Ana Sayfa Blog Sayfa 14

Munzur Üniversitesindeki uygulamalar endişe verici!

Alevi Bektaşi örgütleri, Dersim’deki Munzur Üniversitesi’nde son zamanlarda yaşanan uygulamalarla ilgili ortak bir açıklama yaptı. Bu açıklamada, üniversitedeki uygulamaların kaygı verici olduğu vurgulandı. Örgütler, özellikle inanç özgürlüğü ve eşit yurttaşlık ilkelerine dikkat çekerek, yaşanan durumun kabul edilemez olduğunu ifade etti.

Açıklamada, üniversitedeki bazı uygulamaların Alevi toplumu üzerinde olumsuz etkiler yarattığına dikkat çekildi. Örgütler, bu tür ayrımcı ve dışlayıcı uygulamaların, toplumda kutuplaşmaya sebep olabileceğini belirtti. Ayrıca, eğitim kurumlarının tarafsız ve herkesin inancına saygı gösteren bir ortam sağlaması gerektiği ifade edildi.

İlgili örgütler, bu tür uygulamaların durdurulması için yetkililere çağrıda bulunarak, demokratik ve eşitlikçi bir yaklaşım benimsenmesini talep etti. Alevi Bektaşi toplumu, inanç özgürlüğünün sağlanması ve tüm bireylerin eşit yurttaşlık haklarına sahip olması gerektiğinin altını çizdi.

Soykırımlarla yüzleşmeden barış sağlanabilir mi?

Demokratik Alevi Federasyonu (FEDA) ve Demokratik Alevi Kadınlar Birliği (DAKB), 12–15 Mart 1995 tarihlerinde İstanbul’un Gazi ve Ümraniye mahallelerinde yaşanan Gazi Katliamı’nın yıldönümü dolayısıyla yazılı bir açıklama yaptı. Açıklamada, katliamın devletin karanlık güçleri tarafından planlandığı ve uygulandığına dikkat çekildi. FEDA ve DAKB, bu olayın Alevi ve Kürt toplumlarına yönelik bir saldırı olduğunu vurguladı.

Açıklamada, Gazi Katliamı’nın devletin Alevilere karşı tarihsel bir düşmanlığın ve asimilasyon politikalarının bir parçası olduğu belirtildi. Bu katliamın, o dönemdeki Kürt özgürlük mücadelesini zayıflatmayı hedeflediği ifade edildi. FEDA ve DAKB, halkların birleşik mücadelesinin güçlenmesinin devleti tehdit ettiğini belirterek, bunun sonucunda katliamın gerçekleştirildiğini kaydetti.

Günümüzde de benzer asimilasyon politikalarının devam ettiğine işaret eden açıklamada, “Ramazan Genelgesi” olarak bilinen düzenlemenin öğrencilere Sünni İslam inancının dayatılması amacı taşıdığı savunuldu. Bu durumun, Alevi inancının yok sayılmasına yol açtığını vurgulayan FEDA ve DAKB, demokratik, laik ve anadilde eğitim talep edenlerin gözaltına alındığını ifade etti.

FEDA ve DAKB, Gazi Katliamı’nın yıldönümünde, barış ve demokratik toplumun ancak asimilasyoncu politikaların terk edilmesiyle mümkün olabileceğini belirtti. Gazi’de yaşamını yitirenlerin anısının, demokrasi, adalet ve eşitlik mücadelesinin en güçlü dayanaklarından biri olduğuna dikkat çekildi. Açıklamanın sonunda, “Gazi’de kaybettiklerimizi unutmadık, unutturmayacağız” ifadesi yer aldı.

Alevilik ve Gelecek Buluşması Londrada gerçekleşiyor.

Alevi toplumu, inanç, kültür ve geleceği üzerine önemli bir buluşma gerçekleştirecek. “Alevilik ve Gelecek – Birlik, Yol ve Gelecek Toplantıları” adı altında düzenlenecek etkinlik, 15-17 Mayıs 2026 tarihlerinde Londra İAKM & Cemevi’nde yapılacak. Bu etkinlik, Alevi yolunun geçmişi, bugünü ve geleceği üzerine çeşitli başlıkları ele almayı hedefliyor.

