Ana Sayfa Blog Sayfa 206

AKP’li belediye iki camiyi satışa çıkardı

AKP’li Bayrampaşa Belediyesi’nin, 90,8 milyon TL’lik vergi borcuna karşılık ilçedeki iki camiyi satışa çıkardığı ortaya çıktı

AKP’li Bayrampaşa Belediyesi, 90,8 milyon TL’lik vergi borcuna karşılık ilçedeki iki camiyi satma kararı aldı. BirGün gazetesinden İsmail Arı’nın haberine göre, Bayrampaşa Belediye Meclisi’nin temmuz oturumunda Emlak ve İstimlak Müdürlüğü’nün teklifi görüşüldü. Teklifte, belediye ile belediye şirketi Baypaş’ın toplam 90 milyon 817 bin TL’lik vergi borcu olduğu bildirildi.

Taşınmazlar cami çıktı

Bu borca karşılık mülkiyeti belediyeye ait olan iki taşınmazın, Hazine’ye devredileceği ve vergi borcunun silineceği kaydedildi. Ancak, AKP’li belediyenin borcuna karşılık devredeceği 792 metrekare büyüklüğündeki taşınmazın üzerinde Ulubatlı Hasan Camii, 4 bin 933 metrekare büyüklüğündeki taşınmazın üzerinde ise ilçenin en büyük camilerinden biri olan Kocatepe Ulu Camii bulunuyor.

Karara tepki gösteren CHP Grup Başkanvekili Ahmet Çapık,  taşınmazların satışının yanlış bir uygulama olduğunu borç ödemenin hülle yolu olduğuna dikkat çekti. Belediyenin kötü yönetildiğini söyleyen Çapık, “Umarım seçimlere kadar belediye binasını da borç karışlığında vermezsiniz” diye konuştu.

HABER MERKEZİ

 

 

#AKPli #belediye #iki #camiyi #satışa #çıkardı

Moskova’dan Washington’a İHA yanıtı

Rusya Savunma Bakanlığı, Amerika’nın, ‘Rus savaş uçakları, Suriye hava sahasında İHA’larımızı taciz etti’ açıklamasına cevap vererek, bir koalisyon uçağının Rusya-Suriye tatbikat sahasını ihlal ettiğini belirtti

ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı’nın (CENTCOM) suçlamalarına karşı açıklama yapan Rusya Savunma Bakanlığı, Washington liderliğindeki Uluslararası Koalisyonu’na ait bir uçağın Suriye-Rusya hava kuvvetleri tatbikat sahasını 5 kez ihlal ettiğini belirtti.

Önceki gün açıklama yapan CENTCOM komutanlarından Alex Greenwich, Rus savaş uçaklarının protokollere aykırı davranarak, “İHA’ların önüne paraşütlü aydınlatma bombası bırakarak kaçış manevraları yapmaya zorladı. 24 saatte iki defa tacizde bulunmuştur” demişti.

Kaynak: ANHA

#Moskovadan #Washingtona #İHA #yanıtı

İmralı için ailelerden görüş başvurusu

PKK Lideri Abdullah Öcalan ile tutuklular Ömer Hayri Konar, Hamili Yıldırım ve Veysi Aktaş’ın aileleri, görüşme talebiyle Bursa Cumhuriyet Başsavcılığı ile İmralı Cezaevi Müdürlüğü’ne başvuruda bulundu

İmralı F Tipi Yüksek Güvenlikli Cezaevi’nde ağır tecrit koşulları altında tutulan ve 2 yılı aşkın bir süredir haber alınamayan PKK Lideri Abdullah Öcalan’ın kardeşi Mehmet Öcalan ile vasisi Mazlum Dinç, görüşme talebiyle Burca Cumhuriyet Başsavcılığı ile İmralı Cezaevi Müdürlüğü’ne başvuru yaptı. İmralı’da tutulan Ömer Hayri Konar’ın kardeşi Ali Konar, Hamili Yıldırım’ın kardeşi Polat Yıldırım ile Veysi Aktaş’ın kardeşi Melihe Çetin de görüşme talebiyle her iki yere başvuruda bulundu.

Yasağa dair bilgi yok

Avukatların, müvekkilleri Abdullah Öcalan’la görüşmek için haftada iki kez olmak üzere yaptığı başvurulara olumlu ya da olumsuz bir yanıt verilmiyor. Avukatlar, 22 Kasım 2021 tarihinde Bursa Ceza İnfaz Hakimliği’ne “derhal görüşme” başvurusunda bulundu. Hakimlik, görüşmeye engel olarak Abdullah Öcalan hakkında 12 Ekim 2021’de verilen 6 aylık avukat görüş yasağı, 18 Ağustos’ta verilen 3 aylık aile görüş yasağı kararını gerekçe göstererek, başvuruyu reddetti. Ancak yasağa gerekçe gösterilen kararlara dair avukatlara bilgi verilmedi.

