Siyasi partilere mali denetim yapan AYM, Türkiye Komünist Hareketi Partisi’nin sorumluları hakkında yasal işlem yapılması için suç duyurusunda bulunacağını duyrudu
Anayasa Mahkemesi’nin, 9 siyasi partinin mali denetimlerine ilişkin kararları, Resmi Gazete’de yayımlandı. Kararlara göre, Hak ve Özgürlükler Partisinin 2018 ile 2019, Türkiye Komünist Hareketi Partisi’nin 2018, Esnaf ve Çiftçi Partisi, Emekçi Hareket Partisi, Demokratik Sol Parti, Demokrat Parti, Doğru Yol Partisi, Cihan Partisi ve Çoğulcu Demokrasi Partisi’nin ise 2019’a ait mali denetimleri yapıldı.
AYM, partilerin belirtilen yıllara ait kesin hesaplarının, eldeki bilgi ve belgelere göre doğru, denk ve 2820 sayılı Siyasi Partiler Kanunu’na uygun olduğuna karar verdi.
Türkiye Komünist Hareketi Partisi’nin belirtilen yıla ait mali denetimini de uygun bulan Anayasa Mahkemesi, partinin 5 il teşkilatına ilişkin bilgilerin istenilen şekliyle verilmemesi nedeniyle ise parti sorumluları hakkında yasal işlem yapılması için Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’na suç duyurusunda bulunulmasını kararlaştırdı.
Semsûr’un Çîlikan ilçesinde 4,1 büyüklüğünde deprem meydana geldi.
Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı (AFAD) verilerine göre saat 08.21’de Semsûr’da (Adıyaman) Çîlikan (Çelikhan) ilçesinde 4.1 büyüklüğünde deprem kaydedildi.
Deprem yerin 7.01 kilometre derinliğinde gerçekleşti.
Qamişlo Kantonu’na yönelik SİHA saldırısını protesto etmek için İsviçre’nin bir çok kentinde Kürtler alanlara çıktı
Türkiye’nin 20 Haziran’da Qamişlo Kantonu’nda SİHA ile gerçekleştirdiği saldırıda Qamişlo Kantonu Eşbaşkanı Yusra Derwêş, yardımcısı Lîman Şiwêş ve Firat Tûma’yı katledilmesine tepkiler sürüyor.
İsviçre Demokratik Kürt Konseyi (CDK-S) ve İsviçre Kürt Kadınlar Birliği’nin (YJK-S) çağrısıyla Lozan, Basel, Cenevre, Solothurn, Wintherthur ile Bahnhofplatz kentlerinde alanlara çıkan Kürtler, Türkiye’nin Rojava’ya yönelik saldırılarını protesto etti.
Almanya’da da protesto
Öte yandan Almanya’nın Düsseldorf, Stuttgart kentinde de saldırılar eylemlerle protesto edildi.
CHP lideri Kılıçdaroğlu’nun il başkanlarıyla toplantısı 8 buçuk saat sürdü. Toplantının ardından İstanbul İl Başkanı Kaftancıoğlu ‘Ortak bildirimizi yarın paylaşacağız’ açıklaması yaptı
Cumhuriyet Halk Partisi’nin (CHP) 81 il başkanı, Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu’nun başkanlığında parti genel merkezinde toplandı.12.45’de başlayan toplantı yaklaşık 8,5 saat sürdü. CHP İstanbul İl Başkanı Canan Kaftancıoğlu, toplantının ardından sanal medya hesabından açıklama yaptı.
Kaftancıoğlu, açıklamasında, “Bugün Genel Başkanımızla birlikte illerimize dair oluşturduğumuz raporları değerlendirdiğimiz verimli, kapsamlı ve oldukça uzun bir toplantı gerçekleştirdik. Ortak basın bildirimizi yarın kamuoyuyla paylaşacağız” ifadelerine yer verdi.
