Ana Sayfa Blog Sayfa 207

MİT operasyonuyla getirilen Hablemitoğlu suikastı sanığı Bozkır firar etti

MİT operasyonu ile Ukrayna’dan Türkiye’ye getirilen ve açılan dava sırasında tahliye edilen Hablemitoğlu suikasti sanığı Eski Özel Kuvvetçi Nuri Gökhan Bozkır, Riha’da yargılandığı soğan tırları davasından hüküm giyince firar etti

Necip Hablemitoğlu suikastına ilişkin soruşturma kapsamında MİT tarafından Ukrayna’dan Türkiye’ye getirilen ve açılan dava sırasında tahliye edilen Eski Özel Kuvvetçi Nuri Gökhan Bozkır, Riha’da yargılandığı soğan tırları davasından hüküm giyince firar etti.

T24’ten Asuman Aranca’nın haberine göre; Hablemitoğlu davasına bakan Ankara 28. Ağır Ceza Mahkemesi de ayda 1 imza ve il dışına çıkmama şeklindeki adli kontrol kararını ihlal ettiği gerekçesiyle Bozkır hakkında tutuklamaya yönelik yakalama kararı çıkardı.

Hüküm giyince kaçtı

Doç. Dr. Necip Hablemitoğlu suikastına ilişkin soruşturma sürerken MİT operasyonuyla Ukrayna’dan getirilen Bozkır, 19 Mayıs tarihinde bu davanın diğer tutuklu sanıklarıyla birlikte tahliye edilmişti. Tahliye kararından bir hafta sonra Şanlıurfa 2. Ağır Ceza Mahkemesi, kamuoyunda soğan tırları davası olarak bilinen davayı karara bağlamış ve Bozkır’ı 21 yıl 9 ay hapse mahkum etmişti. Bozkır hakkında hükümle birlikte tutuklama kararı çıkmıştı. Ancak Bozkır’ın hakkındaki tutuklama kararının ardından kayıplara karıştığı ortaya çıktı.

Mahkemeden yakalama kararı

Hablemitoğlu davasında “ayda bir en yakın karakola imza vermek ve ikametinin bulunduğu ili terk etmemek” şartıyla serbest bırakılan Bozkır, adli kontrol şartını da ihlal etti. Davaya bakan Ankara 28. Ağır Ceza Mahkemesi de bugün Bozkır hakkında adli kontrol hükümlerini ihlal ettiği gerekçesiyle tutuklamaya yönelik yakalama kararı çıkardı.

HABER MERKEZİ

#MİT #operasyonuyla #getirilen #Hablemitoğlu #suikastı #sanığı #Bozkır #firar #etti

Gazeteci Bayram’ın da olduğu 15 kişi serbest bırakıldı

Aralarında Gazeteci Kadir Bayram’ın da olduğu 15 kişi, iki günlük gözaltının ardından serbest bırakıldı

Aralarında Gazeteci Kadir Bayram’ın da bulunduğu 15 kişi, emniyet ifadelerinin ardından serbest bırakıldı. 15 kişi Amed’te 4 Temmuz’da yapılan ev baskınlarında gözaltına alınmıştı.

AMED

#Gazeteci #Bayramın #olduğu #kişi #serbest #bırakıldı

Hesekê’de Lozan çalıştayı: Ulusal bir stratejiyi temel almalıyız

Hesekê’de düzenlenen Lozan Antlaşması’na ilişkin uluslararası çalıştayın ilk oturumunda konuşan KNK Eş Başkanı Zeyneb Murad, ‘Kürt halkının kurtuluşu için tüm farklılıklarımızı aşmalı ve ortak çıkarlar doğrultusunda çalışmalıyız. Ulusal bir stratejiyi temel almalıyız’ dedi

Kuzey ve Doğu Suriye’nin Hesekê kentinde Lozan konulu uluslararası bir çalıştay düzenlendi. Çalıştayın ilk günü 150’den fazla siyasetçi, akademisyen ve araştırmacının yanı sıra Kürdistan ve dünyadan çok sayıda şahsiyetin online katılımıyla gerçekleştirildi. Hesekê’de düzenlenen çalıştayda “Lozan Antlaşması’ndan önce bölgenin siyasi durumu” başlıklı ilk oturuma online katılan Dr. Mehmûd Batil, Sykes-Picot Anlaşması’nın Kürt halkı üzerindeki sonuçlarına dikkati çekti.

