Ana Sayfa Blog Sayfa 2

Zeliha Koyupınar 30 Günlük Açlık Grevini Sonlandırdı

Almanya’da yaşayan Zeliha Koyupınar, PSAKD Sarıyer Şubesi Saymanı Şimal Deniz’in tutukluluğuna dikkat çekmek amacıyla 26 Haziran’da açlık grevi başlattı. Bu eylem, 24 Temmuz’da, 30. gününde sona erdi. Koyupınar, grev boyunca yalnızca su, şeker ve tuzla yaşamını sürdürdü ve bu süre zarfında çektiği videolarla Deniz’in durumunu kamuoyuna aktardı.

Koyupınar, Deniz’in iki itirafçının beyanları doğrultusunda tutuklandığını ve 9 yıl hapis cezasına mahkûm edildiğini açıkladı. Daha önce beş kez gözaltına alınan Deniz’in toplamda üç yıldan fazla cezaevinde kaldığını vurgulayan Koyupınar, 9 yıl hapis cezası aldığı davanın ardından tutukluluğunun devam ettiğini ifade etti.

Açlık grevi boyunca Alevi kurumlarına ve inanç önderlerine dayanışma çağrısında bulunan Koyupınar, Şimal Deniz’in devrimci Alevi kimliği nedeniyle hedef alındığını savundu. Bu durumun yalnızca Deniz’e yönelik bir uygulama olmadığını, Alevi toplumu için bir mesaj taşıdığını belirtti.

Koyupınar, MHP’nin Hacıbektaş’ta açtığı cemevine de tepki göstererek, partinin Alevilere yönelik politikasının samimi olmadığını savundu. MHP’nin geçmişte Alevilere yönelik katliamlardaki rolüne dikkat çekerek, bu cemevinin Alevi toplumunu asimile etmek amacıyla kullanılacağını ileri sürdü.

Açlık grevini sona erdirdikten sonra Koyupınar, Alevi dernekleri ve dedelerden Şimal Deniz’in özgürlüğü için açıklama yapmalarını talep etti. Koyupınar, Deniz’in ve tutuklu tüm hak savunucularının serbest bırakılması çağrısıyla açıklamasını tamamladı.

📌 ALEVİ GAZETESİ’NİN NOTU

Zeliha Koyupınarın açlık grevi, Alevi toplumunun maruz kaldığı baskılara dikkat çeken önemli bir eylemdir. Şimal Denizin tutukluluğu, sadece bireysel bir adalet meselesi değil, Alevi kimliğinin hedef alındığı sistematik bir ayrımcılığın tezahürüdür. MHPnin cemevi açma girişimi ise, geçmişteki katliamların izlerini silmeye yönelik samimiyetsiz bir çabadır ve Alevi inancının özüne aykırıdır. Bu durum, toplumun birlik ve dayanışma içinde hareket etmesi gerektiğini bir kez daha göstermektedir.

— Alevi Gazetesi Editörü

Demirelöz: Alevilere Tanınan Haklar Anayasada Olmalı!

Lübeck Alevi Toplumu Başkanı İbrahim Demirelöz, Anayasa Mahkemesi’nin Sivas Katliamı’na ilişkin verdiği kararı değerlendirirken, bu kararın 33 yıl sonra gelmesinin kendilerini sevindirmediğini ifade etti. Demirelöz, kararın eksik olduğunu ve daha fazla adalet için davanın yeniden açılması gerektiğini vurguladı. Anayasa Mahkemesi, 2014 yılında yapılan bireysel başvuruyu 12 yıl sonra karara bağlayarak, katliamda yaşamını yitirenlerin yakınlarına manevi tazminat ödenmesine hükmetti.

Demirelöz, Alevilerin eşit yurttaşlık mücadelesinin temel sorunlarına değinerek, Alevilere tanınan hakların Anayasa’da eksiksiz bir şekilde yer alması gerektiğini belirtti. Cemevlerinin ibadethane olarak kabul edilmesi gerektiğini vurgulayan Demirelöz, Alevilerin ikinci sınıf yurttaş muamelesine maruz kalmaması gerektiğini söyledi. Ayrıca, Alevi Bektaşi Cemevi Başkanlığı gibi kurumların asimilasyon merkezi olduğunu düşündüklerini ve bu nedenle kabul etmediklerini ifade etti.

