Ana Sayfa Blog Sayfa 278

Gever ve köylerinde askeri operasyon

Gever’e bağlı, Tilora, Memkava, Mûşan ve Yêkmal köylerinde dün akşam saatlerinde başlatılan askeri operasyon sonrası şiddetli çatışmaların yaşandığı belirtildi

Colemêrg’in (Hakkari) Gever (Yüksekova) ilçesine bağlı, Tiloran, Memkava, Mûşan ve Yêkmal köylerinde dün gece saat 23.00 sıralarında binlerce askerin katılımıyla askeri operasyon başlatıldı. Dört köyde başlatılan askeri operasyonlar sonrası sabaha karşı 03.00-06.00 saatleri arasında şiddetli patlama ve silah seslerinin geldiği belirtildi. Çatışma sürerken, operasyon bölgesine sabah saatlerinden bu yana askeri helikopterlerle ve kirpi tipi zırhlı araçlarla yüzlerce askerin sevk edildiği belirtildi.

Colemêrg merkezde yoğun hava hareketliliği görülürken, 4 köyde devam eden operasyonun Sipêrêz ve Omerê dağlarına yayıldığı aktarıldı.

COLEMÊRG

#Gever #köylerinde #askeri #operasyon

Norveç’teki şirketlere yönetimde yüzde 40 kadın çalışan şartı

Norveç’te büyük ve orta ölçekli şirketlerin yönetim kurulu üyelerinin en az yüzde 40’ının kadın olma şartı getirilecek

Norveç’te hükümet büyük ve orta ölçekli şirketlerin yönetim kurulu üyelerinin en az yüzde 40’ının kadın olmasını zorunlu tutan bir yasa tasarısı sundu.

Bloomberg’in haberine göre, Norveç Ticaret ve Endüstri Bakanı Jan Christian Vestre, tasarı kabul edilirse dünyada bir ilk olacaklarını açıkladı. Tasarı onaylanırsa, ülkedeki 20 bin büyük ve orta ölçekli şirket, 2028 yılına kadar yönetim kurulu üyelerinin en az yüzde 40’ını kadınlardan oluşturmak zorunda kalacak.

DIŞ HABERLER

#Norveçteki #şirketlere #yönetimde #yüzde #kadın #çalışan #şartı

Pencerenin üzerindeki tel örgüleri aralayan tutuklulara dava

Antalya Yüksek Güvenlikli Kapalı Cezaevi’nde koğuş pencerelerinin üzerinde bulunan tel örgüleri içeriye hava girmesi için aralayan tutuklulara dava açıldı

Antalya Yüksek Güvenlikli Kapalı Cezaevi’nde kalan E.N.K., H.E., H.O., M.O., M.E.T., M.D., T.B. ve Z.E. adlı tutuklular hakkında, 12 Aralık 2022’de koğuş penceresine takılan telleri tahrip ettikleri iddiasıyla “kamu malına zarar verme” suçlamasıyla hem idari hem de adli soruşturma açıldı.

Cezaevi idaresinin şikayetiyle E.N.K., H.E., H.O., M.O., M.E.T., M.D., T.B. ve Z.E. adlı tutuklular hakkında Antalya Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından “kamu malına zarar verme” iddiasıyla iddianame hazırlandı. İddianame, Antalya 25’inci Asliye Ceza Mahkemesi tarafından kabul edildi. Tutuklular hakkında açılan davanın ilk duruşması 5 Nisan’da görüldü.

‘Telleri nefes almak için ayrıştırdım’

Ses ve Görüntü Bilişim Sistemi (SEGBİS) aracılığıyla savunma yapan tutuklulardan Z.E., üzerine atılı suçlamayı reddederek, “Pencereye takılan tellerden dolayı nefes alamıyorduk, bu nedenle telleri ayrıştırdım, sadece nefes almak içindi. O dönem A1 Blok 4. Koridor 21 numaralı odada kalıyordum, ben suçsuz olduğum için zarar ödemesi yapmak istemiyorum, ben daha önce olayla ilgili cezaevine yazılı ifade vermiştim” dedi.

