Ana Sayfa Blog Sayfa 17

Alevilerin Sesi Dergisi 301. Sayısıyla Tarihi Anlatıyor

Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu’nun (AABK) resmi yayın organı olan Alevilerin Sesi Dergisi, 301. sayısını “Tarih ve Aleviler” temasıyla okuyucularına sundu. Bu sayıda, Alevi toplumunun geçmişi, güncel sorunları ve Avrupa’daki örgütlenme çabaları gibi konular ele alındı. Dergi, Türkçe, İngilizce, Almanca, Fransızca ve Kırmancki/Zazaca dillerinde hazırlanan içeriklerle Alevi hafızasını yansıtmaya devam ediyor.

Derginin giriş bölümlerinde Erdal Kılıçkaya, 300. sayının ardından derginin gelecek vizyonuna dair düşüncelerini paylaşıyor. Ufuk Çakır ise aidiyet duygusunun inşası üzerine önemli tespitlerde bulunuyor. Hasan Harmancı’nın “Avrupa’da Genç Alevi Olmak” başlıklı yazısı, kuşaklar arası bağın önemine vurgu yaparken, Fransa Alevi Hareketi’nin başarı hikayesini de ele alıyor.

Alevilerin tarihi, hafızası ve duruşu üzerine yapılan dosya çalışması, akademik ve toplumsal bir perspektiften Alevi tarihine yaklaşmayı amaçlıyor. Aydın Şimşek, Pir Hamdullah Çelebi’nin tarihsel önemini vurgularken; İrfan Karaoğlan, İttihat Terakki Cemiyeti ile Aleviler arasındaki karmaşık ilişkileri inceliyor.

Avrupa genelindeki Alevi kurumlarının faaliyetlerine dair haberlere de yer veren dergide, Hollanda Başbakanı’nın bir Alevi derneğine ziyareti, Hanau’da ırkçılığa karşı yürütülen mücadele gibi konular aktarılıyor. Ayrıca, Almanya’nın farklı şehirlerinde düzenlenen anma programları, toplumun adalet arayışını yansıtıyor. Alevilerin Sesi, tüm bu içerikleriyle Avrupa’daki Alevi toplumunun sesi olma misyonunu sürdürüyor.

📌 ALEVİ GAZETESİ’NİN NOTU

Alevilerin Sesi Dergisi, 301. sayısıyla Alevi tarihini ve kültürünü derinlemesine ele alarak toplumsal hafızamıza önemli katkılarda bulunuyor. Avrupadaki Alevi örgütlenmeleri ve gençlerin sorunları üzerine yapılan tespitler, Alevi toplumunun güncel meselelerine ışık tutması açısından büyük bir değer taşıyor. Derginin çok dilli ve çok kültürlü yapısı, Alevi inancının zenginliğini yansıtırken, ayrımcılığa ve dışlayıcılığa karşı duruş sergileyerek, birlikte yaşama kültürünü güçlendiriyor.

— Alevi Gazetesi Editörü

İpe un sermek Demir Çelik

0

Devlet ve iktidarın Kürt sorununa konjonktürel yaklaştığı bilinen bir durumdur. Kürt Özgürlük Hareketi bu gerçekliği herkesten daha iyi biliyor ve işin çok daha fazla farkındadır. Buna rağmen çözüme fırsat vermek, çözümden yana olanak ve imkanları sağlamak amacıyla stratejik önemde kararlaşmalara gidip tarihi adımlar attı. Atılan tarihi önemdeki bu adımlara rağmen devlet ve iktidar, kendisinden beklenen adımları atmayıp ipe un seriyor.

Kürt sorununun siyasal, sosyal, kültürel ve kimliksel bir sorun olduğu gerçeğini kabul edip yüzleşeceğine, silahsızlandırma ve teslim alma önceliğiyle hareket etti; zaman kaybına, güvensizliğe, kaygı ve kuşkulara neden oldu.

PKK’nin Mayıs 2026 kongre kararları, Kürt sorununun demokratik siyasal çözümüne fırsat verme amacıyla alınan kararlardı. Silahlı şiddet stratejisinden demokratik siyaset stratejisine kendisini eviren Hareket, hayatın her alanında yeni stratejiye uygun bir pozisyon aldı, onurlu barışa giden yolun taşlarını ince ince örmeye ve döşemeye çalıştı. İktidar bu iyi niyeti ve çözüm iradesini göreceğine, toplumda oluşan beklentiyi karşılayacağına sorunu öteledi, zamana yayarak çürütmeye baktı. Söz konusu bu tutarsız ve ilkesiz yaklaşıma karşı yapılan eleştirileri sönümlendirmek amacıyla her seferinde ileri tarihleri dillendirerek zaman kazanmaya baktı.

