Ana Sayfa Blog Sayfa 1102

İran’da eylemcilerin yemeklerine uyuşturucu katılıyor

İran ve Rojhilat’taki halk ayaklanmasında gözaltına alınıp tutuklanan ve sonradan cezaevlerinden tahliye edilen protestocuların kanında uyuşturucu tespit edildi, Tebriz Parla Dans Grubu şefi Fardroud bu yüzden hastaneye kaldırıldı

İran ve Rojhilat’ta devam eden halk ayaklanması 4’üncü aya yaklaşırken, ayaklanmaların ilk gününden bu yana 500’ü aşkın kişi katledildi, on binlerce yurttaş da gözaltına alınarak tutuklandı, iki genç ise idam edildi. Gün geçtikçe ağırlaşan tablo karşısında sokaklara çıkan halk özgürlük taleplerinde kararlı.

2 aydır haber yok

NuJINHA’da yer alan habere göre, işkence haberlerini eksik olmadığı cezaevlerine ilişkin aile ve avukatlara bilgi verilmezken, bu tutuklulardan biri de ayaklanmalara destek verdiği için 4 Kasım 2022 tarihinde tutuklanan İran Paten Federasyonu antrenörü Mahsa Yazdani. Yetkililer tarafından 25 yaşındaki sporcunun akıbetine dair hiçbir bilgi verilmiyor.

Hastaneye kaldırıldı

Geçtiğimiz günlerde cezaevinden çıkan Tebriz Parla Dans Grubu şefi Fatemeh Mohammadi Fardroud ise, hastaneye kaldırıldı. Hastanede tedavi altına alınan Fardroud’in kanında yoğun uyuşturucuya rastlandı. Avukatlarının verdiği bilgiye göre, cezaevinden çıkan diğer tutuklulara yapılan testlerde de vücutlarında çok miktarda uyuşturucu olduğu tespit edildi.

Sivil toplum örgütlerinin yayınladığı raporlarda da cezaevinde tutukluların direnişlerini bastırmak amaçlı yemeklere uyuşturucu madde katıldığı ifade edilmişti.

Tutukluların Durumunu İzleme Komitesi açıkladığı raporda da, 16 direnişçinin gözaltında işkence yapılarak katledildiğini duyurmuştu.

DIŞ HABERLER

 

#İranda #eylemcilerin #yemeklerine #uyuşturucu #katılıyor

Tecrit nöbeti sürüyor: Bu zihniyet Türkiye’yi kaosa sürüklüyor

HDP Milletvekillerinin tecridin kaldırılması talepli eylemlerinde konuşan Hasan Özgüneş, ‘Hiç kimse kendisini özgürce ifade edilebilecek, rahatça örgütlenebilecek bir zemin bulamıyor. Bu zihniyetin bu şekilde devam etmesi, Türkiye’yi kaosa sürüklüyor’ dedi

İmralı Cezaevi’nde 24 yıldır ağır tecrit altında tutulan ve yaklaşık 22 aydır hiçbir şekilde haber alınamayan PKK Lideri Abdullah Öcalan ile görüşme için Halkların Demokratik Partisi (HDP) milletvekillerinin başlattığı nöbet eylemi devam ediyor.
HDP milletvekilleri Ayşe Sürücü, İmam Taşcıer, Murat Sarısaç, Hasan Özgüneş, Kemal Bülbül, Fatma Kurtulan, Hüseyin Kaçmaz, Mahmut Toğrul, Erdal Aydemir ve Celadet Gaydalı “İmralı’da hukuk uygulansın” ve “Tecrit insanlık suçudur” yazılı dövizler taşıyarak Meclis Dikmen kapısı önünde açıklama yaptı.

Tecrit sadece İmralı’da değil

Grup adına açıklama yapan Hasan Özgüneş, “Demokratik ülkelerde hukuk, adalet, vicdan, toplumsal talepler esas alınır. Bugün gelinen nokta itibariyle şunu görüyoruz. Bu ülkede tek adam rejimine dayalı, oligarşik faşizan bir zihniyetle karşı karşıyayız. 23 yıldır İmralı’da başta Sayın Öcalan ve arkadaşları üzerinde bir tecrit uygulanıyor. Bu tecrit uygulaması, ne dini ölçülere ne ahlaki ölçülere ne Türkiye’deki hukuka ne de evrensel hukuka uymuyor. Vicdanların kuruduğu ve hukukun askıya alındığı bir dönemi yaşıyoruz. Tecrit sadece Sayın Öcalan üzerinde sürdürülmüyor. Bütün zindanlarda ağırlaştırılmış bir biçimde uygulanıyor. Son 2 yılda hastalıktan dolayı 142 tutsak yaşamını yitirdi. Bin 605 tutsak hasta Bunların içerisinde 500’den fazlası ağır hasta. Bu meselenin bu kadar hem zindanlarda hem İmralı’da ağırlaştırılması ve bir bütün olarak topluma sirayet ettirilmesinin temel iki nedeni vardır” dedi.

Bu zihniyet Türkiye’yi kaosa sürüklüyor

Kürt sorunun çözümsüzlüğüne değinen Özgüneş, Türkiye’de kimsenin can güvenliğinin olmadığına dikkat çekerek, “Hiç kimse kendisini özgürce ifade edilebilecek, rahatça örgütlenebilecek bir zemin bulamıyor. Bu zihniyetin bu şekilde devam etmesi, Türkiye’yi kaosa sürüklüyor. Sayın Öcalan’ın şöyle bir sözü vardı son görüşmelerde, ‘Bana imkan yaratılırsa, muhatap bulabilirsem bu savaş ve çatışma ortamını ortadan kaldırabilirim’. Bundan daha güzel imkan olabilir mi? 22 aydan fazla bir zamandır hiç bir hukuki gerekçe gösterilmeden, Sayın Öcalan ve arkadaşları avukatları, ailesiyle görüşemiyor, dış dünyayla bir teması yok. Dolayısıyla hem halklar açısından hem ailesi ve yakınları açısından bir endişe kaynağı oluyor bu durum. Bunun kabul edilmesi mümkün değildir. Bu olumsuzlukların, çatışmaların ve kaosun derinleşmesine zemin oluşturuyor” diye belirtti.

Demokratik zemin gerekiyor

“Bizlerin talebi, bir an önce İmralı kapılarının açılması, her tutuklu ve hükümlünün hakları olan hakların İmralı ve diğer cezaevlerine demokratik ülkelere yaraşır bir şekilde uygulanmasını talep ediyoruz” diyen Özgüneş, “Kürt sorununun demokratik çözümünün önünün açılması, sözü olan herkesin sözünü barışçıl bir tarzda söyleyerek sonuca götürülmesi gerekir. Bu Meclis’te demokratik bir zeminde tüm tarafların görüşmeler yoluyla Türkiye’nin tüm sorunlarını, başta Kürt sorunu olmak üzere çözme şansına sahiptir. Siyaset ve iktidarın aciziyetinden kaynaklanan sorunlardan kaynaklanıyor her şey. Bunun için diyoruz, bu tecrit bir an önce kaldırılmalı, avukatları ve yakınları Sayın Öcalan ve diğer tutuklularla görüşmelidir” dedi.

