Ana Sayfa Blog Sayfa 202

Koçyiğit: AKP-MHP tecrit ile savaşı dayatıyor

PKK Lideri Abdullah Öcalan’ın barış AKP-MHP’nin ise savaş istediğini ifade eden Gilistan Kılıç Koçyiğit, ‘Türkiye tutsak edilmiş bir durumda, Kürt sorunu üzerinden esir alınmış bir durumda bu esaret zincirlerini çözecek, çözüm gücü olabilecek, esaret zincirlerini kıracak yegane kişinin de Sayın Öcalan olduğunu açık ve net belirtelim’ dedi

Uluslararası komplo ile Türkiye’ye getirilen PKK Lideri Abdullah Öcalan, 1999 yılından bu yana İmralı Adası’nda tecrit altında tutulurken 28 aydan bu yana da hiçbir haber alınamıyor. İktidar tecridi her geçen gün derinleştirirken, başta Avrupa Konseyi İşkencenin Önlenmesi Komitesi (CPT) olmak üzere uluslararası kurum ve kuruluşlar da buna karşı sessizliğini koruyor. Yeşiller Sol ve Gelecek Partisi (Yeşil Sol Parti) Qers (Kars) Milletvekili Gülistan Kılıç Koçyiğit, sürdürülen savaş ve savaşın temelinde yer alan mutlak tecride ilişkin değerlendirmede bulundu.

Anayasanın inkarı

PKK Lideri Abdullah Öcalan’dan 28 aydır hiç haber alınamadığını ifade eden Koçyiğit, “Ondan öncesi de çok kesintili, kamuoyunun mücadelesi sonucu yapılan küçük küçük görüşmeler vardı ama aslında Sayın Öcalan’ın İmralı’ya getirildiğinden beri tecrit sürecine maruz kaldığını biliyoruz. 99’dan beri tek kişilik ada cezaevinde ve bir işkencehanede tam olarak böyle ifade etmek gerekiyor. Bu tecrit, Türkiye Cumhuriyeti devletinin kendi anayasasını inkarı anlamına geliyor; bir anayasa devleti olmaktan çıkma halini, hukuki anlamda kendi yasalarını ilga etme, yok sayma halini bize gösteriyor. Sadece kendi anayasası açısından değil, uluslararası sözleşmeler açısından da temel bir ihlal olduğunun, bir işkence suçu, insanlığa karşı bir suç olduğunun özel olarak altını çizmemiz gerekiyor” dedi.

Ülkenin turnusol kâğıdı

İmralı tecridinin bu ülkenin turnusol kâğıdı olduğunu ifade eden Koçyiğit, “Hem demokrasi güçleri, kendilerini demokratik olarak ifade edenler açısından bir turnusol kâğıdıdır hem de AKP hükümetinin karakterini göstermek açısından öyledir. Örneğin Merdan Yanardağ özelinde baktığımızda, evet daha ulusalcı kimlikte olan bir gazeteci, CHP’ye yakın bir yerden gazeteci kimliğine sahip ama buna rağmen bu hakikati dile getirmiş olması bizim açımızdan çok kıymetli. Çünkü bu bir gerçek. Çok açık ve net bir şekilde karşı mahalleden biri olarak ‘Kral çıplak’ dedi. Daha mesafeli bir yerden durarak aslında bir hakikati dile getirdi ve bu anlamıyla tam da o ‘Kral Çıplak’ dediği yerde kralın yaptığını görüyoruz. Kral bu söze ve hakikate karşı bu hakikati yeniden bastırmak, hakikati toplumun, demokrasi güçlerinin gözünden kaçırmak üzere bunu en uç tedbirle bastırdı. Tutukladı” diye belirtti.

Muhalefet vicdanını yitirdi

Türkiye’de kamuoyu ve ana muhalefet partisi dâhil muhalefetin vicdanını yitirdiğini aktaran Koçyiğit, “Çok açık ve net bir vicdansızlık, bir çürüme hali var. Düşünün bu hakikati Merdan Yanardağ dile getirdi, peki Yeşil Sol Parti ve HDP dışında kim ona sahip çıktı? Hangi çevre ‘bu söz doğrudur Merdan Yanardağ’a yapılan haksızlıktır, yanlıştır’ diye kim isyan etti, kim sesini çıkardı? En yakınında duranlar bile sahip çıkamadılar. Şimdi bu yumuşak karnın kendisi, AKP’nin çizdiği sınırlar içinde siyaset yapma bugün bizi buraya getirmiş durumdadır. Hakikati söyleyeni cezaevine koyuyorlar ve buna ortam hazırlayanın da en başta ana muhalefet olmak üzere genel muhalefet olduğunu ifade etmemiz gerekiyor. Bu ülkede bir insan cezaevindeyse, tecrit altındaysa bu ana muhalefetin gündemi değil midir, ana muhalefet bu ülkedeki hukukla ilgilenmiyor mu, demokrasiyle, yasaların uygulanmasıyla ilgilenmiyor mu? Bu nasıl bir duyarsızlıktır ki biz anlamakta güçlük çekiyoruz. Başta da dediğim gibi bu bir turnusol. Sayın Öcalan’a yaklaşım da Kürt sorununa yaklaşım da bu ülkede demokrat olmanın ölçüsüdür. Bu kadar açık ve nettir” diye aktardı.

