Ana Sayfa Blog Sayfa 276

İstanbul için sağanak yağış uyarısı

Meteoroloji’den İstanbul’da, özellikle Avrupa yakasında sağanak yağışın etkili olacağı, ani sel ve su baskınlarına karşı dikkatli olunması uyarısı yapıldı

Meteoroloji Genel Müdürlüğü’nden İstanbul için sağanak yağış uyarısı yapıldı. Yağışın saat 19.00 itibariyle, özellikle Avrupa yakasında etkili olacağı belirtildi

Meteoroloji Genel Müdürlüğü tarafından yapılan uyarıda, “Yapılan son değerlendirmelere ve meteoroloji radarından alınan bilgilere göre, saat 19.00 TSİ’ye kadar, İstanbul Avrupa yakasında yerel kuvvetli gök gürültülü sağanak yağış bekleniyor. Ani sel, su baskını, yıldırım, yerel dolu yağışı, ani kuvvetli rüzgar, kısa süreli fırtına ve ulaşımda aksamalar gibi olumsuzluklara karşı dikkatli ve tedbirli olunmalıdır” denildi.

İSTANBUL 

#İstanbul #için #sağanak #yağış #uyarısı

Tekirdağ HDK davası: 38 kişinin adli kontrolü kaldırıldı

Tekirdağ HDK soruşturması kapsamında ‘örgüt üyesi’ oldukları iddiasıyla yargılanan 38 kişinin adli kontrolü kaldırılırken, duruşma 14 Kasım’a ertelendi

Tekirdağ Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından Halkların Demokratik Kongresi’ne (HDK) yönelik yürütülen soruşturma kapsamında “örgüt üyesi” oldukları iddiasıyla 38 kişi hakkında açılan davanın ilk duruşması Tekirdağ Adliyesi 2’nci Ağır Ceza Mahkemesi’nde görüldü. Duruşmada tutuksuz yargılanan HDK’lilerin birçoğu salonda hazır bulunurken, bir kişi mazeret bildirerek duruşmaya katılmadı. 4 kişi ise Ses ve Görüntü Bilişim Sistemi’yle (SEGBİS) üzerinden duruşmaya katıldı.

Özgürlük İçin Hukukçular Derneği (ÖHD) ve İnsan Hakları Derneği (İHD) üyesi müdafi avukatlarda salonda hazır bulundu. Duruşmayı HDK Eşsözcüleri Esengül Demir ve Cengiz Çiçek’in yanı sıra, Halkların Demokratik Partisi (HDP), Yeşiller Sol ve Gelecek Partisi (Yeşil Sol Parti) İstanbul ve Tekirdağ il, ilçe yöneticileri ve eski HDP İstanbul Milletvekili Musa Piroğlu takip etti.

Kimlik tespitiyle başlayan duruşmada ilk olarak Murat Mutlu savunma yaparak, HDK’nin “terör örgütü” olarak lanse edilmeye çalışıldığını ve bu şekilde yargılandıklarını söyledi. “HDK nasıl bir silahlı örgüt, anlamıyorum” diyen Mutlu, suç unsurunu oluşturacak durumların olmadığını, HDK’nin legal çalışmalar yürüttüğünü belirtti. Kendisine yöneltilen tüm suçlamaların asılsız olduğunu söyleyen Mutlu, “Yapılan tüm eylemler, açıklamalar polis eşliğinde yapıldı. Sonra ‘Terör örgütü’ diyerek, dava açıldı” dedi.

Edebiyatçı Soydan: Kalemimden başka silahım yok

İddianamede 140 kez isminin geçtiğini aktaran Edebiyatçı Seyit Soydan ‘iftira’ içeren iddiaların olduğunu söyledi. İllegal her hangi bir oluşumun üyesi olmadığını vurgulayan Soydan, “HDK demokratik bir platformdur. İçinde yer alan kurumlar, partiler hala faaliyetlerine devam ediyor. Savcılık sürekli ortada olmayan örgütten bahsediyor. Ortada silah bomba olmayınca muhalif kimliğim suç sayıldı” diye konuştu. Sanal medyada iktidarı eleştirme özgürlüğü olması gerekirken, suç sayıldığına dikkat çeken Soydan, “Ama Savcılık beni ‘silahlı terör örgütüne üye’ olmakla suçluyor. Benim kalemimden başka silahım yok. Hiç kimse muhalif olduğu için tutuklanmamalı. HDK’ye üye olsaydım söylerdim. Çünkü yasal ve suç değil. Sosyal medya paylaşımlarıma dönük suçlamaları kabul etmiyorum. Bana dönük tüm sulamaları reddediyorum” diyerek, beraatını talep etti.

‘Düşüncemden dolayı yargılanıyorum’

Ardından savunma yapan Alev Ateş, HDK’nin yasal bir platform olduğunun altını çizdi. HDP Çorlu ilçe Eşbaşkanlığı yaptığı sürede gerçekleştirdiği faaliyetler nedeniyle suçlandığını dile getiren Ateş, “Siyasi düşünce kimliğimden dolayı legal çalışmalarım olmuştur. Ben o dönem legal çalışma yaptığım için telefonda da yaptığım konuşmalar tamamen legal konuşmalardır. Katıldığım eylemler yasa dışı örgütle alakası yoktur. Bu basın açıklamaları polis müdahalesi olmadan sonlanmıştır” diyerek, suçlamaları kabul etmediğini beyan etti. Tanık Evin Filiz, bir süre parti çalışmalarına katıldığını ve davranışlarından kaynaklı partiden ihraç edildiğini aktaran Ateş, Filiz’in kendisine iftira attığını ve verdiği ifadeleri kabul etmediğini söyledi. Hayatında hiçbir şekilde Amed’e gitmediğini ve gizli tanıklardan birinin kendisi için böyle bir iddiada bulunduğunu aktaran Ateş, “Bunu iddia eden ispatlasın” dedi.

Kürtlerden bahsetmek örgüt propagandası sayılıyor

“Örgüt üyeliği ve propagandası yapmakla” suçlandığını söyleyen Ömer Güven, “Eğer bugün Kürtler eziliyorsa, 2’nci sınıf muamelesi görüyorsa, bunları dile getirirseniz rahatlıkla propaganda yapıldığı söyleniyor. Bir sözün Abdullah Öcalan ya da farklı kişiler tarafından dile getirilmesi sonrası bizim dile getirmemiz suç sayılamaz. Bütün iddiaları reddediyorum. Düşüncelerini özgürce ifade etmek meşrudur. Basın açıklaması da, yürüyüşte, eylemde yaparım. Bunlar suç değil. Savcılık ifadesinde de bunların suç olmadığı belirtiliyor. Biz hukuka aykırı, gayri-meşru bir faaliyet içinde olmamışız. Evimde yasaklı bir kitap bulundurdum. El koyuldu. Okumak için alıp, bulundurdum. İddianamesinde yer alması kadar absürt bir durum olamaz” ifadelerini kullandı. Yaptığı tüm çalışmaların yasal çerçevede olduğunu belirten Güven, beraatını talep etti.

