu yıllardan beri savaşın son bulması ve barışın sağlanması için mücadele ediyordu.

Aynı zamanda Halkların Demokratik Partisi (HDP) Riha İl Örgütü yöneticisi olan Demir’in yarın defnedilmesi bekleniyor.

HABER MERKEZİ

#Barış #Annesi #Demir #yaşamını #yitirdi

HDP’li vekil Mir Perwer’in taziyesini ziyaret etti

HDP Mûş milletvekilleri ve il yöneticileri, Paris’te katledilen Mir Perwer için kurulan taziyeyi ziyaret etti

Fransa’nın başkenti Paris’te 23 Aralık’ta Ahmet Kaya Kürt Kültür Merkezi’ne yönelik gerçekleştirilen silahlı saldırıda katledilen sanatçı Mîr Perwer’in (Mehmet Şirin Aydın) cenazesi memleketi dün Mûş’a getirilmiş ve jandarma ablukası altında defnedilmişti.

Defin işlemlerinden sonra aile Perwer için Mûş Merkez Cami Taziye evinde taziye kuruldu. Halkların Demokratik Partisi (HDP) Mûş Milletvekilleri Gülistan Kılıç Koçyiğit, Şevin Coşkun, Sırrı Sakık ve HDP İl ve ilçe örgütleri aileyi ziyaret ederek taziyede bulundu.

MÛŞ

#HDPli #vekil #Mir #Perwerin #taziyesini #ziyaret #etti

Dersim’de 5 günlük eylem etkinlik yasağı

Dersim’de toplantı ve gösteri yürüyüşleri ve basın açıklamaları, 11 Ocak’a kadar valilik tarafından yasaklandı

Tunceli Valiliği, kent genelinde toplantı ve gösteri yürüyüşü gibi etkinliklere beş gün süreyle yasak getirildiğini duyurdu.

Açıklamada ” İl sınırları genelinde tüm umuma açık alanlarda; yapılması planlanan basın açıklaması, toplantı ve gösteri yürüyüşü, miting, açık yer toplantısı, protesto eylemi, oturma eylemi, anma programları, stand açmak, imza kampanyası düzenlemek, konser-şenlik gibi organizasyonlar ile afiş ve poster asmak, meşale yakmak/taşımak vb. eylem ve etkinliklerin 07.01.2023 günü saat 00.01 ile 11.01.2023 günü saat 23.59’a kadar 5 gün süre ile mülki amirce izin verilenler hariç yasaklanmasına karar verilmiştir” ifadelerine yer verildi

HABER MERKEZİ

#Dersimde #günlük #eylem #etkinlik #yasağı

Mûş’ta gözaltına alınanların gözaltı süresi uzatıldı

Paris’te katledilen sanatçı Mîr Perwer’in cenaze töreninde gözaltına alınan 30 kişinin gözaltı süresi savcının izne çıkması nedeniyle Pazartesi’ye kadar uzatıldı

Fransa’nın başkenti Paris’te 23 Aralık’ta Ahmet Kaya Kürt Kültür Merkezi’ne yönelik gerçekleştirilen silahlı saldırıda katledilen sanatçı Mîr Perwer’in (Mehmet Şirin Aydın) cenazesi 5 Ocak’ta kaçırılarak, abluka altında defnedildi. Köye girişe izin verilmemesi ve cenazenin abluka altında defnedilmesine tepki gösteren halka ise jandarma saldırdı. Jandarma saldırısı sırasında biri avukat olmak üzere 31 kişi gözaltına alındı, avukatın karakolda bırakılmasının ardından diğer 30 kişinin ise gözaltı süresi 1 gün için uzatılmıştı.Ancak edinilen bilgilere göre gözaltı kararı veren savcının tatile çıkması ve kentte nöbetçi savcının bulunmaması nedeniyle gözaltındaki 30 kişinin gözaltı süresi Pazartesi’ye kadar uzatıldı.