Aileye de görüş yasağı

Aile görüş yasağı ise, 18 Kasım 2021’de son bulmasına rağmen ailelerin Bursa Cumhuriyet Başsavcılığı’na yaptığı görüş başvurularına herhangi bir yanıtın verilmemesi nedeniyle avukatlar, 28 Mart 2022’de bir kez daha Bursa İnfaz Hakimliği’ne başvuruda bulunarak, aile ziyaretleri önündeki hukuka aykırı tüm engellerin kaldırılması ve aile görüşünün yapılmasını talep etti. 29 Mart’ta yanıt veren hakimlik, başvuruyu reddetti. Hakimlik, ret gerekçesinde ise Öcalan hakkında yeniden verilmiş bir disiplin cezasının olduğunu, bu nedenle görüşmenin olamayacağını ileri sürdü.

Hakimliğin ret kararında, “Bütün başvurucular hakkında İmralı Disiplin Kurulu Başkanlığı tarafından 3 Şubat 2022 tarihinde disiplin cezası olarak 3 ay aile ziyaretinden yoksun bırakma cezası verildiği ve 21 Şubat’ta kesinleştiği gerekçesiyle talep reddedildi” denildi.

AYM başvurusuna yanıt yok

Avukatlar, hakimliğin ret kararı üzerine 12 Mayıs’ta aile ziyaretlerinin “hukuksuz” disiplin cezalarıyla engellenmesini Anayasa Mahkemesi’ne (AYM) taşıdı. Avukatlar AYM’ye yaptıkları başvuruda, mutlak iletişimsizlik hali olan “incommunicado”ya dikkat çekerek, haber alamamanın işkence olduğunu, aile ve özel hayata saygı hakkının, savunma ve adil yargılanma hakkının ve etkili başvuru yolu hakkının ihlal edildiğinin tespit edilmesini talep etti. AYM, bu başvuruya ise henüz yanıt vermiş değil.

Yasağa itiraz edildi

Öte yandan Asrın Hukuk Bürosu avukatları, Abdullah Öcalan ve diğer tutuklular hakkında verdiği 3 aylık aile görüş yasağı 7 Haziran tarihinde son bulmasının ardından tekrar görüşme başvurusunda bulundu ve aile görüşleri için koyulan tüm engellerin kaldırılmasını, varsa yeni disiplin cezalarının taraflarına iletilmesini talep etti. Hakimlik, avukatların yaptığı başvuruyu reddetti. Hakimlik, ret kararına “disiplin cezalarının halen sürdüğü” gerekçesini gösterdi. Avukatlar, bunun üzerine 15 Haziran’da Bursa 1’inci Ağır Ceza Mahkemesi’ne itirazda bulundu.

Yapılan itiraza 23 Haziran’da cevap veren mahkeme, Abdullah Öcalan ve diğer tutuklularla ilgili İmralı Disiplin Kurulu Başkanlığı tarafından 31 Mayıs’ta 3 aylık yeni bir disiplin cezası verildiğini gerekçe göstererek, itirazı reddetti.

Süre dolmadan ceza üstüne ceza

Abdullah Öcalan’a verilen 3 aylık aile görüş yasağı 15 Eylül’de sona erdi. Asrın Hukuk Bürosu avukatları, yasağın sona ermesi sonrası 16 Eylül’de Bursa Cumhuriyet Başsavcılığı’na görüş başvurusu yaptı. Ancak başvuruya herhangi bir yanıt verilmedi. Avukatlar, bunun üzerine 23 Eylül’de Bursa Cumhuriyet Başsavcılığı’na ve İmralı Ceza İnfaz Kurumu Müdürlüğü’ne başvuruda bulunarak, aile görüşünün yapılmasını talep etti. Bursa İnfaz Hakimliği, 5 Ekim’de yapılan başvuruyu reddetti. Hakimliğin ret gerekçesinde, Abdullah Öcalan ve diğer tutuklular hakkında İmralı Disiplin Kurulu Başkanlığı tarafından 9 Eylül’de verilen 3 aylık disiplin cezası iddiasıyla verilen aile görüş yasağının 28 Eylül’de kesinleştiğini ileri sürdü.

Telefon görüşmesi kesildi

24 yıldır İmralı Cezaevi’nde ağır tecrit koşulları altında tutulan Abdullah Öcalan, telefonla görüş hakkından ilk defa 27 Nisan 2020 tarihinde yararlandırılmıştı. Öcalan, sanal medyada yer alan kimi iddiaların ardından kamuoyunda kaygıların büyümesi üzerine 25 Mart 2021’de kardeşi Mehmet Öcalan ile yine telefonla görüşmüştü. Ancak Mehmet Öcalan, bu görüşmenin yarıda kesildiğini duyurmuştu.

Son 8 yıl içerisinde Asrın Hukuk Bürosu tarafından Anayasa Mahkemesi’ne (AYM) yapılan başvurulardan 23’üne ilişkin Adalet Bakanlığı’ndan görüş istendi. Bakanlık, avukat yasakları, aile disiplin yasakları, telefon hakkı, Olağanüstü Hal (OHAL) döneminde İmralı’daki yasaklara ve benzer pek çok konuya dair AYM’ye görüş sundu.

