Ana Sayfa Blog Sayfa 228

Jin Dergi ‘Demokratik Konfederalizm’de ‘jin jiyan azadî’ var’ kapağı ile yayında

Her pazar yayımlanan web dergi Jin’in yeni sayısı “Demokratik Konfederalizm’de ‘Jin jiyan azadî’ var” manşetiyle okuyucu ile buluştu

Jin Dergi’nin 18’inci sayısında Rojin Mukriyan, ‘Daha özgür bir İran için çözüm: Demokratik Konfederalizm’ yazısında kadın özgürlüğünün Demokratik Konfederalizm’de olduğuna değinirken, Ruşen Seydaoğlu ise, ‘Kendini yeniden doğurmak’ başlıklı yazısı ile kadının yeniden kendini yaratma sürecini ele alıyor.

Oya Açan da ‘Biz yoksak…’ başlıklı yazısında toplumsal örgütlenmenin önemine değinirken bu sayıda ayrıca Berivan Güneş de ‘Bir toplumsal hafıza simgesi ‘ başlıklı yazısıyla kentsel dönüşümler adı altında Kürt coğrafyasının ve kültürünün nasıl yok edildiğine dikkati çekiyor.

Yeni sayıda yer alan tüm başlıklar şöyle;

Daha özgür bir İran için çözüm: Demokratik Konfederalizm / Rojin Mukriyan

Kendini yeniden doğurmak / Ruşen Seydaoğlu

Biz yoksak… / Oya Açan

Bir toplumsal hafıza simgesi / Berivan Güneş

Yeni sayıda yer alan yazıları okumak için tıklayınız.

http://jindergi.com/anasayfa/

İSTANBUL

#Jin #Dergi #Demokratik #Konfederalizmde #jin #jiyan #azadî #var #kapağı #ile #yayında

Salda Gölü’ne giren çocuk hayatını kaybetti

Salda Gölü’ne giren 13 yaşındaki İlayda Nur Kılıç isimli çocuk boğularak hayatını kaybetti

Denizli’den ailesiyle Burdur’un Yeşilova ilçesindeki Salda Gölü Tabiat Parkı’na gelen İlayda Nur Kılıç, kardeşiyle girişin yasak olduğu yerden göle girerek boğuldu. 13 yaşındaki Kılıç’ın bir süre sonra gözden kaybolması üzerine çevredekilerin ihbarıyla göl kenarına 112 Acil Servis, AFAD ve jandarma ekipleri sevk edildi.

Bir süre gölde botla aranan Kılıç, bulunamayınca bölgeye Antalya Emniyet Müdürlüğü’ne bağlı ekipler sevk edildi. Dalgıç polisler tarafından bulunan çocuk, sağlık ekiplerince Yeşilova Devlet Hastanesine kaldırıldı. Kılıç, hastanede hayatını kaybettiği belirtildi.

HABER MERKEZİ

#Salda #Gölüne #giren #çocuk #hayatını #kaybetti

Süleyman’dan Hanifi’ye ‘kesişimsel kötülük’

Al ‘Hortum’ misali birini Silopi’ye götür, değişen sadece kullanılan araçlar olur, ‘hortum’ hafif gelirse kalaslar ve silahlar devreye girer, vs. Kes bıyıklarını Hanifi’nin, tak rütbeleri, 5 No’luda hiç sırıtmaz. Çünkü burada kişilerin ‘kafasına göre’ takıldığı durumlardan değil, mekanizmanın her gün yeniden tahkim ettiği ‘düşman’ ve ‘tehlike’ algısından söz ediyoruz

M. Ender Öndeş

Pek uzak bir tarih değil aslında, 1990’lardan söz ediyoruz. Beyoğlu’ndaki meşhur ‘Hortum Süleyman’ vakasından… 1991’de Urfa’dan tayini İstanbul’a çıktığında “Beyoğlu’nun halini” görmüş ve kendisine “Rabbim beni buraya ekipler amiri yaparsa hepsini temizleyeceğim” demiş Süleyman Ulusoy. 2005’te Hürriyet’e verdiği bir röportajda böyle diyor. Sonrası biliniyor. Sokaklarda ve karakolda özellikle transları hortumla dövmeler ve daha türlü türlü işkenceler filan. İş, bir ara “9 travestiye şiddet uyguladığı gerekçesiyle TCK’nın 245. maddesi uyarınca efrada kötü muamele etmek suçundan 2 yıl 3 ay ve 27 yıl arasında hapis istemiyle” yargılanmasına kadar gidiyor ama 2003’te çıkan bir ‘af’ yasasıyla paçayı kurtarıyor.