HDK sivil inisiyatiftir

Gözaltına alınma ve savcılıkta ifade verme sürecini anlatan Hilal Civil Bakır, söylenen şeylerin gerçeklerle ilgisi olmadığını vurguladı. Meclis’te temsil edilen ve yasal bir parti olan HDP’nin üyesi olduğunu dile getiren Bakır, “HDP’nin bu iddianamede hiç adı geçmeden HDK’yi örgüt olarak tanımlanıp, hepimiz üyeymişiz gibi gösteriliyor. HDK bir sivil inisiyatiftir. HDK silahlı bir örgütse, neden silahları yok? Bunları soramıyoruz. Bakır, “ ‘Evine HDP’liler gelmiş’ denilmiş. Biz sol-sosyalist insanlarız. Evimize HDP’li arkadaşlarımız, dostlarımız gelebilir. Gelmeyin mi diyelim? Bu zorlama iddialardan ve iftiralardan ibaret iddianameyi reddediyorum” diyerek, beraatını talep etti.

Siyasi faaliyetlerinin yasal çerçevede olduğunu belirten Fisun İşcan, Evin Filiz’in verdiği ifadelerin iftira olduğunu söyledi. İşcan, iddianameyi reddettiğini söyleyerek, beraatını talep etti.

‘Savcılık sorumludur’

Anayasal olarak istediği bir partiden yer almaya hakkı olduğunu vurgulayan Hasan Hergül, “Bunu kimse engelleyemez. HDP içinde yer aldım ama bazı nedenlerden ayrıldım. Sonra bir polis baskınıyla geri döndüm. Ailemi, çocuklarımı mağdur ettiler. Benim ailem ve çocuklarımın yaşadığı tüm olumsuzluklardan savcılık sorumludur. Bu arkadaşlarla yargılandığım için onur duyuyorum. HDK ile ilgili görüşlerimizi birbirimize sunmamız suç mu?” diye sordu.

Kurgu iddianame

Kendisine yöneltilen suçları reddeden Betül Tuncel, “Korkunç kurgusal bir iddianame karşımıza çıktı. ‘Silahlı terör örgütüne üye olmak’la suçlanıyorum. Çocuğuma oyuncak silah bile almış değilim. 2014-2018 yıllarında HDP üyesi olarak çalıştım. Bana yöneltilen suçlamalardaki tüm çalışmalar HDP’nin yasal çalışmalarıdır. Partim için legal çalışmalar yaptım. İllegal hiçbir çalışmada yer almadım” diyerek, beraatını talep etti.

SEGBİS ile duruşmaya katılan Hüseyin Bağcı, kendisine yöneltilen suçlamaları kabul etmediğini belirterek, beraatını talep etti. Yine SEGBİS ile duruşmaya katılan Feyaz Şahin,”Yasal yollarla yurt dışına çıktım. Bir suç unsuru olarak önüme koyulmuş. Keşke bu yasal yollarla nereye gittiğim araştırılsaydı. 3 kere Kıbrıs’a askeri görevimi yapmaya gitmiştim. Keşke bunu araştırsalardı. Böyle boş şeylerle vaktimizin alınmamasını isterdim. Gerçek suçluların yargılanmasını isterdim” diye konuştu.

Ardından ara verildi.

Verilen aranın ardından Ercan Ögeday savunma yaptı. Çorlu’daki ekolojik faaliyetlerin yasal çerçevede olduğunu belirten Ögeday, beraatını talep etti. Ek savunma verilen Ögeday, propaganda suçu işlemediğini ve katıldığı eylemelerin yasal olduğunu belirtti.

‘Cezaevinde dilimi öğrendim’

HDP’nin şölen ve kutlamalarında şarkılar söylediğini aktaran Emin Şen, “Ha gerilla”, “Biji biji YPG” ve “Herne peş” şarkılarını söylediği iddialarına, “Biz asimile edildiğimiz için kendi anadilimizi anlamıyorduk. Cezaevinde dilimi öğrendim. Söylediğim şarkıları anlamını bilmeden söylüyordum.”

Kerem Tosun ise, kendisine dönük suçlamalara dair şunları kaydetti: “Ben bir Kürdüm. ‘Ne mutlu Türk’üm diyene’ demek zorunda değilim. Bir Türk nasıl anadilinde eğitim görebiliyorsa, ben de bu hakka sahip olmak istiyorum, talep ediyorum. Roboski katliamıyla ilgili yöneltilen bir suçlama var. Suçsuz yere katledilen 34 insan için yapılan bir basın açıklamasına katılmışım. Eğer yasa dışı bir şey olsaydı, evimize girip çocuklarımızın yanında bizi gözaltına alabiliyorsa, orada da alabilirdi. Kobanê eylemelerinde yürüyüş yaptığımız söyleniyor. Bu yasa dışıysa o zaman polis yürüyüşü yaptığımız sırada müdahale etseydi. Yasa dışı her hangi bir şey yapmadık. Paris’te katledilen kişilerle ilgili yapılan basın açıklamasını katıldığımı yazmışlar. Hatırlamıyorum ama katıldıysam da yasal çerçevede.”

HDK’nin tamamen yasal bir yapı olduğunu vurgulayan Tosun, suçlamaları kabul etmediğini ifade etti.

Eyyüp Ülgen de savunma yaparak, katıldığı basın açıklamaların yasal olduğunu söyledi. Ülgen, yöneltilen suçlamaları kabul etmeyerek, beraatını talep etti.

Gözaltına alındığı süreçte HDP İl Eşbaşkanı olduğunu dile getiren Yakup Aslan, “Her hangi bir illegal yapının üyesi değilim. Evet hala HDP’nin içinde siyaset yapıyorum. Yaptığım siyaset CHP, MHP ve AKP’ye ne kadar haksa bize de, HDP’ye de hak” diye konuştu.

‘HDK yasal oluşum’

Kendisine yöneltilen suçları kabul etmeyen Mehmet Mermer, “Ben HDK’nin yasal oluşum olduğunu biliyorum. İllegal bir faaliyetim olmamıştır. 2016 yılında telefon konuşmalarımın önüme suç olarak konulması kabul edilemez. Dernek üyelikleri hakkında iddiaları hukuk dışıdır. Cemevi olan bir derneğe üye olmak, nasıl inanı yasa dışı örgüt üyesi yapar? Kaldı ki bu derneklere üyeliğim kağıt üstüdür” diyerek, beraatını talep etti.

