Ana Sayfa Blog Sayfa 16

Alevi köyleri maden projesiyle tehdit altında!

Amasya’daki Alevi köyleri, Enerji Bakanlığı’na bağlı Maden Petrol İşleri Genel Müdürlüğü tarafından ihale edilen maden projesi nedeniyle tehdit altında. 25 Mart 2026 tarihinde gerçekleştirilen ihale, Gümüşhacıköy’ün İmirler, Aşağıovacık, Karaali, Kılıçaslan Köyleri ve Tekke Mahallesi’ni kapsayan 4040 hektarlık bir alanı içeriyor. Proje, Alevi inancının kutsal mekânlarını ve su havzalarını da tehdit ediyor.

Alevi kurumları, bu durumu inanç özgürlüğü ve yaşam hakkının ihlali olarak değerlendiriyor. Yapılan açıklamada, “Yaşam alanlarımızın ve inanç merkezlerimizin korunması için her türlü direnişi göstereceğiz” ifadelerine yer verildi. Açıklamada, maden faaliyeti gerçekleşirse Niyaz Baba, İmir Dede ve Kötekli Baba türbeleri gibi kutsal mekânlara ulaşımın tehlikeye gireceği vurgulandı.

Maden projesinin, bölgedeki su kaynaklarını kirletme, doğayı tahrip etme ve Alevi toplumunun inanç değerlerine müdahale etme riski taşıdığı belirtiliyor. Alevi Bektaşi örgütleri, bu projelerin derhal durdurulması ve kutsal mekânların korunması gerektiğini savunuyor. Alevilik inancının doğayı ve suyu koruma esasına dayandığına dikkat çekiliyor.

Alevi kurumları, yetkililere çağrıda bulunarak, “Suya, toprağa ve inanca yapılan müdahale, yaşamın kendisine yönelmiş bir tehdittir” dedi. Bu kapsamda, Amasya’daki maden projelerinin durdurulmasını ve bu alanların koruma altına alınmasını talep ediyorlar.

📌 ALEVİ GAZETESİ’NİN NOTU

Alevi köylerinin maden projesiyle tehdit altında olması, inanç özgürlüğü ve yaşam hakkının açık bir ihlali olarak karşımıza çıkıyor. Bu durum, Alevi kültürünün ve kutsal mekânlarının korunması için mücadele etme gerekliliğini bir kez daha gözler önüne seriyor. Alevi Bektaşi örgütleri, doğanın ve su kaynaklarının korunması adına bu projelerin derhal durdurulmasını talep ederken, haklı direnişlerinin arkasında durmak, toplumun birlikteliğini güçlendirecektir.

— Alevi Gazetesi Editörü

Yoldaş Düşman “Ulu Solculuğun” Alevilerle Kadim Hesabı Ali Qutto

0

Eşitlik bayrağını kaldıranlar neden kendi halkına “kılıç artığı” der?

Türkiye solunun uzun ve acılı tarihinde bir paradoks kırılmadan süregelir: eşitlik için kavga verdiğini söyleyenlerin, zaman zaman en derin eşitsizliği kendileri üretmesi. Bu çelişkinin en çarpıcı biçimi, kendini “ulusalcı sol” ya da “ilerici” olarak tanımlayan bazı çevrelerin Alevilere yönelik tutumunda somutlaşır. Ne var ki bu tutum, artık örtük bir mesafe olmaktan çıkmış; “kılıç artığı” gibi ifadelerin fütursuzca sarf edildiği açık bir ötekileştirme diline dönüşmüştür.

Söz konusu ifade tesadüfi değildir. Alevi toplulukların tarihsel hafızasında derin izler bırakan kıyımları, Osmanlı sürecinin o kanlı sayfalarını yeniden işaret eden bu sözcük; bilinçli ya da bilinçsizce, bir kolektif yarayı tazeler. Tarihi anlamamak mazeret sayılamaz; zira bir sözcüğün ağırlığını bilmeden taşımak da aynı hasarı verir.

“Kılıç artığı” ifadesini dil sürçmesi saymak mümkün değildir. O kelime bir tercihti; ve her tercih, tercih sahibinin zihniyetini ele verir.

