Yeniden yapılanma toplantıları sonrası Yeşil Sol Parti ve HDP halk buluşmalarına hazırlanıyor. Çalışmalara dair konuşan HDP Mûş İl Eşbaşkanı Belma Nergiz, ‘Daha güçlü bir irade ve ideolojiyle alanlarda örgütleneceğiz’ dedi
Cumhurbaşkanlığı ve Genel Seçimler sonrası yeniden yapılanma sürecine giren Halkların Demokratik Partisi (HDP) ile Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi (Yeşil Sol Parti), eleştiri-özeleştiri sürecini halk toplantıları ve buluşmalarıyla yürütmeye hazırlanıyor. Halkın eleştiri ve önerilerini raporlaştıran HDP ve Yeşil Sol Parti, bu süreci büyük kongreyle tamamlayacak. Yeşil Sol Parti Îdir Milletvekili Yılmaz Hun, kentinde yürüttüğü çalışmalar, halkın eleştiri ve önerilerini anlattı.
‘Her şeyi açıklıkla halkımıza anlatacağız’
Hun, seçmenlerin eleştirilerine mücadeleyi büyüterek özeleştiri vereceklerini söyledi. Kentte ve bölgede halk toplantılarına başladıklarını aktaran Hun, “Köy ve mahalle toplantıları alarak, halkımızla bu süreci konuşacağız. Nerede hata yaptığımızı, bu hatalardan nasıl kurtulacağımızı konuşacağız. Her şeyi açıklıkla halkımıza anlatacağız” diye konuştu.
Üçüncü yol siyaseti
Üçüncü Yol siyasetiyle halkı sürece katacaklarını ifade eden Hun, “Eleştiri-özeleştiri kültürüyle bu süreçten çıkacağız. Halkımıza, devletin Kürt halkına nasıl bir rolü biçmeye çalıştığını, devletin konseptini, Kürt halkından nasıl bir toplum yaratmaya çalıştığını anlatmaya çalışacağız. AKP-MHP hükümeti burada özel bir politika yürütüyor. Bu gelecek içerisinde Kürtler, sol sosyalist, demokratlar, gençler yok, bu çok tehlikeli bir siyaset. AKP, kadın, Kürt, doğa ve devrimci düşmanı tüm yapılarla ortaklaşarak bir sistem yaratmaya çalışıyor. Bunun panzehri bizim yolumuzdur. Bu yolu hem Türkiye’de hem Kurdistan’da hem de tüm Ortadoğu’da örmeye çalışacağız ve bunu halkımıza anlatacağız” ifadelerini kullandı.
Gözaltı ve tutuklamalar
Paris’te 23 Aralık 2022 Ahmet Kaya Kürt Kültür Merkezi’ne yönelik gerçekleştirilen saldırıda hayatını kaybeden sanatçı Mîr Perwer’in (Mehmet Şirin Aydın) cenaze törenine katıldıkları gerekçe gösterilerek 12 Haziran’da Muş’ta birçok eve baskın düzenlendi. 22 kişi hakkında gözaltı kararının olduğu dosya kapsamında, 12 kişi “örgüt üyeliği” ve “görevi yaptırmamak için direnme” gerekçesiyle tutuklandı. Gözaltı ve tutuklamaların tek nedeninin AKP-MHP iktidarının Kurdistan’daki seçim yenilgisi olduğunu dile getiren Halkların Demokratik Partisi (HDP) Mûş İl Eşbaşkanı Belma Nergiz, Mezopotamya Ajansı’ndan Ruken Polat’a konuşarak siyasi operasyonlara karşı alanlarda örgütleneceklerini vurguladı.
‘Kürdistan’da yenilgiye uğradılar’
Yüzyıllık bir Kürt sorunu olduğunu ve AKP’nin düşmanlığı derinleştirdiğini ifade eden Nergiz, “Seçimlerde her ne kadar AKP kendi zaferini ilan etse de Kurdistan’da yenilgiye uğradığını gördü. Buna tahammül etmemesi üzerine Kürt gençlerine, Kürt kadınlarına, parti çalışanlarına saldırmaya başladı. Bu saldırıların bir örneği Muş’ta yaşandı. Mir Perwer’in taziyesine katılım sağladığı ve orada polise taş attıkları gerekçe gösterilerek 12 arkadaşımız tutuklandı. Biz bunu AKP’nin Kurdistan’daki yenilgisini hazmedememe olarak yorumluyoruz” dedi.
Özel savaş politikaları
Kurdistan’da gençler ve kadınlara dönük özel savaş politikalarının uygulandığını belirten Nergiz, “İktidarın bu özel savaş politikalarına karşı bizim de gençliğimize sahip çıkmamız gerekiyor. AKP-MHP iktidarının kaygıları tamamen yerel seçimler. AKP yüksek bir sesle zaferini kutladı ama aslında Kurdistan’da kaybetti. Bu operasyonların temel amacı, yerel seçimlerin önünü almak ve halka gözdağı vermek amaçlı sindirme politikalarıdır.
