Ana Sayfa Blog Sayfa 1126

Pasaport ve ehliyet harçlarına yüzde 122 zam

2023 yılında geçerli olacak pasaport ve ehliyet harçları Resmi Gazete ‘de yayınlandı

Yeni yıla sayılı saatler kala, zam yağmuru beklenirken, 2023 yılında geçerli olacak pasaport ve ehliyet harçları Resmi gazetede yayımlandı. Buna göre, 1 Ocak itibariyle geçerli olacak harç bedellerine yüzde 122,93 oranında zam yapıldı.
Hazine ve Maliye Bakanlığı’na bağlı Gelir İdaresi Başkanlığı, Katma Değer Vergisi Genel Uygulama Tebliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Tebliğ, Veraset ve İntikal Vergisi Kanunu Genel Tebliği, Belediye Gelirleri Kanunu Genel Tebliği, Damga Vergisi Kanunu Genel Tebliği, Emlak Vergisi Kanunu Genel Tebliği, Harçlar Kanunu Genel Tebliğleri ve Vergi Usul Kanunu Genel Tebliği, Resmi Gazete’nin bugünkü mükerrer sayısında yayımlanarak yürürlüğe girdi.

Harçlar Kanunu Genel Tebliği’ne göre, Türkiye Cumhuriyeti muvazzaf ve fahri Konsolosluklarının yapacağı işlemlerden alınacak harç miktarlarının hesaplanmasına esas olacak döviz kuru “1 ABD Doları=18,77 TL” olarak yeniden belirlendi.

Harçlar Kanunu Genel Tebliği’ne göre, yeni yılda pasaport harçları şöyle:

6 aya kadar pasaportlar için harç tutarı 689,70 lira

1 yıl süreli olanlar için 1008,30 lira

2 yıl süreli olanlar için 1646,10 lira

3 yıl süreliler için 2 bin 338,50 lira

3 yıldan fazla süreli olanlar için 3 bin 295,50 lira

2023’te ehliyetler için kullanılacak harçlar ise şöyle:

A sınıfı sürücü belgesi harcı 825,70 lira

B sınıfı sürücü belgesi harcı 2 bin 489,90 lira

ANKARA

#Pasaport #ehliyet #harçlarına #yüzde #zam

Fincancı şahsında TTB’ye operasyon: Rahatsız etmeye devam edeceğiz

Şebnem Korur Fincancı’nın avukatı Meriç Eyüpoğlu heyetin tarafsız olmadığını ve şaibeli süreci bu heyetin sonlandıracağını ifade ederek ‘tarih bunu yazacaktır’ dedi

“Örgüt propagandası yapmak” iddiasıyla tutuklanan Türk Tabipler Birliği (TTB) Merkez Konseyi Başkanı Prof. Dr. Şebnem Korur Fincancı hakkında açılan davanın ikinci duruşması, 29 Aralık’ta İstanbul 24’üncü Ağır Ceza Mahkemesi’nde görüldü.

Duruşmada mahkeme heyeti, Fincancı’nın tutukluluk halinin devamına karar vererek, duruşmayı 11 Ocak’a erteledi.

Duruma tepki gösteren aydın, yazar ve hukukçular durumun politik bir yargılama olduğunun altını çizdi

Tarih bunu yazacaktır

Fincancı davasının politik bir yargılama olduğunu belirten dava avukatlarından Meriç Eyüboğlu, görülen duruşmada verilen kararın çok önceden verildiğini kaydetti. Mahkemenin tarafsızlığına ve bağımsızlığına ikna olmadıklarının altını çizen Eyüpoğlu, “Biz mahkeme heyetinin reddini talep ettik. Ama bu talebimiz reddedildi. Reddedilme gerekçesi ise bizim davayı uzatmaya yönelik iddiasıydı. ‘Davayı uzatmaya yönelik talep’ denilmesi kadar tuhaf bir gerekçe olamaz. İtiraz edeceğiz ama belli ki bu heyet kararı verecek. Başından beri şaibeli olan bu süreç usulen tamamlanmış olacak ama kuşkusuz tarihte bunu yazacaktır” diye konuştu.

Demirer: Uzman görüşünü sunmuştur

Fincancı’nın bir bilim kadını olduğunu ifade eden yazar Temel Demirer, Theodor W. Adorno’nun, “Eğer bilim egemenlerin dediği şeyi tekrarlamak ise o bilim değildir, sadece lafazanlık ve soytarılıktır” sözlerini hatırlatarak, “Şebnem bir uzman olarak görüşünü söylemiştir. Çok açık ve net olarak bende ifade etmek istiyorum. Kimyasal kullanmak suçtur. Her kim kimyasal kullanmışsa suçludur ve bir savaş suçu işliyordur” dedi.

Onur madalyası var

Cenevre sözleşmesini hatırlatan Dermirer, tüm devletlerin bu anlaşmanın altında imzası olduğunu kaydetti. Fincancı’nın bir hakikati dile getirdiğini ifade eden Demirer, “Eğer bu ülkede doğruları söylemek suçsa, Şebnem de ben de bu suçu işlemişiz demektir. Şebnem’i kimse yargılayamaz. Çünkü Şebnem’e verilecek bir ceza yoktur. Ona verilecek bir onur madalyası vardır” diye konuştu.

Demokrasi ayıbı

TTB 2’nci Başkanı Ali İhsan Ökten ise, Fincancı’ya yönelik tutuklamanın bir demokrasi ayıbı olarak kayıtlara geçtiğini belirtti. Ülkedeki hukuksuzluğun geçmişten bu yana iktidarlar tarafından bir politika haline getirildiğine dikkat çeken Ökten, “BU alacakaranlıkta aydınlar, bilim insanları gözaltına alınıp haksız yere tutuklanabiliyor. Şebnem hocamız da bunun bir örneği. Hocamıza yöneltilen suçlamalarda gözaltına alınmasını dahi gerektirecek bir durum yokken, 2 aydır hukuksuz yere tutuklu bulunuyor” ifadelerini kullandı.

TTB rahatsız ediyor

İstanbul Tabip Odası Kongre Delegesi Osman Küçükosmanoğlu da, yürütülen süreci “operasyon” olarak tanımladı. Asıl hedefin Fincancı üzerinden TTB’ye yönelik olduğuna işaret eden Küçükosmanoğlu, “Amaç bizim örgütümüzün susturulması, etkisizleştirilmesi. Çünkü TBB’nin yürüttüğü sağlık ve özlük hakkı mücadelesi siyasi iktidarı rahatsız ediyor. Bu yüzden de TTB merkez yöneticileri hakkında da örgüt üyeliğinden soruşturma açılıyor. TTB, tüm baskılara rağmen susmayacak. Demokrasi, insan hakları, barış ve sağlık hakkını savunmaya devam edeceğiz” şeklinde konuştu.

İSTANBUL

#Fincancı #şahsında #TTBye #operasyon #Rahatsız #etmeye #devam #edeceğiz

İnfaz yakmaya ‘Kültürel’ gerekçe

Bolu F Tipi Kapalı Cezaevi’nde tutulan Kürt yazar ve çevirmen Nizam Algünerhan’ın infazı ‘kültürel faaliyetlere katılmadığı’ gerekçesiyle yakıldı

İktidarın siyasi tutuklulara karşı bir politikaya dönüştürdüğü infaz yakmalara birbirinden absürt gerekçeler bulunmaya devam ediyor. Bolu F Tipi Kapalı Cezaevi’nde tutulan Kürt yazar ve çevirmen Nizam Algünerhan’ın infazı, “kültürel faaliyetlere katılmadığı”, “PKK üyesi olarak tutuklananlarla aynı koğuşta olduğu” ve “tutuklularla birlikte spor faaliyetine katıldığı” gerekçesiyle “iyi halinin bulunmadığı” öne sürülerek yakıldı.