Sağlık sorunlarından kaynaklı 9 yıldır hiçbir gösteri, yürüyüş ve basın açıklamasına katılamadığını kaydeden Tuncer Rençber, “Sadece 2018’de seçim çalışmalarına katıldım. O da sağlık sorunlarımdan kaynaklı bırakmak zorunda kaldım. Ben önüme konulan bütün suçlamalardan yargılandım ve beraat ettim. Şimdi tekrardan önüme konuluyor. Bu mahkemelere gidip gelmelerden sağlık sorunlarını bir tarafa bıraktım. Legal siyasetin dışında bir çalışmaya katılmadım. HDP üyesiyim. Sağlığım el verseydi yine HDP’de çalışma yürütürdüm. Ama sağlığım el vermiyor. HDK sivil toplum kuruluşu ve siyasi partilerden meydana gelen bir oluşum. Çağırılsaydım belki toplantılarına katılırdım. Çünkü legal bir zemin” ifadelerini kullanarak, beraatını talep etti.

Siyasi tutumla yazılmış iddianame

2015 yılında HDP Tekirdağ Eşbaşkanlığı yaptığını ve şu anda da HDP’nin Genel Merkez yöneticiliği yaptığını söyleyen Kenan Yıldız, “Gizli saklı bir şeyi olmayan topluma karşı sorumluluğu olan siyasi figürüz. İddianameyi okudum. Net bir şekilde siyasi tavırla, tutuma yazılmış bir iddianame. Tekirdağ’da demokratik siyaseti, HDP’yi ve anayasal hakkını hedefe koyan bir siyasi operasyondur” diye konuştu. HDK’nin “terör örgütü” iddialarına karşı herhangi bir yargı kararın olmadığına dikkat çeken Yıldız, “Savcının kendi kişisel, siyasi görüşü” dedi. Dosya Savcısı’nın 3 yıl önce, MHP yöneticiliği yaptığı bilgisini paylaşan Yıldız, “Siyasi bir yargılamanın hukuki savunması güçtür. İddianame baştan aşağı tezatlarla dolu. HDK’nin ismi geçen hiçbir tape kaydım yok. Telefonumdan edinilmiş herhangi bir bilgi yok. İddia makamı nasıl suçlama yapacak? Hemen elinin altındaki bir iftiracıya ‘Bu terörist HDK’yle bağlantı’ dedirtecek” ifadelerini kullandı.

Savunma yapanların tamamına HDK’den delege teklifi gelip, gelmediği, HDK Kongresi’ne katılıp katılmadıkları ve yurt dışına çıkma nedenleri soruldu. Ayrıca HDK’nin PKK Lideri Abdullah Öcalan’ın bir projesi olup olmadığı soruldu.

HDK’lilerin beyanları ardından mahkeme iddia makamına söz verdi. İddia makamı, iddianame tebliğ edilmeyen yargılanan Emin Orhan ve Abdurrahman Öztürk’ün daha sonra beyan verme taleplerinin kabulüne karar verilmesini talep etti. İddia makamı, yargılananlar hakkında süren adli kontrol şeklindeki ceza uygulamalarının kaldırılmasına yönelik talebin ise reddine karar verilmesini talep etti.

Duruşma ertelendi

Ardından kararın açıklanması için ara verildi. Aranın ardından kararını açıklayan Mahkeme Başkanı, adli kontrollerin kaldırılmasına ve dinlenmeyen gizli tanık ve HDK’lilerin dinlenmesi gerekçesiyle duruşmayı 14 Kasım’a erteledi.

Kaynak: MA

#Tekirdağ #HDK #davası #kişinin #adli #kontrolü #kaldırıldı

21 kişinin can verdiği Dêrîk davasında tahliye kararı

Dêrîk’te 21 kişinin hayatını kaybettiği iki TIR kazasına ilişkin davanın duruşmasında tutuklu sanıklardan biri tahliye edildi. Cengiz Holding, Karayolları ve Emniyet Müdürlüğü hakkındaki suç duyurusu talepleri ise reddedildi

Mêrdîn’in Dêrîk ilçesinde 20 Ağustos 2022’de meydana gelen ve 21 kişinin hayatını kaybettiği iki TIR kazasına ilişkin açılan davanın üçüncü duruşması Mardin 1’inci Ağır Ceza Mahkemesinde görüldü. Tutuklu yargılanan şoförler Umut Gündüz ve Yunus Şataflı bulundukları cezaevinden Ses ve Görüntülü Bilişim Sistemi (SEGBİS) aracılığıyla duruşmaya bağlanırken, tutuksuz yargılanan TIR’ların bağlı olduğu firma sahipleri Kerem G., Mehmet A. ve Kerevan Mesut G. ise duruşmaya katılmadı. Duruşmada yakınlarını kaybeden aileler ile taraf avukatları hazır bulundu. Kimlik tespitinin ardından başlayan duruşma başladı

Yunus Şataflı önüne çıkan araca çarpmamak için sağ tarafa kaçtığını ancak sağ tarafa kaçmasıyla beraber kazanın meydana geldiğini belirterek, “Keşke böyle bir kaza olmasaydı” ifadelerini kullandı.

Kazada oğlunu kaybeden Zeynettin Babur da, kaza sırasında ilk tır şoförün ikinci tır şoförü ile haberleştiğini öne sürerek, “Katliamın oluşması sırasında ihmali olanlar var. Ama burada kimse yok. Emniyetteki ihmali olanlar nerede? 155’e ihbar olduğu halde gelmeyenler nerede? Bir haftada bitecek olan yolu 3 haftaya yayan firma nerede? Bu yükü veren, bu olaya sebep olan zincirdeki diğer kişiler nerede?” diye sordu.

‘Şoförler dışında kimsenin suçu yok mu?’

Dosyada HTS kayıtlarının henüz çıkmamasını eleştiren avukat Alican Çekmez, soruşturma ve kovuşturma aşamasında sorumluların daraltılmak istendiğini kaydetti. İhmali olan hiç kimsenin ortaya çıkmadığını kaydeden Çekmez, “Yükü veren kim? Neden soruşturulmuyor. Şoförler dışında kimsenin suçu yok mu? Şoförler dışında sorumluluğu olan şirketler ve kişiler hakkında suç duyurusunda bulunuyoruz. Sadece şoförlerin ceza alması bizleri tatmin etmeyecektir. Sorumlu olan ihmali olan herkes yargılanmalıdır” diye belirtti.

Cengiz Holding’e ait Eti Bakır firmasını kasteden Çekmez, “O şirket yetkililerinden bir tanesi bile bu güne kadar buraya gelip ifade vermemiştir. Neden sadece şoförlerin yargılaması yapılmaktadır” dedi.