Hiç reddetmiyor yaptıklarını. “Evet, dövdüm” diyor röportajında. ‘Hortum’ işinin ise abartıldığını söylüyor, “copum o anda yanımda yokmuş demek” diye açıklıyor yaptıklarını ve bunun bir ‘beka’ meselesi olduğunda ısrar ediyor: “Devletin polisi homoseksüelden dayak yiyor mu dedirteceğim? Devleti zaafa mı uğratalım?” Sonra da bir Türkiye klasiği geliyor tabii: “Bayrağımıza, ezanımıza, ahlakımıza, kültürümüze sahip çıkacağız elbette!” Bir yandan da kendisini “Sıcak, sevecen bir insan” olarak tanımlıyor. “Hanım yoksa bulaşığı bile yıkarım” diyor hatta. O kadar olur yani.
Sonra, gel zaman git zaman emekli oluyor Süleyman Bey. 2004’te memleketi Erzurum Horasan’dan AKP belediye başkan adayı olmak istiyor ama AKP başkasını aday gösteriyor. ANAP üzerine atlıyor hemen ama seçilemiyor. 2007 seçimlerinde ise MHP’den milletvekili adayı olmak istiyor ama MHP bu “Horasan yiğidi”ni aday yapmıyor; çok ayıp ediyor. Sonra bir ara Bayrampaşa Belediyesi’nde takılıyor, İstanbul´daki Erzurum Dernekler Federasyonu Başkanı oluyor ve kadere bakın ki, tam da 2019 yerel seçimleri öncesinde, 1 Haziran’da bir iftar yemeğinde CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun masasında zuhur ediyor! Has ve öz Erzurumlular milliyetçi bir adamın Kılıçdaroğlu’nun masasında oturmasına öfkeyle saldırırken, HDP ile bir arada görünmekten imtina eden Kılıçdaroğlu’na “Sen ‘Hortum’la ne iftarı açıyorsun abi” diyen olmuyor. Malum, “helalleşme’ zamanları!

Düşmanlığın mekanizması

Derdimiz ‘Hortum’la değil. O bir köşede mukadderatı beklesin dursun. Mesele o değil. Mesele şu ki, Türkiye’de hiçbir zulüm ve hiçbir zalim, yalnızca tek bir kesime, yalnızca bir grup ya da insana yönelmiyor. Beyoğlu’ndan başlamışken mesela, sözünü etmesek olmaz; 70’li yıllarda yine Beyoğlu’nu ‘düzeltmek’ için omuzda ceketle pavyon kapılarını tekmeleyen ‘dürüst polis’ Sadettin Tantan’ın 19 Aralık Katliamı’nın İçişleri Bakanı olması, aynı gerçekliği gösterir.