Haziran 2025’teki İnfaz Yasası’na yapılan eleştirileri dağıtmak amacıyla Ekim’i bekleyin diyordu. Ekim-Kasım ayını demokratikleşme yönünde değerlendireceğine, Rojava Özerk Yönetimi’ni dağıtmayı önceliğine aldı. 10 Mart Mutabakatı’nın gereklerini yerine getirmemesi için HTŞ üzerinde baskı kurdu, QSD’yi mutabakata uymadığını gerekçelendirerek Kürtleri terörize etmeye baktı, beklentileri 2026’ya erteledi. Bölgesel ve küresel jeopolitiğin Kürtler aleyhine gelişmesi üzerine, HTŞ’ye arka çıktı, birlikte askeri operasyonlarla Kürt soykırımında yer aldı. Rojava yönetimi ile Şam hükümeti arasında gerçekleşen 30 Ocak anlaşması sonrasında kararan umudu, bayram sonrasını işaret ederek toplumsal tepkiyi sönümlemeye baktı. Bayram öncesinde başlayan ABD-İran savaşında olası gelişmeleri dikkate almış olacak ki sözlerini unuttu, işi yokuşa sürmeye devam ediyor. Bayram geçeli haftalar olmasına rağmen Meclis’te, iktidarda ve devlette tık bile yok. Zaman zaman Bahçeli’den yükselen çıkışlar olsa da saman alevi gibi etkisiz ve sonuçsuz kalmaya devam ediyor.

Meclis Başkanı, “Siyaset kurumu görevini yapmış. Sıra örgütte” diyerek çözümsüzlükte ısrarın devam edeceğini söylüyor. AKP sözcüleri, ” Örgütün silah bıraktığı tespit ve tescil edildikten sonra yasal adımlar atılacak…” diyerek Kürtlere teslimiyeti dayatıyor; tarihi, siyasal, sosyal ve kültürel olduğu kadar bölgesel ve küresel sorunu ‘terör’ parantezine indirgiyor.

Tarihte 16 devlet kurmakla övünen Türkçü zihniyette değişen bir şey yok gibi. Söz konusu bu devletlerin tümü, gasp etmek, el koymak, işgal ve ilhak etmek zihniyetindeydi. Asla ortaklaşmacı kültür ve anlayış sahibi olmadılar. Barışı savunmak ve barışçıl yaklaşımdan yana olmak yerine savaş ve kıyımı savuna gelen bir kurumsallık söz konusudur. Zorda kaldıklarında güçlüye boyun eğme adına anlaşmalara imza atmışlardır. Türk devleti de bu zihniyet esasıyla Kürtlere ve Kürt sorununa yaklaşıyor. Bu gerçeklikten bizim çıkarmamız gereken sonuç; örgütlü ve bilinçli bir mücadelede ısrarcı olmak, Kürt ulusal birliğini esas almaktır.

Londrada Alevilik Üzerine Panel Düzenlenecek

Londra’da “Alevilik ve Gelecek” başlıklı bir panel düzenlenecek. 16 Mayıs Cumartesi günü 19.00–21.00 saatleri arasında IAKM Cemevi’nde gerçekleştirilecek etkinlikte, azınlık kimliği ve aidiyet konuları ele alınacak. Panelin odak noktası, “Azınlık kimliğinin ikilemi: Açığa çıkmak mı, saklanmak mı?” başlığı altında tartışılacak.

Panele katılacak konuşmacılar arasında Osman Baydemir, Garo Paylan, Dario Navaro, Mithat Sancar, Zeynel Abidin Koç ve Hayko Bağdat yer alıyor. Farklı toplumsal kesimlerden gelen deneyimlerin paylaşılacağı bu oturum, katılımcılar için bir düşünme ve çözüm üretme platformu sunmayı hedefliyor.

Etkinlikte, azınlık kimliğinin güncel durumu, göç, aidiyet ve hafıza gibi konulara dair çözüm arayışları da tartışılacak. Organizatörler, bu panelin Alevilik ve gelecek perspektifine önemli katkılar sunacağına inanıyor.