En temel gündem tecrit

Yeni dönemde tecrit meselesinin en temel en üst başlıklardan biri olarak önlerinde durduğunu vurgulayan Koçyiğit, sözlerini şu şekilde sürdürdü: “Tecrit, tecride bağlı Kürt sorununun demokratik yollardan çözülmesi ve Türkiye’de demokrasi mücadelesinin yükseltilmesi olacak. Barış demiyorum çünkü barıştan çok çok uzağız. Türkiye’de demokratik bir iklimin inşa edilmesi için mevcut rejimle kıyasıya bir mücadele etmek ve bunun mücadelesini geliştirip paydayı büyütmek bütün demokrasi güçleri, toplumsal muhalefetle yan yana gelmek gibi tarihi bir rolümüz var ve bu rolümüzü oynamak da bizim boynumuzun borcu. Yakın dönemde seçim sürecini de değerlendireceğimiz halk toplantılarımız olacak, yine il ilçe örgütlerimizle toplantılarımızı aldık. Bu toplantılarda seçim sürecini değerlendirmekle beraber mücadelenin hangi ayağında eksik kaldığımızı da tartışıyoruz. Hangi mücadele başlığında eksik kalıyoruz, hangi mücadele başlığını toplumsallaştıramıyoruz ya da buluşturamıyoruz bunda nasıl zaaflarımız ve eksikliklerimiz var bunları da tartışacağız. Bu anlamıyla mücadele programının ilk başlığı tecride karşı mücadele, tecridi kırmak, Kürt sorununun demokratik yolla çözümü için sorumluluk almak ve mücadele bayrağını yükseltmek geliyor.”

AKP tecrit ile halka savaşı dayatıyor

Abdullah Öcalan’ın en Türkiye’deki barış aklını geliştirmek istediğini sözlerine ekleyen Koçyiğit, “Kendisi de bunu ‘ben devlette çözüm aklını geliştirmek istiyorum’ diye ifade etmekte. Gerçekten çok uzun bir süre devlette çözüm iradesi gelişmesi için, o çözüm iradesinin güçlenmesi için de çok ciddi mücadele ettiğini biliyoruz. O anlamıyla neye sahip çıktığına çok iyi bakmak gerekiyor. Bugün Sayın Öcalan barışa sahip çıkan, Kürt sorununun demokratik yollardan çözümünü isteyen, sadece Türkiye’nin demokratikleşmesi, halkaların eşit ve özgür bir şekilde bir arada yaşaması için değil bütün dünya halklarının, Ortadoğu’nun özgürleşmesi için çözüm aklı sunan bir yerde duruyor. Tersine bakalım AKP-MHP neyi temsil ediyor; savaş kampını temsil ediyorlar ve Kürt sorununun yok sayılması, Kürt halkının tüm temel haklarının yok sayılması üzerine bir konsensüsleri var. Bu iktidar varlık koşulunu savaşa bağlamış durumda, savaş dursa AKP gidecek, Kürt sorunu çözülse AKP gidecek denklem bu kadar basit. Sayın Öcalan’a yönelik tecridin temeli AKP’nin iktidarda kalma tutkusu yatıyor. Sayın Öcalan’ın sesinin duyulması demek Kürt halkının da onun önderliğinin de barış iradesini ortaya koyması demek” dedi.

Kürt sorunu çözülmeden Ortadoğu sorunu çözülmez

Tecridin kaldırılması durumda kimin barış kimin savaş istediğinin net bir şekilde ortaya çıkacağının altını çizen Koçyiğit, “Gördük ama yeniden hatırlamış olacağız. Çünkü çok zaman geçti insanların bunu duymaya ihtiyacı var. Sayın Öcalan’ın iradesini, nerede durduğunu, Kürt sorununun çözümü konusunda ne düşündüğünü yeniden bütün toplumun ve Kürt halkının duymaya ihtiyacı var. Tecridin kırılması çok kritik bir yerde duruyor. Çünkü yeni dönemin nasıl şekilleneceği, nasıl bir rol oynayacağını geçmiş döneme bakarak anlayabiliyoruz bu anlamıyla orada bir barış iradesi tutsak, tecrit altında, Kürt sorununun demokratik çözümü tecrit altında ve bütün bu tecridi yapanın kendisi Kürt sorunu üzerinden kendini yaşatmaya çalışan AKP-MHP ittifakıdır. Kürt sorunu çözülmeden Ortadoğu sorunu çözülemez, barış gelemez. Bütün ülkeyi tutsak eden bir sorundan bahsediyoruz ve bu tutsaklığı çözecek, Türkiye’yi özgürleştirecek tek kişinin de Sayın Öcalan olduğunu söylüyoruz. Evet, Türkiye tutsak edilmiş bir durumda, Kürt sorunu üzerinden esir alınmış bir durumda bu esaret zincirlerini çözecek, çözüm gücü olabilecek, esaret zincirlerini kıracak yegane kişinin de Sayın Öcalan olduğunu açık ve net belirtelim” şeklinde konuştu.

Haber: Melek Avcı / JİNNEWS

#Koçyiğit #AKPMHP #tecrit #ile #savaşı #dayatıyor

‘AKP’ye oy verseydiniz’ diyen askerler köyün suyunu kesti

Hezex’in Hespist köyüne günlük 4 saat verilen su, askerler tarafından kesilirken, askerlerin köylülere ‘AKP’ye oyunuzu verseydiniz başınıza bu gelmezdi’ belirtildi

Şirnex’in (Şırnak) Hezex (İdil) ilçesine bağlı Hespist köyünde her yıl havaların ısınmasıyla birlikte su kesintileri yaşanıyor.

Yaz aylarında su kaynağının büyük bir bölümü ilçe merkezine verildiği için köylüler susuz bırakılıyor. Köyde su sorunu devam ederken, sabah saatlerinde köye gelen askerler tarafından köyün su vanası kapatıldı. Köye günlük dört saatliğine verilen suyu kesen askerler köylülere, “AKP’ye oyunuzu verseydiniz başınıza bu gelmezdi” dediği belirtildi.

Askerlerin, suyun ilçe merkezine verilmesi için İdil Belediyesi kayyumun talimatıyla vanayı kapattığı belirtilirken, askerlerin köydeki bekleyişi sürüyor.