Mart ayında yeniden değerlendirilecek

4 Aralık 1992’den bu yana tutuklu bulunan Algünerhan’a, Diyarbakır 1 No’lu Devlet Güvenlik Mahkemesi (DGM) tarafından 6 Mart 1995’te 36 yıl hapis cezası verildi. Birçok cezaefine sürgün edilen Algünerhan son olarak sürgün edildiği Bolu F Tipi Kapalı Cezaevi’nde infazı İdare ve Gözlem Kurulu tarafından yakıldı. Karar, 16 Kasım 2022’de kendisine tebliğ edildi. Kararda, infazının yakılmasına ihlallere karşı itiraz etmesiyle gardiyanların “işini zorlaştırması” da neden olarak gösterilirken, 27 Kasım 2022’de tahliye edilmesi gereken Algünerhan’ın tahliyesine dair yeniden değerlendirmenin 15 Mart 2023’te tekrardan yapılacağı kaydedildi.

Birçok hastalığı bulunuyor

Algünerhan, karar karşı 21 Kasım’da Bolu İnfaz Hakimliği’ne itirazda bulundu. Ağır hastalıklarının bulunduğunu belirten Algünerhan, başvuruda Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (AİHS) 7’nci maddesinde yer alan “cezaların yasalığı” ilkesi ve Anayasa’nın 38’inci maddesine yer alan “suçta ve cezada kanunilik ilkesine” işaret ederek, verilen bu kararın hukuka aykırı olduğunu kaydetti. Algünerhan, itiraz dilekçesinde, “gardiyanların arama sırasında işini kolaylaştırmama” iddiasının da asılsız olduğuna değinerek, kurulun bu iddiaya ilişkin somut gerekçe sunmadığına dikkat çekti. Sosyal ve kültürel faaliyetlere katılmadığına dönük iddiaya da yanıt veren Algünerhan, tüm taleplerinin reddedildiğini ancak buna rağmen kendi çabalarıyla Fransızca’dan Kürtçe’ye iki kitap çevirdiğini ve bu kitaplardan birinin ise Kültür Bakanlığı onanıyla basıldığını belirtti.

İSTANBUL

#İnfaz #yakmaya #Kültürel #gerekçe

Kobanê davasında eşbaşkanlar savunma yapmadan mütalaa istendi

Devam eden Kobanê Davası’nda mahkeme heyeti, HDP Eski Eşbaşkanlarının savunmaları alınmamasına rağmen savcının esas hakkında mütalaa vermesine karar verdi

IŞİD’in Kobanê’ye yönelik saldırılarına karşı 6-8 Ekim 2014’degerçekleşen protestolar gerekçe gösterilerek Halkların Demokratik Partisi (HDP) eski Eşbaşkanları, Merkez Yürütme Kurulu (MYK) üyelerinin de aralarında bulunduğu 17’si tutuklu 108 ismin yargılandığı Kobanê Kumpas Davası’nın 20’nciduruşmasının 8’inci oturumu, dün Sincan Cezaevi Kampüsü Duruşma Salonu’nda görüldü.

Gece yarısı karar verildi

Ankara 22’nci Ağır Ceza Mahkemesi heyeti tarafından görülen duruşmada verilen aranın ardından sabaha doğru ara karar açıklandı. Ara kararda, tutuklu siyasetçilere dair herhangi bir tahliye kararı verilmedi.

HDP eski Eşbaşkanları Selahattin Demirtaş ve Figen Yüksekdağ’ın savunmalarına yapmamasına rağmen mahkeme heyeti, dosyanın tekamül ettiğine, bu kapsamda savcının esas hakkında mütalaasını sunmasına karar verdi. Ara karar kapsamında savcı, 7-8-9 Şubat tarihinde esas hakkındaki mütalaasını mahkemeye sunacak.

ANKARA

#Kobanê #davasında #eşbaşkanlar #savunma #yapmadan #mütalaa #istendi

6 yaşındaki çocuğu istismar eden failler serbest bırakıldı

Hiranur Vakfı’nda yaşanan istismarın bir benzer örneği Mersin’de yaşandı. 12 yaşında bir çocuğun 6 yaşında köy imamı başta olmak üzere dört kişinin tecavüzüne uğradığı ortaya çıktı

İsmailağa cemaatine bağlı Hiranur Vakfı kurucusu Yusuf Ziya Gümüşel’in 6 yaşındaki kızını 29 yaşındaki müridi ile “evlendirilerek” yıllarca istismar edilmesine göz yummasının yankıları sürerken, Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Mersin Milletvekili Alpay Antmen, Mersin Anamur’da 6 yaşındaki bir kız çocuğunun önce imam ardından çocuğun akrabaları ve komşusu tarafından sistematik istismara uğradığını açıkladı.

6 yıl sürdü

Sanal medya hesabı üzerinden yayınladığı video ile istismarı aktaran Antmen, “12 yaşındaki bir kız çocuğumuz, 6 yıl önce köyün imamı tarafından cinsel istismara uğramış. İki eniştesi ve bir komşuları da çocuğumuzu istismar etmeye, cinsel istismara maruz bırakmaya devam etmişler. Faillerin dördü de gözaltına alınarak adliyeye sevk edildi. Savcılık tutuklama istedi, fakat mahkeme dördünü de serbest bıraktı. Çocuğumuz koruma altında. 4 kişi serbest ama savcılık itiraz etti” dedi.

Öğretmenler fark etti

Antmen, “Mersin Anamur ilçesinde maalesef üzücü bir olay yaşandı. 12 yaşındaki bir kız çocuğumuz 6 yıl önce köyün imamı tarafından cinsel istismara uğramış. Ve 6 yıl sonra bugün 12 yaşındayken, öğretmenleri fark ediyor. İki eniştesi ve bir komşuları, 3 kişi daha, çocuğumuzu istismar etmeye, cinsel istismara maruz bırakmaya devam etmişler. Bu konuda öğretmenlerimize çok teşekkür ediyorum, olayı takip ettiler, son derece ısrarcı oldular. Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı’nın Mersin İl Müdürlüğü, Anamur Sosyal Hizmet Müdürlüğü de bu konuda yardımcı oldu. Çocuğumuz alındı. Yurda yerleştirildi. Çocuğumuzun babası yok, annesi de kendine bakamayacak durumda; o da devlet korumasına alındı. Faillerin dördü de gözaltına alınarak adliyeye sevk edildi. Savcılık tutuklama istedi, fakat mahkeme dördünü de serbest bıraktı. Şimdi Anamur Başsavcılığı bu karara itiraz ediyor. Bu çok acı bir olay. Öğretmenlerin dikkati olmasa bu olay ortaya çıkmayacaktı. Ve işin en kötü tarafı, bu hep ‘Bir kereden bir şey olmaz’ denilen zihniyetin tezahürleri. İktidar sahiplerinin eylem ve söylemleri, yandaşların eylem ve söylemleri çocuklarımızı buna maruz bırakıyor” dedi.

MERSİN

#yaşındaki #çocuğu #istismar #eden #failler #serbest #bırakıldı

Paris’te katledilenler 3 Ocak’ta uğurlanacak

Paris’te 23 Aralık günü Kürt Kültür Merkezi’nde katledilen Evîn Goyî, Mîr Perwer ve Abdurrahman Kızıl için 3 Ocak 2023’te uğurlama töreni düzenlenecek

Fransa’nın başkenti Paris’te 23 Aralık günü Ahmet Kaya Kültür Merkezi’ne düzenlenen saldırıda yaşamını yitiren Kürt kadın hareketinin öncülerinden Evîn Goyî (Emine Kara), Kürt Sanatçılar Birliği Tev Çand üyesi Mîr Perwer ve Abdurrahman Kızıl için 3 Ocak 2023 saat 12.00’da anma ve uğurlama töreni düzenlenecek.

Avrupa Kürt Kadın Hareketi (TJK-E) ve Avrupa Kurdistanlı Demokratik Toplumlar Kongresi (KCDK-E) ortak bir açıklama yaparak, Kürt halkını ve dostlarını anma ve uğurlama törenine güçlü katılmaya çağırdı.