Koza Altın’ın TVF’ye devri ve ardından özelleştirmesinin gündeme gelmesi beklenirken, Nisan’dan bu yana Türkiye’nin dört bir yanında ya alan genişletiyor ya da yeni maden sahaları açmaya devam ediyor
Yusuf Gürsucu / İstanbul
Koza Altın’ın eski sahibi ve Fetöcü olarak anılan Akın İpek, Fettullah Gülen’in Türkiye’de iktidar üzerinde etkili olduğu dönemde hızla büyümüş ve bu büyüme içinde altın madenciliği özel bir yer tutmuştu. İpek, İngiltere’de uluslarası tahkim mahkemesine açtığı davayı kaybetti ve hemen ardından Türkiye’de ise yargıtay Nisan’da verdiği kararla Akın İpek’in taleplerini reddetti. Bu gelişmelere paralel olarak Koza Altın’ın kayyum yönetimi agresif bir tarzda Türkiye’nin dört bir yanında altın madenleri açma girişimlerine hız verdi.
Müsadere kararı onandı
Yargıtay 3. Ceza Dairesi, 15 Nisan 2023 tarihinde Ankara 24. Ağır Ceza Mahkemesi’nin Koza Holding hakkında aldığı müsadere kararını düzelterek onadı. Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu’nun (TMSF) kayyum olarak görevlendirildiği Koza Holding bünyesindeki tüm şirketler, ‘iyi niyetli pay sahiplerinin/yatırımcıların pay ve hakları korumak’ iddialarıyla Hazine’ye devredildi. Yargıtay 3. Ceza Dairesi ayrıca, şirketlerde hissedar olan ‘İpek’ soyadlı bazı sanıklar hakkında verilen silahlı terör örgütüne üye olma, silahlı terör örgütüne yardım etme, Sermaye Piyasası Kanunu’na muhalefet gibi suçlardan aldıkları mahkumiyet kararını da onadı.
İpek, tahkim davasını kaybetti
Yargıtay tarafından cezası onanan ve FETÖ firarisi olarak nitelenen Akın İpek, Londra’daki Uluslararası Yatırım Anlaşmazlıklarının Çözüm Merkezi’nde (ICSID) açtığı 6 milyar dolarlık davayı da Yargıtay’ın aldığı karar öncesi kaybetmişti. Tüm bu gelişmeler koronavirüs sonrası döviz krizine giren AKP Japonya, Katar ve diğer birçok ülkelerle swap anlaşmaları yapılırken, anlaşmalarda öne çıkan ülkenin İngiltere olduğu belirtilmişti. CHP G. Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun Erdoğan’a yönelik “Londra’daki bir avuç tefeciye hergün 58 milyon faiz ödeniyor” sözleri dikkat çekerken, ICSID kararı bu bağlamda yapılan değerlendirmelerinde ‘beklenen sonuç’ yorumları yapıldı.
Kayseri, Eskişehir ve Giresun
Halen TMSF’nin görevlendirdiği kayyum tarafından yönetilen Koza Altın, sadece son 1 yılda 30’a yakın yeni proje için başvuru yaptı. Son günlerde ise Giresun, Kayseri ve Eskişehir’de aynı zaman diliminde hızla harekete geçmesi merak uyandırıyor. Kayseri ili sınırları içerisinde Koza’ya ait 5 işletme var. En son Himmetdede Altın Madeni’nin yaklaşık 10 km güneyinde yer alan Kaşköy Projesi ruhsatına mücavir (bitişik) durumda bulunan saha, Maden ve Petrol İşleri Genel Müdürlüğü (MAPEG) tarafından 13 Haziran 2023 gerçekleştirilen 264. Grup İhalesi’nde bulunan ve ihale talebi Koza’dan gelen sahanın ihale sonucunda 21 milyon TL bedelle kullanım hakkı Koza’ya geçti.
Cevher Çanakkale ve Konya’dan Koza Altın, bir diğer adımı ise Eskişehir’de attı. Eskişehir’in Sivrihisar ilçesinde siyanür liçi yaptıkları bölgede, üçüncü atık depolama tesis inşası için proje başlattı. Proje kapsamında, mevcut maden atık depolama hacmi arttırılarak, atıkların depolanması için 5 milyon 519 bin metreküp kapasiteye sahip yeni bir Maden Atık Depolama Tesisi (MADT-3) yapılma hazırlığına girişildi. Proje kapsamındaki 2 bin 700 bin ton cevher, Çanakkale ve Konya Karapınar İlçesi’nde yer alan Koza Altın İşletmeleri’ne ait Altın ve Gümüş madenlerinden Eskişehir’e taşınacak ve burada siyanür liçi ile altın elde edilecek.