‘Yerel demokrasi Suriye ve Ortadoğu için çözüm olabilir’

Batil, “Sykes-Picot Anlaşması Kürdistan’ı böldü. Sykes-Picot, Birinci Dünya Savaşı’nın bir sonucudur. Kürtler bölündü ve asimilasyona tabi tutuldu. Kürt halkı soykırımla karşı karşıya kaldı. Şimdi bölge halkıyla birlikte özgürlük ve demokrasi içinde yaşamaya çalışıyor” dedi. Kürtlere ait projelerin tamamının demokratik halklar ve bölgede demokratik bir sistemin kurulması için olduğunu ifade eden Batil, bu projelerin demokrasiye, demokratik barışa, eşitliğe göre, Lozan ve Sykes-Picot hükümleri yok sayılarak hayata geçirildiğine vurgu yaptı.
Batil, demokratik projenin hayata geçirilmesine örnek olarak Kuzey ve Doğu Suriye’yi işaret etti. Batil, “Bu nedenle

Kuzey ve Doğu Suriye Özerk Yönetimi tanınmalıdır. Bu yerel demokrasi (Otonom Yönetim) Suriye ve Ortadoğu için çözüm olabilir” diye kaydetti.

‘Türkiye ulus devleti şovenizm ve milliyetçilik temelinde kuruldu’

Oturum ikinci başlığında konuşan ve online katılan KNK Eş Başkanı Zeyneb Murad, ulus devletin kurulmasıyla birlikte Kürtleri’ne durumuna dikkat çekerek, “Lozan Antlaşması, diğer halklara göre en fazla Kürtleri etkiledi. Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra dünya sistemi İngiltere’nin ve bölgenin büyük güçlerinin elindeydi. O dönemde Doğu ve Batı Asya politikaları belirlenmiş ve yeni devletler kurulmuştur. Türkiye ulus devleti şovenizm ve başkasını kabul etmeyen milliyetçilik temelinde kuruldu” diye belirtti.

‘Kurdistan’ı bölen anlaşma’

Lozan Antlaşması’nın Kürdistan’ı ikiye bölen ve sömürge haline getiren Kasrı Şirin Antlaşması’nın devamı niteliğinde olduğunu söyleyen Murad, “Lozan Antlaşması’nın Kürdistan’ı bölen Tatlı Saray Antlaşması’nın devamı niteliğinde olduğunu anlatan Murad, şöyle devam etti: “Lozan Antlaşması sadece Kürt halkını değil, diğer bölge halklarını da etkiledi ve Osmanlı İmparatorluğu’nun kalıntıları üzerine yeni devletler kuruldu” dedi.

Kürtler arası birliğin önemi

Kürtler arası birliğin önemini de vurgulayan Murad, “Ulusal bir güç olsunlar ve sürecin sorumluluğunu omuzlarına alsınlar. Kürt halkının kurtuluşu için tüm farklılıklarımızı aşmalı ve ortak çıkarlar doğrultusunda çalışmalıyız. Ulusal bir stratejiyi temel almalıyız. Tarihimizin kaderini değiştirmek istiyorsak yeni bir Lozan’ı, yeni bir parçalanmayı kabul etmemeliyiz. Kürtler yüz yıl önceki gibi değil, artık demokratik bir şemsiyeye sahipler” diye konuştu.

Lozan Antlaşması’na ilişkin uluslararası çalıştayın Hazırlık Komitesi üyesi Hecar Şekir, KDP ve Şam hükümetinden kaynaklı çalıştayın önünde birçok engel çıktığını belirtti.

Çalıştay yarın ikinci oturumuyla devam edecek.