‘Alanlarda örgütleneceğiz’
Gözaltı ve tutuklamalara karşı mücadelelerini büyüteceklerini vurgulayan Nergiz, “Bu iktidarın saldırılarına daha güçlü bir mücadeleyle cevap olacağız. Evvelden beri baskılara karşı güçlü durduk ve daha da güçlendik. Bundan sonrası da böyle olacak, şimdi daha çok çalışacağız ve daha güçlü olacağız. Bu mücadeleyi yükselteceğiz. Faşizmin bu topraklara getirdiği zulmü, adaletsizliği yenilgiye uğratıp, zaferi ve barışı bizler inşa edeceğiz. Kürt gençliği boyun eğmeyecek, daha güçlü bir irade ve ideolojiyle alanlarda örgütleneceğiz. Örgütlenmeyi çoğaltarak herkesin bu mücadeleye sahip çıkması gerekiyor. Demokratik bir Türkiye, özgür bir Kurdistan’ı var edeceğiz” şeklinde konuştu.
PKK Lideri Abdullah Öcalan’a yönelik tecridi değerlendiren MAF-DAD Eşbaşkanı Mahmut Şakar, Türkiye’de demokrasi güçleri ile birlikte Avrupa’daki güçlerin çözümün parçası haline getirilmesi gerektiğini söyledi
Avrupa Parlamentosu’nda (AP) aralarında Demokrasi ve İnsan Hakları İçin Avrupa Avukatlar Birliği (ELDH), Uluslararası Hukuk ve Demokrasi Derneği (MAF-DAD), AP’nin Sol Parti (Die Linke), Sosyalistler ve Demokratların İlerici İttifakı (S&D) işbirliğiyle 13 Haziran’da “Türkiye’de Hak ve Özgürlükler: Hukuk, Cezaevleri ve Kürt Sorunu” başlıklı konferans gerçekleştirildi. Konferansı organize eden kurumlardan MAF-DAD’ın Eşbaşkanı Mahmut Şakar, konferansta konu başlıkları kapsamında yapılan tartışmalarda öne çıkan gündemleri ve sonuçları, Avrupalı siyasi parti temsilcilerinin ve hukukçularının Türkiye’ye ilişkin yaklaşımları ve gözlemlerini değerlendirdi.
Avrupa’yı bu meseleye odaklamaya çalıştık
“Hak ve Özgürlükler” konulu konferansın AP’nin, hem AİHM hem Avrupa Konseyi hem de Avrupa İşkencenin Önlenmesi Komitesi’nin (CPT) bulunduğu kentte gerçekleştirilmesinin önemine değinen Şakar, “Türkiye’yi ilgilendiren konuların olduğu dar bir alanda böylesi bir konferansın olması anlamlıydı. Çünkü bu mekanda bulunan kurumların her biri aslında sorunlara hitap ediyor. Parlamenterlerin ve ilgili kurumların da dinleyebileceği, katılabileceği bir olanak yaratmak istedik. Aslında hukukçular olarak, Avrupa’nın siyasal mekanizmasını biraz bu meseleye odaklamaya çalıştık” dedi.
Türkiye’deki yargı sistemi konuşuldu
Konferansta, sahada çalışan hukukçuların gözlemlerini aktardığını belirten Şakar, Avrupalı katılımcıların ise siyasi olarak bulundukları yerden konuya nasıl baktıklarını ifade ettiklerini kaydetti. Yürütülen tartışma başlıklarından birinin Türkiye’de yargının değişim ve dönüşümü aktaran Şakar, “Gerek hapishane rejimi gerekse de tecrit olgusu; birazda Türkiye’de yargının nasıl siyasallaştığı ve mevcut iktidarın nasıl bir aparatı haline geldiği üzerine konuşuldu. Türkiye’deki bu konular bağlamında fotoğraf platforma sunuldu. Yine İmralı pratiği çok detaylı bir şekilde dile getirilirken, AİHM kararlarının uygulanmaması ve Öcalan üzerine uygulanan tecridin Türkiye’yi nasıl etkilediği ve bu sistemin Türkiye hukuk sistemini nasıl etkilediği konuşuldu. Tüm bunları ana başlıklarıyla ortaya koymuş olduk. Tabi Avrupa’daki siyasetçiler ise, sunulan veriler üzerine Türkiye’ye ilişkin gözlemelerini sundular. Türkiye’deki durumu bildiklerini, izlediklerini, gelişmelerin iç açıcı olmadığını ve bazı girişimlerde bulunduklarına dair bir eğilim ortaya konuldu. Avrupalı siyasetçilerin temel yaklaşımının biraz da eleştirel bir noktada olduğunu da söyleyebilirim” diye konuştu.
Avrupa’nın sessizliği tartışıldı
AP’nin Avrupa’nın yürütmesi, karar mekanizması olmadığını ama önemli bir noktada durduğunu ifade eden Şakar, parlamento içerisinde yer alan, özellikle de sol ve ilerici demokrat kesimlerin tecride ve ülkedeki sorunlara karşı duyarlı olduklarını belirtse de sessiz kalan büyük bir çoğunluğun olduğuna da dikkat çekti. Uluslararası kurumların bu konudaki sessizliğinin temel nedeninin hem tecridin uluslararası bir güçte olmasından kaynaklı hem de Türkiye’nin Avrupa’yla mülteci konusuna dair yaptığı pazarlıktan kaynaklandığını belirten Şakar, bu konunun konferansta dile getirildiğini altını çizdi.
Avrupa çözümün parçası haline getirilmeli
Üzerine düşen sorumluluğu yapmayan, taahhüdü yerine getirmeyen, hareket etmeyen ve rolünü oynamayan kurumlar olduğunu söyleyen Şakar, tecrit konusunda sessizliğe girmiş durumda olduklarını ama tecride karşı daha ilerici ve duyarlı bir damarın da olduğunun altını çizdi. Tecridin Türkiye’deki devrimci, ilerici ve demokratik güçlerle sonlanabileceğini söyleyen Şakar, “Avrupa’daki güçleri ana çözüm güçleri olarak görmemeliyiz. Belki kendileri bir çözüm noktası değildir ama onları çözümün bir parçası haline getirmek, bizim de mücadele stratejimiz açısından önemli” dedi.
