Ana Sayfa Blog Sayfa 126

AABF’den Birlik ve Mücadele Mesajı

Almanya Alevi Birlikleri Federasyonu (AABF), Köln’de düzenlenen Başkanlar Divanı Toplantısı’nda bir kez daha Alevilik inancına, örgütlülüğüne ve toplumsal dayanışmaya olan bağlılığını vurguladı. 16. Genel Kurul’un ardından gerçekleştirilen bu toplantıda, son bir yılda yaşanan gelişmeler değerlendirildi ve AABF’ye yönelik saldırılara karşı mücadele kararlılığı ifade edildi.

Alevilik İnancına ve Değerlerine Saldırılar

Başkanlar Divanı, 2023 yılı itibarıyla AABF’ye ve yöneticilerine yönelik artan itibarsızlaştırma kampanyalarına dikkat çekti. Bildirgede, bu saldırıların temel amacının AABF’yi bölmek ve etkisiz hale getirmek olduğu belirtildi. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın bizzat federasyonu hedef göstermesi ve AKP-MHP rejiminin işbirlikçileri tarafından yürütülen kirli kampanyalara karşı AABF’nin direncini artırdığı vurgulandı.

AABF’nin, Almanya’da kamu tüzel kişiliği kazanması, Alevilik derslerinin okullarda yer alması ve üniversitelerde kürsüler kurulması gibi başarılara imza attığı, Türkiye’deki dergahlarla ve Alevi örgütleriyle dayanışma içinde olmasının bazı çevreleri rahatsız ettiği ifade edildi.

Genel Kurulun Güçlü Mesajı

19-20 Ekim 2024’te yapılan 16. Genel Kurul’da AABF, tüm saldırı ve tehditlere karşı birlik mesajını pekiştirmişti. Başkanlar Divanı bu toplantıda, genel kurulun aldığı kararlara atıfta bulunarak, AABF’ye yönelik kumpasların boşa çıkarıldığını ve örgütün birliğinin korunduğunu hatırlattı. Bu irade, yalnızca dış tehditlere değil, içeride kaos yaratmaya çalışan çevrelere de güçlü bir cevap niteliği taşıyor.

Toplumsal ve Kültürel Mücadeleye Devam

Başkanlar Divanı, Alevi toplumu üzerindeki baskılara da dikkat çekti:

  • Cemevlerinin ibadethane olarak tanınmaması,
  • Tarihi ziyaret yerlerinin yok edilmesi,
  • Çocukların zorunlu din dersleriyle asimile edilmesi,
  • Laik eğitimin ve demokratik hakların daraltılması,
  • Irkçılığın yaygınlaşması,
    Bu sorunlara karşı AABF’nin mücadelesinin süreceği açıklandı.

Dayanışmanın Örnek Duruşu

AABF’nin, 2023 deprem felaketinde oynadığı rol de Başkanlar Divanı’nda tekrar hatırlatıldı. Devletin ulaşamadığı depremzedelere ilk elden yardım götüren, üyelerinin ve dostlarının bağışlarıyla dayanışmanın örneğini sergileyen AABF, toplumsal duyarlılığını bir kez daha gözler önüne serdi.

Başkanlar Divanı, Aleviliğin inanç, barış ve adalet değerlerine düşmanlık eden çevrelere karşı, mücadele ve dayanışmanın süreceğini vurguladı. AABF’nin tarihi misyonu doğrultusunda, hiçbir baskıya boyun eğmeden yoluna devam edeceği şu sözlerle özetlendi:
“Kadılar müftüler fetva yazarsa,
İşte kemend, işte boynum asarsa,
İşte hançer, işte kellem keserse,
Dönen dönsün ben dönmezem yolumdan.”

AABF, birliğini koruyarak hak, adalet ve özgürlük için mücadelesini sürdürecek.

Örgütlü Birliğin Gücü; Almanya Alevi Birlikleri Federasyonu!

AABF Köln merkez binasında yönetim kurulu dün başkanlar divanı toplantısını gerçekleştirdi. Örgütlü yapımızı irtibatsızlaştırmak adına dışardan gelen saldırılar ve iddalar değerlendirildi.

Almanya’daki Alevi toplumu, tarihsel olarak pek çok zorlukla yüzleşmiş, ancak her zaman örgütlü bir güçle bu zorlukların üstesinden gelmeyi başarmıştır. Bu güç, Almanya Alevi Birlikleri Federasyonu çatısı altında birleşen toplumsal birliğiyle pekişmiştir. AABF, yalnızca bir çatı örgütü olmanın ötesinde, Alevi halkının haklarını savunmak için yürütülen kararlı ve ilkeli mücadelenin simgesi olmuştur. Almanya’daki Alevi toplumu için büyük bir kazanım olan bu örgütlü birlik, çelikleşmiş bir irade gibi, dışarıdan gelen her türlü tehdit ve saldırıya karşı sarsılmaz bir duruş dün olduğu gibi bugün de sergilemiştir.

AABF’nin bugüne kadar elde ettiği tüm başarılar, sadece başkanların değil, aynı zamanda her bir bireyin gösterdiği özverili çabanın bir ürünüdür. Toplumumuzun hakları, kültürel değerleri ve inançları, yıllardır süren özverili bir mücadelenin sonucunda elde edilmiştir. Ancak bu kazanımların korunabilmesi ve daha da ileriye taşınabilmesi için örgütlü birliğimizin gücünün her geçen gün daha da büyütülmesi gerektiği artık çok daha net bir şekilde gözle görülmektedir.