M.D. ise, “Amacım sadece olaya hava girmesini sağlamaktı, suçsuzum, bu nedenle zarar ödemesi yapmak istemiyorum, hukuki sonuçları tarafıma anlatılan CMK’nun 231/5 maddesinin hakkımda uygulanmasına rıza göstermiyorum” diye savunma yaptı.

Diğer tutuklular ise Kürtçe anadilde savunma yapmak istedikleri için duruşmada ifadeleri alınmadı. Tutukluların bir sonraki duruşması 12 Temmuz’da görülecek.

ANTALYA

#Pencerenin #üzerindeki #tel #örgüleri #aralayan #tutuklulara #dava

ÇEDES yeni Onur Gencerler yetiştirme projesidir

AKP’nin ÇEDES uygulamasına tepkiler gelmeye devam ediyor. Yeşil Sol Parti Milletvekili Burcugül Çubuk ‘projenin halka, gençlere, gayrimüslimlere ve özellikle de Kürtlere karşı bir proje’ olduğunu söyledi

Milli Eğitim Bakanlığı (MEB), Gençlik ve Spor Bakanlığı ve Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından imzalanan, “Çevreme Duyarlıyım, Değerlerime Sahip Çıkıyorum Projesi (ÇEDES)” kapsamında okullara “manevi danışmanlık” hizmeti adı altında imam, müezzin, vaiz, din hizmetleri uzmanı ve kuran kursu öğreticisi atanıyor.

İlk olarak Eskişehir ve İzmir’de okullara atamalar yapılırken, proje kapsamında tüm illere buna benzer atamaların yapılması planlanıyor. Projeye eğitimciler, veliler ve kamuoyu tepki gösteriyor.

MA’dan Tolga Güney’e projeyi değerlendiren öğretmenler veliler ve siyasetçiler ‘ÇEDES’in AKP’nin kindar nesil yetiştirme projesi’ olarak değerlendiriyor.

Eğitim Sen: Rejim inşası

Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası (Eğitim Sen) 1 No’lu Şube Başkanı Necip Vardar, manevi danışmanlık ataması ile başlayan ÇEDES protokolünün birçok yönüyle de karşı karşıya kalınacağını söyledi. Protokolün laik ve bilimsel eğitimin kalan kırıntılarının da kökten ortadan kaldırmaya dönük bir araç olduğunu vurgulayan Vardar, “Aynı zamanda iktidarın eğitim üzerinden bir rejim inşa etme sürecindeki gördüğü aksaklıkları bu yolla gidereceğini düşünüyorum. Protokoldeki birçok madde esasında MEB mevzuatı tarafından düzenlenmiş olmakla birlikte pratikte bu mevzuatın üzerinde bir metin olarak görünüyor. Örneğin protokolle birlikte veliler ile ayda bir toplantılar yapmak, öğrencileri okul dışında farklı mekanlara götürmek gibi çok boyutlu uygulamalar olacak” dedi.

VELİ-DER: Toplum mühendisliği

Öğrenci Veli Derneği (Veli-Der) İzmir 2 Nolu Şube Başkanı Turgut Aydın, ilk etapta İzmir ve Eskişehir’in seçilmesini bu şehirlerin demokrat yapısından kaynaklandığını ifade etti. AKP’nin kendi siyasal İslam ideolojisini kalıcılaştırmak istediğini dile getiren Aydın, “Bunun içinde toplum mühendisliği ile toplumu dönüştürmek istiyor. Bu amaçla da eğitimi bir araç olarak görüyor. Bu atamaları yaz döneminde yaparak da tepkileri sönümlendikten sonra okul açılınca projeyi hayata geçirmeye çalışmak içindir. Bu arada demokratik kitle örgütleri, eğitimin bileşenlerine ise yaz döneminde önemli görevler düşüyor. Çünkü bu bizim ve ülkemizin geleceği açısından çok tehlikeli bir proje” ifadelerini kullandı.