Toplumsal barış sürecine dair görüşlerini de paylaşan Demirelöz, Alevilerin bu süreçte yer almadığı takdirde kalıcı bir barışın sağlanmasının mümkün olmadığına dikkat çekti. Barışın Hacıbektaş, Sivas, Dersim, Çorum ve Maraş’tan geçmesi gerektiğini ifade eden Demirelöz, geçmişte yaşanan acılarla yüzleşilmesi ve Alevi kurumlarının görüşlerinin dikkate alınması gerektiğini vurguladı.

Son olarak, Alevi toplumuna ve demokratik kamuoyuna bir mesaj veren Demirelöz, Anayasa Mahkemesi’nin kararının geç ve yetersiz olduğunu yineledi. Türkiye Alevi Hareketi’nin, Almanya Alevi Birlikleri Federasyonu ve Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu ile daha güçlü bir birliktelik içinde mücadele etmesi gerektiğini belirtti. Mücadelesine devam edeceğini vurgulayan Demirelöz, hiçbir zaman umudunu kaybetmediğini ifade etti.

📌 ALEVİ GAZETESİ’NİN NOTU

İbrahim Demirelözün Alevilere tanınan hakların Anayasada yer alması gerekliliği vurgusu, toplumumuzun eşit yurttaşlık mücadelesinin ne denli acil olduğunu ortaya koyuyor. Alevilerin ibadethaneleri olan cemevlerinin resmi statüye kavuşturulması, ayrımcılığın sona ermesi için kritik bir adımdır. Toplumsal barışın sağlanabilmesi için Alevilerin bu süreçte etkin bir şekilde yer alması gerektiği gerçeği, adalet ve eşitlik arayışımızın temel taşlarını oluşturuyor.

— Alevi Gazetesi Editörü

Sivas Katliamında Adalet Arayışı 33 Yıldır Sürüyor!

1993 yılında Sivas’ta meydana gelen katliamın üzerinden 33 yıl geçti. 2 Temmuz’da, Madımak Oteli’nde 33 canın yaşamını yitirmesine neden olan bu acı olay, Türkiye’nin en karanlık sayfalarından biri olarak hafızalarda yerini koruyor. O günden bugüne, olayın failleri ve adaletin sağlanması konusunda hala bir ilerleme kaydedilemedi. 124 sanığın yargılandığı davada, birçok sanığın cezası müebbet hapse çevrildi ve zamanla çeşitli aflarla serbest bırakıldılar.

Sivas katliamı, yalnızca Alevi toplumunu değil, tüm insanlığı etkileyen bir trajedi olarak hafızalarımızda duruyor. 33 yıl boyunca adalet arayışında bulunan aileler, hala kaybettikleri canların hatırasını yaşatmaya devam ediyor. Adaletin sağlanması için yıllardır mücadele eden Alevi kurumları ve toplumu, bu acıyı unutturmamak için çeşitli anmalar düzenliyor.

Adaletin yerini bulması için sorumluluk almak gerektiğini vurgulayan Alevi toplumu, sadece geçmişin acılarını anmakla kalmayıp, gelecekte benzer olayların yaşanmaması için aktif bir şekilde mücadele ediyor. Avrupa’da yaşayan Aleviler de, Sivas’ın acısını ve adalet arayışını daha geniş kitlelere ulaştırma çabasında. Bu bağlamda, adaletin sadece mahkeme salonlarında değil, toplumun vicdanında yerini bulması gerektiği ifade ediliyor.

33 yıl sonra hâlâ aynı karanlıkta kalındığını belirten Alevi toplumu, Sivas’ın acısını unutturmamak ve adalet talep etmek adına mücadeleye devam edeceklerini yineliyor. Geçmişin acılarını unutmadan, gelecekte daha adil bir toplum için seslerini yükseltmeye kararlı olduklarını vurguluyorlar. “Sivas’ı unutmadık, unutturmayacağız” diyorlar, çünkü bazı canlar, hafızalarında, vicdanlarında ve adalet mücadelelerinde yaşamaya devam ediyor.