Yani hayat, su geçirmez kaplardan oluşmuyor. Yalnızca AKP dönemi filan değil, genel olarak devletin (sadece resmi devlet güçlerinden ibaret olmayan) zulüm mekanizması, teknik değil ideolojik/politik bir mekanizma ve bir alanda farklı, başka bir alanda farklı çalışmıyor. Feministlerin affına sığınarak bu işleyişi “Kesişimsel kötülük” olarak adlandırabiliriz belki. Uyar mı uymaz mı bilmiyorum doğrusu ama şunu anlatmak istiyorum: Yoğunlukları, yönelim şiddetleri ve kullanılan araçlar birbirinden birbirinden farklı olsa da bu mekanizma, bir şekilde ‘Müesses nizam’ için tehlikeli ve ‘zararlı’ bulduğu her şeye ve herkese saldıran bir yapıya sahip. Kuşkusuz öncelikle ve temel olarak sınıfsal ama kimlikleri, inanışları, yaşam biçimlerini de kapsayan bir hedef yelpazesi var. Yani Diyarbakır’da sokak ortasında çocukları dövenlerle, patron villalarının önünde direnen işçilerin üzerine çullananlar, her hafta ısrarla Cumartesi Anneleri’ni kelepçeleyip araçlara dolduranlar, Onur Yürüyüşü’nde yakaladıklarını hastanelik edenler aynı kişiler; Berkin’i vuran fişekle Medeni Ayhan’ı vuran mermi de aynı namludan çıkıyor aslında. Tabii ki, şiddetin düzeyi ve uygulama biçimleri duruma göre değişiyor. Bu, düzenin X ya da Y mevzusunda ne kadar risk algıladığıyla ilgili olduğu kadar, şiddet uygulanan kesimin rengi, dili, etnik aidiyetiyle ve uygulayıcıların bu konuda önceden yüklendiği nefret kodlarıyla da ilgili ama netice itibarıyla aslında tek bir mekanizma eşit ya da eşitsiz bir dağılım gerçekleştiriyor. X olayında birini zırhlı aracın arkasına bağlayıp sürükleyen ekibi, al götür 1 Mayıs’ta Taksim’e çıkmak isteyen grupların karşısına koy, orada yapacaklarının sınırını belki biraz metropol ortamındaki nispi şeffaflık, yani yapacaklarının kamuoyu tarafından görünürlüğü belirler; yoksa kafa aynı kafadır. Al ‘Hortum’ misali birini Silopi’ye götür, değişen sadece kullanılan araçlar olur, ‘hortum’ hafif gelirse kalaslar ve silahlar devreye girer, vs. Hatta Silopi ortamındaki “herkesi düşman olarak görebilme” rahatlığı onun da elini rahatlatır. Kes bıyıklarını Hanifi’nin, tak rütbeleri, 5 No’luda hiç sırıtmaz. Çünkü burada tek tek kişilerin ‘kafasına göre’ takıldığı durumlardan değil, mekanizmanın en başından kodlayıp her gün de yeniden tahkim ettiği ‘düşman’ ve ‘tehlike’ algısından söz ediyoruz. Ve bu, artık yalnızca verilen emirlerle ilgili de değildir, öyle ki, çoğu durumda daha üst rütbelilerin yatıştırmak zorunda kaldığı genel bir agresiflikten de söz ediyoruz.

Takdir edilesi hareketler

Ve yalnızca resmi devlet mekanizması değil. Esas olarak resmi düzeyden kodlanan ama çoğu durumda mevcut iktidara ‘muhalif’ gibi görünenleri bile kapsayabilen bir atmosferden söz ediyorum. Madımak Oteli önünde toplanan güruhla Sakarya’da Kürt tarım işçilerini linç eden topluluk arasında derinden bir ilişki vardır ve her iki durumda da saldırganların bir gözü her zaman resmi mekanizmanın bu eylemi ne kadar “hoşgöreceği”ne odaklanmıştır. Hrant’a kurşun sıkanlar, aynı rahatlıkla bir transı da öldürebilirler ve yine aynı rahatlıkla binbir zorlukla çocuklarını ziyarete gelen Kürt anneleri taciz edebilirler, ‘uzman çavuş’ rütbesini kullanarak kadınları intiharın eşiğine sürükleyebilirler ya da LGBT karşıtı bir gösteriden eve dönüşte metroda bir taciz vakasının faili olabilirler. Fiziki olarak örgütlenmediği hallerde de bütün bu pis işler, bir ideolojik/politik atmosfer ve cezasızlık tarafından koşullanır; yani A kişisi ya da kişileri, yaptıklarının genel bir takdir göreceğini bilmektedir. Ve yine bu kişi ya da kişilerin yaşamın başka alanlarındaki konumlarının da belli bir ‘kesişim’ göstermesi; kadına şiddet, LGBT düşmanlığı, mültecilere nefret, hayvanlara eziyet, Kürtlere saldırganlık gibi musibetlerin aynı anda aynı kişide-kişilerde toplanması şaşırtıcı olmamaktadır.