Enes Kara hatırlatması

Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi (Yeşil Sol Parti) İzmir Milletvekili Burcu Gül Çubuk da protokolün AKP’nin uzun zamandır eğitime yaptığı müdahalenin resmiyet kazanmış hali olduğunu dile getirdi. Bu polikitalar sonucunda Enes Kara’nın katledildiğini anımsatan Çubuk, “Burada 12 yaşındaki Abdülbaki’yi anmak istiyorum. İntihar ettiği söyleniyor. Fakat 12 yaşındaki bir çocuğun intihar etmesi, aslında intihar ettirilmesi, öldürülmesi demek. ÇEDES projesinin uygulamaya konmasını da bu projelerin devamı olduğunu söyleyebiliriz. İmam hatiplerden kaçarak buraya gelmiş, aile baskısından kaçmaya çalışan çocukların kaçacak alanının kalmamasına yönelik bir proje” diye belirtti.

Çubuk: Katil adayları yetiştirme

“Bir taraftan okul çevrelerine torbacılar yerleştirilirken okul içine de imamlar yerleştiriliyor” diyen Çubuk, çocuklara da ya ‘narkotik maddelerle haşır neşir olacaksın’ ya da ‘Onur Gencer gibi bir katil olmak üzere yetiştirileceksin’ dayatması yapıldığının altını çizdi. Dindar ve kindar nesil diye yapılan tabirin Onur Gencer gibi kolay yönetebilecek, manipüle edebilecekleri katil adayları yetiştirmek olduğunu kaydeden Çubuk, “Dolayısıyla ÇEDES projesi halka, gençlere, gayrimüslimlere, göçmenlere özellikle de Kürtlere karşı bir proje. Bunu sadece eğitimdeki bir uygulama olarak görmek eksik kalır. AKP-MHP’nin ilelebet iktidarda kalması için yedek kuvvetler yetiştirmek istiyor. Biz bu yedek kuvvetlerin gençlerden, çocuklardan yetiştirilmesine müsaade etmeyeceğiz. Ağaç yaşken eğilir sözüne çok güveniyorlar ama bizde ‘o ağacı eğdirmeyeceğiz’ diyoruz” dedi.

İZMİR

#ÇEDES #yeni #Onur #Gencerler #yetiştirme #projesidir

Keskin Bayındır: Siyaset kilitlendi, çözüm Öcalan’da

DBP Eş Genel Başkanı ve Yeşil Sol Parti Êlih Milletvekili Keskin Bayındır, seçim taktik ve stratejisinde yaşanan eksiklikler, Üçüncü Yol siyasetinin hayata geçirilememesi ve yeni dönem siyasetine ilişkin değerlendirmelerde bulundu

Cumhurbaşkanlığı ve Genel Seçimlerin ardından taktik ve stratejisi eleştirilen Halkların Demokratik Partisi (HDP), seçimlere listesinden girdiği Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi (Yeşil Sol Parti) ile birlikte yeni örgütlenme sürecine girdi. Seçim sonuçları üzerinden kurulları, bileşenleri ve ittifak partileri ile toplantılar gerçekleştiren HDP ve Yeşil Sol Parti, 17 Haziran’dan itibaren halk buluşmaları ve toplantılarını başlattı. Eleştiri ve özeleştiri süreci, yürütülecek tartışmalar sonucunda halkın nihai kararıyla Büyük Kongre ile tamamlanacak.