ANKARA

 

#Tecrit #nöbeti #sürüyor #zihniyet #Türkiyeyi #kaosa #sürüklüyor

25 yıllık tutuklu ailesine haber verilmeden Sincan’a sevk edildi

25 yıldır tutuklu bulunan Vahyettin Sarı, Patnos L Tipi Cezaevi’nden Sincan 1 Nolu Yüksek Güvenlikli Cezaevi’ne sevk edildi

Wan’da 1997 yılında tutuklanan ve ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına çarptırılan 25 yıllık tutuklu Vahyettin Sarı, Patnos L Tipi Cezaevi’nden Sincan 1 Nolu Yüksek Güvenlikli Cezaevi’ne sevk edildi. 31 Aralık günü ailesine dahi haber verilmeden apar topar sevk edilen Sarı, Sincan’a götürüldüğü günden bu yana tek kişilik bir hücrede tutuluyor.

Aile, sevk haberini, Pazartesi günü cezaevi arkadaşlarının haber vermesi üzerine öğrendiklerini, ancak nereye götürüldüğü konusunda bir bilgiye ulaşamadıklarını kaydetti. Aradan geçen 5 günün ardından Sarı’nın 5 Ocak’ta kendilerini telefonla aradığını belirten aile, böylece Ankara Sincan 1 Nolu Yüksek Güvenlikli Cezaevi’ne sevk edildiğini öğrendiklerini kaydetti. Sarı, Patnos’tan alındığı günden bu yana kendisine hiçbir şekilde sıcak su verilmediğini ve tek kişilik hücrede tutulduğunu bildirdi.

25 yıldır tutuklu

1997 yılında Wan’da tutuklanan ve ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına çarptırılan Vahyettin Sarı, 25 yıldır tutuklu. Wan’dan sonra sırasıyla Mûş, Sêrt ve İzmir Aliağa Şakran 2 Nolu cezaevlerinde kalmıştı. Wan’da ikamet eden aile, Adalet Bakanlığı’na yaptığı ısrarlı başvuruları sonrası ödedikleri yol parasıyla Vahyettin Sarı 2018 yılında Şakran’dan Patnos L Tipi Cezaevi’ne gönderilmişti. Böylece aile her hafta çocuklarını görebiliyordu. Aile, cezasının az kalması üzerine Wan’a gönderilmesini beklerken Vahyettin Sarı, 1200 kilometre uzaklıktaki Sincan’a sürgün edildi.

ANKARA

#yıllık #tutuklu #ailesine #haber #verilmeden #Sincana #sevk #edildi

Beştaş: Bloke’ye en büyük cevabı sahada vereceğiz

AYM’nin vermiş olduğu ‘bloke’ kararı ile hem kendisini hem de anayasayı inkar ettiğini belirten HDP Grup Başkanvekili Meral Danış Beştaş, bu karara en büyük cevabı sahada vereceklerini söyledi

Hüseyin Kalkan

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Bekir Şahin’in, Halkların Demokratik Partisi’nin (HDP) kapatılması istemiyle hazırlanan iddianamenin kabulüyle 7 Haziran 2021’de Anayasa Mahkemesi’nde (AYM) açılan dava devam ederken, partinin hesaplarına bloke konuldu. AYM’nin 15 üyesinden 8’inin kabul oyu, 7’sinin karşı oyuyla aldığı kararda, HDP’nin savunmasının alınmasına gerek duymadı. Karar ile ilgili gazetemize konuşan HDP Grup Başkanvekili Meral Danış Beştaş, bu kararın seçime bir müdahale olduğunu söyledi.

Kendisini inkar ediyor

AYM’nin bu karar ile anayasayı da kendisini de inkar ettiğinin altını çize Beştaş, “Aslında anayasayı koruması gereken en üst mahkeme, anayasal yargı yapan bir mahkeme, anayasadaki hükümlere açıkça aykırı bir karar vermiş ve davanın esasa dair de görüşlerini açıklamış oluyor. Biz bunu ‘İhsası rey’ olarak değerlendiriyoruz. Bu tam anlamıyla ucube, garabet bir karar. Her şeyden önce iki defa Yargıtay başsavcılığı bunu talep etti, aynı AYM reddetti bu talepleri. Karardan önce tekrar talep etti, hem de Hazine yardımının yapılmasına 5 gün kala. Ayın 10’unda ilgili ödenekte partilere yardım verilecekti” diye ifade etti.

Saray’dan AYM’ye müdahale

Dava dosyasında hiçbir değişiklik olmadan, herhangi bir yeni delil dosyaya girmeden böyle bir kararın verilmesini siyasete ve seçimlere müdahale olarak yorumlayan Beştaş, “Saray AYM’ye müdahale etmiştir. Bu bir seçim kararıdır aynı zamanda. Seçimlere giderken Türkiye’nin üçüncü büyük partisinin Hazine yardımına bloke konulması siyaseti tasfiye etmenin en ciddi yöntemlerinden bir tanesidir. Bunu açıkça söylemek lazım. Bir gasptır. Ayrıca Hazine yardımını kimse bize bağış olarak vermiyor. Biz anayasal olarak, halk iradesi sonucu aldığımız oylarla ve halkın ödediği vergilerde ödenen yardımı sonuna kadar hak etmiş bir partiyiz. Bizim diğer partilerden farkımız yok. Bu yönü ile bu bir gasptır. Siyasi darbenin devamı niteliğinde bir karardır. Buna karşı mücadelemizi de direnişimizde, siyasetimizde sonaa kadar devam ettireceğiz”

Halk bizi yalnız bırakmaz

Bu kararı sineye çekmeyeceklerini ve bu kararın geri alınması için gerekli olan her şeyi yapacaklarını belirten Beştaş, sözlerini şu şekilde sürdürdü: “Daha önce defalarca açıkladığımız üzere kesinlikle durmayacağız. Mücadeleye ara vermeyeceğiz. Tam tersine 2023 yılı bizim için mücadele ve kazanma yılı olacak. Bütün halka bunu söylemek istiyoruz. Biz partimizi kapattırmamak için mücadeleye devam edeceğiz. Bu konuda yapacaklarımız var ve yapacağız. 15 Ocak’ta İstanbul’da Emek ve Özgürlük ittifakı olarak büyük bir miting düzenleyeceğiz. HDP hem sahada hem Meclis’te hem diplomatik alanda her yönü ile mücadelesini devam ettirecek ve kazanacak. Bundan hiç kimsenin kuşkusu olmasın. Bu karar onlara kaybettirecek. HDP her zaman Hazine yardımı alan bir parti değildi. Bizim geldiğimiz gelenekte partiler Hazine yardımı olmadan da çok büyük mücadeleler ortaya koydu. Bizi destekleyen toplum bize oy veren seçmenler HDP’yi hiçbir zaman yalnız bırakmadı. Bundan sonrada bırakmaz. Tabi HDP’nin kapatılması için hiçbir gerekçe yok. AYM farklı bir karar verebilir. Ama bugünkü kararla aslında görüşünü ilan etmiş oldu. Bunu da bilmemiz gerekiyor.”

Ne olmuştu?