Avrupa’nın gündeminde tutulmalı
Başta tecrit olmak üzere birçok sorunun Avrupa’daki kurumların gündeminde tutulması gerektiğinin altını çizen Şakar, “Bu çalışmalar yürütüldüğü takdirde, Avrupa’nın sivil demokratik güçleri de harekete geçecek. Yani biz kendi gündemlerimizi onların çalışma alanlarına koyabilmemiz açısından bu toplantıları önemsiyoruz. Kendi başımıza bu sorunları çözemeyeceğimizi biliyoruz ama bu çalışmalarımız süreklileştiği anda ilerleyen dönmelerde bir tavra dönüşebilir. Bu çalışmalar kapsamında artık Avrupalı hukukçular imza vermeye ve Türkiye’ye ziyaretler yapmaya başladı. Açıklamalar yapmaya başladılar. Ondan dolayı biz Avrupa’nın vicdanını oluşturan toplumla ve siyasi alanla işbirliği içerisinde olarak bu meselenin çözümüne katkı sunmaya çalışıyoruz” diye belirtti.
Öcalan’ın sesinin duyulmaması için derinleştirilen tecrit kime yaradı?
Kürt sorunun çözümsüzlüğünün tecritle yakından bağlantılı olduğuna işaret eden Şakar, İmralı’daki uygulamaların hem hukuki hem de siyasal sonuçlarının olduğunu ifade etti. Abdullah Öcalan’a uygulanan tecridin ülkede militarizmin yükselmesine neden olduğuna dikkat çeken Şakar, “Demokratik kesimlerin seçimlerde Öcalan’ın sesine ihtiyaç duyduğunu hepimizi gördük. Bu süreçte Öcalan’ın sesinin duyulmaması için derinleştirilen tecrit kime yaradı? Tabi ki de iktidar kesimlerine yaradı. Öcalan’ın sesine seçimlerde ulaşılabilseydi, belki Türkiye’nin mevcut bugünkü konumu çok başka olabilirdi. Tüm bunlardan kaynaklı tecrit meselesini temel insan hakları meselesi olarak görmek, Türkiye’nin önünü kapatan bir problem olarak görmek gerekiyor. Onun için Türkiye’nin demokratikleşmesi için ülkedeki devrimci ve ilerici güçlerin tecride karşı ortak bir ses çıkarması gerekiyor” diye konuştu.
Siyasi partilere mali denetim yapan AYM, Türkiye Komünist Hareketi Partisi’nin sorumluları hakkında yasal işlem yapılması için suç duyurusunda bulunacağını duyrudu
Anayasa Mahkemesi’nin, 9 siyasi partinin mali denetimlerine ilişkin kararları, Resmi Gazete’de yayımlandı. Kararlara göre, Hak ve Özgürlükler Partisinin 2018 ile 2019, Türkiye Komünist Hareketi Partisi’nin 2018, Esnaf ve Çiftçi Partisi, Emekçi Hareket Partisi, Demokratik Sol Parti, Demokrat Parti, Doğru Yol Partisi, Cihan Partisi ve Çoğulcu Demokrasi Partisi’nin ise 2019’a ait mali denetimleri yapıldı.
AYM, partilerin belirtilen yıllara ait kesin hesaplarının, eldeki bilgi ve belgelere göre doğru, denk ve 2820 sayılı Siyasi Partiler Kanunu’na uygun olduğuna karar verdi.
Türkiye Komünist Hareketi Partisi’nin belirtilen yıla ait mali denetimini de uygun bulan Anayasa Mahkemesi, partinin 5 il teşkilatına ilişkin bilgilerin istenilen şekliyle verilmemesi nedeniyle ise parti sorumluları hakkında yasal işlem yapılması için Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’na suç duyurusunda bulunulmasını kararlaştırdı.
Semsûr’un Çîlikan ilçesinde 4,1 büyüklüğünde deprem meydana geldi.
Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı (AFAD) verilerine göre saat 08.21’de Semsûr’da (Adıyaman) Çîlikan (Çelikhan) ilçesinde 4.1 büyüklüğünde deprem kaydedildi.
Deprem yerin 7.01 kilometre derinliğinde gerçekleşti.
Qamişlo Kantonu’na yönelik SİHA saldırısını protesto etmek için İsviçre’nin bir çok kentinde Kürtler alanlara çıktı
Türkiye’nin 20 Haziran’da Qamişlo Kantonu’nda SİHA ile gerçekleştirdiği saldırıda Qamişlo Kantonu Eşbaşkanı Yusra Derwêş, yardımcısı Lîman Şiwêş ve Firat Tûma’yı katledilmesine tepkiler sürüyor.
İsviçre Demokratik Kürt Konseyi (CDK-S) ve İsviçre Kürt Kadınlar Birliği’nin (YJK-S) çağrısıyla Lozan, Basel, Cenevre, Solothurn, Wintherthur ile Bahnhofplatz kentlerinde alanlara çıkan Kürtler, Türkiye’nin Rojava’ya yönelik saldırılarını protesto etti.
Almanya’da da protesto
Öte yandan Almanya’nın Düsseldorf, Stuttgart kentinde de saldırılar eylemlerle protesto edildi.
