Ana Sayfa Blog Sayfa 1099

Sıcaklıklar artarsa buzulların yüzde 49’u eriyecek

Yapılan bir araştırmaya göre 1,5 santigrat derecelik sıcaklık artışı dahi 2100 yılına kadar dünyadaki buzulların yüzde 49’unun eriyeceğini ortaya koydu

Science dergisinde yayınlanan yeni bir araştırmaya göre, Paris İklim Anlaşması’nın öngördüğü 1,5 santigrat derecelik sıcaklık artışı hedefi sağlansa da dünyadaki buzulların yüzde 49’u 2100 yılında erimiş olacak. Eğer küresel ısıtma 2,7 santigrat derecede devam ederse, 2100 yılında buzulların yüzde 68’i, kara buzullarının ise yüzde 32’si eriyecek.

The Guardian gazetesinin 5 Ocak tarihli araştırmadan aktardığına göre söz konusu buzul kaybının en az yarısı önümüzdeki 30 yıl içinde olacak. Eğer dünya 2,7 derece ısınmaya devam ederse, bu orta Avrupa, batı Kanada ve ABD’de 2100 yılında hiç buzul kalmayacağı anlamına da gelecek. Grönland ve Antarktika’daki buz tabakaları dışında tüm buz tabakalarını ele alan araştırmaya göre, bu durum deniz seviyesinin ciddi oranda artmasına, yaklaşık 2 milyar insanın su kaynağının tehdit altında olmasına ve sel gibi olayların yaşanma riskinin artmasına sebep olacak.

Deniz ortalaması artacak

Eğer hava sıcaklığı artışı hedeflendiği gibi 1,5 santigrat derecede tutulabilirse, 2015-2100 tarihleri arasında ortalama deniz seviyeleri 90 milimetre artacak. Sıcaklıkların 2,7 derece seviyesinde artmaya devam etmesi halinde ise deniz seviyelerindeki artış 115 milimetre olacak. Bu ise daha önce yapılan modellemeler ve geliştirilen senaryoların ortaya koyduğu artıştan yüzde 23 daha yüksek bir artış demek. Dağ buzullarının erimesinin deniz seviyelerinde yaşanacak artışın üçte birinden sorumlu olduğu düşünülüyor.

Sıcaklıklarla doğrudan ilgili

Araştırmayı yaparken dünyadaki buzullara ilişkin son 20 yıllık uydu görüntülerini inceleyen araştırmacılar, dağ buzullarındaki azalmanın büyük ölçüde “önlenemez” olduğunu, fakat söz konusu kaybın doğrudan hava sıcaklığı artışları ile ilgili olduğunu söylüyor. Araştırmacılar konuyla ilgili özetle şu değerlendirmede bulunuyor: “Küresel sıcaklıklar 1,5 derecenin üzerinde artarken ve buzul kütlesi artan bir hızla kaybolurken, bu dağlık alanlardaki buzulları korumak için daha azimli taahhütlerde bulunmanın ne kadar acil olduğu da ortaya çıkıyor.”

1 kilometrelik alan

Daha önce konuyla ilgili yapılan araştırmalar, dünyadaki belli başlı buzullardan alınan veriler işlenerek yapılıyordu. Science dergisinde yayınlanan son araştırmada ise dünya üzerindeki 200 bin buzul hakkında veri kullanıldı. Bu da bilim insanlarına küresel ısıtma sonucunda kaç buzulun eriyeceği konusunda veri sundu. Carnegie Mellon University ve University of Alaska Fairbanks’ten inşaat ve çevre mühendisi Dr. David Rounce, liderliğindeki ekibin yaptığı araştırma ile ilgili değerlendirmesinde, bu araştırmayla birlikte, “ilk defa kaybolacak buzulların sayısını belirleyebildiklerini” belirtti. Buna göre, eriyecek buzulların büyük bir kısmı küçük ve halihazırda 1 kilometre kareden daha küçük bir alan kaplıyor. Bu küçük buzullar ise milyonlarca insan için su ve yaşam kaynağı anlamına geliyor.

En çok Alpler etkileniyor

Araştırmacıların projeksiyonlarına göre, Alpler ve Pireneler’de bulunan dağ buzulları küresel ısıtmadan en çok etkilenecek buzullar arasında. Örneğin, mevcut şartlarda, orta Avrupa’da yer alan Alplerdeki buzulların yüzde 70’inin 2050 yılında erimiş olması bekleniyor.

Kaynak: SCIENCE DERGİSİ

#Sıcaklıklar #artarsa #buzulların #yüzde #49u #eriyecek

İran’da eylemler sürüyor: İki kişi daha idam edildi

İran ve Rojhilat’ta devam eden halk ayaklanmasında tutuklananlar idam edilmeye devam ediyor, Mohammad Mehdi Karimi ve Seyed Mohammad Hosseini adlı iki kişi bu sabah idam edildi

İran ve Rojhilat’ta 3 ayı geride bırakan halk ayaklanmamasında bilanço ağırlaşıyor. Tüm saldırılara rağmen eylemler sürerken, eylemlere katıldıkları için tutuklanan ve ağır işkencelere maruz kalan Mohammad Mehdi Karimi ve Seyed Mohammad Hosseini, bu sabah idam edildi. Karimi ve Hosseini ile İran rejiminin idam ettiği protestocu sayısı 4’e yükseldi.

İran İnternational’ın verdiği bilgiye göre, Ruhollah Ajamian adlı Besiç üyesinin öldürülmesiyle suçlanan Karimi ve Hosseini, İran Yüksek Mahkemesi’nin verdiği kararla, küresel ölçekte idamlarının önlenmesi için düzenlenen kampanyalara rağmen bu sabah idam edildi. Besiç adlı paramiliter çete üyesi Ruhollah Ajamian’ın öldürülmesiyle ilgili olarak Kasım ayında görülen davada 5 kişi idama, 11 kişi de uzun süreli hapis cezalarına çarptırılmıştı.

Açlık grevi sürüyor

İdam kararlarının verilmesi ardından Karaj Cezaevi’nde bulunan kadın tutukluların, idama karşı başlattığı açlık grevi 14 gündür devam ederken, Yargıtay Halkla İlişkiler Direktörü Amir Hashemi, Karimi ve Hosseini’nin bu sabah idam edildiğini Yargı Haber Ajansı Telegram kanalı üzerinden duyurdu.

