Ana Sayfa Blog Sayfa 178

Avukat Zeliha Ay, astsubay C.Y. ile kaldığı evde ölü bulundu

İzmir Barosu’na kayıtlı avukat Zeliha Ay, birlikte yaşadığı astsubay C.Y.’nin evinde tabancayla başından vurulmuş olarak ölü bulundu

Dün sabah saatlerinde Karşıyaka ilçesinde 112 Acil Çağrı Merkezi’ni arayan astsubay C.Y., İzmir Barosu avukatlarından Zeliha Ay’ı birlikte kaldıkları evde başından tabancayla vurulmuş halde bulduğunu belirtti. İhbar üzerine olay yerine sağlık ve polis ekipleri sevk edildi. Sağlık ekiplerince yapılan kontrolde, Ay’ın olay yerinde hayatını kaybettiği belirlendi. Zeliha Ay’ın cenazesi, olay yeri incelemesi sonrası İzmir Adli Tıp Kurumu morguna kaldırıldı.

C.Y., ifadesi alınmak üzere polis merkezine götürüldü. C.Y.’nin ifadesinde silah sesiyle uyandığını, Zeliha Ay’ı kanlar içerisinde yatarken bulduğunu söylediği öğrenildi. Ay’ın, C.Y.’ye ait beylik tabancasıyla vurulduğu belirlendi. Kesin ölüm nedeni otopsi raporuyla ortaya çıkacak Ay’ın bugün öğle namazında Aydın İncirliova’da toprağa verileceği öğrenildi. Polis, olayla ilgili soruşturma başlattı.

İZMİR

#Avukat #Zeliha #astsubay #C.Y #ile #kaldığı #evde #ölü #bulundu

Ölümü için ‘kaza’ denilen askerin son videosu ortaya çıktı: Komutanımız sorumlu

11 Temmuz’da ‘kaza’ sonucu yaşamını yitirdiği açıklanan asker Erdem Kavlak’ın ölmeden önce yayınladığı bir videoda ‘Ölümümüzden komutanımız sorumlu’ dediği ortaya çıktı 

Kamuoyunda sık sık gündeme gelen ‘şüpheli’ asker ölümleri tartışmalara neden olurken benzer bir olay da geçtiğimiz günlerde yaşandı.

Türkiye’nin Federe Kurdistan’a yönelik başlattığı Pençe Kilit operasyonunda yer alan ve 11 Temmuz’da ‘silah kazası’ nedeniyle yaşamını yitirdiği açıklanan sözleşmeli er Erdem Kavlak’ın ölmeden önce sanal medya hesabından yayınladığı bir video ortaya çıktı.

Erdem Kavlak yayınladığı görüntülerde ölümünden ‘komutannlarının sorumlu olduğunu’ söylüyor.

Kavlak videoda şunları söylüyor:

“3 gündür buradayız ve bu 4’üncü günümüz oldu. Burada susuz kaldık. Eğer bana veya arkadaşlarıma bir şey olursa bunun suçlusu tabur ve bölük komutanlarımızdır. Eğer bana bir şey olursa bu videoyu Türk Savunma Bakanlığına ulaştırın.”

Asker aileleri açıklama yapmıştı

Daha önce Tüm Şehit Sayılmayan Şehit Aileleri Derneği de bir basın açıklaması yapmış ve şüpheli asker ölümlerine dikkati çekmişti.

Asker aileleri: Çocuklarımız sessiz sedasız defnediliyor

 

#Ölümü #için #kaza #denilen #askerin #son #videosu #ortaya #çıktı #Komutanımız #sorumlu

İzmir’de bir kadın katledildi

Kemalpaşa ilçesinde Kübra Ö. adlı kadın, boşandığı Mehmet Ö. tarafından katledildi

İzmir’in Kemalpaşa ilçesinde Mehmet Ö. boşandığı Kübra Ö.’yü silahla sokak ortasında katletti. Fail daha sonra da intihar etti.