Açıklamadan bazı bölümler şöyle:

“Birinci Paris Katliamı’nda Sakine Cansız, Fidan Doğan ve Leyla Şaylemez gibi 2. Paris katliamında Evîn Goyî şahsında AKP-MHP faşizmi Kürt Kadın Özgürlük mücadelesini doğrudan hedeflemiştir. Türk devletinin soykırım amaçlı savaşına karşı bugün büyük ve örgütlü siyasal-toplumsal bir direniş elzemdir. Kürt kadınların ve halkının örgütlü gücünden korkan faşist Türk devletine başta Fransa olmak üzere dostlarımızla birlikte Avrupa’dan tarihi cevap vermenin zamanıdır.

Bu direnişle ancak Fransa hükümetinin 10. yıl önce örtbas ettiği suç ortaklığını da açığa çıkarmak tarihi rolümüzdür. Fransa hükümetinin bir kez daha Türk devletiyle Kürtleri siyasi, diplomatik, askeri ve ticari pazarlık konusu yapmamak için şehitlerimizi büyük sahiplenmek ve aralıksız olarak adaletin yerini bulması için mücadele zorunluluğu bulunmaktadır. Bu amaçla 23 Aralık 2022’de Türk devletinin saldırısı sonucu şehit düşen Evîn Goyî (Emine Kara), Kürt Sanatçılar Birliği TEV-ÇAND Üyesi sanatçı Mir Perwer ve Kürdistan Özgürlük davasının yılmaz emektarı Abdurrahman Kızıl arkadaşlarımız için 3 Ocak 2023 saat 12.00’de bir anma ve uğurlama töreni düzenleyeceğiz.

Ayrıca 7 Ocak 2023 tarihinde ise hem 9 Ocak 2013 hem de 23 Aralık 2022’de gerçekleşen katliamlara karşı Fransa hükümetinin yasaları çerçevesinde hareket ederek Türk devletini durdurmaya çağırmak ve protesto için miting ve yürüyüş düzenlenecektir. Dostlarımızla birlikte tüm yurtsever halkımızı şimdiden 7 Ocak’ta düzenlenecek büyük direniş gününe davet ediyoruz.”

Kaynak: ANF

#Pariste #katledilenler #Ocakta #uğurlanacak

Moskova görüşmesini ‘Kürtler’ değil, NATO düşünsün

Enes Yıldız

Suriye de çok kan döküldü. Yıl sonlarında acılar hatırlanır. Bir de insanın geride bıraktığı zaman ve son asrın derin izlerini de hatırlar.

Suriye savaşında kullanılan tüm havan topları da pas tutmuş durumda. İnsanların yaşadığı zorlukları, acıları, ölüm sayısını da hesaba katarsak, ağır bir tablo var karşımızda. Sömürüye dayalı bir dünya var karşımızda. Hem bir vekalet savaşı hem de emperyal güçlerin çıkarları ve global güçlerin birbirlerine yaptıkları blöfler var.

Bir taraftan acı, bir taraftan da direnişi tartışırken, Suriye’de kaotik bir tablo var. 2011 yılından bu yana insanlık tarihi bir pazarlık konusu olmuş diyebiliriz. Her devlet, her rejim, kendi çıkarları temelinde hareket ederken, Kürtler ve Suriye halkları da bir yol haritasını pratikleştiriyor. IŞİD’e karşı verilen mücadeleyi daha açarsak, Kürtlerin Rojava’daki kazanımları da hep bertaraf edilmek istendi. Suriye halkları çok ağır bedeller ödedi.

Moskova görüşmesi ne anlama geliyor? Neden böylesi bir süreçte Türk yetkilileri ve Suriye hükümetini kendi denetiminde tutmaya çalışıyor.

Rusya Ukrayna savaşında yaşadığı tıkanmaları da sayarsak, yeniden bir hamle yapma durumunu görüyoruz. Rusya kendi politikaları ekseninde Şam yönetimini elinde tutmaya çalışırken, AKP hükümetini de Kürtlere karşı kışkırtıyor. Rusya olmasaydı, Kuzey Suriye’deki Özerk Yönetim Şam hükümetiyle bazı uzlaşmalar yapabilirdi. Bu uzlaşmalar salt bireysel haklar, eğitim ve sağlık haklarıyla sınırlı olmayacaktı. Özerk Yönetim Suriye’nin bütünlüğünden bahsederken, deyim yerindeyse Şam hükümeti ve yetkililerinin bir değişimden yana olmadığı görülüyor. Bu tür diyalogların gelişmemesinin bir nedeni de Moskova’nın kararıyla bağlantılıdır.

Kısacası küresel güçlerin yeni bir planı olabilir. Yine bu köklü ve yüzyıllık sorunu zamana yaymaya çalışacaklar. Dünyanın her yerinde Kürtler hedef haline getirilmeye çalışılıyor. Soykırım planları da devam ediyor. 19 Kasım’da Kuzey Suriye’de başlayan saldırılar sadece bir başlangıç ve bir gözdağıydı.

Amaç ‘Kürt halkı ya da Kuzey Suriye’de direnen halkların direnişini ve kazanımlarını bertaraf edebilir miyim?’ idi.  Birkaç günlük saldırılar bunun üzerinde gerçekleşti. Bu saldırılarda onlarca sivil yaşamını yitirdi. Yaşam alanları ve petrol yerleri hedef alındı. Erdoğan şunu deneme çalıştı; müttefiklerinden destek alarak, Özerk Yönetimi Şam hükümetinin himayesine koymaya çalıştılar. Petrol yerlerini bize verin, der gibi saldırılar başladı.

Kuzey Suriye’deki Özerk Yönetimi bertaraf etmek ve petrol gelirini Şam yönetimine teslim etmek istediler. Demokratik Suriye Güçlerini de uluslararası alanda terörize etmek istediler. Türkiye şunu açıktan yapıyor, Kürtlerin kazanımları söz konusu bile olamaz, diyor. Erdoğan ve ekibi kendilerince Suriye topraklarını yeniden işgal etmek isteyeceklerdir. Ve Erdoğan hükümeti bir nevi bunu yapmaya çalıştı ve bir yere kadar da Suriye topraklarını işgal etti.

Sadece Suriye’de şunu yapamadı, Türk bayrağını Şam’da dikmek istedi ama olmadı. Daha sonra namaz kılmaya gideceğiz, dedi. Bu arada Rusya yeniden bir hamle yapmak isterken, bu hamle ABD-HSD güçlerine karşı mı olacak? Moskova görüşmesi ve toplantısında somut bazı şeyler var. “Terör sorunu”, mültecilik konuları derken, aslında Kürtlerin Suriye’deki kazanımlarını yok etmek ve yeni bir saldırı planını hazırlamaktır. Eğer yeni bir saldırı olacaksa Rusya kendince Ukrayna savaşında bir nefes almaya çalışacak.

Türkiye kendi çapında Suriye’de bazı şeyleri elde etmek isteyecektir. 11 yıldan Sonra Hakan Fidan’ın, Akar’ın, Abbasi’nın Şoygu ile bir araya gelmesi de Rusya’nın rızasıyla olmuştur. Rusya olmadan Şam hükümeti bir şey yapamaz. Özerk Yönetim’in geçmiş süreçlerde Şam ile yaptığı bazı görüşmeler vardı. Bu görüşmelerdeki amaç Kuzey Suriye halkı Şam rejimine teslim olacak, geri adım atacak gibi meselelerdi. Oysa bu konuların tartışmaları söz konusu bile olamaz. Eski Suriye rejimi yani tek rejim sistemi de halkların çözüm yolu olamaz. Halep yıkıldı, Cerablus, Afrin, Til Ebyad işgal altındadır. Türkiye yıllardır bu alanlarda mülteci ve güvenlik sorunlarını bahane ederek, kendince bazı politikaları üreterek, dipsiz bir kuyuya girdi. Bu senaryo ve dış politikaların sonucunda Kürt soykırımı var.