En az 500 kişi katledildi

İran’da Jîna Emînî’nin “Ahlak polisi” tarafından saçı görüldüğü gerekçesiyle katledildiği Eylül ayından bu yana İnsan Hakları Örgütleri verilerine göre en az 500 kişi katledilirken, binlerce kişi de tutuklandı.

HABER MERKEZİ

#İranda #eylemler #sürüyor #İki #kişi #daha #idam #edildi

AYM’nin bloke kararına halktan tepki: Parayı babalarının hayrına vermiyorlar

AYM, Yargıtay’ın talebini kabul ederek, HDP’nin Hazine yardımı yapılan hesaplarına geçici bloke konulmasına tepki gösterdi; Parayı babalarının hayrına vermiyorlar

Selman Çiçek

Anayasa Mahkemesi (AYM), Halkların Demokratik Partisi’nin (HDP) kapatılması istemliyle devam eden davada, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nın başvurusu üzerine partinin Hazine yardımı bulunan hesaplarına tedbiren bloke konulmasını görüşen AYM, Yargıtay’ın talebini kabul ederek, HDP’nin Hazine yardımı yapılan hesaplarına geçici bloke konulmasına karar verdi.

HDP’nin Hazine yardımı yapılan hesaplarına geçici bloke konulmasına devam ederken en büyük tepki ise HDP’nin ana unsurları halktan geliyor. Yeni Yaşam Gazetesi olarak verilen kararın sokaktaki yansımasını izlemek için Amed’te kahveleri ve esnafı gezdik. Kararın alınmadan önce bile Amed sokaklarında AKP-MHP iktidarının son dönemdeki HDP saldırılarına büyük öfke gözler görülür düzeydeydi. Geçtiğimiz hafta HDP’nin Amed merkez ve 13 ilçesinde yaptığı halk buluşmaların güçlü geçmesi öfkenin sahiplenmeye evirilişine tanık olduk.

Bunlar Kürt düşmanı olmuş

AYM’nin bloke kararın ardından kentin politik nabzının atıldığı Yenişehir ilçesinde bulunan Yüksek Kahve denilen bir çok çay olacağının bulunduğu bölgeye gidiyoruz. Bir yandan çaylarımızı içerken bir yanda kahvede açık olan televizyondan haberleri izleyen insanların tepkilerini dinliyoruz. Bir çok insan “AKP, HDP’den korkuyor, bunlar Kürt düşmanı olmuş, HDP’siz seçim mi kazanacaklar” gibi farklı tepki verse de ortak düşünce AKP’nin bu kararları verdiği, HDP’nin gücünden korktuğu yönünde.

Kahvede oturan gençlerden Mehmet Güney ile konuşuyoruz. “Sizce bu karar niye alındı” diye soruyoruz.  Kararın halkın iradesine darbe olarak gördüğünü söyleyen Güney, “Bu karar gasptır. Dünden beri halk tepkisini ortaya koyuyor. Doğrudan halkın iradesine vurulan bir darbedir. Hukuksuzdur. Siyasi bir karardır. HDP’ye verilen milyonlarca oylar gerekçesi ile o hazine payı belirlendi. HDP’ye oy veren altı milyon insanın vergisine el konuşulmuş, gasp edilmiştir” diye tepkilerini dile getirdi.

Babalarının hayrına vermiyorlar

Güney’in konuşması ardından araya giren bir başka genç ise, esprili bir şekilde “Bu parayı babalarının hayrına vermiyorlar. HDP hak etmiş ki veriyorlar. Oy almış, barajı geçmiş. O da hakkını alıyor” dedi.

HDP hep halk desteği ile ayakta kaldı

Kahvede oturan Nurullah Rodi ise, “yaratılmak istenen baskı ve zülüm ortamında böyle bir karar alınması tesadüf değil. Amaçları halkın iradesini teslim almaktır. Alınan kararda bu halkın iradesine gasptır. Daha önce belediyeleri de böyle gasp ettiler. Gasp etmeye alışmışlar. Ama dün de boyun eğmedik. Bugün de eğmedik. HDP ilk kez hazine yardımı alıyordu. Bundan önce hep halk desteği ile ayakta kaldı. Bundan sonra da halkla ayakta kalmaya devam edecek” şeklinde konuşarak karara karşı HDP’ye destek olacağını söyledi.

Erdoğan’ın en büyük korkusu HDP’dir

Kahvedeki konuşmanın ardından cadde üzerindeki birkaç esnafı daha gezerek tepkilerini dinliyoruz. Onların tepkileri de kararın halkın iradesine atıldığına inanıyor. Ofis semtinde bulunan büfe işletmesi Hüsamettin Ay ise; kararın HDP karşı değil tüm Kürt halkına karşı alındığını söyledi. Meselenin para olmadığını dikkat çeken Ay, “Erdoğan’ın en büyük korkusu HDP’dir. Bu korku yüzünden her hukuksuzluğu yapıyorlar. Bugüne kadar HDP’nin bizden maddi bir talebi olmadı ama artık biz destek olmaya başlayacağız” dedi.

#AYMnin #bloke #kararına #halktan #tepki #Parayı #babalarının #hayrına #vermiyorlar

Kadınlar yarın eylemde: Gelin yan yana duralım

2022 yılını direnişle kapatan kadınlar 2023 yılına da direnişle giriyor,
Kadınlar yarın eylemde: Gelin yan yana duralım oluşumu, yarın Kadıköy ilçesi Beşiktaş İskelesi’nde ‘Kadınların isyanı değiştirecek’ diyecek

Kadın kazanımlarına ve kadınlara yönelik saldırıların artmasına karşı 2022 yılını direniş yılı yapan kadınlar 2023 yılı için de direnişe hazırlanıyor. İstanbul’da birçok kadın örgütünü bünyesinde bulunduran Kadınlar Birlikte Güçlü oluşumu, 8 Ocak Pazar günü Kadıköy ilçesi Beşiktaş İskelesi’nde “Kadınların isyanı değiştirecek” şiarıyla yeni yılın ilk kapsamlı eylemini düzenleyecek.

Taleplerimiz haykıracağız

Yapılacak eyleme dair Mezopotamya Ajansı’ndan (MA) Rukiye Adıgüzel’e Kadınlar Birlikte Güçlü’den İrem Gerkuş ve Tülay Korkutan katılım çağrısı yaptı.