Etkinlikte, Alevi inancının temel değerleri olan ikrar, rızalık ve birlik çerçevesinde 4 panel ve 40 seminer düzenlenecek. Katılımcılar, Alevi toplumunun karşılaştığı güncel sorunlar, genç kuşakların rolü ve inanç kurumlarının geleceği gibi konuları tartışma fırsatı bulacak. Organizasyon komitesi, etkinliğin sadece bir tartışma platformu değil, aynı zamanda muhabbet ve dayanışma ortamı olacağını vurguladı.

Etkinliğe katılma çağrısında bulunan organizatörler, “Hak aşkıyla yürüyen canlar muhabbet meydanında buluşuyor” diyerek, Alevi yolunun kadim bilgeliğinin, bugünün sorumluluklarının ve yarının umutlarının birlikte konuşulması gerektiğini ifade etti. Katılımcılara, “Sözünüz, katkınız ve varlığınız geleceği büyütür” mesajı iletildi.

Buluşma, Alevi toplumunun farklı kesimlerini bir araya getirerek inanç ve kültürel dayanışmayı güçlendirmeyi amaçlıyor. Bu anlamda, etkinliğin, Alevi inancının zenginliğini ve dayanışma ruhunu pekiştireceği umuluyor.

Mollalar ve Amerika İran’a demokrasi getirebilir mi?

Mersin Cemevi Başkanı Pir Hasan Kılavuz, Suriye’deki Alevilere yönelik devam eden soykırıma dikkat çekti. Kılavuz, Alevi toplumunun sesinin uluslararası düzeyde duyulmadığını belirterek, Suriye’de yaşananların geçmişle sınırlı olmadığını vurguladı. “Suriye’de Alevilere hiçbir zaman imkan tanınmadı. Esad sonrası dönemde bu durum daha da kötüleşti. Colani’nin gelişi, Alevilere yönelik katliamları artırdı” dedi.

Kılavuz, Suriye’deki Alevilere yapılanların Bosna-Hersek’teki soykırımla benzerlik taşıdığını ifade ederek, dünya kamuoyunun bu duruma sessiz kaldığını söyledi. “Dünya gözünü kapadı. Avrupa ve Birleşmiş Milletler, Suriye’deki olaylara karşı duyarsız kaldı” diyerek, Alevi toplumunun yaşadığı zulme dikkat çekti. Kılavuz, Türkiye’deki Alevi yazarların ve aydınların bu konuda ses çıkarmaya başladığını ancak bunun yetersiz olduğunu vurguladı.

Kılavuz, İran’a yönelik ABD ve İsrail saldırılarının artmasıyla birlikte, savaşın insan hayatı üzerindeki yıkıcı etkilerine dikkat çekti. “Bu savaşta binlerce insan hayatını kaybedecek. Amerika, İsrail ve işbirlikçi Arap devletleri İran üzerinde ciddi baskı uyguluyor” dedi. Kılavuz, savaşın durdurulması için uluslararası toplumdan güçlü bir irade beklediğini belirtti.

Alevi toplumunun yaşadığı zulme karşı durulması gerektiğini vurgulayan Kılavuz, “Mollaların rejimini tasvip etmiyoruz, ancak dış müdahaleler de İran’a demokrasi getirmeyecek” ifadelerini kullandı. Kılavuz, barış ve kardeşlik için müzakere masalarının önemine değinerek, “Acının, ızdırabın ve savaşın ortadan kaldırılması tek dileğimizdir” dedi.

Aleviler yok olma tehlikesine karşı sesini yükseltmeli!

Konyaaltı Alevi Bektaşi Kültürü ve Cemevi Derneği, “Devletin Asimilasyon Çalışmaları ve Alevilik” konulu bir panel düzenledi. Panel, 9 Mart 2026 tarihinde gerçekleştirildi ve katılımcılar arasında araştırmacı yazar Haydar Selçuk, Dr. Yüksel Özdemir, yazar Metin Mat ve sosyal antropolog Hasan Harmancı yer aldı. Eğitimci Zeki Akpınar’ın moderatörlüğünde yapılan panelde, Alevilerin tarih boyunca maruz kaldığı asimilasyon politikaları masaya yatırıldı.

Panelde konuşan Haydar Selçuk, Alevilerin asimilasyona karşı durmaları gerektiğini vurguladı. Selçuk, devletin kendisiyle aynı inanca sahip olmayan grupları yok etme çabalarını tarihsel bir perspektifle ele aldı. Alevilerin geçmişte yaşadığı katliam ve zulümleri hatırlatarak, bu sürecin yüzyıllardır sürdüğünü ifade etti. Selçuk, Cumhuriyet’in de Osmanlı’nın devamı niteliğinde olduğunu belirtti.