Edinilen bilgilere göre Pazartesi günü Bedlis veya Tetwan’dan gelecek bir savcı 30 kişinin ifadelerini alacak.

HABER MERKEZİ

#Mûşta #gözaltına #alınanların #gözaltı #süresi #uzatıldı

Kayyum yönetimindeki Cizre Belediyesi’nde Sayıştay raporu 3 yıldır yok

Yolsuzluk iddiaları ile gündeme gelen kayyum yönetimindeki Cizre Belediyesi’ne ait Sayıştay raporları 2019 yılından bu yana yayınlanmıyor

Halkların Demokratik Partisi (HDP) yönetimindeki Şirnex’in Cizîr (Cizre)Belediyesi’ne 29 Ekim 2019 yılında kayyum atanmış, Belediyesi’nin devir alındığı eski kayyum ise 220 milyon lira borç bırakmıştı. Yanı sıra belediyeye ait alanlar, parklar ve belediye mezbahanesi başka kurumlara devredilmişti. Yeniden kayyım atanan belediyede yolsuzluk iddiaları devam ederken, başlatılan çalışmalar ise yarıda bırakılmaya devam ediyor. Cizre Belediyesi’ne yönelik Sayıştay raporları ise 2019 yılından bu yana yayınlamadı.

İhale 57 milyondan 104 milyona çıktı

Cizre’de yapılması planlanan köprü projesinin ihalesi 6 yılda 3 kez yapılırken, proje 2 kez revize edildi. Tarihi dokuya uygun yapılması planlanan taş köprü, maliyetlerin artması gerekçesiyle iptal edilirken, taş yerine betondan köprü yapılacağı iddia edilerek yeniden ihale yapıldı. Yeni kayyum, ilgili firmaya ödenek yapmadığı için köprünün yapım çalışmaları başlamazken, proje asma köprü olarak yeniden revize edildi ve ihaleye verildi. 12 Ağustos tarihinde atanan kayyum ise söz konusu köprü projesine “millet bahçesi projesi” de ekledi. Atanan son kayyumun yaptığı revize ve ek çalışmalarla beraber, 57 milyonluk köprü yapım çalışması maliyeti 104 milyon 50 bin 553 liraya çıktığı iddia edildi.

Giderler belediye bütçesinden

Asma köprü ve millet bahçesinin yapımı yeniden durdururken, Cizre Belediyesi kayyumunun borçlandığı ve maliyetlerin arttığı gerekçesiyle ödemeleri gerçekleştiremediği iddia ediliyor. Belediye bütçesi ise kayyum tarafından kaymakamlığa bağlandı. Söz konusu durum, 2019 yılında Belediye’nin birçok taşınmazını diğer kamu kurumlarına devretmesini anımsattı. Cizre Belediyesi’ne ait çoğu taşınmazın ise satışa çıkarıldığı ve kamu kurumlarının giderlerini belediye bütçesinden karşıladığı iddia ediliyor.

3 yıldır Sayıştay raporu yok

Her yıl yayınlanması gereken Sayıştay Başkanlığı Belediye Raporları ise söz konusu iddialara rağmen 2019 yılından bu yana yayınlanmıyor.

HDP Şirnex Milletvekili Nuran İmir, söz konusu duruma ilişkin İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun yanıtlaması istemiyle yazılı soru önergesi verdi. İmir, “2019 yılından beri Sayıştay Raporları yayınlanmayan Cizre Belediyesi kimler tarafından denetlenmektedir?” diye sordu.

HABER MERKEZİ

#Kayyum #yönetimindeki #Cizre #Belediyesinde #Sayıştay #raporu #yıldır #yok

Paris’te katledilen kızıl için taziyeler devam ediyor

Paris’te katledilen Abdurahman Kızıl için Kaxizman ilçesinde bulunan aile evinde taziyeler kabul ediliyor

Fransa’nın başkenti Paris’te 23 Aralık’ta gerçekleştirilen silahlı saldırı sonucu yaşamını yitiren Abdurrahman Kızıl Qers’in Kaxizman (Kağızman) ilçesinde bulunan Qeregûnî köyünde dün kitlesel olarak son yolculuğuna uğurlandı. Kızıl için, Kaxizman ilçesinde bulunan aile evinde taziyeler kabul ediliyor.