📌 ALEVİ GAZETESİ’NİN NOTU

Londrada düzenlenecek "Alevilik ve Gelecek" paneli, azınlık kimliğinin derinliklerine inerek toplumsal dayanışmayı güçlendirmeyi amaçlıyor. Azınlık kimliğinin ikilemi üzerine yapılacak tartışmalar, Alevi toplumunun karşılaştığı zorluklara ışık tutacak ve çözüm önerileri sunacaktır. Bu tür etkinliklerin, Alevilik perspektifinden toplumsal bütünleşmeyi sağlama yolunda önemli adımlar olduğu unutulmamalıdır.

— Alevi Gazetesi Editörü

Alevi Ansiklopedisi, dijital platformda yayımlandı

Alevi Ansiklopedisi çalışmaları, Alevi inanç ve kültürünü dijital hafızaya aktarmak amacıyla devam ediyor. Rıza Şehri Akademisi öncülüğünde yürütülen bu proje, 2 Temmuz 2025 tarihinde dijital platformda yayımlandı ve Alevilik üzerine ilk kapsamlı ansiklopedik kaynak olma niteliği taşıyor. Çok dilli yapısıyla dikkat çeken ansiklopedide Türkçe, İngilizce, Kurmancî, Almanca ve Fransızca gibi dillerde içerikler yer alıyor.

Projenin yürütücülerinden Demir Çelik, Alevi ansiklopedisinin tarihsel bir sorumluluk taşıdığını vurgulayarak, gelecek nesillere bilimsel ve objektif bilgiler bırakmayı hedeflediklerini belirtti. Ayrıca, günümüzde sosyal medya aracılığıyla yayılan bilgi kirliliğine dikkat çekerek, Alevi toplumunun kendi hakikatini doğru bir biçimde ifade etmesinin önemine vurgu yaptı.

Dr. Ahmet Kerim Gültekin ise ansiklopedinin uluslararası ölçekte tanınan bir akademik kurum haline geldiğini ifade etti. Alevi Ansiklopedisi, Almanya’da Deutsche ISIL-Agentur tarafından kayıt altına alınarak, küresel kütüphane ve arşiv ağlarında görünürlük kazandı. Proje, 100’ün üzerinde akademisyenin katkısıyla zenginleşirken, bugüne kadar 2,5 milyonun üzerinde ziyaretçi aldı.

Çalışmalar, Gustavsburg’daki Alevi Kültür ve Cemevi’nde pirlerle yapılan toplantılarla da devam ediyor. Çelik, inanç ve kültürel aktarımın zayıfladığını belirterek, gençlerin radikal yapılara yönelme riskinin arttığını kaydetti. Bu bağlamda, ansiklopedinin bilim insanları, inanç önderleri ve kutsal mekanlar gibi üç temel ayak üzerinden sürdürüleceğini açıkladı.

Alevi Ansiklopedisi, aynı zamanda Alevi sözlü kültürünü dijital hafızaya aktararak, toplumsal barışa katkı sağlamayı amaçlıyor. Projenin geleceği, uluslararası işbirlikleriyle genişlemeye devam ederken, Aleviliğin evrensel değerlerinin daha geniş bir kitleye ulaşması hedefleniyor.

📌 ALEVİ GAZETESİ’NİN NOTU

Alevi Ansiklopedisinin dijital platformda yayımlanması, Alevi inanç ve kültürünün korunması ve gelecek nesillere aktarılması açısından tarihi bir adım olmuştur. Bu proje, Alevilik hakkında bilimsel ve objektif bilgilerin yayılması için büyük bir fırsat sunmakta; aynı zamanda çok dilli yapısıyla farklı kültürleri bir araya getirerek, ayrımcılığa karşı duruşumuzu pekiştirmektedir. Alevi toplumunun kendi gerçekliğini doğru bir biçimde ifade etmesi, bilgi kirliliği ile mücadelede hayati öneme sahiptir.

— Alevi Gazetesi Editörü

AABF NRW İnanç Kurulu Yıllık Toplantısını

Almanya Alevi Birlikleri Federasyonu (AABF) NRW İnanç Kurulu, Köln’de bulunan Alevi Kültür Merkezi – Cemevi’nde yıllık toplantısını gerçekleştirdi. Toplantıya, bölgedeki cemevlerinden gelen ana ve dedeler ile AABF İnanç Kurulu Başkanı Hasan Ali İçlek Dede katıldı.