📌 ALEVİ GAZETESİ’NİN NOTU

Sivas Katliamı, Alevilik tarihinin en acı sayfalarından birini oluşturuyor ve adalet arayışı 33 yıldır sürüyor. Bu trajedi, yalnızca Alevi toplumunun değil, tüm insanlığın vicdanını yaralayan bir olaydır ve unutmamak adına mücadele eden aileler, adaletin sağlanması için kararlılıkla direniş göstermektedir. Sorumluluk almak, yalnızca geçmişin acılarını anmakla kalmayıp, gelecekte benzer olayların yaşanmaması için etkin bir mücadele yürütülmesi gerektiğini ortaya koymaktadır. Alevi toplumu, adaletin sadece mahkeme salonlarında değil, toplumsal hafızada da yerini bulması için her zaman mazlumun yanında, zalime karşı durmaya devam edecektir.

— Alevi Gazetesi Editörü

Madımak Katliamı insanlık suçu olarak yargılanmalı!

ABF Genel Başkanı Mustafa Aslan, Anayasa Mahkemesi’nin (AYM) Sivas Madımak Katliamı’na ilişkin verdiği hak ihlali kararını değerlendirerek, bunun tazminatla sınırlı kalmaması gerektiğini ifade etti. 2 Temmuz 1993’te gerçekleşen katliamda 37 kişinin yaşamını yitirdiğini hatırlatan Aslan, Madımak olayının insanlık suçu kapsamında değerlendirilmesi ve yargılamanın yeniden başlatılması gerektiğini vurguladı.

Aslan, AYM’nin kararının sadece usul boyutunda hak ihlali tespit etmekle sınırlı kalmaması gerektiğini, zira Türkiye’deki diğer katliamların da insanlık suçu olarak ele alınması gerektiğini belirtti. “İnsanlık suçunda zaman aşımı olmaz” diyen Aslan, Madımak Katliamı başta olmak üzere diğer katliamlar için de adil yargılamaların önünün açılmasını talep etti.

AYM’nin kararının, bireysel başvuruların 12 yıl boyunca bekletilmesinin ardından gelmesi, Türkiye’de adaletin nasıl işlediği konusunda soru işaretlerini artırmakta. Aslan, bu durumun açıklığa kavuşturulması gerektiğini ifade ederek, yıllar içinde sanıkların serbest bırakılmasının ve yurt dışında bulunan sanıkların yargılanmasının sağlanamamasının da eleştirilmesi gerektiğini belirtti.

Aslan, “Bizim mücadelemiz bir hakikat ve adalet mücadelesidir” diyerek, AYM’nin gerekçeli kararında Madımak Katliamı’nın insanlık suçu olduğuna vurgu yapmasını beklediklerini ifade etti. Aksi takdirde, yalnızca manevi tazminatla sürecin sonlandırılmasının, acıları derinleştireceğini söyledi.

Türkiye’nin gerçek anlamda bir hukuk devleti olması için adil ve eşit yargılamaların yürütülmesi gerektiğini vurgulayan Aslan, AYM’nin insanlık suçu kapsamında değerlendirme yapmasının önemine dikkat çekti. Aksi halde, alınan kararların anlamlı olmayacağını dile getirdi.

📌 ALEVİ GAZETESİ’NİN NOTU

Madımak Katliamı, Alevi toplumunun hafızasında derin yaralar açmış bir insanlık suçudur. ABF Genel Başkanı Mustafa Aslanın vurguladığı gibi, bu olayın sadece tazminatla geçiştirilemeyecek kadar ağır bir sorumluluk taşıdığı ortadadır. Adaletin sağlanması, geçmişin karanlık yüzleriyle yüzleşmek ve gelecekte benzer trajedilerin yaşanmaması için elzemdir. Zaman aşımı tanımayan insanlık suçlarının aydınlatılması, toplumsal barışın sağlanması açısından kritik bir adımdır. Alevi Gazetesi olarak, bu mücadelede her daim mazlumların yanında durmayı ve adalet talebini savunmayı sürdüreceğiz.

— Alevi Gazetesi Editörü

Çerçeve yasa taslağı Meclise sunulmak üzere hazırlandı

DEM Parti Sözcüsü Ayşegül Doğan, çerçeve yasa taslağının hazırlanmasında son aşamaya gelindiğini duyurdu. 24 Temmuz 2026 tarihinde yaptığı basın toplantısında, bu düzenlemenin siyasi partiler arasında ortak bir konsensüs ile Meclis’e geleceğini belirtti. Doğan, çerçeve yasanın hukuki zeminini güçlendirerek yeni yasal adımlara referans olacağını ifade etti.