İmralı görüşmelerinin olmadığını görüyoruz, Kürtlerin kırmızı çizgisinin İmralı olduğunu bildikleri halde. Kürt halkına her yerde bir saldırı planı olduğunu biliyoruz. Zap-Avaşin-Metina alanlarında Hulusi Akar zorlandı. Nisan ayından bu yana HPG’nin direnişini kıramadı.

Tekrardan Suriye siyasetine dönersek karmaşık bir yıl bizi bekliyor. Erdoğan tüm paramiliter güçleri yanına alarak, Suriye topraklarını işgal etmek istedi. Türkiye’nin bu toplantıya dahil olması ve Suriye ile yeniden bir kaynaşma siyaseti olur mu? Önümüzdeki süreçlerde bunu göreceğiz. Ankara-Şam hattında buzlar erimeye doğru gidebilir, tabi ki bunda Rusya yönetimi belli bir dayatmada bulunacak. Rusya kendi çıkarları doğrultusunda Türkiye ve Şam hattında yeni bir barış sürecini başlatırken, aynı zamanda bu gelişme ABD ve HSD’ye verilecek bir mesaj olacak. Hangi toplantı ve kimlerle hangi görüşmeler yapılacaksa yapılsın, Rojava ve Suriye halkları direnişlerinden taviz vermeyecektir. Bafil Talabani’nin Rojava ziyareti de Kürt güçlerinin tekrardan bir araya gelmesi ve yeni gelişmelerin müjdesi olabilir.  PDK ulusal birliğe bir şey demedi. Kürt birliğinden yana seçimini yapmadı. Bu da anlaşılıyor ki Türkiye’deki siyaseti esas alacak. Kürtler de bunu işbirlikçi olarak defalarca dile getirdi zaten.

Kürt güçlerinin bölgedeki durumunu birkaç cümle de sıralarsak; Suriye halkları Özerk Yönetimin temsilcisidir. Moskova-Şam-Ankara hattında yaşanacak herhangi bir gelişme ya da diplomatik adımları da hesaba katarsak, Suriye halkları kendi yerlerinde kalıp siyasi kararlarını kendileri vereceklerdir. Kürtlere verilen tüm mesajlar bir şeyi değiştirmeyecektir. Sonuç olarak Moskova’daki mesajı ‘Kürtler’ değil, NATO düşünecek….

#Moskova #görüşmesini #Kürtler #değil #NATO #düşünsün

‘Bahçeleriniz bahar görmesin’

“Yeryüzünde bir tükürük hakkım olsa;

haksızlık yapanın değil aksine seyredenin yüzüne tükürürdüm.”

Orhan Doğan

Mehmet Uçar

Paris! İçimizde bir an için sessizliğin üzerine yeni bir sessizlik gibi çöktü…

Kendi coğrafyalarından koparılıp gelenleri koruyamadı!

Yaralı hafızamıza bir yara daha ekledi…

Kürtlerin dünya deneyimi yeni başlıyor olabilir, ancak geri dönmeyecek kadar büyük bir mücadele ile yol aldıklarını, bu yolculukta çok bedel ödediklerini ve her şeye rağmen geri dönmeyeceklerini her mücadele insanı bilir.

Bu, öyle çıkılan bir yolculuk ki ses ve zamana dokundular, tarihi an’da aradılar.

An’ı tarihte sorguladılar. Sessizliği çığlığa çevirip bitmez tükenmez hakikatin peşine düştüler.

Bu arayışta Paris’te katliamlarla karşılaşırken günümüz coğrafyası Dehakların Paris’e uzanan eli olduğunu ilk elden teslim ettiler.

Kürtler, yaşadıkları her yerde tecrit altındadır. Katliamın yapıldığı sokağın yoğun polis denetiminde olması bile bunu ispat eder.

Ama her şeye rağmen, Kürt şunu diyor: Tecrit varsa direniş de var! O direnişi en öncüden tutalım en ardıla kadar muazzam bir duruş ve kararlılıkla karşılamaktadır…

Yıl 1933 ve yine bir aralık ayı, Celadet Alî Bedirxan Taberiye sahilinde Mustafa Kemal’e yazdığı yüz sayfalık mektuba son olarak şu notu düşer:

Her şeye rağmen siz Müslüman kanı dökerek, Müslüman kurşunuyla ölen biçare Anadolu yavrularına acımıyorsanız, biliniz ki Kürdün de damarlarında ölerek öldürerek dökeceği kan her zaman için ve mebzulen [çokça] mevcuttur.

Bu bahisle, Kürdün direnişini kırmak için teröristlerle abdest alan iktidarın, Kürdün hafızasını silmek adına elinden geleni yapması nafile bir çırpınıştır. Geçen yüzyıl tanıktır buna.

Türkiye’de tutuklanmak, işkence görmek, Paris’te ölmek toplumsal bir olaydır artık Kürdün hafızasında. Her ailede, her köşe başında gözaltına alınan, işkence gören birilerine rastlamak mümkündür. Şiddet artık sıradan bir olaydır!

Kürt, direnişleriyle bu olup bitenlere karşı çoktan direnç kazanmıştır.

Her şeye rağmen ama her şeye rağmen insana dair umudumuz hep var olacak. Çünkü biliriz ki umut vardan iyidir.

Paris’te kaybettiğimiz üç arkadaşımız için öfkenin sel olup akması bu umudun ve direncin delilidir.

Bu durum, Kürt toplumuna bir bütün olduğunu hatırlatmak adına aynı zamanda bir fırsat sunar. Son birkaç yüzyılda, Kapitalist Modernite sistemi bizi hep bölünmüşlüğün eşiğinde tuttu. Sadece kendi işini yap ve başka şeylere karışma. Bu yanlıştı. İnsan bütün bir varlıktır.

Bunu şuradan biliyoruz, hakikat bir bütündür ve parçalanamaz.

Sokakta basit bir şey olabiliriz ama aynı zamanda zihnimizde bir dağ, bir yıldız, bir güzellik hayal edebiliriz…

Bizler geçmişin sindirilmeye açık Kürtleri değiliz artık, bugünün Kürtleriyiz.

Geçmişi yorumlayıp bu güne kazandırıyoruz. Bunun için iyi bir geleceğe sahip olmak istiyoruz ve bunun için mücadele ediyoruz.

Dünyanın neresinde olursa olsun haksızlıklar, hukuksuzluklar karşısında görünene razı ve seyirci olmuyoruz, olmayacağız, bunu zaten çokça yapanlar var. Onlara en iyi cevabı içimizden biri olan Orhan Doğan verdi. Bir tükürük hakkıyla…

Bilinmelidir ki bu yapılanlar bizi kendi içimizde daha derine inmemize vesile olmuştur.

Belki direnişi Kürtler keşfetmedi ama onda olan hep direnişti.

Siyasetin dar yollarında her adımı bilgece atılmış bir direniş öyküsü bu hayallerimiz için mücadele edeceğimizin imkanını sunan.

Direnişin kendine has bu görkemi, farklı temellere dayanabilir.

Bir ucunun Paris’in 10. bölgesinde sürgünde mücadele olurken bir ucunun da Diyarbakır zindanlarından çıkıp Roboski’de kendi yurtlarında tutunmak için katledilmişlerin ifadesine dönüşür kimi zaman.

Velhasıl, bu topraklarda Kürtler için acıdan sonsuz kurtuluşa çağrıyı ifade eder direniş.

Acıyı yaratan kötülüğe karşı, şimdi topyekûn varoluş gayretinin parçası olmak için her yerde direnişte olunmalıdır. Zira varoluş, devam eden bir süreçtir. Aydınlanma çağı filozofları kadar Yunan ve Ortadoğu filozofları da buna inandılar.