Bakanlığın, avukat ve aile görüşlerinin engellenmesine dair yapılan başvuruya dair 24 Mart’ta AYM’ye sunduğu görüşte, İmralı’da “kötü muamelenin” olmadığını, görüşmelerde “elde olmayan sebeplerden” dolayı aksaklıklar yaşandığını ve bu durumun “makul” olduğunu ileri sürdü.

AYM’ye, İmralı’daki OHAL sonrası engellemelere dair görüş bildiren Adalet Bakanlığı, bu kez hükümetin “Öcalan No.2” kararındaki argümanları “AİHM’in tespitleri” olarak mahkemeye sundu. Avukatlar ise, bakanlığın tecridi meşrulaştırmak için AİHM kararını tahrif ettiğini belirtti.

HABER MERKEZİ

#İmralı #için #ailelerden #görüş #başvurusu

Gazeteci örgütleri: Halk gazetecisine sahip çıkmalı

Bir yılı aşkın bir süredir tutuklu bulunan gazetecilerin 11 Temmuz’da görülecek duruşması için dayanışma çağrısında bulunan gazeteci meslek örgütleri, halkın gazetecilere sahip çıkma çağrısında bulundu

Amed merkezli 8 Haziran 2022 tarihinde yapılan ev ve işyeri baskınlarında gözaltına alındıktan sonra tutuklanan 15’i tutuklu 18 gazeteci, 11 Temmuz’da ilk kez hakim karşısına çıkacak. Gazetecilik faaliyetleri nedeniyle “örgüt üyesi olmak” suçlaması yöneltilen gazetecilerin ilk duruşması Diyarbakır 4’üncü Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülecek. Gazeteci örgütlerinin yanı sıra çok sayıda hukuk ve sivil toplum örgütünün de duruşmayı takip etmesi bekleniyor.

Gazeteci örgütleri, gazetecilerin tutukluluk sürecine ilişkin değerlendirmelerde bulunarak, 11 Temmuz’da görülecek duruşmaya katılım çağrısında bulundu.

İktidar eliyle toplumun hakikati öğrenmesi istenmiyor

DİSK Basın-İş Genel Başkanı Faruk Eren, iktidarı rahatsız eden her haberin tehdit olarak görüldüğünü belirterek, Kürt gazetecilerin de bu nedenle 1 yılı aşkın bir süredir tutuklu olduğunu söyledi. Ayrıca Türkiye’de şuan 200’ün üzerinde gazetecinin benzer nedenlerle yargılandığına dikkat çeken Eren, “İktidar eliyle toplumun hakikati öğrenmesi istenmiyor. Sadece iktidarın söylediklerinin duyulması isteniyor. Neredeyse her gün bir habere ya erişim engeli getiriliyor ya da dava açılıyor. Bu normal bir durum değil. Kürt gazetecilere yönelik baskı ve tutuklamalar ile toplumu habersiz bırakmak isterken, bölgede ne olup bittiğinin öğrenilmemesini istiyorlar. Eğer o gazeteci arkadaşlarımız olmasaydı, Van’da helikopterden atılan ve işkence gören o yurttaşları, Newroz’da öldürülen Kemal Kurkut’un vurulma anını öğrenemeyecek ve bunlar ‘terörist’ sayılacaktı” dedi.

Halk gazetecisine sahip çıkmalı

Gazeteci örgütleri başta olmak üzere tüm meslek örgütlerinin bu süreçte tutuklu gazetecilerle dayanışma içerisinde olması gerektiğini vurgulayan Eren, “Bu sorun sadece gazetecilerin sorunu değil. Sözünü ettiğimiz şey, haber, hakikat ve gerçeğin kendisi olduğu için tüm toplumu ilgilendiriyor. Hep halkın haber alma hakkından bahsediyoruz ya halkın haber alma hakkını sağlayacak olanlar gazeteciler değil, halkın kendisidir. O yüzden halk kendi haber alma hakkına ve gazetecisine sahip çıkmalıdır” çağrısında bulundu.

Bu bir cezalandırma yöntemidir

Gazetecilerin bir yıldan uzun bir süredir tutuklu olmalarına rağmen şu ana kadar duruşmalarının görülmediğini belirten MLSA Eş Direktörü Veysel Ok, bu durumun iktidarın bilinçli politikası olduğunu söyledi. İktidarın bu yöntemle gazetecilerin kendilerini savunma haklarını elinden aldığını dile getiren Ok, “Şimdi bir yıldır hakim karşısına çıkmamış ve kendilerine savunma hakkı imkanı verilmemiş gazetecilerden bahsediyoruz. Bu açıkça ayrı bir cezalandırma yöntemidir. Dava başlayınca hem avukatlar hem gazeteciler büyük olasılıkla o iddianamedeki suçlamaları yerle bir edeceklerdir. Hiçbir suçlamanın hukuki olmadığını ortaya çıkaracaklardır. Yargı ve devlet de bunu çok iyi bildiği için maalesef bunu çok sonraya verip, gazetecilerin hiçbir hukuki zemin olmadan çok uzun yıllar tutuklu kalmasına vesile oluyorlar. Bu da bir intikam ve cezalandırma yöntemidir” diye belirtti.