ŞIRNEX

#AKPye #verseydiniz #diyen #askerler #köyün #suyunu #kesti

Madımak‘ın 30. Yılında yine hüzün ve öfke var

Dün Sivas Madımakta 33 Aydınımız, sanatçımızın  katledilişinin diri diri yakılışının 30. yılıydı.. Bu yıl da yine Madımakta  yitirilen Canlar Türkiye’ de ve yurt dışında kitlesel katılımlı etkinliklerle, anma toplantılarıyla anıldılar.

Merkezine insanı, bilimi, ışığı alan o güzel, suçsuz yere katledilen insanlarımız bir kez daha saygıyla anıyoruz. Madımak hala utanç müzesi yapılmadı öfkeli bu yüzden insanlarımız

Madımak tarihte yaşanan Alevi katliamlarından, kıyımlarından sadece birisidir.

Maraştan, Çorumdan ya da Cumhuriyet öncesindekilerden ders alınsa, suçluları cezalandırılsa belkide Madımak olmayacaktı.

Alevi inancı kökü Anadoluda, Mezopotamya’ da olan yeniliğe, dünyaya açık, eşitlikçi, sosyal paylaşımcı bir öğretidir.

Ne yazıkki bu güzel öğreti muhalif duruşu, ezilen den yana olması nedeniyle geçmişten, günümüze kadar hep dışlanmış, imha ve inkarlara maruz kalmıştır.

Ama Aleviler tüm bu baskılara, ötekileştirmelere rağmen inancını, kültürlerini sözlü geleneklerle kuşaktan, kuşağa aktarmışlardır.

Aleviler günümüze gelene kadar kendi inançlarını hayatları pahasına korumuş, ağır bedeller ödemişlerdir. Yurt içinde ve yurt dışına sürgünler, tecritler yaşamışlardır.

Tarih isyanlar, acılar ve gözyaşlarıyla dolu. Sistem İslam-Türk sentezinin dışındakilere hayat hakkı tanımamaktadır.

Bugün Türkiye’ nin 81 vilayetinde bir Alevi Vali , yüzlerce ilçesinde Alevi Kaymakam, Emniyet Müdürü, Bakanlıklarda bir  Genel Müdür bulamazsınız. . Yani Aleviler devletten hep uzak tutulmuşlardır

Bir T.C vatandaşı olarak askere giden, vergi veren her türlü sorumluluklarını yerine getiren Aleviler Türkiye’ de 2023 yılında yinede eşit haklardan yoksun ve  hayatın her alanında ayrımcılığa uğramaktadırlar.

Ülkede sayıları 20-25 milyonu bulan Alevieri Türk toplumunun büyük bir çoğunluğu ya hiç tanımıyor ya da yanlış tanıyorlar.

Bunda devletin Alevi politikası önemli bir oynuyor. Bugün Türkiye’ de Alevilere verilmeyen Haklar tek tek Almanya’ da veriliyor. Cemevlerine inanç merkezi statüsü verildi. Alevilik dersleri alıyor gençlerimiz, üniversitelerde Alevilik kürsüsü kuruldu, Alevi kurumlarına bir çok Eyalette resmi statü verilmiş bulunuyor.

Alevi Kanaat önderleri, Konfederasyon, Federasyon başkanları, Dedelerimiz en üst düzeyde devlet törenlerinde kabul görmekte , davet edilmektedirler.

Çünkü burada yani Amanya’ da bazı eksiklilklerine rağmen demokrasi, insan hakları ve gerçek Laiklik, farklı inançlara saygı var.

Türkiye’ de Alevi ayrımcılığını ve nefret söylemini üretenleri, Alevileri ötekileştirenleri şiddetle protesto ediyoruz. Onlarla mücadelemiz asla bitmeyecektir biline

AKP toplumdaki kutuplaştırmayı artırıyor ve bir Alevi-Sünni gerginliğine zemin yaratmaktadır. Bu ülkenin bir felaketi olabilir bundan vazgeçmeleri lazım.

Dağılan, yedi parçaya bölünen Yugoslavya örneği var ortada unutmayalım. Mezhepçi politikalar çıkmaz sokaktır, kimseye bir şey getirmez. Seçimin kaybedilmesi ise bizler için hiç iyi olmadı.

Çözüm tam demokrasidir, güçlü örgütlenme, demokrasi güçleriyle birlikte direniş ve dayanışmadır. Alevi-Sünni farketmez Devrimcileri ,  Alevilerle buluşturacak konseptlere, çizgilere ihtiyaç vardır. Bu ilişkiler yeniden inşaa edilirse mezhepçi, ayrımcı, ırkçı , çağdışı  politikalar mutlaka geri püskürtülecek, Aleviler rahat bir nefes alabileceklerdir.

Aşk ile …

Lozan çalıştayı sona erdi: Birliğimizi kurup, demokratik ulusu inşa etmeliyiz

Rojava Stratejik Araştırmalar Merkezi (NRLS) tarafından düzenlenen Lozan çalıştayını değerlendiren Kongra Star Demokratik İttifaklar Komisyonu Üyesi Rûken Ehmed, birlik ile saldırıların önünü alıp demokratik ulusu inşa etmenin önemine dikkat çekti

Uluslararası Lozan çalıştayındaki tartışmaları değerlendiren MSD ve Kongra Star üyeleri, Kürtlerin eline tarihi bir fırsat geçtiğini, Kürtlerin birliği ve demokratik ulus sistemi ile saldırıların boşa çıkarılıp kazanımların korunabileceğinin altını çizdi.