CHP lideri Kılıçdaroğlu’nun il başkanlarıyla toplantısı 8 buçuk saat sürdü. Toplantının ardından İstanbul İl Başkanı Kaftancıoğlu ‘Ortak bildirimizi yarın paylaşacağız’ açıklaması yaptı
Cumhuriyet Halk Partisi’nin (CHP) 81 il başkanı, Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu’nun başkanlığında parti genel merkezinde toplandı.12.45’de başlayan toplantı yaklaşık 8,5 saat sürdü. CHP İstanbul İl Başkanı Canan Kaftancıoğlu, toplantının ardından sanal medya hesabından açıklama yaptı.
Kaftancıoğlu, açıklamasında, “Bugün Genel Başkanımızla birlikte illerimize dair oluşturduğumuz raporları değerlendirdiğimiz verimli, kapsamlı ve oldukça uzun bir toplantı gerçekleştirdik. Ortak basın bildirimizi yarın kamuoyuyla paylaşacağız” ifadelerine yer verdi.
Koza Altın’ın TVF’ye devri ve ardından özelleştirmesinin gündeme gelmesi beklenirken, Nisan’dan bu yana Türkiye’nin dört bir yanında ya alan genişletiyor ya da yeni maden sahaları açmaya devam ediyor
Yusuf Gürsucu / İstanbul
Koza Altın’ın eski sahibi ve Fetöcü olarak anılan Akın İpek, Fettullah Gülen’in Türkiye’de iktidar üzerinde etkili olduğu dönemde hızla büyümüş ve bu büyüme içinde altın madenciliği özel bir yer tutmuştu. İpek, İngiltere’de uluslarası tahkim mahkemesine açtığı davayı kaybetti ve hemen ardından Türkiye’de ise yargıtay Nisan’da verdiği kararla Akın İpek’in taleplerini reddetti. Bu gelişmelere paralel olarak Koza Altın’ın kayyum yönetimi agresif bir tarzda Türkiye’nin dört bir yanında altın madenleri açma girişimlerine hız verdi.
Müsadere kararı onandı
Yargıtay 3. Ceza Dairesi, 15 Nisan 2023 tarihinde Ankara 24. Ağır Ceza Mahkemesi’nin Koza Holding hakkında aldığı müsadere kararını düzelterek onadı. Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu’nun (TMSF) kayyum olarak görevlendirildiği Koza Holding bünyesindeki tüm şirketler, ‘iyi niyetli pay sahiplerinin/yatırımcıların pay ve hakları korumak’ iddialarıyla Hazine’ye devredildi. Yargıtay 3. Ceza Dairesi ayrıca, şirketlerde hissedar olan ‘İpek’ soyadlı bazı sanıklar hakkında verilen silahlı terör örgütüne üye olma, silahlı terör örgütüne yardım etme, Sermaye Piyasası Kanunu’na muhalefet gibi suçlardan aldıkları mahkumiyet kararını da onadı.
İpek, tahkim davasını kaybetti
Yargıtay tarafından cezası onanan ve FETÖ firarisi olarak nitelenen Akın İpek, Londra’daki Uluslararası Yatırım Anlaşmazlıklarının Çözüm Merkezi’nde (ICSID) açtığı 6 milyar dolarlık davayı da Yargıtay’ın aldığı karar öncesi kaybetmişti. Tüm bu gelişmeler koronavirüs sonrası döviz krizine giren AKP Japonya, Katar ve diğer birçok ülkelerle swap anlaşmaları yapılırken, anlaşmalarda öne çıkan ülkenin İngiltere olduğu belirtilmişti. CHP G. Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun Erdoğan’a yönelik “Londra’daki bir avuç tefeciye hergün 58 milyon faiz ödeniyor” sözleri dikkat çekerken, ICSID kararı bu bağlamda yapılan değerlendirmelerinde ‘beklenen sonuç’ yorumları yapıldı.
Kayseri, Eskişehir ve Giresun
Halen TMSF’nin görevlendirdiği kayyum tarafından yönetilen Koza Altın, sadece son 1 yılda 30’a yakın yeni proje için başvuru yaptı. Son günlerde ise Giresun, Kayseri ve Eskişehir’de aynı zaman diliminde hızla harekete geçmesi merak uyandırıyor. Kayseri ili sınırları içerisinde Koza’ya ait 5 işletme var. En son Himmetdede Altın Madeni’nin yaklaşık 10 km güneyinde yer alan Kaşköy Projesi ruhsatına mücavir (bitişik) durumda bulunan saha, Maden ve Petrol İşleri Genel Müdürlüğü (MAPEG) tarafından 13 Haziran 2023 gerçekleştirilen 264. Grup İhalesi’nde bulunan ve ihale talebi Koza’dan gelen sahanın ihale sonucunda 21 milyon TL bedelle kullanım hakkı Koza’ya geçti.
Cevher Çanakkale ve Konya’dan Koza Altın, bir diğer adımı ise Eskişehir’de attı. Eskişehir’in Sivrihisar ilçesinde siyanür liçi yaptıkları bölgede, üçüncü atık depolama tesis inşası için proje başlattı. Proje kapsamında, mevcut maden atık depolama hacmi arttırılarak, atıkların depolanması için 5 milyon 519 bin metreküp kapasiteye sahip yeni bir Maden Atık Depolama Tesisi (MADT-3) yapılma hazırlığına girişildi. Proje kapsamındaki 2 bin 700 bin ton cevher, Çanakkale ve Konya Karapınar İlçesi’nde yer alan Koza Altın İşletmeleri’ne ait Altın ve Gümüş madenlerinden Eskişehir’e taşınacak ve burada siyanür liçi ile altın elde edilecek.