Paris’in orta yerinde kanı yere akanların mücadelesi kalplerimizi kedere boğarken insanın insana sahip çıkması, en yakınındaki kişiye ve dünyanın en uzak köşesindeki bir devrimciye elini uzatması, hâlâ bir imkândır. İnsanlık, damarlarına kötülük sızmış bu hayata makul bahaneler bulmaya çalışırken, buna karşı aklın sınırlarını aşmak ertelenemez bir arzu ve çağrıdır. Kim ki buna engel ise, bahçesi bahar görmesin…

 

 

#Bahçeleriniz #bahar #görmesin

2022 direnişleri: Şengal, Rojava ve Zap

Türkiye 2022 yılında da Federe Kurdistan, Şengal ve Rojava’da yaşayan halkları hedef aldı. Kuzey-Doğu Suriye’deki sivil altyapı bombardımanlarla sekteye uğradı. Direnen halklar SİHA, uçak ve obüs saldırılarına ve ambargoya rağmen yerleşimlerini terk etmedi. Yıla kimyasal silah damga vurdu

Türkiye’nin 2022’de aralıklarla Federe Kurdistan, Şengal Özerk yönetimi ile Kuzey-Doğu Suriye özerk yönetimi altındaki kentlere yönelik saldırıları Kürt, Ermeni, Asuri-Süryani, Arap halklarının birlikte yaşadığı kentlerde yıkıma neden oldu. Köylerin, kasabaların, şehirlerin boşaltılmasına, demografik yapının değiştirilmesine dönük uçak, SİHA (Silahlı İnsansı Hava Aracı), TİHA (Taarruzi İnsansız Hava Aracı), obüs-tank saldırıları sonucu evler, işyerleri, kiliseler, camiler, okullar yıkıldı. Êzidîlerin Osmanlı ve IŞİD’in 73 fermanından kurtulduğu Êzidî yurdu Şengal sık sık bombalandı. Federe Kurdistan, Şengal ile Kuzey-Doğu Suriye’deki saldırılarda çocuklar hayatını kaybetti.

ABD ve Rusya’nın hava sahasını açmasıyla Türkiye; KDP yönetimindeki Mesud Barzani, Neçirvan Barzani ve Mesrur Barzani’nin desteğini alıp 17 Nisan 2022’de Zap, Avaşîn ve Metîna’ya yönelik hava saldırıları başlattı. 20 Kasım 2022’de de Kuzey-Doğu Suriye’ye hava saldırıları yapıldı. 2022 boyunca Federe Kurdistan ve Kuzey-Doğu Suriye’de yaşananlar:

Zap ve kimyasal saldırları

Dünyanın hemen her yerinde yeni yıl heyecanı yaşanırken Türkiye, KDP desteğiyle üsler kurduğu Federe Kurdistan’da Sidekan ilçesine bağlı Bradost bölgesine yılın ilk günü 1 Ocak 2022’de saldırılar düzenledi. 2 Şubat’ta Federe Kurdistan Bölgesi Başkanı Neçirvan Barzani, Ankara’da Saray’da AKP’li Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan tarafından ağırlandı. Federe Kurdistan Başbakanı Mesrur Barzani de 15 Nisan’da İstanbul’da Erdoğan tarafından ağırlandı. 20 Nisan 2022’de Londra’ya giden Mesrur Barzani, Mekap ayakkabılarıyla, “Bimre ixanet” sloganlarıyla protesto edildi.

Türkiye 14 Nisan 2022’de karadan, 17 Nisan’da da havadan Zap, Avaşîn ve Metîna’ya yönelik “Pençe-Kilit” adıyla saldırılar başlattı. KDP yönetimi Türkiye’nin Federe Kurdistan’daki üslerini arttırmasına izin verdi, TSK için yollar açtı. Bazı alanlara KDP güçlerini sevk etti. Türkiye, KDP işbirliğiyle bölgedeki ormanları da keserek bazı kentlere taşıyıp sattı.

Zap, Avaşîn ve Metîna’da kimyasal silahlar kullanıldığına dair ANF’de Ekim 2022’de görüntüler yayınlandı. 17 YJA STAR ve HPG’linin yaşamını yitirdiği saldırılarda da kimyasal silah kullanıldığı kaydedildi. Kimyasala maruz kalanların son anlarını gösteren videolar infiale yol açtı. Türkiye, Rojava, Avrupa, Latin Amerika kentlerinde haftalarca süren protestolar oldu. Türkiye, silah sağlayıcı NATO ve saldırıları görmezden gelen BM, AB kurumları, Kimyasal Silahların Yasaklanması Örgütü (OPCW) protesto edildi.

OPCW, BM, Adalet Divanı, Uluslararası Ceza Mahkemesi (UCM), AB kurumlarına araştırma yapılması çağrıları yapıldı. Bu kurumların önünde eylem yapanlar, yönetimlerin dikkatini Kürtlere karşı savaşa çekmeye çalıştı. Avrupa’da kimyasal alanında geçmişte araştırmalar yapmış uzmanlar uyarılar yapıp araştırma yapılması gerektiğini söylediler. Türkiye kınanırken, bu kurumların kimyasal silahlara gözlerini kapatmaması istendi.

Ancak Ukrayna’daki savaş nedeniyle, askeri-ticari ilişkiler, enerji hattı, NATO genişleme stratejisi gibi nedenlerle AKP-MHP yönetimine karşı harekete geçilmedi. Rusya’nın Ukrayna’daki bombardımanı nedeniye savaş suçlarını araştırmak için heyetler görevlendirilirken, yaptırımlar devreye konurken, Türkiye’nin Federe Kurdistan ve Kuzey-Doğu Suriye’deki savaş suçları ve insanlık suçlarını araştırma çağrıları yanıtsız bırakıldı. TTB Başkanı Şenben Korur Fincancı, araştırma yapılması çağrısı yaptığı için tutuklanıp topluma gözdağı verildi.

KDP de heyetlerin bölgeye gidişine engel olurken, ANF’de askerlerin bidonlarla, hortumlarla fotoğrafları, gaz bombası fotoğrafı yayınlandı. Askerlerin mevzilendikten sonra hızla kimyasal gazları savaş tünellerine sıktıkları kaydediliyordu. Görüntülerde Werxelê savaş tünellerinin üzerine gelen bir grup askerin, beline halat bağladıkları, birkaç askeri savaş tünelinin girişine bıraktıkları görülüyordu. KDP de gaz maskeleri için operasyon yapıp gaz maskerine el koyuyor ve KDP güçleri önüne geçip poz veriyordu.

Zap, Avaşîn ve Metîna alanlarında kimyasal silah kullanımının “insanlık suçu” ve “savaş suçu” olduğu kaydedilerek OPCW gibi kurumlarca araştırılması için çağrılar sürerken Türkiye Savunma Bakanlığı 23 Aralık 2022’de Kimyasal Biyolojik Radyolojik ve Nükleer Okulu bir kurs düzenledi. Savunma Bakanlığı “Türk Silahlı Kuvvetleri Kimyasal Biyolojik Radyolojik ve Nükleer Okulu ve Eğitim Merkezi Komutanlığı” ibaresi altında tatbikatın fotoğraflarını paylaştı.

ANF’nin haberine göre 4 Nisan-14 Aralık tarihleri arasında yaşanan 8 aylık savaşta 3152 kez yasaklanmış silah kullanıldı. Çatışmalarda 2744 asker hayatını kaybetti, 11 helikopter düşürüldü. 199 YJA STAR, HPG’li yaşamını yitirdi. HPG Basın Merkezi 25 Aralık 2022’de TSK’nin Zap, Avaşîn ve Metîna alanlarının bazı bölgelerinden çekildiğini açıkladı.

İran da Federe Kurdistan’ın başkenti Hewler’de uluslararası havaalanı dahil birçok yeri bombaladı. “Jin Jiyan Azadî” ayaklanması sırasında da İran Devrim Muhafızları 25 Eylül 2022’de Federe Kurdistan Bölgesi’ndeki Bradost alanlarını bombaladı. 28 Eylül’de de Koye, Bradost, Zirguwez ve Pirdê’de bulunan Rojhilate Kürdistanlı güçlerin üsleri rejim güçlerince hedef alındı. Saldırılar sonucunda 18 kişi yaşamını yitirdi.