HDP’nin en büyük bileşeni olan Demokratik Bölgeler Partisi (DBP) Eş Genel Başkanı ve Yeşil Sol Parti Êlih Milletvekili Keskin Bayındır, seçim taktik ve stratejisinde yaşanan eksiklikler, Üçüncü Yol siyasetinin hayata geçirilememesi ve yeni dönem siyasetine ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

Tartışmalar yürütülüyor

DBP olarak Kurdistan’da hedefledikleri sonuçlara ulaşamadıklarını ifade eden Bayındır, bunun sebepleri ve nedenlerine ilişkin kimi tartışmalar yürüttüklerini söyledi. AKP-MHP iktidarının seçimlerde devletin bütün imkânlarını kendileri için kullandığını belirten Bayındır, “AKP-MHP’nin elde etmiş olduğu sonuçların bizim açımızdan bir meşrutiyeti yok. Çünkü her yönüyle antidemokratik, baskı, gasp yöntemleriyle ve devletin bütün imkânlarını kullanarak, çalışmalarımızın engellendiği bir seçim süreci yürütüldü” dedi.

‘Beklentiye cevap olamadık’

Seçimlerde halkın beklentisine cevap olmadıklarını ifade eden Bayındır, “Seçim sonrasında bu temel esaslar üzerinden kurullarımızla yürüttüğümüz çalışmalar devam ediyor. Yapılan tartışmalarda özellikle yaşadığımız kimi eksiklikleri, yetersizlikleri yeterince ele almadığımız, yeterince çözüme kavuşturamadığımız meselelerin birçoğunu da ele aldığımızı ve önümüzdeki siyasal mücadelede de bunları en minimum düzeye indireceğiz” ifadelerini kullandı.

Önümüzdeki dönem ana planlamaların merkezinde, halkın mücadeleye kitlesel ve güçlü katılımını esas alacaklarının altını çizen Bayındır, “İkinci yüzyılda katı, merkezi, otoriter bir idari sistemden ziyade, siyasal statüyü ve özellikle Kurdistan’ın siyasal statüsünü tartışmaya açan bir mücadele tarzını amaçlıyoruz. Halkımızın bu konudaki siyasi statü taleplerini ön plana çıkaracak ve bunun mücadelesini halkımızla beraber yürüteceğiz” diye belirtti.

Tecrit sona ermeli

PKK Lideri Abdullah Öcalan üzerindeki tecride dikkati çeken Bayındır, daha büyük tahribatlar yaşanmadan, Öcalan üzerindeki tecridin bir an önce sona ermesi gerektiğine vurgu yaptı. Abdullah Öcalan ile iletişim kanallarının mutlak suretle açılması gerektiğini ifade eden Bayındır, “Aksi takdirde bunu yok sayan, görmezden gelen, inkâr eden, baskı ve şiddet politikasında ısrar eden bir iktidarın, Türkiye devletinin gidebileceği hiçbir yer yok. Dolayısıyla bu kriz, kargaşa ve kilitlenme halinden çıkmanın esas yolu, Sayın Öcalan başta olmak üzere tüm çözüm dinamiklerini devreye koyup, muhatap alıp, Türkiye halklarını siyasal olarak da bir çözüm hattı rayına oturtmak olacaktır” diye belirtti.

Toplumsal mücadele şart

Türkiye’deki sıkışmayı, kilitlenmeyi ve toplumsal kutuplaşmayı Abdullah Öcalan’ın çözüm önerileri, perspektifleri ve değerlendirmeleriyle aşılabileceğini ifade eden Bayındır, Son olarak şunları dile getirdi: “Bugüne kadar Sayın Öcalan dışında çözüm geliştirme, çözüm önerme hem Türkiye hem de bölgesel gelişmeler bağlamında alternatif herhangi bir seçenek ortaya çıkmadı. Bunun dışındaki bütün arayışlar, şiddeti, baskıyı, inkârı derinleştirir. Sayın Öcalan’ın fikirleri ve düşünceleri kamuoyuyla buluşturulduğu, paylaşıldığı takdirde sonraki gün, Türkiye çok daha, bambaşka çözüm yoluna girmiş, çözüm meselelerini tartışmış ve bu konuda sorunlarını aşmaya yönelik bir toplumsal güne uyanacaktır. Bu anlamda İmralı tecrit sisteminin kırılmasına dönük çok güçlü bir toplumsal mücadelenin ortaya çıkması gerekiyor” diye konuştu.