‘ÇED gerekli değil’
Koza altın son bir yıl içinde Giresun’da 9 altın madeni açmak için girişimlerde bulundu. En son Giresun’un Espiye ve Dereli ilçelerinde 2 maden başvurusu daha yapan şirket, çıkan cevheri Gümüşhane’deki siyanür liç havuzlarında işleyeceği belirtiliyor. Dereli ilçesi Kızıltaş köyünde altın, gümüş, bakır, çinko, kurşun madeni çıkartmak isteyen şirket Çevre Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’na başvuru yaptığı dosyada, yıllık ortalama 59 bin ton cevher çıkarılacağı belirtildi. Espiye’nin Ercik köyü mevkiinde ise bakır, çinko, kurşun madeni için yapılan şirket başvurusunu Dereli ile aynı gün yapması manidar bir durum. Burada ise yılda 25 bin 600 ton cevher üretimi gerçekleştireceği belirtilmesine karşın gerçekler bununla sınırlı değil.
Maden Yasası şirketler için
Koza Altın Kayseri’deki alan hakimiyetini sürekli genişletiyor. Bölge coğrafyasını madenlerle yerle bir olmasına yol açarken, aynı zamanda siyanürle zehirlenmesine enden oluyor.
Üretileceği bildirilen cevher miktarları gerçeği yansıtmama olasılığı çok yüksek. Bildirilen miktar, hazırladıkları ÇED dosyasında belirtildiği şekliyle, madenciliği 25 hektar altında yapılacağı iddiasıyla parelellik taşıması önemli bir ayrıntı. Maden şirketlerinin yararına, doğal yaşamın ise zararına olacak biçimde çıkarılan Maden Yasası’na göre 25 hektar ve altı maden ocakları ÇED sürecinden muhaf tutulmakta. Hazırladıkları başvuru dosyasındaki bilgiler inandırıcı olmaktan çok uzak. Bu başvuruyla 25 hektar üzerinden bölgeyi tamamen yok edecek olması halinde bile Valilikten ‘ÇED Gerekli Değildir’ kararı alması hiç zor değil.
Koza Altın TVF’ye mi geçiyor?
2021 yılı başında Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu (TMSF) Başkanı Muhiddin Gülal, fonun kayyumluğundaki şirketlere yönelik yol haritasının çizilmesi için hukuki süreçlerin kesinleşmesi gerektiğini belirterek, “Koza Altın’ı eğer hukuki süreçleri kesinleşirse Türkiye Varlık Fonuna devredebiliriz” demişti.
Hukuki süreçlerin bittiği bu günlerde Koza Altın’ın yatırımlarını sürekli arttırıp yeni alanlar açmaya çalışması bir değerlenme süreci olduğuna ve devir gününün yaklaştığına işaret etmekte.
Koza satılacak mı?
Diğer taraftan TVF şirketleriyle ilgilendikleri konuşulan Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) ve Katar’dan para ve yatırım bekleyen iktidarın bir hazırlık içinde olma ihtimali yüksek. Ekonominin başına getirilen Mehmet Şimşek’in ise İngiliz sermaye tarafından alacaklarını tahsil için gönderildiği iddialarının yapılması dikkat çekici. Tüm bu gelişmeler TVF elinde bulunan kamu şirketlerinin yakın zamanda özelleştirilme süreçlerinin başlayacağına işaret ederken, Koza Altın’da bu bağlamda hisse satışı ile kontrolün devredilebileceği ihtimali olgunlaşmakta.
‘Beraber yürüdük biz bu yollarda’
Koza Davetiye sahibi Akın İpek, R.T. Erdoğan’ın Başbakan olduğu dönemde ‘beraber yürüdük biz bu yollarda’ ifadesiyle ima ettiği Fettullah Gülen’in sağ kolu olarak anılmaktadır. Gülen’le Erdoğan’ın yaşadıkları ‘sorunlar’ sonrası Akın İpek’in şirketlerine TMSF tarafından el konulurken, kendisi halen firari olarak İngiltere’de yaşıyor. TMSF’nin atadığı kayyum yönetimiyle birlikte Koza Altın’ın önündeki tüm engeller, geçmişte olduğu gibi ortadan kaldırılarak, şirket adeta ‘devlet’ şirketi halini alırken, büyük bir yağma özgürlüğü sağlandı.
