Ana Sayfa Blog Sayfa 14

DAD Gazi Katliamı’nın 31. yılına özel açıklama!

Demokratik Alevi Dernekleri (DAD), Gazi Katliamı’nın 31. yılı dolayısıyla bir açıklama yaparak, katliamın faillerinin hala cezalandırılmadığını vurguladı. 1995 yılında Gazi Mahallesi’nde gerçekleşen saldırıda 22 kişi hayatını kaybetmişti. DAD, bu trajik olayın, Alevi toplumu için derin yaralar açan bir insanlık suçu olduğunu belirtti.

Açıklamada, “Gazi katliamı, direniş tarihimizin ve toplumsal hafızamızın önemli bir parçasıdır” denildi. Katliamın, organize bir saldırı olarak gerçekleştirildiği ve protestoların resmi kolluk güçleri tarafından bastırıldığı ifade edildi. DAD, halkın adalet talebinin hâlâ sürdüğünü vurguladı.

Katliamın ardından açılan davaların zaman aşımına uğratıldığı ve faillerin cezasız kaldığına dikkat çeken DAD, “Bu insanlık suçu, demokratik mücadelemizi daha da güçlendirme gerekçesidir” dedi. Açıklamada, şehitler saygıyla anılırken, demokratik mücadeleye devam etme sözü verildi.

DAD, Gazi Katliamı’nın yıl dönümünde, katilleri ve onları organize eden güçleri bir kez daha lanetleyerek, Alevi toplumu ve vicdan sahibi tüm bireylerin bu travmayı unutmayacağının altını çizdi.

Gazi Katliamı 31. Yılında unutulmadı mı?

Gazi Katliamı, 12 Mart 1995 tarihinde İstanbul’un Gazi Mahallesi’nde gerçekleşti ve bu olayda birçok insan hayatını kaybetti. Katliam, Gazi Cemevi önünde düzenlenen bir yürüyüşle anıldı. Bu yıl anma etkinlikleri, katliamda yaşamını yitirenlerin aileleri ve çeşitli sivil toplum kuruluşlarının temsilcilerinin katılımıyla gerçekleştirildi.

Yürüyüş, Gazi Şehitleri Anıtı önünde başladı. Anmaya, Alevi Dernekleri Federasyonu, Alevi Bektaşi Federasyonu ve diğer birçok kurumun temsilcileri katıldı. Etkinlikte, katledilenlerin fotoğrafları taşınarak “Gazi halkı burada, katiller nerede?” sloganları atıldı.

Anma sırasında, katliamda hayatını kaybedenler için bir dakikalık saygı duruşu gerçekleştirildi. Alevi dedeleri ve pirleri, gülbengler okuyarak anma programını sürdürdü. Ancak etkinlikte, bir polis memurunun şehit ailelerine yönelik hakaretleri nedeniyle kısa süreli bir gerginlik yaşandı.

Katılımcılar, yürüyüş boyunca “Gazi şehitleri ölümsüzdür” ve “Gazi’nin hesabı sorulacak” gibi sloganlar atarak adalet talebinde bulundular. Gazi Katliamı’nın üzerinden 31 yıl geçmesine rağmen, olayın faillerinin hâlâ yargılanmamış olması, anmaya katılanların tepkisini artırdı.

Gazi halkı, yaşanan acıların unutulmaması ve adaletin sağlanması için mücadele etmeye devam ediyor. Bu tür anmalar, hem geçmişin hatırlanması hem de gelecekte benzer olayların yaşanmaması için önemli birer adım olarak değerlendiriliyor.

FEDA ve DAKB, Salih Müslim için başsağlığı diledi.

Demokratik Alevi Federasyonu (FEDA) ve Demokratik Alevi Kadınlar Birliği (DAKB), önemli bir Kürt siyasetçisi olan Salih Müslim’in yaşamını yitirmesi nedeniyle başsağlığı mesajı yayımladı. Müslim, 11 Mart 2026 tarihinde böbrek yetmezliği tedavisi gördüğü süreçte hayatını kaybetti. FEDA ve DAKB, Müslim’in yaşamını özgürlük ve adalet mücadelesine adadığını vurgulayarak, onun anısına saygılarını sundu.

Açıklamada, “Salih Müslim, Kürt halkının özgürlük ve onur mücadelesini yaşamının gerekçesi haline getirmiştir. Rojava halkının soykırımcı devletlere ve DAİŞ/HTŞ çetelerine karşı mücadelesinde ön saflarda yer almış, inkar ve imha politikalarına karşı direnişin sembol isimlerinden biri olmuştur” denildi.