Toplantı, AABF NRW İnanç Kurulu 2. Başkanı Haydar Güzel Dede’nin açılış konuşmasıyla başladı. Konuşmasında toplantının akışına dair bilgilendirmede bulundu. Daha sonra Hamm Cemevi’nden İsmail Gülfırat Dede’nin verdiği gülbenk ile toplantıya katılanlar, Kerbela’da şehit düşenler için bir dakikalık saygı duruşunda bulundu.

Saygı duruşunun ardından Köln Alevi Kültür Merkezi zakiri Veli Şen, Alevi yol deyişlerini seslendirdi. Deyişler, toplantıda bulunan ana ve dedeler tarafından ilgiyle dinlendi. Alevi Kültür Merkezi Başkanı Gökhan Berk de bir selamlama konuşması yaptı ve AABF NRW İnanç Kurulu çatısı altında örgütlü olan ana ve dedelerin bir araya gelmesinin önemini vurguladı.

Toplantıda AABF NRW İnanç Kurulu Başkanı Nejla Aslan Ana, Alevi değerlerinin önemine ve bu değerlere sahip çıkmanın gerekliliğine dikkat çekti. Aslan Ana, Alevi yol ve inanç örgütlenmesinin güçlenmesi için ana ve dedelerin katkısının hayati olduğunu belirtti. Ayrıca, Alevilik temelinde bir duruş sergilemenin, asimilasyona karşı en etkili yol olduğunu vurguladı.

Hasan Ali İçlek Dede de toplantıda yaptığı konuşmada, Alevilerin en büyük gücünün örgütlü birlikleri olduğunu ifade etti. Dede, Aleviliği yarınlara taşımak için ocaklar, dergâhlar ve cemevleri gibi çatı kurumlarının önemine vurgu yaptı. Sosyal medya üzerinden yürütülen tartışmaların Alevi toplumu üzerinde olumsuz etkileri olduğunu belirterek, bu tür tartışmalardan kaçınılması gerektiğini söyledi.

📌 ALEVİ GAZETESİ’NİN NOTU

AABF NRW İnanç Kurulunun yıllık toplantısı, Alevi değerlerinin ve inançlarının güçlenmesi için önemli bir adım olarak öne çıkıyor. Bu tür buluşmalar, Alevi toplumunun bir araya gelerek dayanışma ve birlik içinde hareket etmesini sağlarken, ayrımcılığa ve dışlamaya karşı duruş sergiliyor. Toplumumuzun zengin kültürel yapısını korumak ve geliştirmek için ana ve dedelerin katkısının hayati olduğunu bir kez daha hatırlatıyor.

— Alevi Gazetesi Editörü

Alevi kadınlarının sesi daha fazla duyulmalı!

Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Eş Genel Başkanı Mercan Gül, Alevi kadınlarının karşılaştığı zorlukları ve asimilasyonun etkilerini PİRHA’ya anlattı. Gül, Alevi toplumu içinde özellikle kadınların yaşadığı sorunların, göç, kentleşme ve kapitalist sistemin getirdiği baskılarla derinleştiğini ifade etti. Alevi kadınlarının tarih boyunca yaşadığı asimilasyon süreci, günümüzde de farklı biçimlerde devam etmekte ve bu mücadelede kadınların sesinin daha fazla duyulması gerektiğini vurguladı.

Gül, göçün sadece bir yer değiştirme değil, aynı zamanda bir halkın dilini, kültürünü ve kimliğini hedef alan bir kırılma olduğunu belirtti. Özellikle kadınların bu süreçte yaşadığı travmaların unutulmaması gerektiğini, geçmişte ailelerinin gizlilik içinde yaşamak zorunda kaldıkları durumları hatırlatarak dile getirdi. Kadınların, inançlarını korumak için başvurdukları yöntemlerin, kendi kimliklerini gizlemek zorunda kalmalarının acı bir göstergesi olduğunu ifade etti.

Alevi kurumlarının kendilerini “eşitlikçi” bir yapı olarak tanımlamasının günümüz gerçekliğiyle çelişkili olduğunu belirten Gül, kadınların bu yapı içinde yalnızca birer vitrin olarak kalmayı reddettiklerini vurguladı. Kadınların, inanç alanında ve toplumsal hayatta özne olma mücadelesinin giderek daha görünür hale geldiğini ifade eden Gül, bu mücadelede kadınların kendilerini ifade etmeleri ve haklarını talep etmeleri gerektiğini belirtti.