Dün Kars Havalimanı’na getirilen Kızıl’ın cenazesi için kayyumla yönetilen Kars Belediyesi cenaze aracı vermemişti. Bunun üzerine aile Panos Belediyesi’nden ambulans talep etmiş, havaalanına gelen ambulans resmi evraklar eksik gerekçesi ile polislerce engellenmişti.

Kızıl’ın cenazesi, kapalı bir kamyonetle havaalanından alınarak yüzlerce araçlık konvoy ile Kaxizman ilçesine bağlı Qeregûnî köyünde son yolculuğuna uğurlanmıştı.

HABER MERKEZİ

#Pariste #katledilen #kızıl #için #taziyeler #devam #ediyor

Birçok kentte kimyasal protestosu: Soruşturulsun

Türkiye’nin kimyasal silah kullanması birçok kentte protesto edildi. Açıklamada iddialara ilişkin kamuoyuna tatmin edici bir açıklama yapılmadığı belirtilirken, gerçek bir soruşturma gereği vurgulandı

Türkiye’nin Federe Kurdistan Bölgesi Zap, Avaşîn ve Metina alanlarına yönelik kimyasal silah kullanması birçok kentte protesto edildi. Açıklamalarda kimyasal silahın kullanılmasını yasaklayan uluslararası sözleşmeler hatırlatılarak, “Çözüm inkar ve imha değil, çözüm müzakere” mesajı verildi.

Amed

Medeniyetler Beşiğinde Yakınlarını Kaybeden Ailelerle Yardımlaşma, Dayanışma, Birlik ve Kültür Derneği (MEBYA-DER) Amed Şubesi ve sivil toplum örgütleri, Rêzan ilçesine bağlı Dörtyol Kavşağı’ında açıklama yaptı. Polis açıklama öncesi bölgeyi abluka altına aldı. Eyleme, Halkların Demokratik Partisi (HDP) Amed İl Eşbaşkanları Gülistan Atasoy, Zeyyat Ceylan, Milletvekili Remziye Tosun ve dernek yöneticileri katıldı. Açıklamayı MEBYA-DER Eşbaşkanı Yüksel Almas okudu.

Tatmin edici bir açıklama yapılmadı

Türkiye’nin hem yurt içinde hem de yurt dışında yapmış olduğu askeri operasyonlarda kimyasal silah kullandığına ilişkin ciddi iddialar bulunduğunu belirten Almas, “Türkiye’nin Bölgesel Yönetimi’n hakimiyet alanında yapmış olduğu askeri operasyonlarda kimyasal silah kullanıldığına ilişkin ciddi iddialar bulunmaktadır. Bu iddiaları destekleyen görüntüler de kamuoyu ile paylaşılmıştır. Türkiye uzun süredir bu iddialarla karşı karşıya kalmasına rağmen maalesef kamuoyunu tatmin edecek bir açıklama yapmadığı gibi bilimsel bir çalışma ile bu iddiaların aksini ortaya koyan bir rapor veya belge de sunmamıştır. Bu durum iddiaların gerçeklik durumunu güçlendirmektedir. Kimyasal silahların kullanılması sorunu dünyada en çok üzerinde tartışılan konuların başında gelmektedir” dedi.

Kimyasal silahların kullanılmasının yasaklanması protokolüne ilişkin bilgileri paylaşan Almas “Bunun dışında Türk Ceza Kanunu’nda kimyasal madde silah olarak tanımlanmış ve bu silahla işlenen suçlar nitelikli suç olarak değerlendirilmiştir” diye konuştu.

