Ana Sayfa Blog Sayfa 20

Zeynep Ana, Alevi mücadelesinin simgesi olarak anılacak

Demokratik Alevi Federasyonu (FEDA) ve Demokratik Alevi Kadınlar Birliği (DAKB), Zeynep Cansız için bir başsağlığı mesajı yayımladı. Zeynep Cansız, 9 Ocak 2013 tarihinde Paris’te katledilen Kürt siyasetçi Sakine Cansız’ın annesi olarak tanınıyor. FEDA ve DAKB, Zeynep Ana’nın yaşamı boyunca gösterdiği direnç, sabır ve inancın, Alevi toplumu için önemli bir değer taşıdığını vurgulayarak, “O, sadece bir evlat yetiştirmedi; bir halkın özgürlük mücadelesine yön veren bir değerin mayasını tuttu” ifadelerine yer verdi.

Zeynep Cansız, İzmir’de tedavi gördüğü hastanede yaşamını yitirdi. Açıklamada, Alevi inancının ölüm anlayışına da atıfta bulunularak, “Alevi inancında ölüm yoktur; can Hakk’a yürür, aslına kavuşur” denildi. FEDA ve DAKB, Zeynep Ana’nın fani dünyadan ayrılarak erenlerin yoluna katıldığını belirtti.

Açıklamada, Zeynep Ana’nın bıraktığı değerlere bağlı kalacaklarını ifade eden FEDA ve DAKB, “Onun bıraktığı değerler anısına yolumuza onurluca devam edeceğiz” dedi. Mesajın sonunda, Cansız ailesine ve tüm canlara başsağlığı dilenerek, “Dersim toprağına sır olacak Zeynep Ana’yı saygı, sevgi ve minnetle anıyoruz. Devri daim, ruhu şad olsun” ifadeleri kullanıldı.

📌 ALEVİ GAZETESİ’NİN NOTU

Zeynep Ananın yaşamı, Alevi mücadelesinin özüdür. FEDA ve DAKBnin vurguladığı gibi, onun direnci ve inancı, yalnızca bir bireyin değil, tüm Alevi toplumunun onurudur. Ölümünün ardından, onun bıraktığı değerleri yaşatmak, Dersim topraklarında özgürlük mücadelesini sürdürmek için hepimize düşen bir görevdir. Zeynep Ana, erenlerin yoluna katılarak, bizlere yol gösteren bir ışık olmaya devam edecektir.

— Alevi Gazetesi Editörü

Britanya Alevi Federasyonunda yeni dönem başladı

Britanya Alevi Federasyonu (BAF), 7. Olağan Genel Kurulu’nu 13 Nisan 2026 tarihinde gerçekleştirdi. Kurulda, Alevi kimliğinin korunması, mücadele ve örgütlülük temaları ön plana çıktı. Seçimler sonucunda federasyonun yeni eşit başkanları Eda Özdemir ve Maksut Demir olarak belirlendi.

Genel kurulda, BAF Eşit Başkanı Dilek İncedal, yürütülen görevin bir makam değil, Alevi kimliğini savunan bir mücadele olduğunu vurguladı. İncedal, zamanla artan baskılara rağmen söz üretmeye devam ettiklerini ifade etti. Alevilere yönelik saldırıların ve sosyal medyada yürütülen tartışmaların, Alevi toplumunun örgütlü gücünü zayıflatmayı amaçladığını belirtti.

BAF Eşit Başkanı Müslüm Dalkılıç ise, bundan sonraki süreçte mücadeleye devam edeceklerini belirtti. Genel kurulda, mali, denetleme ve disiplin raporları okunarak değerlendirildi. Bu raporlar üzerinden yapılan tartışmalar, federasyonun yeni dönem hedefleri açısından önemli bir zemin oluşturdu.

Yeni yönetim yapısı şu şekilde belirlendi: Eşit Başkanlığa Eda Özdemir ve Maksut Demir, Genel Sekreterliğe Doğan Araç ve Cuma Ulgu, Saymanlığa ise Özlem Şahin, Saniye Uyan ve Ali Demir seçildi. Bu seçimle birlikte, Britanya Alevi Federasyonu, Alevilik inancını ve kimliğini daha güçlü bir şekilde temsil etme hedefini sürdürme kararlılığını bir kez daha ortaya koydu.