Sorumlular sıralandı

Avukat Agit Önel ise soruşturma evresinin de eksik yürütüldüğünü kaydederek, savcılığın soruşturma aşamasında mahkemenin gerekeni yapacağını söyleyerek dosyayı başından attığına değindi. Hakkaniyete uygun bir yargılama olması gerektiğini kaydeden Önel, “Gerek vali gerek başka kişiler. Kim olursa olsun ihmali olanlar burada yargılanmalıdır” dedi. Raporlara baktıklarında içi boş, değerlendirme yapılmayan raporlar hazırlandığını belirten Önel, “Eti Bakır firması yönünden değerlendirme yapılmasını istiyoruz. Eti Bakır ihmali olan şirkettir. Bunu söylerken hukuken söylüyoruz. Eti Bakır olması gerekenden fazla yük yüklemiştir. Bu anlamda sorumludur. Verebileceği yük miktarı bellidir. Yolun mesafesine göre yük vermek zorundadır. Yolun eğimli olduğunu bilen bir firma olduğu için bu araçlara yük vermemesi gerektiğini bilmektedir. Esas olarak göz yumulduğu görülmektedir. Karayolları Genel Müdürlüğü sorumludur. Yolun eğimi, kaçış rampası olmaması ihmalleridir. Derik Emniyet Müdürü kusurludur. Şu an burada yargılanması gerekmektedir. Yolun trafiğe kapatılması gerekiyordu. Ancak görevlerini yapmadıklarını görüyoruz” ifadelerini kullandı.

Önel, bilirkişi raporunun yeniden hazırlanması ve sorumluluğu olanlar hakkında gerekli değerlendirmelerin yapılması gerektiğini belirterek, alanında uzman kişiler tarafından rapor hazırlanması gerektiğini söyledi.

İddia makamı; sanıkların tutukluluk halinin devamına karar verilmesini istedi.

Sanık avukatları da asıl sorumlulara işaret etti

Şoförler tahliye talebinde bulunurken, sanık şoförlerin avukatları da dosyada bütün kusurun müvekkilleri üzerine yıkılmak istendiğini söyledi. Hazırlanan raporda sorumluluğu olan firma ve yetkili kurumların sorumluluğunun düşürüldüğü, müvekkillerinin sorumluluklarının artırıldığını kaydeden avukatlar, Çevre yolu yapılması konusunda 2018 yılında alınan karara rağmen herhangi bir işlem yapılmadığını kaydederek, ihmali olan herkesin yargılanması gerektiğini söyledi. Adli Tıp Kurumu’nun kusur bakımından sadece iki şoförü kusurlu gösteren bir rapor hazırlamasının büyük bir eksiklik olduğunu belirten sanık avukatları, yeniden rapor hazırlanması yönünde talepte bulundu.

Mahkeme başkanı; sanık avukatlarının söylemleri üzerine söz isteyen mağdur yakınına “Müdahale etme, söz vermeden konuşma” şeklinde bağırması dikkat çekti.

Tahliye kararı

Kısa bir ara veren mahkeme ardından şoförlerden Umut Gündüz’ün tahliyesine, diğer sanığın tutukluluk halinin devamına karar verdi. Mahkeme ATK’ye yazı yazılarak, yeniden rapor hazırlanmasının istenmesine karar verdi. Mahkeme suç duyurusunda bulunulması yönündeki taleplerinin reddine karar vererek, bir sonraki duruşmanın 19 Eylül tarihine ertelenmesine karar verdi.

Karar üzerine yaşamını yitirenlerin aileleri mahkemeye tepki gösterdi. Adliye dışına çıkan kimi aileler sinir krizi geçirdi.

Kaynak: MA

#kişinin #verdiği #Dêrîk #davasında #tahliye #kararı

HDP’den dünya kamuoyuna Qamişlo çağrısı

Qamişlo Kantonu Eşbaşkanı Yusra Derwêş ve yanındakilerin katledilmesini kınayan HDP, dünya kamuoyuna duyarlılık çağrısında bulundu

Halkların Demokratik Partisi (HDP), Qamişlo Kantonu Eşbaşkanı Yusra Derwêş, yardımcısı Lîman Şiwêş ve aracın şoförü Firat Tûma’nın yaşamını yitirdiği Türkiye’nin SİHA saldırısını kınadı.

Partinin sanal medya hesabından yapılan açıklamada, “Rojava halkının iradesini hedef alan cinayetler serisinin sonuncusu olan ve bugün Qamişlo Kantonu Eş Başkanı Yusra Derwêş, Lîma Derwêş ve Firat Tûma’ya düzenlenen bombalı saldırıyı kınıyoruz. Bütün dünyanın gözü önünde gerçekleşen bu suikastların derhal durdurulması için dünya kamuoyuna duyarlılık çağrısında bulunuyoruz” denildi.

HABER MERKEZİ

#HDPden #dünya #kamuoyuna #Qamişlo #çağrısı

HDK Meclis Toplantısı sonuç bildirgesi açıklandı

HDK 12’nci Dönem 3’üncü Genel Meclis Toplantısı Sonuç Bildirgesi’ni açıkladı. Bildirgede mücadele yol haritasını da hedefleyecek olan Türkiye Konferansı’nın gerçekleştirileceği beilrtildi

Halkların Demokratik Kongresi (HDK) 17 – 18 Haziran tarihlerinde gerçekleştirdiği 12’nci Dönem 3’üncü Genel Meclis Toplantısının Sonuç Bildirgesi’ni açıkladı. 14-28 Mayıs seçimlerinin ideolojik, politik, örgütsel ve toplumsal sonuçlarının ele alındığı toplantının sonuç bildirgesinde, toplantının 15 – 16 Haziran Büyük İşçi Direnişi ve katledilen Deniz Poyraz’a adandığı belirtildi.

Seçim sonuçlarına değinilen bildirgede, sonucu HDK – HDP’nin yapısal, örgütsel ve toplumsal yetmezliklerinin birikiminin bir sonucu olarak gördüklerinin tespiti yapıldı.

Üçüncü yol mücadelesi

Ortaya çıkan tablo karşısında ideolojik politik hatta ya da paradigmaya yönelik arayış tartışmalarının tehlikeli bulunulduğunun kaydedildiği bildirgede, “Sorun yeni paradigma arayışıyla değil, paradigmanın gerektirdiği ideolojik, politik, örgütsel ve toplumsal pratikleri yenileyerek, güncelleyerek ve güçlendirerek çözülecektir. HDK okulları-akademisi, 3’üncü Yol mücadelesi, stratejik ittifaklar, meclisler, komünler… hepsi ve dahası, başlangıçtaki sözlerimizin eksik pratiklerinin temel tartışma başlıklarıdır” denildi.