‘İddialar soruşturulmalı’

Kimyasal silah kullanımıyla ilgili iddiaların ciddiyetle dikkate alınması gerektiğini vurgulayan Almas, sözlerini şöyle tamamladı: “Türkiye iç hukuku uyarınca yetkili Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından soruşturulmalıdır. Ayrıca uluslararası yükümlülük üstlenen bir ülke olan Türkiye kendi iç denetim mekanizmalarını da harekete geçirmelidir. Bu iddialar ancak bu şekilde hareket edilerek sonuçlandırılabilir görüşündeyiz. Türkiye sınırları dışında gerçekleştiği iddia edilen ve insanlığa karşı suç kapsamında ele alınan kimyasal silah kullanımı ciddi bir konudur ve ciddiyetle ele alınmalıdır. Olay yeri incelemesi, otopsi ve diğer delil toplama yöntemleri (BM Minnesota Otopsi Protokolü) kullanılmadan, zan altında bırakılan bir bakanlığın, ‘Böyle bir şey yok, bu bir yalandır’ açıklaması mutlak doğru olarak ele alınmamalıdır. Aksi takdirde uluslararası Sözleşme ve 5564 sayılı kanunun bir önemi kalmayacaktır. Dolayısıyla bu tip durumlarda yargı organları ile idari ve siyasi denetim mekanizmalarının üzerinde düşen görevi yapmaları gerekmektedir. Gerçek ancak böyle ortaya çıkabilir.”

Mêrdîn

MEBYA-DER Mêrdîn Şubesi, İnsan Hakları Derneği (İHD) Mêrdîn Şube binası önünde açıklmaa yaptı. Açıklamaya çok sayıda kişi katıldı. Açıklama metnini MEBYA-DER Eşbaşkanı Sabah Kuday okudu. Kuday, kimyasal silah kullanımına dair iddiaların araştırılması gerektiğine vurgu yaptı.

Riha

Kadim Topraklarda Yakınlarını Kaybetmiş Ailelerle Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği (KATDER) öncülüğünde Topçu Meydanı’nda yapılan açıklamaya, HDP, TJA, DBP, Barış Anneleri Meclisi Üyeleri ile çok sayıda kişi katıldı.

HDP Yöneticisi Ahmet İstek açıklamaya başlar başlamaz, polisler açıklama yapılmasını müdahale ederek engelledi. Herhangi bir yasak kararının olmadığını belirten HDP’liler, açıklama yapacaklarını söyleyince polis “Kimyasal ile ilgili açıklama yapamazsınız” cevabı verdi. Polisin engellenmesi üzerine açıklama yapan İstek, “Burada demokratik tepkiyi dile getirmek için toplanmıştık. Son zamanlarda yasadışı şekilde kullanıldığı iddia edilen kimyasal silahlarla ilgili basın açıklaması yapacaktık, lakin kolluk açıklamamızın yapılmasına izin vermedi. Biz de bunu oturma eylemi ile protesto ediyoruz” dedi.
Ardından kitle, oturma eylemi yaptı. Eylem, atılan “Baskılar bizi yıldıramaz” sloganlarıyla son buldu.

Şirnex

HDP Şirnex İl Örgütü binası önünde yapılan açıklamaya, MEBYA-DER, DBP, DTK, HDP, TJA, Barış Anneleri ile Cizîr Birca Belek Dil ve Kültür Derneği katıldı.