Rojava Stratejik Araştırmalar Merkezi (NRLS) tarafından Lozan antlaşmasının 100’üncü yıldönümü vesilesiyle organize edilen “Lozan: Bölgenin huzur ve güvenliği ile ilgili sorunların çözümü” konulu uluslararası çalıştay Kuzey ve Doğu Suriye’nin Hesekê gerçekleştirildi. Çalıştaya Avrupa ve Ortadoğu’nun çeşitli ülkelerinden 150’yi aşkın hukukçu, siyasetçi ve Ortadoğu üzerine çalışmaları bulunan araştırmacılar katıldı. Çalıştayda, Lozan Antlaşması ve Skes-Picot Antlaşması öncesi Ortadoğu, Kurdistan ve Kürt halkının durumu, siyasi süreç ile ulus devlet oluşumu süreci tartışıldı. Yine çalıştayda. 20’inci  yüz yılda Kürtlere karşı yapılan antlaşmalar, Sevr Antlaşması, Kahire Antlaşması, Lozan Antlaşması’nın nedenleri, ortaya çıkan sorunsal üzerinden tarihsel okumalar yapıldı.

Lozan Antlaşması ile Kürt halkına ilişkin ortaya çıkan sonuç ve Kurdistan’ı egemenliği altına alan devletlerin siyasetleri üzerinde duruldu çalıştayda Kürt halkının mevcut durumda karşılaştığı engeller, Kürt halkını yok etmeyi hedef alan savaş, Lozan’ın nasıl aşılacağı ve çözüm yolları tartışıldı.

Kürtlerin birliğinin önemli olduğu vurgulandı

Çalıştayı değerlendiren Demokratik Suriye Meclisi (MSD) Eşbaşkan Yardımcısı Leyla Qehreman Lozan Antlaşması’nın 100’üncü yıldönümü vesilesi ile bir araya geldiklerini, Lozan’ı bir çok yönü ile tartıştıklarını söyledi. Lozan Antlaşması ile verilen mesaj Kürtleri harita dışı bırakmak olduğuna vurgu yapan Qehreman, “Çalıştaya katılanlar, Kürtlerin sosyolojinin iyi okunması gerektiğini, Kürt hareketlerinin bir sonuç elde etmek istediklerini ve bir model oluşturmak istediklerini belirtti. Yine tarihin tanımlanması ele alındı. Hegemon güçler bugün Kürt halkının sesinin yükselmesini ve dünyada Kürtlerin var olmasını istemiyor. Kürtleri kültürsüz ve kimliksiz bırakmak istiyor. Çalıştayda bu yüzden bu yüzyılda Kürtlerin birliğinin önemli olduğu ve kendi kaderlerini belirlemeleri gerektiğinin altı çizildi. En önemli mesaj buydu ve bunun anlaşıldığı, kavrandığı ve kabul edildiği ortaya çıktı. Ne olursa olsun sorunumuz olsa da bir tarafa bırakıp Kürtlerin varlığını kalıcılaştırmak gerektiği belirtildi” diye konuştu.

Kazanımlarımızı korumamız gerekiyor

 Kongra Star Demokratik İttifaklar Komisyonu Üyesi Rûken Ehmed de,  NRLS’nin organize ettiği çalıştayın oldukça önemli olduğuna dikkat çekerek, “Yüz yıl içerisinde Kürt halkına yönelik neler yapılmış bugün analiz ediliyor. Eksikliklerimiz, yetersizliklerimiz nedir gidermek istedik. Birçok kazanımımız oldu, onları korumamız gerekiyor. Anı zamanda Rojava Kurdistanı’nda bir devrim gerçekleşti. Oluşan statüye ilişkin kapsamlı tartışmalar yürütüldü” dedi.

Kürtleri statüsüz bırakmak için saldırıyorlar

Hegemon güçlerin planlarının Ortadoğu halkları arasında kargaşa çıkarmak üzerine kurduklarına dikat çeken ifadelerini kullanan Ehmed, “Buna karşı biz kendimizi nasıl koruyalım. Uluslararası güçler bu güne kadar dil ve kültür kırımını Kürt halkı üzerinde başaramadılar. Bu gün de Kürt halkına yönelik yoğun saldırılar var. Kürtleri statüsüz bırakmak için saldırıyorlar. ‘Terör’ ve ‘ayrılıkçılık’ üzerinden birçok suçlama yapılıyor bize karşı. Bunun için ittifaklar oluşturuyorlar. Birçok Astana toplantısı yapıldı, Lozan Antlaşması’nın haritasını tekrardan çizip Kurdistan’ı parçalamak için girişimler var. Rojava topraklarına birçok gücün yerleştiğini görüyoruz ve devrimimize tehdit ediyorlar. Bu yüzden böylesi önemli toplantılara ihtiyaç var ki bu gerçekleri iyi okuyabilelim, analiz edebilelim” şeklinde konuştu.

Demokratik ulusu oluşturmalıyız

Kürt halkının eline bugün tarihi bir fırsat geçtiğinin altını çizen Ehmed, “Çözüm için önemli bir çizgimiz var. Elimizdeki fırsatı iyi değerlendirmeliyiz ve Kürtlerin birliğini oluşturmalıyız. Birlik saldırı ve tehditlerin önünü alır. Demokratik ulusu oluşturmalıyız, çünkü sistemimiz devletçi sistemlere karşı ve var olan karmaşayı da ortadan kaldırıyor. Ama bugün sistemimiz saldırılarla karşı karşıya bu yüzden de hem Kürtler hem de dünya nezdinde dayanışmaya ihtiyacımız var. Bizler Rojava halkı olarak çok adım attık ve projemizin başarılı olacağına inanıyoruz. Çünkü tüm halklar kendisini bunun içinde ifade edebiliyor, görebiliyor. Bizler bu kazanımları koruyup tüm halklara ve insanlığa mal edebiliriz.” dedi.

Haber: Gülistan Şahin/JinNews

 

 

#Lozan #çalıştayı #sona #erdi #Birliğimizi #kurup #demokratik #ulusu #inşa #etmeliyiz

2 Afganistanlı idam edildi

‘Shahcheragh’ isimli türbeye saldırı düzenlediği iddia edilen ve haklarında delil bulunmayan Afganistanlı Mohammad Ramez Rashidi ve Naeim Hashem Ghotali idam edildi

Protestoların sürdüğü İran’da rejimin idamları da devam ediyor. Fars Başyargıcı Seyed Kazım Mousavi’nin Afganlı Mohammad Ramez Rashidi ve Naeim Hashem Ghotali’nin idam cezalarının yakında infaz edileceğini duyurmasının ardından, iki kişinin bu sabah idam edildiği belirtildi.