Müslim’in kişiliği ve halkıyla kurduğu güçlü bağ da öne çıkarıldı. FEDA ve DAKB, onun mütevazı duruşunu ve ezilen halkların eşit, özgür ve onurlu yaşamı için verdiği mücadeleyi takdirle anarak, “Geleceğe örnek olarak taşınacak onurlu bir duruş ve büyük bir mücadele mirası bırakmıştır” ifadesini kullandı.

FEDA ve DAKB, Salih Müslim’in ailesine, mücadele arkadaşlarına ve tüm ezilenlere başsağlığı dileyerek, kaybın, sadece Kürt halkı için değil, Alevi toplumu ve tüm ezilenler için büyük bir acı olduğunu belirtti.

ABD-İsrail’in İran’a yönelik saldırganlığına amasız-fakatsız karşı çıkılmalıdır Deniz Aras

13-15 Şubat 2026 tarihinde 62’si düzenlenen Münih Güvenlik Konferansı’nda birçok Avrupalı lider ve bürokrat hem “Yeni Dünya Düzeni”nin hem de Atlantik İttifakı’nın yıkıldığını itiraf etti. Almanya Başbakanı, D.Trump dönemiyle birlikte artık “kurallara dayalı düzen”in yok olduğunu ve “güçlünün kuralları koyduğu eski düzen”inin geri geldiğini söyledi. “Yeni”yi eskinin karşıtı sayan bu bakış açısı, her yeni düzenin, eskinin kökleri ve birikimiyle biçim aldığını göz ardı ederken; “yeni” adı altında sürdürülen düzenin mümkün olmasını sağlayan sömürü ve tahakküm ilişkilerini ve güçlünün “kuralları belirlediği” kapitalist işleyişi manipüle etmeyi amaçlıyordu. D.Trump’la birlikte “orman kanun”larının geri geldiğini iddia etmek, manipülasyondan başka anlama gelmez. “Venezuela’dan başkan kaçırma” tiyatrosundan ve İran’a yönelik saldırıdan sonra da benzer tartışmalar yaşanmaya devam ediyor.

ABD emperyalizminin Siyonist İsrail’le birlikte İran’a yönelik gerçekleştirdiği saldırı ikinci haftasına girdi. ABD, bir süredir, etkisini kaybeden hegemonyasını yeniden tesis etmek ve içinde debelendiği krizi aşmak adına yeni bir konsept devreye sokmuş, “içeride” ve “dışarıda” daha agresif, saldırgan bir politikaya yönelmişti. Emperyalist kapitalist sistemin jandarması pozisyonuyla krizlerden en fazla etkilenen durumunda olan ABD, rakipleri karşısında, mevcut konumunu korumak adına hem ekonomik hem de siyasi hem de askeri alanlarda daha domine edici bir tutum takınmıştı. D. Trump gibi bir emlak tüccarının devlet başkanlığına seçilmesi de bu yönelimin ve ihtiyacın bir sonucu olarak gündeme gelmişti.

ABD’nin İran’a yönelik saldırısı, Münih Güvenlik Konferansı’nda AB’li liderlerin itiraf ettiği üzere, bugüne kadar kapitalistler tarafından dünya halklarına sergilenen “demokrasi savunucusu” oldukları, “insan hakları”na saygıları, “barış” istedikleri şeklindeki oyunun sonuna gelindiğinin somut bir kanıtıdır. Gelişmeler, emperyalistler arasındaki rekabetin yeni bir küresel düzen kurma rotasında yol aldığına işaret etmektedir. ABD emperyalizmi hegemonyasını, rakiplerinin geleceğe dair olası hazırlık ve projeksiyonları bağlamında yeniden yapılandırmakta ve küresel nizamı sarsarak, yeniden biçim vermeye çalışmaktadır. Dünya enerji kaynaklarının önemli bir kısmını barındıran Ortadoğu’nun da bu yeni düzenin parantezine alındığı açıktır.