Olay yerine gelen sağlık ekipleri, Mehmet Ö. ile Kübra Ö.’nün hayatını kaybettiğini belirledi.

Cenazeler, otopsi işlemleri için hastane morguna kaldırıldı.

İZMİR

#İzmirde #bir #kadın #katledildi

Zilan Katliamı için Meclis’e ‘Anma ve Yas Günü’ teklifi

 

Yeşil Sol Parti, Zilan Katliamı’nın yıl dönümü dolayısıyla Meclis’e verdiği kanun teklifinde, 13 Temmuz’un ‘Anma ve Yas Günü’ olarak kabul edilmesini istedi

Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi (Yeşil Sol Parti) Mersin Milletvekili Ali Bozan, Wan’ın Erdîş (Erciş) ilçesinde bulunan Geliyê Zîlan’da 13 Temmuz 1930 tarihinde gerçekleşen katliamın yıl dönümü dolayısıyla Meclis’e kanun teklifi verdi.

Benzer durumların önüne geçmek için

Bozan, teklifte, her yıl 13 Temmuz’un “13 Temmuz Anma ve Yas Günü” olarak kabul edilmesini isteyerek, “Katliamların yaşanmaması ve benzeri girişimlerinin önüne geçmek için ciddi bir yüzleşme ve toplumsal farkındalığın yaratılması amaçlanmaktadır” dedi.

Yas günü ilan edilsin

Teklifin gerekçesinde, katliamda yaşananlara yer verilerek şunlar belirtildi: “Onlarca yıl yasak bölge ilan edilen Zilan’da bugün de acılar halen tazeliğini korumaktadır. Katliamın dehşeti hala nesilden nesile aktarılmakta ve yeni nesiller bu trajedinin hikayeleriyle büyümektedir. Türkiye’de toplumsal barışın kalıcı olarak sağlanması için gerekli yasal düzenlemelerin yapılması ve böyle olası katliamların yaşanmaması için hatırlanıp yüzleşilmesi şarttır. Böyle bir anma ve yas günü ilan edilerek; benzeri katliam girişimlerinin önüne geçmek için ciddi bir yüzleşmeyle toplumsal farkındalığın yaratılması amaçlanmaktadır.”

ANKARA

#Zilan #Katliamı #için #Meclise #Anma #Yas #Günü #teklifi

Sudan ordusu, HDK mevzilerine hava saldırısı düzenledi

Sudan ordusu, dün Hızlı Destek Kuvvetleri’nin (HDK) Hartum’un güneyindeki ve doğusundaki mevzilerine hava saldırıları düzenledi

Yerel haber ajanslarına açıklamalarda bulunan görgü tanıkları, dün sabah saatlerinde HDK’nın er-Riyaziyye şehri yakınlarındaki askeri mevzilerini yoğun bir şekilde bombaladığını ve Hartum’un güneyinde ve doğusunda hava saldırıları düzenlendiğini aktardılar.

HDK Hartum’un kontrolünü ele geçirmeye çalışırken ordu, Nil’in her iki yakasındaki Omdurman, Bahri ve Hartum şehirlerini birbirine bağlayan köprülerdeki ikmal yollarını kesmeye çalışıyor.

Hartum Valisi Ahmed Osman Hamza salı günü polise, çarşamba gününden itibaren ordunun kontrolündeki Omdurman’nın kuzeyinde yer alan Karari mevkiinde çalışmalarını yürütme talimatı verdi.

Dijital medyada yayınlanan görüntülerde Sudan ordusu ile HDK arasında 15 Nisan’da çatışmanın patlak vermesinden bu yana ordunun yanında savaşan Merkez Yedek Polis dışında görünmeyen güvenlik güçlerinin çarşamba günü Karari’de konuşlandırıldığı görüldü.