DAİŞ’in yaptığı ortaya çıkmıştı

İran devlet medyası iki kişinin 26 Ekim 2022’de, protestoların önünü açtığını iddia ettikleri Şiraz’daki “Shahcheragh” adlı bir türbeye saldırı düzenlendiğini açıklamış ancak olaydan kısa bir süre sonra saldırının DAİŞ tarafından yapıldığı ortaya çıkmıştı.

Delil bulunamadı

İran rejimi daha sonra tetikçinin öldürüldüğünü açıklasa da günler sonra, resmi kaynaklar altı kişinin daha tutuklandığını bildirdi. Söz konusu iki kişi hakkında bir delil olmamasına rağmen rejim güçleri işkenceyle Mohammad Ramez Rashidi’ye itiraf dilekçesi imzalatıldığı da daha önce kamuoyuna yansıyan bilgiler arasındaydı. Yapılan yargılama sonunda Mohammad Rahmani 25 yıl, Mostafa Jan Amani 15 yıl ve Hamid Ala Kaboli 5 yıl hapis cezasına çarptırıldı.

Bugün sabah saatlerinde Rashidi ve Ghotali bulundukları cezaevlerinde idam edildiği öğrenildi.

HABER MERKEZİ

#Afganistanlı #idam #edildi

Gazeteci Akurt: Lavrio baskını NATO kapsamında olabilir

Lavrio Kampı’na yapılan baskında politik bir mesaj olduğunu belirten gazeteci İsmet Akurt, İsveç’in NATO üyeliğine işaret ederek bu karar NATO kapsamında alınan bir karar olabileceğini söyledi

Yunanistan’ın Lavrio kentinde ağırlıklı olarak Kürtlerin kaldığı kamp, 5 Temmuz’da Yunanistan Polis Teşkilatı (ELAS) tarafından basıldı. Kapı ve pencerelerin kırıldığı baskında, kadın ve çocukların da aralarında olduğu en az 53 kişi gözaltına alındı. Yunanistan İltica ve Göç Bakanlığı’nın baskın sonrası yaptığı açıklamada, kampın 1947’de inşa edildiği ve yapıların kötü durumda olması nedeniyle boşaltıldığını öne sürerken, baskının 11 ve 12 Temmuz’da Litvanya’da AKP’li Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan ve Yunanistan Başbakanı Kiryakos Miçotakis’in bir araya geleceği NATO zirvesi öncesi yapılması dikkat çekti.

Yunanistan’da bulunan gazeteci İsmet Akurt, Lavrio’da bulunan kampın durumuna dair değerlendirmelerde bulundu.

Yunanistan’dan Türkiye’ye kırmızı gül

Kamp binasının eski bir bina olduğunu belirten Akurt, binanın içinde barınmanın riskli olduğunu ifade etti. Orada kalan mültecilerin de daha uygun bir kampa nakledilmeyi istediklerinin altını çizen Akurt, “Kamptakilerin İltica ve Göç Bakanlığı’yla bu kapsamda bazı temasları vardı. Ama bakanlık önce göçmenlere daha uygun koşullarda bir yer ‘ayarlayabiliriz’ sözü vermişti. Onlar da bu sözün karşılığını bekliyorlardı. Fakat seçimlerden sonra Yunanistan Hükümeti bu baskını yaparak Türkiye’ye kırmızı bir gül atmış oldu. ‘Orayı biz kendimiz bastık. Oradaki mültecileri tahliye ettik’ şeklinde servis ettiler. Ve 200, 300 polisle kampı bastılar” şeklinde konuştu.

Merkeze uzak bir kampa yerleştirildiler

Akurt, kampta 10 kadın, 20’ye yakın çocuk ve 20 civarında yetişkin erkeğin kaldığını belirtti. Baskın sonrası kampta kalanların Oinofyta bölgesinde bir kampa yerleştirildiğini belirten Akurt, bölgenin merkeze çok uzak olduğunu ve ulaşım açısından da zorluklar olacağını kaydetti. Oinofyta bölgesi yaklaşık olarak, Atina’ya 70 km uzaklıkta olduğunu belirten Akurt, bölgedeki eski bir hurda fabrikasını onarıp odalar tarzında dizayn ettiklerini, buradan göçmenlerin rahatsız olduğunu ifade etti.

Politik bir mesaj vermek istediler

“Türkiye’nin kampta ‘PKK’lilerin kaldığı yönünde iddiası var” diyen Akurt, Yunanistan hükümetinin ona bir cevaben bu baskını gerçekleştirdiğini, orada yaşayanların savaştan kaçmış ya Kuzey Kurdistanlı ya da Rojavalı Kürtler olduğunu, Yunan hükümetinin kendisiyle de çelişerek Türkiye hükümetinin iddiaları doğruymuş gibi bir hava yaratarak politik bir mesaj verdiğini söyledi.

NATO kapsamında alınan bir karar

Göçmen kampının basıldığının başka nedenleri de olabileceğini kaydeden Akurt, İsveç’in NATO üyeliğine işaret ederek “Bu kararın NATO kapsamında alınan bir karar olabilir. Çünkü sürekli NATO toplantılarında Lavrion kampını gündemleştiriyorlardı. Bu baskınla Türkiye Hükümetinin ‘yanındayız’ mesajını vermiş olabilirler. Ayrıca şu anda Türk Devleti, İsveç’in NATO’ya üyeliğini kabul etmek durumundadır. Bunu da sanki gerçekten bazı tavizler, karşılıklar alınmış gibi yansıtıyor. Bu durum Türk Devleti için bir Pirus zaferinden başka bir şey değildir” diye konuştu.