Eylem kararından önce AKP’nin 20 yıllık iktidarı boyunca kadın politikalarının tartışıldığı toplantılar aldıklarını belirten Gerkuş,bu eylemle yeni mücadele hattının startını vereceklerini belirtti. Gerkuş, yeni yılda kadınların bir araya gelmesinin zorunluluğuna işaret ederek, “Pankartlarımıza bu seneye dair umutlarımızı ve mücadelemizi daha fazla büyüten sözlerimizi yazdık. 8 Ocak’ta ‘Kadınların isyanı değiştirecek’ pankartı etrafında bir araya gelerek taleplerimizi bir kez daha duyurmayı planlıyoruz” dedi.

Kadınları isyan etmeye çağırıyoruz

Geride bıraktıkları yılın tam bir şiddet ve katliam yılı olduğunu dile getiren Gerkuş, yeni yıla ilişkin, “Kadınlar olarak, sokakları biraz daha güvenli kılan, birbirimizden güven aldığımız ve sokakta olmanın, bir şey talep etmenin, sözümüzü söylemenin, özgür bir hayatı istemenin suç olmadığını tekrar hatırlayacağımız bir sene hedefliyoruz” şeklinde konuştu.
Mücadeleyi büyüttükleri ve birbirlerinden güç aldıkları bir ortamı kurmaya çalışmak için bu tür eylemler düzenlediklerini ifade eden Gerkuş, “Tüm kadınları bunu daha da büyütmeye çağırıyorum. Birbirimizden umut ve dayanışma almaya çok ihtiyacımız var. Kadınları isyan etmeye çağırıyorum ”dedi.

Kadınlar sözünü söyledi

Korkutan ise, kadınlar için zor bir yılı geride bıraktıklarını ifade ederek, tüm eylem ve etkinliklerin kadınlar için yasaklı bir yıl olduğunu buna rağmen kadınların sokakları terk etmediğini vurguladı. Korkutan, “Aslında kadınlar tüm bu saldırılara rağmen sokaktaki varlığını hep sürdürdü. Hep ‘Susmuyoruz, korkmuyoruz, itaat etmiyoruz’ dedi. Erkek devlet şiddetine karşı sözünü esirgemedi. En son 25 Kasım’da yılı kapatırken de, valilikler, kaymakamlıklar yasak çıkardı. Ama kadınlar yine sözünü söyledi” dedi.

Yan yana geleceğiz

2023 yılını isyanla karşıladıklarını belirten Korkutan, “Biz şu an faşist bir iktidarla karşı karşıyayız. Tüm bu saldırıların karşısında ‘Kadınların isyanı değiştirecek, dönüştürecek’ diyoruz. Buna inanıyoruz. Bunun için de 8 Ocak’ta yan yana geleceğiz. Sözümüzü söyleyeceğiz. Tüm kadınları yan yana getireceğiz ve sözümüzü ortaklaştıracağız. Aslında bizim dosta düşmana göstereceğimiz kadın isyanıyla bu yıla giriyoruz” diyerek katılım çağrısı yaptı.

İSTANBUL

#Kadınlar #yarın #eylemde #Gelin #yan #yana #duralım

Serê Salê kutlamaları için hazırlıklar yapılıyor

Amed’te Serê Salê, 13 Ocak’ta düzenlenecek çeşitli etkinliklerle kutlanacak

Kürtlerin Güneş yılı esasına dayalı Rûmî takvime göre yılbaşı olarak kabul ettiği 13 Ocak için hazırlıklar erken başladı.

Serê Salê kutlamalarında, erkekler kadın kıyafetleri, kadınlar ise erkek kıyafetleriyle sokak sokak “Serê salê pîroz be” diyerek gezer. Bir çok ilde kutlanan Serê salê kültürünü diri tutmak adına birçok kurum farklı etkinlikler düzenliyor.

Bu kapsamda Amed’te Dicle Kültür Sanat Derneği ile Îva Organîzasyon (İV), 13 Ocak’ta Kayapınar ilçesinde bulunan Ava Düğün Salonu’nda bir etkinlik düzenleyecek. “Em hene” başlığıyla saat 19.00’da başlayacak etkinlikte, Hediye, Azad Bedran, Kadir Çat ve Dicle Kültür Sanat Derneği dengbêjleri eserlerini seslendirecek.

Kültürü yaşatalım

Serê salê’nin Kürt kültüründeki önemine değinen Dicle Kültür Sanat Derneği Eşbaşkanı Celal Ekin, bu kültürel birikimin son yıllarda daha az kutlanmasını eleştirdi. Ekin, “Kürt özgürlük hareketiyle birlikte bu eski kültür yeniden yaşatılmaya çalışılıyor. Kürt kültürüyle ilgilenen kurumlar bu kültürü yeniden canlandırıyor. Biz de bu şekilde yapıyoruz. Geçen sene de yapmıştık. Erkekler kadın kıyafetlerini, kadınlar ise erkek kıyafetlerini giyerek sokaklarda dolaştılar” diye belirtti.

Konser düzenlenecek

Kutlamalara herkesin katılmasını isteyen Ekin, şöyle devam etti: “Yine bazı gençlerimiz Amed’in sokaklarında renkli renkli yürüyüp, coşkuyla insanların yeni yılını kutlayacaklar. Akşam ise Ava Düğün Salonu’nda konserimizle kutlamamıza devam edeceğiz. Büyük bir heyecan ve coşkuyla geçeceğine inanıyorum. Bir zamanlar yılbaşını kutlayan Amedlilerin, gençlerin, yaşlıların, çocukların ve kadınların bu yılbaşını da büyük bir coşkuyla kutlamalarını temenni ediyorum. Umarım yoğun bir katılım olur. Halkımız konsere katılsın renkli kültürümüzü yaşatmaya devam edelim. Birlikte daha güçlü olacağız.”

Konser biletleri ise, Dicle Kültür Sanat Derneği, KASED, Ma Music ve Şanoya Bajêr a Amedê de temin edilebilir.

 

#Serê #Salê #kutlamaları #için #hazırlıklar #yapılıyor

Gazeteci Gulo: Suriye’nin çözümü Suriye topraklarında

Türkiye’nin Kuzey ve Doğu Suriye topraklarını saldırıları ve Moskova’da yapılan görüşmeyi değerlendiren gazeteci Stêrk Gulo, ‘Çareyi, çözümü halklar, bu topraklardaki görüşmelerde arıyor’ dedi

Türkiye’nin Kuzey ve Doğu Suriye saldırıları devam ediyor. AKP-MHP iktidarı, amacına ulaşmak için Şam yönetimi ile 2011’de kestiği ilişkilerini yeniden kurmak için girişimlerde bulunuyor. Bu amaçla 28 Aralık 2022’de Moskova’da Türkiye Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar ve Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT) Başkanı Hakan Fidan, Rusya Savunma Bakanı Sergey Şoygu ve Suriye Savunma Bakanı Ali Mahmud Abbas bir görüşme gerçekleştirdi. Seçim öncesi AKP’li Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan ve Beşar Esad’ın da görüşmesi bekleniyor.

