Ana Sayfa Blog Sayfa 222

Kürt aktivist Halide Dündar yaşamını yitirdi

Devrimci Demokratik Kadınlar Derneği yöneticisi Halide Dündar, kalp yetmezliği nedeniyle tedavi edildiği hastanede yaşamını yitirdi

Devrimci Demokratik Kadınlar Derneği’nin (DDKAD) yöneticisi Halide Dündar 61 yaşında vefat etti. Dündar, kalp yetmezliği nedeniyle İstanbul’da bir hastanede yaklaşık bir aydır entübe ediliyordu. Dündar’ın cenazesi yarın Amed’in Licê (Lice) ilçesinde toprağa verilecek.

Dündar’ın yaşamını yitiren Eğitim Sen İstanbul 1 Nolu şube Kadın Meclisi de sanal medya hesabından “Bir Kürt kadını olarak yıllardır feminist, devrimci mücadelede yer alan, yaşama sevinciyle aramızda görmeye alışık olduğumuz dostumuz, yoldaşımız eğitim emekçisi Halide Dündar’ı kaybettik. Devri daim olsun” ifadelerine yer verdi.

Eğitim Sen İstanbul 1 Nolu Şube’den yapılan açıklamada ise “Çok değerli mücadele arkadaşımız Halide Dündar’ı maalesef dün gece kaybettik. Üzüntümüz, acımız büyük. Mücadelesi ve hatırası daima bizimle olacak. Ailesine, yakınlarına ve tüm dostlarına baş sağlığı diliyoruz. Cenazesi yarın Diyarbakır’da toprağa verilecektir” denildi.

HABER MERKEZİ

#Kürt #aktivist #Halide #Dündar #yaşamını #yitirdi

Burası Fransa: Nanter’de bir polis bir çocuğu öldürdü

Duyduğuma göre, katil polis memuru meşru müdafaadan söz ediyormuş. Hangi meşru müdafaa? Elinde en belalı silahlardan biriyle biz üç çocuğu, önce beni, tehdit eden polisi biz nasıl öldürebilir mişiz?

Nahel 17 yaşındaydı

  1. Şehmus Güzel

Cuma, 30 Haziran 2023. Dokuz otuza doğru evden çıktım. Belediye önündeki otobüs durağına ulaştığımda, her günkü gibi, dedelerden, ninelerden, yoksul ana-babalardan, genç çocuklardan oluşan alışılmış kalabalığı gördüm. Kalabalık ama o kadar da değil. Belediye otobüsünü beklerken durağın hemen arkasındaki küçük meydanın beş veya altı metre çaplı ve etrafı demir parmaklıklarla çember biçiminde çevrili çiçekliğin çevresinde ve gölgede kalmaya çalışarak turluyorum. Dikilmekten iyidir. Nereden çıktığını ilk başta hemen anlayamadığım afacan, sevimli, güleç ve cesur bir bebenin de beni taklit ettiğini görüyorum ve tebessümüne tebessümle yanıt veriyorum. Tebessümümden belki cesaret alıp tam karşıma gelince, “Sen bu yana ben bu yana koşalım” diyor.

O soldan sağa giderken bana sağdan sola doğru gitmemi öneriyor. O koşuyor ve bana “Koş Papi (dede) koş” diyor. Hatırı kalmasın diye koşar gibi yapıyorum. Hatta tırısta koşuyorum da. Bebe seviniyor, keyiften çığlıklar atıyor. Birkaç otobüs bekleyici bu neşenin kaynağını arıyor. Anası olduğunu sandığım orta yaşlı bir kadın da. Ananın karnı burnunda. Bir, iki, üç, beş tur diyoruz. Otobüs henüz kendini göstermediği için koşu dostuma “Ya habibi bir ara verelim” diyorum, öneriyorum. O bir kahkaha daha atıyor, iki tur daha dönüyor. Sonra anasına doğru koşuyor. Anası sarışın, iri yarı, heybetli, düzenli saçları taralı arkaya doğru, tebessüm edince ak dişleri ışıl ışıl parlıyor. Sonra bana doğru geliyor. Sağ elleremizle tokalaşıp birbirimizi kutluyoruz. Sanki maçı kazanmışız gibi. Oysa maç çok önceden başlamış olsa da rakip kendini göstermiyor, ele vermiyor bile.

-Adın ne? Diyorum.

-Trois ans diyor. Üç yıl. Sorumu anlamadı diyerek sorumu başka bir formülle yineliyorum, o yine;

-Trois ans diyor. Bunun üzerine anası müdahele ediyor

-Nahel diyor, Nahel M.

-Bravo, kutlarım. Oğlunuz gerçek bir şampiyon.

Nahel mutlu, yine havalara uçuyor. Tutmasak Belediye Binası çatısına fırlayacak.

Derken otobüs geliyor. Biniyoruz, şoföre bakıyorum. Gözleri kapandı kapanacak.

-Uyuma yoldaş diyorum. Gözlerini birazcık açıyor. Emekli bir profesörün emekçi bir gence yoldaş demesine kimse şaşırmıyor.

Otobüs hareket ediyor. Quartier Latin’e varınca iniyorum. Nahel ve annesi Porte d’Orleans’a doğru yollarına devam ediyorlar. İkisine de sol elimle selam veriyorum, el sallıyorum.