İran, ABD emperyalizminin yeni bir küresel düzen hedefinde kritik bir öneme sahiptir. Bu hem jeopolitik konumu hem de sahip olduğu enerji kaynakları bakımından böyledir. ABD, Siyonist İsrail’i bir koç başı gibi kullanarak bölgede İran’a yönelik saldırı için sahayı uygun hale getirmiş ve harekete geçmiştir. ABD’nin Siyonizm’le birlikte İran’a yönelik gerçekleştirdiği bu saldırılar üçüncü paylaşım savaşına doğru atılmış daha büyük ve tehlikeli bir hamledir. Saldırı, kısa sürede küresel ekonomiyi sarsmış, petrol başta olmak üzere enerji fiyatlarının fırlamasına neden olmuştur. İran, ABD/NATO ve AB ile Rus ve Çin emperyalistleri arasındaki hegemonya savaşında çok önemli bir kavşak olarak karşımızda durmaktadır.

İran’da, ABD’nin domine ettiği bir rejimin kurulması, NATO’nun doğrudan Rusya’ya komşu olması anlamına gelecektir. Diğer yandan da Çin’in, başta enerji alanında olmak üzere Kuşak ve Yol Projesi gibi uzun yıllardır yaşama geçirmeye çalıştığı küresel ölçekteki projeler ve hedefleri baltalanacaktır.

Buradan hareketle, ABD/İsrail-İran savaşının kısa sürmeyeceği açıktır. Bu, uzun yıllardır bir savaş ekonomisi inşa eden İran rejimi ile ilgili olduğu kadar Rusya ve Çin’in stratejik çıkarları nedeniyle de böyledir. Tarihsel bir yönetme kabiliyetine sahip İran hakim sınıflarının ve onların bugünkü temsilcileri durumundaki Molla rejiminin, kısa sürede devrilmeyeceği açıktır. ABD/Siyonist İsrail’in, İran’a yönelik saldırısı ve İran’ın karşı misillemeleriyle şimdiden binlerce insan yaşamını yitirmiştir. Emperyalist paylaşım ve hegemonya savaşı, bir kez daha işçi, emekçileri ve halkları hedef almıştır. Çatışmaların uzamasıyla başta İran olmak üzere bir bütün Ortadoğu halklarının daha fazla acı ve felaketle karşı karşıya kalacağına şüphe yoktur.

ABD/İsrail’in, İran’a yönelik saldırganlığının, demokrasi, insan hakları veyahut rejimin faşist karakteriyle uzaktan yakından bir ilgisinin olmadığını söylemeye bile gerek yoktur. Bu iki gücün, bugüne değin dünyanın herhangi bir ülkesine barış, demokrasi veya özgürlük getirdiği görülmemiştir.

Bu konuda net olmak önemlidir; ABD/İsrail’in İran’a yönelik saldırganlığına amasız-fakatsız karşı çıkılmalıdır. Emperyalist bir saldırganlık ve işgal sözkonusu olduğunda, eleştirilerimizin sivri ucu saldırının hedefindeki ülkeye, buradaki rejime değil saldırganlara yönelmelidir. Bugün, yalan olduğunu söyleme gereği bile bulmadığımız gerekçelerle İran’a saldıran ABD/Siyonist İsrail’dir. Devrimci-demokratik ve ilerici kamuoyunun, eleştiri oklarının hedefi kuşkusuz bu güçler olmalıdır. Bu tutum, gerici İran Molla rejimini savunduğumuz, savunacağımız anlamına da gelmemektedir. Daha düne kadar özgürlük, eşitlik ve adalet talebiyle sokaklara çıkan İran halkı, korkunç bir zulüm cenderesine maruz bırakılmıştır. ABD veya İsrail’in bu direnişi manipüle etmeye çalışması, İran halkının söz konusu taleplerine ve direnişine gölge düşürmez. İran’ın gerici Molla rejimi yıkılmalıdır. Bu yıkımın asli unsuru ve bu amacı gerçek kılacak yegane güç İran halkıdır.

Yeni Yaşam Gazetesi

AĞAÇDAŞLARIM… NECATİ ŞAHİN

Bonn – Venusberg ormanlık…
Tepeden bakıyor Bonn’a.
Dört cepheden…

Günlerdir, her gün o ormana dalıyorum.

Çocukluğumdaki gibi ağaçlar ile muhabbet ediyorum.

Henüz belki beş yaşında bile yoktum.
Koçgiri, Cogi Köyü – Hallas mezrasındaki evimizin karşında bir koruluk.
Meşe.

Meşeler daire halinde.
içi, çadır içi gibi.

Girip oynardım.
Hayır tek başıma değildim.
Onlarca, yüzlerce Meşe.
Neşe içinde.

O çadır gibi dairenin içinde mavi mavi çiçekler toplardım.
Koklardım.
Toprak kokardı.
Belli ki baharmış.