Zaxo-Perex Katliamı

Operasyon genişletilirken Zaxo’ya bağlı Perex Köyü’nde 20 Temmuz Çarşamba günü sivil katliamı oldu. Irak yönetimi de Türkiye’nin saldırıyı gerçekleştirdiğini açıkladı. Üçü çocuk 9 Arap turist hayatını kaybetti. Zaxo-Perex Katliamı, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’ndeki (BMGK) acil oturumda 26 Temmuz 2022’de ele alındı. Oturuma katılan üye ülkelerin temsilcileri, söz alarak Zaxo-Perex Katliamı’nı kınadı. Ancak bu konuda bir adım atılmadı.

Katledilenlerin biri daha 1 yaşında Zehra bebekti, biri 12 yaşında Sara’ydı, biri 16 yaşındaki Zehra Qeys idi. Zehra Xeyri Mihemed 1 yaşındaydı, ailesi Bağdat’tan getirmişti. Sara Qeys Eli, 12 yaşındaydı, Bağdat’tan gelmişti. Zehra Qeys Eli, 16 yaşındaydı, Bağdat’tan gelmişti. Ebas Mihemed Cewad Kerbela’dan gelmişti. Hesen Ebdulemir 55 yaşındaydı Kerbela’dan gelmişti. Eli Sebah İsmail, 43 yaşındaydı. Secad Mihemed Casim 24 yaşındaydı. Ebas Ela Ebdul Ehmed 30 yaşındaydı. Teha Ebdulrehman Nemet, 25 yaşındaydı.

Til Temir katliamı

Kuzey ve Doğu Suriye’de okullar, kilisleler, hastaneler, çocuklar hedef alındı. Asuri-Süryani Hıristiyanların yaşadığı Til Temir’e bağlı Til Tewîl köyü ile Til Temir’in kuzeydoğusundaki kilise de Mayıs 2022’de bombalandı. 18 Ağustos 2022’de Til Temir ve Hesekê yolu üzerinde yer alan Şemokê köyünde bulunan bir okula yönelik Silahlı İnsansız Hava Aracı (SİHA) saldırısında, 4 çocuk hayatını kaybetti. 11 çocuk yaralandı. Çocukların Birleşmiş Milletler’in bir eğitim yardımı programına katılan ve voleybol oynamakta oldukları kaydedildi. Saldırıda hayatını kaybeden çocuklar Raniya Eta, Zozan Zêdan, Dîlan Izedîn, Diyane Elo idi. 24 Ağustos sabahı Türkiye’ye ait SİHA Til Rifat merkezini bombaladı. Reşîd Elîko (28), Fatima Osman Mamo (21) hayatını kaybetti.

25 Aralık 2022’de Türkiye’nin Şera ilçesine bağlı Tinibê köyüne yönelik roketli saldırısında 16 yaşındaki Eseed Mihamîd yaşamını yitirdi.

Eşit ve özgür yaşama karşı bomba

Türkiye 2022’de de kendi kaderlerini tayin etme özgürlüğünü, eşitlik, bütün farklılıkların biraradalığını savunan Kuzey ve Doğu Suriye kentlerindeki halkları sürmek, özerk yönetimine son vermek için girişimlerde bulundu ve operasyonlar yaptı. Suriye’de TSK’nin bulunduğu kentlerde maaşa bağladığı, silah, erzak, lojistik her türlü ihtiyacını karşıladığı Suriye Milli Ordusu (SMO) ile birlikte kurduğu ortak üslerden Kuzey ve Doğu Suriye kentlerine top, tank, obüs atışları yaptı. ABD ve Rusya’nın hava sahasını açık tutmasıyla SİHA’larla, Dronlarla saldırılarda bulundu. 20 Kasım 2022’de de Til Rifat, Minbic, Kobanê, Derik hattında “Pençe-Kılıç” adıyla hava operasyonu yaptı. Hastaneler, sağlık birimleri, okullar, elektrik santralleri, petrol alanları bombalandı. Hava saldırısı sonrası da sınırdan ve TSK-SMO üstlerinden saldırılarını sürdürdü. 20 Kasım’da Derik’te bombalanan yerdeki yaralılara yardıma gidenler bombalandı, 11 sivil hayatını kaybetti.

AKP-MHP yönetiminin sık sık Türkiye’deki milliyetçiliği de körüklemek, muhalefeti dağıtmak için devreye koyduğu Kürtlere saldırı politikası sonucu Kuzey-Doğu Suriye’de onlarca kişi katledildi.

Ocak-Aralık arasında en az 54’ü DSG’li 113 kişi hayatını kaybetti. Saldırılarda Şam hükümeti 52 asker kaybetti, ancak Suriye yönetimi hava sahasını Rusya’ya kapattıramadı.

Cizîrê Bölgesi İnsan Hakları Derneği verilerine göre Türkiye 2022’de Kuzey-Doğu Suriye’ye saldırılarında 21 çocuk katledildi, 57 çocuk yaralandı. Efrîn Bölgesi’nde ve Hol Kampı’nda toplam 17 kadın katledildi. Efrîn’de 9 kadın kaçırıldı.

Şengal’e saldırılar

KDP peşmergelerinin kaçması sonucu IŞİD’in 3 Ağustos 2014’te soykırım yaptığı Şengal’de Êzidîler özerk yönetim kurmuştu. IŞİD dönemindeki toplu mezarlar kazılırken, bulunan her toplu mezar yaraları ve acıları yeniden kanatıyordu. Türkiye ve KDP ise işbirliği yaparak özerk yönetime son vermek için sık sık saldırılar organize etti. KDP yönetiminde olan Mesud Barzani, Neçirvan Barzani (Federe Kurdistan Başkanı) ve Mesrur Barzani’nin (Federe Kurdistan Başbakanı) sık sık ABD, Irak, Türkiye ile görüşmelerinde Şengal’in işgal edilmesi istedi. IŞİD’in kaçırıp köleleştiridiği kadın ve çocuklar hala Türkiye gibi yerlerde saklanırken, KD, Şengal’de özyönetimi yok etmek için yıl sonu yaklaşırken da işgal çağrılarını sürdürdü. Türkiye sık sık SİHA’lar ile Şengal’i bombaladı.

21 Ocak 2022’de YBŞ aracı Şilo Vadisi’nde hedef alındı, YBŞ Komutanı Azad Êzdîn ve Enwer Tolhildan hayatını kaybetti.

1 Şubat 2022’de Türkiye savaş uçakları Şengal’e yoğun saldırılar düzenledi, gece saat 22:00’de Şengal Dağları’nın zirvesindeki stratejik noktalar olan Amûd ve Çilmira bölgeleri bombalandı.

15 Haziran’da Sinun ilçesindeki Halk Meclisi binası ve çevresindeki dükkanlara iki hava saldırısı düzenlendi. 12 yaşındaki Selah Naso hayatını kaybetti, 8 kişi de yaralandı.

2 Mayıs’ta Irak ordusu Şengal’e helikopterler desteğiyle askeri güç sevk etti. Sinun’daki Êzidî güvenlik merkezleri ve Dugur köyüne saldırılar yapıldı. Êzidî güvenlik güçleri ve YBŞ karşı çıkarak geri çekilmeye zorladı.

29 Ağustos’ta Şengal’in Behreva köyünde bir araca, 23 Eylül’de Şengal’in Til Ezêr ilçesine, 6 Ekim’de Şengal’in Serdeşt Kampı’nın çevresine, 18 Ekim’de Şengal’in ana yolu üzerinde Êzdixan Asayişi’ne, 28 Ekim’de, Şengal’in Cidal kontrol noktası yakınlarına SİHA saldırıları oldu. Evler hasar gördü, çok sayıda kişi yaralandı. En son 1-3 Kasım 2022’de de Şengal merkezine yakın olan Hesin Meman Mezarlığı’nın çevresi, Şengal merkezdeki Elnisir Mahallesi’nde bir araç hedef alındı, Êzidî genç Mehsin Şemo hayatını kaybetti.