Dr. Yüksel Özdemir, Alevilikte Hakk’a Uğurlama Erkanı’na değinerek, insanın doğayla bir bütün olduğunu belirtti. Özdemir, Alevilikteki doğa inancının önemini vurguladı ve bilimin anlaşılması gerektiğini savundu. Ayrıca, insanın kendini tanıması için evrensel değerlerin önemine dikkat çekti.

Yazar Metin Mat, Alevilerin kendilerini saklamak yerine özgün kimliklerini korumaları gerektiğini belirtti. Alevilerin dışarıdaki benzerliklere bakarak kendilerini tanımlamaktan vazgeçmeleri gerektiğini söyleyen Mat, farklılıkların Aleviliği zenginleştirdiğini ifade etti. Ayrıca, Alevi Bektaşi Kültürü ve Cemevi Başkanlığı’nın, Alevileri bölme çabası içerisinde olduğunu savundu.

Sosyal antropolog Hasan Harmancı ise Alevilerin kökenlerini sorgulayarak, Horasan’dan geldiklerine dair bilimsel bir verinin mevcut olmadığını dile getirdi. Harmancı, Alevi kimliğinin nasıl oluştuğunu ve bu kimliğin nasıl korunması gerektiğini ele alarak, toplumsal düşünme biçiminde yeniliklere ihtiyaç duyulduğunu ifade etti.

Gazi Katliamı’nda adalet talebi yükseliyor!

Gazi ve Ümraniye şehit aileleri, Alevi kurumları ve Gazi halkı, 12 Mart Gazi Katliamı’nın 31. yıl dönümünde “Gazi’den Ümraniye’ye Adalet İstiyoruz” sloganıyla anma etkinlikleri düzenleyecek. Bu etkinlikler, katliamda yaşamını yitirenlerin anılmasının yanı sıra adalet talebini yeniden gündeme getirmek amacıyla gerçekleştirilecek.

Anma etkinliklerinin ilki, 9 Mart’ta İstanbul Sultangazi’deki Pir Sultan Abdal Cemevi’nde düzenlenecek panel olacak. “Gazi Katliamının 31. Yılında Gazi’den Ümraniye’ye Adalet İstiyoruz” başlıklı panelde, katliamın toplumsal ve hukuki boyutları ele alınacak. Panele Gazi şehit aileleri, avukatlar ve milletvekilleri konuşmacı olarak katılacak.

11 Mart tarihinde ise saat 10.00’da Gazi Cemevi ve PSAKD Gazi Şehitleri Cemevi önünde toplanılarak, Alibeyköy ve Okmeydanı mezarlıklarında katliamda yaşamını yitirenler anılacak. 12 Mart’ta ise Gazi Mahallesi’nde geniş katılımlı bir anma programı gerçekleştirilecek.

12 Mart’ta Gazi Şehitleri Anıtı önünde saat 10.00’da başlayacak etkinlikte, çerağ uyandırılacak, gülbenkler okunacak ve deyişler söylenecek. Ardından, saat 12.00’de yürüyüş korteji oluşturulacak ve saat 13.00’te Eski Postane önüne yürüyüş düzenlenerek şehitlerin anısına çiçek bırakılacak.

Düzenleyici kurumlar, yaptıkları çağrıda Gazi ve Ümraniye’de hayatını kaybedenlerin unutulmadığını ve adalet mücadelesinin devam edeceğini vurguladı. “Yitirdiğimiz canlarımızı unutmadık, unutturmayacağız. Saygıyla anıyor, adalet ve kardeşlik yolunda yürümeye devam ediyoruz” ifadeleriyle tüm yurttaşları anma etkinliklerine katılmaya davet etti.

Kölnde 8 Mart etkinliği düzenleniyor!

Maraş Demokratik Dernekler Federasyonu (MARDEF) Kadın Meclisi, 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü dolayısıyla Köln’de dayanışma etkinliği düzenledi. Etkinlik, EuroSaal’da gerçekleştirildi ve saygı duruşuyla başladı. Katılımcılar, kadınların şiddet, savaş ve ayrımcılığa karşı mücadelesinin önemine dikkat çekti.