Yıllar sonra menekşe olduğunu öğrendim.
Çiçek çiçektir işte.

Bonn’un tepesinde,
tepe içinde başka bir tepe.

Ağaçlar daire olmuş.
Cemal cemale.
Semaha durmuşlar.
Köydeki gibi.

Girdim dairenin içine.
Ağaçlara baktım yukarı yukarı doğru.

Aamanın ben diyem
60 metre.
Siz deyin 80.

Bizim meşeler nire
Bu, çoğu kestaneler nire…

“Demek ki geri kalmış yurdumun ağaçları da bodur kalmış” dedim içimden.

Ağaçlarla dost olmak için önce güvenini kazanmalı insan.

Öyle yaptım.
Girdim ortalarına.
Kendimi tanıştırdım.
Çok umurlarında olmadı önceleri.

Sonra, ben sarılınca, öpünce…
Yavaş yavaş gülümsediler yüreğime.

Küçük olana
EVLATDAŞ dedim.
Bağrıma bastım.

Dalına
TORUNDAŞ dedim.
Gözlerinden öptüm.

Orta kalınlıkta olana sarıldım
KARINDAŞ dedim.
Anladı.
Yaşıtız.
“Eyvallah Birader” dedi.

Biraz daha büyüğüne ARKADAŞ dedim.
Cilve yaptı.

Biraz daha büyük, biraz da ciddi olana
YOLDAŞ dedim.
Sanki, “Yoldaşlar çok satar birbirini der gibi hissettim.”
Yoo bizimkisi öyle değil Yoldaşım dedım.
İdeoloji ötesi.
Daha derin.
Doğa, doğal.

Yoldaşımın beli biraz kalın:
Boynu uzun ince zarif.,
sülün…

Epeyce yaşlı olana ANADAŞ dedim.
Sarıldım.
Sırma Anam
Koktu.
Nevruz…

En büyük, yüce olan bakıp duruyordu.
Öyle bilge bilge bakıyordu.
Sarıldım.
Ohoo beş kol daha gerek tam kucaklamaya.
Ellerinden öptüm.
BİLGEDAŞ dedim.
“Uiusun” dedim.
“Yol uludur” dedi.
“Dikenli” dedim.
Güldür, yürü “dedi.
*
Hergün aynı muhabbet.
Gitmesem özlüyorum.
Görmesem özlüyorum

*

Doktorlarım ile konuşuyoruz odamda.

Günlerin nasıl geçiyor?

“Ohooo çok yoğunum.
Zamanımın çoğunu muhabbet ederek geçiriyorum.”

“Nasıl yani, odanda yalnızsın.”

“Odamda yalnızım.
Ormanda dostlar arasındayım.”
Muhabbetimiz bol”

“Kimler ile buluşup, konuşursunuz öyle.”

“Ağaçdaşlarim ile…”

“Yani?”

Yani, başladım anlatmaya.l;

Evlatdaş
Torundaş
Karındaş
Arkadaş
Yoldaş
Anadaş
Bilgedaş…

Doktorun yaşlı olanı.
Sarıldı…
Candan…

Neden Ağaçlar?
Dedi…

Dedim ;
Riyasız.
Düzgünler.
Çok ‘düzgünler’…”

Necati şahin
Bonn, 10.03.2026

*

Bu yazımı,
Doğa Aşkını bana aşılayan
Doğa İnsanı
Canım Arkadaşım FAYSAL İLHAN’a minnetle, özlemle adıyorum.

Ağaçlar gibi ışıklar da Yoldaşıdır…

DAD, Munzur Üniversitesine tepki gösterdi!

Demokratik Alevi Dernekleri (DAD), Munzur Üniversitesi yönetiminin uygulamalarına yönelik sert bir eleştiride bulundu. 10 Mart 2026 tarihinde yapılan açıklamada, üniversitedeki asimilasyon ve ayrıştırma politikalarının son dönemde belirginleştiği vurgulandı. DAD, bu uygulamaların bilimsel, laik, demokratik ve özerk üniversite anlayışıyla bağdaşmadığını ifade etti.

Açıklamada, üniversite yönetiminin cinsiyetçi, milliyetçi ve Türk-İslamcı kadrolarla işbirliği yaptığına dikkat çekilerek, Alevi inancına ve Dersim’in tarihsel hafızasına yönelik saldırılar sürdürüldüğü belirtildi. Ayrıca, liyakatten yoksun siyasi atamaların üniversite içerisindeki baskı ve tehdit ortamını arttırdığı ifade edildi.