Yerli ya da yabancı farketmez
Geçtiğimiz 2021 yılı Mart ayında Koza Altın’la ilgili açıklama yapan TMSF eski Başkanı Muhiddin Gülal, Koza Altın’ın TVF’ye devredilebileceğini belirterek, “Sonuçta Varlık Fonu, Türk Madencilik A.Ş. diye firma kurdu. Koza Altın ülkede üretilen altının üçte birini üretiyordu. Yerli ya da yabancı ‘Talibiz’ derse satışı da mümkün olabilir” dedi. Gülal ayrıca, Koza Altın’ın Ağrı’da 300 milyon dolar yatırım ile yeni bir altın madeni kuracaklarını belirterek, “Koza’da 2022-2023’de 15 ton altın çıkarmayı hedefliyoruz” ifadeleri dikkat çekiciydi. İktidarın 2023 yılıyla birlikte TVF ve TMSF elinde bulunan tüm varlıklarını satabileceği iddiaları yapılırken, Koza Altın’ın yeni maden lisans ve sahalarına sahip olması değerini arttırmakta.
Altın madenleri yaşamı öldürür
Koza Altın Ağrı’nın Mollakara köyü coğrafyasında maden girişimi sürüyor. Maden, Murat Nehri ile tarım arazileri için büyük bir tehdit.
Hatırlayacağımız gibi Türkiye’de ilk kitlesel çevre mücadelesi İzmir Bergama’da ortaya çıkmıştı. 1989 yılında Eurogold Madencilik A.Ş. ile başlayan altın macerası en son Koza madenciliğe devri ile sürdü. Bu devir işlerinin hangi yollarla sağlandığı üzerinde durmayacağız. Ancak bir hatırlatma da bulunmak gerekiyor. R. T. Erdoğan’ın Fettullah Gülen grubuyla arası açıldığında “ne istediler de vermedik” sözleri bu süreçlerin nasıl işlediğini gösteriyordu. Karadeniz Bölgesi’nde halkın büyük direnişlerine rağmen açılması sağlanan ‘Yeşil Yol’un madenler için yapıldığı gerçeği gün geçtikçe netleşmekte.
Eşme ve İliç Altın madenleri
İliç’te 60 milyon ton siyanür havuzuyla bölge, Fırat Nehri ve tüm havza yok edilmeye hazırlanıyor. Altın madeni atık havuzunda yaşanan boru patlaması sonucu resmi açıklamalara göre 20 ton siyanür yüklü atığın çevreye yayıldığı iddia edilirken, atık borusunun ancak sabah saat 5’te patladığının farkedilmiş olması iddia edilen atığın 20 tondan çok daha fazla olacağını düşündürüyor. İliç gibi Uşak Eşme’de de açık liç yöntemiyle işletilen altın madeninde, her biri 1600 metre uzunluğunda ve 10 metre yüksekliğindeki maden yığınları üzerine siyanür yağmurlaması yapılarak altın elde edilmektedir. Yöredeki hayvanlarda, anomali doğum, ölü doğum gibi yüzlerce olay yaşandı. 2009 yılında, aşırı yağışlar sırasında oluşan bir kaza sonucu, Eşme’de binlerce insanda siyanür zehirlenmesi bulguları görüldü. İzmir Tabip Odası tarafından alınan 9 adet kan örneğinin hepsinde, sağlık örgütünün izin verdiği maksimum dozun 40–120 kat fazlası siyanür bulgusuna rastlandı.
Filmde önemli yansımalardan biri de kadınların ne olursa olsun sadece birbirlerine destek olabileceklerini bilmeleridir. Hepsinin birbirinden farklı dinamiklerde maruz kaldıkları bu düzende birbirlerini çok iyi anladıklarını, temas edemeseler bile hissettiklerini birbirlerine bakışlarından anlıyoruz
Rengin Tapancı
Doğum; doğası gereği yaşama tutunuşları uzatma arzusunun, varoluşu anlamlandırmanın, nitekim umuda uzanışların görünümüdür. O nedenle her canlı için doğum sancıları da sevince karışır. Film hastanede bir kadının doğum sancılarıyla başlar. Ancak mekânın kasveti gereği yaşamı yeşertememenin ya da kapıda bekleyen annenin -erkeklerin dünyasında kız çocuğunun hiçbir öneminin olmadığının bilinciyle- bir kız torunu olduğunu bir türlü kabullenemediği sorgulamalarıyla, kadın olmanın ilk sancıları da diyebiliriz. Ve öyle ki o sancıların doğan bebekten annesine, anneannesine ve hatta diğer kadın karakterlere film boyunca peşi sıra yayılmasını izleriz.