Doğan, Barış ve Demokratik Toplum Süreci kapsamında önemli görüşmelerin yapıldığını ve özellikle Abdullah Öcalan ile gerçekleştirilen görüşmenin önemine dikkat çekti. Taslağın Meclis’e ne zaman sunulacağı konusunda kesin bir takvim olmamakla birlikte, Numan Kurtulmuş’un bu konu hakkında açıklama yapacağını belirtti. Meclis’in çalışma süresinin göz önünde bulundurulması gerektiğini vurguladı.

Çerçeve yasa taslağının, Alevilik ve diğer toplumsal kesimlerin haklarını güvence altına alacak önemli bir gelişme olduğunu dile getiren Doğan, bu düzenlemenin hukuki belirsizlikleri gidereceğine inandığını ifade etti. Yasa, aynı zamanda demokratik çözüm sürecinin itici gücü olacağına dikkat çekti.

Doğan, taslağın henüz Meclis gündemine gelmediğini, bu nedenle basının yapıcı bir dil kullanmasının önemine vurgu yaptı. “Daha kapsayıcı ve yapıcı bir dil gerekiyor” diyerek, tüm siyasi partilerin görüşlerini alarak ortak bir zemin oluşturulması gerektiğini söyledi.

DEM Parti’nin Eş Genel Başkanlarının siyasi partilerle görüşmeler gerçekleştireceğini belirten Doğan, bu kapsamda tüm kesimlerle istişarelerde bulunarak yeni evreye ilişkin bilgilendirmeler yapacaklarını belirtti.

📌 ALEVİ GAZETESİ’NİN NOTU

Çerçeve yasa taslağı, Alevilik ve diğer toplumsal kesimlerin haklarını güvence altına alacak bir adım olarak değerlendirilmektedir. Bu düzenlemenin, hukuki belirsizlikleri gidermesi ve demokratik çözüm sürecine katkı sağlaması beklenmektedir. Ancak, Meclis gündemine gelmeden önce basının yapıcı bir dil kullanmasının önemi vurgulanmalı ve toplumsal barışı tehdit eden ayrımcılıklara karşı duyarlı olunmalıdır. Alevi toplumunun sesi olarak, bu sürecin takipçisi olmalı ve her türlü ötekileştirmeye karşı durmalıyız.

— Alevi Gazetesi Editörü

Sivas Davası ve Cemevi Projeleri Üzerine Gelişmeler

Türkiye genelinde Alevilik ve hak mücadelesi üzerine önemli gelişmeler yaşanıyor. Dersim ve Amed’de, Sivas Madımak Katliamı davasına ilişkin Anayasa Mahkemesi’nin kararı ile yeni cemevi projeleri üzerinde yapılan çalışmalar gündemde. Bu iki gelişme, Alevi toplumu için adalet ve kültürel varlıklarının korunması açısından kritik bir öneme sahip.

Dersim’de Adalet Mücadelesi

Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Genel Başkanı Cuma Erçe, Anayasa Mahkemesi’nin Sivas Madımak Katliamı davasıyla ilgili kararını değerlendirdi. Erçe, bu kararın, 33 yıldır süren adalet arayışında önemli bir adım olduğunu vurgularken, mağdur ailelerin başvurularının uzun yıllar bekletildiğine dikkat çekti. Mağdur ailelerinden birçok kişinin bu süreçte hayatını kaybettiğini belirten Erçe, sanıkların serbest bırakılması ve davanın zamanaşımına uğratılmasının kabul edilemez olduğunu ifade etti.

Amed’de Cemevi Projesi İncelemesi

Amed’de ise Vahap Akay, yeni cemevi projesi çalışmalarını yerinde inceledi. Projenin, Alevi toplumu için önemli bir kültürel alan oluşturması bekleniyor. Akay, cemevi inşaatının toplumsal birlik ve dayanışmayı güçlendireceğini belirtti. Bu tür projelerin, Aleviliğin yaşatılması ve gelecek nesillere aktarılması açısından büyük bir öneme sahip olduğu ifade edildi.