DAD, açıklamada, üniversitedeki baskı politikalarının artık kamuoyunun bilgisi dahilinde olduğunu ve bazı akademisyenlerin Alevi kimliğine sahip olmalarına rağmen bu baskı politikalarına ortak olmalarının düşündürücü olduğunu dile getirdi. Mücadelede birlik çağrısı yaparak, Dersim halkının ve Alevi kamuoyunun bu asimilasyon politikalarına karşı durması gerektiğini vurguladı.

Rektörlük binasındaki çay ocaklarının kapatılması gibi uygulamalara da tepki gösteren DAD, farklı inanç ve kimliklerin barış içinde bir arada yaşamasının önemini vurguladı. Açıklamada, Munzur Üniversitesi’nin bu baskıcı politikalarının, demokratik toplum tartışmalarının yoğunlaştığı bir dönemde artarak sürdürülmesinin son derece kaygı verici olduğu ifade edildi.

Son olarak, DAD, üniversite rektörü ve dayatmacı anlayışta ısrar eden akademisyenlerin bir an önce soruşturulması gerektiğini belirtti. Açıklama, demokratik bir üniversite ortamında farklı kimliklerin, inançların ve kültürlerin zenginlik olarak görülmesi gerektiğini vurgulayarak son buldu.

Munzur Üniversitesindeki uygulamalar endişe verici!

Alevi Bektaşi örgütleri, Dersim’deki Munzur Üniversitesi’nde son zamanlarda yaşanan uygulamalarla ilgili ortak bir açıklama yaptı. Bu açıklamada, üniversitedeki uygulamaların kaygı verici olduğu vurgulandı. Örgütler, özellikle inanç özgürlüğü ve eşit yurttaşlık ilkelerine dikkat çekerek, yaşanan durumun kabul edilemez olduğunu ifade etti.

Açıklamada, üniversitedeki bazı uygulamaların Alevi toplumu üzerinde olumsuz etkiler yarattığına dikkat çekildi. Örgütler, bu tür ayrımcı ve dışlayıcı uygulamaların, toplumda kutuplaşmaya sebep olabileceğini belirtti. Ayrıca, eğitim kurumlarının tarafsız ve herkesin inancına saygı gösteren bir ortam sağlaması gerektiği ifade edildi.

İlgili örgütler, bu tür uygulamaların durdurulması için yetkililere çağrıda bulunarak, demokratik ve eşitlikçi bir yaklaşım benimsenmesini talep etti. Alevi Bektaşi toplumu, inanç özgürlüğünün sağlanması ve tüm bireylerin eşit yurttaşlık haklarına sahip olması gerektiğinin altını çizdi.

Soykırımlarla yüzleşmeden barış sağlanabilir mi?

Demokratik Alevi Federasyonu (FEDA) ve Demokratik Alevi Kadınlar Birliği (DAKB), 12–15 Mart 1995 tarihlerinde İstanbul’un Gazi ve Ümraniye mahallelerinde yaşanan Gazi Katliamı’nın yıldönümü dolayısıyla yazılı bir açıklama yaptı. Açıklamada, katliamın devletin karanlık güçleri tarafından planlandığı ve uygulandığına dikkat çekildi. FEDA ve DAKB, bu olayın Alevi ve Kürt toplumlarına yönelik bir saldırı olduğunu vurguladı.

Açıklamada, Gazi Katliamı’nın devletin Alevilere karşı tarihsel bir düşmanlığın ve asimilasyon politikalarının bir parçası olduğu belirtildi. Bu katliamın, o dönemdeki Kürt özgürlük mücadelesini zayıflatmayı hedeflediği ifade edildi. FEDA ve DAKB, halkların birleşik mücadelesinin güçlenmesinin devleti tehdit ettiğini belirterek, bunun sonucunda katliamın gerçekleştirildiğini kaydetti.

Günümüzde de benzer asimilasyon politikalarının devam ettiğine işaret eden açıklamada, “Ramazan Genelgesi” olarak bilinen düzenlemenin öğrencilere Sünni İslam inancının dayatılması amacı taşıdığı savunuldu. Bu durumun, Alevi inancının yok sayılmasına yol açtığını vurgulayan FEDA ve DAKB, demokratik, laik ve anadilde eğitim talep edenlerin gözaltına alındığını ifade etti.