HABER MERKEZİ

#Hesekêde #Lozan #çalıştayı #Ulusal #bir #stratejiyi #temel #almalıyız

‘Benlik’i yok etme biçimi olarak ‘tecrit’

Dolayısıyla yıllarca başta Sayın Abdullah Öcalan’a ve zindanlarda uygulanan tecridin konusu bir ‘suçlu’ya dönük uygulama değildir. Toplumun ve bireyin benliğini yok etme uygulamasıdır. Sadece kabul edilebilir seviyede tutma da değil, tamamen ortadan kaldırmaya, benliği imha etmeye dönük bir uygulamadır

Herdem Fırat

Tahakküm kurmak isteyen her oluşumun öncelikli istemi kendi varlığına tehdit olarak gördüğü oluşumları ya asimile ederek varlığının bir parçası haline getirmek ya da ‘tehdidi tümden yok etmektir. Tahakkümcü iktidar için zihni yok etme, fiziki yok etmeye oranla daha zahmetli ve uzun süreye yayılan bir politika olmakla birlikte, zihni yoketmenin meşruiyetini oluşturmada avantaj sunmanın yanında daha da güçlenme sonucunu doğurur. Zihni olarak yok etme (asimile) başarıldığında tahakkümcü oluşum için ek bir kaynak meydana gelir. Asimile olan varlık, hakikat olarak tahakkümcü oluşumu kabul ettiği için artık kendisi için ‘varlık’ kaygısı yaşamaz. Aynı zamanda tahakkümcü oluşuma yöneltilecek bir suçlama konusu da kalmaz. Çünkü tahakküm kuran zihniyetle artık özdeşleşmiştir. Ortada iki farklı oluşum yoktur. Tek oluşum vardır. Asimile olan varlık ‘yok’ olmuştur. Dolayıyla tahakkümcü oluşum daha da genişleyip büyür.

İki oluşum arasındaki bu ilişki biçimi tarihin en kanlı ve zalimane olaylarına da sahne olmuştur. Tahakküm fikrinin olduğu yerde ‘yok etme’ vardır. Fiziki teslim alma ya da değiştirip-dönüştürme yoktur. Çünkü her ikisinde de varlığın özü aynen kalır. Sadece zaman ve mekansal bir farklılıktır söz konusu olan. Oysa tahakküm asla kendi dışında bir öz kabul etmez. Bunun için kendisininki dışında aynı mekan-zamanı paylaşan özlerin yok edilmesi gerekir.

Zihni yok etme yöntemi olarak tecrit devletli-iktidarcı yapılarca sık sık başvurulan bir olgu olmuştur. Tecrit, toplumsal olduğu kadar bireysel olarak da tahakkümcü oluşumların sık sık başvurduğu bir yöntemdir. Tecrit, özü gereği yalnızlaştırmaktır. Çevresinden koparmaktır. Ama sadece fiziki olarak değil, toplumun ve bireyin yalnız olduğuna onu ikna etmektir. Kendi kendisinin artık yalnız olduğunu kabul etmektir. Varlığının kendi dışında bir anlamı olmadığını, sahip olduğu beden ve düşüncenin artık ‘varolmasına’ gerek duyulmadığını kabul ettirmektir amaçlanan. Fiziki olarak varlığı yok etmeden, benlik’i yok etmektir. Yani arkadasında eski varlığa ilişkin bir kanıt bırakmamaktır. Tamamen tecrit olan birey-toplum artık tahakkümcü iktidarın bir parçasıdır. Benliği yok edildiği için tek başına-varlık değil, bütünün bir parçası olarak varlıktır. Dolayısıyla herhangi bir olguda tecridin devam ediyor oluşu aslında tahakkümün tamamen gerçekleşmediğinin göstergesidir, hala birey-toplumun direnişinin devam etiğinin kanıtıdır.

Hannah Arendt Nazi ve Sovyetler dönemindeki toplama kamplarından söz ederken amaçlananın tecrit etme olduğunu belirtiyor: “Ancak birbirlerinden tecrit edilmiş insanlar üzerinde terörün mutlak olarak hüküm sürdüğü ve bu yüzden tüm gaddar yönetimlerin temel uğraşlarından bir tanesinin bu tecridi meydana getirmek olduğu sıklıkla gözlemlenmiştir. Tecrit [isolation], terörün başlangıcı olabilir; kesinlikle onun en verimli toprağıdır ve her zaman onun sonucudur. Bir bakıma bu tecrit totaliter öncesidir; kudret, müşterek biçimde eyleyen, “uyum içinde hareket eden” (Burke) insanlardan geldiği sürece, tecridin ayırt edici özelliği iktidarsızlığıdır; tecrit edilmiş insanlar doğaları gereği kudretsizdirler.” ‘Uyum içinde hareket etme’ doğanın işleyişinin bir özelliği olsa da iktidarlar açısından söz konusu olduğunda ‘irade’den yoksun olmayı ifade eder. İradenin üzerinde hareket ettiği toplumsal ve bireysel ‘benlik’in yok olduğu anlamını taşır. Bunun tamamen gerçekleşmesi için Arendt tecridin uygulanmasını bir ön aşama olarak görür. Yani tecrit, terör ve tahakkümün nihayete ulaşmada ön aşamadır.