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Bekir Şahin tarafından “Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmayı ve ortadan kaldırmayı amaçladığı” gerekçesiyle HDP’nin kapatılması ve partinin Eş Genel Başkanları Mithat Sancar ve Pervin Buldan’ın da bulunduğu 687 kişiye siyasi yasak getirilmesi talep edildi. İddianame, 17 Mart 2021’de AYM’ye gönderildi. Bekir Şahin, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı için Yargıtay Genel Kurulunda yapılan seçimde adaylardan beş aday arasında dördüncü oldu ve 4 Haziran 2020’de AKP’li Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın tercihiyle Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına atandı. Bekir Şahin HDP’nin kapatılması talebi ile hazırladığı iddianamede partinin temelli kapatılması, partiyle bağlantılı 687 kişi hakkında beş yıl siyaset yasağı getirilmesi, partiye üye kayıtlarının durdurulması ve Hazine yardımlarının kesilmesi, banka hesabında bloke edilmesi ve ödenmiş ise Hazineye iade edilmesi talep edildi.

Yetersiz iddianame

Davada AYM Başkanı Zühtü Arslan, 19 Mart’ta iddianame üzerinde ilk inceleme raporunun düzenlenmesi için bir raportör olarak görevlendirdi. AYM, davanın ilk incelemesini 31 Mart’ta yaptı. AYM, iddianamede usul eksiklikleri tespit ettiklerini belirterek başvurunun Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına iadesine karar verdi. 15 Nisan’da AYM, gerekçeli kararı Yargıtay’a gönderdi. İncelemesini tamamlayan Bekir Şahin, iddianameyi tekrar AYM ye gönderdi. Ön incelemesini tamamlayan raportör, iddianamenin kabulünü istedi. AYM, 21 Haziran’da iddianameyi oy birliğiyle kabul etti.

Oy çokluğu ile alındı

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Bekir Şahin, daha önce reddedilmesine rağmen bir kez daha partinin Hazine yardımı yapılan hesaplarına bloke konulması talebiyle AYM’ye başvurdu. Başvurunun Hazine yardımının yapılacağı 10 Ocak öncesi 6 Ocak’ta görüşülmesine karar veren AYM, önceki gün görüşmeyi 5 Ocak’a aldı. AYM’nin 15 üyesinden 8’inin kabul oyu, 7’sinin karşı oyuyla aldığı kararda, HDP’nin savunmasının alınmasına gerek duymadı.

İtiraz hakkı

AYM’nin parti hesaplarına tedbiren bloke konulması kararında, HDP’nin itirazı için 30 gün süre verilmesi de dikkat çekti. AYM kararında, HDP’nin 30 gün içinde itirazda bulunması durumunda savunma alacağını ve kararı yeniden değerlendireceği kaydedildi.

#Beştaş #Blokeye #büyük #cevabı #sahada #vereceğiz

Sakine Cansız’ın İran öngörüsü: Kürt kadınları değişime öncülük yapacak

10 yıl önce katledilen Sakine Cansız’ın bir röportajında İran rejimine karşı  ‘YJRK sadece Kürt kadınlarına değil, oradaki bütün kadınlara; Fars, Beluc, Azeri diğer halklardan kadınlara da gerçekten öncülük yapabilecek güçtedir’ sözleri bugünlere ışık tutuyor 

Fransa’nın başkenti Paris’te 9 Ocak 2013’te yoldaşları Kurdistan Ulusal Kongresi (KNK) Paris Temsilcisi Fidan Doğan (Rojbîn) ve Kürt Gençlik Hareketi üyesi Leyla Şaylemez(Ronahî) ile katledilen PKK kurucularından Sakine Cansız (Sara) ölümünün üzerinden 10 yıl geçti. Katliam henüz aydınlatılamazken, cezaevinde öldüğü iddia edilen tetikçi Ömer Güney’in itirafları ile olayın MİT tarafından organize edildiği ortaya çıktı ancak dosyada henüz bir ilerleme yok.

Sözleri bugüne ışık tutuyor

Ömrü direnişle geçen Cansız Kürt Kadın Hareketi’nin ilk öncülerinden olurken, her sözü ve pratiği de kendisinden sonrakilere yol gösterdi. Cansız ile 4 Nisan 2011’de Yekîtiya Jinên Rojhilatê Kurdistan’ın (Doğu Kurdistan Kadın Birliği-YJRK) 3. Konferansı sırasında verdiği röportaj, 11 yıl sonra ilk kez geçen yıl (2022) yayımlanırken, sözleri bugünlere ışık tutar nitelikte.
Röportajda Kürt Kadın Hareketi ve Rojhilat’taki kadın mücadelesiyle ilgili öngörüleri dikkat çeken Cansız, erkek egemen sisteme ve faşist yönetimlere karşı kadın özgürlük mücadelesinin önemine dikkat çekerek, “Kadının özgürlük ideolojisinden başka dostu yoktur” diye belirtiyor.

‘Örgütsüzlük ideolojiksizliktendi’

40 yıllık mücadelenin dört parça Kurdistan’daki tüm kadınlar için de önemli bir deneyim olduğunu belirten Cansız, “Bu süre içerisinde kadın örgütlenmemiz genel olarak bütün Kurdistan’a yayıldı ve bugün parçaları kapsıyor. Hatta bunun da ötesinde Kurdistan sınırlarını aşarak bulunduğumuz coğrafyada bütün diğer kadınları da etkiliyor, kapsıyor. Fiili olarak da birçok kadın, bunun içerisinde yer alıyor. Kadınlar olarak en trajik yanımız, örgütsüz olmamızdı. Örgütsüzlük nereden kaynaklanıyordu? İdeolojisizdik. Süreç içerisinde mücadelemizle adım adım kadının kurtuluş ideolojisine ulaşarak, onun ilkeleri etrafında kendisini örgütleyip, daha çok güç haline getirdi” dedi.

Kadınların çıkışı devrimci bir çıkıştır

Cansız, Rojhilat’taki kadınların mücadeleye katılımına dair ise, “Bu mücadele içerisinde Rojhilatlı kadın yoldaşlarımız da var. Özellikle önderliğimize yönelik komplodan sonra katılım daha da yoğunlaştı. Baştan itibaren Rojhilat’ta mücadele etkiliydi ve arayışlar vardı. Tarih boyunca Rojhilat’ta halkımızın özgürlük arayışları ve direnişi hep vardı. Fakat önderliğimize yapılan komplodan sonra büyük bir bağlılık, kitlesel bir sahiplenme gelişti. Fakat bunun içerisinde kadının sahiplenmesi, genç kızların mücadeleye akın etmesi çok önemlidir. Kadının özgürlük dağlarına akın etmesi başlı başına bir devrim. Önderlik bu konuda derdi ki, ‘Bir evden bir kadın çıkmışsa, orda bir devrim olmuş demektir. Bir köyden bir kadın çıkmışsa orası devrimleşir, devrimcileşir.’ Rojhilat’taki her çıkış Makû’dan, Urmiyê’den, Sine’den, Hewreman’dan her çıkış, her bir kadın yoldaşın gelişi gerçekten başlı başına bir özgürlük adımıdır, bir devrimdir. Niye? Çünkü Rojhilat ve İran’daki sistem yani Ortadoğu’daki genel sistem biraz da İran şahsında katı bir hale büründü. Ulus devlet geleneğiyle oradaki rejim dini siyasallaştırdı, dini devletleştirdi, ulusallığı devletleştirdi. Her toplumsal gelişme topluma, halka, insanlığa ait bütün değerlere devlet zihniyetiyle ve o rejimin zihniyetiyle baktı. Gerçekten öyle bir noktaya gelmiş ki, en çok kadının karanlığı yaşadığı bir toplumsal gerçeklik var” diyor.