Halklar Özerk yönetimde kalmak istiyor

Mezopotamya Ajansı’ndan (MA) Müjdat Can’a değerlendiren gazeteci Stêrk Gulo, saldırıların hegemon güçlerin bölgenin parçalanmasında ittifak oluşturmak istediği bir dönemde yapıldığını ifade etti. Türkiye’nin saldırılarda halkın yaşam alanlarını hedef aldığını ifade eden Gulo, halkın saldırılara karşı güçlü bir duruş sergilediğini ifade etti. Gulo, “Bölge bugün birlikte güçlü bir duruş gösterdi. Bu sadece Türklere büyük bir mesaj değildi. Aynı zaman da bölgede bulunan diğer güçlere de mesajdı. Halklar özerk bir yönetimde yaşamak istiyor” şeklinde konuştu.

Kobanê kendini kalka yaptı

Til Rifat, Kobanê, Minbic’in hedef alındığını, saldırılarda bölgede çıkarları olan güçlerin ortak olduğunu belirten Gulo, “Efrîn işgal edildiğinde Rusya dile getirdi. ‘Türkiye’nin bana verdiği 3 tane Efrîn eder’ dedi. Türkiye’ye NATO’da destek veriyor. Erdoğan Kobanê, Minbîc ve Tıl Rıfat’a saldıracağını söylediği zaman Suriye’nin ekonomi can damarını eline almak istiyor. Diğer bir amaç ise Özerk Yönetim’i hedef alarak yok etmek istiyor. Kobanê dünyada direnişiyle tanınan bir kenttir. DAİŞ’e karşı zaferin sembolü olarak dünyada tanındı. Herkes Kobanê’nin rolünün insanlığın özgürleşmesindeki önemini iyi biliyor. Kobanê eğer düşseydi, Amerika, Rusya ve bütün Avrupa DAİŞ’in büyük saldırılarının hedefi olacaktı. Kobanê kendini dünyaya kalkan yaptı. Koalisyon güçlerinin bu durumdan rahatsız olduğunu görüyoruz. Fakat buna karşı da ciddi bir tepki gösterilmemiştir. Buna karşı ciddi tepki gösterilseydi, Türkiye bu kadar açık tehdit edemezdi. Bu kadar açık şekilde Suriye’deki sivil halka saldıramazdı” diye konuştu.

Rusya görüşmeyi istiyor

19 Kasım’daki saldırılarda Dışişleri Bakanı Faysal Miqdat’ın “Suriye’ye karşı saldırı olursa direneceğiz” dediğini, Beşar Esad’ın ise halk direnişinden bahsettiğini hatırlatan Gulo, Baas Rejimi ile Türkiye arasındaki görüşmelere dair şunları söyledi: “Moskova’daki görüşmede Rusya, Suriye’yi Türkiye ile görüşmeye zorluyor. Fakat Suriye kendi sorununu içeride çözebilir. ABD, Rusya ve koalisyon güçleri de kendi çıkarlarına göre hareket ediyor. Moskova görüşmesi de bu hesaplamalar üzerinedir. Bu görüşmenin göç için yapıldığı dile getiriliyor. Erdoğan bu göçmenleri koz olarak çok gündeme getiriyor. Ama biliyoruz ki bunlar sadece göçmenler değil, eğittikleri çetelerdir.”

Çözüm Suriye topraklarında

Suriye ile Türkiye görüşmesine büyük tepkilerin yağdığını ifade eden Gulo, “Halk Suriye topraklarında çözüm arıyor. Kuzey ve Doğu Suriye iradesi tanınmadığı müddetçe çözüm olmaz. Türkiye’nin işgal üzerine tarihini biliyor. Arap halkı da halen Osmanlı’nın işgalini unutmuş değil. Bu nedenle de Adana Mutabakatı ve Misak-ı Milli projesinde olduğu gibi, Süryani, Kürt, Arap ve Ermeni halkları bunlardan rahatsız. Çareyi, çözümü halklar, bu topraklardaki görüşmelerde arıyor. Suriye halkları onaylamadıkça bu görüşmeler amacına ulaşmayacaktır” diye konuştu.

RIHA

#Gazeteci #Gulo #Suriyenin #çözümü #Suriye #topraklarında

Amed’te yolcu otobüsü devrildi: 5 ölü

Amed’te yolcu otobüsünün devrilmesi sonucu biri bebek 5 kişi yaşamını yitirdi, 22 kişi yaralandı

Amed’ten Îdir’a (Iğdır) giden Yeni Diyarbakır firmasına ait 34 FMS 652 plakalı yolcu otobüsü, gece saat 03.00 sıralarında Amed- Silvan karayolunun 65’inci kilometresinde kontrolden çıkarak devrildi. Meydana gelen kazada, biri bebek 5 kişi yaşamını yitirdi, 22 ise yaralandı.

Kazada yaralanan 22 kişi ambulanslarla Amed’teki hastanelere kaldırılarak tedavi altına alındı.

Kazayla ilgili otobüsün sürücüsü, yedek sürücü ve muavin gözaltına alınırken, başlatılan soruşturma sürdürülüyor.

AMED

#Amedte #yolcu #otobüsü #devrildi #ölü

Manisa’da 9 bin hektar

Alaşehir’de 9 bin 90 hektar ormanlık alanda büyük bir yıkıma neden olacak titanyum madeni için ihale yapılacak. 8 yıl önce ‘müjdesi’ verilen titanyum madeni için ihaleye çıkarılan ormanlık alan yerle bir edilecek

Yusuf Gürsucu

Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı’na bağlı Maden ve Petrol İşleri Genel Müdürlüğü (MAPEG) tarafından yapılan duyuru da, Manisa’nın Alaşehir ilçesi Kestanederesi (Hastepe) ve Azıtepe köylerinin bulunduğu ormanlık alan üzerinde IV. Grup (c) grubu madenlerinden olan titanyum (FeTi03 ilmenit ve Tİ02 Rutil) madeni için ara/uç ürün üretimine yönelik tesis kurulması şartı ile 23.01.2023 günü ihale edileceği açıklandı. 2015 yılında Maden Teknik Araştırma Ege Bölge Müdür Yardımcısı Burhanettin Yüce tarafından yapılan açıklamayla, Manisa’nın Alaşehir ilçesinin Hastepe Mevkisi’nde titanyum rezervi tespit edildiğini belirterek, “İlk bulgularımız ekonomik değeri yüksek titanyum olduğu” söylemişti.