Türkiye solunun belirli bir damarı, ulusalcılığı adeta bir kalkan olarak kullanır: dışarıya karşı millî birlik, içeriye karşı homojenlik dayatması. Bu anlayışta “millet” kavramının sınırları çizilirken Aleviler, Kürtler, gayrimüslimler hep bir belirsizlik bölgesine itilir. Bazen sahiplenilirler, bazen sorgulanırlar; ama neredeyse hiç tam anlamıyla “içeriden” sayılmazlar.

Mine Kırıkkanat gibi isimler bu çelişkinin sembolik figürleri oldu. Kalemlerini keskin, zekâlarını tartışmasız kabul etsek bile şunu sormak zorundayız: Yıllarca laik-ilerici saflarda yer almış, “halkın aydını” rolüne soyunmuş birinin, o halkın en kadim ve en çok baskı görmüş kesimlerine bu dili yöneltmesi ne anlama gelir? Yanıt acı, ama nettir: o solculuk, gerçek anlamda herkesi kapsayan bir eşitlik projesi değil, belirli bir kültürel kimliğin aydın versiyonunu meşrulaştıran seçici bir ideolojiydi.

İşin daha da çarpıcı boyutu şudur: bu tür ifadelerin hedefi yalnızca sıradan Alevi vatandaşlar değil, zaman zaman Kılıçdaroğlu gibi siyasi figürler de olmuştur. Yani aynı “solcu” çevreler, muhalefet şemsiyesi altında omuz omuza durmaları gereken bir siyasetçiyi bile bu dille nitelendirmekten kaçınmamıştır. Bu, artık kişisel bir antipati meselesi değil, sistemik bir tutum sorunudur. Alevilik, o zihin haritasında ne kadar örtbas edilse de bir “öteki” işareti taşımaya devam etmektedir.

Tarihsel olarak Aleviler, Türkiye solunun en fedakâr tabanını oluşturdular. 1970’lerin karanlık ortamında can verdiler, cenazeleri Taksim’e gönderilemedi, isimleri mezarlarda fısıltıyla anıldı. Bunların karşılığında kendilerine biçilen yer, sol söylemin süsü olmak mı olacaktı? Kullanıldıklarında “bilinçli emekçi,” eleştirilmek istendiklerinde “kılıç artığı” mı?

Eşitlik, yalnızca sizinle aynı kimliği taşıyanlar için savunulduğunda eşitlik değil, ayrıcalıktır. Solculuk da böyledir: herkes için olmadığında solculuk değil, yalnızca başka bir tahakküm biçimidir.

Dil üzerine söylenmiş en doğru şeylerden biri şudur: sözcükler düşünceyi yansıtmaz, düşünceyi inşa eder. “Kılıç artığı” gibi bir ifadeyi kullanan biri, yalnızca kaba bir sövgü etmemiştir; farkında olsun ya da olmasın, bir toplumsal kıyımın mirasını meşru bir kimlik silahı olarak kullanmaktadır. Bu, Yahudi bir vatandaşa “soykırım artığı” demekten, Ermeni birine “tehcir bakiyesi” demekten farklı değildir. Şiddetin hafızası bir kimliğin üzerine yük olarak bindirilmekte ve o kimliği taşıyan insanlar, varoluşlarıyla savunmaya çekilmektedir.

Kaldı ki bu söylemi üretenler, medyada geniş yer bulan, kalem oynatan, kamuoyunu şekillendiren isimlerdir. Sıradan bir internet yorumcusunun öfkeli yazmalarından söz etmiyoruz. Sosyal ağırlığı olan figürlerin benzer dili dolaşıma sokması, toplumsal normları aşındırır; “söylendi ve kimse ses çıkarmadı” algısını besler.

Bu yazının amacı bir gruba ya da isme saldırmak değildir. Amaç bir ayna tutmaktır: Türkiye solunun kendisiyle hesaplaşmadığı o karanlık köşeye. Laiklik savunusunu Alevilerin omuzlarında yükseltip onları tarihsel hafızaları üzerinden aşağılamak; ilericilik iddiasıyla sahaya çıkıp toplumun en kırılgan kesimlerine nefret dili uygulamak; “ulusalcıyım” deyip millet denen yapının belki de en köklü unsurlarından birini dışlamak — bunlar birbiriyle çelişmez mi?