Yeni dönemin tarzı

Sonuç bildirgesinin devamında şu ifadeler yer aldı: “Sistem partileri ve güçleri karşısında sistem dışı kuvvetler olarak kendi hedeflerimizi daha belirgin hatlarla netleştirmek ve ona göre mücadele mekanizmaları yaratmak, inşa etmek, başta HDK olmak üzere bir bütün olarak partimizin, bileşenlerimizin ve ittifak güçlerinin sorumluluğundadır. Ortak deneyimimiz ‘kapitalizmin tarlasında emek ve özgürlük ekemeyiz’ sözünü tekrardan doğrulamıştır. Yeni dönemin halkçı pratiği ve örgütsel tarzı ancak bu gerçekle yüzleşerek mümkündür. HDK, bütün yapısal, iç sistemsel sorunlarına rağmen bu sonuçtaki payını, sorumluluğunu görmekte; bünyesel açmazlarını, eksikliklerini masaya yatırarak ve kendisiyle yüzleşerek toplumsal mücadeledeki öncülük rolünü yeniden kuruluş perspektifiyle oynamalıdır. Bu kritik rolünü, açmazlıklarının, yetmezliklerinin kendisiyle sınırlı kalmayacağı; başarılarının da aynı şekilde bütün mücadele alanlarının başarısı haline geleceği gerçeğinden hareketle de oynayacaktır.

Seçim sonuçları

Seçimlerde ortaya çıkan sonucun demokratik siyasetin başarısızlığıdır. Krizden söz edilecekse de örgütsel zeminlerimizdeki krizden bahsedebiliriz. Ancak geçmişten günümüze üzerinden yükseldiğimiz, miraslarını devraldığımız Türkiye ve Kurdistan devrimci hareketlerin yenilgisinden söz etmek büyük yanılgıdır. Tersine; güncel seçim sonuçları iyi analiz edildiğinde ve değerlendirildiğinde, pratik çözüm yollarının fırsatına ve ezilenlerin tarihsel ittifakının mücadelesinin zaferine dönüştürülecektir. Bizi biz yapan ve kazandıran devrimci çalışma tarzını ve araçlarını hatırlamak, günün koşullarına tercüme etmek ve uygulamak; ‘kaybettiğimiz yerde kazanmak’ ilkemizin de bir gereğidir. Temsili alan ya da gösteri toplumuna sıkışmış ‘muhalefet’ tarzının ürettiği siyasal mücadele kültürünü geriletmek de ancak böyle mümkündür. Parlamento zemini ve seçim süreçlerine daraltılan ilişkilerin bileşenlerimizdeki ve dostlarımızdaki bozuculuk etkisini bu anlayışla kırmak zorundayız. O nedenle sorunlarımızı bireylerle ya da olaylarla açıklayamayız. Çözümü de yapısal sorunlarımıza üreteceğimiz cevaplarımızda ve politik hedeflerimizle uyumlu ilişkilenme içeriklerinde aramalıyız.

Toplumsal örgütlülük

Buradan hareketle ‘halktan koptuk, halka gidelim’ tespitinin kendisi bile tek başına yanlış bir zihniyetin dışa vurumudur. Bu tespit, mevcut tarzın ‘halk adına ama halka rağmen’ olduğunun da dolaylı itirafıdır. İçine doğduğumuz kadim halkların çocuklarıyız. O halde demokratik, devrimci halk mücadelesini kendi mayalandığımız yerlerde, kendi zeminimizde nasıl yükselteceğimizi, ayağa kaldıracağımızı coşkuyla ve kararlılıkla aramanın tam da zamanıdır. Uzunca süredir zayıfladığını gördüğümüz örgütlerimizi ancak ve ancak halkın örgütleri, ezilenlerin örgütleri haline getirebildiğimiz oranda toplumsal örgütlülükten bahsedebileceğiz. Tespitini yaptığımız bürokratik ve merkeziyetçi yönetim anlayışları, anti demokratik ilişkileri ancak halkların demokratik örgütlülüğünü başarabildiğimiz oranda gerileteceğiz. İlk kuruluş döneminde anlaşılır ve makul görülebilir olan ancak siyasal hedeflerimize kıyasla an itibariyle kazandırmayan, içe büzüştüren ve temsili alanla sınırlandırılan reel ‘bileşen hukuku’, ‘ittifak hukuku’ halinden de bu toplumsal mücadele perspektifiyle sıyrılabileceğiz. Bizler birbirleriyle dayanışma duygularıyla yetinen örgütler toplamı değiliz; farklı yol ve yöntemlere sahip olsak da politik ayağı ezilenlerin zemininde olan, olması gerekenleriz.

Hele hele faşizm koşullarından bahsedildiği bu zaman diliminde, dışa dönük olarak, faşizme karşı boyun eğmeyen, faşizme kaybettiren bir mücadele çizgisi geliştirirken; içimizdeki zaaflı tutumlara karşı tavizsiz bir ideolojik, örgütsel tutum alacağız. Deprem bölgelerinde HDK-HDP bileşenlerinin ve mücadele ittifakı olarak topluma kendisini sunan güçlerin böylesine hayati bir durumda bile görülen ayrıksı, parçalı çalışma tarzının kendisi bile mevcut durumumuzu özetleyen güncel deneyimlerdendir. Tarihsel olarak bir hareket tarzına, örgütsel karaktere dönüşen bu özelliklerimizin seçim sonuçları üzerindeki etkisiyle her birimizin yüzleşmesi ve muhasebe yapması kaçınılmazdır. Toplumsal sorun alanlarındaki ortaklaşmada ısrar etmeyen ancak merkezi temsiliyetlerde ısrar eden pratiklerimiz mahkum edilmeden, değiştirilmeden, ‘ezilenlerin mücadelesi’ her şeyden önce ezilene güven vermeyecektir. Bu suni dengeler yıkılmadan toplumsal mücadeleler tarihinde rastladığımız kendiliğindenci anlayışın kök salması ve toplumsal mücadele öznelerinin ideolojik, politik olarak gerilemesi de kaçınılmazdır. Bu anlayış içerisinde yürüteceğimiz mücadele, aynı zamanda yıllar içerisinde örgütlü mücadeleden uzaklaşan, kopan, ‘küsen’ yol arkadaşlarımıza açık bir çağrı niteliğinde olacaktır.