 Toprak ve kayalar parçalanacak

Titanyum madeni havacılık (jet motorları, füzeler ve uzay araçları) askeri, endüstriyel işlemler (kimyasallar ve petrokimyasallar, arıtma santralleri, kâğıt hamuru ve kâğıt) otomotiv gibi endüstriyel üretimelerde kullanılırken Türkiye’de titanyum madenciliği ilk kez Alaşehir’de başlatılmak istenmektedir. Titanyum oksit madenciliğinden kaynaklanan başlıca çevresel sorunlar, yeraltı su kaynaklarının kirlenmesi, ağır araçlarla maden taşımacılığı ve ormansızlaşma olduğu araştırmalarda yer alıyor. 30 m derinliğe kadar veya daha fazla derinlikte önce üst toprak kaldırılır. Cevher alımının ardından bu alanlar atıklarla doldurulur. Kalıcı bir atık alanına dönüştürülen sahalarda yeraltı suları ağır metallerle zehirlenir.

 Uç ürün

Titanyum yer kabuğunda ve litosferde genişce dağılmış olan rutil ve ilmenittir. Kayalarda, sularda ve toprakta bulunur. Titanyum içeren önemli ilmenit birikimleri batı Avustralya, Kanada, Çin, Yeni Zelanda, Norveç, Hindistan ve Ukrayna’da bulunur. Büyük miktarlarda rutil ise Kuzey Amerika ve Güney Amerika’da çıkarılmaktadır. İlmenit veya rutilden başlayarak zenginleştirilmiş titanyum dioksit, ısıda klor ve karbon ile titanyum (IV) klorür ve karbon monoksite dönüştürülür. Daha sonra sıvı magnezyum kullanılarak titanyuma indirgeme gerçekleştirilir. İşlenebilir alaşımlar üretmek için, elde edilen titanyum süngerin bir vakumlu ark fırınında yeniden eritilmesi gerekir.

 Titanyum üretim süreci

Titanyum içeren cevherlerden en son nihai kullanım alanına kadarki üretim süreçleri; a) Maden üretimi, b) Cevher hazırlama ve zenginleştirme işlemleri, c) Metalurjik prosesler (Üretim amacına göre hidrometallurjik veya pirometalurjik işlemler). Titanyum metali ve TiO2 pigment üretimi sürecinde her koşulda yüksek içerikli rutil veya ilmenit konsantrelerine ihtiyaç duyulmaktadır. Fakat doğada bu minerallerin saf olarak bulunmadığı ve maden üretimi sonrasında elde edilen bu cevherlerin zenginleştirilmeden direkt bu proseslerde kullanılması mümkün olmadığından cevher hazırlama süreçlerine bağlanır.

Ağır metal titanyum

Titanyum bir ağırmetaldir, cevherleştirme ve zenginleştirme süreçlerinde ortaya çıkan atıklar ağır metal olarak doğaya karışmaktadır. Akarsular ve yeraltı sularında kirlilik meydana getiren ağır metaller: Civa (Hg), Mangan (Mn), Arsenik (As), Demir (Fe), Molibden (Mo), Bakır (Cu), Krom (Cr), Dünya Sağlık Örgütü (WHO) insan ve çevre sağlığı için önemli 13 ağır metale işaret eder. Bu ağır metaller arsenik, kadmiyum, kobalt, krom, bakır, cıva, manganez, nikel, kurşun, kalay ve titanyumdur. Ağır metallerin oldukça düşük konsantrasyonu bile pek çok canlı organizmanın sağlıklı büyümesi ve gelişmesini engellemekte kalmayıp toksik etki ve birikim oluşturarak besin zincirindeki tüm canlılara taşınabilmektedir. Endüstri kuruluşları, madenler ve enerji üreten santrallerin işlemleri sonucu açığa çıkan ve içinde sağlığa olumsuz etki eden kimyasal maddeleri barındıran atık sular; akarsu, yeraltı suları, göl ve denizlerde oluşan kirliliğin en önemli kaynaklarındandır.

 Ağır metaller ve sağlık

Ağır metaller, endüstriyel üretim veya kirlilikten kaynaklanan yoğunlaştırılmış ağır metal kaynaklarının içinde ve çevresinde havada, toprakta ve içme veya yeraltı su kaynaklarında birikebilmektedir. Bazı meslekler ve hobiler, yakıt, mühimmat, boya, kauçuk imalatı, endüstriyel eritme, madencilik, fotoğraf işleme, tarım, yarı iletkenler, kaynak ve atık veya radyoaktif atık bertaraf alanları dahil olmak üzere ağır metal toksisitesi açısından daha büyük risk altındadır. Büyüme çağındaki bebekler ile çocuklar, bağışıklığı baskılanmış olanlar, bozulmuş karaciğer fonksiyonu ve düşük antioksidan seviyesine sahip olan kişiler daha fazla ağır metal riski taşıyor. Hafıza kaybı, Alzheimer, Parkinson hastalığı, akciğer, kan ya da pankreas kanserleri, osteoporoz, böbrek veya karaciğer yetmezliği ve kısırlık gibi önemli rahatsızlıklara neden olmaktadır.

Kenya Kwale yerle bir edildi

Kenya Hükümeti, Kwale bölgesinde bulunan titanyum yataklarının sömürülmesi için Kanada şirketi Tiomin Resources Inc. tarafından sunulan projeyi onaylamıştı. Yerel topluluklar ve Sahil Maden Hakları Forumu adı verilen insan hakları örgütlerinden oluşan bir koalisyon, 5 bin yerli Digo ve Kamba halkının yerinden edileceğini ve ağır metallerle yerel toprak ve akiferleri kirleteceği bu girişime karşı örgütlenmişti. 2008-9’da Tiomin şirketi, bir Çinli şirket olan Jinchuan’a hakları satmaya çalıştı. 2013 yılında başlayan proje ile birlikteyerel halk  zor yoluyla yaşam alanından sürüldü.