AKP sahte algı yaratıyor

Yunan basınının kamp binasının güvenli olmadığını ve bu yüzden bu nakletme işleminin gerçekleştiğini yazdığını ifade eden Akurt, “PKK ile ilgili herhangi bir şey Yunanistan basınında yer almadı. Türkiye basınında yer alan ‘PKK’nin kampı basıldı’ haberleri burada biraz alay konusu oldu. AKP orayı Türkiye’deki iç siyasetinde bir argüman olarak kullanıyor. AKP, ‘bir diplomatik başarı kazandık, Yunanistan Hükümetini bile PKK’ye karşı harekete geçirdik’ gibi sahte bir algı yaratıyor. Bu durum hem Yunan hem de Türk devletinin işine geldi. İki ülke aralarındaki ‘yumuşamayı’ sürdürmek için bunu yapmış olabilirler” dedi.

Kaynak: MA

 

 

 

Paylaş:

 

#Gazeteci #Akurt #Lavrio #baskını #NATO #kapsamında #olabilir

Wan’da her yılı açılışı yapılan ‘Çevreyolu’ 13 yıldır sürüyor!

Wan’da her yıl temel atma töreniyle açılışı yapılan ‘çevreyolu’ projesi, 13 yıldır bitirilemedi. Proje ile binlerce kişinin arazisine el konulurken, hak sahipleri ise başkalarının arazisine ortak edildi

İktidarın “cazibe merkezi” haline getireceğini iddia ettiği kentlerden olan Wan’da birçok proje gibi 2010 yılından bu yana birçok kez temel atma töreniyle açılışını gerçekleştirdiği “Van Çevre Yolu” projesi, 13 yıl geçmesine rağmen bitirilemedi.

13 yıldır tamamlanmadı

Wan’ın Artemêt (Edremit) ilçesinde başlayarak kentin doğusundan Erdîş (Erciş) yoluna bağlanan 61 kilometrelik yolun sadece 20 kilometresi bitirildi. 13 yıl geçmesine rağmen yolun 41 kilometresi hala tamamlanmadı.

Temeli ata ata bitirmediler

Son olarak 11 Haziran 2022’te AKP’li Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın video konferansla yeniden temelini attığı yol projesiyle binlerce insan mağdur edildi. Yol yapımı kapsamında İmar Kanunu’nun 18’inci maddesi ile hak sahiplerinin muvafakatı aranmadan kamulaştırıldı. Bununla birlikte hak sahiplerinin rızası alınmadan birçok kişinin arazisinden yol geçirildi.

Birçok kişi mağdur edildi

Proje kapsamında 18’inci maddeyle en az 6 bin kişi mağdur edildi. Bunun sonucunda hak sahipleri ne arazilerini satabiliyor ne de proje kapsamında giren parsellerde ev yapabiliyor. Şimdiye kadar açılan karşı davalardan da sonuç alınamadı.

Kendi arsamı para ile almamı istiyorlar

Projenin mağdurlarından olan Bahattin Durur, 500 metre olan arsasında yol geçtiğini belirterek, bedelinin ödenmemesi nedeniyle birçok kişinin arsasına ortak edildiğini söyledi. Elinde kalan arsanın 200 metresine de 18. Madde nedeniyle başka insanların ortak edildiğini ifade eden Durur, ” Şuan arsamı bana ortak edilen kişilerden satın almamı istiyorlar. Ben parasını verip aldığım arsayı, nasıl tekrar alayım! Bedelini ödediğim arsayı neden bir daha satın alayım?” diye sordu.

Babamdan kalan arsaya komşumu ortak etmişler

İmar Kanunu’nun 18’inci maddesinin uygulanmasıyla hak sahiplerinin birbirine ortak edildiğini söyleyen Erol Umur, kendisine ait 400 metrekare arsaya da 4 kişinin ortak edildiğini aktardı. Umur, “Denemediğim yol kalmadı ama bir türlü şahsıma ait tapumu alamıyorum. Babamdan kalan arsayı ben nasıl komşuma hibe edeyim? Buna bir çare bulunması gerekiyor” diye seslendi.

Çevre yolu adı altında oyun oynanıyor

Edremit Xorkum Mahallesi’nde bütün arazilerin birbirine karıştığını dile getiren mağdurlardan Arif Koçyiğit de, kendisine ait olan 3 bin metrekare arsasının başkasına, başkasının 12 bin metrekare arazisinin de kendi adına geçirildiğini belirtti. Bir diğer proje mağduru Sinan Şahin ise, “Tapuya gidiyoruz, benim arsama başkası da ortak edilmiş. Çevre yolu üzerinde büyük oyunlar oynanıyor, milleti soydular, kendileri yapıp, kendileri çiziyorlar. Kimse bir şey diyemiyor. Çevre yolu arazisinde geçen herkes mağdur durumda” diye konuştu.

Kaynak: MA

 

#Wanda #yılı #açılışı #yapılan #Çevreyolu #yıldır #sürüyor

Temur: Tüm ‘ötekiler’ 11 Temmuz’da Kürt basınının yanında olmalı

Mesleki faaliyetleri nedeniyle 13 aydır tutuklu bulunan 15 gazetecinin avukatı Resul Temur, sesi kısılan, sesi kesilen herkesi 11 Temmuz’daki duruşmaya davet etti

Amed merkezli yürütülen bir soruşturma kapsamında 8 Haziran 2022’de gözaltına alınan, mesleki faaliyetleri nedeniyle 16 Haziran’da tutuklanan 15’i tutuklu 18 gazeteci hakkında açılan davanın ilk duruşması 11 Temmuz’da görülecek.

Tutuklu gazetecilerin avukatı Resul Temur, soruşturma aşamasından davanın açılması sürecine dair değerlendirmelerde bulunarak, 11 Temmuz’da görülecek duruşmaya katılım çağrısı yaptı.  Gazetecilere yönelik baskı ve soruşturmaların uzun süredir devam ettiğine dikkat çeken Temur, birçok gazetecinin bu süreçte cezalar aldığını belirtti.