DIŞ HABERLER

#Sudan #ordusu #HDK #mevzilerine #hava #saldırısı #düzenledi

Tanık ifadeleriyle hakkında dava açılan Budak için mütalaa verilecek

HDP Gençlik Meclisi Üyesi Çekdar Budak hakkında açılan davada iddia makamı mütalaa verecek

Halkların Demokratik Partisi (HDP) Gençlik Meclisi Eğitim Komisyonu Üyesi Çekdar Budak hakkında açık tanık Kezban Kuday’ın verdiği, sonrasında kabul etmediği iddialar üzerine açılan dava Diyarbakır 8’inci Ağır Ceza Mahkemesi’nde görüldü.

Budak, “örgüt üyesi olmak” iddiasıyla yargılandığı davanın duruşmasına katılmazken, avukat Resul Temur’un hazır bulunduğu duruşmada, iddia makamı mütalaasını hazırlamak üzere dosyanın kendisine verilmesini istedi. Budak’ın avukatı Temur ise, iddia makamının esas hakkındaki mütalaasından sonra esas hakkında savunma yapacaklarını ifade etti.

Mahkeme, mütalaasını hazırlamak üzere dosyanın iddia makamına gönderilmesine karar vererek, duruşmayı 8 Kasım’a erteledi.

AMED

#Tanık #ifadeleriyle #hakkında #dava #açılan #Budak #için #mütalaa #verilecek

Basa’da 2 kişi gözaltına alındı

Basa ilçesine bağlı Bana köyünde, sabah saatlerinde yapılan ev baskınlarında 2 yurttaş gözaltına alındı

Şirnex’in Basa (Güçlükonak) ilçesine bağlı Bana köyündeki bazı evlere sabah saatlerinde askerler tarafından baskın yapıldığı belirtildi. Baskınlarda Resul Kaya ve Abdullah Ekin isimli yurttaşların gözaltına alındığı kaydedildi.

Gözaltı gerekçesi öğrenilemeyen Kaya ve Ekin’in, Şırnak İl Jandarma Komutanlığı’na götürüldüğü belirtildi.

ŞIRNEX

#Basada #kişi #gözaltına #alındı

Erdoğan’ın adaylığına itiraz eden hakim ihraç edildi

AKP’li Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın üçüncü kez adaylığına itiraz eden hakim Ahmet Çakmak için meslekten ihraç kararı alındı. Karara gerekçe olarak ise birçok absürt şey gösterildi

Mayıs ayında gerçekleşen seçimler öncesi AKP’li Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın üçüncü kez adaylığına itiraz ettikten sonra hakkında soruşturma başlatılan hakim Ahmet Çakmak, 6 Temmuz’da meslekten ihraç edildi.

Gerekçe üstüne gerekçe üretildi

Cumhuriyet’in haberine göre, Erdoğan’ın üçüncü kez adaylığına itiraz etmesinin ardından hakkında soruşturma başlatılmasıyla gündeme gelen Çakmak’a, resmi yazışmalarda “kalın yazı tipi kullanması”, bir dilekçesinde “AİHM’e gideceğim, dosyamın Güldür Güldür şova parodi olacak olaylardan oluştuğunu bahsedeceğim” demesi, 12 yaşındaki çocuğun tutuklanmasını isteyen savcının eğitime alınmasını ve adliyenin boş kısmına spor salonu yapılmasını istemesi gibi gerekçelerle açılan soruşturmalar sonucu iki kez yer değiştirme cezası verildi.

Karar tebliğ edilmedi

Hakimler ve Savcılar Yasası’na göre iki kez yer değiştirme cezası verilen kişi, meslekten çıkarılıyor. Böylece HSK İkinci Dairesi, 6 Temmuz’da Çakmak’ın meslekten ihracına karar verdi. İtiraz sürecinin devam etmesi nedeniyle Çakmak görevden uzaklaştırıldı. Karar ise henüz Çakmak’a tebliğ edilmedi.