Kürt medyası her zaman hedefte

Kürt basınında çalışan gazetecilere yönelik baskı ve tutuklamaların birçok nedeninin olduğuna değinen Ok, öncelikli nedenin Kürt sorunundaki çözümsüzlükle bağlantılı olduğuna işaret etti. Cumhuriyetin kuruluşundan bu yana Kürt medyasının her zaman hedefte olduğunu vurgulayan Ok, “Son dönemlerde Kürt sorununda bir tıkanıklık yaşanıyor. Devlet, Kürtlerin kurduğu ve güçlü olduğu kurumlara yönelik ciddi bir baskı ve refleks gösteriyor. Sadece Kürt gazeteciler de değil, Kürt siyasetçiler, hak savunucuları, ekolojistler ve kadın hareketlerine de yargısal taciz uyguluyor. Bu tamamen devletin Kürtlerle olan ilişkisiyle ilgili bir durum. Örneğin ‘çözüm’ sürecinde siyasal iklim daha yumuşak olduğu için hiçbir dava, saldırı ve baskı haberi duymazken, Kürt sorununun tıkandığı dönemlerde devletin ilk hedefi tekrardan Kürt gazeteciler oluyor” şeklinde konuştu.

Gazeteciler bölgede gözümüz kulağımız

Kurdistan’da devlet eliyle yürütülen hak ihlallerinin yaşandığını söyleyen Ok, bu ihlallerin bölgede çalışan Kürt gazeteciler aracılığıyla açığa çıktığının altını çizdi. Bu nedenle Kürt gazetecilerin iktidarın hedefi haline geldiğini belirten Ok, “Bizim bölgedeki kulağımız ve gözümüz o gazeteciler. Orada ne olup bittiğini, polislerin sokakta yaptıkları hak ihlalleri ve karakolda yaptıkları işkenceleri Kürt gazetecilerden öğreniyoruz. Devlette bunun farkında olduğu için hedefe de Kürt gazetecileri koyuyor” diye konuştu.

Ok, iktidarın Kürt sorununu bir kırmızı çizgi haline getirdiğini, bu çizgiyi aşanların ise en başta “yargısal taciz” ile tehdit edildiğini ifade etti. Kürt gazetecilerin tutuklanmasını örnek veren Ok, iktidarın tutuklamalar ile topluma gözdağı verdiğini söyledi. Merdan Yanardağ’ın tutukluluğunu da örnek veren Ok, Kürt sorununa değinen herkesin kırmızı çizgi aştı denilerek tutuklandığını söyledi.

Dayanışma çağrısı

Toplumda tutuklamalara karşı dayanışma duygusunun var olduğunu söyleyen Ok, bu dayanışma halinin büyütülerek sürdürülmesi gerektiğinin altını çizdi. Ok, tutuklu gazetecilerin 11 Temmuz’da görülecek duruşması öncesinde tüm toplumsal örgütleri adliye salonunda yer almaya davet ederek, “11 Temmuz’da görülecek duruşmaya bu örgütlerin katılımı çok önemli. Çünkü mahkemede ki hakimin gazeteci arkadaşlarımızın yalnız olmadığını bilmesi ve hissetmesi gerekiyor” diye seslendi.

Haber: MA / İbrahim Irmak

 

 

 

#Gazeteci #örgütleri #Halk #gazetecisine #sahip #çıkmalı

Mor Çatı deprem raporu: Kadınların ihtiyaçları giderilmedi, şiddet sürüyor

Mor Çatı Kadın Sığınağı Vakfı, deprem bölgelerinde kadınların yaşadıklarına dair hazırladığı raporu yayınladı. Buna göre, depremin ardından geçen 5 ayda kadınların temel ihtiyaçları giderilmediği gibi, eksik hizmetler sonucu kadınlara yönelik şiddet de devam ediyor

Mor Çatı Kadın Sığınağı Vakfı, “Depremden Etkilenen Bölgelerde Kadınların Şiddetten Uzaklaşma Deneyimleri ve Destek Mekanizmaları” raporunu paylaştı. Rapor, Mereş ( Maraş) merkezli 6 Şubat’ta yaşanan depremin ardından vakıf üyelerinin ve bölgede kadınlara destek veren sivil toplum örgütlerinin deneyimlerinden hazırlanırken, raporda kadınların yaşadıkları sorunlar belirtildi. Raporda, kadınların insani yardım, sağlık ve güvenlik başta olmak üzere birçok hak ihlali ile karşı karşıya olduğu vurgulandı.

Çadırlarda istismarı önleyici bir çalışma yok

Raporda, birçok temel ihtiyacın dahi karşılanmadığı ifade edilerek, “Çadır kentlerdeki yaşamın mahremiyeti ortadan kaldırması, düzenli sistemli bir bilgilendirme ve müdahalenin olmaması gibi nedenlerle bölgede olası kadına yönelik şiddet ve çocuk istismarı durumlarına ilişkin risklerin çalışanlar tarafından da tespit edilmesine rağmen, bu risklere ilişkin önleyici bir çalışma da henüz mevcut değil” denildi.