‘ÇED gerekli değil’
Koza altın son bir yıl içinde Giresun’da 9 altın madeni açmak için girişimlerde bulundu. En son Giresun’un Espiye ve Dereli ilçelerinde 2 maden başvurusu daha yapan şirket, çıkan cevheri Gümüşhane’deki siyanür liç havuzlarında işleyeceği belirtiliyor. Dereli ilçesi Kızıltaş köyünde altın, gümüş, bakır, çinko, kurşun madeni çıkartmak isteyen şirket Çevre Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’na başvuru yaptığı dosyada, yıllık ortalama 59 bin ton cevher çıkarılacağı belirtildi. Espiye’nin Ercik köyü mevkiinde ise bakır, çinko, kurşun madeni için yapılan şirket başvurusunu Dereli ile aynı gün yapması manidar bir durum. Burada ise yılda 25 bin 600 ton cevher üretimi gerçekleştireceği belirtilmesine karşın gerçekler bununla sınırlı değil.
Maden Yasası şirketler için
Koza Altın Kayseri’deki alan hakimiyetini sürekli genişletiyor. Bölge coğrafyasını madenlerle yerle bir olmasına yol açarken, aynı zamanda siyanürle zehirlenmesine enden oluyor.
Üretileceği bildirilen cevher miktarları gerçeği yansıtmama olasılığı çok yüksek. Bildirilen miktar, hazırladıkları ÇED dosyasında belirtildiği şekliyle, madenciliği 25 hektar altında yapılacağı iddiasıyla parelellik taşıması önemli bir ayrıntı. Maden şirketlerinin yararına, doğal yaşamın ise zararına olacak biçimde çıkarılan Maden Yasası’na göre 25 hektar ve altı maden ocakları ÇED sürecinden muhaf tutulmakta. Hazırladıkları başvuru dosyasındaki bilgiler inandırıcı olmaktan çok uzak. Bu başvuruyla 25 hektar üzerinden bölgeyi tamamen yok edecek olması halinde bile Valilikten ‘ÇED Gerekli Değildir’ kararı alması hiç zor değil.
Koza Altın TVF’ye mi geçiyor?
2021 yılı başında Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu (TMSF) Başkanı Muhiddin Gülal, fonun kayyumluğundaki şirketlere yönelik yol haritasının çizilmesi için hukuki süreçlerin kesinleşmesi gerektiğini belirterek, “Koza Altın’ı eğer hukuki süreçleri kesinleşirse Türkiye Varlık Fonuna devredebiliriz” demişti.
Hukuki süreçlerin bittiği bu günlerde Koza Altın’ın yatırımlarını sürekli arttırıp yeni alanlar açmaya çalışması bir değerlenme süreci olduğuna ve devir gününün yaklaştığına işaret etmekte.
Koza satılacak mı?
Diğer taraftan TVF şirketleriyle ilgilendikleri konuşulan Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) ve Katar’dan para ve yatırım bekleyen iktidarın bir hazırlık içinde olma ihtimali yüksek. Ekonominin başına getirilen Mehmet Şimşek’in ise İngiliz sermaye tarafından alacaklarını tahsil için gönderildiği iddialarının yapılması dikkat çekici. Tüm bu gelişmeler TVF elinde bulunan kamu şirketlerinin yakın zamanda özelleştirilme süreçlerinin başlayacağına işaret ederken, Koza Altın’da bu bağlamda hisse satışı ile kontrolün devredilebileceği ihtimali olgunlaşmakta.
‘Beraber yürüdük biz bu yollarda’
Koza Davetiye sahibi Akın İpek, R.T. Erdoğan’ın Başbakan olduğu dönemde ‘beraber yürüdük biz bu yollarda’ ifadesiyle ima ettiği Fettullah Gülen’in sağ kolu olarak anılmaktadır. Gülen’le Erdoğan’ın yaşadıkları ‘sorunlar’ sonrası Akın İpek’in şirketlerine TMSF tarafından el konulurken, kendisi halen firari olarak İngiltere’de yaşıyor. TMSF’nin atadığı kayyum yönetimiyle birlikte Koza Altın’ın önündeki tüm engeller, geçmişte olduğu gibi ortadan kaldırılarak, şirket adeta ‘devlet’ şirketi halini alırken, büyük bir yağma özgürlüğü sağlandı.
Yerli ya da yabancı farketmez
Geçtiğimiz 2021 yılı Mart ayında Koza Altın’la ilgili açıklama yapan TMSF eski Başkanı Muhiddin Gülal, Koza Altın’ın TVF’ye devredilebileceğini belirterek, “Sonuçta Varlık Fonu, Türk Madencilik A.Ş. diye firma kurdu. Koza Altın ülkede üretilen altının üçte birini üretiyordu. Yerli ya da yabancı ‘Talibiz’ derse satışı da mümkün olabilir” dedi. Gülal ayrıca, Koza Altın’ın Ağrı’da 300 milyon dolar yatırım ile yeni bir altın madeni kuracaklarını belirterek, “Koza’da 2022-2023’de 15 ton altın çıkarmayı hedefliyoruz” ifadeleri dikkat çekiciydi. İktidarın 2023 yılıyla birlikte TVF ve TMSF elinde bulunan tüm varlıklarını satabileceği iddiaları yapılırken, Koza Altın’ın yeni maden lisans ve sahalarına sahip olması değerini arttırmakta.