Hissediş bilince çıkarsa başarırız

“Her bir arkadaş katılımıyla geldiği çevreyi, aileyi etkiliyor. Kadının özgürlüğünü kadından çalan o sisteme karşı her arkadaşın mücadeleye gelişi verilecek en büyük cevaptı” diyen Cansız devamında, “Ama o potansiyelin örgütlendirilmesi, kadının toplumun bütün sorunlarını çözme iddiası, onun çabası, örgütlülüğü daha da büyük önem kazanıyor. Kendimizi doğru ve güçlü örgütlersek buna cevap oluruz. Tarihi bir adımdır. YJRK’nin 3. Konferansı’nda tartışma düzeyi ve sistemi yeniden ele alma çok güçlüydü. İran rejiminin kadın üzerinde yarattığı vahşet, idam, recm ve diğer bütün uygulamalar yeniden ele alındı. Bunu yeniden iliklerine kadar hissetme vardı. Ben bunu hem kendim hissettim hem de bütün arkadaşlarda gördüm. Bu hissediş bilince dönüştüğünde, kararlılığa, perspektife, örgütlülüğe dönüştüğünde ancak cevap oluyor. Bununla cevap verebilir, o rejimin uygulamalarını aşabilir ve kırabiliriz” diyor.

Sistemin yozlaşmasının örneği

Röportajın devamında kadınlara yönelik İran’da yapılan işkencelere değinen Cansız, “Hiçbir kadın recim olmayı ister mi? Hayır, asla. Rejimin uygulamalarına ilişkin bir filmi örnek vererek, arkadaşlarla paylaşmak isterim. Belki sizler de izlemişsiniz. Filmin ismi; sanırım Süreyya’yı Taşlamak. O filmden ben çok etkilendim. Belgesel niteliğinde bir film. Orada çok çarpıcı yanlar gördüm. Onun için kadın ve erkek arkadaşların izlemesi gereken bir film. Özellikle de erkek arkadaşların o film şahsında sistem gerçekliğini, erkek gerçekliğini sistemin erkeği ve kadının getirdiği noktayı bir kez daha görmesini sağlar. Yine bu sistemin yarattığı yozlaşmayı, dejenerasyonu, kişiliksizleşmeyi, ekonomik ve siyasal olarak yarattığı sonuçları değerlendiriyoruz” diyor.

Toplum katlediliyor

“O kadın recmedilirken taşları o mahalledeki bütün çocuklar topluyor. Yani aslında o kadın şahsında bir toplum katlediliyor. Toplumu, yani kendi çocuk ruhunu katlediyor” diyen Cansız, ” Böylece o yaşta çocukları da suça bulaştırıyor ve kirletiyorlar. Belki farkında değil, onun dışında gelişiyor ama sistem o küçük yaşta erkekte onu yaratmış. Herkes o suça bulaşıyor, herkes taş topluyor, herkes yiğitleniyor. Orada yiğitlik kadını recmetmedir, taş atmadır, öldürmedir. Egemen siyasetin bütün siyasi ilişkileri böyledir, dili böyledir ekonomik, kültürel alanda böyledir” diyor.

Bu gerçeği değiştirmek önemlidir

Devamında, “Sistem budur ve düşünün, böyle bir sistemin ruhu nasıl olur? Böyle bir sistemde çocuğun ruhu, böyle bir sistemde erkeklerin ruhu nasıl olur? Bu erkeklerde insanlık kalır mı, sevgi kalır mı, duygu kalır mı? Hiçbir şey kalmıyor. İnsanlığa ait hiçbir şey bırakılmıyor ve bu yaygınlaştırıldıkça, geliştirildikçe ne oluyor? Toplum böyle çürüyor, çürütülüyor. İşte bu gerçekliği değiştirmek, ruhu bu kadar kirletilmiş, ruhu öldürülmüş bir toplumu, zihniyeti, bir rejim gerçekliğini değiştirmek önemlidir. İdam da böyledir. Aynı zihniyetle insanlar seyrediyor. Dar ağacına gönderilirken seyrettiriliyor. Burada insanlık bitmiştir” diyen Cansız buna karşı kadınların örgütlendiğini belirtiyor.

Rojhilat’taki çıkışı güçlü yapmak gerekir

“Kaderi değiştirmemiz gerekiyor, o zihniyeti değiştirmemiz gerekiyor. O zihniyetin bütün alanlardaki etkilerini kırmamız gerekiyor. Bu toplumun yaşadığı, kadının tarihsel ve güncel olarak yaşadığı bütün bu zulmü, acıları hissetmek ve hislerle buna cevap olmaktır. Bunun bilincini, düşüncesini, ufkunu, örgütünü, mücadele araçlarını yaratmaktır. Ancak ve ancak böyle aşabiliriz; örgütlülükle” diyen Cansız, “Doğu Kürdistan’da çıkışı daha güçlü yapmak gerekiyor. Şimdi Ortadoğu’da birçok gelişme var. Ortadoğu halklarının kaderi aslında bizim toplumumuzun kaderinden çok farklı değil. Yıllarca yaşadıkları cendereden çıkmak istiyorlar. Devletlerin, rejimlerin her yönüyle uyguladığı baskıdan kurtulmak istiyorlar. Özgürlük arayışları var, demokrasi arayışları var ve bunlar önemlidir. Demek ki olaylar, mücadele birbirini etkiliyor. Bizim mücadelemiz birçok halkı etkiledi ama Kurdistan’ın bir parçası olarak Rojhilat daha çok etkilendi, çok daha fazla hissedildi” diyor.

Kürt kadınlarının gücü var

Ulusal birliğe de vurgu yapan Cansız, “Kürt kadının kendi içindeki birliği, örgütlülüğü, diğer kadınlarla ilişkisi, herkes için bir özgürlük alanı, özgürlük gücü olarak görülmesi önemlidir. Birçok kadının, Arap, Fars, Türk kadınların, yani uluslararası alanda diğer bütün halklardan kadınların ilgisini çeken bir mücadele odağıyız. Bu yanımızı görmemiz gerekiyor. Doğu Kürdistan’da da YJRK sadece Kürt kadınlarına değil, oradaki bütün kadınlara; Fars, Beluc, Azeri diğer halklardan kadınlara da gerçekten öncülük yapabilecek, onların tarihsel özlemlerini gerçekleştirebilecek bir güçtedir. O gücünün olduğuna inanıyorum” diyor.