Kamera hastanenin ‘dışına’ çıktığında üç firari kadının bir yerlere gitmek için oradan oraya koşturmacasını ve nereye dönerlerse dönsünler erkeklerin dünyasına çarptıklarını izleriz. Dolayısıyla yönetmen bizi daha büyük bir hapishaneye taşımıştır. Nergis diğer iki kadın arkadaşını çaresiz bir şekilde geride bırakarak ilerlemeye çalışır ancak birkaç erkek engelini aşsa da çok fazla ilerleyemeden yine kendini aynı noktada bularak bize başka bir firari kadın olan Peri’nin evinin kapısını aralar. Peri ise o esnada evdeki erkek şiddetinden kendini bir şekilde sıyırarak sokağa atılacaktır. Ardından Periyi takip ederek birçok kadının hayatının gerçeklerine dair hikayelere tanık oluruz.
Film boyunca domino taşları gibi üzerimize devrilen hikayelerdir bunlar. Kız torununu kabullenemeyen kadın gerçekliğinden, evliliğinde başka bir kadın ile yaşamayı normalleştirmiş, kocasından geçmişini saklayarak kendinden vazgeçmiş ve kızını sokak ortasında daha iyi bir hayat umudu ile terk eden kadın gerçekliğine götüren yönetmen, bize kadınların baş edemedikleri gerçeklikleri nasıl da kanıksamak zorunda kaldıklarını çok çarpıcı bir şekilde göstermiştir. Hayatlarının hiçbir noktası iyiye evrilmediği için umut etmekten bile ürken kadınlardır bunlar. Nergis’in arkadaşının ayrılırken; “Senin cennetinin de var olmadığını görmekten korkuyorum” cümlesiyle dışa vurduğu gibi. Oysa insanı harekete geçiren en önemli duygulardan biridir; umut. Tıpkı sanatçıyı harekete geçiren hayal gücü gibi. Kadınların hareket etme kabiliyetini zihinsel olarak da felç eden bir sistem gerçekliğidir bu. Film ‘Farkında olmadığımız daha hangi duygulara ket vurulmuştur?’ sorgusuna götürüyor bizi.
Yönetmen öyle incelikle bizi Tahran sokaklarının akışına bırakır ki; sigara yasağı olgusundan her sokakta beliren askerlere kadar her şey; bize özellikle serpiştirilmiş trajik durumdaki kadınların hikayesi olmadığını, yaşamın olağan dinamiklerini soluduğumuzu göstermektedir. Hatta iki askerin telefon kulübesinde annesiyle gizlice yapmak zorunda kaldığı konuşmadan sadece kadınların değil, bir şekilde erkeklerin de bu düzenin girdabına çekildiğini görüyoruz. Bunu bizimle beraber gören Peri’nin o esnada mevcut yaşam gerçekliğinden midesinin bulanması da tesadüfi değildir. Kadının sömürülmesine dayanan sistem genişleyen bir yelpaze gibi tüm toplumu kemiren bir yaşam gerçekliğine dönüşmüştür.
Filmde önemli yansımalardan biri de kadınların ne olursa olsun sadece birbirlerine destek olabileceklerini bilmeleridir. Hepsinin birbirinden farklı dinamiklerde maruz kaldıkları bu düzende birbirlerini çok iyi anladıklarını, temas edemeseler bile hissettiklerini birbirlerine bakışlarından anlıyoruz. Toplumda en güçlü temasların aslında özdeşlikler üzerinden kurulduğuna dair önemli yansımalardır bunlar. Dolayısıyla hareketin etki-tepki prensibine uygun olarak bireysel bocalamalarımızdan ziyade bu güçlü özdeşlikler üzerinden sisteme karşılık vermek gerektiğini anımsatıyor.