Etkinlikte, Almanya Tilkiler Sosyal Dayanışma Derneği Eşbaşkanı Maviş Torunoğlu, dünya genelinde kadınların hala maruz kaldığı şiddet ve ayrımcılığın yarattığı yıkımlara vurgu yaptı. Torunoğlu, bu olumsuzluklara rağmen kadınların dayanışma ve örgütlü mücadelelerinin umut ve değişimin en güçlü kaynağı olduğunu belirtti.

MARDEF Eşbaşkanı Hatice Sonzamancı ise, Maraşlı kadınların tarihsel direnişi ve kadın özgürlüğü mücadelesine dikkat çekti. Sonzamancı, kadınların toplumsal hafızanın taşıyıcısı olduğunu vurguladı ve yakın zamanda Pazarcık’ta yaşanan kadın cinayetinin bu sistemin bir yansıması olduğunu ifade etti. Kadınların yaşam hakkının hala tehdit altında olduğunu söyledi.

Etkinlikte ayrıca MARDEF Kadın Tiyatro Grubu, “Değişen Değiştirir” adlı gösterisini sahneledi. Programda Klamen Maraşe, Binevş Ciziri ve Ali İkizer de eserlerini seslendirerek etkinliğe katkıda bulundu. Programın sonunda davul zurna eşliğinde halaylar çekildi, kadınların bir araya gelerek dayanışma içinde oldukları bir atmosfer yaratıldı.

8 Mart Dünya Kadınlarına Kutlu Olsun ALİ KÖYLÜCE

Kadınların Mücadelesi Hakkın Tecellisidir Ve Haktır.
Kadınların Mücadelesi İnsanlığın Vicdanının Tecellisidir.
Kadınların Mücadelesi, Dünyanın Yaşanılır Kılınmasıdır.
Kadınların Mücadelesi İnsanlığa Adalettir.

8 mart emekçi kadınlar gününden, dünya kadınlar gününe uzanan, kadınların mücadelesi, her gün yeni başarılarla devam ediyor.

Kadın insanlığın nüfus olarak yarısı olsa da, tümünün anası ve doğuranı, yani var edeni olmasından dolayı, tüm insanlığın vicdanı, atan kalbi, duygusu, sevgisi, umudu ve geleceğidir.

İnsanlığın kadim kültürel tarihinin en büyük koruyucusu olarak, insan türünün doğa ve tabiatın tüm zorluklarına karşı besleyeni, saklayanı ve sahiplenen anacan’ı olarak, can verip bu günlere kadar da getirmiştir.

Geçen zaman içinde doğurduğu ve beslediği erkeğin, herşeye sahip olma hırsının yarattığı zorba sistem, kadını da esir almıştır.

Bu esaret tarihi, tarihin uzun bir zamanında adım adım gelişse de, en belirgin süreç, mitolojilere de konu olan, özellikle tek tanrılı dinlerin hikayelerinde, ilahların hükmüne bağlanmış, kurumsallık kazanmış kurallara bağlanmıştır.

ADEM ile HAVA hikayesi gibi erkek egemenlikli, kadını erkeğin ihtiyacı için bir eşya derecesine indirgeyen bir mantık, gün be gün işlenerek ve ağırlaştırılarak günümüze kadar gelmiştir.

Halbuki, Kadın ilk toplumsallaşmanın komün anası, ocak sahibi, üreme – kendinden verme yetisinin sembolizesi, (JI) XWE-DA’nın ilk ismi olarak, kürt dilinde yaradan anlamında, DA-DAYE-DAYİK gibi XWE-DA olarak kutsallık yüklenen bir sıfatla isimlendirilmiştir.

Ama aynı coğrafyada, ilk dinlerden itibaren gelişen egemenlik sistemlerinin kadın şahsında toplumu köleleştirmesine, bir alternatif olarak komün eksenli bir toplumsal sistemi savunan, bugün adına alevilik dediğimiz toplumsal insanlık mücadelesi, kadını egemenlerin sistemindeki köleleştirme politikasına karşın, hep erkeğin omuzdaşı, eşiti, cananı, yari, maşuğu olarak ve bir adım önde tutarak, yolun temel taşlarından olan hane kurumunun iki hak eşiti olan erkek ve kadını, tek eş ikrarı ile toplumsal kurallara bağlamıştır.

REYA HAK – Hak Yol bozuldukça, toplumdaki uygulama ve kuralları zayıfladıkça, erkek egemenlikli sistemin girdabında kendince tutunmaya çalışsa da, alevi toplumu ve dolayısı ile aile kurumunda yaşanan deformasyon kadın aleyhinde sonuçlar yaratmaya devam etmektedir.