ŞÖMİN hizmetleri yetersiz

Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı’na bağlı Dilok (Antep) ve Mereş (Maraş) Şiddet Önleme İzleme Merkezi’nin (ŞÖNİM) depremden önce bulundukları binalarda hizmet verdiğinin belirtildiği raporda, “Adıyaman ŞÖNİM binası ağır hasarlı olması nedeniyle binanın hemen yanına yerleştirilen konteynırda hizmet veriyor. Ancak bu konteynırın ne çalışanlar için ne de oradan destek alan kadınlar ve çocuklar için güvenli ve temel insani ihtiyaçları karşılayacak şekilde oluşturulmadığını, can güvenliği riski altında çalışma yürütüldüğünü gözlemledik” denildi.

Kadına şiddet konusunda uzman eğitim yok

Bir diğer yandan Mor Çatı’ya başvuran kadınların deneyimleri, şiddet nedeniyle başvurduklarında barınma ihtiyacı olarak değerlendirilip destek alamadıkları yönünde olduğuna dikkat çekilen raporda, kadına şiddet ile ilgili uzmanlık konusunda önemli sorunlar olduğu belirtildi.

Şiddet görmezden geliniyor

Raporda, deprem sonrası oluşturulan destek mekanizmalarının olası şiddet durumlarını hesaba katmadığı ve yetkililerin “Bu dönemde olmaz böyle bir şey zaten” bakış açısıyla hareket ederken kadınların deneyimlerinin deprem döneminde de kadına yönelik erkek şiddetinin devam ettiğini gösterdiğine işaret edildi.

Eksiklikler şiddeti devam ettiriyor

Kadınların depremden önce olduğu gibi depremden sonra da şiddet tercih edilerek uygulandığı halde, şiddetin nedeni olarak psikolojik sorunların gösterildiğini paylaştıklarının aktarıldığı raporda, deprem bölgesindeki koşulların ve kurumlardaki eksikliğin kadınların şiddete maruz kalmaya devam etmesine nasıl zemin hazırladığını ortaya koyduğu vurgulandı.

Mülteci kadınların sorunları çok yönlü

Raporda yine mülteci kadınların durumuna da yer verilerek, tercüman eksikliğinin en büyük eksik olduğu ve bu yüzden birçok kadının uğradığı şiddeti dile getiremediği ifade edildi. Raporda, “Bu durum, göçmen kadınlar için mevcut olan katmanlı sıkışıklığın bir örneğini ortaya koyuyor. Depremin yarattığı duygusal ve fiziksel olarak yıkıcı etkiye rağmen kadınlar maruz kaldıkları şiddetten uzaklaşma sürecinde kendi güçlerini ve alternatiflerini bu koşullara rağmen de üretmeye devam etti” denildi.

Cezasızlık en büyük engel

Raporun sonuç bölümünde ise aradan geçen 5 aya rağmen kadınların temel ihtiyaçlarının dahi karşılanmadığının görüldüğü belirtilerek, “İhtiyaç temelli ve toplumsal cinsiyete duyarlı destek mekanizmalarının eksikliği, hizmet standardının olmayışı ve kötü uygulamaların herhangi bir yaptırımla sonuçlanmaması kadınların ihtiyaç duydukları desteklere erişmeleri önünde her zaman engel oluşturuyor” denildi.

Kaynak: NuJINHA

#Mor #Çatı #deprem #raporu #Kadınların #ihtiyaçları #giderilmedi #şiddet #sürüyor

Amed Barosu gazetecilerin duruşmasını takip edecek

Amed Barosu Başkan Yardımcısı Mehdi Özdemir, gazetecilerin tutukluluğun cezalandırmaya dönüştüğünü ve 11 Temmuz’da görülecek duruşmayı yakından takip edeceklerini vurguladı

 Amed merkezli 8 Haziran 2022 tarihinde yapılan ev ve işyeri baskınlarında gözaltına alındıktan sonra tutuklanan 15’i tutuklu 18 gazeteci, 11 Temmuz’da ilk kez hakim karşısına çıkacak. Gazetecilik faaliyetleri nedeniyle “örgüt üyesi olmak” suçlaması yöneltilen gazetecilerin ilk duruşması Diyarbakır 4’üncü Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülecek. Gazeteci örgütlerinin yanı sıra çok sayıda hukuk ve sivil toplum örgütünün de duruşmayı takip etmesi bekleniyor.

Amed Barosu Başkan Yardımcısı Mehdi Özdemir, gazetecilerin mesleki faaliyetleri nedeniyle 1 yılı aşkın bir süre sonra ilk kez hakim karşısına çıkmasını ve bu süreçte yaşanan ihlalleri değerlendirdi.