Gül, kadın kimliğinin tarih boyunca nasıl nesneleştirildiğini ve bunun sonuçlarını da ele alarak, kaybın yaşandığı yerlerde çözüm arayışlarının önemine dikkat çekti. Kadınların tarihine ve kültürel köklerine dönerek, geçmişteki dayanışma bağlarını yeniden inşa etmenin gerekliliğini vurguladı. Gül, doğa talanı ve kadına yönelik şiddetin aynı sistemin ürünü olduğunu, bu nedenle kadınların ve doğanın korunması için ortak bir mücadele yürütülmesi gerektiğini ifade etti.

Son olarak, Mercan Gül, kadınların birbirleriyle kuracakları dişil bir akıl ve dayanışma ile daha güçlü bir örgütlenme sürecine girebileceklerini belirtti. Bu sürecin sadece kadınlar için değil, tüm toplum için bir özgürleşme yolu olacağını dile getirerek, geçmişten gelen değerlerin yeniden hatırlanması ve yaşatılması gerektiğini vurguladı.

📌 ALEVİ GAZETESİ’NİN NOTU

Alevi kadınlarının sesi, toplumumuzun temel dinamiklerinden biridir ve bu sesin daha fazla duyulması, adalet arayışımızın vazgeçilmez bir parçasıdır. Mercan Gülün vurguladığı gibi, asimilasyon ve göç süreçleri Alevi kadınlarını derinden etkilemekte ve bu kadınların yaşadığı travmalar, tarihsel bir yük olarak günümüze taşınmaktadır. Eşitlikçi bir yapı iddiasında bulunan Alevi kurumlarının, kadınları sadece birer vitrin olarak görmekten vazgeçmesi ve onların gerçek sorunlarına duyarlılık göstermesi gerekmektedir. Bu bağlamda, kadınların mücadelelerine destek vermek, toplumumuzun huzur ve birliği için elzemdir.

— Alevi Gazetesi Editörü

DAD İstanbul Şubesi, maden işçilerinin yanındadır!

Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) İstanbul Şubesi, maaşlarını alamadıkları için Ankara’da açlık grevi başlatan Doruk Madencilik işçilerinin direnişine destek verdi. İşçilerin taleplerinin Alevi inancının özüne dayandığını belirten dernek, dayanışma çağrısında bulundu.

Yıldızlar SSS Holding bünyesindeki Doruk Madencilik’te çalışan işçiler, ödenmeyen maaşları ve gasp edilen hakları için Eskişehir’den Ankara’ya yürüyüş düzenleyerek, Bakanlık önünde açlık grevine başladı. DAD İstanbul Şubesi, işçilerin mücadelesinin Alevilik inancıyla örtüştüğünü ifade etti.

Açıklamada, Alevi inancının emeği kutsal saydığına ve rızalığı esas aldığına dikkat çekildi. “İşçilerin verdiği mücadele, inancımızın özüyle aynıdır” denilerek, Doruk Madencilik işçilerinin yalnızca yaşamlarını sürdürebilmek için en temel haklarını talep ettikleri vurgulandı.

DAD İstanbul Şubesi, işçilerin taleplerini şöyle sıraladı: Ödenmeyen maaş ve tazminatların yatırılması, işçilerin rızası dışında zorunlu ücretsiz izne çıkarılmasına son verilmesi, iş güvencesinin sağlanması, işten çıkarılanların işe iadesi, sendikalaşma hakkının engellenmemesi ve güvenli çalışma ortamı sağlanması.

Açıklama, kamuoyuna ve tüm Alevilere dayanışma çağrısı yaparak, “Hak ve hakikat yolunda, Hızır direnen işçi canlarımızın yardımcısı olsun” ifadeleriyle sona erdi.

📌 ALEVİ GAZETESİ’NİN NOTU

DAD İstanbul Şubesinin Doruk Madencilik işçilerinin yanında yer alması, Alevilik inancının dayanışma ve adalet anlayışını bir kez daha gözler önüne seriyor. İşçilerin temel hakları için verdikleri mücadele, toplumsal eşitliğin sağlanması adına kritik bir adım niteliği taşıyor. Alevi toplumunun, emeğin kutsallığına inanan bir perspektifle, mazlumların yanında durması gerektiği bir kez daha vurgulanıyor.