Çelişir. Ve bu çelişkiyi adlandırmak, onu aşmanın ilk adımıdır.

Toplumsal barış, farklılıkları yok sayarak değil, onları eşit saygıyla kucaklayarak kurulur. Türkiye bu sınavı defalarca verdi, defalarca geçemedi. Belki en büyük engel dışarıdan gelen baskılar değil, “biz zaten doğru taraftayız” yanılgısıyla kör olan içerideki seslerdir.

Hadi ordan, ulu solcu kafa tasçı — bu cümle belki kaba gelir. Ama bazen nezaket, gerçekten daha az keskin bir kılıç olur. Ve bu topraklarda kılıçların tarihi zaten yeterince ağırdır.

Gustavsburg Cemevi Gençlerin Aidiyetine Destek Oluyor

Almanya’nın Gustavsburg kentinde bulunan Alevi Kültür Merkezi Cemevi, gençlerin kimlik bunalımı ve toplumsal yabancılaşma sorunlarına dikkat çekerek, cemevlerinin bu süreçteki önemini vurguladı. Cemevi yönetimi, gençlerin modern yaşamın zorlukları arasında kendilerini bulma çabasında cemevlerinin güçlü bir aidiyet alanı sunduğunu belirtti.

Cemevi açıklamasında, günümüzde gençlerin küresel kültür baskısı, dijitalleşme ve toplumsal çözülmeler nedeniyle aidiyet hissi yaşamakta zorlandığı ifade edildi. Bu durumun, gençlerin kimliklerini net bir şekilde konumlandırmalarını zorlaştırdığına dikkat çekildi. Cemevleri, bu noktada gençlerin köklü bir geleneğin parçası olduklarını hissetmeleri adına önemli bir rol üstleniyor.

Gustavsburg Cemevi Gençlik Kolu, bu anlayışla bir araya gelerek ortak değerler etrafında buluşmanın önemini vurguladı. Gençler, dayanışma ve birlik duygusunu güçlendirerek cemevi ortamında kendilerini ifade etme fırsatı buluyorlar.

Cemevi yönetimi, gençlerin aynı inanç ve duygu etrafında birleşmeye devam edeceğini, bu birlikteliğin dayanışmayı artıracağını belirtti. Gençlerin kendilerini ifade etme alanları yaratılması, sağlıklı kişilik gelişimleri ve özgüven inşaları açısından büyük önem taşıyor.

📌 ALEVİ GAZETESİ’NİN NOTU

Gustavsburg Cemevi, gençlerin aidiyet duygusunu güçlendirerek toplumsal yabancılaşmaya karşı duruyor. Cemevleri, Alevilik geleneğinin bir parçası olarak gençlerin kimliklerini bulmalarına yardımcı olurken, dayanışma ve birlik ruhunu da pekiştiriyor. Modern yaşamın zorlukları karşısında gençlerin kendilerini ifade etme alanları yaratmak, Alevi toplumu için hayati bir öneme sahiptir.

— Alevi Gazetesi Editörü

Alevilere Yönelik Ayrımcılık Toplumsal Barışa Tehdit

Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu (AABK) Eşit Başkanı Hüseyin Mat, Alevilere yönelik tarihsel ayrımcılık ve nefret diline karşı sert bir duruş sergileyerek, bu durumun sistematik bir yaklaşımın yansıması olduğunu ifade etti. Mat, özellikle son günlerde kullanılan ifadelerin Alevi toplumunu hedef aldığını vurguladı.

Hüseyin Mat, “Aleviler kadar başınıza taş düşsün” ifadesinin, Türkiye’deki çifte standartları ve ötekileştirmeyi özetlediğini belirtti. Alevilerin, 103 yıllık Cumhuriyet tarihinde yöneticilik pozisyonlarına erişemediğini, fakat ülkenin vergisini ödeyip, askerlik yaparak büyük bedeller ödediğini vurguladı. Alevilerin, bu ülkenin demokratikleşmesi için en fazla bedel ödeyen toplumlardan biri olduğunu söyledi.

Mat, geçmişte yaşanan Dersim soykırımı, Maraş katliamı ve diğer olaylarla Alevilerin maruz kaldığı zulmü hatırlatarak, “Ne zaman bir kriz çıksa, Aleviler ilk hedef oluyor” dedi. Alevilere yönelik ayrımcı dilin, toplumsal barışı tehdit ettiğini ifade eden Mat, Alevilerin bu ülkenin vicdanı, hafızası ve direnci olduğunu belirtti.