Haber: Müjdat Can – Cengiz Özbasar / Amed-MA

#Keskin #Bayındır #Siyaset #kilitlendi #çözüm #Öcalanda

Demirbaş: Lozan’da Kürtlerin hakları gasp edildi

Lozan Antlaşması’nın yüzüncü yılında Kürt birliğinin önemine değinen siyasetçi Abdullah Demirbaş, Lozan’ın,  birtakım işbirlikçiler üzerinden Kürtlerin haklarının gasp edildiğini söyledi

İsviçre’nin Lozan kentinde 24 Temmuz 1923’te bir araya gelen Türkiye, İngiltere, Fransa, İtalya, Japonya, Yunanistan, Romanya ve Yugoslavya’nın ortak imzaladığı Lozan Antlaşması, Kürtlerin ve Türkiye’de yaşayan diğer azınlıkların inkarına ve asimilasyonuna dayanak oldu. Kurdistan topraklarını dört egemen devlet arasında pay eden antlaşma, yüzüncü yılına girdi.

Lozan Anlaşması’nın yüzüncü yıldönümü nedeniyle geçtiğimiz günlerde İsviçre’nin Lozan kentinde Lozan Belediyesi, İsmet Şeref Vanlı, Paris Kürt Enstitüsü ve İsviçre-Ermenistan Derneği tarafından “1923 Lozan’ından 2023 Lozan’ına” isimli konferans düzenlendi. Konferansa katılan Kürt siyasetçi Abdullah Demirbaş, Lozan’ın yüzüncü yılında Kürt birliğinin önemine dair değerlendirmelerde bulundu.

600 delegeli konferans düzenlenecek

Konferansta Lozan Antlaşması’nın yeni bir anlaşmayla bitirilmesi görüşünün açığa çıktığını aktaran Demirbaş, bunun için Kürtler arası birliğin önemi üzerinde durdu. Kürt birliğinin bu süreçte önemli olduğunun altını çizen Demirbaş, Kurdistan Ulusal Kongresi (KNK) öncülüğünde 22-23-24 Temmuz’da Lozan’da 175 parti, sivil toplum örgütü, aydın ve yazarların yer aldığı en az 600 delegenin katılımıyla gerçekleştirilecek konferansta yürütülecek tartışmaların önemli bir sonuç açığa çıkaracağını vurguladı.

Lozan’da Kürtlerin hakları gaspedildi

Lozan Antlaşması’nın Türkiye Cumhuriyeti’nin resmi ideolojisinin tasdiki olduğunu belirten Demirbaş, Lozan’ın,  birtakım işbirlikçiler üzerinden Kürtlerin haklarının gasp edildiğini söyledi. Lozan’a katılanların siyasi korucu olarak Kürtlerin haklarının yok edilmesinin aleti olduklarına dikkat çeken Demirbaş, “Bugün de aslında bir takım siyasi çevreler üzerinden bir siyasi koruculuk yaratılarak, işbirlikçi Kürtler yaratılarak Lozan’ın yüzüncü yılında yeni bir süreç başlatmak istiyorlar. Bu anlamıyla önemli bir süreç” şeklinde konuştu.

Lozan Kürtlerin kalbinde bir hançerdir

Lozan Antlaşması’yla birlikte Kurdistan’ın sadece bölgesel olarak bölünmediği değerlendirmesinde bulunan Demirbaş, Lozan’ın “böl, parçala, yönet” politikası ile Kürtlerin, aşiretsel, mezhepsel ve iller bazında da birden fazla bölünme yaşanmasına neden olduğunu söyledi. “Lozan Kürtlerin kalbinde bir hançerdir” diyen Demirbaş, Lozan’ı bazı Kürtlerin arkadan hançerlemesi olarak gördüğünü söyledi.