***

Öğrenci Mahallesi’nde, Sorbonne’un hemen yan tarafındaki daracık Sorbonne Sokağı’nda, kadim dost Mehmet Ağlayançerit’in fotokopici dükkanına giriyorum. Basılması söz konusu bir kitabımın pdf’den doc’a çevirilmesi işini konuşuyoruz. Sonra anılarımıza dalıyoruz, çıkıyoruz. Mayıs 1968’de “Kızıl Dany” ve “takımı”, 1970’lerin başındaki gösteriler, hele 1972’de Komün’ün 100. yıldönümü vesilesiyle düzenlenen dev gösteriye Tours kentinden gelip katılmamız, birkaç dostumuzu ziyaret ve 1960’lara dönüş: “Sarhoş” Macit, “Eşşek Atilla”, “Adanalı Cezmi”, “Hilarlı Zülo”, “Sarı Cemil”, Paris’e yolumuz düştüğünde, sahaya ve seyirciye alışmamızdan hemen sonra evini bize bırakıp kaybolan “Büyükelçi Salim”, “Güzel” Osman, “Beton” Filiz, “Kiremitçi” Filiz, “Sinemacı” Nora, “Civciv” Ayşenur ve diğerlerini anıyoruz.

Öğlen yemeği niyetine peynir ekmek yiyoruz. İşim bitince çıkıyorum. Minicik Sorbonne Meydanı’ndan geçerken, Auguste Comte bana bir göz atıyor, dile geliyor:

-Bugünlerde uyanık ol, diyor, ayaklanmanın nereye gideceği, ihtilalin ne zaman geleceği belli olmaz. Gözünü dört aç!

Heykeldir diyorum. Yalan söyleyecek hali yok ya.

***

Üç dört adım daha atıp Saint-Michel Bulvarı’ndaki otobüs durağına varıyorum, hiç beklemiyorum. İlk gelen otobüs bizimki. Atlıyorum. Olacak şey değil. Veya yüz yirmi milyonda bir olacak bir şey: Şoför biraz önceki şoför. Elli yıldır bu ülkede yaşıyorum ilk kez böyle bir olayla karşılaşıyoum. Sosyolojik ve/veya siyasi bir açıklaması olmalı mutlaka. İlk fırsatta Emile Durkheim’a ve Karl Marks’a sormalı. Şoför;

-Birbirine yakın fikirliler birbirini terketmez, diyor. Ceket yakasını ters çeviriyor, Fransız Komünist Partisi ve CGT (Genel İş Konfederasyonu) rozetlerini gösteriyor. Tamam anlaşıldı. Konuşmayı sürdürüyor:

-Garges-Les-Gonesse’de oturuyorum doğdum doğalı. Dün gece hiç uyuyamadım. Aklım bir yandan benden küçük iki erkek kardeşimde. Öte yandan olup-bitenlerde. Gençlerle “güvenlik” güçleri arasındaki çatışma sabah altıya yediye kadar sürdü. Gözümü kapayamadım. Balkona bile çıkamıyorduk. Gençler uzun menzilli silah bile kullanıyor. Silahlarıyla güvenlik kameralarını vurmaya çalıştılar. Başaramayınca çelik kesiçi aletlerle işe giriştiler ve metrelerce yükseklikteki kameraları yere indirip parçaladılar.

Yaklaşan 14 Temmuz için her zamanki gibi çok önceden alınmış ve depo edilmiş havai fişekler, bilhassa “les mortiers d’artifice”, motolof kokteyler zulalarından çıkarıldılar ve cömertçe kullanıldılar. Güvenlik güçlerine karşı ve yangın çıkarıcı silah olarak. Hiç bu kadar polis karakolu, belediye binası, bu kadar eczane, bu kadar kütüphane, bu kadar süpermarket, bu kadar belediye otobüsü, bu kadar okul, otomobil, tramvay yakılmamıştı. Bu kez binlercesi yakıldı… Yağma edildi. Aralarında silah satıcı bir mağaza bile var.

“Şoförle konuşmak yasaktır” emrine uymayan şoförü sessizce dinliyorum. Anlatmaya ihtiyacı var:

-Banliyölerde egemen ve aralarındaki uyuşturucu satımı alanlarının paylaşılması ve benzeri meseleler dolayısıyla sık sık silahlı çeteler arasında ölümcül hesaplaşmalar yapıldığı ve kaleşnikofların ekmek peynir gibi satıldığı biliniyor. Çetelerarası çatışmalarda kullanıldıkları birkaç kez kameralara da yansıdı. Ama şimdiye kadar kaleşnikofların bu tür çatışmalarda, “güvenlik” güçlerine karşı kullanıldığı görülmemişti. Bu da oldu. Bazısı molotof kokteylinin modası geçti, el bombalarını çıkarmak lazım bile diyor. Bağıra bağıra, gösterilerde, saldırılar sırasında. Kimi uzmana göre gençler black-bloc nam anarşist gruplardan örgütenme ve çatışma “dersleri” alıyormuş (black-bloc konusunda Kitapçı Rüstem, Paris isimli ekitabıma bakılabilir. ekitap.ayorum.com’da, bedelsiz.).

Bu kez işe yağmacı takımların ve çete üyelerinin hep birlikte katıldıkları da söyleniyor.

Alışveriş merkezlerine saldırılarda giysi, bilgisayar ve benzeri kıymetli şeyler yanında özellikle dikkati çeken yiyecek madelerinin de “götürülmesi”. Görüntülerde apaçık: Yoksul mahallelerin çocukları ailelerini geçindirmek, karınlarını doyurmak için yağmalıyor, yiyecek dolu arabaları kullanıyor. Kimi kamyonetlerle gelmiş, yağmalananları düzenli bir biçimde kamyonetlerine yerleştiriyor, kamyonetlerini dolduruyor, gidiyor daha sonra başka bir mahallede yeniden işini sürdürüyor. En çarpıcısı 28 Haziran gecesi görüldü: Paris’in merkezindeki, birçok metro hattının kesiştiği ve dev bir yeraltı şehri gibi düzenlenmiş Chatelet-Les Halles metro ve RER (Bölgesel Hızlı Şebeke) istasyonundaki mağazaların sırasıyla, tek tek ve planlı bir biçimde yağmalanması oldu. İlk gece banliyölerinden RER ile gelen çocuklar normal zamanda bir parça avare avare dolaştıkları, bir türlü satın alamadıkları (bir çift pabuç 360 öro!!!) şeylere arzuyla baktıkları mağazalardaki her türlü malı vitrinleri düzenli bir biçimde cam kesicilerle kesip destelerle, kutularla “aldılar”. Soran olursa “Enflasyonunuzu dikeyim! Aç gözlüler fiyatlarınızı yükseltin aralıksız, fiyatınız miyatınız, güvenlik kameralarınız umurumda değil, kendim açıp, kendim götürüyorum” diyorlar.