Her iki gelişme de Alevi toplumu için adalet, kültürel kimlik ve hak mücadelesinin sürdüğünü gösteriyor. Alevilik, sadece bir inanç değil, aynı zamanda bir yaşam biçimidir ve bu tür adımlar, toplumsal barış ve adaletin sağlanmasına katkı sunmaktadır.

Madımak Katliamı Davasında Adalet Gecikti mi?

2 Temmuz 1993 tarihinde Sivas’ta bulunan Madımak Oteli, 33 aydının yakılarak katledildiği bir trajedinin merkezinde yer aldı. Bu olay, Alevi toplumu için sadece bir acı değil, aynı zamanda adalet arayışının da başlangıcı oldu. Ancak, 33 yıl boyunca hukuksal süreçler, katillerin korunup kollandığı bir yapıya evrildi. Aileler, hem siyasal hem de idari baskılarla sürekli olarak mağdur edildi.

Son olarak Anayasa Mahkemesi, Sivas Madımak Katliamı davasında “yaşam hakkının usul boyutunun ihlal edildiği” yönünde bir karar verdi. Bu karar, 33 yıl sonra verilmiş olsa da, adaletin gecikmiş bir ifadesi olarak değerlendirilebilir. Alevi toplumunun kararlı adalet arayışı ve örgütlülüğü, bu sonucun arkasındaki en önemli etkenler arasında yer alıyor.

Ancak, bu kararın ardında yatan nedenler ve zamanlaması dikkat çekici. Özellikle, AİHM’in daha önceki kararları ve uluslararası baskılar göz önüne alındığında, bu kararın bir oyalama süreci olarak da algılanması mümkün. Gerçek adaletin sağlanabilmesi için, tüm sorumluların adalet önüne çıkarılması gerekmektedir. Bu, sadece katilleri değil, aynı zamanda onları koruyanları da kapsamalıdır.

Madımak Oteli’nin bir “Utanç Müzesi”ne dönüştürülmesi, benzer insanlık suçlarının bir daha yaşanmaması adına gerekli bir adım olacaktır. Alevi toplumu, sadece geçmişle yüzleşmekle kalmayıp, bu süreçte eşit yurttaşlık haklarını da talep etmektedir. Ancak, bu hakların elde edilmesi için toplumsal dayanışma ve kararlılık şarttır.

Sonuç olarak, Alevilik inancı ve toplumu, tarih boyunca maruz kaldığı haksızlıklarla yüzleşmekte kararlıdır. Bu bağlamda, adalet arayışının sürdürülmesi ve tüm Alevi bireylerin eşit yurttaşlık haklarına ulaşması için gereken mücadele, daha da önem kazanmıştır.

📌 ALEVİ GAZETESİ’NİN NOTU

Madımak Katliamı davasında verilen karar, 33 yıllık bir adalet arayışının sadece bir parçasıdır. Alevi toplumunun yaşadığı travmaların ve mağduriyetlerin unutulmaması, bu sürecin yalnızca hukuki değil, aynı zamanda toplumsal bir sorumluluk olduğunu gösteriyor. Gerçek adaletin sağlanması için yalnızca katillerin değil, onları koruyan tüm güçlerin de hesap vermesi gerektiği gerçeği, bu davanın arka planında yatan temel bir talep olarak öne çıkmaktadır. Bu süreç, Aleviliğin özünde barındırdığı adalet ve eşitlik arayışının bir yansımasıdır.

— Alevi Gazetesi Editörü

Alevi hakikat mücadelesi ve ‘Gösteri Toplumu’na karşı direniş Zeynel Kete

1

Alevi inancında ritüellerin en önemli özelliği ” Hak için olsun seyir için olmasın”  ilkesidir. Bu ilkenin amacı bireysel egoların yok edilmesi, yapılan erkanlarda toplumsallığın esas alınması ve  demokratik özelliğinin ifadesidir.