Minnesota Otopsi Protokolü kullanılmadı

Basın metni Şirnex MEBYA-DER Eşbaşkanı Serhat Küçük tarafından okundu. Küçük, kimyasal silah saldırılarının araştırılması gerektiğini söyleyerek, “Kimyasal silah kullanımıyla ilgili iddiaların ciddiliği dikkate alınmalı ve Türkiye iç hukuku uyarınca yetkili Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından soruşturulmalıdır. Türkiye kendi iç denetim mekanizmalarını da harekete geçirmelidir. Bu iddialar ancak bu şekilde hareket edilerek sonuçlandırılabilir.
Türkiye sınırları dışında gerçekleştiği iddia edilen ve ‘insanlığa karşı suç’ kapsamında ele alınan kimyasal silah kullanımı ciddi bir konudur ve ciddiyetle ele alınmalıdır. Olay yeri incelemesi, otopsi ve diğer delil toplama yöntemleri Birleşmiş Milletler (BM) Minnesota Otopsi Protokolü kullanılmadan yapılmış ve zan altında bırakılan bir bakanlığın, ‘Böyle bir şey yok, bu bir yalandır’ açıklaması mutlak doğru olarak ele alınmamalıdır. Aksi takdirde uluslararası sözleşme ve 5564 sayılı kanunun bir önemi kalmayacaktır. Dolayısıyla bu tip durumlarda yargı organlarıyla idari ve siyasi denetim mekanizmalarının üzerine düşen görevi yapmaları gerekmektedir. Gerçek ancak böyle ortaya çıkabilir” dedi.

Adana

Akdeniz Yakınlarını Kaybeden Ailelerle Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği (AYKAY-DER), HDP Adana İl Örgütü’nde basın toplantısı düzenledi. Toplantının yapıldığı salona “Operasyonları durdurun savaş suçu işlemekten vazgeçin” pankartı asıldı. Toplantıya HDP, HDK, TJA, Adana Barış Anneleri Meclisi, İHD, Ezilenlerin Sosyalist Partisi (ESP), Demokratik Alevi Derneği (DAD), Emek Partisi (EMEP) yöneticilerinin de aralarında bulunduğu çok sayıda kişi katıldı. AYKAY-DER yöneticisi Abidin Eye, Türkiye’nin kimyasal silah saldırılarına ilişkin heyetlerin bölgeye giderek inceleme yapmasını talep etti.

Êlih

Êlih’te MEBYA-DER öncülüğünde kitlesel basın açıklaması yapıldı. Nasıroğlu İş Merkezi önünde gerçekleştirilen açıklamaya, TJA, Barış Anneleri Meclisi, İHD, HDP, DBP il örgütleri ve çok sayıda yurttaş katıldı. “Kimyasal silah kullanmak insanlık suçudur” pankartının açıldığı açıklamada konuşan MEBYA DER Êlih Eşbaşkanı Medeni Onar, kimyasal silahların kullanılması sorunun dünyada en çok üzerinde tartışılan konuların başında geldiğini belirtti. Onar, kimyasal silah kullanıldığı iddialarının araştırılmasını istedi.
Açıklama oturma eylemi ile son buldu.

HABER MERKEZİ

#Birçok #kentte #kimyasal #protestosu #Soruşturulsun

Barış Annesi Koç: Tecrit kalkarsa barış da gelir, sağlık da olur

Her ayın ilk cuma günü yapılan ‘Barış Nöbeti’ bu hafta hasta tutuklular için yapıldı, Barış Anneleri adına nöbete gelen Münibe Koç, ‘Tecrit kalkarsa barış da gelir, hasta tutsaklar da iyileşir, sağlık da olur. Cezaevlerinin sorunları tecride ve barışa bağlıdır’ dedi

İnsan Hakları Derneği (İHD), Ankara Şubesi her ayın ilk Cuma günü düzenlediği “Barış Nöbeti”ni, bu hafta “Hapishanelerdeki hak ihlallerine son verilsin! Yaşam hakkı korunsun” başlığı ile gerçekleştirildi.
İHD Ankara Şube’de gerçekleştirilen nöbete, Ankara Tabip Odası (ATO) Sağlık Emekçileri Sendikası (SES), Çağdaş Hukukçular Derneği (ÇHD), ve barış anneleri ve HDP Milletvekili Fatma Kurtulan katıldı.