Irak’ta Muhammed Sudani yönetimi 27 Eki 2022’de kurulurken Şengal Demokratik Özerk Yönetimi de bir toplantı aldı. Toplantının sonucu 29 Ekim 2022’de açıklanırken şu çağrı yapıldı: “Şengal, Irak’ın bir parçasıdır. Ancak öyle bir kültüre ve inanca sahip ki, her zaman katliamlara maruz kalmış ve korunmamıştır. Bu yüzden Demokratik Özerkliği Şengal için temel çözüm olarak görüyoruz. Bağdat ile Hewlêr arasında 9 Ekim 2020 tarihinde imzalanan Şengal anlaşması derhal iptal edilmelidir. Artık Êzidî ve Şengal halkına sorulmadan Şengal’e yönelik hiçbir anlaşma yapılmamalı ve dayatılmamalıdır. Türk devletinin özelde Şengal’e olmak üzere Irak’a yönelik hava saldırılarına karşı BM, ABD ve Irak’a hava sahasını kapatma çağrısında bulunuyoruz.”

Suriye ambargo

TSK-SMO saldırılarına paralel olarak Suriye de Halep’teki Kürt mahalleleri Şêxmeqsud Mahallesi ve Eşrefiye Mahallesi ile Efrîn’den göç ettirilenlerinin de kaldığı Şehba’ya ambargoyu derinleştirdi. Mazot, ilaç, un, kuru-yaş gıda vb gibi hayati ihtiyaçlarda sıkıntı yaşandı. Sobalar, jenatörler vb alanlarda kullanılan yakıt kıtlığı baş gösterdiği için kış koşullarında çocukların hastalanmaması için okullar tatil edildi. Evlerde oksijen ihtiyacı duyan çocuklar, hastalar elektrik kesintileri nedeniyle tıbbi araçları kullanamadı, sağlıkları tehlikeye girdi. Efrîn’den göç ettirilenlerin kaldığı Til Rifat da Şehba’da bulunuyor. Til Rifat, aylar süren savaştan sonra Suriye-Rusya-İran güçlerinin geri aldığı Halep’in kuzeybatısında olması hasebiyle stratejik pozisyondaydı. Til Rifat, cihadist güçlerin bir dönem kuşattığı Halep’teki Şii yerleşimler Nubul ve Zehra kasabalarına da yakındı. Ambargoya karşı sık sık protestolar oldu. HABER MERKEZİ

 

#direnişleri #Şengal #Rojava #Zap

PANORAMA: Rusya-Ukrayna savaşı

M.Şehmus Güzel

24 Şubat 2022’den günümüze geçen zaman içinde ABD’nin, Ukrayna Başkanı Volodimir Zelenski’ye güveni sarsıldı. Zelenski’nin kimi konuda ABD’ye bilgi vermeden eyleme kalkışması, Moskova’daki suikast, Moldovya’da Rusya yanlısı televizyon vericisinin bombalanması, Kırım Köprüsü’nün kısmen havaya uçurulması, vb. ABD tarafından iyi ve hoş karşılanmadı.

Artık ABD Ukrayna Başkanı’na her konuda güvenmiyor. Savaşın ilk 303 gününde birkaç defa Zelenski’nin provokatif türdeki eylemlerini beğenmediğini açıkça sergileyen ABD kimi konuda, Zelenski’ye artık bilgi vermeyerek de güvensizliğini somutlaştırdı. Örneğin Rusya Savunma Bakanı’nın cepheye teftiş için gelmesini bildirmedi.

Ama ABD Zelenski’den de vazgeçemiyor. Çünkü Zelenski bir anlamda sadece kendisi ve ülkesi için değil aynı zamanda ABD için de savaşıyor. Bir anlamda savaşın taşeronu. ABD “çocuklarını” savaşa göndermeden Rusya ordusunun önünü Ukraynalılarla kesmeye uğraşıyor.

ABD savaştan kârlı çıkmak istiyor: Örneğin savaşla birlikte Avrupa devletlerinin enerji alanında Rusya’dan uzaklaşmalarını sağladı. Bu durumun sürmesini istiyor. Almanya Rusya ile enerji alanındaki elverişli koşullardaki işbirliğine nokta koyuyor. ABD’den daha pahalıya doğalgaz satın alıyor. Kim kârlı?

ABD kazanıyor birkaç alanda birden: Hem doğalgazı daha pahalı satarak. Hem Alman ve Fransız sanayi ürünlerinin maliyetinin yükselmesi nedeniyle birkaç işkolunda, örneğin otomobilde, rekabet şansı biraz daha artıyor.

ABD’nin avantajları çoğalıyor

Gözden kaçırmamamız gereken bir nokta var: Birçok alanda ABD ile Almanya, ABD ile Fransa arasında uluslararası pazarlarda, karşılıklı alış-verişte ve / veya başka devletler veya şirketlerle alış-verişte son derece ciddi bir rekabet sürüyor. ABD’nin kendi ürünlerinin satışında veya yabancı şirketlerin ABD’ye yatırım yapmasında teşvik edici ve rekabet edilmesi neredeyse olanaksız yöntemleri pek çok. Son aylarda Fransa’da yatırım yapmaktan vazgeçip, elverişli koşullar ve teşvik edici olanaklar (örneğin fabrikanın kurulacağı arazinin hediye edilmesi gibi, vergi indirimi, belli bir süre vergi bağışıklığı, vb.) elde ederek ABD’ye yatırım yapan Hintli şirketler var…

Avrupa devletleri doğalgazı artık Rusya’dan değil Amerika’dan ve daha pahalı almak durumunda kalarak hiç istemedikleri bir şekilde ABD’ye bir de bu alanda bağımlı hale geldiler.

ABD öteden beri olduğu gibi uzun dönemdeki hedefini, Rusya Federasyonu’nun zayıflaması, çok sayıdaki cumhuriyetin Federasyon’dan birer ikişer ayrılması, Federasyon’un parçalanması hedefini gündemde tutuyor. Bu anlamda Ukrayna’nın bir tür koç başı gibi Rusya’ya saldırmasını belki biraz tereddütle, şüpheyle, ikircikli bile olsa yine de destekliyor. Ukrayna nereye kadar gidebilirse oraya kadar diyerek. Ama üç kere dikkat, “kırmızı çizgileri”,  “eylemlerin boyutlarını, sınırlarını”, kullanılacak silahları kendisinin belirlediği ölçü-ler-de.

ABD ile Ukrayna’nın savaş konusunda her alanda anlaştıkları söylenemez. Ukrayna ve ABD savaşta izlenecek taktik açısından da aynı yolda değiller: Ukrayna saldırısını, savaşı Rusya içlerine kadar götürmek, Rusya kasaba ve kentlerini bombalamak ve bu işler için gerekli silahları ısrarla istiyor. (Fırsat bulunca bombalıyor ama üstlenmiyor; 26 ve 27 Aralık 2022’de yaptığı gibi.) ABD Ukrayna’nın doğrudan doğruya Rusya’ya saldırmasının savaşın coğrafi boyutlarını genişletebileceğinden, çatışmaları ve kayıpları yoğunlaştırabileceğinden, şimdilik, çekindiği için karşı. Bu nedenle Ukrayna’ya hep “kendini koruması için” silah verdiğini iddia ediyor. “Hücum” kelimesini kullanmıyor. “Ukrayna için adil bir barış” isteğine vurgu yapıyor. Bu nedenle Ukrayna devletinin sınırları içinde kalan kısa hedefleri vuracak füzeler hediye ediyor. Uzun menzilli olanların menzilini kısaltıyor.

Zelenski’ye artık güvenilmiyor

Aralık 2022’de Zelenski’yi kabul eden Biden’in görüşmeleri sırasında ve sonraki basın toplantısında başını dizindeki veya önündeki notlardan kaldırmadığı gözünüzden kaçmamıştır. Zelenski’ye güvenilmiyor, ayrıca Biden’in artık gelenekselleşen bir dil sürçmesiyle içinden çıkılmaz bir duruma düşülmek istenmiyor.