Alevi inancındaki her kavram,  kuram ve ritüel binlerce yıllık ahlaki politik toplumun özelliklerini taşır. Hiçbir birey toplumsallığın önüne geçmez. Bu çerçevede bakıldığında Alevi toplumu ahlaki -politik ölçülerini esas alır. Her ritüel tarihsel, siyasal kültürel deneyimleri ile olgunlaşmış form kazanmıştır. Özellikle son yıllarda Muharrem ayında ve aşure erkanlarında “karşıt Aleviliği” ya da “saptırılmış Aleviliği” net olarak görmekteyiz.

Alevi toplumunun varlığı ,birliği, dirliği aynı zamanda özgürlük diyalektiği ile orantılıdır. Bir toplumun bir halkın tarihsel hafızasını, kimliğini, kültürünü, dilini hakikatine uygun olarak özgürce yaşayabilmesinin şartı her türlü iktidarcı devletçi anlayıştan uzak olmasıyla orantılıdır.

Kendi tarihsel hafızasını esas almadan, bir toplumun özgürlük bilinci kazanması hiç de mümkün değildir. En önemli düstur olan “kendini bilmek” bir toplumun aynı zamanda özgürleşmesinin ifadesidir. Kendini bilmeyenlerin elinde bu inancı yolsuza, arsıza, hırsıza düşürerek Alevi toplumu varlık bilinci kazanamaz. Özgürleşmek isteyen, tarihsel hakikatini yaşamak isteyen bir toplumun “nahak” anlayışa benzeyerek yol alması onu özgürleştirmez.

Özellikle cumhuriyet modernitesi döneminde sürekli katliam yaşayan Alevi toplumu kendini özgür bir şekilde ifade edememiştir. Sürekli travma yaşayan bir toplumun kendi varlığını tarihsel hakikatine uygun olarak inşa etmesinin zorlukları vardır. Böyle bir sosyo-psikolojik ortam içerisinde sürekli savunma halini almış Alevi toplumu “mağduriyet” üzerinden bir savunma hattı oluşturmuş.

Gelinen aşamada sürekli savunma haline geçmek, mağduriyet üzerinde kendini var etmek, sistem içi çözüm arayışlarına girmek, mülki amirlerle, bürokratlarla beraber “protokol cemleri” organize etmek ritüeli seyir haline getirmektir. Aleviliği yasal olarak kabul etmeyenlerle beraber binlerce kişiyle birlikte aşure lokmalarını pay etmek Aleviler eliyle “Saptırılmış Aleviliği” inşa etmektir.

İnsanlık tarihine baktığımızda esas çatışma “devletli uygarlık” ile “kominal değerler” arasındaki çelişki ve çatışmadır. An itibariyle de söz konusu Aleviler olunca kominal Alevilik ile devletçi Aleviliğin çelişkisi ve çatışması orta yerde durmaktadır. Alevi toplumunun bundan sonraki mücadele alanı bu çizgi olacaktır.

Alevi erkanlarında, özellikle Cem erkanında,  bulunan bütün canların kolektif sorunları tartışılır, tartışmada sınırsız özgürlük uygulamada birliktelik ilkesi esas alınır, kadın erkek sorulmaz bu muhabbetin dilinde. Cümle can bu meydanın öznesidir. Toplumla ilgili karar süreçlerine katılır kararların hayata geçirilmesi konusunda meydanda ikrar verir. Bu meydanda başkasının adına kimse söz kurmaz, imtiyaz olmaz, gösteri olmaz. Burada söylenen kelam, dile getirilen düşünce doğrudan yaşam alanı bulur.

Ayrım yapmaksızın bütün Alevi erkanları (ritüeller) toplumun kendisi hakkında düşünce ürettiği ve eyleme geçtiği bir hakikatin tarihsel ifadesidir. Eğer Cem erkanı, semah, aşure, Muharrem, Xizir, Sersal, Hewtemal, Newroz vs. Aleviler için aynı zamanda politika üreten, tarihsel perspektifleri barındıran günler olarak düşünülmezse gösteri toplumuna dönüşür. Alevi toplumunun erkanları, bayramları, kutsal günleri, ziyaretleri, kutsal dağları, akarsuları;  dili, sazı, sözü, inancı ocak sistemi, piri, toplumsal hafızası, kültürel değerleri bu toplumun kominalitesinin ve toplumsal hafızasının ifadesidir. Bu değerler olmadan rıza toplumu inşa edilemez. O halde bu değerlerle oynamak, tarihsel hakikatinden uzaklaştırmak, “seyir için” veya “tüketilen Alevilik’’ haline getirmek bu toplumun komünal değerlerini ve kültürel direniş damarını yok etmektir.