 Büyük yıkım

Maden çıkarımı sürecinde bölge halkının yaşadığı köyler ve doğal alanlar yerle bir edilmeye başlandı. Bu girişimle birlikte bölgede, biyolojik çeşitlilik kaybı (yaban hayatı, tarımsal çeşitlilik), toprak kirlenmesi, orman kaybı, hava kirlendi. Bölgede halkın gıda üretim süreci büyük bir darbe alırken, gıda krizi (ekin bozulması vb.) ortaya çıktı. Bunun dışında bölgenin endemik canlılarında genetik kirlenme, İklim değişikliği, toprak erozyonu, atık taşkını, yüzey suyu kirlenmesi/su kalitesinin (fizikokimyasal, biyolojik) düşmesi, yeraltı sularının kirlenmesi veya tükenmesi gibi sonuçlar ortaya çıktı.

#Manisada #bin #hektar

Aydeniz: 2023 Kürdün zafer yılı olacak

DBP Eş Genel Başkanı Saliha Aydeniz, partisinin üzerindeki baskılara ilişkin gazetemize konuştu: 2023 yılında zafere kilitlenmeyi had safhaya çıkaracağız. Bütün birikimlerimizi özgürlüğe ve zafere dönüştüreceğiz. 2023 Kürtlerin yılı olacak, cumhuriyetin demokratikleşeceği bir yıl olacaktır

Selman Çiçek

Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen soruşturma kapsamında 23 Aralık’ta Demokratik Bölgeler Partisi’nin (DBP) 14 il eşbaşkanıyla eşzamanlı olarak gözaltına alınan DBP Eş Genel Başkanı Keskin Bayındır ve DBP Amed İl Eşbaşkanı Hayrettin Altun “örgüt üyesi olmak” suçlamasıyla tutuklandı. DBP Eş Genel Başkanı Saliha Aydeniz ile DBP’ye yönelik baskıları, tutuklamaları, iktidarın yürüttüğü politika ve halkın DBP’ye olan yaklaşımlarını konuştuk.

  • Partinize yönelik baskını ve Eş Genel Başkanınız Keskin Bayındır ve İl Eşbaşkanınız Hayrettin Altun’un tutuklamasını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Son operasyon da siyasi darbelerin bir devamıdır. Buradaki amaç gerçekten Kürt halkının demokratik siyaset yürütmesini engellemektir. Bir başarı öyküsünü yaratmak istediler ama olmadı

23 Aralık’ta hem Ankara hem Amed olmak üzere 8 ilde yapılan baskınlarda eş genel başkanımız Keskin Bayındır ve 8 il eşbaşkanımız gözaltına alındı. Bu gözaltı kararı bile hukuksuzdu. Anayasaya aykırıydı. Bir partinin genel merkezini ve il binalarının aranması o ilin Cumhuriyet başsavcısının vereceği bir karar değildir. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı’nın kararı ile arama yapılabilinir. Bu bile iktidarın Kürt halkına nasıl yaklaşacağını, seçime giderken hangi yol ve yöntemi deneyeceğinin göstergesidir. DBP’ye yönelik baskını, derinleşen tecritten Başur ve Rojava’da yürütülen savaştan, siyasi soykırımlardan, HDP kapatma ve Kobanê davasından bağımsız ele almıyoruz. Ferhat Encu’ya atılan tokattan bağımsız ele almıyoruz. Bir bütün olarak bu iktidar gücünü cumhuriyetin kuruluşundan bu yana devam eden Kürde karşı düşmanlık politikasından alıyor. DBP, son dönemde Kurdistan’da örgütlemesini genişletiyordu. Bu iktidarın ne ilk ne de son saldırısıdır. İktidar son 8 yıldır aralıksız siyasi darbeler yapıyor. Kayyum darbesi, belediye eşbaşkanlarının tutuklanması bunun bir parçası. O günden bu yana siyasi darbeler devam ediyor. Son operasyon da siyasi darbelerin bir devamıdır. Buradaki amaç gerçekten Kürt halkının demokratik siyaset yürütmesini engellemektir.

  • Tutuklamalara ne gerekçe gösterildi? Bayındır ve Altun, bilenen siyasetçiler olmasına rağmen tutuklama gerekçesinin asıl amacı siyasi alanı tasfiye etmek mi?

İktidar uzun yıllardır yargıyı kendi tekelinde yürütüyor. Yargının bağımsız olduğundan söz edemiyoruz. Son 8 yılda tamamen taraflı bir yargı oluştu. Yargının bağlı olduğu bir taraf da Saray’dır. Bu kararın da Saray’dan alınan bir talimat ile verildiğini çok iyi biliyoruz. Keskin de Altun da söz konusu bir soruşturma varsa davet edildiğinde gidebilecek siyasetçilerdi. Bilinen tanınmış kişilerdi. Bu şekli ile bir gözaltı, gözaltına alırken kameraları dizerek buradan bir görüntü alma, bu iktidarın ‘Kürt siyasetçilere boyun eğdiriyoruz’ algısı oluşturmak içindi. ‘Kürtlere demokratik siyasette nefes aldırmıyoruz’ algısı oluşturmaya çalışıyorlar. Bu algılar üzerinden bir süreci götürmeye çalışıyorlar. Dolayısıyla bu operasyonun amacı bir kahramanlık öyküsü yaratmaktı. Bunu da gerçek delillerle değil eften püften gerekçelerle yapıyorlar. Arkadaşlarımıza sorulan sorular ‘neden basın açıklamasına katıldın, neden röportaj verdin’ gibi sorulardı. Bir siyasetçi konuşmayacaksa ne yapsın? ‘DBP’yi kim kurdu, tüzüğünü kim yazdı’ gibi sorular soruldu. Amaçları algılar üzerinden DBP’yi kriminalize ederek bir kahramanlık öyküsü yaratmaktı. Bu iktidarın topluma vereceği hiçbir şey yok. Topluma algılar, şiddet üzerinden yargı ve basını kendi yanına çekerek bir başarı öyküsü yaratmak istiyor. Ama burada da başarılı olamadı. Gittikçe de batıyor.

  • Son dönemde DBP’nin Kurdistan illerinde genişleyen bir örgütlemesi ve güçlü geçen halk buluşmaları vardı. Tutuklamaların asıl nedeni DBP’nin yürüttüğü ve halkta karşılığını bulan politikaları mıydı?