📌 ALEVİ GAZETESİ’NİN NOTU

Britanya Alevi Federasyonunun yeni yönetimi, Alevi kimliğini koruma ve mücadele konularında kararlılıklarını ortaya koydu. Eşit başkanlık sisteminin benimsenmesi, Alevi toplumunun örgütlü gücünü artırma adına önemli bir adım olarak değerlendirilmektedir. Bu yeni dönem, Alevilik değerlerinin savunulması ve toplumsal dayanışmanın güçlendirilmesi açısından kritik bir fırsat sunmaktadır. Zamanla artan baskılara karşı durmak ve Alevi inancının özünü korumak, yeni yönetimin öncelikli hedefleri arasında yer almalıdır.

— Alevi Gazetesi Editörü

Pir Sultan Derneği Genel Merkezi “İhraç” kararıyla duvara tosladı! İsmail Pehlivan

“Koyun beni Hakk aşkına yanayım
Dönen dönsün ben dönmezem yolumdan
Yolumdan dönüp mahrum mu kalayım
Dönen dönsün ben dönmezem yolumda”

Pir Sultan Abdal

Alevi toplumunun hafızası, “Fakir Baykurt Roman Ödülü” sahibi Yazar Ali Balkız, ömrünü vakfettiği, yıllarca genel başkanlığını onuruyla taşıdığı Pir Sultan Abdal Kültür Derneği’nden (PSAKD), akla ziyan gerekçelerle ve adeta bir “operasyon” mantığıyla ihraç edildi. Alevi kamuoyundan tepkiler peşpeşe geldi. Bu “ihraç” kararı halkın duvarına tosladı.

Bu karar sadece bir ismin üyelikten atılması olarak görülmemelidir. Bu bir geleneğin, bir hafızanın ve Alevi öğretisinin temel taşı olan “ikrarın” bizzat o kurumu yönetenlerin eliyle çiğnenmesidir. Bugün PSAKD yönetiminde oturanların, toplumsal destekten yoksun, siyasi ikballerini bazı partilerin “kenar süsü” olmaya endeksleyen tutumları, derneğin tarihsel misyonuna gölge düşürmüştür. Bu karar kara bir leke olarak tarihe kaydedildi. Genel başkanlık koltuğunu süslü lakin içi boş söylemleriyle manipülasyon aracına çevirenlerin, kendilerine yöneltilen en yapıcı eleştiriyi bile “örgütlü bir kötülükle” bastırmaya çalışmaktalar. Bu durum aslında içine düştükleri derin paniğin ve temsil kabiliyetlerini yitirdiklerinin en net kanıtıdır.

Alevi hareketi tıkanmış, kurumlar niteliksiz yöneticiler tarafından yıpratılmıştır. Gücü eline geçiren yönetim kadroları hesap vermekten kaçıyor, eleştireni dışlayarak ötekileştiriyor. Düşmanlık hukuku işler durumda… Bu kadrolar Türkiye’deki o bildiğimiz anti demokratik sistemin aynısının tıpkısını bu kurumlarda egemen kılmaya çalışıyor. Tepki verilmesi gereken yerlerde çıtları çıkmayanlar, eleştiri yöneltenlere karşı acımasız olabiliyorlar. Bunlar siyasi iktidara sorulması gereken soruları soramıyorlar… Deprem paraları şaibesinin hesabını hala veremiyorlar… Örgütsel yapı içinde yaşanan haksızlıklara karşı susarak arka kapıda çıkara dayalı işbirliğini tercih ediyorlar… Daha neler neler…

Bazı konuları da yazmaya dilim varmıyor…

Bunu görmek isteyenler görebiliyor. Hepsi ortada. Ve en acısı ne biliyor musunuz?