Altın madenleri yaşamı öldürür
Koza Altın Ağrı’nın Mollakara köyü coğrafyasında maden girişimi sürüyor. Maden, Murat Nehri ile tarım arazileri için büyük bir tehdit.
Hatırlayacağımız gibi Türkiye’de ilk kitlesel çevre mücadelesi İzmir Bergama’da ortaya çıkmıştı. 1989 yılında Eurogold Madencilik A.Ş. ile başlayan altın macerası en son Koza madenciliğe devri ile sürdü. Bu devir işlerinin hangi yollarla sağlandığı üzerinde durmayacağız. Ancak bir hatırlatma da bulunmak gerekiyor. R. T. Erdoğan’ın Fettullah Gülen grubuyla arası açıldığında “ne istediler de vermedik” sözleri bu süreçlerin nasıl işlediğini gösteriyordu. Karadeniz Bölgesi’nde halkın büyük direnişlerine rağmen açılması sağlanan ‘Yeşil Yol’un madenler için yapıldığı gerçeği gün geçtikçe netleşmekte.
Eşme ve İliç Altın madenleri
İliç’te 60 milyon ton siyanür havuzuyla bölge, Fırat Nehri ve tüm havza yok edilmeye hazırlanıyor. Altın madeni atık havuzunda yaşanan boru patlaması sonucu resmi açıklamalara göre 20 ton siyanür yüklü atığın çevreye yayıldığı iddia edilirken, atık borusunun ancak sabah saat 5’te patladığının farkedilmiş olması iddia edilen atığın 20 tondan çok daha fazla olacağını düşündürüyor. İliç gibi Uşak Eşme’de de açık liç yöntemiyle işletilen altın madeninde, her biri 1600 metre uzunluğunda ve 10 metre yüksekliğindeki maden yığınları üzerine siyanür yağmurlaması yapılarak altın elde edilmektedir. Yöredeki hayvanlarda, anomali doğum, ölü doğum gibi yüzlerce olay yaşandı. 2009 yılında, aşırı yağışlar sırasında oluşan bir kaza sonucu, Eşme’de binlerce insanda siyanür zehirlenmesi bulguları görüldü. İzmir Tabip Odası tarafından alınan 9 adet kan örneğinin hepsinde, sağlık örgütünün izin verdiği maksimum dozun 40–120 kat fazlası siyanür bulgusuna rastlandı.
Filmde önemli yansımalardan biri de kadınların ne olursa olsun sadece birbirlerine destek olabileceklerini bilmeleridir. Hepsinin birbirinden farklı dinamiklerde maruz kaldıkları bu düzende birbirlerini çok iyi anladıklarını, temas edemeseler bile hissettiklerini birbirlerine bakışlarından anlıyoruz
Rengin Tapancı
Doğum; doğası gereği yaşama tutunuşları uzatma arzusunun, varoluşu anlamlandırmanın, nitekim umuda uzanışların görünümüdür. O nedenle her canlı için doğum sancıları da sevince karışır. Film hastanede bir kadının doğum sancılarıyla başlar. Ancak mekânın kasveti gereği yaşamı yeşertememenin ya da kapıda bekleyen annenin -erkeklerin dünyasında kız çocuğunun hiçbir öneminin olmadığının bilinciyle- bir kız torunu olduğunu bir türlü kabullenemediği sorgulamalarıyla, kadın olmanın ilk sancıları da diyebiliriz. Ve öyle ki o sancıların doğan bebekten annesine, anneannesine ve hatta diğer kadın karakterlere film boyunca peşi sıra yayılmasını izleriz.
Kamera hastanenin ‘dışına’ çıktığında üç firari kadının bir yerlere gitmek için oradan oraya koşturmacasını ve nereye dönerlerse dönsünler erkeklerin dünyasına çarptıklarını izleriz. Dolayısıyla yönetmen bizi daha büyük bir hapishaneye taşımıştır. Nergis diğer iki kadın arkadaşını çaresiz bir şekilde geride bırakarak ilerlemeye çalışır ancak birkaç erkek engelini aşsa da çok fazla ilerleyemeden yine kendini aynı noktada bularak bize başka bir firari kadın olan Peri’nin evinin kapısını aralar. Peri ise o esnada evdeki erkek şiddetinden kendini bir şekilde sıyırarak sokağa atılacaktır. Ardından Periyi takip ederek birçok kadının hayatının gerçeklerine dair hikayelere tanık oluruz.
Film boyunca domino taşları gibi üzerimize devrilen hikayelerdir bunlar. Kız torununu kabullenemeyen kadın gerçekliğinden, evliliğinde başka bir kadın ile yaşamayı normalleştirmiş, kocasından geçmişini saklayarak kendinden vazgeçmiş ve kızını sokak ortasında daha iyi bir hayat umudu ile terk eden kadın gerçekliğine götüren yönetmen, bize kadınların baş edemedikleri gerçeklikleri nasıl da kanıksamak zorunda kaldıklarını çok çarpıcı bir şekilde göstermiştir. Hayatlarının hiçbir noktası iyiye evrilmediği için umut etmekten bile ürken kadınlardır bunlar. Nergis’in arkadaşının ayrılırken; “Senin cennetinin de var olmadığını görmekten korkuyorum” cümlesiyle dışa vurduğu gibi. Oysa insanı harekete geçiren en önemli duygulardan biridir; umut. Tıpkı sanatçıyı harekete geçiren hayal gücü gibi. Kadınların hareket etme kabiliyetini zihinsel olarak da felç eden bir sistem gerçekliğidir bu. Film ‘Farkında olmadığımız daha hangi duygulara ket vurulmuştur?’ sorgusuna götürüyor bizi.