Kitle Gücünün Büyütülmesi: Her Bireyin Katkısı Önemlidir

Alevi toplumunun güçlenmesi, sadece cemevlerine üye olmakla sınırlı kalmamalıdır. Cemevlerine üye olan her bir birey, kendi inançlarını yaşamakla kalmayıp, aynı zamanda toplumsal mücadeleye de katkı sağlayacaktır. Ancak bu katkının daha etkili olabilmesi için, her bir üyelik, bir başka üyelik getirecek şekilde yayılmalıdır. Yani, cemevlerine üye olan her can, birkaç arkadaşını, akrabasını ya da toplumsal çevresini cemevlerine üye yaparak, AABF’nin kitlesel gücünü artıracaktır. Bu güç, yalnızca toplumsal bir dayanışma ve birliktelik anlamına gelmeyip, aynı zamanda kültürel ve inançsal haklarımızın savunulmasında daha güçlü bir ses olacak.

Örgütlü Birlik: Saldırılara Karşı Direnişin Temeli

Bugün, Almanya’daki Alevi toplumu, daha önce hiç olmadığı kadar yoğun bir saldırıya AABF başkanı Sn Hüseyin Mat’ üzerinden maruz bırakılmıştır. Konu hepimizin bildiği gibi deprem yardımlarının nereye aktarıldığı meselesidir. 6 Şubat depreminin ilk günlerinde, sahaya genel başkan ve “denetleme” kurulu dahil olmak üzere gidenlerdenim ve cemevim adına o an hiç bir anlamı olmayan parayı’ kişileri rencide etmeden teslim ettim; bu nasıl bir vicdansızlıktır ki evladını beton yığınının altından çıkartamamış bir anneye sana verdiğim lokma için buraya bir imza at demek! Bu bizim ne inancımıza ne insanlığımıza sığar. Cemevlerimiz dün başkanlarına maddi manevi sahip çıktıysa bugün de çıkacaktır! Kendine açık kapı arayarak, belgelerin protokollerin sunulmasına rağmen örgütümüzü bölüp parçalamak isteyenlerin ekmeğine yağ sürmeyeceğimizi buradan bir kere daha yenilemek istiyorum.Unutmayalım ki bu saldırılar, sadece bireysel ya da yerel değil, Alevi kimliğine, inançlarına ve toplumsal yapısına yönelik daha geniş çaplı bir tehdittir. AABF’ye yapılan her saldırı, aslında tüm cemevlerimize, tüm Alevi değerlerimize yapılmış bir saldırıdır. Bu saldırılara karşı sağlam bir duruş sergilemek, ancak örgütlü birliğin gücüyle mümkün olacaktır. Alevi toplumunun her bireyi, örgütlü gücünü pekiştirerek, sadece bugünkü kazanımlarını savunmakla kalmayıp aynı zamanda gelecekteki nesillere daha güçlü bir miras bırakma fırsatına sahip olacaktır.

Gün, Sahiplenme Bilinciyle Hareket Etme Günüdür

AABF, sadece bir savunma mekanizması değil, aynı zamanda Alevi toplumunun kimliğini güçlendiren, haklarını savunan ve daha ileriye taşımaya çalışan bir örgüttür. Bugün, her birimizin, AABF çatısı altındaki birliği sahiplenme ve savunma günüdür. Her bir bireyin, örgütlü gücümüzü büyütme noktasındaki katkısı, toplumsal mücadelenin başarısı için belirleyici olacaktır. Birlik ve beraberlik içinde hareket etmek, bu saldırılara karşı güçlü bir direniş oluşturmanın en önemli adımıdır.

Saldırıların yalnızca AABF’ye değil, tüm cemevlerine, tüm Alevi toplumu ve inancına yönelik olduğunu unutmamalıyız, yöneticiler gelip geçici kurum kalıcıdır. Bu bilinçle hareket ettiğimizde, sadece AABF’yi değil, tüm Alevi değerlerimizi savunmak için daha etkili olabileceğimize şüphe yoktur. Birlik içinde hareket etmek, Alevi örgütlenmesini parçalamak isteyenlere ve bu saldırılara karşı
güçlü bir direniş oluşturmanın en önemli adımı olduğu unutulmamalıdır. Bu bilinçle hareket ettiğimizde, AABF’nin sadece bir çatı örgütü olmanın ötesine geçerek, Alevi toplumunun haklarını daha güçlü bir şekilde savunabileceği bir yapı haline gelmesini sağlayacağız. Birlik ve dayanışma içinde ilerlemek, her türlü saldırıya karşı en büyük direncimiz olacaktır.

Hüseyin Gazi Metin Dede, Antalya’da yoğun bakıma alındı

0

Hüseyin Abdal Ocağı Dedelerinden Hüseyin Gazi Metin, geçirdiği beyin ameliyatı sonrasında yoğun bakıma alındı.

Yaklaşık 4 aydır farklı hastalıklardan kaynaklı tedavi gören Hüseyin Abdal Ocağı dedelerinden Hüseyin Gazi Metin, son olarak Antalya’da Özel Olimpos Hastanesi’nde geçirdiği beyin ameliyatı oldu. Metin Dede, sonrasında Antalya Şehir Hastanesi’nde yoğun bakıma alındı.

1 haftadır yoğun bakımda bulunan Hüseyin Gazi Metin Dede’nin sağlık durumuna dair PİRHA’ya bilgi veren oğlu Müslüm Metin, dedenin durumunun stabil olduğunu belirterek, gün içerisinde yeni tetkiklerin yapılacağını ifade etti.