İSTANBUL

#Erdoğanın #adaylığına #itiraz #eden #hakim #ihraç #edildi

Avukat Yürekli: İngiltere’de sendikalar tecridi tartışırken ülke aydını buna yanaşmıyor

PKK Lideri Abdullah Öcalan’dan özgürlüğünün hukuken gündeme geldiğini belirten avukatı Cengiz Yürekli: Toplum bu talebi yükseltmeli

İmralı F Tipi Yüksek Güvenlikli Cezaevi’nde 24 yıldır ağır tecrit koşulları altında tutulan PKK Lideri Abdullah Öcalan’dan, 28 aydır hiçbir şekilde haber alınamıyor. PKK Lideri, son olarak 25 Mart 2021 tarihinde kardeşi Mehmet Öcalan ile yaptığı “kesintili” telefon görüşmesinde, “Devlet de yanlış oynuyor, siz de. Bu hukuki değil, doğru da değil. Bu asla kabul edilemez. Bu aynı zamanda çok tehlikelidir. Avukatlarımın buraya gelerek benimle görüşme yapmasını istiyorum” diyerek, bu durumun olası tehlikelerine işaret etmişti. Hukuk literatüründe mutlak iletişimsizlik (incommunicado) anlamına gelen bu uygulama, İmralı’da tutuklu bulunan Veysi Aktaş, Hamili Yıldırım ve Ömer Hayri Konar’a dönük de uygulanıyor. Haber alınamama halinin neden olduğu endişeler, son olarak PKK Lideri Öcalan’a tehdit içerikli mektupların verildiği yönünde açıklamalarla arttı.

İmralı’da haber alınamama haline dönük tepkiler yükselirken, Asrın Hukuk Bürosu avukatlarından Cengiz Yürekli, PKK Lideri Abdullah Öcalan’ın özgürlük koşullarının hukuki olarak gündeme geldiğini söyledi. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM) Abdullah Öcalan’ın “umut hakkı” ile ilgili verdiği kararıyla ihlalin tespit edildiğini belirten Yürekli, PKK Liderinin umut hakkının 25’inci yıldan sonra gözden geçirilmesi gerektiğinin altını çizdi. Bununla birlikte PKK Lideri Abdullah Öcalan’ın özgürlük koşullarının hukuken gündeme geldiğini vurgulayan Yürekli, bunun toplumsal taleplerin yükselmesiyle mümkün olduğunu söyledi.

İmralı’nın pozisyonu

İmralı ve Sayın Öcalan’ın statüsüne ve hukuki pozisyonuna dair derinlikli tartışmalar yürütmek ve yeni kavramlar üretmek gerektiğini belirten Yürekli, “Mevcut haliyle İmralı’yı bir cezaevi olarak tanımlamak mümkün değil. 25 Mart 2021’den beri haber alamıyoruz. Daha önce de haber alamama durumları söz konusu olmuştu ancak bu denli şiddetli bir boyutta değildi. 2016-2019 yıllarını kapsayan 3 yıl boyunca haber alamamıştık. Fakat o vakit avukatları olarak biz, kısıtlama gerekçelerine ve engelleme sebebine mahkeme kararları ile ulaşabiliyorduk. Şuan gelinen aşamada bilgi almamızı engellemek adına bu kanallar da kapatıldı. O yüzden orada ne olduğuna dair hiçbir şekilde bilgimiz yok. Güncel olarak da oradaki yaşam koşullarına dair, oradaki tutulma durumuna dair bir bilgi vermemiz de söz konusu değil. Şuanda önümüzdeki bilgilerde CPT’nin 2019 ziyaretine dair yayınladığı raporlarına dair bilgileridir” diye ifade etti.

Başka örneği yok

İmralı’ya bu kadar farklı yaklaşımın nedeninin “Sayın Abdullah Öcalan’ın toplumsal karşılığı ve politik gücüdür” diyen Yürekli, “Elbette dünyanın başka yerlerinde bilmediğimiz uygulamalar söz konusu olabilir. Ancak İmralı’nın bir de şöyle bir farkı söz konusu: İmralı Türkiye sınırlarında, Avrupa hukukuna tabi bir yerde duruyor. Şuanda Avrupa hukukuna baktığımızda, böylesi bir sistemin olamaması gerekiyor. Buna rağmen geldiğimiz an itibari ile Avrupa hukuk sınırları içerisinde, aynı politik kimliğe, aynı etnik kimliğe sahip dört insandan üç yıla yakındır haber alamıyoruz. Bir adada kapalı tutulmuş durumdalar. Bunun örneğinin olmadığını söyleyebiliriz” dedi.