Mat, Cumhuriyet Gazetesi yazarlarından Mine Kırıkkanat’ın Kemal Kılıçdaroğlu’nun Alevi kimliği üzerinden kullandığı “kılıç artığı” ifadesinin, yalnızca bir hakaret değil, aynı zamanda Alevilere yönelik açık bir nefret söylemi olduğunu dile getirdi. Bu tür ifadelerin, geçmişteki acıları yeniden canlandırabileceğini ve toplumsal fay hatlarını derinleştirebileceğini vurguladı.

Son olarak, Mat, ayrımcılığa, nefret diline ve ötekileştirmeye karşı bir tutum alınması gerektiğinin altını çizerek, sessizliğin suç ortaklığı anlamına geldiğini belirtti. Alevilerin, eşit yurttaşlık ve adalet talep ettiğini, bu taleplerin lütuf değil, hak olduğunu ifade etti.

📌 ALEVİ GAZETESİ’NİN NOTU

Alevilere yönelik ayrımcılık, toplumsal barışı tehdit eden bir olgudur ve bu durum sistematik bir yaklaşımın sonucudur. Alevi toplumunun tarih boyunca maruz kaldığı zulümler, bugünün sorunlarının köklerini de gözler önüne sermektedir. Ayrımcı dil ve ötekileştirme, demokratik değerlerle bağdaşmamaktadır; bu nedenle, Alevi bireylerin haklarının korunması ve seslerinin duyulması gerekmektedir. Alevilik, bu toprakların vicdanıdır ve her birey, bu vicdana saygı duymakla yükümlüdür.

— Alevi Gazetesi Editörü

Alevi Vakıfları Federasyonundan cemevi çağrısı

Alevi Vakıfları Federasyonu (AVF), Alevi kurumlarına cemevi teklifi konusunda birlikte hareket etme çağrısında bulundu. Federasyon, bu teklifi sahiplenerek, inanç özgürlüğü ve eşit yurttaşlık temelinde Alevi toplumu için önemli bir adım atılmasını amaçlıyor.

AVF, cemevi teklifinin Alevi toplumu için büyük bir kazanım olacağını vurgulayarak, bu konuda tüm Alevi kurumlarının bir araya gelmesini önerdi. Bu birlikteliğin, Alevilik inancının tanınması ve haklarının güvence altına alınması açısından önemli bir fırsat sunacağını belirtti.

Yapılan açıklamada, bu tür adımların, Alevi toplumu için sadece ibadet yerlerinin sağlanmasıyla kalmayıp, sosyal ve kültürel hakların da geliştirilmesine katkı sunacağı ifade edildi. AVF, bu çabaların, Alevi kimliğinin ve kültürünün yaşatılması açısından kritik öneme sahip olduğunu dile getirdi.

Federasyon, cemevi teklifinin sadece bir başlangıç olduğunu, bu süreçte Alevi kurumları ile dayanışmanın önemini vurguladı. Toplumun çeşitli kesimlerinden gelen destekle, cemevi inşasının hayata geçebileceğini belirtti.

Son olarak, AVF, Alevi toplumu ve kurumlarının bu teklifi sahiplenmesi için ortak bir platform oluşturulması çağrısında bulunarak, birlikte hareket edilmesi gerektiğini ifade etti. Bu adımların atılmasının, Alevi inancının toplumsal hayatta daha görünür olmasına katkı sağlayacağına inandığını açıkladı.

📌 ALEVİ GAZETESİ’NİN NOTU

Alevi Vakıfları Federasyonunun cemevi çağrısı, Alevi toplumunun inanç özgürlüğü ve eşit yurttaşlık mücadelesinde atılan önemli bir adımdır. Bu birliktelik, Alevilik inancının tanınması ve haklarının güvence altına alınması için bir fırsat sunmaktadır. Alevi kimliğinin ve kültürünün yaşatılması adına gerçekleştirilecek bu tür çabaların, sosyal ve kültürel hakların geliştirilmesine katkı sağlaması, toplumun tüm kesimlerinin desteğiyle mümkün olacaktır. Unutulmamalıdır ki, Alevi toplumu her daim bir arada durarak, ayrımcılığa ve haksızlıklara karşı durmalıdır.