“Seyir toplumu”ndan “aşırı ve şiddete dayalı tüketim toplumu”na geçtiğimizin resmidir. Saldıranlar arasında 11-16 yaşları arasındaki çocukların çok sayıda bulunması savımızı doğruluyor. Çocuklar kendilerine üstten bakılmasına tahammül edemiyorlar. Artık bunu şiddetle bile olsa bağırarak ilan ediyorlar. Çocukları duymak değil sadece, dinlemek de lazım. Yoksul mahallelerinin çocukları zengin çocuğu yaşıtları gibi giyinip, yaşıtları gibi yemek, yaşıtları gibi sinemaya gitmek, konsere katılmak istiyor. Eşitlik, özgürlük, kardeşlik.

1970’lerin başındaki yağmacılar çalar-gezer radyo, plak, teyp vb şeyler çalıyorlardı; bugün makarna, konserve, çikolata, peynir çalınıyor: 1789’da Gavroş’lar ve “Baldırı çıplaklar” özgürlük için çarpıştılar. Bugün karın doyurmak önde geliyor. Küçük kardeşimizin bir tebesümü için neler yapmayız ki?

***

Otobüs şoförünün anlatacağı daha pek çok şey var, anlatıyor. Otobüsümüz, Seine Nehri’nin üstünden ve Emniyet Genel Müdürlüğü’nün arkasından geçerken, aniden havalanıyor: Yukarıya, güneşli masmavi gökyüzüne doğru yükseliyoruz. Yükseliyoruz. Sarı renkli üstü açık bir bulut üstünde 17 yaşındaki   Nahel karşılıyor bizi: Nasıl birkaç saat içinde 17 yaşına ulaştı?

-Bizim topraklarda çocuklar erken büyümek zorundadırlar Hocam diyor. Kadim dost Hüseyin’e bakıyorum. Hüseyin başıyla onaylıyor ve;

-Aynen, diyor.

Sonra Nahel yeniden sözü alıyor:

-O sabah erkenden bir otomobil kiraladım. Bayram günü fiyakamız olsun diye. Onbeş yaşındaki ayrılmaz arkadaşım N. ve 18’indeki L. ile, Nanter’de, mahallemizde, bir tur atıp, bir çocukluk arzusunu gerçekleştirmek istedik.

Evet otobüslere özel bir bulvara lüks otomobilimizle daldım, biraz hız yaptım, poz kestim, ehliyetim yok tamam ama polisin emrine uyup durduktan sonra, direksiyon başındaki beni elindeki çıplak silahla, tabanca filan değil, yanılmıyorsam “akrep” nam savaş silahı ile onbeş-yirmi santimetreden tehdit etmesi, bana uyuşturucu satıcısı patronu gibi mualeme yapması, “istersen  kafana bir kuruşun sıkayım” ve benzeri saçma sapan şeyler söylemesi ve vurup öldürmesi hangi kanunda var? Kurşunu yüzümden aldım, öldüm, otomobil denetimden çıktı, elektrik direğine çarptı, durdu. Öndeki arkadaşım paralize olmuş vaziyette yakalandı. Arkadaki arkadaş kaçtı. Canını kurtardı mı? Bilemiyorum. Ben yalnız kaldım. Ama ölümüm üzerine yapılan “Beyaz Yürüyüş”e polis rakamlarına göre 6200, benim gördüğüme göre on veya oniki bin kişinin katılması hiç te yalnız kalmadığımı gösteriyor.

Hele katil polis memurunun hakkında dava açılması ve “geçici olarak hapse atılması” bu suçun cezasız kalmayacağını gösteriyor. Ülkemin Adalet’ine güveniyorum.

Biliyorum kanım yerde kalmayacak.

Biliyorum anam ylanız bırakılmayacak. Ne de nenem. O nenemki ikinci anam gibidir. Anaların ve nenelerin emeğini hiç unutmamalıyız.

Dünya aleme İnsan Hakları konusunda ders veren Fransa Cumhuriyeti polisine çeki düzen vermeli, polis teşkilatı içindeki ırkçıları gözünün yaşına bakmadan bünyesinden çıkarmalı.

Bu tür infazlara son verilmeli. Benim gibi polislerce bu biçimde öldürülenlerin sayısı onu çoktan geçti. Umarım ben sonuncusu olurum.

Duyduğuma göre, katil polis memuru meşru müdafaadan söz ediyormuş. Hangi meşru müdafaa? Elinde en belalı silahlardan biriyle biz üç çocuğu, önce beni, tehdit eden polisi biz nasıl öldürebilir mişiz? Verdiği ilk ifadede “otomobili üstümüze sürdü” yazılıymış. Otomobil ben kurşunu yedikten sonra kendiliğinden fırladı. Ben ölüyordum, benim otomobil kullanacak halim mi vardı? Otomoili polislerin emri üzerine durdurmuştum. Dahası iki polis de otomobilin önünde değil sol kenarındaydı. Yalanın bile bir sınırı var. Polis memuru Cezayir kökenli Fransa Cumhuriyeti vatandaşı olduğumu duyunca zıvanadan çıktı, “Cezayir’i kaybettik Nanterre düşmeyecek” gibi bir laf ettikten sonra tetiğe bastı. İlkel ırkçı söylemin etkisinde kaldığını sanıyorum. Fransa siyasetini ve giderek toplumunu zehirleyen ırkçı partilerin ölümcül etkilerinden biri daha. Umarım bir daha olmaz.