Planlara karşı birlik olmalıyız

Lozan Anlaşması’nın 1921 Anayasa’nın inkarı, 1924 Anayasa’nın temel anlaşması olduğunu söyleyen Demirbaş, resmi devlet ideolojinin de 1924 Anayasası’yla tescillendiğini kaydetti. 1924 anayasasında inkarı ve imhayı esas alan tekçi devlet yapısı olduğunu belirten Demirbaş, “Bu haliyle Cumhuriyetin tanınmasına destek veren Kürtlerin çoğu devletçi ve iktidarcı güçler olduğunu unutmamız gerek. Türkiye Cumhuriyeti, şimdi benzer süreci yeniden uygulamaya sokmak istiyor. Bölgede daha çok muhafazakar, Taliban zihniyeti ve kendine yakın bir takım işbirlikçi çevrelerle, işbirlikçi Kürtler yaratmak istiyor. Devlet bu planıyla Lozan’ın yüzüncü yılında ‘Kürtlerin bir sorunu yok, bizim sorunumuz terörizmle var’ diyecekler. Bunu sağladıktan sonra da dönüp işbirlikçi Kürtleri yok edecek. Bu tarih boyunca böyle olmuştur. Bu nedenle biz sürecin aynı şekilde ilerlediğini görmeliyiz ve buna karşı birlik olmalıyız” ifadelerini kullandı.

Özgür bir Kurdistan’da yaşamak istiyoruz

Yeni Lozan’da Kurdistan’da bulunan tüm farklı inanç ve kimliklerin kabul edilmesi gerektiğini dile getiren Demirbaş, “Eğer özgür ve eşit yurttaşlar olarak yaşamak istiyorsak, ulusal çıkarlar etrafında kenetlenmeli ve siyasi ittifakımızı oluşturmalıyız. Ne istediğimizi dünyaya duyurmalıyız. Artık köle olmak istemiyoruz, özgür bir Kurdistan’da yaşamak istiyoruz” dedi.

Haber: MA / Esra Solin Dal

 

#Demirbaş #Lozanda #Kürtlerin #hakları #gasp #edildi

Tahliye olduğu gün yeniden tutuklanan Manap’ın karar duruşması yarın

30 yılın ardından tahliye olduğu gün olan 1 Aralık’ta yeniden gözaltına alınıp tutuklanan Şadiye Manap hakkında ‘Örgüt kurmak ve yönetmek’ iddiasıyla açılan davanın karar duruşması yarın. Aile davaya katılım çağrısı yaptı

Gebze Kadın Kapalı Cezaevi’nden 1 Aralık 2022 tarihinde tahliye edilir edilmez yeniden gözaltına alınıp tutuklanan 30 yıllık tutuklu Şadiye Manap hakkında, “Örgüt kurmak ve yönetmek” iddiasıyla açılan davanın üçüncü ve karar duruşması yarın Kocaeli 2’nci Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülecek.

İşkencede kaldı

1992’de Riha’da (Urfa) gözaltına alınan ve Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi’nde (DGM) yargılanan Manap’a, müebbet hapis cezası verildi. Tutuklandığında henüz 24 yaşında olan Manap birçok cezaevinin ardından son olarak da Gebze’de cezaevinde kaldı. Cezaevinde kaldığı süreçte sayısız işkenceye maruz kalan Manap, birçok kez de açlık grevi eylemlerine katıldı.

Tahliye günü gözaltı

Manap, tahliye işlemlerinin ardından henüz cezaevinden çıkmadan, daha önce hakkında yürütülen 2020 tarihli bir soruşturma gerekçesiyle Kocaeli Emniyet Müdürlüğü tarafından gözaltına alındı. Manap 5 Aralık’ta Kocaeli Adliyesi’ne götürülerek savcılıkta ifadesi alınmadan tutuklama talebi ile Sulh Ceza Hakimliği’ne sevk edildi. Hakimlik Şadiye’nin tutuklanmasına karar verdi. “Örgüt üyeliği” iddiasıyla tutuklanan Manap, daha sonra Kandıra Cezaevi’ne götürüldü.