Kaynak: MA

#Sakine #Cansızın #İran #öngörüsü #Kürt #kadınları #değişime #öncülük #yapacak

Emek ve Özgürlük İttifakı: Mutabakat ile belirlenmiş ortak aday seçeneğine yakınız

Emek ve Özgürlük İttifakı, toplantı sonrası yaptığı açıklamada ‘Cumhurbaşkanlığı seçiminde mutabakat ile belirlenmiş ortak aday seçeneğine daha yakın olduğumuzu ilan ediyoruz’ denildi

Emek ve Özgürlük İttifakı bileşenlerinin genel başkanları, eşbaşkanları ve sözcüleri, dün İstanbul Taksim’de bulunan bir otelde toplandı. İttifak bileşenleri, toplantıya dair “Saldırılara meydan okuyoruz: 2023’ü siyasi değişimin yılına dönüştüreceğiz” başlığıyla açıklama yaptı.

Açıklamada, “Alınteriyle geçinmeye çalışan emekçilerin, baskı ve şiddete meydan okuyan kadınların, özgür bir gelecek düşleyen gençlerin, özgürlük mücadelesi yürüten tüm kimliklerin,  eşit yurttaşlık isteyen Alevilerin, demokrasi ve eşitlik mücadelesi veren Kürtlerin; ezilen tüm halkların mücadelesi mücadelemiz, talepleri taleplerimizdir. Bu saldırılar, toplumun tamamına, demokrasiye, özgürlüklere ve bizlere yöneliktir. Ortak mücadeleyle bu saldırıları durdurabileceğimizi biliyoruz. Kendimize, mücadele deneyimlerimize, tarihsel mirasımıza, halkımızın değişim talebine güveniyoruz. Türkiye’nin baskıcı bir tek adam rejiminden kurtuluşu için üzerimize düşen sorumluluğun farkındayız ve değiştirme konusunda kararlıyız” denildi.

DBP’ye yönelik baskı

Türkiye’nin tarihinin en önemli seçimlerinden birine demokrasinin, hukukun, hak ve özgürlüklerin lağvedildiği koşullarda girdiğine dikkati çekilen açıklamada, “Demokratik siyasete yönelik baskılar artarak devam ediyor. 6,5 milyondan fazla yurttaşın oyunu alan, Meclis’in 3’üncü büyük partisi olan HDP’ye yönelik iktidar ve ortaklarının yürüttüğü kapatma davası, dava öncesi, 15 üyesi bulunan Anayasa Mahkemesinin başkanı dâhil 7 üyesinin muhalefetine rağmen oy çokluğuyla hesaplarına geçici bloke kararı alındı ve siyasi hesaplarla seçim arifesinde karar aşamasına getirildi. Demokratik Bölgeler Partisi’nin Eş Genel Başkanı Keskin Bayındır’ın yanı sıra üye ve yöneticileri hukuksuz şekilde tutuklandı. HDP ve DBP belediyelerine dönük kayyım gaspları sürüyor. İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu siyasi yasaklı hale getirilerek, HDP belediyelerinden sonra İstanbul Belediyesinin de kayyım ile gasp edilmesinin hazırlıkları sürüyor. Gözaltı, tutuklama, saldırılar, sansür ve para cezaları ile özgür basın çalışamaz duruma getirilerek toplumun tüm itiraz mekanizmaları felç edilmeye çalışılıyor. Kobanê kumpas davası, Gezi davasında verilen cezalar, grev yasakları, İstanbul Sözleşmesinden çıkılmasını onaylayan Danıştay kararı örneklerinde de görüldüğü üzere yargı, iktidar tarafından siyasi bir araç olarak kullanılıyor.

Bir avuç sermayedar ve iktidar eliti kârlarına kâr katarken, ekmeğimiz her geçen gün daha da küçülüyor. İşçiler ve emekçilerden sonra emekliler de açlığa mahkûm edildi” ifadelerine yer verildi.

Meydan okuyoruz

Emek ve Özgürlük İttifakı’nın bütün saldırılara “meydan okuduğunun” vurgulandığı açıklamada, devamla şunlar belirtildi: “İktidarın, kendi koltuğunu korumak için hedef aldığı tüm kesimlerle omuz omuza mücadele içinde olduğumuzu bir kez daha ilan ediyoruz. Toplumsal muhalefetin tüm güçlerini, ayrılıkları bir kenara bırakıp, iktidar baskısı ve şiddetine, yoksulluğa ve geleceksizliğe karşı tek ses olmaya davet ediyoruz. Umutsuzluğa yer yok. EYT’lilerin ısrarlı ve kitlesel mücadelesi sonuç verdi. Beakeart işçileri yasakları fiili grevle delerek mücadelenin yolunu açtı. Kadınlar yurdun dört bir yanında yürüttükleri “her çocuğa bir öğün ücretsiz sağlıklı yemek” kampanyası sınırlı kazanımla da olsa sonuç verdi.  Yeni yıla Adana Saya işçileri ve Gaziantep döküm işçilerinin ücret artışı talepli yerli ve mülteci işçilerin ortak eylemleriyle girdik.

15 Ocak’ta miting

Emek ve Özgürlük İttifakı olarak ‘Yoksulluğa, Savaşa, Baskılara Dur Diyelim’ şiarıyla 15 Ocak Pazar günü İstanbul Kartal Meydanı’nda ilk ortak mitingimizi düzenliyoruz. Bu mitinge baskıcı ve halk düşmanı tek adam rejimini, bu adaletsiz düzeni ‘Birlikte Değiştirelim’ diye haykıracağız. Onbinlerin katılımıyla, milyonların taleplerini haykıracağız. Toplumsal muhalefetin tüm güçlerini bu sesi birlikte yükseltmeye, mitingi 2023 yılında yaşanacak siyasi değişimin şölenine dönüştürmeye çağırıyoruz.

Ortak aday seçeneği

Toplantımızda, bu yıl yapılacak cumhurbaşkanlığı ve milletvekili seçimlerine kapsamlı değerlendirmelerde bulunduk. Türkiye’nin tek adam rejiminden kurtulması, yeni dönemde emeği ve özgürlükleri savunan güçlerin en kuvvetli şekilde temsili için olası yol ve yöntemleri, hazırlıklarımızı, hamlelerimizi gözden geçirdik. Gelişmeler Türkiye’ye köklü bir demokratik dönüşüm dayatmaktadır. Bu konuda ittifak olarak tarihi sorumluluğumuzun farkındayız ve Türkiye’nin mevcut koşullardan kurtulması için üzerimize düşen her türlü sorumluluğu yerine getirmeye her zamankinden daha kararlıyız. Cumhurbaşkanlığı seçiminde kendi adayımızı belirleme sürecinde ilkelerimizle uygun, mutabakat ile belirlenmiş ortak aday seçeneğine daha yakın olduğumuzu ilan ediyoruz. Değişim isteyen ve topluma karşı sorumluluk duyan ve başta muhalefet olmak üzere bütün toplumsal güçleri de bu tarihi sorumluluğun gereği olarak hem cesur olmaya hem de açık ve şeffaf bir şekilde sorumluluklarını yerine getirmeye çağırıyoruz.