Metin, “Babam yaklaşık 4 aydır tedavi görüyordu. Ankara’da geçirdiği bel fıtığı ameliyatının ardından yaşadığı rahatsızlık nedeniyle hastanede tedavi görüyordu. En son olarak Antalya’da bulunan Özel Olimpos Hastanesinde beyin operasyonu geçirdi. Ameliyat sonrasında sorunlar devam ettiği için 1 haftadır Antalya Şehir Hastanesinde yoğun bakımda tedavi görüyor. Gün içerisinde tekrar tetkikleri yapılarak, röntgen çekilecek” dedi.

PİRHA/ANTALYA

Kayyım Darbedir! Dersim ve Ovacık’daki Kayyım Gaspına Teslim Olmayacağız

Kayyım, son yıllarda Türkiye’de demokrasi, özgürlük ve yerel yönetimlerin gasp edilmesinin simgesi haline geldi. Bu kez, gözler Dersim ve Ovacık’a çevrildi. Tarihsel olarak halkın iradesiyle seçilen, bu toprakların özlemi ve mücadelesiyle şekillenen yerel yönetimler, bir kez daha kayyımlar tarafından gasp edilmekte. Ancak, bu gaspı kabul etmek, bu haksızlığa boyun eğmek, her şeyden önce halkın iradesine, demokrasiye ve özgürlüğe ihanettir!

Kayyım Nedir?

Kayyım, bir yerel yönetim üzerinde merkezi hükümet tarafından atanan bir yöneticiye verilen isimdir. Yerel seçimle göreve gelmiş bir belediye başkanının görevden alınması ve yerine merkezi hükümetin atadığı bir kayyımın yerleştirilmesi, halkın iradesinin yok sayılması anlamına geliyor. Kayyım uygulaması, özellikle DEM parti ve onun desteklediği belediyelere yönelik olarak son yıllarda yoğun bir şekilde uygulandı. Ancak kayyımların atandığı yerler yalnızca siyasi bir meselenin ötesindedir. Bu uygulama, toplumsal yapıyı, özgürlüğü ve yerel demokrasiyi doğrudan hedef alan bir darbe biçimidir.

Dersim ve Ovacık: Bir Direnişin Adı

Dersim, Türkiye’nin en özgürlükçü, en direngen ve en çok tarihsel hafıza barındıran illerinden biridir. Bu topraklarda halk, tarih boyunca çeşitli zulümlere karşı direniş göstermiştir. Dersim’deki halk, cumhuriyetin ilk yıllarından itibaren devletin merkeziyetçi politikalarına, köylere ve dağlara uyguladığı baskılara karşı mücadele vermiştir. Bu mücadelenin merkezlerinden biri olan Ovacık ise, son yıllarda halkçı ve sosyalist belediyecilik anlayışıyla dikkatleri üzerine çekip, Belediye Başkanı Fatih Maçoğlu’nun halkla iç içe yaptığı çalışmalar, şeffaf yönetim ve sosyal yardımlar, sadece Ovacık’ın değil, tüm Türkiye’nin takdirini kazanmıştı.

Ancak bu halkçı yönetim, hükümetin tekçi politikalarına ters düştü ve Ovacık Belediyesi de kayyım saldırısından nasibini aldı. Dersim’in diğer bölgeleri gibi, Ovacık’ta da kayyım ataması, halkın iradesinin, demokrasiye olan inancın ve yerel yönetimlerin gasp edilmesinin somut bir örneği oldu.

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın iktidarının baskısı altında, yerel yönetimlerin kayyım aracılığıyla değiştirilmesi, yalnızca Ovacık’taki belediyeyi değil, Türkiye genelindeki demokrasiyi de tehdit eden bir duruma dönüşmüştür.

Kayyım ataması, iktidarın yerel yönetimleri kendi kontrolü altına almasının bir aracıdır. Türkiye’de, özellikle Kürt illerinde, DEM parti tarafından yönetilen belediyelere yönelik kayyım uygulamaları, hükümetin muhalefet partilerini ve onların halkla kurduğu bağları zayıflatmayı amaçladığı bir politikadır. Ovacık, DEM partinin veya Kürt siyasi hareketinin yönetmediği bir yer olsa da, buradaki kayyım ataması da aynı temele dayanır: Halkçı ve sosyalist bir belediyeciliğin önünü kesmek, merkezi iktidarın her alanda egemenliğini kurmaktır.

Erdoğan’ın kayyım atamaları, sadece bir yerel yönetim değişikliği değil, aynı zamanda halkın özgür iradesini yok sayan ve demokrasiyi zayıflatan bir eylemdir. Bu adımlar, yalnızca bir siyasi rakibe karşı yapılan hamleler değil, Türkiye’deki çok sesliliği ve çoğulculuğu ortadan kaldırmayı hedefleyen bir stratejinin parçasıdır.

Kayyım, Demokrasiye Darbedir!

Kayyım uygulamaları, sadece bir yerel yönetim değişikliği değil, aynı zamanda demokrasinin bir bütün olarak zedelenmesidir. Halk, seçimle göreve getirdiği temsilcilerini kendisi seçmiştir ve bu irade, hiçbir merkezi güç tarafından çiğnenemez. Kayyım atamaları, Türkiye’deki yerel demokrasiyi çürütmek ve halkın iradesini yok saymak için kullanılan bir araçtır.