FEDA ve DAKB, Gazi Katliamı’nın yıldönümünde, barış ve demokratik toplumun ancak asimilasyoncu politikaların terk edilmesiyle mümkün olabileceğini belirtti. Gazi’de yaşamını yitirenlerin anısının, demokrasi, adalet ve eşitlik mücadelesinin en güçlü dayanaklarından biri olduğuna dikkat çekildi. Açıklamanın sonunda, “Gazi’de kaybettiklerimizi unutmadık, unutturmayacağız” ifadesi yer aldı.

Alevilik ve Gelecek Buluşması Londrada gerçekleşiyor.

Alevi toplumu, inanç, kültür ve geleceği üzerine önemli bir buluşma gerçekleştirecek. “Alevilik ve Gelecek – Birlik, Yol ve Gelecek Toplantıları” adı altında düzenlenecek etkinlik, 15-17 Mayıs 2026 tarihlerinde Londra İAKM & Cemevi’nde yapılacak. Bu etkinlik, Alevi yolunun geçmişi, bugünü ve geleceği üzerine çeşitli başlıkları ele almayı hedefliyor.

Etkinlikte, Alevi inancının temel değerleri olan ikrar, rızalık ve birlik çerçevesinde 4 panel ve 40 seminer düzenlenecek. Katılımcılar, Alevi toplumunun karşılaştığı güncel sorunlar, genç kuşakların rolü ve inanç kurumlarının geleceği gibi konuları tartışma fırsatı bulacak. Organizasyon komitesi, etkinliğin sadece bir tartışma platformu değil, aynı zamanda muhabbet ve dayanışma ortamı olacağını vurguladı.

Etkinliğe katılma çağrısında bulunan organizatörler, “Hak aşkıyla yürüyen canlar muhabbet meydanında buluşuyor” diyerek, Alevi yolunun kadim bilgeliğinin, bugünün sorumluluklarının ve yarının umutlarının birlikte konuşulması gerektiğini ifade etti. Katılımcılara, “Sözünüz, katkınız ve varlığınız geleceği büyütür” mesajı iletildi.

Buluşma, Alevi toplumunun farklı kesimlerini bir araya getirerek inanç ve kültürel dayanışmayı güçlendirmeyi amaçlıyor. Bu anlamda, etkinliğin, Alevi inancının zenginliğini ve dayanışma ruhunu pekiştireceği umuluyor.

Mollalar ve Amerika İran’a demokrasi getirebilir mi?

Mersin Cemevi Başkanı Pir Hasan Kılavuz, Suriye’deki Alevilere yönelik devam eden soykırıma dikkat çekti. Kılavuz, Alevi toplumunun sesinin uluslararası düzeyde duyulmadığını belirterek, Suriye’de yaşananların geçmişle sınırlı olmadığını vurguladı. “Suriye’de Alevilere hiçbir zaman imkan tanınmadı. Esad sonrası dönemde bu durum daha da kötüleşti. Colani’nin gelişi, Alevilere yönelik katliamları artırdı” dedi.

Kılavuz, Suriye’deki Alevilere yapılanların Bosna-Hersek’teki soykırımla benzerlik taşıdığını ifade ederek, dünya kamuoyunun bu duruma sessiz kaldığını söyledi. “Dünya gözünü kapadı. Avrupa ve Birleşmiş Milletler, Suriye’deki olaylara karşı duyarsız kaldı” diyerek, Alevi toplumunun yaşadığı zulme dikkat çekti. Kılavuz, Türkiye’deki Alevi yazarların ve aydınların bu konuda ses çıkarmaya başladığını ancak bunun yetersiz olduğunu vurguladı.

Kılavuz, İran’a yönelik ABD ve İsrail saldırılarının artmasıyla birlikte, savaşın insan hayatı üzerindeki yıkıcı etkilerine dikkat çekti. “Bu savaşta binlerce insan hayatını kaybedecek. Amerika, İsrail ve işbirlikçi Arap devletleri İran üzerinde ciddi baskı uyguluyor” dedi. Kılavuz, savaşın durdurulması için uluslararası toplumdan güçlü bir irade beklediğini belirtti.

Alevi toplumunun yaşadığı zulme karşı durulması gerektiğini vurgulayan Kılavuz, “Mollaların rejimini tasvip etmiyoruz, ancak dış müdahaleler de İran’a demokrasi getirmeyecek” ifadelerini kullandı. Kılavuz, barış ve kardeşlik için müzakere masalarının önemine değinerek, “Acının, ızdırabın ve savaşın ortadan kaldırılması tek dileğimizdir” dedi.