— Alevi Gazetesi Editörü

NRWde 10 Cemevinden Pir Sultan Abdal Anması Gerçekleşti

Almanya’nın NRW bölgesinde 10 Cemevi, Alevi yol önderi Pir Sultan Abdal’ı anmak için ortak bir etkinlik düzenledi. Alt-Oberhausen, Duisburg Hamborn, Duisburg Marxloh, Emmerich, Gladbeck, Gelsenkirchen, Kamp-Lintfort, Moers, Oberhausen ve Wesel Cemevleri tarafından gerçekleştirilen bu anlamlı buluşma, birlik ve dayanışma vurgusuyla dolu oldu. Etkinliğe Krefeld ve Marl Cemevleri de destek verdi.

Pazar günü düzenlenen anma etkinliğinde AABF NRW Bölge Başkanı Deniz Kutlu bir konuşma yaptı. AABF NRW Bölge Yönetim Kurulu Üyesi Demet Kahraman, etkinliğin önemine dikkat çekerek, Pir Sultan Abdal’ın halkın sesi ve adaletin simgesi olduğunu belirtti. Kahraman, etkinliğin sadece bir anma değil, aynı zamanda Alevilik değerleri doğrultusunda birlikteliğin, kardeşliğin ve sevginin bir ifadesi olduğunu ifade etti.

Etkinlikte, Pir Sultan Abdal’ın öğretileri ve haksızlığa karşı duruşu, sanatçı Deniz Türkan ve Cemevleri koroları tarafından seslendirilen deyişler ve türkülerle anıldı. Kahraman, “Bir olduk, iri olduk, diri olduk” diyerek, bu tür etkinliklerin diğer bölgelerde de gerçekleştirilmesi temennisinde bulundu.

Etkinlikte, geçmişten günümüze Alevilik geleneğine sahip çıkan ve bu değerleri yaşatan tüm katılımcılara teşekkür eden Kahraman, Pir Sultan Abdal’ın yanı sıra Sivas katliamında yaşamını yitiren canları da saygıyla andıklarını vurguladı. Anma, Alevi toplumu için anlam dolu bir birliktelik oluşturdu.

📌 ALEVİ GAZETESİ’NİN NOTU

Almanyanın NRW bölgesinde düzenlenen Pir Sultan Abdal anması, Alevi toplumu için birlik ve dayanışmanın güçlü bir örneğini sergilemiştir. Bu etkinlik, sadece bir anma değil, aynı zamanda Alevilik değerlerinin yaşatılması ve güçlendirilmesi adına önemli bir adım olmuştur. Alevi toplumunun sesi olan Pir Sultan Abdal’ın öğretilerini yaşatmak, haksızlıklara karşı durmak ve adalet arayışını sürdürmek, her bireyin sorumluluğudur.

— Alevi Gazetesi Editörü

Gülistan Doku dosyasının çağrıştırdıkları Ali Sinemilli

Birileri abartılı olarak görebilir, komplo teorisi olarak değerlendirebilir. Fakat Türk özel savaş rejiminin uygulamalarına bakıldığında bu tür değerlendirmeler hiç de abartılı olmaz. Özel savaş rejimi her şeyi kendisine göre yontmaya çalıştığı için en olmaz denileni dahi çıkarları için kullanabilir, bundan yararlanabilir.

Bahsini ettiğimiz konu Gülistan Doku dosyasıdır. Bu dosya son altı yıldır bizzat devlet eliyle hasır altı edilen, su yüzüne çıkarılmayan bir dosya oluyor. Son günlerde dosyanın içeriğine ilişkin fazlasıyla yorum, değerlendirme yapıldı, konuyu anlamak için önemli veriler açığa çıktı. Gülistan’ın nasıl bir devlet organizasyonuyla katledildiği bugün için artık karanlık değil. Dün üzerine tahminler yürütülen, analiz edilen durum bugün için tümüyle berraklaşmıştır. Zaten olay bütünüyle berraktı da topluma açık edilmesi zaman aldı.