Mesafe koymanın sonuçları

Tecridin neden bu kadar yoğun bir şekilde uygulandığı, neden bu kadar ısrarla dayatıldığını, bununla ne gibi sonuçlar hedeflendiğinin anlaşılması gerektiğini aktaran Yürekli sözlerini şu şekilde sürdürdü:

“Bunun en net örneğini 2023 seçimlerinde görebiliriz. Ben mevcut seçimi asla bir başarısızlık olarak değerlendirmiyorum. Kürt halkı kazanımlarının zirve noktasındadır. İnanıyorum ki bunu, Türkiye halkları ile beraber Türkiye’nin demokratikleşmesi ve insan haklarına duyarlı olması noktasında daha da ileri safhaya götürecektir. Halkın her yerde sloganlaştırdığı ve kendi özgürlük değerinin temsili olarak gördüğü Abdullah Öcalan’a mesafe koymanın getirdiği sonuçlardan biri olarak bunu ele almamız mümkündür.

Objektif veriler

Ancak kısır tartışmalara girmeden şunu da görmek gerekiyor. Eğer ki bir başarısızlık olarak değerlendiriliyorsa, yahut yapısal bir sorun olarak ele alınıyorsa, şu hususların görülmesi gerekiyor: Birincisi, Sayın Abdullah Öcalan’ın politikaya dahiliyeti, ikincisi Kürt sorunu ve Türkiye siyasetinde ki belirleyiciliğini görmemiz gerekiyor. Özellikle 7 Haziran 2015 sürecine çok çok atıf yapılıyor. Bir başarı olarak değerlendiriliyor. Ama orada görülmesi gereken şudur: Sayın Abdullah Öcalan’ın doğrudan siyasete müdahalesi olan bir süreçti. Sayın Öcalan yeni bir dönem olarak kurguladı o süreci. O süreçte izlenmesi gereken siyasetin çerçevesini çizdi, gereken araç ve yöntemleri oluşturdu. Doğrudan topluma seslendi. Bu başarının bunun sonucu olduğunun görünmesi gerekiyor. Bu sübjektif bir değerlendirme değil, bu objektif verilerin sonucudur.”

Mutlak iletişimsizlik hali

Mutlak iletişimsizlik halinin yeterince gündeme alınmadığını aktaran Yürekli, “Başta da Sayın Abdullah Öcalan’ın hukuki sorunlarının muhatabı olarak, hukuki temsilcileri olarak, buna çözüm arayan kişiler olarak kendimizi de sorumlu olarak görüyoruz. Kimseyi bundan muaf tutmuyoruz. Öncelikle bu hakikatlerle barışılması gerekiyor. Sistemin iktidarın çizdiği sınırların dışına taşınması gerekiyor. Ancak bu şekilde bir mücadele söz konusu olabilir. Umut hakkı kapsamında Sayın Öcalan’ın özgürlüğünü talep edebilmek hukuki bir taleptir. Bunun ötesinde dünyanın her yerinde bu tarz oluşumların, bu tarz tecrit ve işkence uygulamalarına karşı çıkılır. Guantanamo’ya dair dünya kadar bir külliyat var. Oradaki önde gelen yargı mercileri farklı muhalif şartları oluşturdular. Aydınlar, yazarlar kampanyalar düzenlediler. Buna dair doktrinlerde tartışmalar gerçekleşti. Ancak İmralı’ya dair böyle bir şey göremiyorsunuz. Ülke aydını buna yanaşmıyor. İngiltere’de sendikacılar Almanya’da enternasyonel gençler, İtalya’da belediyeler Sayın Abdullah Öcalan’ın fikirlerini ve özgürlüğünü tartışırken, burada iktidarın dayatmalarını mazeret olarak sunup Abdullah Öcalan gerçekliğini tartışmamak, kabul edilebilir bir durum değildir” diye belirtti.