Jafar Panahi yine film boyunca hikayelerinin peşinden koştuğumuz kadınların hapishanede bir araya geldiği bir sonla bizi adeta bir çember üzerinde dolaştırıp aynı noktaya getirir. Kamera bir hapishane hücresi içinde üç yüz altmış derece dönerek tüm kadınların üzerinden bizi yine filmin başında gördüğümüz kapı aralığına getirir. Doğumla temsil edilen beyaz renkler bu defa siyaha dönmüştür. Yönetmen metaforik yoldan da ustaca çemberin içinde olduğumuzu hissettirmiştir. Hapishanede, hastanede, evde, sokakta sıkışmış kadınlar için artık mekânın da bir ehemmiyeti yoktur. Yaşam bütünen bir çember içerisinde sıkışmışlıktır.
Her ne kadar film İran rejiminin kadınlar üzerindeki baskısının bir yansıması olsa da eminim izleyen tüm kadınlar da içinde bulundukları çemberin çeperlerini hissetmişlerdir. Kadınlar toplumun; çemberi hissettikçe dışına çıkma gücünü de kendilerinde bulacak en önemli dinamiğidir. Tarihteki tüm kazanımlar bunu hisseden kadınların, toplumların çemberi genişletmesiyle sağlanmıştır. Yakın geçmişte Jina Mahsa Amini olayı üzerinden bunu çok yoğun hisseden ve farkında olan İran kadınlarının direnişlerini sürdürmesi gibi… Buradaki çember metaforu aslında yaşamın her noktasında hareket ihtiyacını da temsil eder. Çünkü bir çemberin genişlemesi için her noktadan itilmesi, yani yaşamın bütünsel ele alınması gerekir. Tıpkı doğum esnasında her yerinden kasılan vücut gibi. Bunun öncüsü de şüphesiz ki yaratma kudreti en fazla olan kadınlar olmalıdır. Düzenin tüm çirkinliğinde en küçük güzellikleri fark edecek, koruyacak ve yeşertecek olan yine kadınlardır. Tıpkı Nergis’in tabloyu anlatırken “Ressam çok dikkatli değilmiş, buradaki güzel çiçekleri unutmuş” demesi gibi kadınlar; güzellikleri ihmal etmeyecek olanlardır.
Filmin başından sonuna kadar dinmek bilmeyen sancıların; çemberin/düzenin/kadının dışına çıkan yeni yaşam gerçekliğine, kadınların kendilerini ve yaşamı yeniden doğurmasına evrilmesi umuduyla…
Türkiye’nin SİHA saldırısında katledilen Yusra Derwêş ve Leyman Şiwêş, Şehit İsmail Şehitliği’nde defnedildi
Kuzey ve Doğu Suriye’de Türkiye’nin gerçekleştirdiği SİHA saldırısında katledilen Qamişlo Kantonu Eşbaşkanı Yusra Derwêş ve yardımcısı Lêyman Şiwêş defnedildi. Amûdê ilçesindeki Şehit İsmail Şehitliği’nde düzenlenen törene Kuzey ve Doğu Suriye Özerk Yönetimi, Kongra Star, TEV-DEM temsilcileri ve ailelerinin yanı sıra çok sayıda kişi katıldı.
Törende konuşan Qamişlo Şehit Aileleri Meclisi Eş Başkanı Hêvî El-Sayed, “Buradaki bu kalabalık, hiçbir gücün moralimizi ve irademizi yenemeyeceğini gösteriyor. Öncelikle Önder Öcalan’a başsağlığı diliyorum çünkü o bir kadın kahramanıdır. Düşman, lider kadınları hedef alıyor çünkü onların kahramanlıklarından korkuyor” dedi.
‘Sessizlikle bu katliamların suç ortağısınız’
Özerk Yönetim’in DAİŞ’in yargılayacağını açıklamasının ardından bölgeye saldırının arttığını belirten Cizre Özerk Yönetimi Yürütme Meclisi Eş Başkanı Telet Yûnis, “Astana’da toplantıya hazırlanan güçler Suriye halkını hedef almaktadır, bu toplantı özgürlükçü halkımıza yönelik komplonun devamıdır” diye ekledi. Bölgedeki garantör güçlerin sessizliğine vurgu yapan Yûnis, “Yeter artık bu sessizlikle bu katliamların suç ortağısınız. Bölge halkı, dünya barışı ve güvenliği için ağır bedeller ödemiştir. Özerk Yönetim projesinden ahlaki olarak sorumlu olmalısınız. Suriye halkının beklentilerini karşılamak için üzerlerine düşen görevi yapmalıdırlar” şeklinde konuştu.