ABD Kırım konusunda da Zelenski’den farklı düşünüyor. “Ulusal Şef”, “Kırım Fatihi” ve benzeri sıfatlarla T büyük harfle Tarih’e geçmek niyetini, arzusunu gizleyemeyen Zelenski, Kırım’ı geri almak niyetini birkaç kez dillendirdi. Oysa Biden barışa gidilmesi için yapılacak görüşmelerde “2014 sonrası sınırların konuşulmasından” söz ederek Rusya’nın on yıl önce topraklarına kattığı Kırım’ı “Rus malı” olarak gördüğünü dolaylı bir biçimde de olsa açıkladı. ABD Rusya’dan sonra bir de Ukrayna gibi “kendisini Ukrayna malı dev aynasında gören bir dev-let”le sürekli muhatap olmak, onun dertleriyle de uğraşmak istemiyor.

Dahası ABD atom bombası ve benzeri son derece korkutucu ve sınırsız tahribatıyla büyük felaketlere yol açacak silahların kullanılmasına zemin hazırlamak da istemiyor. ABD Rusya’ya bizzat yönlendirdiği bir “ders” verilmesinden yana mutlaka. Ama bu “ders”, en azından şimdilik, daha fazla sürmemeli. ABD “dersi” verenin Zelenski değil “Amerika” olmasını da istiyor. Rusya’nın parçalanması ise uzun dönem (belki elli yıllık, belki yüz yıllık) hedefi olarak bekleyebilir. Zelenski mutlaka Tarih’e geçecek ama bu da sınırlı olmalı.

ABD’nin saldırı başladığında Zelenski’ye bir uçak gönderip Ukrayna’dan çıkarmayı teklif ettiğini anımsayalım. Ukrayna’nın doğusundaki iki küçük “vilayet” ve hatta Ukrayna’nın tümü ABD için tayin edici önemde stratejik bir hedef değil. Zelenski’nin “kahramanlığı” belki hayranlık doğurucu ama ülkesinin harabeye döndürülmesinin sorumlularından biri olduğu da unutulmuyor ve tahribata artık bir son verilmesi de arzulanıyor. Zelenski’nin Rusya ile sorunları barışçıl bir biçimde çözmemesi ve hele 2015’te Minsk’te Almanya, Fransa ve Rusya ile imzalanan anlaşma hükümlerini uygulamaktan vazgeçmesi affedilmiyor.

Zarar ve ziyanda da bir noktada durmasını bilmeli. Biden’in, ABD’de Zelinski’yle görüşmesinde, Ukranya için “adil barış” istediğini vurguladığını da bir kez daha anımsatmalıyım. Nihayet ABD ve ABD yurttaşları, bilhassa vergi ödeyenleri, Ukrayna’ya her yıl kırk veya elli milyar dolar yardım yapmaktan bıkabilir. Az para değil hani. ABD için bile!

Dahası 2022 Aralık ayının son günlerinde olduğu gibi ABD bile beklenmeyen iklimsel bir felaketin kurbanı olabilir. Mali olanaklarını kendisi ve yurttaşları için saklamayı, kullanmayı tercih edebilir. Kâr felaketi sonucu yeni bir “buzul çağına” girilmesi tehlikesi yanında, 25 ve 26 Aralık’ta televizyon ekranlarında tanık olduğumuz gibi kimi yurttaşın karnını ve ailesini doyurmak için süpermarketleri yağmalaması ve benzeri olaylar da korkutuyor. ABD ne kadar güçlü olursa olsun kimi felaketin üstesinden gelemeyebilir.

Çin Halk Cumhuriyeti (ÇHC) ile Tayvan arasındaki gerginlik de 25 Aralık’ta ve hemen sonrasında bir üst düzeye çıktı: ÇHC 71 uçakla Çin Denizi semalarında askeri tatbikat yaptı. Tayvan askerlik süresini uzatma kararı aldı. ABD, Tayvan ile anlaşmasına göre, Tayvan’a saldırı halinde asker göndermek zorunda kalacak. 21 Ekim’de CNN’deki söyleşisinde Biden bunu bizzat doğruladı. ABD’nin Tayvan’a para yardımı da sürüyor: 2023’te 2 milyar dolar yardım öngörülüyor. ABD istediği kadar güçlü olsun bu kadar devlete ve siyasi örgüte askeri ve para yardımını sürdüremeyebilir. Tayvan ile Ukrayna arasında tercih yapmak zorunda kalabilir. Uzmanlar böyle bir ikilem durumunda ABD’nin Tayvan’ı tercih edeceğini ileri sürüyorlar.

Ukrayna’nın ABD’nin Afganistan’ı, Somali’yi ve Lübnan’ı nasıl terkettiğini anımsaması kendi geleceği açısından gerekli gibi. Nihayet ABD’nin tarihi ve çok derinden ilerleyen ve siyaset sahnesinde ve birçok siyasetçinin bilinçaltında ve / veya bilinçüstünde hep varolan izolasyonist politika eğilimi de yeniden canlanabilir, canlandırılabilir. Bir kez daha “yaşlı kıta” Avrupa ve bıktıran dertleri yüz üstü bırakılabilir.

Ukrayna’nın tarihi şansızlığı

İşte o zaman ve sıraladığım nedenlerle bir komşunun, her alanda anlaşamazsanız bile, kilometrelerce ötedeki bir “müttefik”ten daha yararlı olduğunu anımsarsınız. Komşuya küsülmez. Komşuya küsülmemeli. Dersiniz. Umarım çok geç olmaz.

Ukrayna tarihi uzmanı bir Fransız bilim insanının yazdığı şu gözlem çok yerinde gibi: “Ukrayna ve Ukraynalıların en büyük şansızlığı, 1991’de yeniden bağımsızlık elde edildikten sonra, Rusya Federasyonu Başkanı ile eşit eşite konuşacak, karşılıklı dertleri, sorunları, anlaşmazlıkları anlaşarak çözecek düzeyde yetenekli bir Başkan’a sahip olamamasıdır.”

Bilmem burada Volodimir Zelenski’ye bir komşu olarak (Türkiye Ukrayna’ya o kadar da uzak sayılmaz hani) “İşi tadında bırakmak gerek” deyişini anımsatabilir miyiz? Bir savaşı bitirmek ve barışı kazanmak da niçin Tarih’e geçmenin bir yolu olmasın?

Ukrayna’da Zelenski’nin çevresindeki sözü dinlenenlerin ve Zelenski’nin yakını Ukraynalı oligarklardan kiminin, Başkan’a “Savaş çok sürdü, artık bir uyuşma, bir anlaşma yolu bulunmalı ve çatışmalara son verilmeli” dedikleri Aralık 2022’de Fransa’nın kulağı en delik radyolarından RFİ’nin (Radio France İnternationale) Rusça yayınlarına yansıdı.

Ukrayna’nın ABD’den ve diğer birkaç zengin devletten yardım “dilenerek” savaşı sürdürmesinin bir tür intihar olacağı söyleniyor. Çünkü böyle giderse Rusya Ukrayna’yı bir harabeye çevirecek. Rusya’nın daha önce Suriye’de uyguladığı yöntemleri Ukrayna’da da kullanacağına ve hatta kullanmaya başladığına da kesin gözüyle bakılıyor. Tahribat ve katliam durdurulmalı.

NOT: Bu konuları biraz daha ayrıntılı bir biçimde ekitap-ayorum.com sitesinde yeni yıl hediyesi olarak sunduğumuz Rusya-Ukrayna 22 Şubat 2022, 4.35 başlıklı ekitabımda irdeliyorum. Aklınızda bulunsun. Yeni yılınızı en iyi ve barışçıl dileklerimle kutluyorum.

 

#PANORAMA #RusyaUkrayna #savaşı