Bugün Türkiye’de çok yoğun bir tecrit uygulaması var. Yaşamın hemen her alanında tecrit uygulanıyor. Tecridin en çok hissedildiği alanların başında da zindanlar geliyor. Onbinlerce insanın hapsedildiği devasa cezaevi yerleşkeleri yapıldı son on yılda. (Naziler de toplama kamplarında başta adli suçları toplarken sonradan siyasileri ve Yahudileri de nakletmeye başladılar.) Mahpusların kategorilerine göre ayrı ayrı tarifeler uygulanıyor. Kimilerini üretim süreçlerinde kullanıyor, kimilerini rehabilite etmek için özel programlar uygulanıyor, en azılı olarak gördüklerine (siyasi tutsaklar) ise inanılmaz bir tecrit programı uygulanıyor. Zaten tecrit uygulamasının asıl amacını da bu farklı tarifeler ele veriyor. Eğer mesele tüm suçlara dönük aynı uygulama durumu olsaydı o zaman iktidarın tamamen ‘adli suç’ odaklı bir program uyguladığı belirtilebilirdi. Ancak en ağır tarifeyi siyasi ‘suçlular’a dönük yapması mevcut iktidarın tahakkümcü, totaliter karakterini dışa vuruyor. Siyasiler içinde bile öncelik sıralaması var. Mesele iktidar için DAİŞ militanlarını tecrit etme gibi bir sorunu yoktur. En çok tecride uğrayanların başında özgürlük mücadelesi veren Kürtler geliyor. (Kürtlerin de sol-sosyalist düşüncede olanları öncelikli konumda) Onların da en tepesinde PKK Lideri sayın Abdullah Öcalan geliyor. İmralı adasında özel politikalarla yönetilen bir cezaevinde tutulan sayın Abdullah Öcalan’a uygulanan tecrit programı adım adım önce diğer cezaevlerine ve sonrasında tutsakların ailelerine ve ordan toplumun geneline yayılıyor.

Kürt özgürlük hareketi ile yan yana duran kesimler de Kürtlerle benzer tecrit politikalarına maruz kalıyor. Bu sıralama böylece uzayıp gider. Belki de ayrı bir çalışma olarak iktidarın öncelik listesi daha ayrıntılı yapılabilir.

İlginç bir durum daha var. Türkiye’de Ermeniler nefret objesi olarak başı çekiyor. Sonrasında diğer gayrimüslim-azınlıklar geliyor. Ancak sisteme entegre olmaları oranında tecrit olgusundan söz edilmediğini görüyoruz. Sorunları çözüldüğünden değil, iktidarın onları şimdilik bir tehdit olarak görmediğindendir. Muhtemelen onlar da kendilerini mevcut iktidar için bir ‘tehdit’ kaynağı olarak görmüyor. Bu da demek oluyor ki iktidar tahakküm kurmanın önünde engel olarak gördüklerini öncelikli sıraya koyuyor.

Aslında mesele sadece Kürt Özgürlük Hareketi ve diğer sol-sosyalist hareketlerin mücadele ve istemleri değildir. İktidar diğerlerini de kabul etmiyor. Mesele sadece öncelik meselesidir. Çoğu kesim Hitler’in sorunun sadece Yahudilerle olduğunu düşünüyor olabilir, ancak Hitlerin listesinde Polonyalılar ve Ukraynalılar sonraki adımı oluşturuyordu. “Savaşı kazandığımız anda o zaman tüm kafama takılan Polonyalıların, Ukraynalıların ve buralarda çalışan tüm ötekilerin paramparça edilebileceğidir…” (Nazi Günlükleri, sayfa 902) Dolayısıyla yıllarca başta Sayın Abdullah Öcalan’a ve zindanlarda uygulanan tecridin konusu bir ‘suçlu’ya dönük uygulama değildir. Toplumun ve bireyin benliğini yok etme uygulamasıdır. Sadece kabul edilebilir seviyede tutma da değil, tamamen ortadan kaldırmaya, benliği imha etmeye dönük bir uygulamadır.