Toplumsal talepler yükseltilmeli

AİHM’in Abdullah Öcalan’ın umut hakkına dair vermiş olduğu bir kararı olduğunu ifade eden Yürekli, “Bu anlamda ihlali tespit etti. Buna dönük başvurular var. 25’inci yıldan sonra Sayın Öcalan’ın umut hakkının gözden geçirilmesi gerekiyor. Şuan Türkiye’de buna dair bir mekanizma oluşturulmuş değil. Ancak bunun anlamı şudur Sayın Öcalan’ın özgürlüğü hukuken gündeme gelmiştir. Bunun zemini oluşmuştur ve kapısı aralanmıştır. Ancak bunu hayata geçirecek olan politik ve toplumsal güç olabilmek ile ilgilidir. Yoksa bu hukuka ayak diremek söz konusudur. Bunu sürece yaymak ve zamanla anlamsızlaştırma ihtimali söz konusudur. Bunu hayata geçirecek olan toplumsal talepleri yükselmektir. Politik olarak güç olmaktır” dedi.

Haber: Diren Yurtsever – İbrahim Irmak / MA

#Avukat #Yürekli #İngilterede #sendikalar #tecridi #tartışırken #ülke #aydını #buna #yanaşmıyor

IPPNW Direktörü: Tecrit bir işkence

IPPNW Direktörü Gisela Penteker, PKK Lideri Abdullah Öcalan’a yönelik tecride ve uluslararası kurumların sessizliğine değindi: Tecrit bir işkence

İmralı Adası’nda ağırlaştırılmış tecrit koşulları altında tutulan ve yaklaşık 28 aydan bu yana da PKK Lideri Abdullah Öcalan ile diğer tutsaklar Ömer Hayri Konar, Hamili Yıldırım ve Veysi Aktaş’tan hiç bir haber alınamıyor. Sayısız aile ve avukat başvurusu yapılırken diğer yandan da uluslararası çağrılar ve başvurular yapılıyor. Abdullah Öcalan üzerindeki mutlak tecridin kırılması ve fiziki özgürlüğü için yapılan başvuru ve çağrılar ise Adalet Bakanlığı tarafından görmezden geliniyor. Nükleer Savaşın Önlenmesi için Uluslararası Hekimler (International Physicians for the Prevention of Nuclear War-IPPNW) Direktörü Gisela Penteker, yıllardır sürdürülen ağırlaştırılmış tecride dair JİNNEWS’ten Melek Avcı’ya değerlendirmelerde bulundu.

Hukuka aykırı

PKK Lideri Abdullah Öcalan’a yönelik 28 aydır sürdürülen mutlak tecridi ve haber alamama halini bir işkence olarak nitelendiren Gisela, Türkiye’nin bu tecrit ile halka olan kibrini de gösterdiğini söyledi. Gisela, “Bence bu zalimce ve Türk yetkililerin tutukluya, ailesine, avukatlarına ve halka karşı olan kibrini ve hafife alma halini gösteriyor. Sayın Öcalan’ın ve diğer tutsakların İmralı’da öncesinde ve son 28 aydır bu şekilde tecrit edilmesi işkenceden başka bir şey değildir. İnsan haklarına ve uluslararası hukuka aykırıdır. Bu tecrit hiçbir anlam ifade etmiyor, çünkü Sayın Öcalan’ın destekçileri arasında spekülasyonlara ve endişelere yol açmaya çalışmak dışında bir işe yaramıyor” diye belirti.