Tutukluluk cezalandırmaya dönüştü

Gazetecilerin faaliyetleri nedeniyle her dönem yargı tehdidine maruz bırakıldığına dikkati çeken Özdemir, tutuklulukların uzun bir sürece yayıldığını, bu durumun bir bütünen cezalandırma kararlarına dönüştüğüne dikkat çekti. “Kurdistan’da gazetecilerin mesleki faaliyetlerini icra etmesi yargı kıskacında” diyen Özdemir,: “Halihazırda 16 Haziran’dan beri tutuklu olan gazetecilerde de gördüğümüz üzere; soruşturmanın gizliliğinin ihlal edildi, masumiyet karinesi yok sayıldı, adil olmayan bir yargılama süreci yürütüldü. İddianamede, mesleki faaliyetlerini icra eden gazetecilerin suç teşkil etmeyen meşru faaliyetlerinin suçlama konusu haline getirilerek, ‘yasadışı örgüt üyeliği’ suçu kapsamında yargılamaya sebebiyet verdiğini, kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkının ihlal edildiğini görmekteyiz. Bir bütünen baktığımızda; gazetecilik mesleki faaliyetinin icra edilmesinin yargı tarafından suç olarak değerlendirildiği gerçekliğiyle karşı karşıyayız” dedi.

Halkın haber alma hakkı engellendi

Özdemir, gazetecilik faaliyetlerinin basın özgürlüğü çerçevesinde değerlendirmesi gerektiğini vurguladı. Özdemir, bu durumun Türkiye’de tam tersi şeklinde ele alındığı değerlendirmesinde bulundu. Mesleki faaliyetlerin “örgüt üyeliğine” gerekçe yapıldığına dikkati çeken Özdemir, “Burada, halkın haber alma hakkının keyfi bir şekilde, sürekli ve sistematik bir şekilde ihlal edildiği gerçekliğiyle karşı karşıyayız” diye konuştu. İktidarın “sindirme politikasının” yargıya da yansıdığını söyleyen Özdemir, “Yargı, iktidara muhalif olan kişilerin susturulması, sindirilmesi veya ceza tehdidiyle mevcut faaliyetlerini engelleyici ve caydırıcı bir politika üstlenmiş durumdadır. İktidara muhalif pozisyonda olan basın mensuplarına dönük yargının bir tehdit unsuru olduğunu bilmekteyiz” dedi.

Amed Barosu olarak tutuklu gazetecilerin soruşturma sürecini takip ettiklerini aktaran Özdemir, gazetecilerin mesleklerini icra edebilmeleri, basın ve ifade özgürlüğü ile haber alma hakkının sağlanması için 11 Temmuz’daki yargılama sürecinin takipçisi olacaklarını ifade etti.

Haber: MA / Müjdat Can

 

 

#Amed #Barosu #gazetecilerin #duruşmasını #takip #edecek

Cudî’nin eteklerinde pale orkestrası

Cudî Dağı eteklerinde kilamlar eşliğinde buğday biçen paleler, yüzyıllık bir kültürü yaşatmaya çalıştıklarını söylüyor

Hava sıcaklığının 40 dereceyi bulduğu Şirnex’te paleler (hasatçı), kilamlar eşliğinde buğday biçmeye başladı. Paleler, Cudî Dağı’nın eteklerinde bulunan ve biçerdöverlerin giremediği bahçelerde imece usulüyle buğday biçiyor.

Botan yöresinden kilamlarla bir orkestrayı andıran paleler, oraklarını aynı anda sallayarak buğday biçmeleriyle renkli görüntüler oluşturuyor. Dengbêj Rezanê Batû’nun seslendirdiği kilamlar eşliğinde biçilen buğdaylar, gençler ve kadınlar tarafından toplanıyor.

Yorulduğumuzu da hissetmiyorduk

Ekin biçme zamanı geldiğinde eskiden en az 100 kişiyle birlikte bir kişinin bahçesine girerek, buğdayı imece usulüyle biçtiklerini söyleyen Osman İrmez, “50 gün boyunca çevrede bulunan bütün arpa ve buğday tarlalarına girerdik, bitirene kadar çalışırdık. Bu kültürü sürdürmek için elimizden geleni yapıyoruz. Eskiden biçerdöver ve patos yoktu. Atlarla buğday ve arpayı öğütüyorduk. Eskiden sabahtan öğleye kadar sürekli dengbêj eşliğinde çalışıyorduk. Dengbêj eşliğinde çalıştığımız için yorulduğumuzu da hissetmiyorduk” diyor.

Tarlaları şenlik havasında biçerdik

Sabri Ülger ise bu kültürün yaşatılmasının önemine değiniyor: “Bu bize kalan bir kültürel mirastır ve yaşatmalıyız. İnsanlar bu şekilde yardımlaşarak ekinlerini hem erken hem de çok yorulmadan biçiyor. Köyde bir akrabamızın ya da bir yurttaşın ekin biçme zamanı geldiğinde komünal bir şekilde hepimiz yardım ederdik. Dengbêjler eşliğinde tarlalarımızı bir bayram ve şenlik havasında biçerdik. Teknolojiyle birlikte kadim Mezopotamya halkları arasında bu kültür yok olmaya başladı. Hepimiz sisteme bağımlı hale gelmişiz. Bu durumu aşmak için dayanışma kültürünü geliştirmeliyiz.”