İktidar uygulanan tecridi istediği kadar hukuk ve yasalarla izah etmeye çalışsın. Bunun hukuk meselesi de olmadığı gayet açıktır. Hukuk ve yasaların iktidarın elinden çıkma ‘yargılar’ olduğu göz önüne alındığında hukukun ve yasaların da tecridi meşrulaştırma araçlarından başka bir şey olmadığı görülecektir. Yasa ve hukuk, gayri insani olan bir durumu ‘insani’ kılma araçları olarak kullanılıyor. Dolayısıyla varolan tecridi hukuk çerçevesi içinde değerlendirmek aslında tecridi meşru kılmaktır. Nedeni ne olursa olsun, yasalar ve hukuk ne diyorsa desin bunlara takılmadan tecridin kendisinin ‘suç’ olduğunu vurgulamak ve karşı çıkmak gerekir. Yasalara ve hukuka göre değil, ahlaka ve adalete göre. Yoksa tahakkümcü iktidar istediği anda ‘hukuksuzluk’u hukuki hale getirebilir.
“Suç işlemeye kararlı insanlar, bu suçlarını en geniş ve en umulmadık ölçekte ör¬gütlemenin bir çaresini bulacaklardır. Yalnızca hukuk siste¬minin sağladığı tüm cezaların yetersiz ve anlamsız kalması-nı sağladığı için değil, ayrıca tam da suçların sınırsızlığı, ger¬çeği söyleyen kurbanlardan daha kolay bir biçimde, her tür yalanla dolanla kendi masumiyetlerini beyan eden katille¬re inanılmasını garantiler.” (H. Arendt, Totalitarizmin Kökenleri)

İktidar hukuk alanı içinde kendini haklı gösterecek her türlü yol ve yöntemi bulabilir. İktidarın tecrit uygulaması hukuki olarak tartışma konusu olduğunda, iktidarın hukuku da tanınmış olur.
Hitler üzerine söylenen bir hikaye var. Biri İngiliz, biri Fransız, biri de Yahudi olan üç tutsağı Hitler’in yanına getiriyorlar. Hitler bunları bir şartla affedeceğini söylüyor. Her birisine soru soracağını ve kim doğru cevap verirse onu serbest bırakacağını söylüyor. İlkin İngilizi getiriyorlar. Hitler soruyor. ‘Titanik ne zaman battı?’ İngiliz hemen cevap veriyor ve serbest kalıyor. Fransız geliyor. ‘Titanik’te kaç kişi öldü?’ Fransız cevap veriyor ve serbest bırakılıyor. Yahudi geliyor. Hitler sorusunu sormadan önce sırıtıyor ve ellerini ovuşturuyor. ‘Titanik’te ölenlerin isimlerini say bakalım.’ Yahudi ne bilsin isimlerini. Cevabı bilmediği için ölüme gönderiliyor.

Sorulan soruya doğru cevap verme, serbest bırakmanın koşulu olarak kabul edildiğinde aslında ölüme göndermenin de meşruluğu oluşmuştur. İşte tecridin de hukukiliği tartışıldığında aslında meşruluk alanı oluşmuş demektir. Tecride, toplumsal ve bireysel benlik’i yoketmenin aracı olarak karşı çıkmak gerek. Tecride, tahakkümün tamamlanmasına giden yolda bir önceki adım olduğu için karşı çıkmak gerek.

#Benliki #yok #etme #biçimi #olarak #tecrit

Ormanlara girişler yasaklandı

İçişleri Bakanlığı, orman yangınlarına karşı risk taşıyan bölgelerde, 31 Ekim’e kadar ormanlık alanlara girişler yasakladı

İçişleri Bakanlığı, orman yangınlarına karşı tedbir alınması için genelge yayımladı. Genelge ile orman yangını için risk taşıyan bölgelerde, 31 Ekim’e kadar ormanlık alanlara girişler yasaklandı.

İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya, sanal medya hesabından yaptığı açıklamada, “Orman yangınlarıyla mücadele etmek için… Orman yangınlarının içimizi yakmaması için… Orman yangını riski taşıyan bölgelerde 31 Ekim 2023 tarihine kadar alınan tedbirleri içeren İçişleri Bakanlığı Genelgemizi yayınladık. Yarınlarımıza miras olarak bırakacağımız yeşil vatanımızı, ormanlarımızı korumak için lütfen kurallara uyalım. Bir kıvılcım yüreklerimizi dağlamasın” dedi.

Kamp ve cadır kurmak yasak

Konuyla ilgili bakanlıktan yapılan yazılı açıklamada “Orman yangını için risk taşıyan bölgelerde, ormanların çevresinde ve içinde 31 Ekim 2023 tarihine kadar ateş yakılmasının ve hava hallerinin orman yangınları açısından kritik olduğu dönemlerle sınırlı olmak üzere yangının büyüme riski olabileceği orman alanlarına girişlerin yasaklanması, kamping işletmeleri haricinde ormanlık alanlarda kamp yapılmasına ve çadır kurulmasına izin verilmemesi, ormanlık alanlara yakın olan yerlerde düğün ve benzeri organizasyonlarda orman yangınına neden olabilecek havai fişek, dilek balonu gibi yanıcı madde kullanımına izin verilmemesi, orman görevlileri ile birlikte jandarma ve polis devriyelerinin sürekli hale getirilmesi, devriye zamanlarının sıklaştırılması, orman alanlarında drone, KGYS vb. vasıtalarla yapılan izleme ve gözlem faaliyetlerinin arttırılması, büyüme eğiliminde olan ve insanların can güvenliğini tehdit eden orman yangınlarının olduğu yangın mahalline, görevliler ve eğitimli gönüllüler dışında sivil vatandaşların sokulmaması için kolluk kuvvetlerince gerekli tedbirlerin alınması sağlanacaktır” denildi.

HABER MERKEZİ

#Ormanlara #girişler #yasaklandı

Hataylılardan tutuklu vekil Can Atalay için 16 mahallede eylem

Hataylılar, kentin farklı mahallelerinde düzenledikleri eylemlerle TİP’ten Hatay Milletvekili seçilen Gezi tutuklusu Can Atalay’ın halen tutuklu olmasını protesto etti

Hataylılar, Türkiye İşçi Partisi’nden (TİP) 28. Dönem Hatay Milletvekili seçilen ancak tahliye edilmediği için görevine başlayamayan Can Atalay için kentin Defne, Antakya, Samandağ ve İskenderun ilçelerine bağlı 16 mahallesinde oturma eylemi düzenledi.

Eylemlerde yapılan açıklamalarda, “Halkın ve Meclis’in iradesi gasp ediliyor, milletvekilimiz Can Atalay hala Silivri’de esir tutuluyor. Kararlılıkla ifade ediyoruz ki, Hatay halkı olarak Can Atalay’ın serbest bırakılması için mücadelemizi sürdüreceğiz. Kentimizin yeniden inşası ve halkımızın haklarının korunması için Milletvekili Can Atalay’ın özgürlüğüne kavuşuncaya kadar mücadelemizi büyüterek devam ettireceğiz. Hatay halkının iradesinin gasp edilmesine asla izin vermeyeceğimizi tüm ilgililerin bilmesini istiyoruz” denildi.

‘Atalay’ın serbest kalması umut olacak’

Depremin üstünden 150 gün geçmesine rağmen hala zorluklarla mücadele edildiği ifade edilen açıklamalarda, “Milletvekili Can Atalay’ın serbest bırakılması, halkımızın umut ve dayanışma kaynağı olacaktır. Hatay halkının iradesi, demokratik süreçte hak ettiği değeri görmelidir. Bizler, Hatay halkı olarak, bu talebi dile getirmek ve kamuoyunun dikkatini çekmek için her geçen gün sesimizi daha da yükselteceğiz. Tekrar ediyoruz, depremin üstünden tam 150 gün geçti. Hatay halkı olarak hala çadırlarda veya konteynerlerde yaşamaya çalışıyoruz. En temel sağlık hizmetlerinden yararlanabilmek olanaksız hale gelmiş durumda. Yaşadığımız alanlarda haşerelerden, yılanlardan, akreplerden, sineklerden korunmaya çalışıyoruz. Temiz suya erişim hala çok zor. Ve daha insanca yaşamdan uzak yaşam koşullarının dayatıldığı birçok mesele var. Hatay halkı olarak bizler yaşamaya çalışırken; seçilmiş milletvekilimiz Can Atalay bizlerin mecliste sesi olacak, hukuki süreçlerde savunucumuz olacak, şehrimizi beraber inşa edeceğiz. Bizlerin haklarının artık gasp edilmesini istemiyoruz, sözümüze ve sorunlarımıza kulak tıkanmasını istemiyoruz” diye belirtildi.