Fikrinden korkuyorlar

Binlerce başvuruya rağmen görüşlerin engellenmesi ve sessizliğin iktidarın farklı bir toplum tahayyüllünü tehdit olarak görmesinden kaynaklandığını söyleyen Gisela, “Türkiye’de ve uluslararası arenada kimileri Sayın Öcalan’ı bir ‘suçlu’ ve ‘terörle bağlantılı’ olarak görüyor. Türkiye kendisini ömür boyu hapis cezasına çarptırdı. Çünkü kendisini bir tehdit olarak görüyorlar. Gerçek anlamda onun kitaplarını okuyan ve temelde eşitlikçi, ekolojik ve katılım anlayışı üzerinden bir toplum tahayyülü fikrini anlayan çok az kişi mevcut. İktidardakiler için bu fikir ve sistem sahip oldukları ayrıcalıklara, koltuklarına ve birçok şeye yönelik bir tehdit. İkincisi ise batılı ülkeler doğuya ve Rusya’ya karşı NATO’nun siperi olarak Türkiye’ye ihtiyaç duyuyorlar. Ortada bir çıkar var ve sürekli olarak Türk hükümetinin şantajına açık haldeler. Uluslararası adım atılmaması bundan kaynaklanıyor diye ifade edebilirim” dedi.

CPT görevini yapmıyor

Avrupa Konseyi İşkencenin Önlenmesi Komitesi’nin (CPT) Eylül ayında İmralı’ya yaptığı ziyaret raporlarını açıklamamasını ilişkin tutumunu eleştiren Gisela, “Bu, Birleşmiş Milletler’in organlarının kurallarına göre işletiliyor. Bu kurumlar için ulusal egemenlik çok yüksek bir önceliktir ve uluslararası antlaşmaların ve anlaşmaların bir ön koşuludur. Bu nedenle, çok açık ve net Türk hükümetinin izni olmadan rapor hakkında bilgilendirme yapmıyorlar. İmralı Cezaevi’nde yaşanan hak ihlali ortada. Tecrit, uluslararası düzeyde işkence olarak sınıflandırılmaktadır. Ancak farklı siyasi koşullarda uluslararası hukukun iktidardakilerin çıkarlarına göre göreceleştirildiğini görüyoruz. Yine de tutsaklara ve onların insan haklarına saygı gösterilmesini tekrar tekrar istemek zorundayız. Her fırsatta dile getirmek durumundayız” sözlerini kullandı.

Mesajlar umut oldu

Abdullah Öcalan’ın çözüm sürecinde ve Kürt halkı üzerindeki büyük etkisine değinen Gisela, iktidarın bu süreci kendi eliyle sonlandırdığını belirterek şöyle konuştu: “Sayın Öcalan’ın birçok Kürt üzerinde hâlâ sahip olduğu etkiye dair örnekler mevcut. 2013/14’teki kısa süreli barış sürecinden, Dolmabahçe anlaşmasına kadar o ve PKK liderleri barış görüşmelerinin tarafıydı. Görüşmeler oldukça başarılı geçti ve birçok kişiye umut verdi. Ama cumhurbaşkanı ve iktidar partisinin istediklerini vermedi ve bu yüzden barış süreci iktidar tarafından durduruldu. İki kez ölümcül açlık grevini durduran da Sayın Öcalan’ın İmralı’dan verdiği mesajlar olmuştur.”

Savaş çözüm değil

“Savaşların ve çatışmaların şiddet ve baskıyla çözülemeyeceği bir gerçektir” diyen Gisela, son olarak şunları belirtti: “Tüm taraflar aynı masada oturmalıdır. Bu davadaki tüm taraflar, Sayın Öcalan, Türk hükümeti, farklı Kürt grupları ve onların temsilcileri anlamına geliyor. Bu süreç Birleşmiş Milletler kontrolünde olmalıdır. Sayın Öcalan’ı ve destekçilerini tecritte bırakmak işkencedir. Uluslararası toplum, Türkiye cumhurbaşkanını kendisine muhalif olanları hapse atmak ve susturmak yerine reformlara, barış sürecine ve demokratik kurallara geri dönmeye çağırmalıdır.”

HABER MERKEZİ

#IPPNW #Direktörü #Tecrit #bir #işkence