Topyekûn karşı duruş

Kıssadan hisse yeterince basit: Hayatın çeşitli alanlarında çeşitli biçimlerde tezahür eden ve farklı sebeplerden kaynaklanıyormuş gibi görünse de aslında bütünsel olan bir saldırıya, aynı bütünsellikle karşı çıkmıyorsanız, aslında bir biçimde onun bir parçası oluyorsunuz. Ve bu ayrıca nafile bir çaba. Beni şurası ilgilendiriyor, şu kadarına karşıyım diyenler, o ilgilenmedikleri bölümün de yarın kendileriyle ilgileneceğinden emin olabilirler.
Şunu anlıyorum; hayatın içinde herkes sorunun kendisine dokunan, en somut yanıyla muhatap olur ve kimse aynı anda bütün diyalektik bağlantıları kavrayan bir “süper aydınlanma” yaşamayabilir; genelde yaşamaz zaten. Bir grevde polis copuyla karşılaşan her işçi, ertesi gün aynı copun Diyarbakır’daki ya da İstiklal Caddesi’ndeki anlamı üzerine derin düşüncelere dalmaz. Ama devrimci siyasetin rolü de oradadır zaten. Devrimci siyaset, -netameli alanlardan korktuğu için- bu eksikli düşünme biçimini normalleştiren bir yerde durmaz, ona teslim olmaz, onu değiştirmeye uğraşır. Bu mevzu genelde şu “Ermeni’yi dövdürmeyecektik” tekerlemesiyle anlatılır ama gerçek hayatta “vaktiyle kaçırılmış bir moment” değil, her gün tekrarlanan bir tercihler silsilesi vardır. Bugünlerin gündemidir mesela, bir insanın dipsiz bir kuyuya gömülüp yıllarca yakınlarıyla bile görüştürülmemesi, en hafif deyimle suçtur ve siz ‘netameli konu’ diyerek onun üstünden atladığınızda, örneğin cezaevindeki gazeteciler üzerine söyledikleriniz anlamını yitirir. Camiada genel kabul ve prestij kazanmış olan Cumartesi Anneleri’ni sahiplenip Onur Yürüyüşü’ndeki şiddete dair bir şey söylemediğinizde de aynı şey olur. Akdeniz’de boğulanlara üzülüp yaşadığınız kentin mahallelerindeki atölyelerde üç kuruşa çalıştırılan mültecileri görmediğinizde yine bir şeyleri kaçırırsınız. Yöneticilerin yolsuzlukları nedeniyle çöken bir demiryolunda can verenler için çaba gösterirken, Kürt illerinde her gün çocukları katleden zırhlı araçları görmezlikten gelemezsiniz ayrıca.