İktidarın hedefleri

Her kopuş, uzaklaşma bizler açısından bir örgütsel, toplumsal daralmadır. İktidarın politikalarının temel hedefi de budur. Kürt halkının özgürlük mücadelesini Kurdistan’a daraltma, Türkiye halklarının demokrasi mücadelesini parçalama, ayrıksı halde tutma, tam da egemenlerin arzu ettiği tablodur. Her tarihsel kazanımımızın gerilemesi, iktidarın bu alanlara Türk, erkek, Sünni politikalarla nüfus etme hamlelerini de güçlendirmektedir. Elindeki bütün devlet olanaklarını, yandaş tarikat ve cemaatlerini kendi toplumsallığını örgütlemeye vakfetmiş iktidarın bu politikalarını boşa çıkarmak, bizi sıkıştırmak istedikleri kimlikleri kabul etmemekle ve buna karşı bir toplumsal örgütlenme hamlesiyle cevap vermekle mümkündür.

Devrimci toplumsal politika

Kurdistan’da Hür Dava Partisi üzerinden; Türkiye’de milliyetçi-dinci politikalar ve geliştirilen kadın, LGBTİ+ karşıtı politikalar üzerinden amaçlanan da toplumu, resmi ideolojinin ve onun hedeflediği kimliklere hapsetmektir. Özgür yaşam ancak toplumsal cinsiyet ve toplumsal kimliklerimizi devrimci bir perspektifle ele almak, yıkmak, yeniden kurmak ve bu yeni hali cesaretle sahiplenmek ve savunmakla mümkündür. Örgütlerimiz içindeki eşitsiz ilişkileri ve eril anlayışı kırmak ve özgürlükçü rotaya oturtmak da ancak devrimci toplumsal politikada ısrar etmekle mümkündür.

Türkiye Konferansı karası

Kongre olarak tespitini yaptığımız eksikliklerin doğrudan ve başlıca sorumluluğunu üstleniyoruz. Uzunca süredir gözlemlediğimiz bu yanlışlıklara karşı yoldaşlık hukuku içerisinde etkili mücadele yürütmediğimizin, daha güçlü ve kolektif bir şekilde sesimizi yükseltmediğimizin, seyirci kaldığımızın ve toplumsal örgütlenme rolümüzü oynamadığımızın özeleştirisini başta halklarımız olmak üzere partimize, bileşenlerimize, dostlarımıza veriyoruz. Yeni mücadele döneminde doğru, yaratıcı ve sonuç alıcı bir pratiğin sahibi olacağımızın sözünü veriyoruz. Bu söze hep birlikte cevap olabilmek için geçmişten günümüze demokrasi ve özgürlük mücadelesinin içinde yer almış yoldaşlarımızı, mücadele kolektiflerini, tekçi ve inkarcı sistemin yok saydığı toplumsal kimlikleri kongremiz ve fikriyatı etrafında kenetlenmeye ve mücadeleye çağırıyoruz. Bu vesileyle, takvimini ve programını daha sonra paylaşacağımız, toplumsal muhalefetin ve ezilenlerin pratik mücadele yol haritasını da hedefleyecek olan 12’nci Genel Kurulumuzda karar altına aldığımız Türkiye Konferansı’nı gerçekleştireceğimizi şimdiden belirtiyoruz.”

HABER MERKEZİ

#HDK #Meclis #Toplantısı #sonuç #bildirgesi #açıklandı

Astana görüşmeleri: Suriye Türkiye’nin çekilmesi şartını yineledi

Astana görüşmeleri sorasında açıklama yapan Suriye Dışişleri Bakan Yardımcısı Ayman Susan, çözüme dair tek giriş noktasının Türkiye’nin topraklarından çekilmesi olduğunu ifade etti

Türkiye, Rusya, Suriye ve İran dışişleri bakan yardımcıları Kazakistan’ın başkenti Astana’da bir araya geldiği toplantı sürüyor. Rusya’nın liderliğinde Suriye-Türkiye ilişkilerinin “normalleşmesi” için yapılan toplantıya Rus heyetine Dışişleri Bakan Yardımcısı Mihail Bogdanov, İran’a Dışişleri Bakanı Siyasi İşler Danışmanı Ali Asgar Hacı ve Suriye heyetine Dışişleri Bakan Yardımcısı Ayman Susan başkanlık etti. Türkiye’yi ise Dışişleri Bakan Yardımcısı Burak Akçapar başkanlığındaki heyet temsil etti.

Basına kapalı toplantıda, Suriye-Türkiye ilişkilerinin normalleştirilmesine yönelik “Yol Haritası” görüşüldü.

Suriye: Tek giriş noktası çekilmeniz

Suriye devlet haber ajansı SANA’nın aktardığına göre, Kazakistan’ın başkenti Astana’daki görüşmelerin marjında açıklama yapan Suriye Dışişleri Bakan Yardımcısı Ayman Susan, Türkiye’nin Suriye topraklarından çekilmesinin iki ülke arasındaki herhangi bir normal ilişki veya herhangi bir alanda, herhangi bir işbirliği için tek giriş noktası olduğunun altını çizdi. Susan, “terörle” mücadelenin seçici olmadığına da dikkat çekerek, sınır güvenliğini sağlamanın komşu ülkelerin ortak sorumluluğu olduğuna kaydetti.

HABERMERKEZİ

#Astana #görüşmeleri #Suriye #Türkiyenin #çekilmesi #şartını #yineledi

Kadın cinayetlerine karşı eylem yapan kadınlar yargılandı

Kadın katliamlarına karşı yapılan eylemde darp edilerek gözaltına alınan kadınların yargılandığı davanın duruşması görüldü

“Kadınları değil katilleri yargıla” şiarıyla 3 Ağustos 2021’de Ankara’da Sakarya Meydanı’nda eylem yapmak isteyen ve darp edilerek gözaltına alınan 15 kadın ve LGBTI+ birey hakkında açılan davanın ikinci duruşması Ankara 66’ncı Asliye Ceza Mahkemesi’nde görüldü.

Duruşmada avukatlar hazır bulunurken, “basit yaralama” iddiasıyla suçlamada bulunan polisler de davacı olarak salonda yer aldı.

Kimlik tespitinin ardından başlayan duruşma savunmaların alınmasıyla sürdü. Avukat Ekin Yavuz, iddianamede yer alan üç ayrı suçun maddi unsurlarının oluşmadığını belirtti. Somut bir suçlamanın ve iddianın söz konusu olmadığını belirten Yavuz, beraat talebinde bulundu.

‘2021 yılında 423 kadının katledildi’

Avukat Saime Nur Alp, 2021 yılında Türkiye’de 423 kadının katledildiğini hatırlatarak, “Kadın cinayetleri politiktir. Bu nedenle de kadınlar bu durumu protesto etmek üzer anayasal haklarını kullanarak sokağa çıktı. Polis ‘dağıl’ ihtarı yapmayarak müvekkil ve sanıkları ters kelepçe ve işkence ile gözaltına almıştır. Yapılan işlem hukuksuzdur. Savcı her ne kadar iddianamede o dönem bir eylemlilik yasağı olduğunu kaydetse de o dönem müdahalede bulunulmayan eylemler vardı” diye konuştu.