Bu yola emek vermiş Canlar, aydınlar, yazarlar, gazeteciler, yıllarca Alevi hareketine hizmet etmiş nitelikli kadrolar, bu kötü gidişatı sorgulayanlar bir bir ötekileştirilip, ihraç ediliyorlar. Disiplin dedikleri adalet yerine, bu basiretsiz yöneticilerin susturma aracı olmuş.
***
“Beni Pir Sultan Abdal Derneği’nden niçin ihraç ettiler?” diye soran eski genel başkan Ali Balkız’ın maruz kaldığı bu muamele, aslında Alevi kurumlarının içine sızan liyakatsizliğin ve “küçük olsun benim olsun” zihniyetinin dışavurumudur.
Yazar Ali Balkız derneğin genel merkezinin ihraç kararına karşı gerçeğin ışığında yaptığı açıklamada bu talihsizliği sert bir dille eleştirdi. Balkız, alınan kararın zamanlamasının manidar olduğunu ifade ederek şu görüşlere yer verdi:
“Günlerdir, yurdun, dünyanın her yerinden merak edip soruyorsunuz. Anlatmaya çalışayım…
Sevgili okuyucularım, öğrencilerim, öğretmen arkadaşlarım, akrabalarım, Yol’da beraber yürüdüğümüz Canlarım, böyle bir yazıyı kaleme alacağımı hiç aklımdan geçirmezdim. Sizler denli şaşkınım.
Aynı gün iki ayrı ‘ifadeye çağrı’ yazısı aldım…. Biri; “Laikliği Birlikte Savunuyoruz” bildirisine imza attığım için Ankara Cumhuriyet Savcısı’nın soruşturması, kovuşturması ile ilgili, öbürü ise; aynı gün, bir kaç saat sonra, PTT görevlisinin imza karşılığı, evimin kapısında bana teslim ettiği; PSAKD Genel Merkezi’nden gelen, sıkı sıkı zımbalanmış, ‘ifadeni ver’ yazısı.
Kaderin cilvesi işte. İki ayrı makam, iki ayrı ifadeye çağrı. Tarih: 27.11.2025
***
Olay şöyle başlıyor: MYK Genel Sekreteri olan kişi, PSAKD GYK’sına benim hakkımda; “bir an önce adım atılması” istemiyle bir şikayet dilekçesi yazıyor. Bu yazıda, kısaca; “medya paylaşımında bulundu“, “kamuya açıklama yaptı“, “TV programlarında konuştu“, “… derneğin kurumsal yapısına, genel başkanımıza, yönetim kurulu üyelerine hakaret etti, mesnetsiz suçlamalarda, aşağılayıcı söylemlerde bulundu.” diyor. Tarih: 27. 10.2025
Ben bu kadar kötü işler yapmışım. İyi de; bir tane de “işte örneği” demez mi bir genel sekreter?
Kendi mi yazdı, bir başkası mı dikte etti bunu bilmiyorum.
Üstelik örgütümüzdeki geçmişi de sadece on yıl öncesine dayanıyor. Yani Sivas Madımak Katliamı’ndan 23 yıl sonra… Yaşı ise, Emekli Öğretmen. Öbür şikayetçi ise; Mali Sekreter.
Bu kişi hem semah öğretmeni, hem de semah hizmetlisi.. Büyük bir aşure hizmeti sırasında, 10 bin kişi izleyici var iken, komşu camiden gelen ezan sesi an’ında semahın durdurulmasına “gık“ı çıkmayan biri.
Bu durumun ne denli acı olduğunu genel başkana söylediğimde ilginç bir savunma yaptı: “Başkanım ya… Dün Karşıyaka’da Sivas Şehitlerimizi ziyarete gittik, gördük ki; 24 saat Kuran okunuyor… ”
Başkan böyle olunca! Gerisini var gidin düşünün…
***
Anımsanacaktır; 2025 Eylül-Ekim aylarında; “Alevi’nin haini olur mu?” tartışması yaşanmıştı.
Gazeteci Merdan Yanardağ; “Her toplum kesimi gibi” vurgusunu özellikle belirtmesine karşın, bizimkiler ısrarla üstüne gidiyorlardı. Bu tartışmaya ben de o platform üzerinden katıldım. Yararı, zamanı olmayan, trollerin köpürttüğü bir tartışma dedim.
Konu güncelliğini yitirdi gitti. Ama bu Sayman arkadaş sürdürdü. Mikrofona geçip dedi ki: “Merdan Yanardağ Aleviler için ne yapmış ki…”
Sonraki günlerde de Merdan Bey tutuklandı. Ben de bu kez; biraz şaka, biraz eleştiri, biraz laf atma kabilinden; “Küpeli sevinmiştir” dedim.