Sevmek-sevmemek

Er kritik mesele de şu: Herhangi bir zulme karşı çıkmak ve herhangi bir kişinin, toplumsal kesimin haklarını savunmak için, onu/onları sevmeniz, benimsemeniz gerekmiyor. Zaten, sadece sevdiğimiz/benimsediğimiz kişiler/gruplar için harekete geçmek, az zorlandığında ırkçılığa/cemaatçiliğe kadar varabilecek uçlar içerir.
Öcalan’ın paradigmasını benimsemeyebilir, karşı çıkabilirsiniz mesela ama bu sizi ezen mekanizmanın aynı zamanda o tecridin de müsebbibi olduğu gerçeğini değiştirmez. Alevi olmayabilirsiniz; ama kapılara o çarpı işaretlerini çizenlerle Kur’an kurslarında çocuklara tecavüz edenlerin aynı ideolojik cephanelikten beslendiğini bilirsiniz. Eşcinsel olmayabilirsiniz, hatta bir adım ilerisi, onları sevmeyebilirsiniz; ama copların hepsi aynı maddeden yapılır ve biber gazı herkesin ciğerlerini aynı ölçüde etkiler. Sur’da, Cizre’de yıkılmış evlerin duvarlarına “kurdun dişine kan değdi” yazanlarla Cihangir sokaklarında tuttuğunu dayaktan geçirenler, bizim Kürt ya da eşcinsel olup olmamamızdan bağımsız olarak aynı şeyin laciverdidir.
Kıssanın hissesinin hissesi şu yani: El ele tutuşmak. Daha teorik bir dille söylersek, nihai olarak düşmana göre biçimlenmek. Elbette politik hayatta herkes kendi amacına göre konumlanır ve öncelikli olarak kendi alanında devinir. ‘Nihai’ kavramını o yüzden kullanıyorum ama şunu anlatmak istiyorum: Kendi süreçlerimizi yaşarken, karşımızdaki düşmanlığın kesişim alanlarını gözden kaçırırsak, başkalarının acılarından, sorunlarından koparız ve o zaman bütünselliği kaçırırız.
Ta ne zaman sormuş adam bakın, 1902’de: “Rus işçileri, polisin halka zorbaca davranışına karşı, dinsel mezheplere zulmedilmesine, köylülerin kırbaçlanmasına karşı, amansız sansüre, askerlere işkence edilmesine, en masum kültürel girişimlerin bastırılmasına vb. karşı niçin hâlâ bu kadar az devrimci eylemde bulunmaktadır?” (Lenin)

O kadar sıkıntılı bir şey de değil bu “el ele tutuşma” hikâyesi… Gezi’nin ortalarında bir yerde, sevgili Ulaş Bayraktaroğlu’nun ortalığı birbirine kattığı gün, alandaki bir avuç insan el ele tutuşup zincir yapalım derken, hayatımda ilk kez bir eşcinselin elini tutmuştum. Vallahi bir şey olmadı!
Yahu, o da ne ki? 20-30 yıldır Kürtlerle çalışıp duruyorum, hâlâ dümdüz Boşnak olmayı sürdürüyorum.
Kesin bilgi bunlar, yayabilirsiniz!

#Süleymandan #Hanifiye #kesişimsel #kötülük

Elon Musk’tan ‘Twitter’da limit’ açıklaması

Twitter’da bugün yaşanan sıkıntıya ilişkinaçıklama yapan Elon Musk; doğrulanmış hesapların günde 6000, doğrulanmamış hesapların günde 600, yeni ve doğrulanmamış hesapların ise günde 300 tweet görüntüleyebileceğini belirtti

Twitter’da bugün yaşanan sıkıntıya açıklama getirmeye çalışan Elon Musk; doğrulanmış hesapların günde 6000, doğrulanmamış hesapların günde 600, yeni ve doğrulanmamış hesapların ise günde 300 tweet görüntüleyebileceğini belirtti.

Sanal medya platformu Twitter’da kullanıcıların bugün karşı karşıya kaldığı ‘kullanım limiti aşıldı’ uyarısıyla ilgili Twitter’ın sahibi Elon Musk’tan açıklama geldi. Yaşanan kaosa açıklama getirmeye çalışan Musk, Twitter’daki manipülasyonları önlemek için geçici sınırlar getirdiklerini belirtti. Elon Musk yaptığı açıklamada şu ifadelere yer verdi: “Doğrulanmış hesaplar günde 6000 tweet, doğrulanmamış hesaplar günde 600 tweet, yeni ve doğrulanmamış hesaplar ise günde 300 tweet görüntüleyebilecek.”