Buradan çıkışın yolu, erkek karşıtı ve sınıflı toplum paradigmasından esinlenen, kapitalist modernitenin özgürlük anlayışı olarak zuhur eden bireyci feminizm değil, komünal doğa toplumcu, hak odaklı, eşitler hukuku ile yeniden kadim toplumsal değerlere sahip çıkmakla olur.

Alevi inancının hedeflediği kamil insan topluluğu aşamasındaki rıza şehri hukukunun, kadın erkek ayrımının yapılmadığı CAN olma, canan olma, sevginin, rızanın ve ikrarın özgür iradeden zuhur ettiği an olacaktır.

8 mart mücadelesi, aynı zamanda inancımızın bozulan temel değerlerini yeniden düzeltme mücadelesidir.

Mutlaka kadınlar ve insanlık kazanacaktır.

Kazanan erkeğe karşı kadın iktidarı değil, erkek ile kadının Can ile Canan muhabbeti olsun.

Tüm kadınlara hakikat kapısı açık ve nasip olsun.
Sevgi dolu, Rızalık hukukuna bağlı, ikrarınız daim olsun.

8 Mart Kadın Dayanışması gücünü bir kez daha gösterdi!

8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü dolayısıyla Almanya’nın Oberhausen kentinde gerçekleştirilen etkinlik, Avrupa Alevi Kadınlar Birliği (AAKB) Başkanı Leyla Solmaz’ın katılımıyla dikkat çekti. Oberhausen AKM, Duisburg Nord AKM, Duisburg Hamborn AKM ve Wesel AKM Cemevleri tarafından ortaklaşa düzenlenen etkinlik, yoğun ilgiyle karşılandı ve güçlü bir dayanışma ortamı oluşturdu.

Etkinlikte, kadınların eşitlik, özgürlük ve adalet mücadelesinin önemi vurgulandı. Leyla Solmaz, salonun tamamen dolduğunu belirterek, katılımın kadın dayanışmasının gücünü bir kez daha gösterdiğini ifade etti. Konuşmalarda, kadın emeğinin sömürülmesine, toplumsal eşitsizliklere ve kadınlara yönelik şiddete dikkat çekilerek, kadın cinayetlerine karşı sessiz kalınmaması gerektiği çağrısında bulunuldu.

Solmaz, kadınların dayanışmayı büyütmesi ve ortak mücadeleyi güçlendirmesi gerektiğini belirtti. AAKB olarak kadınların eşitlik, özgürlük ve adalet mücadelesinin önemine bir kez daha dikkat çekmekten mutluluk duyduklarını ifade etti. Ayrıca, etkinliğin düzenlenmesine katkı sunan tüm kadınlar birliklerine ve yöneticilere teşekkür etti.

Kadınların eşitliği için mücadele sürecek!

Gazi Cemevi Başkanı Hıdır Karadaş, 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü dolayısıyla önemli bir açıklama yaptı. Kadınlara yönelik şiddet ve ayrımcılığın yalnızca kadınların değil, tüm toplumun sorunu olduğuna dikkat çeken Karadaş, bu konudaki mücadelelerinin eşitlik, adalet ve dayanışma temelinde süreceğini vurguladı.

Karadaş, 8 Mart’ın sadece bir anma günü olmadığını, dayanışmayı ve eşitliği savunmanın herkesin ortak sorumluluğu olduğunu belirtti. “Dayanışmayı büyütmek, eşitliği savunmak hepimizin ortak sorumluluğudur” diyerek, kadınların haklarının savunulması gerektiğini ifade etti.

Alevi inancının eşitlik ve paylaşım anlayışına vurgu yapan Karadaş, kadınların toplumsal hayatta eşit yer bulması için mücadele edeceklerini söyledi. “Kadınların sözünün, iradesinin ve emeğinin esas alındığı bir düzen için mücadele etmeye devam edeceğiz” şeklinde konuştu.

Açıklamasının sonunda dayanışma mesajı veren Karadaş, “Hızır cümle canların yardımcısı olsun” diyerek, Alevi inancında dayanışmanın önemine dikkat çekti. Bu tür etkinliklerin, toplumsal barış ve insanlık değerleri açısından hayati önemde olduğunu vurguladı.