Dersim ve Ovacık’taki kayyım atamaları, bu toprakların halkına yapılmış bir darbedir. Zira, halkın seçtiği yöneticiler yerine, merkezi iktidarın atadığı kişilerle yönetilmek, halkın kendi geleceğine karar verme hakkının yok sayılması anlamına gelir. Demokrasi, sadece seçim günlerinde oy kullanmakla değil, o seçimle belirlenen temsilcilerin güvencesiyle anlamlıdır. Bu güvenceye yapılan saldırı, aslında toplumsal barışı, adaleti ve eşitliği de tehdit eder.

Dersim ve Ovacık halkı, hiçbir zaman kayyım düzenine teslim olmadı ve olmayacak. Bu toprakların insanları, halkın iradesini savunarak her zaman demokrasiye, eşitliğe ve özgürlüğe sahip çıkmıştır. Kayyımların, halkın seçtiği belediye başkanları yerine yerleştirilen atamalar, yalnızca yerel yönetimleri değil, halkın özgürlüğünü de hedef alır. Bu nedenle, kayyım uygulamalarına karşı direnmek, sadece yerel yönetimlerin savunulması değil, halkın öz iradesinin savunulmasıdır.

Dersim ve Ovacık, birer simge haline gelmiş, halkçı belediyeciliğin ve demokratik katılımın örneğidir. Bu örnekleri yok etmek, sadece bu belediyeleri değil, tüm Türkiye’deki demokratik kazanımları yok etmeye yönelik bir adımdır. Bu yüzden, kayyım uygulamalarına karşı çıkmak, bir siyasi duruş değil, toplumsal bir sorumluluktur.

Dersim ve Ovacık’a kayyım atanması, halkın iradesine karşı yapılmış bir haksızlıktır. Ancak bu haksızlık karşısında halk asla teslim olmayacaktır. Kayyım uygulamaları, sadece bir belediye başkanının yerine atanan bir kişiyi değil, halkın sesini susturmayı hedefler. Ancak halk, demokrasiye olan inancını hiçbir zaman kaybetmedi ve kaybetmeyecektir. Bu direniş, sadece Dersim ve Ovacık için değil, Türkiye’nin her köşesinde sürecek ve halkın iradesi her koşulda kazanacaktır.

Kayyım, sadece bir yerel yönetim değişikliği değildir; bu, halkın kendi geleceğini belirleme hakkının çiğnenmesidir. Dersim ve Ovacık’taki kayyım atamaları, halkın özgür iradesine yönelik yapılmış bir saldırıdır ve bu saldırıya karşı çıkmak, her birimizin sorumluluğudur.

Dema Ocaxê Bakê

Geçtiğimiz günlerde kuruluşunu ilan ettiğimiz, Elbistan Xoffolar mevkiindeki ziyaret yeri ve cemevimizin artık İstanbul’da bir mekanı var.

Toplumumuza ve hakikatçi geleneğimize en layık şekilde hizmet verebilmek adına, Pir Sultan Abdal Kültür Dernekleri Karayolları Cemevi içerisindeki bir bölüm, iki sevgili Başkan Hıdır Çam’ın dayanışmanın kıymetini gösteren anlamlı duruşuyla, Ocaxe Bake Alevi Kültür Derneğimize tahsis edilmiştir.

Bu çerçevede, Ocaxe Bake’nin de himmetiyle derneğimiz çevresinde birlikte örgütlenerek mücadeleye, yola ve hizmete sizleri davet ediyoruz.

Uzun yıllardır inancımızın ve yolumuzun mücadelesine, TV10, Alevinet ve Can TV gibi Alevi medya kuruluşlarında, pirlerin ve erenlerin yoluna turab olarak hizmet ediyorum.

Kuruluşunu ilan ettiğimiz derneğimizin, aynı zamanda torunu olduğum ocağın bir mensubu olarak, öncülük edenler arasında yer alma gururuyla hizmet edeceğiz. Bu yolda birlikte hareket ettiğimiz başta Onursal Başkanımız Şükrü Yıldız ve kurucu üyelerimiz Ada Su Levla, İsmail Yıldırım, Bayram Karpuz, Mehmet Demir, Mustafa Doğan ve Ali Sizer’e sonsuz teşekkür ediyorum.

Onların ve sizlerin maneviyatına olan inancımla hepinizi aşk ile selamlıyorum.

Ocaxe Bake Alevi Kültür Derneği Yönetim Kurulu Başkanı
Kemal Demir

Tarihe Not Düşenelere Aşk Olsun DEMİR ÇELİK

0

Ansiklopediler, kapsam genişliği, yazılım biçimi ve işlevleri bakımından sözlüklerden, derleme kitaplardan, dergi-özel sayılarından önemli ve nitelikli farklılıklar taşıyan temel başvuru kaynaklarıdır. Bilgiyi sistematik şekilde düzenleme ihtiyacı tarihte ilk kez M.Ö. 4. yüzyılda gündemleşir. O dönemde Platon’un öğrencisi Speksippus bilginin kayıt altına alınması ve düzenlemesi gerekliliğinden hareketle ilk ansiklopedik çalışma başlatılır.
Ansiklopedi kelimesi; Greece’de ‘enkuklospadeia’ kelimesinin dönüşmesi sonucu oluşmuştur. O günden bugüne dek çoklu ve çeşitli bilgilerin alfabetik sıralamaya tabii tutularak yazılması sonucu söz konusu alanın başvuru kaynağı olarak ansiklopediler yazılmışlardır. Yakın dönemde Fransa’da 18. yy’dan itibaren, ansiklopediler, toplumu aydınlatmak, gerçek bilginin gücüyle donatarak, iktidarların ve egemenlerin kuşatıclığından kurtarmayı hedeflemiş, bilimsel ve objektif araştırma olması halinde bugün de aynı tarihsel devrimci misyonunu yerine getirmiş olacaktır. Sistematik çalışmalar neticesinde oluşturlan ansiklopediler bilim, sanat, coğrafya, spor, kültür, tarih, sağlık vb. olmak üzere farklı konu ve alanlara ilişkin yazılmışlardır.