Seçim güvenliği

Emek ve Özgürlük İttifakı, seçim güvenliği konusunda ise yalnız kendi bileşenleri değil tüm demokratik kurum ve kuruluşlarla ortak harekete hazırdır. Şu ana kadar bu yönde olumlu adımlar atıldığını ve halkın iradesinin sandığa tam yansıması için gerekli önlemlerin alınmaya çalışıldığını görüyor ve bunu memnuniyetle karşılıyoruz. Seçim güvenliği için tüm halkımız görev almalı, şimdiden seferber olmalıdır.  Şimdiye kadar Ankara, İzmir, Adana, İstanbul, Dersim başta olmak üzere pek çok kentte düzenlediği ortak çalışmalar ve halk buluşmaları Emek ve Özgürlük İttifakı’nın potansiyelini, halkımızın güven ve beklentisini göstermektedir.  En temel siyasi sorumluluklarımızın başında bu potansiyelin siyasi ve toplumsal karşılığını yaratmak gelmektedir. İttifak adına, emeğin değerleri ve özgürlüklerle örülü bir gelecek isteyen tüm yurttaşlarımıza bir kez daha çağrıda bulunuyoruz. Gelin, birlikte değiştirelim!”

#Emek #Özgürlük #İttifakı #Mutabakat #ile #belirlenmiş #ortak #aday #seçeneğine #yakınız

Maxmurlu kadınlar: Öcalan ortak yaşam köpürüsü

PKK Lideri Abdullah Öcalan’a yönelik tecridin kaldırılması için Maxmur’da başlatılan nöbet eylemine ilişkin değerlendirmelerde bulunan öğretmenler, sonuç alıncaya kadar eylemlerine devam edeceklerini söyledi

PKK Lideri Abdullah Öcalan üzerindeki ağırlaştırılmış tecrit devam ederken 21 aydan bu yana ise hiçbir haber alınamıyor. Tecridin kaldırılması avukat ve aile görüşlerinin sağlanması için birçok yerde eylemler devam ederken Mexmûr Kampı’nda da 11 Aralık 2022’de başlatılan nöbet eylemi ise sürüyor. Kadın Vakfı’nın okul öncesi öğretmenlerden Suzan Bilen ve Qiymet Kılınç, tecride karşı başlatılan nöbet eylemine ilişkin Jınnews’ten Rojda Aydın’a konuştu.

‘Halk O’na bağlı’

PKK Liderinin iki yıldır ağır bir tecrit altında tutulduğunu hatırlatan Suzan Bilen, tecridin de Abdullah Öcalan şahsında tüm Kürtlere uygulandığının altını çizdi. Özellikle de kadınların tecrit altında tutulduğunu belirten Bilen, “Çünkü özellikle kadınlar önderliğin düşüncelerini benimseyip yaygınlaştırıyor.  Bu yüzden de Önderlik şahsında kadınlar üzerinde kırım politikaları yürütülüyor. Önderlik sadece Kürt halkının önderi değil, o uluslararası bir önderlik. Önderliği halktan koparmak istiyorlar. Ancak ne yaparlarsa yapsınlar bunu başaramayacaklar. Çünkü Önderliğin düşün, felsefe ve ideolojisi halk içerisinde yayılmış ve de bir sistem haline gelmiş durumda. Halk her zaman Önderliğe bağlı. İktidar nasıl engel çıkarırsa çıkarsın halk sürekli Önderlik ile birlikte” dedi.

‘Üç maymunu oynuyorlar’

Yaptıkları nöbet eylemi ile seslerini dünyaya duyurmak istediklerini ifade eden Bilen, “Önderlik üzerindeki tecridin kırılması için bu eyleme başladık. Önderlik üzerindeki tecrit kaldırılıncaya kadar da bu nöbet devam edecek. Avrupa Konseyi İşkencenin Önlenmesi Komitesi (CPT) ile devletler sorumluluklarını yerine getirmiyor. Sözde demokrasi ve barış yanlısı devletler olduklarını söylüyorlar. Ancak sürekli sorunların kaynağı oluyorlar. Söz konusu Kürtler olduğunda 3 maymunu oynuyorlar. Sürekli ‘bir şey yapacağız’ diyorlar ancak bu sadece söylemde kalıyor. Bir şey yapmıyorlar ve her seferinde bir gerekçe öne sürüyorlar. İsteseler bir şeyler yapabilirler ancak yapmıyorlar. Kürt halkı tecridin bilincinde olmalı. Tecride karşı direniş ve mücadele içinde olmalı. Bu şekilde tecridi kırmalıyız. Bunun içinde elimizden ne geliyorsa yapacağız. Amacımıza ulaşıncaya kadar da farklı eylemler yapmaya devam edeceğiz” diye belirtti.

‘Anahtar Abdullah Öcalan’

Qiymet Kılınç da nöbetlerinin öncelikle amacının tecridi kırmak olduğunu söyledi. PKK liderinin fiziki özgürlüğünü istediklerini ifade eden Kılınç, “Yıllardır bir yok etme konsepti ile karşı karşıya.  Hiçbir haber alınamıyor. Bu yüzden Kürt halkı ve özgürlükten yana olan kesimler önderlikle görüşme yapılmasını istiyor. İnsan haklarını savunduğunu söyleyen devletler ve CPT, söz konusu Kürtler olduğunda sağır dilsiz oluyor. Biz de Önderlikten bir haber alınıncaya kadar eylem kararı aldık ve sürdüreceğiz. Sorunların ve Ortadoğu’daki savaşın çözülmesinin anahtarı Önderliğimizin özgürlüğü. Önderlik özgürleşmeden Ortadoğu’daki savaş da son bulmayacak” ifadelerini kullandı.

Uluslararası kurumlara çağrı

“Bilsinler ki Önder Apo’nun fikir ve düşünceleri Kürt halkının yüreğine işlemiş durumda” ifadelerini kullanan Kılınç, “Kimse bizi Önderlikten uzaklaştıramaz. Önderlik tüm halklar için kırmızı çizgi. Yokluğuna asla alışmayacağız. Onun özgürlüğü için mücadelemizi sürdüreceğiz. Önderlikten bir haber alıncaya kadar eylemlerimizi sonlandırmayacağız.”

Kürt halkına tecride karşı sessiz kalmama çağrısı yapan Kılınç, CPT ve uluslararası kurumların da sorumluluklarını yerine getirmelerini istedi.

AMED

#Maxmurlu #kadınlar #Öcalan #ortak #yaşam #köpürüsü

Kanuna aykırı ama cezaevinde kalabilir!

İnfazının yakılmasına gerekçe gösterilen disiplin cezaları mahkeme kararlarıyla kaldırılan 30 yıldır tutuklu olan Resul Baltacı ona rağmen 4 aydır tahliye edilmiyor

Düzce Çilimli T Tipi Kapalı Cezaevi’nde tutulan Resul Baltacı, mahkeme kararlarına rağmen koşullu salıverilme hakkından mahrum bırakıldı. Düzce 1’nci Ağır Ceza Mahkemesi’nin 10 Mayıs 2022 tarihli kararıyla bütün hücre cezaları kaldırılan Baltacı’nın, 6 aylık infazının yakılmasına dönük karar 12 Mayıs 2022’de oy birliğiyle kaldırıldı. Cezaevi idaresi ve Düzce İnfaz Hakimliği ise söz konusu mahkeme kararını uygulamayarak, 30 yıl 4 aydır tutuklu bulunan Baltacı’nın koşullu salıverilme hakkını engelledi.