Kuşkusuz, bu dosyanın bu biçimde kamuoyuna açık edilmesinde iktidar içi çıkar çatışmalarının payı var. İç hesaplaşmalar, ayak kaydırmalar bunda etkili. Mesela, çokça konuşulduğu üzere, Süleyman Soylu ekibine bir operasyon yapıldığı her haliyle görülüyor. Yine bundan daha fazla, oldukça yıpranan yeni ‘Adalet Bakanı’ Akın Gürlek’i parlatma, itibar kazandırma operasyonu olduğu anlaşılıyor. Fakat konu bunlardan mı ibaret, ciddi tartışma konusu. Sadece iktidar içi hesaplaşma, ‘Adalet Bakanını’ kurtarma ile ilgili bir sürece mi tanıklık ediyoruz, yoksa meselenin başka boyutları mı var? Açık ki, olay çok da öyle görünmüyor.

Komplo teorisi olarak değerlendirilebilir, dediğimiz husus da tam olarak burada başlıyor. Malum! Ülkenin temel gündemi; Kürt tarafının ‘Barış ve Demokratik Toplum’ süreci dediği, İktidar kanadının ise ‘Milli Dayanışma ve Kardeşlik’ süreci olarak adlandırdığı süreç oluyor. Hemen herkes bu süreci izliyor, atılan adımlara bakıyor, geleceğe dair öngörülerde bulunuyor.

Sürecin gelinen aşamada Meclis’te atılacak adımlar ile ivme kazanacağı, yasal düzenlemelerin yapılmasının artık bir zaruriyet kazandığı hemen herkesin hem fikir olduğu konu. Kaldı ki iktidar kanadı Bayram’dan sonra yasal düzenlemeler ile ilgili pratik adımlar atacağını defalarca ifade etti. Aslında bu yasal düzenlemelerin geçen yılın sonlarında yapılacağı söyleniyordu fakat bu süreç uzadıkça uzadı ve en son Ramazan Bayramı’ndan sonra Meclis’in bu yasaları konuşacağı dile geldi.

Görüldüğü üzere, Bayram’ın üzerinden haftalar geçti fakat yasal düzenlemeler ile ilgili en ufak bir adım atılmış değil. Böyle bir gündem dahi oluşturulmuş değil. İşte! DEM Parti Grup Başkanvekili Gülistan Kılıç Koçyiğit son yaptığı açıklamada ‘çeşitli gerekçelerle sürecin geciktirilmesini doğru bulmuyoruz’ diyerek aslında yaşanan durumu özetlemiş oldu.

Belli ki, iktidar kanadının yasal düzenlemelerin gerçekleştirilmesine ilişkin bir gündemi yok ya da varsa da bir acelesi yok. Fakat bunu açıktan dile getirme de söz konusu değil. Söze gelince en fazla bu sürecin gelişmesini isteyenler onlar.

Hal böyle olunca, zaman kazanmak, gündemi başka konulara çekmek her zaman başvurulan bir yöntem oluyor ve belli bir sonuç da alıyor.

Kabul edelim ki, mevcut durumda ülkenin gündemi Gülistan Doku dosyası etrafında şekillenen gelişmeler ve Siverek ile Maraş’ta gerçekleşen saldırılar oluyor. Siverek ve Maraş saldırılarının farklı bir mahiyet taşıdığı belli. Ama Gülistan Doku dosyası için aynı şeyi söylemek mümkün değil.

Altı yıldır üstü örtülen dosya neden bu dönemde raftan indirildi? Neden özellikle bu zaman dilimi seçildi? Özel savaş rejiminin gündemi belirlemek, toplumsal algıya yön vermek için sayısız kurum ve kuruluş örgütlediği düşünüldüğünde, bunlara rağmen bu katliamın gündemleştirilmesi mümkün gözükmüyor. Saraya bağlı psikolojik savaş merkezinin bilgisi olmadan böyle bir konunun gündeme getirilmesi imkansız. Demek ki, bu gündem tam da bu merkezlerin ihtiyacı temelinde oluşturuluyor ve toplumun buralara bakması isteniyor.