Alevi Ansiklopedisi ile Aleviler kendi tarihine,  inancına, kültürüne ve hafızasına sahip çıksın, kendi anlam ve duygu dünyasını geleceğe taşısın, hakikatleri ile buluşsunlar isteniyor. Bugüne kadar Alevilerin tarihini, kültürünü ve inancını hep egemenler ve iktidarı elinde bulunduranlar yazmıştır. Bize her seferinde katliam ve soykırımları dayatan nahak zihniyet, şimdi de bizim kadim hafızamızı silmek, Aleviliğin tarihsel varoluşunu ve varlığına yönelmiş bulunuyor.

Dolayısıyla Alevi Ansiklopedisi, devletlerin ve Alevi düşün dünyasının dışındaki kesimlerin Alevilik hafızasına ve tarihsel hakikatine dönük manipülasyon, yok etme, zorla dönüştürme gibi müdahalelerine karşı, Alevilerin ilk kez birlikte kendi bilgilerini üretmenin ve kayıt altına alma girişimi olarak değerli ve kiymetli bir çalışma olacaktır. Alevi Ansiklopedisi, Alevilerin düşün dünyasından süzülerek derlenmiş tarihsel ve güncel bilgilerin, çağın ve Alevi toplumunun ihtiyaçları gözetilerek düzenlenen, işlevsel bilgi-aktarım çabası ve kolektif girişimi olarak görülmelidir. Alevi Ansiklopedisi, Alevilik üzerinde farklı hesap ve planları olanların manipülasyonlarına, yönlendirmelerine, zorla dönüştürme girişimlerine karşı güçlü itirazın ve bilimsel  kaynak oluşturmanın  arayışıdır.

Alevi Ansiklopedisi ile, Alevilik tarihi, sosyolojisi, antropolojisi, kültür-sanat ve edebiyatı, coğrafyası, teolojisi, siyaseti ve diğer temel boyutlarıyla Alevilik gerçekliğini dünden bugüne ve geleceğe taşımayı amaçlayan bilimsel çalışma olup Alevi toplumsallığının ürettiği yeni kavramları da kapsayan, Alevilerin dinamik bilgi ve hafıza kaynağı olacaktır. Alevilerin temel başvuru kaynağı olması amacıyla çalıştaylar, konferanslar, seminerler vb. etkinlikler düzenlenecek.  Akademi dünyası ile bilimsel yazılım süreci birlikte yürütülecek olan Alevi Ansiklopedisi, “Yol Bir Sürek Binbir” hakikatinden hareketle Alevi toplumunun çok dilli, çok kültürlü yapısını esas alacaktır.

Aleviliğin tüm boyutlarını ve değerlerini resmetmeyi hedefleyen Alevi Ansiklopedisi, farklı akademik yaklaşımlara kapı aralayan, Alevi toplumunun kültürel zenginliğini farklı pencerelerden değerlendiren, Alevilik üzerine çalışan uluslararası akademik-entelektüel çevrelerle buluşturmanın, bilimsel yöntem ve araçlarla kalıcı, güvenilir, çok sesli bilgi kaynağını oluşturmanın girişimi olarak tüm Alevilerin hizmetine sunulacaktır.
‘Bir Kelimede Sen Söyle!’ Kampanyası ile silinmek istenen Alevi hafızasını canlı tutmak ve inanç değerlerimizi Alevi canlarımızla buluşturmak isteniyor. Her kelime, bize ait olan hakikat hikayemizi ve tarihi kadim hafızamızı anlatsın ki, geleceğimiz karartılmasın diye tarihe not düşmek isteniyor.

Bu anlamda Alevi Ansiklopedi kampanyasının amaç ve ana hedefi; Alevi kültürünü, tarihini, inanç değerlerini ve öğretilerini asimilasyona karşı korumak, ortak değerlerimizi başta dijital ortam olmak üzere kayıtaltına alınmak isteniyor. Her Alevi canı; ‘Bir Kelimeye Bir Euro’ lokmasıyla geleceğimizi birlikte belirlemeye çağıran, çocuklarımızı sosyal medyadaki kirli bilgilerden ve egemenlerin asimilasyonundan korumak isteyen, bize dayatılan çaresizlik ve çözümsüzlükte birbirimizin Xızır’ı olmamız bizden isteniyor. Bize dayatılan asimilasyonu ve kültürel kuşatmayı aşmak, Yol önderi Pirlerimizin öncülüğünde inancımızın tarihsel hakikati ile canlarımızın temel başvuru kaynağı olması çalışmalarına herkesten çok sahip çıkmalı ve gereken desteği esirgememeliyiz.

İsyanımız umut, direnişimiz yolumuzdur!