Hepinizin gözlerinizden öperem.

Ben de sizin gibi bir candım. 17 yaşımda kıydılar bana. Unutulmasın!

 

#Burası #Fransa #Nanterde #bir #polis #bir #çocuğu #öldürdü

İzmir’de Madımak anması: Yaşamını yitirenler anısına denize karanfil bırakıldı

İzmir’de Madımak Katliamı’nda yaşamını yitirenler anıldı. Sorumluların aklanmasına izin vermeyeceklerini belirten İzmirli yurttlaşlar, yaşamını yitirenler anısına denize karanfil bıraktı

Konak Kent Konseyi, 3 Temmuz 1993’te yaşanan Madımak katliamında yaşamını yitirenleri anmak amacıyla Alsancak Türkan Saylan Kültür Merkezi önünde basın açıklaması yaptı. Açıklamada “Sivas’ın acı dumanı 30 yıldır tütüyor” ve katliamda yaşamını yitirenleri isimlerinin bulunduğu pankartlar açıldı

Açıklamaya Madımak’ta katledilen Metin Altınok’un kızı Zeynep Altınok, Barış Vakfı Başkanı Hakan Tahmaz, İzmir Tabip Odası Başkanı Süleyman Kaynak, kentte bulunan siyasi parti ve kurum temsilcilerinin yanı sıra çok sayıda yurttaş katıldı.

‘Sivas’ın adaletsizliği bugünkü karanlığın temelidir’

Açıklamada konuşan Zeynep Altınok, Madımak’ta Alevi toplumunun ve aydınların hedef alındığını söyledi. Katliamın adaletsizlikle başbaşa bırakıldığını belirten Altınok, “Mahkeme süreci sanıkların değil yakınlarını kaybedenleri hedef alan bir süreçti. O adaletsizlikten güçlenerek iktidara adım atanlar, tarikatlarla eğitimin içini boşaltanlar bizi bugünün karanlığına taşıdı. Sivas’ın adaletsizliği bugünkü karanlığın temelidir. Bu karanlık bugün de Merdan Yanardağ’ı tutuklayarak gazetecileri susturmak istiyor. Onu tutuklayanlar Sivas katliamcılarını serbest bırakanlar. Onlar bugün adaletsizlikten başka bir hikaye yazmanın derdinde, toplumu belleksiz bırakmak istiyor. Ancak buna izin vermeyeceğiz” dedi.

‘Bu katliamı aklayanlar da en az katiller kadar suçludur’

Ardından konuşan Konak Kent Konseyi Başkanı Hamit Mumcu ise Madımak Katliamı’nın, hoşgörüsüzlüğün ve karanlığın acımasızca ortaya çıktığı bir trajedi olduğunu vurguladı. Ancak Madımak’ta yaşananların insanlığa karşı işlenen suçlar kapsamında değerlendirilmediği için sorumluların aklandığını söyleyen Mumcu, “Bu cezasızlık benzer suçların işlenmesinin önündeki caydırıcı etkenleri de ortadan kaldırıp yeni katliamlara cesaret verecektir. Sürecin en başından beri suçluları koruyanlar, azmettirenleri gizleyenler, hukuku işlevsiz kılanlar, failleri affedenler, zamanaşımı kalkanına sığınmaları için çabalayanlar, kısacası bu katliamı aklayanlar da en az katiller kadar suçludur. Bu insanlık ayıbının tozlu raflara kaldırılmasına asla izin vermeyeceğiz. Onların mücadeleci ruhunu yaşatmak için, hep birlikte unutmayacağımızı, unutturmayacağımızı haykırıyoruz” diye konuştu.

Denize karanfiller atıldı

Ardından sloganlarla Alsancak sahiline kadar yürüyen kitle, katliamında hayatını kaybedenler anısına denize karanfil bıraktı.

HABER MERKEZİ

#İzmirde #Madımak #anması #Yaşamını #yitirenler #anısına #denize #karanfil #bırakıldı

KCDP raporu: Haziran’da 22 kadın katledildi

KCDP’nin raporuna göre Haziran ayında 22 kadın katledildi, 27 kadın ise şüpheli bir şekilde yaşamını yitirdi

Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu (KCDP) Haziran ayı erkek şiddetne ilişkin verilerini paylaştı. Rapora göre erkekler Haziran ayında 22 kadını katletti, 27 kadın ise şüpheli bir şekilde yaşamını yitirdi.

Haziran ayı bilançosu

Rapora göre 22 kadından 6’sı boşanmak istediği, barışmayı reddetmek, evlenmeyi ve ilişkiyi reddetmek gibi kendi hayatına dair karar almak istediği için katledildi. Kadınlardan 2’si ekonomik, 1’i de çocuğunun velayetini alması bahanesi ile katledildi. Raporda, 13 kadının ise hangi bahaneyle öldürüldüğü tespit edilemedi. 13 kadının hangi bahaneyle katledildiği tespit edilemedi. Raporda, “13 kadının hangi bahaneyle öldürüldüğünün tespit edilememesi kadına yönelik şiddetin ve kadın cinayetlerinin görünmez kılınmasının bir sonucudur. Kadınların kim tarafından, neden öldürüldüğü tespit edilmedikçe, adil yargılama yapılmayıp şüpheli, sanık ve katiller caydırıcı cezalar almadıkça, önleyici tedbirler uygulanmadıkça şiddet boyut değiştirerek sürmeye devam ediyor” denildi.