Kültürümüz yok olma aşamasında

Mele Kasım Yiğit de 50 yıl öncesine kadar komünal ve doğal bir yaşamın söz konusu olduğunu vurgulayarak, “Komünal yaşam içerisinde tarla biçmeden tutalım, kış hazırlığı, odun toplamasından, hayvanlar için çalı toplanmasına ve çobanlığa kadar vardı. Ancak teknolojinin gelişmesiyle birlikte bu komünal yaşam yavaş yavaş gerileyerek yok olmaya başladı. Oysa komünal yaşamın temelleri Mezopotamya’da atıldı. Gelinen noktada ise bu kültürümüz yok olma aşamasındadır. Bunun nedeni de gelişen teknolojiyle başlayan savaşlardır. Bu şekilde coğrafya adeta delik deşik edilmiş ve komünal yaşam yok edilmiş. Eski bereket kalmamış. Nereden geldiğimizi unutmayalım, eğer unutursak, nerede olursak olalım bizler yok olmaya mahkum oluruz. Kültürümüze sahip çıkalım, çünkü kültürümüz varlığımızdır” diyor.

Paleliği kadın ve erkeklerin ortak bir şekilde yaptıklarını aktaran Şadiye Sümbül, “Erkekler ekin biçme işiyle uğraşırken, biz kadınlar da hem yemek işi hem de biçilen buğday ve arpaları bir alanda toplama işiyle uğraşıyoruz. Eskiden ekin biçme işleri yaklaşık bir ay sürüyordu ve keyifli geçiyordu. Elimizden geldiğince kültürümüzü yaşatmak istiyoruz” vurgusu yapıyor.

Haber: Zeynep Durgut – Mehmet Güleş / MA

#Cudînin #eteklerinde #pale #orkestrası

Newroz’a katıldı diye yurttan atılmıştı, AYM ‘hak ihlali’ dedi

AYM, üniversite kampüsünde Newroz kutlamasına katılan Bedran Ali Ertuğrul’un yurttan çıkarılmasında hak ihlaline hükmederek, tazminat ödenmesine karar verdi

Anayasa Mahkemesi (AYM), 2016 yılında Eskişehir Osmangazi Üniversitesi’nde Newroz kutlamasına katılmasının ardından yurttan atılan Bedran Ali Ertuğrul adlı öğrencinin, Anayasa’nın 34’üncü maddesiyle korunan toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkının ihlal edildiğine hükmetti. Oybirliğiyle alınan kararda, Mahkeme’ye bireysel başvuruda bulunan Ertuğral’a 18 bin TL manevi tazminatın yanı sıra harç ve vekalet ücretleri için de 10 bin 194 TL ödenmesine hükmedildi.

Barınma imkanı elinden alındı

Ertuğrul’un Newroz etkinliğine katılmasının ardından kaldığı KYK yurdundan süresiz olarak çıkarıldığına dikkat çekilen kararda, Ertuğrul hakkında tesis edilen disiplin cezasının iptali talebiyle AYM’ye başvurduğu belirtildi. Yapılan değerlendirmede, Ertuğrul’un salt etkinliğe katılması nedeniyle barınma imkanının elinden alındığına, ifade özgürlüğü, maddi ve manevi varlığın korunması, toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme, adil yargılanma ve etkili başvuru haklarının ihlal edildiğini ileri sürdüğüne dikkat çekildi. Kararda, Ertuğrul’un yurttan süresiz olarak uzaklaştırma kararına dikkat çekilerek, “Başvuruya konu müdahalenin kanunilik şartının sağlanmadığı anlaşıldığından Anayasa’nın 34’ncü maddesinde güvence altına alınan toplantı ve gösteri yürüyüş düzenleme hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir” ifadesine yer verildi.

Yeniden yargılama yapılacak

Toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkının ihlal edildiğini belirten AYM, ihlal sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasına ve kararın bir örneğinin Ankara 10’uncu İdare Mahkemesine gönderilmesine, başvurucuya 18 bin lira manevi tazminat ödenmesine, 294,70 lira harç ve 9 bin 900 lira vekalet ücretinden oluşan 10 bin 194 liranın yargılanma giderinin başvurucu Ertuğrul’a ödenmesine oy birliği ile karar verdi.

Kaynak: MA

#Newroza #katıldı #diye #yurttan #atılmıştı #AYM #hak #ihlali #dedi

Kadın cinayetinde faile indirimsiz ağırlaştırılmış müebbet

Boşanma aşamasında olduğu Remziye Yücel’i katleden Zeynal Yücel’e ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası verildi

Semsûr (Adıyaman) merkeze bağlı İmamağa ilçesinde 7 Mart 2022’de boşanma aşamasında olduğu Remziye Yücel’i katleden fail Zeynal Yücel’in yargılandığı davanın karar duruşması dün Adıyaman 1’inci Ağır Ceza Mahkemesinde görüldü.

Fail Yücel’e “kasten öldürme” suçundan ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasıyla cezalandırılmasına karar verilirken, cezada indirim uygulanmadı.