Alp, daha sonra 2021 yılında müdahalede bulunulan ve bulunulmayan eylemlere ilişkin iki raporu mahkemeye sundu.

‘Polisler yargılanmalı’

Ardından söz alan avukat Döndü Kurşunluoğlu, Ankara Kadın Platformu’nun yaşanan kadın cinayetlerine karşı bir eylem çağrısında bulunduğuna dikkat çekerek, şunları söyledi: “Polis kadınları çember dışarısına çıkarmıyor ama ‘dağılın’ ihtarı yapıyor. Sürekli bir polis, çevik kuvvet tacizi mevcuttu. Müvekkiller işkenceyle gözaltına alınıyorlar. 8 kişi küçücük bir alanda nefes alamaz haldeydik. Kalkanlarla darp edildik. Müvekkiller işkence edilmiş, saatlerce bekletilmiş, işkenceye uğratılmışladır. Savcı yanlı davranmış. Ne hikmetse sadece müvekkiller adına aleyhe hususları toplamış. Metehan Çakmakçı ‘yaralandım ama kim yaraladı bilmiyorum’ diyor. Bu esas alınıyor. Buse Üçer ve İlay Kadiroğlu’nun müştekileri yaraladıklarına dair bir delil yok. Burada yargılananların Ankara Emniyet Müdürlüğü polisleri olmalı. Bu yargılama kadınların ezilmesine karşı ses çıkaranların sesini kısmaya yönelik bir yargılama.”

Eylemde basın mensuplarının görüntü alacağı zaman kalkanlarını yukarı kaldırıldıklarını söyleyen polis memuru Ali Kedilioğlu, aldıkları talimatı uyguladıklarını dile getirdi.

Savunmaların ardından duruşma, kadınların avukatlarının süre talep etmesi üzerine 14 Eylül saat 10.30’a ertelendi.

HABER MERKEZİ

#Kadın #cinayetlerine #karşı #eylem #yapan #kadınlar #yargılandı

Zırhlı araçla katledilen Miraç’ın duruşması 2024’e ertelendi

Zırhlı aracın çarpması sonucu hayatını kaybeden Miraç Miroğlu’nun ölümüne dair davada, zırhlı aracın hızının tespiti için dosyanın yeniden ATK’ye gönderilmesine karar verildi, duruşma 2024’e ertelendi

Şirnex’in Hezex (İdil) ilçesine bağlı Turgut Özal Mahallesi’nde, 3 Eylül 2021 tarihinde bisiklet süren 7 yaşındaki Miraç Miroğlu’na kullandığı zırhlı araçla çarparak, yaşamını yitirmesine neden olan polis Metin Kiraz’ın yargılandığı davanın 6’ncı duruşması İdil Asliye Ceza Mahkemesi’nde görüldü.

Sanık polis Kiraz’ın “Taksirle öldürme” suçundan yargılandığı davanın duruşmasına, avukatlar, Amed Barosu Kadın ve Çocuk Hakları Komisyonu ile Şirnex Barosu Kadın ve Çocuk Hakları Komisyonu katıldı. Sanık polis Kiraz ise duruşmaya katılmadı.

Avukat Miraç’ı suçladı

Kimlik tespitinin ardından duruşma, sanık avukatı Sedef Kılıç Akarsu’nun savunması ile başladı. Miraç’ın kazaya neden olduğunu iddia eden Akarsu, “Müvekkilin bulunduğu yol ana yoldur, müteveffanın bulunduğu yol ise tali yoldur. Müteveffaya ait yolda ‘dur’ tabelası ve hız sınırı mevcuttur ayrıca kavşağa yaklaşırken durması gereken tali yoldan gelmesi gereken kişidir, müvekkile ait araçta bir adet kamera vardır, dosya arasında bulunan kamera görüntülerinde kavşağa kontrollü bir şekilde girdiği görülmektedir. Müvekkile yönelik İdil Jandarma Komutanlığı tarafından yürütülen disiplin soruşturmasında kullandığı araca ait hız tespiti yapılmıştır ve 30 kilometre olarak tespit edilmiştir. Müteveffa müvekkilin aracına sol ön kapıdan çarpmıştır, kapıda bulunan kan izleri ve bisiklete ait izler bu hususu doğrulamaktadır. Müteveffa kaza anında 7 yaşındadır, ancak karayolları trafik kanununa göre 11 yaş altındaki çocukların karayolunda bisiklet sürmemesi gerekmektedir, kamera görüntülerine göre 17:27:59 saniye de müteveffa kamera açısına girmektedir, 17:28:01’inci saniyede çarpma meydana gelmektedir, 2 saniye içerisinde müteveffa hızlı bir şekilde araca çarpmıştır, ayrıca katılan vekilinin ATK raporlarına yönelik itirazlarını kabul etmiyoruz” diyerek, müvekkilinin beraatını istedi.

Mütalaa verildi

Ardından savcılığın mütalaası sunuldu. Zırhlı aracın hız tespitinin yeniden yapılması talep edilen mütalaada, “28.07.2022 tarihli genişletilmiş uzmanlar kurulu raporunda sanığın olay tarihindeki aracı kullandığı sıradaki hızının tartışmaya mahal vermeyecek bir şekilde tespit edilmemiş ve değerlendirilmemiş olduğu, aynı şekilde dosya içerisinde yer alan tüm belgelerde sanığın hızı konusunda net bir araştırma ve tespitin yapılmamış olduğu, bu hususun kazanın meydana gelmesinde önemli olduğu, dolayısıyla dosya içerisinde yer alan ve kazanın oluşumunu gösteren kamera kayıtlarının yolun mesafesi ile aracın kat ettiği mesafe ve saniyeler gözetilerek hız tespitinin yapılması gerektiği, bu hususta dosyanın yeniden incelemeye gönderilerek aracın hızının tespit edilmesi gerektiği hususunu talep ediyoruz” denildi.

Raporlarda çelişki

Mütalaanın ardından söz alan Amed Barosu Kadın ve Çocuk Hakları Komisyonu’ndan Zeynep Eker, mütalaaya katıldıklarını ancak taleplerine tam olarak yer verilmediğini belirterek, şunları belirtti: “Sadece hızın tespit edilmesi yönünde talebimiz yoktu, kaza tespit tutanağı ile ATK raporları arasında çelişki vardır. ATK raporunda sanığın kavşağa yaklaşırken yavaşladığı belirtilmiştir, kaza tespit tutanağında ise böyle bir tespit yoktur. Sadece sanığın beyanı bu yöndedir, ayrıca bir önceki duruşmada kamerada görünen kişinin tespitini de istemiştik, bu hususta da talebimiz karşılanmamıştır. Bu taleplerimiz yönünden de karar verilmesini istiyoruz.”