Gelecek ve gelenek arasında bir diyalektiksel ilişki mevcuttur. Gelenek aynı zamanda tarihtir, hafızadır, toplumsal formdur. Alevi toplumu geleneğini esas alarak kendini korumuş, yöntemler belirlenmiş, seçimlerde bulunmuş, söz kurmuş, edebiyatını, sanatını, kültürünü varoluşunu inşa etmiştir. Bu toplum Ebu’l Vefa-i Kurdi, Mansur, Nesimi, Baba İshak, Hacı Bektaş-i Veli, Pir Sultan, Alişer, Sey Rıza, Kadıncık Ana, Zarife, Ana Naciye, Ana Fatma geleneği üzerinden kendini bugüne taşımıştır. Bu gelenekler ve şahsiyetler üzerinden rıza toplumu inşa edilmiş, Alevi komünitesi bugüne kadar gelmiştir. Bugün bu gelenekle olumsuz bir ilişki geliştirildiğinde geleneğin hakikati yok edildiğinde, bu gelenek seyir haline getirildiğinde, resmi ideoloji içerisine hapsedildiğinde, saptırıldığında aynı zamanda bu toplumun geleceği de yok edilir. “Seyir için” erkanlara katılmak esasında bu hakikati asimile etmek ve Alevi toplumunu kontrol ve denetim altına almaktır.

Hakikat ve özgürlük arayışı Alevi toplumunun giydiği bir formdur. Bu form yok edilmeye çalışılıyor. Daha derinlikli, uzun erimli, taksitle öldürmeye çalışılan bir Alevilik söz konusudur. Alevi bedenindeki direngenlik, ruh, kominal zihniyet yok edildiğinde orta yerde adeta çıplak bir Alevilik kalacaktır. Tarihsel değerlerinden uzaklaştırılmış, seyir haline getirilmiş bir Alevilik ve bu inancı yaşamaya mecbur bırakılan bir toplum mevcut haliyle demokratik mücadelenin öznesi olabilir mi?

Sivas Katliamında Anayasa Mahkemesinden önemli karar!

Anayasa Mahkemesi, Sivas Katliamı’na ilişkin 2014 yılında yapılan bireysel başvuruyu 12 yıl aradan sonra karara bağladı. Yüksek Mahkeme, Sivas Katliamı ile ilgili yargı sürecinin etkili yürütülmediğine hükmederek “yaşam hakkının usul boyutunun ihlal edildiği” kararını oy birliğiyle verdi. Karar doğrultusunda, katliamda yaşamını yitirenlerin yakınlarına manevi tazminat ödenmesi talep edildi.

Sosyal danışman ve gazeteci Mehmet Tanlı, Anayasa Mahkemesi’nin bu kararını değerlendirirken, gecikmiş bir adım olduğunu ancak yine de önemli bir hukuki tespit sunduğunu belirtti. Tanlı, Türkiye’de Alevilerin eşit yurttaşlık taleplerinin karşılanması ve demokratikleşme yönünde somut adımlar atılmadığı sürece gerçek yüzleşmenin sağlanamayacağını vurguladı. “Madımak’ta acılı Alevilere haksızlık yapıldığını itiraf etmiştir” diyen Tanlı, kararla birlikte devletin suçluluğunu kabul ettiğini ifade etti.

Tanlı, Sivas Katliamı ile gerçek anlamda yüzleşme sağlanamadığını belirtti. Alevi toplumuna yönelik baskıların ve ayrımcılıkların devam ettiğini söyleyen Tanlı, geçmişteki katliamları savunan kişilerin ödüllendirildiğine dikkat çekti. “Alevilerin talepleri biliniyor. O talepler karşılanırsa, Alevilere de eşit haklar sağlanırsa güzel sonuçlar doğurabilir” dedi. Tanlı, yönetim kademelerinde Alevilerin yokluğunun kabul edilemez olduğunu vurguladı.