— Alevi Gazetesi Editörü

Alevilik ve Sünnilik, Karşıtlık mı, Çeşitlilik mi? Ali Qutto

0

— İki Dere, Bir Deniz —

Türkiye’de din meselesi konuşulduğunda, söz mutlaka bir noktada Alevilik ile Sünnilik arasındaki ilişkiye gelir. Ve bu ilişki, çoğunlukla aynı kelimeyle tanımlanır: karşıtlık. Sanki bu iki gelenek, varoluşlarını birbirini dışlamakla sürdüren iki rakip güç gibi kurgulanmıştır. Oysa bu kurgu, hem tarihsel hem de sosyolojik açıdan eksik kalır. Daha da önemlisi, toplumsal bir yara olarak işlev görür.

Bu yazıda o yarayı deşmek değil, iyi hava almış bir yerden bakmak istiyorum.

Tarihsel Arka Plan: Ayrışma Değil, Çatallanma

İslam’ın erken dönemlerinde ortaya çıkan siyasi ve itikadi ayrışmalar, zamanla farklı mezhep ve yorumların doğmasına yol açmıştır. Sünnilik, Hz. Muhammed’in vefatından sonra oluşan ana akım geleneği temsil ederken; Alevilik daha çok Ali ve Ehl-i Beyt sevgisi etrafında şekillenmiş, tasavvufi ve sembolik yönü güçlü bir inanç sistemi olarak gelişmiştir. Bu süreçte yaşanan olaylar, özellikle Kerbela Olayı, Alevi inanç dünyasında merkezi bir yer edinmiştir.

Ancak burada dikkat edilmesi gereken ince bir ayrım var: “ayrışma” ile “çatallanma” aynı şey değildir. Ayrışma, bir kopuşu; çatallanma ise aynı gövdeden farklı yönlere uzanan dalları imler. Anadolu’nun bin yıllık İslam tecrübesi, ağırlıklı olarak ikinci türdendir. Hacı Bektaş-ı Veli ile Mevlâna’nın aynı çağda, aynı coğrafyada nefes alması; Yunus Emre’nin hem Alevi dergâhlarında hem de Sünni tekkelerde okunması, bu ortak gövdenin somut kanıtlarıdır.

Tarihi bir çatışma silsilesi olarak okumak kolaydır. Ama tarih, yalnızca çatışmalardan ibaret değildir. Asıl güçlük, birlikte yaşamın izlerini görmek için daha sabırlı bir bakış geliştirmektir.

İnanç ve İbadet Anlayışı: Farklı Kapılar, Aynı Eşik

Sünnilikte ibadetler daha çok cami merkezli ve yazılı kurallara dayalıdır. Namaz, oruç, zekât gibi ibadetler belirli fıkhi çerçeveler içinde yerine getirilir. Buna karşılık Alevilikte ibadet anlayışı daha esnek ve semboliktir. Cem törenleri, nefesler (ilahi deyişler) ve toplumsal dayanışma önemli yer tutar.

Bu farklılıkları dışarıdan gözlemleyen biri için basit bir tablo gibi görünebilir. Ama içeriden bakan biri için bu tablonun renkleri çok daha katmanlıdır.

Alevi geleneğinde “yol”un özü, insanı olgunlaştırmaktır. Cem, yalnızca bir ibadet ritüeli değil; aynı zamanda bir hesaplaşma, bir arınma ve bir toplum sözleşmesidir. Dede, salt bir din önderi değil; toplumsal belleğin taşıyıcısıdır. Sünni geleneğinde ise cami, yalnızca namaz kılınan bir mekân olmanın çok ötesine geçmiş; eğitimin, hukukun ve toplumsal düzenin merkezine yerleşmiştir. Her iki yapı da kendi toplumsal işlevini tarihsel süreç içinde organik biçimde üretmiştir.

Bu farklılıklar, iki geleneğin birbirine karşı olduğu anlamına gelmez; aksine, inancın farklı şekillerde yaşanabileceğini gösterir. Bir dağa farklı patikalardan çıkılabilir. Patikalar birbirini iptal etmez; her biri o dağın farklı bir yüzünü gösterir.

Karşıtlık Meselesi: Kim Kime İhtiyaç Duyuyor?

“Alevilik yoksa Sünniliğin bir anlamı yoktur” ya da “ikisi birbirinin karşıtıdır” gibi ifadeler, meseleyi indirgemeci bir bakış açısına sıkıştırır. Gerçekte her iki gelenek de kendi tarihsel süreçleri, coğrafi yayılımları ve toplumsal dinamikleri içinde bağımsız olarak anlam taşır. Birinin varlığı diğerine bağlı değildir.