Kanun aleyhe uygulandı

Baltacı, Düzce İnfaz Hakimliği’nin kararına dair 18 Nisan 2022 tarihli dilekçesinde, 5275 sayılı “Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanunu”na itiraz ederek, kanunun 2004 yılında yürürlüğe girdiğini, kendisinin ise 1992 tarihinde tutuklandığını belirtti. Söz konusu durum, Türk Ceza Kanunu’nun (TCK) 7/2 maddesine “Suçun işlendiği zaman yürürlükte bulunan kanun ile sonradan yürürlüğe giren kanunların hükümleri farklı ise, failin lehine olan kanun uygulanır ve infaz olunur” aykırılık gösteriyor. Aynı zamanda disiplin cezası bulunmayan Baltacı’nın, söz konusu koşullu salıverilme hakkı ihlali, 5275 sayılı kanunun 107’nci maddesinin 12 ve 15’inci fıkrasında bulunan şartları sağlamaması nedeniyle de hukuka aykırılık teşkil ediyor.

Cevap gelmedi

Hücre cezaları ve infaz yakılma kararının kaldırılmasına rağmen koşullu salıverilme hakkından faydalanamadığı için Anayasa Mahkemesi’ne (AYM) başvuruda bulunan Baltacı, ayrıca kararı Meclis İnsan Hakları Komisyonu ile Türkiye Barolar Birliği’ne (TBB) gönderdiğini, ancak cevapların kendisine ulaşmadığını ifade etti

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nde (AİHM) yeniden yargılama ve söz konusu hukuksuzluğa karşı iki başvurusunun da olduğunu aktaran Baltacı, “Yerel mahkeme karar verdi ama uygulamadılar” dedi.

‘Umut hakkı’ elinden alınıyor

Baltacı hakkında verilen kararın uygulanmamasına gerekçe olarak yalnızca Terörle Mücadele Kanunu’nun (TMK) 17’nci maddesinde yer alan maddeler (Tutuklu veya hükümlü iken firar veya ayaklanma suçundan mahkûm edilmiş bulunanlar ile disiplin cezası olarak üç defa hücre hapsi cezası almış olanlar, bu disiplin cezaları kaldırılmış olsa bile şartla salıverilmeden yararlanamazlar. Bu Kanun kapsamına giren suçlardan mahkûm olanlar, hükümlerinin kesinleşme tarihinden sonra bu Kanunun kapsamına giren bir suçu işlemeleri halinde, şartla salıverilmeden yararlanamazlar) gerekçe gösterildi. AİHM ise söz konusu maddeyi ‘İdam cezası’ ve ‘Umut Hakkı’nın ihlali olarak değerlendiriyor.

Kaynak: ANKARA-MA

#Kanuna #aykırı #ama #cezaevinde #kalabilir

Kadınların sesi NuJINHA iki yaşında

Ortadoğu başta olmak üzere Kurdistan ve dünya genelinde kadınların sesini duyuran NuJINHA iki yaşında

“Dünden yarına kadınların sesi NuJINHA…” sloganıyla 6 Ocak 2021’de yayın hayatına başlayan NuJINHA, Ortadoğu başta olmak üzere kadınların sesini duyurmaya devam ediyor. Yaşamın her alanında mücadele eden kadınların direnişini yansıtmaya devam eden NuJINHA, cinsiyetçi kalıplar ve dile karşı haber ve yazı dizileriyle okuyucularıyla buluşmayı sürdürüyor. Kuruluşundan bu yana sadece Ortadoğu değil, aynı zamanda dünyanın farklı bölgelerinden kadınların da sesi olan NuJINHA, Arapça, Farsça, Kürtçe, Türkçe ve İngilizce dillerinde yayın yapıyor.

İsveç Merkezli Kadın Medya Kültür Vakfı öncülüğünde kurulan ajans muhabirlerinden Suham Akman, NuJINHA’nın kuruluş amacına dair JİNNEWS’e değerlendirmelerde bulundu.

Hayallerimiz yazdık

Kadınlar olarak tarihten bugüne büyük hayaller ve umutlarla yola çıktıklarını söyleyen Akmen, “Mütevazice ama büyük bir iddia aslında dünü, bugünü yarına taşıma iddiası. Altında kalır mıyız, ezilir miyiz diye sorduk mu ya da dedik mi? Elbette dedik, Elbette sorduk kendimize. Ama altında da kalsak, ezilsek de Ortadoğulu kadınların sesini tek bir yelpazede buluşturmaya çalışmak, bunun için emek vermek ve zemin oluşturabilmek düşüncesi bile bizler için başlı başına büyük bir hayaldi. Hayallerimizi gökyüzüne savurmak yerine, gerçekleşmesi için yazdık ve yazarak da çoğalıyoruz bugün” diye belirtti.

Kadınların ortak çözümlerini yazıyoruz

Kadınların ortak çözümlerini yazdıklarını belirten Akman, “Her dilden her telden değil belki ama dile kolay Kürtçenin iki lehçesi olan Soranca ve Kurmanci’nin yanı sıra Türkçe, Arapça, İngilizce, Farsça dillerinde yayın yapıyoruz ve bu dillerin konuşulduğu ülkelerin kadınları ile buluşuyor, bu dillerin konuşulduğu coğrafyaların kadınlarını haberlerimizle buluşturuyoruz” dedi.

Ortadoğu’daki gelişmelere tanıklık ettik

Ortadoğu’NuJINHA’nın kuruluşunda sadece birkaç kadın olduklarını, ancak bugün 19’u Ortadoğu ve Kuzey Afrika ülkelerinde olmak üzere muhabir ağı ve 100’ü aşkın çalışanı olduğunu kaydeden Akman, “Ortadoğu gibi yakıcı bir coğrafyada emek veren kadın gazeteciler olarak hiç de azımsanmayacak gelişmelere tanıklık ettik, bu gelişmeleri kadının kaleminden duyurmaya çalıştık. Kuzey ve Doğu Suriyeli kadınlar Rojava Kadın Devrimi’nin 10’uncu yılını kutladı, İran ve Rojhilat Kürdistan’da Jina Emînî’nin katledilmesi ardından başlayan ayaklanma 4 ayını geride bıraktı. Tunus’ta kadınlar sandığa gitmedi. Lübnan’da ise sandığı tercih olarak görerek seçimlerde en çok sandalye kazanımına sahip olunduğu bir zamana da tanıklık ettik. İki yılı aşan Emine Şenyaşar’ın Adalet Nöbeti direnişinin istikrarı ve feryadını tüm Ortadoğu kadınları direnişlerine mal etmeye çalıştık.”