Şirnex Barosu’ndan Ferhat Altuğ da, sanığın açısının da tespit edilmesi gerektiğini dile getirerek, “Bu aşamaya kadar hız tespiti konusunda taleplerimiz olmuştur, ancak taleplerimiz sadece bu yönde değildir. Keşif yapılarak araçta sanığın açısının tespit edilmesini talep ediyoruz, ayrıca araç kendi şeridinde değil, orta şeritte seyretmektedir. Bu husus da ATK raporunda değerlendirilmemiştir. Bu yöndeki taleplerimizin de kabul edilmesini talep ediyoruz” diye belirtti.

Duruşma 2024’e ertelendi

Kararını açıklayan mahkeme, İdil İlçe Emniyet Müdürlüğü ve İdil Jandarma Komutanlığı’na müzekkere yazılarak, sanığa ait disiplin dosyasının mahkeme dosyasına gönderilmesinin istenmesine; dosyanın yeniden İstanbul Adli Tıp Kurumu (ATK) Trafik İhtisas Dairesi Genişletilmiş Uzmanlar Kurulu’na gönderilerek, kazaya karışan aracın kaza anındaki hızının ne kadar olduğu yönünde bir tespit yapılıp yapılamayacağı, şayet yapılabilir ise bu hususun kusur durumu yönünden bir değişiklik oluşturup oluşturmayacağı, eğer oluşur ise kusur durumunun nasıl olacağı yönünde tespit yapılması amacıyla ek rapor alınmasının istenilmesine karar verdi. Mahkeme, diğer talepleri “dosyaya yenilik katmayacağı” gerekçesiyle reddetti. Duruşma 16 Ocak 2024 tarihine ertelendi.

HABER MERKEZİ

#Zırhlı #araçla #katledilen #Miraçın #duruşması #2024e #ertelendi

Qamişlo Eşbaşkanı Derwêş SİHA saldırısında hayatını kaybetti

Qamişlo Kantonu Eşbaşkanı Yusra Derwêş ve beraberindeki 2 kişi, Türkiye’nin SİHA saldırısında hayatını kaybetti

Türkiye’nin Tirbespiyê-Qamişlo yolunda bir araca Silahlı İnsansız Hava Aracı (SİHA) ile gerçekleştirdiği saldırıda yaşamını yitirenlerin kimlik bilgileri açıklandı. ANHA’da yer alan haberde; Qamişlo Kantonu Eşbaşkanı Yusra Derwêş, yardımcısı Lîman Şiwêş ve aracın şoförü Firat Tûma saldırıda yaşamlarını yitirdi.

HABER MERKEZİ

#Qamişlo #Eşbaşkanı #Derwêş #SİHA #saldırısında #hayatını #kaybetti

‘Kaçak medresede şüpheli çocuk ölümü’ haberlerine erişim engeleli

Zorla gönderildiği kaçak medresenin yakındaki bir ahırda cenazesi bulunan 12 yaşındaki Abdulbaki Dakak’ın ölümüne dair yapılan haberlere erişim engelli getirildi

Riha’da zorla gönderildiği medreseden birkaç kez kaçma girişiminde bulunan ve medresenin yakınında cenazesi bulunan 12 yaşındaki Abdulbaki Dakak’ın şüpheli ölümüne dair yapılan haberlere, mahkeme kararıyla erişim engeli getirildi.

Vakıf talep etti

Kaçak medresenin bağlı olduğu Semerkand Vakfı vekili, 19 Haziran’da İstanbul Anadolu 7’nci Sulh Ceza Hakimliği’ne erişim engeli talebinde bulundu. Başvuru dilekçesinde yapılan haberlerin “gerçeğe aykırı, iftira niteliğinde ve hedef gösterici, aldatıcı haberler” olduğu öne sürülerek, “kişilik haklarının ihlal edildiği” gerekçesiyle erişimin engellenmesi talep edildi.

Talebi değerlendiren mahkeme, “kişilik haklarının ihlal edildiği” gerekçesiyle başvuruyu kabul etti. Mahkeme, Mezopotamya Ajansı’nın da (MA) haberlerinin içinde yer aldığı 37 haber hakkında erişim engeli kararı verdi.

Ne olmuştu?

Riha’nın Serêkaniyê (Ceylanpınar) ilçesinde ikamet eden Dakak, bir yıl önce ailesinin zorlamasıyla 85 kilometre uzaklıktaki Beşat Mahallesi’nde bulunan Menzil mensuplarının kurduğu Semerkand Vakfı’nın denetiminde olan medreseye gönderildi. Dakak, hem medreseye hem de mahallede bulunan ilköğretim okulunda “eğitim” görürken, bir yıl içinde 2 defa kaçarak eve gitti. Ancak ailesi tarafından zorla menderese teslim edildi.

Dakak, 13 Haziran’da medreseden çıktıktan sonra bir daha kendisinden haber alınamadı. Dakak, bir gün sonra öğle saatlerinde Semerkand Vakfı’nın denetiminde olan medresenin bitişiğinde ahır olarak kullanılan metruk yapıda şüpheli şekilde yaşamını yitirmiş olarak bulundu. Dakak’ın cenazesi Urfa Adli Tıp Kurumu’nda yapılan otopsi işlemlerinin ardından gece saatlerinde ailesine teslim edildi.
Serêkanîyê merkezde bulunan Asli Mezarlık’ta defnedilen Dakak’ın “intihar” ettiği iddia edildi.

Eyyubiye Belediyesi inşaa etti

Dakak’ın zorla gönderildiği belirtilen medresede, 20 çocuğun yatılı olarak “dini eğitim” gördüğü öğrenildi. Söz konusu medrese, AKP’li Eyyübiye Belediyesi tarafından Beşat Mahallesi Mezarlığı içinde yer alan bir alanda inşa edildi. Medresenin 29 Eylül 2018 tarihinde yapılan açılışına Eyyübiye Belediye Başkanı Mehmet Ekinci’nin yanı sıra, AKP Riha eski Milletvekili Halil Özcan katıldı.

Açılışta, söz konusu yapı, “medrese, Kur’an kursu, taziye evi ve çok amaçlı salon” olarak lanse edildi. Daha sonra ise, Menzil tarikatına devredildi. Herhangi bir resmiyeti bulunmayan medresede eğitim veren kişilerin de Diyanet’e bağlı olmadıkları öğrenildi.

Kaynak: MA

#Kaçak #medresede #şüpheli #çocuk #ölümü #haberlerine #erişim #engeleli