Bu biçimde hem ülkede ‘Adalet var, Hukuk var, iktidar bunları sağlamak ile meşgul’ deniliyor hem de herkesin buraya bakması sağlanarak asıl gündemin konuşulması engelleniyor. Türkiye, Kuzey Kürdistan Toplumu süreci, süreçte atılacak adımları, Meclis’in çıkaracağı yasaları konuşmuyor, bunları konuşuyor. Elbette bunları da konuşmak gerek, konuşulmasında fayda var. Fakat biliyoruz ki, Gülistan Doku’nun katledilmesine yol açan zemin bu inkârcı, imhacı zihniyetten besleniyor.

En genel anlamıyla, Gülistan Doku, Kürt sorununun, ülkedeki demokrasi sorununun çözümsüzlüğünden yarar sağlayan bir avuç elitin eliyle katledildi. Dolayısıyla başka Gülistanların katledilmesinin önüne geçmek, ülkenin barış ve huzuru için de öncelikli olan Meclis’in devreye girmesi, sürecin gereği olan yasal düzenlemeleri bir an evvel yapmasıdır.  Kürt sorunu çözüldüğünde, ülkenin temel demokratikleşme sorunları çözüme kavuşturulduğunda bu tür katliamları yapmaya kimse cesaret edemeyecektir.

yeni yaşam gazetesi

Dersim Tertelesi’nin 89. yılı unutulmamalı!

Avrupa Alevi Kadınlar Birliği (AAKB), Dersim Tertelesi’nin 89. yılı vesilesiyle bir anma mesajı yayımladı ve bu acı olayın unutulmaması gerektiğini vurguladı. Açıklamada, Dersim’de yaşananların sadece tarihsel bir olgu değil, günümüzü ve geleceğimizi şekillendiren derin bir yaraya işaret ettiği belirtildi.

AAKB, binlerce insanın hayatını kaybettiği, köylerin yakılıp yıkıldığı ve kadınlar ile çocukların büyük acılar yaşadığı bu dönemle yüzleşmenin önemini vurguladı. “Hafızamızı diri tutmalıyız” ifadesiyle, toplumsal hafızanın korunmasının adaletin sağlanması açısından kritik olduğu ifade edildi.

Mesajda ayrıca, inkâr politikalarına karşı duruş sergilenmesi gerektiği belirtildi. “Unutmak, inkârın en güçlü aracıdır. Bu yüzden diyoruz ki: Unutma, unutturma!” denilerek, geçmişle yüzleşmenin gerekliliği bir kez daha hatırlatıldı.

Dersim’de yaşananların aydınlatılması ve benzer acıların bir daha yaşanmaması adına kamuoyuna duyarlılık çağrısında da bulunuldu. AAKB, hakikatle yüzleşmenin önemine dikkat çekerek, tüm bireyleri bu konuda duyarlı olmaya davet etti.

📌 ALEVİ GAZETESİ’NİN NOTU

Dersim Tertelesi’nin 89. yılı, tarihsel bir yarayı hatırlatıyor ve unutulması mümkün olmayan acıların üzerini örtmeye çalışan inkâr politikalarına karşı durmamız gerektiğini bir kez daha gösteriyor. Alevi toplumunun hafızasını diri tutması, adalet arayışının vazgeçilmez bir parçasıdır. Bu derin yaraların aydınlatılması ve benzer acıların bir daha yaşanmaması adına, herkesin duyarlı olması ve geçmişle yüzleşme sorumluluğunu taşımamız elzemdir.

— Alevi Gazetesi Editörü

Kadın cinayetleri ve kayıplar sistematik bir örtbas mı?

Demokratik Alevi Federasyonu (FEDA) ve Demokratik Alevi Kadınlar Birliği (DAKB), Gülistan Doku’nun kayboluşunun yalnızca bireysel bir vaka olmadığını, sistematik bir şiddet ve örtbas düzeninin parçası olduğunu vurguladı. 23 Nisan 2026 tarihinde yapılan açıklamada, Türkiye’deki kadınlara yönelik şiddetin süreklilik arz ettiği ve bu durumun delillerin yok edilmesi, gerçeklerin gizlenmesi ve adaletin geciktirilmesi ile birleştiği ifade edildi.

FEDA ve DAKB, devlet kurumları arasında bir “suskunluk zinciri” bulunduğunu belirterek, Gülistan Doku’nun altı yıldır kayıp olmasının bu durumun en belirgin örneklerinden biri olduğuna dikkat çekti. Açıklamada, “Hakikat uzağımızda değil, üstü örtülmüştür. İstenmiş olsaydı kısa sürede ortaya çıkarılabilecek gerçek yıllarca saklanmıştır” denildi.