‘Milletvekilimizi istiyoruz’

Can Atalay’ın bir dakika dahi cezaevinde tutulmaması gerektiği vurgulanan açıklamalarda, “Bizler yıkılan evlerimize, hayatlarımıza rağmen bugün çadırlarımızdan çıkıp sesimizi herkese duyurmaya geldik. Bütün bu çileleri çekmemize neden olan ise Anayasa Yüksek Mahkemesi’ni tanımadığını söyleyen tek adam rejimidir. Sonuç olarak, taleplerimiz yerine getirilene ve halkımızın iradesinin gaspına son verilip Milletvekili Can Atalay serbest bırakılana kadar depremle yıkılan kentimizi yeniden inşa etmek, yaralarımızı sarabilmek, haklarımızın korunması ve adaletin sağlanması için mücadeleye devam edeceğiz. Şehrimizi terk etmiyoruz, hayatlarımızdan vazgeçmiyoruz, milletvekilimizi istiyoruz” ifadeleri yer aldı.

Atalay’dan mektup

Atalay ise tutulduğu Silivri Cezaevi’nden Hataylılara yolladığı mesajda ¨Her yerde ama Hatay’da mutlaka yurttaşın hakkını tanıyan kentin tarihine, kültürüne, çoğulculuğuna yaraşır, halkın katılımı ve denetimiyle bir yeniden inşanın yorulmayan takipçileri olacağız¨ ifadelerini kullandı.

HABER MERKEZİ

#Hataylılardan #tutuklu #vekil #Atalay #için #mahallede #eylem

Tutuklu Erbaş annesinin cenazesine gönderilmedi

Tutuklu HDP PM üyesi Doğan Erbaş, yaşamını yitiren annesi Hanım Erbaş’ın cenazesine gönderilmedi

İstanbul 14’üncü Ağır Ceza Mahkemesi tarafından Aralık 2022’de “örgüt üyeliği” iddiasıyla hapis cezası verilen Halkların Demokratik Partisi (HDP) Parti Meclisi (PM) Üyesi Doğan Erbaş’ın annesi Hanım Erbaş, dün akşam saatlerinde yaşamını yitirdi. Hanım Erbaş, Meletî’nin Wêranşar (Doğanşehir) ilçesine bağlı Çığlık Mahalle mezarlığında defnedildi.

Cenazeye Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi (Yeşil Sol Parti) Sêrt Milletvekili Tuncer Bakırhan ve Amed Milletvekili Ceylan Akça’nın yanı sıra çok sayıda yurttaş katıldı. Doğan Erbaş, annesinin cenazesine cezaevi savcılığının henüz karar vermemesi gerekçesiyle katılamadı.

HABER MERKEZİ

#Tutuklu #Erbaş #annesinin #cenazesine #gönderilmedi

Zarok Ma 2’nci yılını kutladı

Zarok Ma’nın 2’nci yıldönümü dolayısıyla gerçekleştirilen etkinlikte çocukların sergilediği performans beğeni topladı

Zarok Ma 2’nci yılını kutladı. Yıl boyunca eğitim gören çocuklar Zarok Ma yıldönümüne yöresel kıyafetlerle katıldı. Eğitimini bitiren çocuklara diploma ve sertifika verildi. Ardından çocuklar yaş grubuna göre Zarok Ma Sahnesi’ne davet edildi. Ritim tutan çocuklar, darbukaları eşliğinde stranlar seslendirdi. Etkinliğe katılan çocukların aileleri de stranlarda çocuklara eşlik etti.

‘Çocukları Kürtçe müziksiz bırakmayacağız’

Kapanış konuşmasını yapan MA Music Koordinatörü Şêrko Kânîwar, Zarok Ma’nın 2 yaşında olduğunu, 200 yaşını da görmesini diledi. Kânîwar, “Bu ülkenin çocuklarını Kürtçe müziksiz bırakmayacağız” diyerek, konuşmasını sonlandırdı.