Tutuklama gerekçesi: Gazetecilik

Dosyanın başlama gerekçesinin Medya TV ve Stêrk TV’de yayınlanan bir kısım program içeriklerinin Amed’deki gazeteciler tarafından sunulması olduğunu belirten Temur, “Buradaki gazetecilik faaliyeti yürüten ve yürüttüğü gazetecilik faaliyetini açık bir biçimde kendi ismi, kendi görseli ile tartışma programına çeviren gazeteciler, yasadışı bir iş yapıyormuş gibi gözaltına alınıp tutuklandılar. Yaptıkları programlar, programlarda tercih ettikleri konular, bu konuları tartışırken kullandıkları dil suçlamaya konu edildi” dedi.

Sonradan eklenen gizli tanık

Gazetecilerin tutukluluk hallerinin devam ettirilmesi için sonradan eklenen gizli tanık beyanlarıyla delil oluşturulduğunu anlatan Temur, bu durumun sebebinin de dosyada yeterli delil olmadığının göstergesi olduğunu söyledi. Gizli tanığın gazetecilerin tutuklanmasından 6 ay sonra 31 Aralık 2022’de ifadesinin alındığına dikkat çeken Temur, yapım şirketlerinin ürettiği iş karşılığında kestiği faturaların gizli tanık beyanıyla kriminalize edildiğini ifade etti.

Gizli tanık beyanının aynı zamanda dosya savcısının izinli olduğu tarihte alındığını da anımsatan Temur, “Büyük olasılıkla Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’ndan gelen talimatın önemine binaen savcı gelip hafta sonu gizli tanık beyanını alıyor ve gizli tanık beyanı hem gazetecilere hem de siyasetçilere yönelik ortak oluşturulmuş bir tutanağa dönüştürülüyor. Bununla AYM’ye (Anayasa Mahkemesi) başvuru yapılıyor. Bu başvuru sonrasında HDP’nin mali yardımının kesilmesine karar veriliyor” şeklinde konuştu.

Dosyayı sürüncemede bıraktı 

 AYM’nin delillerin zayıflığından kaynaklı HDP’nin Hazine yardımına ilişkin verilen kararından geri döndüğünü hatırlatan Temur, AYM’ye gazeteciler açısından ‘tutuklamanın hukuki olmadığına’ dair başvuruda bulunduklarını söyledi. Sadece gazetecilerin dosyasında yer alan delillerle yürütülen bir süreç olmadığına dikkat çeken Temur, “Bu işlem açığa çıkmasın diye gazeteciler bir bakıma rehin olarak tutuldular” diye konuştu.

Gazetecilik faaliyetleri yargılanıyor

Gazetecilerin en fazla tutuklandığı ve baskının yoğun olduğu Türkiye’de gazetecilerin, siyasetçilerin, insan hakları savunucuların ve birçok alanda muhalif olan kesimin “örgütsel faaliyet” gerekçesiyle kriminalize edildiğini ifade eden Temur, “Gazetecilerin çalıştığı alanlar, ajanslar, gazeteler, yapım şirketlerini illegalize eden ve örgütsel faaliyet alanı olarak gösteren bir gerçeklik var. Dolayısıyla burada çalışan gazetecilerinde doğrudan içerik ürettiği gerekçesiyle yargılanıyor” ifadelerini kullandı.

Tutuklama cezalandırmaya dönüştü

Temur, tutuklu kamera çekimleri yapan gazetecilerin de iddianamede, “Her ne kadar kendileri hakkında bir delile erişilememişse de bu çatı altında faaliyet yürütmeleri sebebiyle tüm programların yapımı ve ürettikleri, ortak oldukları” şeklinde suçlandığını kaydetti. Kürt gazetecilerine dönük AYM kararlarına da dikkat çeken Temur, AYM’nin daha önce verdiği kararları hatırlattı. Temur, AYM’nin “çalışılan ajansın suç gösterilmesinin hukuki dayanağı olmadığı” yönündeki içtihat oluşturduğunu ancak savcılıkta dile getirmelerine rağmen ne o aşamada ne de iddianame hazırlanma aşamasında bu içtihattın görülmediğini belirtti.

Kürt basınına yönelik baskının her dönem var olduğunu, sürekli, planlı ve istikrarlı bir yargı tacizi olarak yürütüldüğünü söyleyen Temur, gazetecilerin tutuklu bulunduğu 13 ayda hâkim karşısına çıkmaması ve savunma yapmasına izin verilmediğinin altını çizerek, bu sürecin tamamının bir cezalandırma olduğunu söyledi.

Herkes duruşmada olmalı

Diyarbakır 4’üncü Ağır Ceza Mahkemesi’nde 11 Temmuz’da görülecek duruşmada gazetecilik pratiğinin yargılanacağını dile getiren Temur, “11 Temmuz’da görülecek dava Kürt gazetecileri olduğu kadar diğer muhalif gazetecileri de ilgilendiren bir dava. Sadece gazetecileri değil, gazeteci kuruluşlarını da ilgilendiren davalardandır. Kürt basını Türkiye’de temel basının mutfağını oluşturur. Basının mutfağını oluşturması sebebiyle ürettiği içerik ve bulunduğu alanlar sürekli gündem olan konulardır. Ana akımın uzaklaştığı gündeminin tamamını siz aslında ilk elden Kürt basınından çok rahat bir şekilde alabilirsiniz. Yargılamanın temel sebeplerinden biri de bu. Kürt basını aynı zamanda Kürt muhalefetinin temel resmini çizen alanlardan biridir. Basının kendisini bastırma, muhalefetin kendini bastırmasıyla eşdeğerdir. Bu sebepten dolayı sesi kısılan, sesi kesilen herkesin dayanışma adına 11 Temmuz’da Kürt basınının yanında olması gerekiyor” çağrısında bulundu.