Üstelik bu tür karşıtlık kurguları tesadüfi değildir. Onları üreten ve besleyen bir siyasi ekonomi vardır. Toplumsal gerilimlerin, seçim atmosferlerinin ve kimlik siyasetinin gölgesinde bu söylemler hem daha kolay üretilir hem de daha kolay tüketilir. “Öteki”yi sabitlemek, kendi sınırlarını da sabitlemek demektir. Ve sabit sınırlar, mobilize edilmesi en kolay seçmen tabanlarını oluşturur.

Oysa tarih boyunca Aleviler ve Sünniler, aynı toplum içinde birlikte yaşamış, kültürel alışverişte bulunmuş ve ortak bir medeniyetin parçası olmuşlardır. Bir Ege köyünde komşu olan Alevi ve Sünni aileler, birbirlerinin düğününde davul zurna eşliğinde halay çekmiş; birbirlerinin cenazesinde omuz vermişlerdir. Bu sahne, soyut bir hoşgörü anlatısının ürünü değildir. Hayatın kendi mantığının dayattığı bir birlikteliktir.

Batıni ve Zahiri: İslam’ın İki Yüzü

Alevilik, İslam’ın batıni yüzüdür. Bu, küçümseyici değil; tam tersine, derinliği tarif edici bir tespittir.

Batınilik, dinin görünür katmanının arkasındaki anlam katmanlarına yönelmektir. Ayetin metnini değil, ruhunu aramaktır. Ritüelin biçimini değil, işaret ettiği hakikati görmektir. Bu anlayış, İslam düşünce geleneğinin en köklü damarlarından birini oluşturur ve yalnızca Alevilikle sınırlı değildir. Sufi gelenekten İbn Arabi’ye, Hallac-ı Mansur’dan Mevlana’ya uzanan geniş bir yelpazeyi kapsar.

Nasıl ki Hristiyanlık içerisinde farklı anlayışlar, Musevilik içerisinde farklı anlayışlar varsa, İslam içerisinde de böyle olması kaçınılmazdır. Bir inancın gelişip olgunlaşmasının en önemli göstergelerinden biri, kendi içinde çeşitlilik üretebilmesidir. Çeşitlilikten korkan bir gelenek, büyümekten de korkar.

İki Dere, Bir Deniz

Alevilik ve Sünnilik, İslam içindeki zengin yorum çeşitliliğinin iki önemli örneğidir. Aralarındaki farklar bir “karşıtlık” değil, çok katmanlı bir inanç dünyasının yansımasıdır.

Bu nedenle, bu iki geleneği anlamaya çalışırken onları birbirine zıt kutuplar olarak değil, aynı bütünün farklı parçaları olarak değerlendirmek daha sağlıklı bir yaklaşım olacaktır.

İki dere düşünün. Biri dağın kuzey yamacından, biri güneyinden akar. Yatakları farklıdır, hızları farklıdır, kıyılarındaki taşlar bile farklıdır. Ama ikisi de aynı denize ulaşır. Ve o deniz, yalnızca bir derenin suyu ile dolmaz.

Asıl mesele, bu iki derenin birbirine karıştığı yerlerde ne yapacağımızdır. Baraj mı kuracağız, yoksa köprü mü?

Cevap, her zaman olduğu gibi, siyasetçilerin değil; birbirinin cenazesine omuz veren komşuların elindedir.

Ercan Geçmez, Colaninin forumda ağırlanmasını kınadı!

Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı Genel Başkanı Ercan Geçmez, HTŞ Lideri ve Suriye Geçici Hükümeti Başkanı Colani’nin Antalya Diplomasi Formu’na katılmasına sert tepki gösterdi. Geçmez, 17-19 Nisan 2026 tarihleri arasında düzenlenen forumda, Colani’nin Türkiye’de ağırlanmasının demokrasi ve insan hakları açısından kabul edilemez olduğunu belirtti.

Geçmez, “Diplomasinin olabilmesi için her şeyden önce bir demokrasinin olması gerekiyor,” diyerek, demokratik normların sağlanmadığı bir ortamda, Colani gibi birinin davet edilmesinin inandırıcı olmadığını vurguladı. “Daha önce gerçekleştirdiği katliamların bilinmesine rağmen, uluslararası alanda terörist olarak ilan edilen birinin burada ağırlanması, forumun meşruiyetini zedeler,” ifadelerini kullandı.