“Vaay… sen nasıl bana ‘küpeli’ dersin” diye, cinsiyet konusu yaparak şikayetçi oldu. O da, üyesi olduğu GYK’ya dilekçe verdi.
Şaşı, kekeme, aksak değildi ki… Kulağına Pir Sultan Abdal simgesini küpe boyutunda taktığı için ‘küpeli’ dedim. GYK bunu da ihraç gerekçelerinden biri saydı.
***
Asıl nedene gelince:
Bu arkadaşlar ne yazık ki; tarih bilincinden yoksunlar. Aleviliği bilmiyorlar. Derneğimizi tanımıyorlar. Kent koşullarında, sistemin onca saldırıları karşısında ne yapacaklarını bilmiyorlar. Aleviliğin inanç boyutunu, insan ve doğa yorumunu, doğuşunu, yüzyıllar boyunca yaşananları, kendine özgü bir dili olduğunu, felsefesini, amacını, yürüyüş hattını, dostlarını, özellikle bağımsızlığını, genç kuşaklara nasıl aktarılacağını bilmiyorlar.
Her kademesinde yıllarca mücadele etmiş bir (kabul ederlerse) abileri olarak; kongrelerde, danışma kurullarında, uygun her ortamda anlattım, yazdım. Romanlarımda, öykülerimde konu yaptım. Özellikle siyasi partilerle ilişkileri örnekleriyle sundum. O sıcak “muhabbetlerini” hep merak eder olduk.
Başaramadım, başaramadık.
Her eleştiriyi, her eleştireni “hain” sandılar. Ülkemizde demokrasi ararken, kendi örgütümüzdekini yaraladılar.
Son Genel Kurul, 17’ncisi olarak, 19-20 Nisan 2025 tarihinde yapıldı. Önceki 16’ncısına da katıldım. Hepsinde iki liste oldu. Ne kavga oldu, ne gürültü. Bir liste öbüründen biraz daha fazla oy aldı ve kardeşçe kucaklaşıldı. ‘Pir Sultan kazandı’ denildi.
Ama bu 17.si böyle olmadı. Olanları kısaca anlatayım. Divanda yaşanan bir olumsuzluk çözülemeyince; 652 delegeden 176’sı salonu terk etti. Terk edenleri zaman zaman posta oturan Ana‘mız videoya çekti. Başka bir Dede‘miz de amigoluk yaptı.
Balık baştan güzelleşir ya!
***
Bunlar olacak şey mi Allah aşkına! Bu ne ya?
Genel Başkan, kendi Genel Kurul’unda koruma bulundurur mu peşinde?
Kongre sonrası, bir genel değerlendirme yapıp, kırgınları, küskünleri davet edip, “gelin şu işi bir konuşalım” deyip ortamı yumuşatmaz mı? Ali Balkız’ı disipline verip ihraç etmek varken…
Bunlar gelip geçer, su akar yatağını bulur. Sel gider, kum kalır. Evlatlarını, kardeşlerini, anne babalarını ‘Sivas Cehennemi’nde bırakanlar unutmaz.
Alevilik içeriden, dışarıdan onca engelleri aşıp nasıl bugüne geldiyse; Haydut Trump dünyamızı ateşe atmazsa… Bir de; şu popülist yanımız, şişkin egomuz, narsist yapımız, medya merakımız, “beğeni” yanımız kangrene dönüşmezse… Medya tutkumuz bizi teslim almazsa…
Neymiş? “Görünür olmalı”ymışız.
Uzattım. Bir de, son söz olsun:
Eline, Diline, Beline Sahip Olmayı içselleştirmiş, yaşam iksiri haline getirmiş olanları çoğaltmalıyız.”
***
Yazar Ali Balkız’ın ifadelerinde vücut bulan bu hazin tablo, Aleviliğin özgürlükçü ve kucaklayıcı özünden ne denli uzaklaşıldığını göstermektedir. Bir Alevi kurumunu, kendi üyelerine karşı bir “disiplin sopası” olarak kullanmak… Muhalif sesi “hainlik” potasında eritmek… Ve korumalar eşliğinde genel kurul yapmak, ne Pir Sultan’ın direnişine, ne de Hakk ehli olan Erenlerin, Evliyaların, Enbiyaların hoşgörüsüne sığar. Unutulmamalıdır ki; eline, diline, beline sahip olmayı sadece bir tekerleme gibi dillerine pelesenk edenler, bu değerleri içselleştirmedikleri sürece o koltuklarda sadece birer işgalcidir. Bir Alevi kurumunu, Alevi bir “can” gibi yönetmekten aciz olanlar, tarihe bu haksız ihraç kararlarıyla geçecek ve birer “not” olarak düşülecektir. Ali Balkız ile onun temsil ettiği kadim duruş ise o yolda yürümeye her daim devam edecektir.