Yapılan açıklamada, yalnızca Gülistan Doku değil, Rojin Kabaiş, İpek Er, Rabia Naz Vatan, Nadira Kadirova ve Yeldana Karaman gibi birçok kadın cinayetinin de benzer şekilde örtbas edildiği hatırlatıldı. Bu olayların ortak noktasının “hakikatin açığa çıkarılmaması” olduğu vurgulandı. FEDA ve DAKB, kamuoyunu ve yetkilileri sorumluluk almaya çağırarak, adaletin tecelli etmesi için daha ne gerektiğini sorguladı.

Kadınların hakları için mücadele edeceklerini belirten FEDA ve DAKB, “Hakikat gizlenemez. Adalet geciktirilebilir ama yok edilemez” diyerek, Alevilik inancının eşitlik ve hakikat anlayışını öne çıkardı. Açıklamada, adalet mücadelesinin süreceği ve her canın kutsal olduğu vurgulandı.

📌 ALEVİ GAZETESİ’NİN NOTU

Kadın cinayetleri ve kayıplar, sadece bireysel trajediler değil, aynı zamanda sistematik bir baskının ve örtbasın ürünüdür. FEDA ve DAKBnin vurguladığı gibi, devletin sessizliği, adalet arayışını daha da derinleştirirken, bu durumu sorgulamamak mümkün değildir. Bizler, Alevi toplumu olarak, hakikatin açığa çıkarılması ve adaletin sağlanması için sesimizi yükseltmeli, her türlü ayrımcılığa ve haksızlığa karşı durmalıyız. Kadınların yaşam hakkı için mücadele edenlerin yanında yer alarak, bu karanlık tabloya son vermek için sorumluluk almalıyız.

— Alevi Gazetesi Editörü

Kabun köylüleri: Paraşüt pistine Gülistan Doku ismi!

Dersim’in Kabun (Köklüce) köylüleri, 2019-2020 yıllarında Tuncay Sonel döneminde inşa edilen paraşüt pistine kendi adının verilmesine karşı çıkarak, isminin pistten kaldırılmasını talep ettiler. Köylüler, Tuncay Sonel’in isminin yerine Gülistan Doku’nun adının konulmasını istiyorlar.

Kabun köyünden Haydar Yıldız, pistin inşasında Sonel’in rolü olduğunu belirterek, “Pistin adı değiştirilmelidir. Gülistan Doku’nun ismi konulmalıdır” dedi. Zeki Yıldız ise, Tuncay Sonel’in Gülistan Doku’nun katledilmesindeki sorumluluğuna dikkat çekerek, “Sonel ismi pistten kaldırılmalı ve yerine Gülistan Doku isminin konmasını öneriyoruz” şeklinde konuştu.

Köylüler, Tuncay Sonel’in isminin pistte yer almasının kabul edilemez olduğunu vurgularken, bu durumun adalet ve hak arayışları açısından önemli bir konu olduğunu ifade ettiler. Sonel’in yönetimindeki uygulamaların halk üzerindeki etkilerine dikkat çekerek, geçmişte yaşanan olayların unutturulmaması gerektiğini savundular.

Dersim’deki bu tartışma, toplumsal hafıza ve adalet arayışı açısından önemli bir noktayı gündeme getiriyor. Gülistan Doku’nun anısının yaşatılması, köylüler için yalnızca bir isim değişikliği değil, aynı zamanda bir hak mücadelesi anlamına geliyor.

📌 ALEVİ GAZETESİ’NİN NOTU

Dersim’in Kabun köylülerinin Tuncay Sonel’in isminin paraşüt pistinden kaldırılmasını talep etmesi, adalet arayışının ve toplumsal hafızanın ne denli önemli olduğunu bir kez daha gözler önüne seriyor. Gülistan Doku’nun anısının yaşatılması, sadece bir isim değişikliği değil, aynı zamanda Alevi toplumu için bir hak mücadelesidir. Bu süreçte, geçmişte yaşananların unutturulmaması gerektiği vurgusu, toplumsal dayanışma ve adalet arayışının temelini oluşturmaktadır.

— Alevi Gazetesi Editörü