Raporda, Haziran ayında kadınların yüzde 41’inin evli olduğu erkek tarafından katledildiğine yer verildi. Bu ay katledilen kadınların yüzde 55’i ise evinde katledilirken bu kadınların yüzde 55’inin ateşli silahla katledildiği paylaşıldı.

Şüphe kadın ölümlerinde artış var

KCDP, 27 kadının şüpheli şekilde yaşamını yitirmesine ilişkin de şu ifadeleri kullandı: “Bir süredir raporlarımızda da açıkladığımız gibi intihar veya doğal ölüm gibi sunulan şüpheli kadın ölümleri ve şüpheli bir şekilde ölü bulunan kadın sayısında pandemi süreciyle birlikte çok ciddi bir artış yaşanmaktadır. Şüpheli kadın ölümleri, maalesef kadın cinayetlerinden daha da zorlu olabilmektedir. Kadınların öldürülüp öldürülmediği, gerçekten kaza ile mi öldükleri, kadınların toplumsal cinsiyet temelli öldürülüp öldürülmediği (kadın cinayeti olup olmadığı), intihar edip etmedikleri veya intihara sürüklenip sürüklenmediklerinin açığa çıkarılması gerekmektedir.”

HABER MERKEZİ

#KCDP #raporu #Haziranda #kadın #katledildi

Erdoğan’dan emekli ve memura zam açıklaması

Erdoğan başkanlığındaki Kabine toplantısı yaklaşık üç saatin ardından sona erdi. Memur ve emekli maaşlarına yapılacak zamla ilgili konuşan Erdoğan, çarşamba günü 6 aylık enflasyon oranının açıklanmasının ardından bu konuda adım atılacağını söyledi

AKP’li Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan başkanlığındaki Kabine toplantısı sona erdi. Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’nde yapılan toplantı, yaklaşık 3 saat sürdü. Erdoğan toplantının ardından açıklamalarda bulundu.

Erdoğan, memur ve emekli maaşlarına yapılacak zamla ilgili de konuştuğu açıklamasında, çarşamba günü 6 aylık enflasyon oranının açıklanmasının ardından bu konuda adım atılacağını söyledi. Erdoğan, “Enflasyon oranlarının belli olmasıyla birlikte biz de memur ve emeklilerimize verdiğimiz sözleri yerine getireceğiz” diye konuştu.

HABER MERKEZİ

#Erdoğandan #emekli #memura #zam #açıklaması

İHD: Hatay özel afet bölgesi ilan edilmeli

Deprem bölgesinde hâlâ barınma, sağlık gibi sorunların hala çözülmediğini belirten Hatay Şubesi Eşbaşkanı Mürsel Tonguç Salmanoğlu Hatay’ın özel afet bölgesi ilan edilmesini istedi

İnsan Hakları Derneği (İHD) Hatay Şubesi, “Hatay Özel Afet Bölgesi ilan edilsin” talebiyle Köprübaşı’nda basın açıklaması yaptı. Açıklamayı okuyan İHD Hatay Şubesi Eşbaşkanı Mürsel Tonguç Salmanoğlu, deprem felaketi sonrası yaşamın her alanında hak ihlallerinin olduğunu, kentte yaşayanların ise acil sorunlarının çözülmediğini söyleyerek, mağduriyetlerin giderilmediğini belirtti.

Hayatın normale dönmesi için temel ihtiyaçlar karşılanmalı

Enkaz kaldırma çalışmalarında zararlı organizmaların ve asbest tozunun salınımının endişe verici olduğunu aktaran Salmanoğlu, bu durumun hava kirliliği, kalp ve solunum sistemi hastalıkları başta olmak üzere çok sayıda sağlık sorununa yol açtığına değindi. Salmanoğlu devamla, “Antakya’da insanlar normal hayatlarına dönebilmeyi umuyor. Deprem sonrası göç eden birçok depremzede memleketlerine dönmeye başladı. Fakat hala barınma, su, elektrik gibi ihtiyaçlara erişimin olmaması yanı sıra işsizlik de şehre geri dönenmenin önündeki engellerden birini oluşturmaktadır. Bir çok mahallede müracaatlara rağmen Tedaş ve Hatsu gibi kamu kurum ve kuruluşlarının insanların ihtiyacını gidermemesinden dolayı sağlıklı barınma koşulları ne yazık ki sağlanamamıştır. Bunun dışında enkaz kaldırılması ve sonrasında güvenli ulaşım ağları oluşturulamamıştır. En fazla can ve mal kaybının yaşandığı Hatay’da halkın ihtiyaçlarının karşılanabilmesi ve normal hayat akışının gerçekleşebilmesi için işletmeleri çalışması ivedilikle sağlanmalı, yerel esnafa hibeler verilerek destek sağlanmalıdır. Birçok medeniyete ev sahipliği yapmış bu şehrin yaralarını sarmak ancak özel afet bölgesi ilan edilip, ekonomik desteklerin sağlanmasıyla olabilir” dedi.

‘Devletin sorumluluğu göz ardı edilemez’

Deprem bölgesinde hâlâ barınma, sağlık gibi sorunlar çözülmemişken depremzedelere gelen yüksek miktarlı elektrik ve su faturalarını hatırlatan Salmanoğlu, “Devlet, enkaz altında kalanları kurtarmak için gereken operasyonun etkili bir planlamasını yapmamıştır. İlk üç gün müdahale etmemiş, ondan sonra da yaptığı müdahaleler yetersiz kalmıştır. Binlerce insanı kurtarma olanağı varken, kurtarılmamış ölüme terk edilmiştir. Dolayısıyla devlet, yaşam hakkını koruyacak önlemleri almamış, bu nedenle de yaşam hakkını ihlal etmiştir. Sonuç olarak, on binlerce insanın yaşamını yitirdiği yüz binlerce insanın evsiz barksız kaldığı, bir depremden devletin sorumluluğu göz ardı edilemez. Devletin hiçbir sorumluluğu yokmuş gibi davranması, bir hukuk devletinde kabul edilemez. Devletinin sorumluluğunun, ‘helalleşme’ beyanlarına değil, yargı kararlarına konu olması gerekir” diye konuştu.