Avrupa’da Alevilerin elde ettiği hak kazanımlarını anımsatan Tanlı, Türkiye’de Alevilerin eşit yurttaşlık ve inanç özgürlüğü taleplerinin karşılanması için devletin cemevlerini resmi olarak ibadethane olarak tanıması, okullarda Alevilik hakkında objektif dersler vermesi gerektiğini belirtti. Alevilerin toplumda kimliklerini özgürce yaşayabilmeleri için bu adımların atılması gerektiğini ifade etti.

Barış ve demokratik çözüm sürecine dair yorumlarda bulunan Tanlı, sürecin başarılı olabilmesi için somut adımlar atılması gerektiğini söyledi. “Aleviler, demokrasi güçleri ve ezilen kesimlerle birlikte ortak mücadeleyi büyütmelidir” diyen Tanlı, barışın sağlanması için özgür medyanın üzerindeki baskıların kaldırılması gerektiğini dile getirdi.

📌 ALEVİ GAZETESİ’NİN NOTU

Anayasa Mahkemesinin Sivas Katliamına dair verdiği karar, hukukun üstünlüğü açısından önemli bir adım olmasına rağmen, Alevi toplumunun yaşadığı derin acıları tam anlamıyla gidermeye yetmeyecektir. Bu karar, devletin geçmişteki suçlarını kabullenmesi anlamına gelirken, Alevilerin eşit yurttaşlık taleplerinin hala karşılanmadığı gerçeği, yüzleşme sürecinin tamamlanmadığını gösteriyor. Alevilik inancının ve kültürünün özüne saygı gösterilmeli, ayrımcılığa karşı net bir duruş sergilenmelidir.

— Alevi Gazetesi Editörü

Afşin Kaşanlı Köyünde 70 yıl sonra birlik cemi yapıldı

Afşin Kaşanlı Köyü’nde, 70 yıl aradan sonra gerçekleştirilen ‘Birlik Cemi’ Alevi toplumu için büyük bir anlam taşıdı. 24 Temmuz 2026 tarihinde, Maraş’ın Afşin ilçesinde düzenlenen cem, Uryan Xızır Ocağı Pirlerinden Mustafa Mısır tarafından gerçekleştirildi. Cem, Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Elbistan Şubesi ve Avrupa ile Türkiye’deki Kaşanlı köy derneklerinin iş birliğiyle organize edildi.

Cem sırasında Mustafa Mısır, Aleviliğin köklü değerlerine ve anadile olan bağlılığa vurgu yaptı. Dersim, Maraş, Sivas ve Koçgiri katliamlarının acılarını hatırlatan Mısır, bu olayların unutulmaması gerektiğini belirtti. Ayrıca, günümüzdeki asimilasyon ve göç süreçlerine karşı, Seyid Rızalar gibi duruş sergilemenin önemini vurguladı.

Cem sonrası, DAD Elbistan Şubesi Eşbaşkanı Hatun Berk, katılımcılara teşekkür ederek birlik vurgusu yaptı. Yaşamı Yeniden İnşa Hareketi sözcüsü Ahmet Güden ise, coğrafyaya dönerek yaşamı yeniden inşa etmenin önemine dikkat çekti. DAD Genel Merkez Yöneticisi Asil Benler ise, Maraş coğrafyasındaki tarihi ve kültürel mirasa sahip çıkmanın gerekliliğini dile getirdi.

Bu ceme yoğun katılım, Alevi toplumu için önemli bir dayanışma ve birlik mesajı taşıdı. 60-70 yıl aradan sonra gerçekleştirilen bu etkinlik, Alevi inancının ve kültürünün korunması adına atılan önemli bir adım olarak değerlendirildi.

📌 ALEVİ GAZETESİ’NİN NOTU

Afşin Kaşanlı Köyünde yapılan birlik cemi, 70 yıllık bir özlemin sona ermesiyle Alevi toplumunun dayanışma ve birlikteliğini pekiştirdi. Bu anlamlı etkinlik, Aleviliğin köklü değerlerine sahip çıkmanın ve geçmişte yaşanan acıları unutmamanın önemini bir kez daha gözler önüne serdi. Asimilasyon ve göç süreçlerine karşı durarak, toplumun bütün kesimlerinin bir arada var olma mücadelesini desteklemek, Alevi inancının ve kültürünün yaşatılması için kritik bir adımdır.

— Alevi Gazetesi Editörü