‘2 devrimci kadın daha katledildi’
Kuzey ve Doğu Suriye kadın örgütleri adına konuşan Kongra Star Koordinasyon Üyesi Rûken Ehmed, Türkiye’nin 2 devrimci kadını daha katlettiğini belirtti. Ehmed, Özerk Yönetim’in DAIŞ çetelerini yargılama kararının ardından DAİŞ’i korumak için harekete geçildiğini belirterek, “Efrin, Serekaniyê, Girê Spî, Ezaz ve Cerablus’u özgürleştirmemiz gerekiyor. Topraklarımızdan bir cennetin daha işgal edilmesine izin vermeyeceğimize söz veriyoruz” ifadelerine yer verdi.
‘Halkların iradesi bir sembol’
Süryani Birlik Partisi Eş Başkanı Senherib Bersûm da söz alarak, tarihten bugüne düşmanın aynı olduğunu, Alevi ve Êzidî toplumunun kendisini inşa ettiğini ve halen de koruduğunu belirtti. Bersum, “Hakkımız var, irademiz olduğu ve şehitlerle bağımız olduğu için her zaman başarılı oluyoruz. Halkımız bölgede birlik içinde yaşıyor, kanımız bir oldu ve şehitlerimize bununla söz veriyoruz. Halkların iradesi bir sembol ve bir ışıktır ve Özerk Yönetim buna bağlı kalacaktır” dedi.
Arkadaşlarının omuzlarında defnedildi
Yusra Derwêş’in ailesi adına söz alan Aydın Beşir Mele Newaf, “İki şehit Kürt kadınının simgesidir. Şehitlik, içinde aşk barındırdığı için bir destandır. Halk, canı gönülden şehitlerinin izinden giderse mutlaka muvaffak olur ve düşmanların planlarını bozguna uğratır” ifadelerini kullandı.
Konuşmaların ardından Yusra Derwêş ve Leyman Şiweş’in cenazeleri, arkadaşlarının omuzlarında Şehit İsmail Şehitliği’nde defnedildi.
Adana’da stant açan TÖP üyelerine bir grup ırkçı saldırdı. Saldırıda yaralanan 2 TÖP üyesi hastaneye kaldırıldı
Toplumsal Özgürlük Partisi (TÖP) Adana İl Örgütü, “Durmak Yok Şimdi Örgütlenme Zamanı” şiarıyla Çukurova ilçesinde bulunan Gençlik Meydanı’nda “TÖP’e üye ol” standı açtı. TÖP’lülerin standına bir grup ırkçı küfür, tehdit ve hakaretlerle saldırdı. Saldırıda 2 TÖP üyesi çeşitli yerlerinden yaralandı. Olay yerine gelen polis her iki gruba da biber gazıyla müdahale etti. Irkçı grup içerisinde bulunan kişilerin; polislere; “Kime biber gazı sıkıyorsunuz?” deyip küfür ve tehditler savurmaları dikkat çekti. Grupların olay yerinden uzaklaşmasıyla olaylar sona erdi. Yaralanan TÖP üyesi 2 kişi ise olay yerine gelen ambulansla hastaneye kaldırıldı.