HABER MERKEZİ

#Elon #Musktan #Twitterda #limit #açıklaması

Biden, Türkiye toplantısı öncesi İsveç Başbakanı Kristersson’u ağırlayacak

ABD Başkanı Joe Biden ile İsveç Başbakanı Ulf Kristersson önümüzdeki hafta görüşecek. Görüşme, Türkiye ve İsveç arasında 6 Temmuz’da Brüksel’de yapılacak üst düzey toplantının hemen öncesinde, 5 Temmuz’da gerçekleşecek

Beyaz Saray, ABD Başkanı Joe Biden’ın önümüzdeki hafta İsveç’in NATO’ya üyelik talebi ve Ukrayna’daki savaş hakkında görüşmek üzere İsveç Başbakanı Ulf Kristersson’u ağırlayacağını açıkladı. Görüşme, Türkiye ve İsveç arasında 6 Temmuz’da Brüksel’de yapılacak üst düzey toplantının hemen öncesinde, 5 Temmuz’da gerçekleşecek.

BBC Türkçe’deki habere göre Beyaz Saray’dan cumartesi günü toplantıyla ilgili yapılan açıklamada, “İki lider büyüyen güvenlik iş birliğimizi gözden geçirecek ve İsveç’in bir an önce NATO’ya katılması gerektiği konusundaki görüşlerini yeniden teyit edecek” dedi.
İsveç Başbakanı Kristersson toplantı ile ilgili yaptığı açıklamada, “Başkan Biden’ın önümüzdeki hafta Vilnius’ta yapılacak NATO Zirvesi’nden önce bizi bir toplantıya davet etmesinden memnuniyet duyuyorum” dedi ve ekledi:

Ziyaretin odak noktası İsveç’in NATO üyeleiği

İsveç, Rusya’nın Ukrayna’yı işgalinden üç ay sonra, Mayıs 2022’de NATO’ya katılma talebinde bulunmuştu.

Batılı yetkililer, 11-12 Temmuz’da Litvanya’da yapılacak NATO Zirvesi’nde İsveç’i Blok’a resmen kabul etmeyi umuyorlardı.
Fakat pazartesi günü İsveç’in başkenti Stockholm’de bir caminin önündeki Kuran yakma eylemine Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan dahil pek çok Türk yetkili sert tepki gösterdi.
Bu da İskandinav ülkesinin askeri ittifaka hızlı bir şekilde katılma şansını daha da gölgeledi.
Stoltenberg, hafta içi yaptığı açıklamada 11-12 Temmuz’da Litvanya’nın başkenti Vilnius’ta yapılacak NATO Zirvesi’ne kadar İsveç’in üyelik sürecinin de tamamlanması için çalıştıklarını belirtmişti.

6 Temmuz’da Brüksel’de NATO karargahında yapılacak diğer toplantıya ise Türkiye, İsveç ve Finlandiya’nın dışişleri bakanlarının yanı sıra istihbarat başkanları ve ulusal güvenlik danışmanları katılacak.
Beyaz Saray, çarşamba günü Beyaz Saray’da Biden ve Kristersson’un “Rusya’nın acımasız saldırıları karşısında Ukrayna’yı destekleme konusundaki ortak taahhüdü de görüşeceklerini” kaydetti.

Ayrıca görüşmelerde Çin ile koordinasyon, iklim değişikliği ve gelişen teknolojilerin de gündeme gelmesi bekleniyor.

HABER MERKEZİ

#Biden #Türkiye #toplantısı #öncesi #İsveç #Başbakanı #Kristerssonu #ağırlayacak

Macron, Almanya ziyaretini erteledi

Fransa Cumhurbaşkanı Macron, ülkede bir gencin polis kurşunuyla öldürülmesiyle başlayan eylemler nedeniyle Almanya’ya yapacağı ziyareti erteledi

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, ülkede bir gencin polis kurşunuyla öldürülmesiyle patlak veren eylemler nedeniyle 2-4 Temmuz’da Almanya’ya yapacağı ziyareti erteledi.

Nanterre kentinde 27 Haziran’da Nael M. isimli genç sürücünün polis kurşunuyla öldürülmesinin ardından ülkede her gece gösteriler düzenleniyor.

Fransız BFMTV kanalının haberine göre, Macron ülkedeki olaylar nedeniyle 2-4 Temmuz’da Almanya’ya yapacağı resmi ziyareti erteledi.