DBP son bir yıldır hızla örgütlenmeye başladı. Bu örgütleme klasik üye yapma, örgütü oluşturma üzerinden değil de yaşamın her alanında halk toplantılarıyla halklarla temas kurdu. Birlikte süreci tartışan ve bu sürecin üstesinden gelebilmenin yol ve yöntemlerini de kolektif bir güçle geliştirdi. DBP, halkın direktifleri, talepleri ve ihtiyaçları ile oluşturulan bir partidir. Biz de örgütlenirken halk ve taleplerden kopmak yerine onlarla bütünleşerek çalışmalarımızı yürüttük. Bir taraftan HDP’nin kapatması davası bir taraftan Kobanê kumpas davası ortada iken DBP gibi bir yapının güçlendirilmesi işlerine gelmedi. Örgütlenmeye yönelik bir operasyondur. Kendileri de biliyor, halkımız da biliyor; biz sadece bir parti değiliz. Bizi bir arada tutan halk ile olan ortak mücadelemizdir.

  • HDP’ye dönük bir kapatma davası var, HDP kapatılırsa DBP’de seçime gidilmesin denilerek mi bu tür operasyonlar yürütülüyor?

Böyle düşünüyorlarsa demek ki siyaseti okuyamıyorlar. DBP, hiçbir dönemde ‘seçime hazırlanıyoruz’ gibi bir açıklama yapmadı. DBP kendi tüzük ve programına uygun bir örgütleme yapar. DBP’nin programı örgütleme, eğitim çalışmaları ve ulusal ittifak çalışmalarıdır. HDP içerisinde de kendi temsiliyetini bularak siyasetini yürütüyor. Kitle çalışmasını yürüten HDP var. Temel amacımız; HDP’nin 3. Yol siyaseti olarak tarif ettiği bu siyaseti güçlendirmektir. HDP kapatılırsa biz seçime gireriz meselesi değil. Mesele; Kürtlerin demokratik siyasetin, diğer siyasi partilerle ortak siyaset zemininin ortadan kaldırılmasıdır.

  • HDP’nin sol, sosyalistlerle güçlü bir ittifakı söz konusu, DBP ise bölgede Kürt birliğini sağlayan önemli bir çalışma içerisinde. Gözaltı ve tutuklamalar DBP’nin Kürdistan İttifak’ını sekteye uğratmaya yönelik mi?

DBP’den önce PSK, PAK ve AZADİ Hareketi’ne de bir baskın olmuştu. DBP olarak Kurdîstani birlik meselesi bizim stratejik olarak baktığımız bir meseledir. Stratejik çalışmalar yürüttüğümüz bir alan. Bunu da her toplantıda dile getiriyoruz. Tarihten bugüne değerlendirdiğimizde Kürtlere dayattıkları katliamları, soykırım politikalarını Kürtler arası uyuşmazlıklardan yararlanarak yaptılar. DBP bu birliğin öncülüğünü yapıyor, birliğin önemini olmazsa olmaz olarak görüyor. Bu saldırının Kürtlerin birliğine yönelik bir saldırı olduğu da çok net görülüyor. Kürde dair hiçbir yaprağın kıpırdamamasını istiyorlar. Dar kendi içerisinde grup grup kalmasını istiyorlar. Böylelikle Kürde daha rahat yönelecek. Diğer Kürt siyasi partiler de bizlerle dayanışarak şu mesajı net verdi: “Bu saldırılar karşı göğüs germeliyiz.”

  • PKK Lideri Abdullah Öcalan’a yönelik bir tecrit söz konusu. Son dönemde DBP’nin de öncülük ettiği eylemsellikle tecrit gündemde yer almaya başlayarak halkın da tepkisi büyüyor. Bu tutuklamalar bu gündemi değiştirmeye dönük olarak okunabilir mi?

Tecrit bir yönetim şekline dönüşmüştür. Bu yönetim şekli ile faşizm kurumsallaştırılmaya çalışılıyor. Buna karşı yürütülen mücadele, ortaya konulan toplumsal refleks iktidarı zorluyor

Devletin kendi içerisinde ne planladığı ortadadır. DBP, 8 Mart’tan bu yana her alanda tecride karşı ciddi toplumsal refleksleri, karşı duruşları açığa çıkardı. İktidar bütün varlık ve geleceğini, bütün beka sorununu Kürtlerin yok edilmesi üzerine inşa ediyor. Bunun asıl yansıması da bugün yürütülen tecrit politikasıdır. Tecrit mutlaklaştırıldı, süreklileştirildi ve derinleştirilerek devam ediyor. Tecrit, sadece Türkiye meselesi değildir. Uluslararası komplonun devamıdır. Türkiye ve uluslararası anayasa ve hukuka aykırı bir durumdur. Bir insanlık suçu olmasına rağmen buna karşı bir ses çıkarılmaması Türkiye’yi güçlendiriyor. Yine tarafsız bir kurum olan CPT bile devletin çıkarına göre hareket ediyor. CPT’nin son İmralı ziyaretinde Öcalan ile görüşmemesi Öcalan perspektifine inanan herkesi derin kaygılara itmiştir. İmralı’nın kapılarının bir an önce açılması ve Öcalan ile bir an önce görüşülmesi yönünde eylemlerimiz var ve bu eylemler devam ediyor. Tecridin şu an İmralı da değil tüm Türkiye’ye yayıldığını görüyoruz. Ekonomik krizin sebebi de yaşanan siyasi krizin altında yatan neden de tecrittir. Tecrit konusunda çok sıkışan, içinden çıkamayan bir durumdalar. Biz biliyoruz ki bu tecridi bu kadar derinleştiren, mutlaklaştıran bir savaş gerçekliği var. Adalet Bakanlığı kendi hukukunu uygulamak istese bile gidip Saray’a çarpıyor. O yüzden tecrit gündemini saptırmak için, gündemini çarpıtmak için bu tür baskılar yapıyorlar. Tecrit ile birlikte bir toplum sindirilmek isteniyor. Tecrit bir yönetim şekline dönüşmüştür. Bu yönetim şekli ile faşizm kurumsallaştırılmaya çalışılıyor. Buna karşı yürütülen mücadele, ortaya konulan toplumsal refleks iktidarı zorluyor.

  • HEP ve DEP’ten bu yana Kürt siyaseti bu tür baskı ve tutuklamalar ile tasfiye edilmeye çalışılıyor. Bu baskılar bugüne kadar çözüm oldu mu?