Antalya Diplomasi Formu’nun, katılımcıların hak ve özgürlüklerinin korunduğu bir ortamda gerçekleşmesi gerektiğini savunan Geçmez, “Colani’nin Suriye’de Alevilere, Türkmenlere ve Hristiyanlara zulüm uyguladığı herkes tarafından biliniyor. Böyle birinin Türkiye’de demokrasi teranesi altında konuşması kabul edilemez,” dedi. Geçmez, bu durumun Türkiye’deki çoğulculuğa yönelik bir tehdit oluşturduğunu da ekledi.

Son olarak, Geçmez, diplomatik ilişkilerin yalnızca ticari unsurlar üzerinden yürütülmemesi gerektiğini, aksi halde bunun ciddi sorunlara yol açabileceğini belirtti. “Antalya’daki diplomasi, çoğulculuğun ve hakların korunmasına dayalı olmalı,” diyerek, bu tür forumların daha anlamlı hale gelmesi için temel hakların gözetilmesi gerektiğini ifade etti.

📌 ALEVİ GAZETESİ’NİN NOTU

Ercan Geçmez’in Colani’nin Antalya Diplomasi Formu’nda ağırlanmasına yönelik sert eleştirisi, Türkiye’nin demokrasi ve insan hakları konusundaki duruşunu bir kez daha sorgulatıyor. Alevilik değerleri, zulüm ve ayrımcılığa karşı durmayı gerektirirken, Colani gibi bir şahsiyetin davet edilmesi, toplumsal barış ve çoğulculuğa tehdit oluşturmaktadır. Bu tür katılımlar, Alevi inancının özündeki adalet ve eşitlik anlayışına tamamen aykırıdır.

— Alevi Gazetesi Editörü

Alevi kurumları net bir tutum sergilemelidir!

Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın yürüttüğü “davet” trafiğine karşı çıkan PSAKD Altınova Şube Başkanı Adnan Arslan, Alevi kurumlarına net bir tutum sergilemeleri çağrısında bulundu. 2 Nisan’da Çankaya Köşkü’nde gerçekleştirilecek bir resepsiyon için Alevi temsilcilerin arandığını belirten Arslan, iktidarın Alevi toplumunu kendi kurduğu yapı üzerinden dizayn etmeye çalıştığını ifade etti.

Arslan, Alevi inancının özüne, sözüne, yoluna ve erkanına sahip olunması gerektiğini vurgulayarak, tanımadıkları bir kurumun temsilcileriyle görüşmeyi reddettiklerini açıkladı. Antalya’da kendilerine ulaşan bir temsilcinin, “Ben de Varto’lu bir Alevi canınızım” demesine karşılık, tanımadıkları bir kurumun yöneticileriyle sohbet etmeyeceklerini belirtti. Bu durumun, Alevilik inancına bir saldırı olduğunu dile getirdi.

Bazı Alevi kurumlarının sergilediği “esnek” tutumu eleştiren Arslan, “Müsait değilim” gibi geçiştirme cümlelerinin kabul edilemez olduğunu ifade etti. Alevi kurumlarının, Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın meşruiyetini tanımaması gerektiğinin altını çizen Arslan, samimiyet çağrısında bulundu. Cemevlerinin yasal statüsünün belirlenmesi gerektiğini savundu.

Arslan, Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın, PSAKD örgütlülüğü içinde hiç bağlı şubesinin bulunmadığını vurgulayarak, bu durumu eleştirdi. Önceki başkanın paylaştığı cemevi listelerinin gerçeği yansıtmadığını belirtti ve Alevi inancının özüne aykırı olan bu tür yaklaşımların kabul edilemeyeceğini ifade etti.

📌 ALEVİ GAZETESİ’NİN NOTU

Alevi kurumlarının tutumları, toplumun birliğini ve inancın özünü korumak adına kritik bir öneme sahiptir. PSAKD Altınova Şube Başkanı Adnan Arslanın çağrısı, Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığının meşruiyetine dair sorgulamalar içermekte ve bu durum, Alevilik inancına yönelik bir tehdit olarak değerlendirilmektedir. Alevi kurumları, tarihsel köklerine sahip çıkarak, toplumu bölen ve manipüle eden yaklaşımlara karşı durmalı ve samimiyetle harekete geçmelidir. Cemevlerinin yasal statüsünün belirlenmesi, bu sürecin önemli bir parçasıdır ve bu bağlamda herkesin ortak bir duruş sergilemesi elzemdir.

— Alevi Gazetesi Editörü