Haber:  Müjdat Can / MA

 

 

#Temur #Tüm #ötekiler #Temmuzda #Kürt #basınının #yanında #olmalı

İmralı idaresi Abdullah Öcalan’a tehdit mektupları veriyor

KCK Yürütme Konseyi Üyesi Sabri Ok, katıldığı bir televizyon programında İmralı idaresinin PKK Lideri Abdullah Öcalan’a isimsiz ve adressiz tehdit mektuplar verdiğini söyledi

Ağırlaştırılmış tecrit altında bulunan PKK Lideri Abdullah Öcalan’dan 28 aydır hiçbir haber alınmazken, KCK Yürütme Konseyi Üyesi Sabri Ok katıldığı Sterk TV’de yayınlanan bir programda Abdullah Öcalan’ın durumunun “iyi yorumlanması” gerektiğini söyledi. Abdullah Öcalan’a yaklaşımın Kürt halkına yönelik bir yaklaşım olduğunu belirten Ok, Abdullah Öcalan’a yönelik uygulanan politikaların “soykırım siyasetinin devamı” olduğunu dile getirdi.

Tecrit ile ilgili kimse konuşmasın istiyorlar

Fırat Haber Ajansı’nda (ANF) yer alan haberde, Ok TELE1 Genel Yayın Yönetmeni Merdan Yanardağ’ın İmralı tecridine ilişkin söylediklerine dikkat çekerek, “Gazeteci Merdan Yanardağ bir şey söyledi. Ki bunları söylemek için ne devrimci olmak ne de Rêber Apo’yu sevmek gerekir. Sadece gerçeği dile getirmek yeter. ‘İmralı’da tecrit var’ dedi. Bu gerçek olan bir şey. Merdan Yanardağ bunu söylediği için zindana attılar. Demek ki Rêber Apo ve İmralı’ya ilişkin kimse konuşmasın istiyorlar. Zaten Bahçeli de, ‘Kim İmralı’da tecrit var diyorsa, o suç işliyor’ açıklamasını yaptı. Böyle bir zihniyetle karşı karşıyayız. Bu zihniyete karşı en üst düzeyde mücadele etmeliyiz. Her Kürt bulunduğu alanda tecridin olduğunu dile getirmeli, buna karşı sesini yükseltmeli, tepkilerini ortaya koymalıdır” dedi.

Herkes tepkisini ortaya koyabilmelidir

Ok, ne avukatlarıyla ne de ailesiyle görüştürülmeyen Abdullah Öcalan’ın durumu için herkesin endişe duyması gerektiğini belirterek, İmralı’yla ilgili şu önemli bilgiyi paylaştı: “Ama biliyoruz ki zamanında adressiz, isimsiz mektuplar işgalci devlet ve İmralı idaresi tarafından Rêber Apo’ya verilmiştir. O mektuplarda Rêber Apo’ya, ‘Sana öyle bir zehir vereceğiz ki, o zehirle hayatını kaybedeceksin. Cesedini yiyen böcekler bile zehirlenerek ölecek’ yazmışlar. Yine ‘Gün be gün öleceksin ama farkına varamayacaksın’ demişlerdi Rêber Apo’ya. Bakın Rêber Apo gibi tarihi bir sorumluluk taşıyan biri her gün bu işkencelere maruz kalıyor. Rêber Apo’nun hukuki hakkı olan mektuplar yasak ama böyle mektuplar serbest. Bunun anlamı nedir? Psikolojisiyle oyna, ruh sağlığıyla oyna, fiziki sağlığıyla oyna ki Rêber Apo gerçekliğinden kopsun ve rolünü yerine getirmesin. Böyle vahşi bir devlettir. Katliamlar bile bu yaklaşım karşısında hafif kalıyor. Hiçbir devlet böyle yapmaz, ancak haydut-çete devletler bunu yapar. Bu konunun Kurdistan ve Türkiye gündeminde yer alması lazım. ‘Tecrit yok’ denildiği zaman herkes tepkisini ortaya koyabilmelidir. Bu önemlidir.”

Bu böyle gitmez

İmralı tecridi için “Bu böyle gitmez, gitmemelidir” diyen Ok, önümüzdeki günlerde İmralı baskılarına karşı “sonuç alıcı önemli hamleler” geliştireceklerinin altını çizdi.

HABER MERKEZİ

 

#İmralı #idaresi #Abdullah #Öcalana #tehdit #mektupları #veriyor

Kayyumun binlerce lira harcadığı palmiyeler kurudu

Cizîr kayyumu tarafından parklara ekilen ve 637 bin TL harcanan palmiye ağaçları kurudu

Halk iradesinin gasp edilmesiyle HDP’den alınaak kayyum atanan Şirnex’in (Şırnak) Cizîr (Cizre) Belediyesi tarafından parklara ekilen palmiye ağaçları bakımsızlıktan kurudu. Cizîr Belediyesi Park ve Bahçeler Müdürlüğü, 7 Aralık 2022 yılında yüklenici firma olan Cesur Dış Ticaret Tarım Ürünleri Gıda Pazarlama. Hay. Nak. Ltd. Şirketi’ne ağaç ve direk motifi alımı ile montajı karşılığında 637 bin TL ödedi.

3 ay önce ekildi

Alınan palmiye ağaçları ekildiği her parkta bakımsızlıktan kurumaya yüz tuttu. İlçeye bağlı Konak Mahallesi’nde yapılan Millet Bahçesi’ne 2023 Nisan ve Haziran ayında iki defa dikilen palmiye ağaçlarının kuruduğu görüldü. Yine Newala Îsaaxa mezrasında yapılan parkta da ekilen ağaçlar kurudu.

ŞIRNEX

#Kayyumun #binlerce #lira #harcadığı #palmiyeler #kurudu