Bu içler acısı tablo gösteriyor ki artık Yol evlatlarının ve Taliplerin işe el koyma zamanı geldi, geçiyor.

Gelin Canlar Bir Olalım!

Aşkı muhabbetle…

ilk halktv.com.tr adresinde yayınlanmıştır.

Vartoda jeotermal tehditine karşı halk uyanıyor!

Varto ilçesi, jeotermal enerji projesi kapsamında büyük bir tehdit altındadır. Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı İzmit Şube Tavşantepe Cemevi Başkanı Ali Ekber İncesu, bu projeyle ilgili kaygılarını dile getirdi. 24 Nisan’da gerçekleştirilecek büyük yürüyüş öncesinde Kocaeli’den tüm Türkiye’ye seslenen İncesu, bölgedeki halkı kandırmak için deprem etüdü yapılacağı yalanıyla projeye zemin hazırlandığını belirtti.

Ocak 2026’da Muş Mera Komisyonu’ndan gelen bir çağrı üzerine, Çallıdere köyünün muhtarı Bahar İncesu’nun imza atmaya zorlandığı bir durum yaşandı. Bahar İncesu, projeye dair bilgi verilmeden imza atması istendiğini ve bunun üzerine durumu öğrendiğini ifade etti. Projenin arka planında, kamu kurumlarının da yer aldığı bir işbirliğinin olduğu ortaya çıktı.

Ali Ekber İncesu, projenin sadece jeotermal su arama amacı taşımadığını, 3 bin metre derinliğe inilecek bir operasyonun Varto’yu yok olma tehlikesiyle karşı karşıya getirebileceğini vurguladı. Aktif fay hatları üzerinde gerçekleştirilecek sondajların, bölgedeki ekosistemi olumsuz etkileyeceğini ve tarımın sona ermesine yol açabileceğini savundu.

Varto’da, çeşitli dernekler ve sivil toplum kuruluşları, bu tehdide karşı birleşerek “toprak savunması” yapma kararı aldı. Kocaeli’den başlayacak olan yürüyüşte, çevre illerden de destek bekleniyor. İncesu, muhtarların direnişiyle birlikte, 20 Mayıs’ta gerçekleştirilmek istenen sondaja karşı duracaklarını belirtti. Varto halkı, topraklarını ve geleceklerini koruma mücadelesine devam edecek.

📌 ALEVİ GAZETESİ’NİN NOTU

Vartodaki jeotermal enerji projesi, bölge halkının yaşam alanlarını tehdit eden bir durum olarak öne çıkıyor. Ali Ekber İncesunun uyarıları, Alevi toplumunun doğaya ve insan yaşamına sahip çıkma sorumluluğunu bir kez daha hatırlatıyor. Bu tür projeler, yalnızca ekosistemi değil, aynı zamanda toplumsal yapıyı da tahrip etme potansiyeline sahip; bu nedenle halkın bilinçlenmesi ve dayanışma içinde hareket etmesi her zamankinden daha önemli hale geliyor.

— Alevi Gazetesi Editörü

Sivas Madımak Katliamında Adalet Arayışı Sürüyor!

Sivas Madımak Katliamı’nın 33. yılı dolayısıyla Pir Sultan Abdal Kültür Derneği tarafından Ankara’da anma etkinliği düzenlendi. “33 Can, 33 Yıl” temasıyla gerçekleştirilen etkinlik, Doğan Taşdelen Çağdaş Sanatlar Merkezi’nde yapıldı. 11 Nisan Cumartesi günü saat 12.30’da kapılarını açan sergi, katliamda hayatını kaybedenlerin anısını yaşatmayı ve adalet talebini yinelemeyi amaçladı.

Etkinlik, video gösterimi ve şair Mehmet Özer’in şiir dinletisiyle başladı. Saygı duruşu ve çerağ uyandırma ritüelinin ardından Hakan Erol tarafından seslendirilen deyişler ve semah gösterisi, katılımcılarda duygusal anlar yaşattı. Ayrıca, katliamın boyutlarını ele alan “Başka Acılara Baktığımız Kadar İnsanız” isimli sinevizyon gösterimi de izleyicilerle buluştu.

Etkinlikte, Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Genel Başkanı Cuma Erçe, Alevi Bektaşi Federasyonu Genel Başkanı Mustafa Arslan ve Alevi Kültür Dernekleri Genel Başkanı Seher Şengünlü Yılmaz, katliamın üzerinden 33 yıl geçmesine rağmen adalet arayışının sürdüğünü vurguladılar. Adalet Kürsüsü’nde ise katliamda yakınlarını kaybeden aileler, yaşadıkları acıları paylaşarak unutmadıklarını ve unutturmayacaklarını ifade ettiler.