Elysee Sarayı’ndan Fransız kanalına yapılan açıklamada, Macron ve Almanya Cumhurbaşkanı Frank-Walter Steinmeier’in görüştüğü belirtildi.

Macron’un görüşmede, ülkenin iç durumu nedeniyle gelecek günlerde Fransa’da kalmak istediğini belirttiği kaydedilen açıklamada, iki Cumhurbaşkanının, Macron’un Almanya ziyaretini ertelemek konusunda mutabık kaldığı aktarıldı.

DIŞ HABERLER

#Macron #Almanya #ziyaretini #erteledi

Tanrıça İştar’ın heykeli bulundu

Asur kenti Nimrûd’te Tanrıça İştar’ın heykeli bulundu. Heykelin 3 bin yıllık olduğu belirtildi

Irak’ta bulunan Asur dönemlerine ait antik kentlerden biri olan Nimrûd’teki kazılarda monoment bir taş üzerinde çizili olan Tanrıça İştar’ın heykeli bulundu. Söz konusu monoment taş, Pensilvanya Arkeolojik ve Antoropolijik Müzeler Üniversitesi’ndeki arkeologlarla Iraklı arkeolog grup tarafından bulundu.

Keşfedilen Tanrıça İştar’ın heykelinin 3 bin yıllık olduğu ifade ediliyor.

Arkeolojik kazıların devam ettiği ve Tanrıça İştar’ın heykelinin bulunduğu Nimrûd antik kenti, DAİŞ saldırılarının hedefi olmuş ve büyük zarar görmüştü.

Saray keşfedildi

Aynı Arkeoloj çalışma grupları, bundan bir süre önce de 2 bin 800 yıllık bir saray keşfetmişlerdi. Söz konusu sarayın, M.Ö 783-810 yıllarında yaşayan Asuri kral 3. Adad-Nirari’ye ait olduğu bildirilmişti.

Daha önce keşfedilen saray ile bugün Tanrıça İştar’ın heykelinin bulunduğu ibadethanenin M. Ö. 612 senesinde, Asur İmparatorluğu’nun yıkılmasıyla beraber yakıldığı tahmin ediliyor.

HABER MERKEZİ

#Tanrıça #İştarın #heykeli #bulundu

İHD’den Madımak açıklaması: Tüm sorumlulardan yargı önünde hesap sorulmalı

İnsanlığa karşı işlenen suçlarda zamanaşımının söz konusu olamayacağını aktaran İHD, “Madımak Oteli utanç müzesi olmalı’ ve ‘2 Temmuz ‘İnsanlığa Karşı İşlenen Suçları Kınama Günü’ olarak kabul edilmelidir’ açıklaması yaptı

İnsan Hakları Derneği (İHD), 2 Temmuz 1993’te Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Etkinlikleri için Madımak Oteli’nde kalan 33 Alevi aydının katledilmesinin yıldönümüne dair açıklama yayınladı. Açıklamada, 30 yıldır süren davanın 2012 yılında zaman aşımına uğratıldığı hatırlatılarak, insanlığa karşı işlenen suçlarda zamanaşımının olmayacağı belirtildi.

‘İnsanlığa karşı işlenen suçlarda zamanaşımı yoktur’

15 bin saldırganın olduğu davada sadece 124 sanık hakkında dava açıldığı hatırlatılan açıklamada, “15 bin saldırgan olduğu söylenirken sadece 124’ ü hakkında dava açıldı. Dava sanıklarından Ali Kurt ve Mevlüt Atalay pişmanlık yasasından yararlanmak için mahkemeye yaptıkları başvurularında olayda Hizbullah, İslami Hareket Teşkilatı ve Kaplancılar gibi örgüt bağlantılarını anlattılar, ancak mahkeme ‘olayda örgüt yok’ dedi. Olay sonrası tutuklanan 124 saldırgandan birçoğuna hafif cezalar verilerek, ağır tahrik indirimleri uygulandı. 33 sanık hakkında idam cezası verildi ancak bu ceza, sonrasında müebbet hapse çevrildi. İdam cezası alan sanıklardan 8’i 1997 yılında tahliye edildi ve bir daha yakalanmadılar. Mahkeme 2012 yılında, yakalanmayan 7 saldırgan hakkında zamanaşımı nedeniyle kamu davasının düşürülmesine karar verdi ve dosyayı kapattı. Davada firari üç sanık yurtdışında olduğu için dosya kapatılamadı; dava Ankara 1. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülmeye devam ediyor. İnsanlığa karşı işlenen suçlarda zamanaşımı söz konusu değildir” denildi.