Kocaeli Cumhuriyet Başsavcılığı’nın, “Örgüt yönetmek” iddiasıyla Şadiye hakkında hazırladığı iddianame, Kocaeli 2’nci Ağır Ceza Mahkemesi tarafından kabul edildi. Manap hakkında açılan davanın ilk duruşması ise 12 Mayıs’ta Kocaeli 2’nci Ağır Ceza Mahkemesi’nde görüldü.

Karar duruşması yarın

1 Haziran’da görülen ikinci duruşmaya ise Şadiye, Ses Görüntü ve Bilişim Sistemi (SEGBİS) üzerinden bağlandı. Manap’ın avukatları, suçlamaya konu olan delillerin incelenmesi talebinde bulundu. Manap’ın avukatlarının talebini kabul eden mahkeme heyeti, duruşmayı 21 Haziran tarihine erteledi.

Neyin intikamını alıyorlar?

Duruşma öncesi konuşan Manap’ın ailesi, Manap hakkında hazırlanan iddianamenin yasaya uygun olmadığının altını çizdi. Aile, “Kendilerine göre yorum yapmışlar. Şu an içeride tutmaya çalışıyorlar. Şadiye, şu ana kadar Türkiye’de en uzun yatan kişi. 32 buçuk yıl yattı. Bu kadar hukuksuzluk karşısında çok umutsuz ve güvensiziz. Hiçbir yerde hukukun işlemediğini biliyor olmak çok çok üzücü. 30 yıl neyin intikamı ve yetmedi? ” sözleriyle tutukluluğun devam ettirilmesine tepki gösterdi.

Duruşmaya destek çağrısı

2022’nin Ekim ayından beridir dört kez Manap tahliye edilecek diye cezaevi önünde bekleyip geri döndüklerini paylaşan ailesi, “Gittikçe içerideki insan sayısı dışarıdakinden fazla hale geliyor. Umarım insanlar daha çok duyarlı olur ve bir işe yarar” diyerek karar duruşması için destek çağrısı yaptı.

Kaynak: JINNEWS

#Tahliye #olduğu #gün #yeniden #tutuklanan #Manapın #karar #duruşması #yarın

İran’da 8 yaşındaki kız çocuğu şiddet sonucu hayatını kaybetti

İran’da 8 yaşındaki bir kız çocuğu üvey babası tarafından uğradığı şiddet sonucu hayatını kaybetti

İran’ın Karaj kentinde üvey babası tarafından şiddete uğrayan 8 yaşındaki kız çocuğu hayatını kaybetti. Kız çocuğunun organları annesi tarafından bağışlandı.

Ağır yaralandı

Şiddet sonucu ağır yaralanan Matina Mehri adlı 8 yaşındaki çocuk, Rasul Akram Hastanesi’ne kaldırıldı. Vücudunda çok sayıda morluk olan Mehri’nin kafasına darbe aldığı ve bir bacağının da kırıldığı öğrenildi. Doktorlar, hastanede bir hafta tedavi altında kalan Mehri’nin kafatasındaki ağır darbeden dolayı hayatını kaybettiğini açıkladı.

Üvey baba gözaltına alındı

Annesi, Mehri’nin organlarını bağışladı. Üvey babanın da tutuklanarak adli makamlara teslim edildiği kaydedildi.