SEMSÛR

#Kadın #cinayetinde #faile #indirimsiz #ağırlaştırılmış #müebbet

Çorlu tren kazası: Hükümet sorumluları koruyor

Çorlu’da 5 yıl önce yaşanan ve 25 kişinin hayatını kaybettiği tren kazasında aradan geçen zamanda acıları ve adalet arayışlarının bitmediğini belirten kazada oğlunu kaybeden Hüseyin Şahin, ‘Hükümet tarafından bunlar kollanıyor’ diyerek süren dava için dayanışma çağrısında bulundu

Edirne’nin Uzunköprü ilçesinden İstanbul Halkalı’ya gitmek için hareket eden tren ve 8 Temmuz 2018 tarihinde Tekirdağ’ın Çorlu ilçesi Sarılar Mahallesi yakınlarında raydan çıkarak devrilen trende 7’si çocuk 25 kişi hayatını kaybetti, 328 kişi ise yaralandı. Aradan geçen 5 yılda ne ailelerin acıları dindi ne adalet yerini buldu.

Tek tutuklu da tahliye edildi

Kaza sonrası, yaşanan ihmallerden sorumlu tutulan TCDD 1’inci Bölge Müdürlüğü’ndeki 9 kişi hakkında “taksirle birden fazla kişinin ölümüne ve yaralanmasına neden olmak” ve “bilinçli taksirle birden fazla kişinin ölümüne ve yaralanmasına neden olmak” suçlamalarıyla dava açıldı. Dosyanın tek tutuklu sanığı olan TCDD 1. Bölge Demiryolu Eski Bakım Müdürü Mümin Karasu, geçtiğimiz yılın Kasım ayında, avukatının yaptığı itiraz üzerine tahliye edildi.

Kazadan ne ambulansın ne devletin haberi vardı

Tren kazasında 18 yaşındaki oğlu Serhat Şahin’i kaybeden baba Hüseyin Şahin, acılarının hala taze olduğunu belirtti. Oğluyla en son trene binmeden önce telefonla konuştuğunu aktaran Şahin, “O an kızım aradı, trenden çıkmıştı. Kızım, ‘baba Serhat öldü’ dedi. Eşim de oradaydı, oğlumu bulmuş başında beklemişti. Hızlıca çıkıp gittik. Oraya giderken ambulansları arıyorduk. O zamana kadar ambulansın haberi bile olmamıştı. Kazadan ne ambulansın ne devletin haberi var. Kaza yerine geç ulaşıldı” dedi.

AFAD diye gelen bir şey bilmeyen çocuklardı

Yaralılara müdahalede yetersiz kalındığını söyleyen Şahin, “Yardım edecek ekip yoktu, makinaları yoktu, hiçbir şeyleri yoktu. Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı (AFAD), genç çocuklara AFAD elbisesi giydirip, ellerinde hiçbir cihaz olmadan olay yerine göndermişti. Benim oğlumun üstündeki demiri kesmek için 3-4 saat kesim aletini beklediler. Madem taşımacılık adı altında TCDD kurumunu özelleştirmişsiniz; buradaki önlemleri niye almıyorsunuz? Belki o zaman yaşardı oğlumuz” diye kaydetti.

Asıl sorumlu TCDD müdürleri

3 gün sonra tekrar olay yerine gittiğini kaydeden Şahin, kazanın yaşandığı alandaki altyapının tamamlanmadan hızlı tren seferlerinin yapıldığını dile getirdi. “O treni eski tren olarak gösteriyorlar mahkemede. Mahkemeye gelen sanıklar hızlı tren koyduklarını söylemiyorlar” diyen Şahin, asıl sorumluların TCDD’nin müdürleri olduğunu söyledi.

Hükümet üst düzey yetkilileri kolluyor

Aradan geçen 5 yıla rağmen adaletin sağlanmadığına dikkati çeken Şahin, “Hükümet tarafından bunlar (üst düzey yetkililer) kollanıyor. Savcılarımız gerekli üst kademelere dokunamıyor. Aynı zamanda bunlar mahkemeye gelmesi gereken kişiler. Ama bir türlü getirtemedik. Temmuz ayının 19’unda mahkememiz var. Sorumlulardan bir kişi geçen yıl 40 gün cezaevinde yattı. O da mahkemeye gelmediğinden dolayı tutuklandı. Sonra cezaevinden çıktı” dedi.

Dayanışma çağrısı

Adalet mücadelelerini sürdüreceklerini vurgulayan Şahin, “Gerekirse Ulaştırma Bakanı’nın da soruşturmadan geçip ceza alması gerekiyor. Çünkü sorumluluk hepsine aittir” dedi. Anayasa Mahkemesi’ne (AYM) bireysel başvuruda bulunduklarını ifade eden Şahin, dosyalarının halen AYM’de beklediğini söyledi. Şahin, tüm kesimlere davaya dair duyarlılık çağrısı yaparak, “Bu ülkede yarın kimin başına ne geleceği belli olmuyor. O yüzden halkımız topluca o mahkemeye gelip, bir saat bize desteğini verse çok memnun oluruz. Bu mahkeme kararlarından çok daha önemlidir” diye konuştu.

Kaynak: MA

#Çorlu #tren #kazası #Hükümet #sorumluları #koruyor