0

Kadına yönelik şiddet, sadece bireylerin hatalarından kaynaklanan bir sorun değil; toplumu ve sistemi köklerinden sarsan bir yaradır. Bu yara, kadınların kimliğini, emeğini, bedenini ve yaşam hakkını hedef alarak, erkek egemen bir düzenin dayattığı baskının en acımasız yansımasıdır. Bu baskı, yalnızca fiziksel şiddetle değil; emeğin sömürüsü, yoksulluk, savaş ve eşitsizlik politikalarıyla kendini dayatır. Alevi inancı ve yaşam felsefesi, bu haksızlıkları ve adaletsizlikleri reddederek, “İnsanı yaşat ki hak yaşasın” düsturuyla özgürlük ve eşitlik mücadelesini destekler.

Kadın emeği, bu düzenin içinde en çok sömürülen ama en az görünür kılınan alanlardan biridir. Kadınlar evde, tarlada, fabrikada, bürolarda yok sayılan emekleriyle hayatta kalmaya çalışırken, ekonomik bağımsızlıklarını kaybederek şiddetin ve baskının daha da derinleştiği bir döngüye mahkûm ediliyor. Alevi kadınlar olarak, kadın emeğinin sömürüsüne karşı Hakk’ın ve adaletin terazisini savunuyoruz. Çünkü biliriz ki; insanın hakkı, emeğinin değeriyle ölçülür ve emeğin olduğu yerde eşitlik vardır.

Alevi toplumu olarak bizler, her türlü ayrımcılığa ve haksızlığa karşı durmuş, “Hakk’a hizmet, halka hizmettir” diyerek mazlumun yanında saf tutmuş bir yolun yolcusuyuz. Erkek-devlet şiddeti, kadınların mücadelesini baltalamaya, kimliklerini ve haklarını ellerinden almaya çalışsa da biliyoruz ki bu mücadele, insanlık onurunu koruma mücadelesidir. Kadınların susturulmaya çalışıldığı her an, Alevi felsefesinin rehberliğiyle “Dönen dönsün, ben dönmezem yolumdan” demeye devam edeceğiz.

25 Kasım, tüm kadınlar için olduğu gibi, Alevi kadınlar için de bir mücadele günüdür. Bu gün, yalnızca şiddete karşı değil; bizi bir arada tutan canlarımızın eşitliğine, barışına ve özgürlüğüne yapılan her türlü saldırıya karşı yükselttiğimiz bir sestir. Çünkü Alevi inancının temeli, eşitliktir. Kadınıyla erkeğiyle, her can bir bütündür; biri diğerinin ne üstünde ne altındadır.

Bugün, Alevi kadınlar olarak; emeği, barışı ve eşitliği savunan her kadının yanındayız. Savaş politikalarının, kayyım rejimlerinin ve ayrımcılığın en ağır yükünü taşıyan kadınlar, Hakk’a yürüyen Pir Sultanların, Ana Bacıların yolundan ayrılmadan direnişi büyütüyor. Bu isyan, yalnızca bir başkaldırı değil, bir umudu taşır. Çünkü bizler, özgürlüğün ve barışın ateşini gönüllerde büyütmeye yeminliyiz.

25 Kasım’da, meydanlarda bir araya geliyor, “Kadınlar susmaz, bu yol durmaz” diyerek isyanımızı büyütüyoruz. Eşit ve özgür bir yaşam için direnişimizi kuşanıyoruz. Yolumuz bir, mücadelemiz haklıdır. Çünkü biliyoruz ki, isyanımız umudumuzdur, umudumuz yolumuzdur!

Kadınların özgürleşmesi, yalnızca kadınlar için değil, bütün bir toplum için bir kurtuluş mücadelesidir. Bu yüzden, tüm canlarımızı, Hakk ve halk için bu mücadeleyi yükseltmeye çağırıyoruz. Gelin, 25 Kasım’da dayanışma ateşini büyütelim, özgürlüğün yolunu birlikte yürüyelim!

“Kadını özgür olmayan bir toplum, hakka ulaşamaz.”

Dersim’in Kayıp Mezarları Seyit Rıza’nın Onurlu Direnişi ve Bitmeyen Yüzleşme

0

Dersim’in tarihi, bir halkın yok sayılması ve köklerinden koparılmaya çalışılmasıyla şekillendi. 1938, Dersim halkı için yalnızca bir yıl değil, soykırımın iz bırakan ve yıllarca silinmeyen bir yara oldu. Seyit Rıza ve yoldaşlarının idamı, bu yok ediş politikasının simgesi olarak hafızalarda yerini korudu. Elazığ Buğday Ambarı’nda infaz edilen bu insanların mezarlarının hâlâ bilinmemesi, devletin bu trajediyi kabullenme ve yüzleşme konusunda adım atmaktan kaçındığını gözler önüne sermektedir.

Seyit Rıza, son sözleriyle bile bir halkın onurunu ve direncini haykırdı. Ancak onu ölüme gönderen irade, yalnızca onun bedenini değil, onun ardında bıraktığı tüm bir halkın değerlerini de yok etmeyi hedef aldı. Seyit Rıza ve arkadaşları, bu devletin “huzur ve düzen” söylemi altında yürüttüğü asimilasyonun kurbanları oldu. Ancak bu politikalar bitmiş değil, aksine günümüzde farklı yöntemlerle devam ediyor.

Dersim soykırımı sadece fiziksel bir yok etme politikası olarak kalmadı. Bugün Aleviliğin içi boşaltılmaya, sembolik değerleri tahrif edilmeye çalışılıyor. Dedelik ve pirlik gibi manevi önderlik kurumları etkisizleştirilerek devletin kontrolü altına alınmaya çalışılıyor; semah folklorize edilip içeriğinden koparılıyor. Alevi gençlerinin kültürel ve inançsal kimlikleri başka kimlikler altında eritilmeye zorlanıyor.