Her yerden sesimizi yükseltebiliriz

Farklı kıtalarda olsa da kadın dayanışmasının önemini vurgulayan Akman,, “Tarihte kadın eliyle ilklerin yeşerdiği coğrafyanın kadınlarıyız ve 21.yüzyılın toprağa düşen cemrenin ardından yeşeren kainat gibi coşacağız ve kadın direniş yüzyılı olacağına inancımız, bu direnişin bir parçası olduğumuzdan kaynaklanmaktadır. Kadınların dünyanın dört bir yanında aynı çığlıkları, acıları, işkenceleri yaşıyor. Öfkenin, hüznün, direnişin ve kahkaha atmanın dili yok. Ancak kadınların elleri ile inşa ettikleri geleceklerinin daha görünür olması ya da dünyanın en uç noktasındaki kadına ulaşması ya da dayanışma ihtiyacı bir kez daha kadınları bir araya getirdi, getirmeye de devam ediyor. Biz bunun için belki de okyanusta bir damlayız bunun da farkındayız. Yine de bulunduğumuz her yerden sesimizi birleştirebilir, sınırları aşmasını sağlayabiliriz” diye belirtti.

Kadınların seslerine katkı sunuyoruz

NuJINHA olarak kadınların direnişini, sesini duyurmaya devam edeceklerini kaydeden Akman, son olarak şöyle konuştu: “Evde, iş yerinde her gün sömürülenlere, mahallelerde, evlerinde, işyerlerinde, işçi, sanatçı, akademisyen belki yazar kimlikleriyle yok sayılan, görmezden gelinen, her daim şiddetle bastırılan kadınların sesi artık duvarları ve sınırları aştı, aşmaya da devam ediyor. İçerisinden geçtiğimiz global çağın da getirdiği imkanları Ortadoğu’da kadınların devrimci çıkışı ile buluşturulması elzemiyetini taşıyor ve bizler NuJINHA olarak buna bir katkı sunabiliyorsak bundan büyük bir mutluluk, kıvanç duyabiliriz ancak.”

KADIN SERVİSİ

 

#Kadınların #sesi #NuJINHA #iki #yaşında

AYM’nin bloke kararına HDP’den tepki: Yargı üstünde siyasi baskı var

HDP Eş Genel Başkan Yardımcısı Serhat Eren, AYM’nin bloke kararını ‘Demokratik siyasete yargı darbesi’ olarak tanımladı

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Bekir Şahin’in, Halkların Demokratik Partisi’nin (HDP) kapatılması istemiyle hazırlanan iddianamenin kabulüyle 7 Haziran 2021’de Anayasa Mahkemesi’nde (AYM) açılan dava devam ederken, partinin hesaplarına bloke konuldu. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Bekir Şahin, daha önce reddedilmesine rağmen bir kez daha partinin Hazine yardımı yapılan hesaplarına bloke konulması talebiyle AYM’ye başvurdu.

Başvurunun Hazine yardımının yapılacağı 10 Ocak öncesi 6 Ocak’ta görüşülmesine karar veren AYM, önceki gün görüşmeyi 5 Ocak’a aldı. AYM’nin 15 üyesinden 8’inin kabul oyu, 7’sinin karşı oyuyla aldığı kararda, HDP’nin savunmasının alınmasına gerek duymadı.

İtiraz hakkı tanındı

AYM’nin parti hesaplarına tedbiren bloke konulması kararında, HDP’nin itirazı için 30 gün süre verilmesi de dikkat çekti. AYM kararında, HDP’nin 30 gün içinde itirazda bulunması durumunda savunma alacağını ve kararı yeniden değerlendireceği kaydedildi.

Yargıya baskı sonucu bu karar çıktı

MA’dan Özgür Paksoy’a konuşan HDP Hukuk ve İnsan Haklarından Sorumlu Eş Genel Başkan Yardımcısı Serhat Eren, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısının başvurusunu ve AYM kararını değerlendirdi. Partiye açılan kapatma davasının “siyasi linç” kampanyaları sonucu açıldığını belirten Eren, “Bu dava, AKP-MHP’nin yargı üzerindeki baskısı sonucu açıldı. Nitekim bu dava devam ederken de siyasi algı operasyonları sürdürüldü. Öyle bir boyuta vardı ki yargılama süreci devam ederken, partimizin kapatılması kararının verilmediği gerekçesiyle Anayasa Mahkemesi’nin kapatılması istendi” dedi.

‘Anayasa’ya aykırı karar’

Dava kapsamında gelinen aşamada Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı’nın böylesi bir talepte bulunmasının mevzuatta yerinin olmadığını, Anayasa’ya aykırı olduğunu, Anayasa Mahkemesi’nin nihai kararına konu olabileceğini, tedbir mahiyetinde böyle bir kararı veremeyeceğinin altını çizen Eren, AYM’ye 2 gün önce verdikleri dilekçeyle de bu hususlara dikkat çektiklerini söyledi. Eren, Yargıtay’ın bu talebinin yasalara, Anayasa’ya ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne aykırı olduğuna dikkat çekerek, AYM’nin buna rağmen karar verdiğini belirtti.

‘Savunma almadan karar verilmiş’

Eren, parti kapatma davalarıyla ilgili Anayasa Mahkemesi’nin kuruluş ve yargılama usulü kanunu ile Ceza Muhakemesi Kanunu’na işaret ederek, şunları söyledi: “Ceza Muhakemesi Kanunu’na göre, eğer başsavcı burada bir mütalaa sunuyorsa, bir talepte bulunuyorsa, bu talebin davalı olan partimize tebliğ edilerek, partimizin diyeceklerinin olup olmadığı, itirazlarının olup olmadığını sormak zorundaydı. Anayasa Mahkemesi karar vermeden önce partimizin savunmasını almadan karar vermiştir. Anayasa Mahkemesi bugün itibariyle geçici olarak partimizin hesaplarına bloke konulması kararı vermiş, kararı verdikten sonra partimize bir ay içerisinde itiraz yapmak üzere süre vermiştir. Bu usulün doğru olmadığını, usulün tersinden işletildiğini gösteriyor” şeklinde konuştu.

3’te 22 oy çokluğu

Eren, şöyle devam etti: “Anayasa Mahkemesi, partimiz aleyhine açılmış olan davada nihai olarak verilecek kararı kapatma öncesi vermiştir. Verilmiş olan karar niteliği itibariyle nihai karardır. Parti kapatma davalarında verilecek nihai kararlarda toplantıya katılan üyelerin 3’te 2 oy çokluğuyla karar verebilecekleri düzenlenmiştir. Bu karar Anayasa’ya aykırılık teşkil edecek şekilde salt çoğunlukla alındı. Bu karar toplantıya katılan üyelerin 3’te 2 oy çokluğuyla verilebilir. Ancak verilen karar toplantıya katılan 15 üyeden 8’inin kabulü, 7’sinin muhalefet şerhiyle verilmiştir. Bu yönüyle de hukuki sakatlık var.”

Tercihe bloke

Anayasa Mahkemesi’nin kapatma davasında vereceği nihai karar öncesinde İhsas-ı Rey’de bulunduğunu ve görüşünü ortaya koyduğunu belirten Eren, “Seçim öncesi partimizin diğer partilerle eşit koşullarda siyasi faaliyetlerde bulunmasının engellenmek istendiğini, adil bir seçimin yapılmayacağı kanaatinin oluştuğunu, sadece partimizin hesaplarına bloke konulmadığını aynı zamanda seçmenlerimizin tercihlerine bloke konulmak isteniyor” diye belirtti.

ANKARA

#AYMnin #bloke #kararına #HDPden #tepki #Yargı #üstünde #siyasi #baskı #var