Etkinlikte ayrıca, 2 Temmuz’da Sivas’ta yapılacak olan anma etkinliği için güçlü bir irade beyanı yapıldı. Katılımcılar, katliamın unutulmaması ve adalet talebinin devam etmesi gerektiğini vurguladılar. Bu anlamda, 33 yıl boyunca süregelen acının ve hafızanın ortak sesi olma kararlılıklarını dile getirdiler.

📌 ALEVİ GAZETESİ’NİN NOTU

Sivas Madımak Katliamı’nın 33. yılı, adalet arayışının hala tazeliğini koruduğunu gösteriyor. Alevi toplumunun hafızasındaki bu acı, adalet ve eşitlik mücadelesinin sembolü haline gelmiştir. Unutulmamalıdır ki, mazlumun sesi hep yüksekte kalmalı; zalimlerin zulmü karşısında durmak, toplumsal dayanışmanın en güçlü ifadesidir.

— Alevi Gazetesi Editörü

Amedde Pir Sultan Abdal Tiyatrosu ile Alevilik sahnede

Amed’de, Pir Sultan Abdal Kültür Derneği ve Alevi Bektaşi Federasyonu tarafından düzenlenen “Pir Sultan” adlı tiyatro oyunu, 12 Nisan 2026 tarihinde Amed Büyükşehir Belediyesi Ali Emiri Tiyatro Salonu’nda sahnelendi. Erol Toy’un yazdığı eser, yönetmen Bülent Uz tarafından sahneye konuldu. Oyun, Pir Sultan Abdal’ın yaşamını, direnişini ve halk ozanlığını izleyicilere aktardı.

Etkinlikte sahneyi dolduran yurttaşlar, Dost Oyuncular tiyatro ekibinin performansını büyük bir ilgiyle takip etti. Gösterim sırasında kültür ve sanatın birleştirici gücü bir kez daha hissedildi. Katılımcılar, hem düşündürücü hem de duygusal anlar yaşadı.

Amed’deki bu tiyatro etkinliği, Alevilik kültürünün ve direniş mücadelesinin sahneye taşınması açısından önemli bir adım olarak değerlendiriliyor. Pir Sultan Abdal’ın mirası, sanat aracılığıyla yeni nesillere aktarılmaya devam ediyor.

📌 ALEVİ GAZETESİ’NİN NOTU

Amedde sahnelenen "Pir Sultan" tiyatro oyunu, Alevilik kültürünün ve direniş mücadelesinin önemini vurgulayan anlamlı bir etkinlik olarak dikkat çekti. Eser, Pir Sultan Abdalın mirasını yeni nesillere taşırken, kültür ve sanatın birleştirici gücünü bir kez daha gözler önüne serdi. Bu tür etkinlikler, Alevi toplumunun tarihine sahip çıkma ve sesini duyurma açısından kritik bir rol oynamaktadır.

— Alevi Gazetesi Editörü

1 Mayıs’ta Tandoğan Meydanı’nda birleşme çağrısı!

Ankara’da 1 Mayıs İşçi Bayramı, Tandoğan Meydanı’nda kutlanacak. Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu (DİSK), Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu (KESK), Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği (TMMOB), Ankara Tabip Odası (ATO) ve Ankara Serbest Muhasebeci ve Mali Müşavirler Odası (ASMMMO) tarafından yapılan açıklama ile bu etkinlik duyuruldu.

1 Mayıs’a yönelik deklarasyonu DİSK İç Anadolu Bölge Temsilcisi Birgül Kaya, Yüksel Caddesi’nde gerçekleştirdiği basın toplantısında açıkladı. Kaya, işçilerden ve emekçilerden alınan değerlerin rantçılara ve sermayeye aktarıldığını ifade etti. Eğitimin, sağlığın ve barınmanın piyasalaştırıldığını vurguladı.

Birgül Kaya, “Bu karanlık tabloya rağmen, düzeni değiştirecek irade ve kararlılığa sahibiz. Yeter ki birleşelim, örgütlenelim. Bugün ayrıştırmalara karşı birlikte durmanın ve mücadele etmenin zamanıdır” dedi. Tandoğan Meydanı’nın bu birlikteliğin sergileneceği bir alan olacağını belirtti.

Kaya, Türkiye’nin dört bir yanındaki 1 Mayıs alanlarında güç birliğini göstermek gerektiğini vurguladı. “1 Mayıs Birlik, Mücadele ve Dayanışma Günü’nde çağrımızı omuz omuza yükseltelim” ifadeleriyle, bu önemli günde dayanışmanın önemine dikkat çekti.