Yönetmen öyle incelikle bizi Tahran sokaklarının akışına bırakır ki; sigara yasağı olgusundan her sokakta beliren askerlere kadar her şey; bize özellikle serpiştirilmiş trajik durumdaki kadınların hikayesi olmadığını, yaşamın olağan dinamiklerini soluduğumuzu göstermektedir. Hatta iki askerin telefon kulübesinde annesiyle gizlice yapmak zorunda kaldığı konuşmadan sadece kadınların değil, bir şekilde erkeklerin de bu düzenin girdabına çekildiğini görüyoruz. Bunu bizimle beraber gören Peri’nin o esnada mevcut yaşam gerçekliğinden midesinin bulanması da tesadüfi değildir. Kadının sömürülmesine dayanan sistem genişleyen bir yelpaze gibi tüm toplumu kemiren bir yaşam gerçekliğine dönüşmüştür.
Filmde önemli yansımalardan biri de kadınların ne olursa olsun sadece birbirlerine destek olabileceklerini bilmeleridir. Hepsinin birbirinden farklı dinamiklerde maruz kaldıkları bu düzende birbirlerini çok iyi anladıklarını, temas edemeseler bile hissettiklerini birbirlerine bakışlarından anlıyoruz. Toplumda en güçlü temasların aslında özdeşlikler üzerinden kurulduğuna dair önemli yansımalardır bunlar. Dolayısıyla hareketin etki-tepki prensibine uygun olarak bireysel bocalamalarımızdan ziyade bu güçlü özdeşlikler üzerinden sisteme karşılık vermek gerektiğini anımsatıyor.
Jafar Panahi yine film boyunca hikayelerinin peşinden koştuğumuz kadınların hapishanede bir araya geldiği bir sonla bizi adeta bir çember üzerinde dolaştırıp aynı noktaya getirir. Kamera bir hapishane hücresi içinde üç yüz altmış derece dönerek tüm kadınların üzerinden bizi yine filmin başında gördüğümüz kapı aralığına getirir. Doğumla temsil edilen beyaz renkler bu defa siyaha dönmüştür. Yönetmen metaforik yoldan da ustaca çemberin içinde olduğumuzu hissettirmiştir. Hapishanede, hastanede, evde, sokakta sıkışmış kadınlar için artık mekânın da bir ehemmiyeti yoktur. Yaşam bütünen bir çember içerisinde sıkışmışlıktır.
Her ne kadar film İran rejiminin kadınlar üzerindeki baskısının bir yansıması olsa da eminim izleyen tüm kadınlar da içinde bulundukları çemberin çeperlerini hissetmişlerdir. Kadınlar toplumun; çemberi hissettikçe dışına çıkma gücünü de kendilerinde bulacak en önemli dinamiğidir. Tarihteki tüm kazanımlar bunu hisseden kadınların, toplumların çemberi genişletmesiyle sağlanmıştır. Yakın geçmişte Jina Mahsa Amini olayı üzerinden bunu çok yoğun hisseden ve farkında olan İran kadınlarının direnişlerini sürdürmesi gibi… Buradaki çember metaforu aslında yaşamın her noktasında hareket ihtiyacını da temsil eder. Çünkü bir çemberin genişlemesi için her noktadan itilmesi, yani yaşamın bütünsel ele alınması gerekir. Tıpkı doğum esnasında her yerinden kasılan vücut gibi. Bunun öncüsü de şüphesiz ki yaratma kudreti en fazla olan kadınlar olmalıdır. Düzenin tüm çirkinliğinde en küçük güzellikleri fark edecek, koruyacak ve yeşertecek olan yine kadınlardır. Tıpkı Nergis’in tabloyu anlatırken “Ressam çok dikkatli değilmiş, buradaki güzel çiçekleri unutmuş” demesi gibi kadınlar; güzellikleri ihmal etmeyecek olanlardır.
Filmin başından sonuna kadar dinmek bilmeyen sancıların; çemberin/düzenin/kadının dışına çıkan yeni yaşam gerçekliğine, kadınların kendilerini ve yaşamı yeniden doğurmasına evrilmesi umuduyla…
Türkiye’nin SİHA saldırısında katledilen Yusra Derwêş ve Leyman Şiwêş, Şehit İsmail Şehitliği’nde defnedildi
Kuzey ve Doğu Suriye’de Türkiye’nin gerçekleştirdiği SİHA saldırısında katledilen Qamişlo Kantonu Eşbaşkanı Yusra Derwêş ve yardımcısı Lêyman Şiwêş defnedildi. Amûdê ilçesindeki Şehit İsmail Şehitliği’nde düzenlenen törene Kuzey ve Doğu Suriye Özerk Yönetimi, Kongra Star, TEV-DEM temsilcileri ve ailelerinin yanı sıra çok sayıda kişi katıldı.
Törende konuşan Qamişlo Şehit Aileleri Meclisi Eş Başkanı Hêvî El-Sayed, “Buradaki bu kalabalık, hiçbir gücün moralimizi ve irademizi yenemeyeceğini gösteriyor. Öncelikle Önder Öcalan’a başsağlığı diliyorum çünkü o bir kadın kahramanıdır. Düşman, lider kadınları hedef alıyor çünkü onların kahramanlıklarından korkuyor” dedi.