‘Tüm sorumlulardan yargı önünde hesap sorulmalı’

Açıklamada, İHD’nin 2 Temmuz gününü “İnsanlığa Karşı İşlenen Suçları Kınama Günü” olarak ilan ettiği belirtilerek, şunlar kaydedildi. “Unutmamak ve unutturmamak için, adalet için, yeni katliamların önlenebilmesi için defalarca dile getirdiğimiz taleplerimizi Sivas/ Madımak Katliamında katledilen canlarımızı 30. yılında anarak, bir kez daha yineliyoruz. Türk Ceza Kanunu’nda yer alan İnsanlığa Karşı Suçlara ilişkin yasa maddesi ‘hangi tarihte gerçekleştiğine bakılmaksızın insanlığa karşı suçlarda zamanaşımı söz konusu edilemez’ şeklinde yeniden düzenlenmelidir. Sivas Katliamı davası yeni baştan ele alınmalı, cumhurbaşkanı, başbakan, bakanlar, emniyet müdürü, vali dahil tüm sorumlulardan yargı önünde hesap sorulmalı, adalet sağlanmalıdır. Devletin ve toplumun geçmişle yüzleşmesinin sağlanması bakımından Hakikat Komisyonu kurularak katliamın bağlantılarını da içeren gerçeğin açığa çıkarılması sağlanmalıdır. Madımak Oteli ‘Utanç Müzesi’ yapılmalıdır. Gerekli yasal düzenlemeler yapılmalı ve 2 Temmuz günü ulusal düzeyde ‘İnsanlığa Karşı İşlenen Suçları Kınama Günü’ olarak kabul edilmelidir. İHD olarak hakikatin ortaya çıkarılması mücadelemizi sürdüreceğimizi ifade ediyoruz.”

HABER MERKEZİ

#İHDden #Madımak #açıklaması #Tüm #sorumlulardan #yargı #önünde #hesap #sorulmalı

Seferihisar’da makilik alanda yangın

Seferihisar’da, makilik alanda çıkan yangın, ekipler tarafından kontrol edilmeye çalışılıyor

İzmir’in Seferihisar ilçesine bağlı Doğanbey Payamlı beldesindeki makilik alanda bilinmeyen bir nedenle yangın çıktı. Bölgeye İzmir Orman Bölge Müdürlüğü’ne bağlı ekipler sevk edilirken, yangına 2 uçak, 2 helikopter ve 4 arazöz ile müdahale ediliyor.

HABER MERKEZİ

#Seferihisarda #makilik #alanda #yangın

Adıgüzel Erbaş Dede Hakk’a yürüdü

Seyit Sultan Söylemezoğlu Ocağı pirlerinden Adıgüzel Erbaş Hakk’a yürüdü. Erbaş, solunum ve böbrek yetmezliği nedeniyle Çorum Erol Olçuk Eğitim ve Araştırması Hastanesi’nde tedavi görüyordu.

Seyit Sultan Söylemezoğlu Ocağı pirlerinden Adıgüzel Erbaş, sağlık sorunlarıyla nedeniyle tedavi gördüğü Çorum Erol Olçuk Eğitim ve Araştırması Hastanesi’nde öğleden sonra Hakk’a yürüdü.

Adıgüzel Erbaş Dede’nin cenazesi, yarın saat 11.00’de Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı Çorum Cemevinde yapılacak erkan sonrasında Alaca ilçesindeki Karatepe köyünde toprağa sırlanacak.

PİRHA/İSTANBUL