Kaynak: MA

#İHD #Hatay #özel #afet #bölgesi #ilan #edilmeli

Mêrdîn’de kayyum su sayaçlarını söktürdü

Kayyum yönetimindeki Mardin Büyükşehir Belediyesi’ne bağlı MARSU, ‘borçlarını ödemedikleri’ gerekçesiyle yurttaşların su sayaçlarını sökmeye başladı

Kayyum yönetimindeki Mardin Büyükşehir Belediyesi’ne bağlı Mardin Su ve Kanalizasyon İdaresi (MARSU), kent genelinde “borçlarını ödemedikleri” gerekçesiyle su sayaçlarını sökmeye başladı. Kızıltepe ve Artuklu ilçesinde su sayaçlarını kontrol eden MARSU ekipleri, kimi yurttaşların sayaçlarını söktü.

‘Sular sürekli kesik’

MARSU ekiplerinin sayacını söktüğü yurttaşlardan Ş.A., kentte sık sık su kesintilerinin olduğunu belirterek, “Zaten haftada 2 ya da 3 defa şebeke suyu içebiliyoruz. Sular sürekli kesik. Depolarımız da yetmiyor. Üstüne bir de borç bahanesiyle sayaçlarımız sökülüyor. Bir evin su sayacını sökmek o evi susuzlukla imtihan etmekten başka bir şey değildir” sözleriyle tepki gösterdi.

MARSU çalışanlarından alınan bilgiye göre kent genelinde onlarca kişinin su sayacı söküldü.

HABER MERKEZİ

#Mêrdînde #kayyum #sayaçlarını #söktürdü

Kobanê Davası: Binlerce sayfalık mütalaaya karşı ek süre talep edildi

Kobanê Davası’nda tutuklular, 5367 sayfalık mütalaaya karşı savunma yapmak için ek süre talebinde bulundu. HDP eski MYK Üyesi Alp Altınörs, mütalaada DAİŞ’in terör örgütü olarak yermadığını belirterek, ‘Bu mütalaa DAİŞ’i aklama mütalaasıdır’ dedi

DAİŞ’in Kobanê’ye yönelik saldırıları üzerine 6-8 Ekim 2014’te gerçekleşen protesto eylemleri gerekçe gösterilerek Halkların Demokratik Partisi (HDP) eski Eş Genel Başkanları Figen Yüksekdağ ve Selahattin Demirtaş ile Merkez Yürütme Kurulu (MYK) üyelerinin de aralarında bulunduğu 18’i tutuklu 108 kişinin yargılandığı Kobanê Davası’nın 26’ncı duruşması, ilk oturumuyla Sincan Cezaevi Kampüsü’nde görüldü.

Verilen aranın ardından devam eden duruşmaya Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi (Yeşil Sol Parti) Eş Sözcüsü Çiğdem Kılıçgün Uçar, Yeşil Sol Parti milletvekilleri, HDP Hukuk Komisyonu, HDP ve Yeşil Sol Parti yöneticileri ve dava avukatlarının yanı sıra Özgürlük için Hukukçular Derneği üyesi avukatlar katıldı. Ayrıca Ankara Barosu Avukat Hakları Merkezi’nden avukatlar da gözlemci olarak duruşmada yer aldı. Yoğun katılımın olduğu oturumda, tutuklu siyasetçilerin moralli ve neşeli halleri dikkat çekti.

Ek süre talepleri

Tutuklu siyasetçilerin mütalaaya ve dosyaya eklenen evraklara karşı beyanlarda bulunması ile devam eden duruşmada siyasetçiler, savunmaların alınması için süre talebinde bulundu.

İlk olarak söz alan HDP RTÜK üyesi Ali Ürküt, dosyaya eklenen evraklarda aleyhinde olan evrakları kabul etmediğini belirtti. 5267 sayfalık mütalaanın geniş bir ekip ile oluşturulduğunu ifade eden Ürküt, “Ancak içinde bir şey yok. Hukuki açıdan buna cevap verme gereği duymayabilir. Bu dava HDP’nin tüzel kişiliğini hukuksuz bir şekilde yargılama davasıdır” diyerek, bu yargılamanın Yargıtay’ın başvurusu sonrası AYM tarafından yürütülmesi gerektiğini dile getirdi. Yargılamanın önceki aşamalarında savunmaların kısıtlandığını anımsatan Ürküt, “Umarım bu kez kısıtlamazsınız. Bu mütalaaya karşı makul bir süre verilmeli” diye belirtti.

‘Mütalaada DAİŞ’e karşı tek bir cümle yok’

Daha sonra beyanda bulunan HDP eski MYK Üyesi İsmail Şengül, SEGBİS kayıtlarının teslim edilmesi talebinde bulundu. Mütalaayı okuduğunu aktaran Şengül, “Mütalaada DAİŞ’e karşı tek bir cümle yok. Neden yer verilmemiş. DAİŞ gibi bir örgüt yok mu? Binlerce insanı katletmedi mi. Bu mütalaanın hazırlanışı tamamen bir takım siyasal saiklerle bağlantılı” dedi.