Dersim halkının özgün dilini konuşmasının yasaklanması, kendi kimliğini ve inancını ifade etme yollarının daraltılması, bu topraklarda süregelen soykırımın şekil değiştirmiş bir hali değil midir? Seyit Rıza ve arkadaşlarının mezarlarının yerini bile bilmeyen bir halk, nasıl olur da geçmişiyle yüzleşebilir? Devletin bu konudaki suskunluğu, Seyit Rıza’nın ve arkadaşlarının mezarlarının hâlâ açıklanmamış olması, yalnızca bir unutma çabası değil, aynı zamanda bir halkı kendi geçmişinden, kimliğinden ve direnişinden koparma girişimidir.

Bir toplumun, en kutsal değerleri ile alay edilerek, manevi önderleri unutulmaya mahkûm edilerek, inançlarına yönelik rüşvetler önerilerek sindirilmesi; devletin bu halk üzerinde kurduğu baskının bir başka yüzüdür. Ne Seyit Rıza’nın onurlu duruşunu, ne de Dersim halkının direniş ruhunu unutturabilecekler. Dersim’in özgün kimliğini yok etmeye çalışan, halkın kendi yolunu yürümesine tahammül edemeyen bu sistem, her geçen gün bu halkı diri tutan yaralar açmaya devam ediyor.

Devletin bu tarihi acıyla yüzleşme ve hakikatleri açıklama yükümlülüğü vardır. Seyit Rıza ve yoldaşlarının mezarlarının nerede olduğu hâlâ açıklanmadığı sürece, bu halkın adalet arayışı bitmeyecek. Dersim halkı, soykırımla yüzleşmeden ve kendi önderlerinin mezarları bulunup hak ettikleri saygı gösterilmeden, kendisini eksik ve tamamlanmamış hissetmeye devam edecektir.

Bugün hâlâ bu halkın acıları üzerinden yapılan pazarlıklar, unutulmaya zorlanan gerçekler ve örtbas edilen yüzleşme talepleri, devletin Dersim üzerindeki baskısını açıkça göstermektedir. Ne Seyit Rıza’nın son sözleri unutulacak ne de Dersim’in direnişi sona erecek. Soykırımla yüzleşilmeden, bu halkın geçmişiyle koparılmış bağları yeniden inşa edilmeden gerçek bir barıştan söz edilemez.

Pir Seyit Rıza Sessiz Bir Direnişin Sesi

Bugün, pek çok insan için Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’ün anıldığı 10 Kasım günü. Ancak Dersim halkının belleğinde, bu tarihin farklı bir yankısı var: Pir Seyit Rıza’nın idam ediliş günü. Bu gün, Cumhuriyet tarihi boyunca unutturulmak istenen bir sesi, bir direnişi ve bir halkın susmaya zorlanan çığlığını hatırlatır.

Pir Seyit Rıza, yalnızca Dersim topraklarının bilge lideri değildi; o, aynı zamanda halkının sesi, yol göstericisi ve adalet arayışının simgesiydi. 1937 yılında Dersim’de yaşanan çatışmaların ardından “isyancı” olarak anılsa da, mücadelesi yalnızca bir direniş değil, halkına duyduğu derin bir bağlılık ve adalet arzusunun ifadesiydi. Onun için, yaşam yolculuğu; Dersim’in dağları, vadileri ve halkının tarihine duyduğu sevdayla örülmüştü.

Elazığ’da, bir buğday ambarında kurulan darağacında son sözlerini söylediğinde, Pir Seyit Rıza, sadece o günün değil, tüm bir tarih ve halkın sessiz çığlığını dile getiriyordu: “Evladı Kerbelayız, Bihatırız, ayıptır, zulümdür, cinayettir!” Bu sözler, idam sehpasında bile boyun eğmeyen bir halkın hak arayışının ölümsüz yankısıydı. Dersim’in dar vadilerinde yankılanan bu çığlık, Seyit Rıza’nın şahsında daha da derinleşti. Onun idamı, yalnızca Dersim’in ileri gelen bir şahsiyetinin kaybı değildi; bir kültürün, bir inancın ve bir halkın susturulmaya çalışılmasıydı. Ne var ki, sessizleştirilmeye çalışılan bu ses, nesiller boyu duyulmaya devam etti.

Seyit Rıza’yı anlamak, onun mücadelesinin arka planını kavramaktan geçer. Sadece Dersim’in toprakları için değil, halkının dili, inancı ve onuru için bir ömür adayan bu bilge adam, genç yaşında başladığı yolculuğunda, toplumunun lideri olarak anılmayı fazlasıyla hak etti. Bugün onu anarken, sadece Dersim’i değil, Anadolu’nun tüm kadim kültürlerini ve geçmişini hatırlıyoruz. Seyit Rıza’nın mirası, Dersim’de yankılanan eski ağıtlarla birlikte, özgürlüğün, adaletin ve direncin sembolü olarak hâlâ hafızalarımızda.

Dersim halkı için, 10 Kasım’ın anlamı işte burada saklı. Bu tarih, yalnızca bir insanın değil, bütün bir halkın susturulmaya çalışılan sesi, zamana meydan okuyan çığlığıdır. Onu anlamak, o çığlığa kulak vermek ve onun bıraktığı mirası yaşatmak demektir.