📌 ALEVİ GAZETESİ’NİN NOTU

1 Mayıs, işçi ve emekçilerin dayanışma günü olarak Tandoğan Meydanında kutlanacak. Birgül Kayanın çağrısı, sadece işçilerin değil, tüm mazlumların bir araya gelme iradesini sembolize ediyor. Alevilik perspektifinden bakıldığında, bu birliktelik, ayrıştırmalara karşı durmanın ve hak arayışının en güçlü ifadesidir. Toplumun her kesimine saygı göstererek, birlikte mücadele etme zamanı gelmiştir.

— Alevi Gazetesi Editörü

Dersim 1937/38 Anması İçin Mainzda Etkinlik

Avrupa’daki Alevi ve Dersim kurumları, 1937-38 yıllarında Dersim’de yaşanan olayların anısını yaşatmak amacıyla büyük bir organizasyona imza atıyor. Almanya Alevi Birlikleri Federasyonu (AABF), Demokratik Alevi Federasyonu (FEDA), Avrupa Demokratik Dersim Birlikleri Federasyonu (ADEF) gibi birçok kurum, 2 Mayıs 2026 tarihinde Almanya’nın Mainz kentinde geniş katılımlı bir anma etkinliği düzenleyecek.

Etkinlik, 4 Mayıs 1937 tarihli Bakanlar Kurulu kararıyla hayata geçirilen askeri harekatın on binlerce insanın canına mal olduğu, zorunlu göçler ve ailelerinden koparılan çocuklarla toplumsal yapının ağır bir tahribata uğratıldığı hatırlatılarak, bu olayların bir “soykırım ve insanlık suçu” olarak nitelendirildiği bir metinle duyuruldu. Anma etkinliği, mağdurların sesini duyurmayı ve yaşanan acıların uluslararası alanda yeterince gündeme gelmesini sağlamayı amaçlıyor.

Etkinlik programı, 2 Mayıs Cumartesi günü saat 14.30’da Stadttheater Mainz’da gerçekleştirilecek. Organizasyon komitesi, demokrasi, barış ve insan hakları savunucularını bu anlamlı günde bir araya gelmeye davet etti. Katliamlarda hayatını kaybedenlerin hatırasını onurlandırmak ve tarihsel gerçeklerin tanınması için ortak bir duruş sergilemenin vicdani bir sorumluluk olduğu vurgulandı.

Buluşma, Dersim ve Alevi toplumu için stratejik bir öneme sahip. Uzmanlar, bu tür kitlesel etkinliklerin tarihsel yüzleşme süreçlerine katkıda bulunduğunu ve toplumsal dayanışma bilincini pekiştirdiğini belirtiyor. Cemevlerinden spor kulüplerine, federasyonlardan göçmen derneklerine kadar geniş bir destek yelpazesiyle gerçekleştirilecek bu anma, kolektif hafızayı güçlendirmeyi hedefliyor.

📌 ALEVİ GAZETESİ’NİN NOTU

Dersimin acı tarihinin anılması, sadece geçmişin hatırlanması değil, aynı zamanda bugünkü adalet arayışının da bir parçasıdır. Mainzda düzenlenecek bu etkinlik, Alevi toplumunun yaşadığı travmaların uluslararası platformda gündeme getirilmesi açısından büyük bir fırsat sunmaktadır. Tarihi gerçeklerin tanınması ve mağdurların sesinin duyurulması, insanlık adına önemli bir adım olacaktır. Bu tür anmalar, ayrımcılığa ve zulme karşı duruşun güçlenmesine katkı sağlarken, geçmişle yüzleşmenin önemini de vurgulamaktadır.

— Alevi Gazetesi Editörü

Alevi Bektaşi Başkanlığı Alevileri temsil etmiyor!

Gazeteci Nilgün Mete, Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın kuruluşundan bu yana geçen süreci eleştirerek, bu yapının Alevileri temsil etmediğini savundu. 9 Kasım 2022’de Cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle kurulan başkanlık, Alevi toplumu tarafından bir asimilasyon mekanizması olarak değerlendiriliyor. Mete, başkanlığın bugüne kadar üç kez değiştiğine ve bu durumun kurumun bir “koltuk kavgası” merkezine dönüştüğünü ifade etti.