Elli yıllık süreç içerisinde güvenlikçi politikalarla, gözaltı ve tutuklamalarla, iradeyi kabul etmemekle bir çözüm bulduklarına inandılar ama asıl meselenin çözüm üretmemek olduğunu görüyoruz. Kürt sorununu çözme iradeleri yoktur. Eğer çözüm istense idi; Sayın Abdullah Öcalan’ın muhataplığı bütün olumsuz şartlara rağmen durduğu nokta iyi anlaşılır, değerlendirilirdi. Ama iktidarlar hiçbir zaman sorunu çözmek asıl meseleleri olmamıştır. Asıl meseleleri Kürdü tasfiye etmek olmuştur. Onlarca sınır ötesi yapıldı, 90’dan günümüze onlarca siyasi kurum kapatıldı, iradeleri gasp edildi. Aynı yöntemlerde ısrar sorunu çözmediğini devlet ve iktidarın kendisi de biliyor. Tarihin çöp sepeti böyle iktidarlarla doludur. Sorunun çözüm yolları nettir, muhatabı da bellidir. 2014 çözüm sürecinde denendi ve herkes olumlu sonuçlarını gördü.

  • Bu baskı ve tutuklamalar sonrası halkın DBP’yi sahiplenmesinde bir düşüş yaşandı mı yoksa bu sahiplenme daha fazla arttı mı?

Gözaltı olduğu günden itibaren planladığımız çalışmalarımızı durdurmadık. Bütün örgütlerimize ‘bu operasyon oldu diye planlamalarımızı yarıda bırakmayın’ mesajını verdik. Mahkemenin olduğu gün iki halk buluşmasına katıldım. Halkın yaklaşımı ve sahiplenişi çok güçlü, kararlı ve inançlıydı. Tutuklamalardan bir gün sonra Nisebîn ve Qoser’de kongrelerimizi yaptık. Kongrelerimize de sahiplenme ve katılım çok güçlüydü. Halkımız ‘Bizi bitiremezler’ mesajını çok net bir şekilde verdi.

  • Son olarak bir çağrınızı olursa ne ifade etmek istersiniz?

2023 yılında mücadeleyi ve zafere kilitlenmeyi had safhaya çıkaracağız. Bütün baskı ve yönelimlere rağmen asla sessiz kalmayan, susup izleyen bir yerden değil mücadelenin içerisinden direnmeye devam edeceğiz. Bütün birikimlerimizi özgürlüğe ve zafere dönüştüreceğiz. 2023 Kürtlerin yılı olacak, Kürtlerle beraber cumhuriyetin demokratikleşeceği bir yıl olacaktır.

#Aydeniz #Kürdün #zafer #yılı #olacak

İstanbul’da kimyasal protestoları

İstanbul’un ilçelerinde Türkiye’nin kimyasal silah kullanımı protesto edildi

Anadolu Yakınlarını Kaybedenlerle Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği (ANYAKAYDER), öncülüğünde Türkiye’nin Medya Savunma alanlarında kullandığı kimyasal silah kullanımına dair farklı ilçelerde protesto eylemi gerçekleşti.

Esenyurt

İstanbul’un Esenyurt ilçesinde çok sayıda yurttaş Türkiye’nin kimyasal silah kullanımını sokaklarda yürüyüş gerçekleştirerek protesto etti. Çevredeki esnafların da alkışlarla destek verdiği yürüyüşte sık sık “Kimyasal kullanmak insanlık suçudur”, “Katil devlet hesap verecek”, “Biji berxwedana rojava”, “Biji berxwedana gerilla” sloganları atıldı.

Gerçekleştirilen yürüyüş esnasında kimyasal silah kullanmanın suç olduğu belirtilerken, Türkiye’nin ise bu suçu işlediğine dikkat çekildi. Yürüyüş sırasında, ‘Devlet yasak olduğunu bildiği halde kimyasal silah kullanarak arkadaşlarımızı katlediyor. Bizler kimyasal silah kullanımına karşı buna izin vermeyeceğiz, arkadaşlarınızı katledenlere karşı mücadele edeceğiz” ifadelerini kullanıldı.

Kartal

Kartal İlçe binası önünde gerçekleştirmek istenen açıklamayı, polis Kartal Kaymakamlığı’nın “yasak” gerekçesiyle engellenmek istedi. Polis “yasak” gerekçesini kitleye sunmadan saldırdı. Açıklama yapmakta ısrar eden kitleye polis tekrardan saldırarak kitleyi ilçe binasına sıkıştırmaya çalıştı. Bu esnada kadınlara da şiddet uygulayan polis, kitleyi ilçe binasına sıkıştırarak kapıyı kapattı.

Duruma tepki gösteren kitle, “Biji berxwedana zindana”, Kimyasal kullanmak insanlık suçudur” sloganları ile karşılık verdi.

Kadıköy

Halkların Demokratik partisi (HDP) İstanbul Gençlik Meclisi de, Kadıköy’de kuşlama gerçekleştirdi. Yüksek bir binadan üzerinde, “Irak Parlamentosu Güvenlik ve Savunma Komisyonu üyesi Parlamenter Cewad Bolani Rojnews’e konuşarak ‘güvenlik birimlerinin raporlarına göre Türkiye Kimyasal silah kullanmıştır’ dedi. Irak Devleti yetkilisi Türkiye’nin kimyasal silah kullanımını kabul etti” yazılarının olduğu kağıtları atarak halka bilgilendirmede bulunarak, kimyasal silah kullanımını protesto etti.

Şirinevler

HDP Şirinevler ilçe binasında bir araya gelen kitle basın açıklaması gerçekleştirdi. Basın metnini ANYAKAY-DER Eş Genel Başkanı Evin Genç yaptı. Genç, Türkiye’nin, Medya Savunma alanlarında kullandığı kimyasal silah kullanımına ilişkin yayınlanan görüntülere rağmen kamuoyunu “tatmin” edecek bir açıklama yapmadığına dikkat çekti. Kimyasal silahların kullanımının ‘Cenevre Protokolü’ ile yasaklandığını hatırlatan Genç, “Türkiye bu protokole kabul edildiği tarihten beri taraftır. Cenevre protokolüne rağmen savaşlarda ve silahlı çatışmalarda kimyasal silahların kullanılması engellenememiştir. Kimyasal silah kullanımıyla ilgili iddiaların ciddiliği dikkate alınmalı ve Türkiye iç hukuku uyarınca yetkili Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından soruşturulmalıdır. Ayrıca uluslararası yükümlülük üstlenen bir ülke olan Türkiye kendi iç denetim mekanizmalarını da harekete geçirmelidir. Bu iddialar ancak bu şekilde hareket edilerek sonuçlandırılabilir görüşündeyiz” şeklinde konuştu.

İSTANBUL

#İstanbulda #kimyasal #protestoları