‘Sessizlikle bu katliamların suç ortağısınız’
Özerk Yönetim’in DAİŞ’in yargılayacağını açıklamasının ardından bölgeye saldırının arttığını belirten Cizre Özerk Yönetimi Yürütme Meclisi Eş Başkanı Telet Yûnis, “Astana’da toplantıya hazırlanan güçler Suriye halkını hedef almaktadır, bu toplantı özgürlükçü halkımıza yönelik komplonun devamıdır” diye ekledi. Bölgedeki garantör güçlerin sessizliğine vurgu yapan Yûnis, “Yeter artık bu sessizlikle bu katliamların suç ortağısınız. Bölge halkı, dünya barışı ve güvenliği için ağır bedeller ödemiştir. Özerk Yönetim projesinden ahlaki olarak sorumlu olmalısınız. Suriye halkının beklentilerini karşılamak için üzerlerine düşen görevi yapmalıdırlar” şeklinde konuştu.
‘2 devrimci kadın daha katledildi’
Kuzey ve Doğu Suriye kadın örgütleri adına konuşan Kongra Star Koordinasyon Üyesi Rûken Ehmed, Türkiye’nin 2 devrimci kadını daha katlettiğini belirtti. Ehmed, Özerk Yönetim’in DAIŞ çetelerini yargılama kararının ardından DAİŞ’i korumak için harekete geçildiğini belirterek, “Efrin, Serekaniyê, Girê Spî, Ezaz ve Cerablus’u özgürleştirmemiz gerekiyor. Topraklarımızdan bir cennetin daha işgal edilmesine izin vermeyeceğimize söz veriyoruz” ifadelerine yer verdi.
‘Halkların iradesi bir sembol’
Süryani Birlik Partisi Eş Başkanı Senherib Bersûm da söz alarak, tarihten bugüne düşmanın aynı olduğunu, Alevi ve Êzidî toplumunun kendisini inşa ettiğini ve halen de koruduğunu belirtti. Bersum, “Hakkımız var, irademiz olduğu ve şehitlerle bağımız olduğu için her zaman başarılı oluyoruz. Halkımız bölgede birlik içinde yaşıyor, kanımız bir oldu ve şehitlerimize bununla söz veriyoruz. Halkların iradesi bir sembol ve bir ışıktır ve Özerk Yönetim buna bağlı kalacaktır” dedi.
Arkadaşlarının omuzlarında defnedildi
Yusra Derwêş’in ailesi adına söz alan Aydın Beşir Mele Newaf, “İki şehit Kürt kadınının simgesidir. Şehitlik, içinde aşk barındırdığı için bir destandır. Halk, canı gönülden şehitlerinin izinden giderse mutlaka muvaffak olur ve düşmanların planlarını bozguna uğratır” ifadelerini kullandı.
Konuşmaların ardından Yusra Derwêş ve Leyman Şiweş’in cenazeleri, arkadaşlarının omuzlarında Şehit İsmail Şehitliği’nde defnedildi.
Adana’da stant açan TÖP üyelerine bir grup ırkçı saldırdı. Saldırıda yaralanan 2 TÖP üyesi hastaneye kaldırıldı
Toplumsal Özgürlük Partisi (TÖP) Adana İl Örgütü, “Durmak Yok Şimdi Örgütlenme Zamanı” şiarıyla Çukurova ilçesinde bulunan Gençlik Meydanı’nda “TÖP’e üye ol” standı açtı. TÖP’lülerin standına bir grup ırkçı küfür, tehdit ve hakaretlerle saldırdı. Saldırıda 2 TÖP üyesi çeşitli yerlerinden yaralandı. Olay yerine gelen polis her iki gruba da biber gazıyla müdahale etti. Irkçı grup içerisinde bulunan kişilerin; polislere; “Kime biber gazı sıkıyorsunuz?” deyip küfür ve tehditler savurmaları dikkat çekti. Grupların olay yerinden uzaklaşmasıyla olaylar sona erdi. Yaralanan TÖP üyesi 2 kişi ise olay yerine gelen ambulansla hastaneye kaldırıldı.
‘Faşistler saldırdı, polis gaz sıktı’
TÖP, sanal medya hesabından Adana Valiliği ve Adana İl Emniyet Müdürlüğü’nü etiketleyerek, “Adana’da açtığımız parti standımıza ülkücü faşist çeteler saldırmaya devam ediyor, emniyet engellemiyor, arkadaşlarımızın can güvenliği tehlikede! Yaralı bir yoldaşımız ambulansla götürüldü. Yoldaşlarımızın kılına zarar gelirse sorumlusu Adana Emniyeti ve Adana Valiliği’dir! Güvenlik şubenin gelişiyle birlikte arkadaşlarımıza tekrar saldırı gerçekleşti. Saldırı olana kadar elini kolunu bağlayıp bekleyen polis arkadaşlarımıza biber gazı sıktı. Saldırı sonucu bir arkadaşımız yaralandı. Adana Valiliği ve Adana Emniyet Müdürlüğü’nü teşhir ediyoruz! Parti standımıza saldıran ülkücü faşist çeteler, müdahale etmeyen ve yoldaşlarımıza biber gazı sıkan emniyet görevlileri hakkında hukuki işlem başlatacağız. @TCAdanaValiligi @AdanaEmniyeti” paylaşımı yaptı.