Birbirinden güzel stranların söylendiği etkinlik çekilen halaylar ile son buldu.

HABER MERKEZİ

#Zarok #2nci #yılını #kutladı

Meclis’e 6’ncı grup geliyor

Seçimlere CHP listelerinden giren Saadet Partisi ve Gelecek Partisi, ortak grup kurmak için Meclis Genel Sekreterliği’ne başvuru yaptı

Saadet Partisi ve Gelecek Partisi, Meclis’te ortak grup kurmak için Meclis Genel Sekreterliği’ne başvuru yaptı. Seçime Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) listelerinden giren partiler Saadet Partisi çatısı altında birleşme kararı aldı. İki parti Meclis çalışmalarının yanı sıra yerel seçimlerde de iş birliği içinde olma kararı aldı.

Saadet Partisi Grup Başkanı Selçuk Özdağ oldu. Gelecek Partisi’nin 10 milletvekilinin Saadet Partisi’ne geçtiğini belirten Özdağ, Saadet Partisi adıyla grup kurduklarını, iki partinin de tüzel kişiliklerinin devam ettiğini açıkladı.

Böylece Meclis’te 6’ncı grup kuruldu. Saadet Partisi grubu, ilk toplantısını önümüzdeki hafta yapacak.

Genel başkanlardan açıklama

Konuyla ilgili açıklama yapan Gelecek Partisi Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu, “Bu adımı atmayı Türkiye’de özellikle de önümüzdeki yerel seçimler de dahil olmak üzere geleceğimizi şekillendirecek önemli bir görev olduğu kanaatiyle attık” dedi. Saadet Partisi Genel Başkanı Temel Karamollaoğlu ise “Seçimler yapıldı, her şeye rağmen de önemli bir yol kat ettik düşüncesindeyim. Meclis’te bir araya geldiğimiz zaman bunu oluşturacak kadar vekilimiz var. Grup olmadan yapılacak çalışmalar da çok zayıf kalıyor” diye konuştu.

AHABER MERKEZİ

#Meclise #6ncı #grup #geliyor

Erdoğan’dan emekli maaş zammı açıklaması

Erdoğan, emekli maaşı zammı için ‘Yapılabilecek iyileştirmeler hususunda bakanlarımıza gerekli talimatı verdim. Önümüzdeki haftalarda gerekli açıklamayı yapacağız’ dedi

Memur ve işçi emeklilerinin maaş zammı, AKP’li Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın bugünkü açıklamasıyla netliğe kavuştu. Buna göre, işçi emeklisi maaşına dün açıklanan yüzde 19,77, memur emeklisine ise yüzde 17,55 oranında zam yapılacak. Erdoğan, seçim öncesi sözünü verdiği ‘refah payı’ artışı içinse net bir tarih telaffuz etmeyip “Yapılabilecek iyileştirmeler hususunda bakanlarımıza gerekli talimatı verdim. Önümüzdeki haftalarda gerekli açıklamayı yapacağız” dedi.

Erdoğan’nın ilgili açıklaması şöyle:

“Meydanlarda söz verdiğimiz üzere en düşük memur maaşını 22 bin 17 liraya yükseltiyoruz. Enflasyon farkı dahil seyyanen net 8 bin 77 liralık artış yapıyoruz. Ortalama memur maaşını 25 bin 15 liraya çıkarıyoruz. Bu düzenlemenin tüm memurlarımıza hayırlı olmasını diliyorum. Emeklilerimizin beklentilerini de göz ardı etmiyoruz. Ne söz vermişsek hepsini tek tek yerine getirdik, getiriyoruz. EYT meselesini çözüme kavuşturduk. 2 milyon 250 bin vatandaşımızın taleplerini karşılamış olduk. En düşük emekli maaşını 7 bin 500 liraya yükselttik. Yapılabilecek iyileştirmeler hususunda bakanlarımıza gerekli talimatı verdim. Çalışmalarına başladılar. İnşallah önümüzdeki haftalarda gerekli açıklamayı yapacağız.”

HABER MERKEZİ

#Erdoğandan #emekli #maaş #zammı #açıklaması