ATK ayrımcılık yapmamalı

Açıklamada ilk olarak söz alan İHD Eşbaşkanı Öztürk Türkdoğan, “Abdullah Öcalan ile görüşmeler yeniden başlamış ve açlık grevleri sona ermişti. Oslo sürecinde hasta tutuklular konusu yeniden konuşulmaya başlanmıştı. Süreçler ilerledikçe, gördük ki atılan ufak adımlar sorunu çözmeye yetmiyor. Bizler hasta mahpuslar konusunu gündemde tutmaya devam ediyoruz. Son çıkan Adalet Bakanlığı genelgesi ile ilgili de ayrım yapılmamalıdır, Cumhurbaşkanı bu yetkisini kullanırken, ayrımcılık yapmamalı, nesnel davranmalıdır. ATK ayrımcılık yapmamalı, devlet hastanelerinin kapsamlı raporları esas alınmalıdır” dedi.

En az 336 bin tutuklu ve hükümlü var

İHD Ankara Şubesi Eşbaşkanı Fatin Kanat da, yaşam hakkının temel bir hak olduğunu vurgulayarak, “Türkiye hapishanelerinde Adalet Bakanlığı’nın 1 Aralık 2022 tarihli istatistiklerine göre, 336 bin 315 tutuklu ve hükümlü bulunmaktadır. Bu kişilerden 65 yaş ve üstünde olan kişi sayısı 5 bin 513 kişidir. İHD Merkezi Hapishaneler Komisyonunun Nisan 2022 tespitlerine göre, Türkiye hapishanelerinde tespit edebildiğimiz kadarıyla en az 651’i ağır olmak üzere bin 517 mahpus bulunmaktadır” dedi.

‘Cezaevlerinin sesi olalım’

HDP Meclis İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu Kurtulan cezaevlerini yerinde incelediğini belirterek, “Terörle mücadele kapsamında ele aldıkları siyasi mahpusların yaşadığı baskılar çok görünmüyor. Hasta mahpusların sağlıklı beslenememe, temiz suya erişememe ve onurları ve tedavileri arasında tercih yapmak zorunda kalmaları sorunu derinleştiriyor. Etkin tedaviye erişim için bir an önce infazların ertelenmesi gerekiyor. Çağrımız şudur: Hasta tutuklular başta olmak üzere cezaevlerinin sesi olmaya devam edelim. Mücadele birliğine katkı sağlayacak çalışmalarımızı daha da büyütelim. Ayrımcılığa gitmeden, koşulsuz tüm mahpuslar için bir an önce tahliye koşullarının sağlanması gerekiyor” dedi.

Cezaevleri denetime açılsın

ATO İnsan Hakları Komisyonu üyesi Ayşe Uğurlu da, cezaevinde kalan insanlara yönelik her türlü tedbirin alınması gerektiğini ifade ederek, cezaevlerindeki tutsakların dışarı çıkmak dışında tüm insan haklarından hukuken yararlanma haklarının olduğunu söyledi. Temel insan haklarının engellenemeyeceğini söyleyen Uğurlu, “Cezaevinde kalamaz raporlarına rağmen nihai raporların ATK’den çıkmasına dair görüş nedeniyle insanlar ya tahliye olamadan ya da tahliye olduktan çok kısa süre sonra yaşamını yitiriyor. Biz genelgenin geliştirilmesi gerektiğini düşünüyoruz. Cezaevlerinin denetime açılmasını istiyoruz” diye konuştu.

Barış Anneleri adına nöbete gelen Münibe Koç da, “Tecrit kalkarsa barış da gelir, hasta tutsaklar da iyileşir, sağlık da olur. Tecrit kalkmazsa sağlık gelmez, cezaevlerinin koşulları düzelmez. Cezaevlerinin sorunları tecride ve barışa bağlıdır” dedi.

ANKARA

#Barış #Annesi #Koç #Tecrit #kalkarsa #barış #gelir #sağlık #olur