Mete, Alevi örgütlerinin başkanlığı kuruluş aşamasında sahiplenmediğini belirterek, “Bu üç isim de Alevi olmasına rağmen Alevi toplumuyla bağı zayıf, daha çok iktidar çizgisine yakın kişiler” dedi. Ayrıca, cemevlerinin hala ibadethane statüsü kazanmadığını vurgulayan Mete, “Cemevlerine hala ‘kültürel tesis’ deniliyor. O zaman bu başkanlığı neden kurdunuz?” şeklinde konuştu.

Başkanlığın faaliyetlerini de değerlendiren Mete, yapılan çalışmaların yüzeysel kaldığını ifade etti. “Cemevlerinin ihtiyaçlarını karşılamak için böyle devasa bir kurum kurmaya gerek yoktu. Aleviler zaten kendi cemlerini yapıyor” diyen Mete, Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın Aleviler için “kocaman bir hiç” olduğunu söyledi.

Alevi toplumunun büyük çoğunluğunun bu kurumu reddettiğini belirten Mete, “Alevi federasyonları, hem Avrupa’da hem Türkiye’de bu kurumu kabul etmediler” ifadelerini kullandı. Başkanlık bünyesinde Alevi inanç önderlerinin bulunmadığını da vurgulayan Mete, “Bu yapı Aleviliği temsil eden bir yapı değil” dedi.

Kurumun geleceği hakkında da değerlendirmede bulunan Mete, iç çekişmelerin ve toplumsal karşılıksızlığın bu yapıyı sona yaklaştırdığını belirtti. “Belki de fes edecekler. Çünkü işe yaramıyor. Alevi toplumu kabul etmiyor” diyerek, olası bir kapatmanın asimilasyon merkezinin ortadan kalkması anlamına geleceğini ifade etti.

📌 ALEVİ GAZETESİ’NİN NOTU

Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığının Alevi toplumu üzerindeki etkileri sorgulanırken, bu yapının asimilasyon mekanizması olarak nitelendirilmesi dikkat çekiyor. Alevilik, kendi öz değerleri ve inançlarıyla var olmalıdır; bu tür yapılar, toplumu bölme ve manipüle etme girişimlerine karşı durulmadığı sürece, gerçek temsil yerine sadece birer gölge olarak kalacaktır. Cemevleri hala ibadethane statüsü kazanmadığı sürece, bu başkanlığın varlığı sorgulanmalıdır. Alevi toplumu, kendi inancını ve kültürünü yaşatacak mekanizmaları oluşturma gücüne sahiptir.

— Alevi Gazetesi Editörü

Gençlerden Alevi karşıtı ırkçılığa karşı dayanışma!

Hamburg Alevi Toplumu, Alevi karşıtı ırkçılığa karşı gençlerin maruz kaldığı ayrımcılığı ele almak amacıyla bir toplantı düzenledi. Toplantı, bölgedeki Alevi Kültür Merkezlerinden katılımcıların da yer aldığı bir organizasyonla gerçekleştirildi.

Toplantının ilk bölümünde, Alevilere yönelik ayrımcılığın kökenleri ve tarihsel arka planı değerlendirildi. Katılımcılar, geçmişten günümüze devam eden önyargıların gençler üzerindeki etkilerini tartışarak, ayrımcılığın artık soyut bir kavram olmaktan çıktığını ifade ettiler.

Devam eden oturumlarda, gençlerin kendilerini özgürce ifade edebilecekleri ve önyargı yaşamayacakları güvenli alanların oluşturulmasına yönelik stratejiler üzerinde duruldu. Gençlerin toplumsal hayata aktif katılımının sağlanması gerektiği vurgulandı.

Toplantı, Alevi toplumunun dayanışma ve insanlık değerleri doğrultusunda ortak mücadelenin önemini ön plana çıkardı. Alevi karşıtı ırkçılığa karşı bir araya gelmenin ve gençlerin desteklenmesinin toplumsal bir sorumluluk olduğu belirtildi.

📌 ALEVİ GAZETESİ’NİN NOTU

Alevi karşıtı ırkçılığa karşı gençlerin dayanışma çağrısı, toplumsal adaletin sağlanmasında kritik bir adım olarak öne çıkıyor. Hamburg Alevi Toplumunun düzenlediği bu toplantı, ayrımcılıkla mücadelede gençlerin sesinin ne denli önemli olduğunu bir kez daha gözler önüne serdi. Alevi inancının ve kültürünün korunması için, gençlerin kendilerini özgürce ifade edebileceği güvenli alanların yaratılması, toplumsal sorumluluğumuzdur.

— Alevi Gazetesi Editörü