Ardından konuşan HDP eski MYK Üyesi Alp Altınörs, “Bu dava mahkeme salonlarına sığmayacak kadar büyüktür” dedi. Altınörs, ülkedeki güven ve asayişi sağlamakla sorumlu İçişleri Bakanlığı’nın Kobanê Davası’nda müşteki olmasını ise “ilginç” buldu.

‘DAİŞ’i aklama mütalaası’

Üç yıldır DAİŞ terörüne karşı çağrı yaptıkları için cezaevinde olduklarını ifade eden Altınörs, “Bu mütalaaya göre DAİŞ terör örgütü değil. 79’ncu sayfada İslami terör örgütlerinin ismi sayılmış ama DAİŞ yer almamış. Bu mütalaa DAİŞ’i aklama mütalaasıdır. Şengal’de yapılan soykırım BM tarafından da tanınmıştır. Bu soykırıma tek cümle değinilmiyor” diye konuştu.

Mahkeme sürecinin esas hakkında savunmaların yapılacağı bir döneme evrildiğini belirten Altınörs, şöyle devam etti: “Mütalaanın hacmi ve kapsamı nedeniyle mahkemenizin verdiği süre yetersiz kalmaktadır. İddianameden daha kapsamlı bir mütalaa söz konusu. Tümünü okuyarak layıkıyla cevap vermek hakkımdır. İddia makamı her birimiz için TCK’deki en yüksek cezaları istemektedir. Bu son derece ağır talep karşısında esas hakkındaki savunma tek dayanağımızdır. Beraat edeceğimden adım kadar eminim. Savcılığın olağanüstü personel imkanına rağmen 4 buçuk ayda hazırlayabildiği bir mütalaaya karşı iki buçuk ayda cevap vermek imkansızdır.”

Gür: Savcı bey belli ki delil kıtlığı çekiyor

HDP Twitter hesabından yapılan dava konusu paylaşımın sadece DAİŞ şiddetine karşı yapılan bir çağrı olduğunu vurgulayan HDP eski MYK Üyesi Nazmi Gür, “Bu kumpası kuranlar mahkeme önüne çıkacak. Kumpası kuranları ve neden kurduklarını biliyoruz. Dünya üzerinde kumpaslar üzerinden iktidar olan sadece bir hükümet var. Masumiyet Karinesi’ne ne oldu? İktidar tepe tepe kullandı ve seçim kazandı. Savcı bey de o perspektife uygun mütalaa hazırladı. Savcı bey belli ki delil kıtlığı çekiyor. Faile delille ulaşırsın ama öyle yalan ve iftiralarla insanları suçlamaya hakkınız yok” ifadelerine yer verdi.

Mütalaaya karşı savunma yapabilmek için ek süre talebinde bulunan Gür, “Eksik savunma yöntemiyle hüküm kuramazsınız. Biz buna torba dava diyoruz. Her şeyi bu davanın içine koydunuz. Bunlara karşı söz kurma hakkım yok mu? Bir savcı tuzak kurar mı? Siz savunma hakkımızı elimizden alıyorsunuz” diye konuştu.

Daha sonra beyanlarda bulunan HDP eski MYK üyeleri Günay Kubilay, Ayşe Yağcı, Pervin Oduncu ve Zeynep Ölbeci ve Aynur Aşan savunmalar için ek süre talebinde bulundu.

Adıbelli’den Kürtçe beyan

Söz alan HDP eski MYK Üyesi Meryem Adıbelli, tercüman eşliğinde Kürtçe beyanlarda bulundu. Adıbelli, “Üzerimize atılan iddialar kabul edilebilir değil. Savcı mütalaasını çok ırkçı, milliyetçi, dinci ve cinsiyetçi görüyorum. Hukukla, adaletle ve gerçeklikle hiçbir alakası yok. Savcı faşizmin kitabını yazmış. Bu zihniyetin hiçbir karşılığı yok. Oyun içinde oyun var” şeklinde konuştu. Adıbelli savunma yapabilmek için süre talebinde bulundu.

Siyasetçilerin beyanlarının ardından avukat Metin Kaya söz aldı. Kaya, tutuklu siyasetçilerin tahliyesini ve tevsii tahkikat talebinde bulundu. Ardından konuşan avukat Özgür Erol, olağan yargılama pratiğinde mütalaanın ardından esasa dair savunma için 2-3 ay süre verildiğini ifade etti ve “Siz 75-80 günlük bir süre tanıdınız fakat buradaki mütalaa 5267 sayfa. Vaka sayısı 5218. Savcılık çok sayıda kişinin katılımıyla yaklaşık 4 buçuk ayda hazırladı mütalaayı. Bu aşamada zaman aşımı problemi yok. Süreye ilişkin hususların bütün bunlar gözetilerek değerlendirilmesini talep ediyoruz” dedi.

İddia makamının ‘sözde halklar’ ibaresine tepki

Siyasetçilerin iddianamede 37 ölümden sorumlu tutulduklarını dile getiren Erol, “Mütalaada 7 beraat 7 ceza talebinde bulunulmuş. Geriye kalan 20 ölüm için herhangi bir değerlendirme yapılmamıştır. Biz bugün müşteki olarak Mehmet Sait Kale’yi dinledik. Sonuçlanmamış bir dava ve tespit edilmemiş bir fail var. Fakat bu olaydan dolayı müvekkillerimiz tutuklu yargılanıyor. Mütalaayı almakla delil tartışması bitti’ demeye getirdiniz. 5218 olaya dair mahkemenin bir merakı oldu mu? Herhangi bir delil ortaya konuldu mu? Hangi kesinleşen kararlar ve vakalar hakkında ceza istiyorsunuz? Savcılık iddianamede de mütalaada da suçlama konusunu açıklıkla izah etmeli. Hukuken öngörülebilirlik diye birşey var. Mütalaa herkesin tüm hukuksal metinleri anlayabilecek açıklıkta olmalıdır. Bu haliyle mütalaa hukuka aykırıdır. 950’nci sayfada, ‘Kürt halkının, kadının ve diğer sözde halkların ezildiğini, sosyal hakkın verilmediğini ve bu yönde algı oluşturulduğu’ belirtiliyor. İddia makamı inkarın, ayrımcılığın vücut bulmuş halidir” diye belirtti.