Aydınlık’ın manşetine tepki: Bunlar asılsız saldırılar, itibarsızlaştırma operasyonları!

Aydınlık gazetesinin itibarsızlaştırma operasyonuna 5 Alevi Alevi kurumundan sert tepki geldi. Ortak açıklama yapan Alevi kurumları, 6 Şubat Maraş merkezli 11 ilde meydana gelen depremin ardından AABK tarafından toplanan yardım paralarının kaybolduğu iddiasının asılsız ve itibarsızlaştırma operasyonu olduğunu belirtti. Açıklamada, “Bağışlar ve hak lokmaları eksiksiz olarak ihtiyaç sahiplerine ulaştırılmıştır. Alevi toplumunun dayanışma kültürüne zarar vermek amacıyla yapılan bu saldırıları ve resmi ideolojilere hizmet eden tutum ve davranışları asla kabul etmiyoruz, kınıyoruz” denildi.

Vatan Partisi’nin yayın organı Aydınlık gazetesinin “AABF’nin topladığı deprem paraları kayıp” manşetiyle Almanya Alevi örgütlenmesine saldırması Türkiye’deki Alevi kurumlarının tepkisini çekti.

Ortak yazılı bir açıklama yapan Alevi Bektaşi Federasyonu(ABF), Pir Sultan Abdal Kültür Derneği(PSAKD), Alevi Kültür Dernekleri(AKD), Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı(HBVAKV) ve Türkiye Alevi Federasyonu(ADFE), 6 Şubat 2023 tarihinde Maraş merkezli 11 ilde meydana gelen depremin ardından AABK tarafından toplanılan yardım paralarının kaybolduğu iddiasının asılsız olduğunu bildirdi.

Büyük itibarsızlaştırma operasyonlarının yapıldığını vurgulayan Alevi kurumları, AABK tarafından toplanan bağışların, Türkiye’deki Alevi kurumları aracılığıyla depremde mağdur olan canlara ulaştırılması için yoğun ve ciddi bir çalışma yürütüldüğünü hatırlatttı.

Açıklamada, “Bu bağışlar ve hak lokmaları eksiksiz olarak ihtiyaç sahiplerine ulaştırılmıştır. Özellikle Alevi toplumunun deprem yardımları süresince gösterdiği çaba ve özveri, deprem bölgelerinde takdirle karşılanmış ve birçok kişi tarafından örnek gösterilmiştir. Alevi toplumunun dayanışma kültürüne zarar vermek amacıyla yapılan bu saldırıları ve resmi ideolojilere hizmet eden tutum ve davranışları asla kabul etmiyor, kınıyoruz” denildi.

“HER ADIMI BİRLİKTE PLANLADIK”

Alevi kurumlarının ortak yaptığı açıklamada şu ifadeler yer aldı:

“Türkiye Alevi kurumları olarak, 6 Şubat 2023 tarihinde Maraş merkezli 11 ilde meydana gelen depremin ardından, Hızır gibi afet bölgesine yetişerek ihtiyaç sahiplerine yardım ulaştırmak için büyük bir çaba sarf ettik. Depremin ilk gününden itibaren, elimizdeki tüm imkanları seferber ederek yapılması gereken her ne varsa yapmaya çalıştık. Bu çalışmalarımızda, özellikle Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu (AABK) ve bileşenlerinden Almanya Alevi Birlikleri Federasyonu’nun (AABF) büyük katkı ve desteği olmuştur. Depremin ilk gününden itibaren her adımımızı birlikte planlayarak koordineli bir şekilde ilerledik. Devletin yardım elini uzatmadığı, acil ihtiyaçları bile karşılayamadığı günlerde bizler Alevi Kurumları hiç kimseyi birbirinden ayırt etmeden tüm imkanlarımızı seferber ettik.

“AABK TARAFINDAN TOPLANAN BAĞIŞLAR DEPREMDE MAĞDUR CANLARA ULAŞTIRILMIŞTIR”

AABK tarafından toplanan bağışlar, Türkiye’deki Alevi kurumları aracılığıyla depremde mağdur olan canlarımıza ulaştırılması için yoğun ve ciddi bir çalışma yürütülmüştür. Bu bağışlar ve hak lokmaları eksiksiz olarak ihtiyaç sahiplerine ulaştırılmıştır. Özellikle Alevi toplumunun deprem yardımları süresince gösterdiği çaba ve özveri, deprem bölgelerinde takdirle karşılanmış ve birçok kişi tarafından örnek gösterilmiştir.

Ancak, böylesine fedakarlıkla yapılan bu yardımları itibarsızlaştırmaya çalışan bazı kişilerin, özellikle geçmişte Alevi kurumlarında yöneticilik yapmış olanların sosyal medya üzerinden gerçekleştirdiği asılsız saldırılar anlaşılır gibi değildir. Bu paylaşımların kontra haber siteleri ve gazetelerinde yayınlanması Alevi hareketini hedef alan saldırılara dönüşmektedir.

“BÜYÜK İTİBARSIZLAŞTIRMA OPERASYONLARI”

Bu büyük itibarsızlaştırma operasyonlarının kimler tarafından organize edildiğinin ve kimlerin işbirliği ile yapıldığının farkındayız. Alevi toplumunun dayanışma kültürüne zarar vermek amacıyla yapılan bu saldırıları ve resmi ideolojilere hizmet eden tutum ve davranışları asla kabul etmiyor, kınıyoruz. Saygılarımızla”

PİRHA/İSTANBUL