‘Faşistler saldırdı, polis gaz sıktı’
TÖP, sanal medya hesabından Adana Valiliği ve Adana İl Emniyet Müdürlüğü’nü etiketleyerek, “Adana’da açtığımız parti standımıza ülkücü faşist çeteler saldırmaya devam ediyor, emniyet engellemiyor, arkadaşlarımızın can güvenliği tehlikede! Yaralı bir yoldaşımız ambulansla götürüldü. Yoldaşlarımızın kılına zarar gelirse sorumlusu Adana Emniyeti ve Adana Valiliği’dir! Güvenlik şubenin gelişiyle birlikte arkadaşlarımıza tekrar saldırı gerçekleşti. Saldırı olana kadar elini kolunu bağlayıp bekleyen polis arkadaşlarımıza biber gazı sıktı. Saldırı sonucu bir arkadaşımız yaralandı. Adana Valiliği ve Adana Emniyet Müdürlüğü’nü teşhir ediyoruz! Parti standımıza saldıran ülkücü faşist çeteler, müdahale etmeyen ve yoldaşlarımıza biber gazı sıkan emniyet görevlileri hakkında hukuki işlem başlatacağız. @TCAdanaValiligi @AdanaEmniyeti” paylaşımı yaptı.
Mücella Yapıcı’nın tedavi hakkının engellenmesine tepki gösteren kadınlar, tutukluların sağlık hakkı ihlalinin derhal son bulması için Sağlık ve Adalet Bakanlığı’na çağrı yaptı
Gezi davasından tutuklu bulunan Türkiye Mühendis ve Mimarlar Odası Birliği (TMMOB) Yönetim Kurulu üyesi Mücella Yapıcı, kelepçeli tedaviyi ret ettiği için tedavi edilemiyor. TMMOB İstanbul Şubesi Kadın Komisyonu, Yapıcı için dernek binaları önünde basın açıklaması gerçekleştirdi. “Hak ihlalleri son bulsun!” pankartının açıldığı açıklamaya Özgür Kadın Hareketi (TJA), Kadın Zamanı Derneği, Kırkyama Kadın Örgütü ile çok sayıda kadın örgütü destek verdi.
Alkış ve zılgıtlarla başlayan açıklamada, TMMOB Kadın Komisyonu üyesi Selin Top, ters kelepçenin bir hak ihlali olduğunu belirtti. Top, sağlık hakkının bu şekilde ihlal edildiğini belirterek, tutukluların revire gitmesinin aylarca sürdüğünü dile getirdi. Top, “Bu sağlık hakkına erişimin önündeki engellerin dışında, iktidarın siyasi tutsaklara dönük iletişim hakkı ihlali, havalandırma yasağı, çıplak arama, hücre cezası gibi çokça insan hakkı ihlali olduğunu biliyoruz” dedi.
Bakanlara çağrı
Ardından Adalet Bakanı Yılmaz Tunç ve Sağlık Bakanı Fahrettin Koca’ya seslenen Top, tutukluların maruz kaldığı sağlık hakkı ihlaline derhal son verilmesi gerektiğini belirterek, “Mücella’nın başlattığı bu hak mücadelesine sahip çıkıyor, sesine ses veriyor ve tüm tutsakların sağlık hakkından yararlanmasının önündeki keyfi engellerin kaldırılmasını talep ediyoruz” şeklinde konuştu.
Açıklama “Jin jiyan azadî” sloganlarıyla son buldu.
MHP’li Qaxizman Belediye Başkanı Nevzat Yıldız ve belediye yöneticileri hakkında ‘evrakta sahtecilik’, ‘görevi kötüye kullanmak’, ‘imarda usulsüzlük’ iddiası nedeniyle soruşturmaya izin verildi
Danıştay 1’inci Dairesi, MHP’li Qers Qaxizman (Kağızman) Belediye Başkanı Nevzat Yıldız, meclis üyeleri, Fen İşleri Müdürü, Harita Mühendisleri hakkında “görevi kötüye kullanma” soruşturmasına izin verdi. Danıştay, Şahindere Mahallesi ve Eczaneler Caddesi’nde bulunan 133 ada ve 38 parsellik alana izinsiz olarak imara müdahale edilmesi iddiasına ilişkin yargılamanın yolunu açtı.
Söz konusu yetkililer hakkında “Bazı arsalara izinsiz olarak müdahale etmek, bedelini ödemeden toprak almak, taşınmazla ilgili icradan kaçınma amacıyla içeriği itibarıyla gerçeğe aykırı sahte encümen kararı düzenlemek, tapuda vasiyet şerhli olan taşınmazların mevzuata aykırı olarak terkini için talepte bulunmak” iddiaları nedeniyle soruşturma yapılması istenmişti.
Hakkında soruşturma izni verilen kişilerin önümüzdeki günlerde ifadesinin alınması bekleniyor.