Avukat beyanlarının ardından duruşmaya yarına kadar ara verildi.

Kaynak: MA

#Kobanê #Davası #Binlerce #sayfalık #mütalaaya #karşı #süre #talep #edildi

Yeşil Sol Parti’den kanun teklifi: Madımak Oteli ‘Utanç Müzesi’ olsun

Yeşil Sol Parti Milletvekili Celal Fırat, Madımak Oteli’nin “Utanç Müzesi”ne dönüştürülmesi için Meclis’e kanun teklifi verdi

Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi (Yeşil Sol Parti) İstanbul Milletvekili Celal Fırat, 2 Temmuz 1993 tarihinde 33 yazar, aydın ve sanatçının yakılarak katledildiği Madımak Oteli’nin “Utanç Müzesi”ne dönüştürülmesi için Meclis Başkanlığı’na kanun teklifi verdi.

Yaşanan katliamın Türkiye’de hala tartışıldığı belirtilen kanun teklifinde, “Sivas Katliamı, Türkiye’nin farklı kesimlerinde hala anılan ve üzerinde tartışmaların sürdüğü bir olaydır. Bu trajik olay, Türkiye’deki etnik ve dini çeşitliliğin önemini ve toplumun karşılaştığı zorlukları vurgulayan bir gerçeklik olarak kalmıştır. Aynı zamanda, ifade özgürlüğü, hoşgörü ve farklı inançlara saygı konularında daha fazla farkındalık yaratmak için bir dönüm noktası olarak da görülmektedir” denildi.

‘Madımak Oteli, ‘Utanç Müzesi’ olarak değiştirilsin’

Katliamın ardından yapılan yargılamaya dikkat çekilen kanun teklifinde, şunlar yer aldı: “Yargılamaların uzunluğu, eksikliği, tarafgirliği, ceza alan sanıkların Cumhurbaşkanı’nın özel affı ile salınması, yurtdışındaki kaçak sanıkların iade edilmemesi, katliamın yaşandığı Madımak Oteli’nin müze yapılmaması gibi bir dizi olumsuzlukların, toplumsal barışa hizmet etmeyeceği gibi mağduriyet yaşayan ailelerin yüreklerini soğutacak hiçbir adım atılmaması da toplumları bir arada tutan hukuki sözleşmeleri hiçe saymak anlamını taşımaktadır. İsmi Sivas Bilim ve Kültür Merkezi olarak değiştirilen Madımak Oteli, ‘Utanç Müzesi’ olarak değiştirilsin. Katliamda yaşamını yitirenlerin anılarının yaşatılması ve o gün yaşananların unutulmaması için bu talebin mutlaka yerine getirilmesi, Alevilere genelde ise diğer muhalif kesimlere yönelik katliamların bir daha yaşanmaması ve devam eden tehditlere karşı bir tutum gösterilmesi gerekiyor. Madımak Oteli’nin müzeler ile ilgili mevcut yasa ve yönetmelik çerçevesinde ‘Madımak Utanç Müzesi’ ismini alması, Alevilerin eşit yurttaşlık haklarına sahip olunacağına dair bir güvenin tesisini sağlamak ve demokratik hakların bir gereği olduğunu vurgulamak açısından önemlidir.”

Teklifte, ayrıca talebin katliamda yaşamını yitirenlerin aileleri ve Alevi örgütlerinin de talebi olduğunun altı çizildi.

HABER MERKEZİ

#Yeşil #Sol #Partiden #kanun #teklifi #Madımak #Oteli #Utanç #Müzesi #olsun

Xîzan’da sokağa çıkma yasağı Meclis gündeminde

Yeşil Sol Parti, Bedlîs’in Xîzan ilçesinde köy ve mezralarda sokağa çıkma yasağının ilan edilmesini Meclis gündemine taşıdı

Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi (Yeşil Sol Parti) Milletvekili Hüseyin Olan, Bedlîs’in Xîzan ilçesindeki köy ve mezralara dönük sokağa çıkma yasağını Meclis gündemine taşıdı. Olan, İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya’nın yanıtlaması talebiyle soru önergesi verdi. Soru önergesinde, valiliğin yaptığı açıklamaya işaret edilerek, Yerlikaya’nın yanıtlaması istemi ile şu sorular yer aldı: “Sokağa çıkma yasağının olduğu yerlerde yurttaşların temel ihtiyaç maddelerine ulaşabilmeleri için Bakanlığınız hangi çalışmaları yürütmektedir? Son 5 yılda Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nde özel güvenlik bölgesi ve sokağa çıkma yasağı ilan edilen il ve ilçeler hangileridir? Türkiye’de sokağa çıkma yasakları ve çatışma ortamının kentlerin fiziki yapısına ve halka verdiği zarar ortadayken bu tutuma ve uygulamalara son verilmesi için Bakanlığınız herhangi bir çalışma yürütmekte midir? Yürütüyorsa bu çalışmalar nelerdir? İlan edilen süresiz ve gün boyu sokağa çıkma yasağı Türkiye’nin temel haklar alanındaki uluslararası yükümlülüklerine aykırı değil midir? Yolbilen (Xulepûr) köyünden Sakin Altın, Muzaffer Altın ve Bedrettin Altın hangi gerekçelerle gözaltına alınmıştır?”

HABER MERKEZİ

#Xîzanda #sokağa #çıkma #yasağı #Meclis #gündeminde