DIŞ HABERLER

#İranda #yaşındaki #kız #çocuğu #şiddet #sonucu #hayatını #kaybetti

‘Kimse Anzele’ye sahip çıkmadı’

Havaların ısınmasıyla çocukların serinleme mekanı haline gelen Anzele’yi anlatan Yusuf Turcan, ‘Kimse buraya sahip çıkmadı. Beton yığını bırakmışlar’ dedi

Bir zamanlar efsanelerin anlatıldığı ve balıklı havuz olarak bilinen Anzele, bugün ise çocukların serinlemek için uğrak mekanı haline geldi. Her ne kadar “Dikkat havuza girmek tehlikeli ve yasaktır” yazılı uyarı tabelası olsa da Amed’de sıcaklığın 35 ila 40 derecelerde seyretmesiyle çocuklar serinlemek için Anzele’ye akın ediyor. Ailelerin de uğrak yeri olan parkta, çocuklar alternatif havuzlar olmadığı için tehlike içinde yüzüyor. Yüzmenin tehlikeli olduğu Anzele’de hem tarih hem de çocukların güvenliği yetkililer tarafından göz ardı ediliyor.

1950’lerde şehrin üç önemli su kaynaklarından biri olan Anzele’nin yolculuğu, tarihi Sûr ilçesinin 4 ana kapısından biri olan Mardin Kapı’dan geçerek Hevsel Bahçeleri’ne kadar uzanıyor. Kentte yaşanan çarpık kentleşme ile kaybolan Anzele, sonrasında belediyenin çalışmalarıyla yeniden kentte kazandırılsa da hala turisttik özelliğe kavuşturulmadı.

 Anzele’yi anlattı

Melikahmet Mahallesi’nde doğup büyüyen ve hala yaşamını burada sürdüren Yusuf Turcan Mezopotamya Ajansı’na tanıklık ettiği Anzele’nin yakın tarihini anlattı. Anzele’nin daha önce kesimhane (mezbaha) olduğunu hatırlatan Turcan, arka kısmının da tabakhane olduğunu kaydetti. Turcan, “Burası açık alandı. Topraklı yerdi. Burada ciğerciler vardı. Annemiz, kardeşimiz buraya gelip yün çırpıyordu. Yün yıkıyorlardı. Çamaşır yıkarlardı. Tabi bu eski hali değil. Bayramlarda burada davul zurna çalınırdı. Millet şen şakrak eğlenirdi” diye aktardı.

‘Buranın hakkını vermediler’

Anzele’nin hak ettiği ilgiyi görmediğini dile getiren Turcan, “Buranın hakkını vermediler. Buranın hakkını verselerdi, bambaşka olurdu. Çok büyük balıklar vardı. Et, ciğer ve sakatat parçalarıyla beslenirdi. O zaman ziyaret balığı derlerdi. Kimse karışmazdı. Burası çamaşır yıkama, yün çırpma yeriydi, o kadar. Bugün Urfa’da da var. Orada çocuk var mı? Burası turistik bir yer. Belediye açsın bir halk havuzu, bu çoluk çocuk orada yüzsün. Burası turistik yerdir. Tarihi var buranın. Buranın eski bir tarihi var, konuşulmaz. Burada geçim derdi yoktu. Sıkıntı yoktu. Herkes birbiriyle abi kardeş gibiydi. Buraya bir an evvel el atılması lazım. Urfa’yı nasıl yapmışlarsa, burayı da öyle yapsınlar. Biz layık değil miyiz? Yıllardan beridir kimse buraya sahip çıkmadı. Beton yığını bırakmışlar. Neye yarar?” ifadelerini kullandı.

AMED

#Kimse #Anzeleye #sahip #çıkmadı

Menzil Cemaati çiftliğindeki iki çocuğun ölümüne 24 taksitli para cezası

Menzil Cemaati’nin çiftliğinde iki ve üç yaşındaki iki çocuğun yem karma makinesine kapılarak ölümüne neden olanlara verilen para cezası 20 ile 24 taksitlere bölündü

Menzil Cemaati’nin çiftliğinde iki ve üç yaşındaki iki çocuğun yem karma makinesine kapılarak öldüğü olayın üzerinin kapatıldığı öne sürüldü. BirGün’den İsmail Arı’nın haberine göre Cemaatin çiftlikte kaçak olarak çalıştırdığı Suriyeli bir ailenin iki küçük çocuğu 21 aralık 2018’de traktöre bağlı yem karma makinesine kapıldı. İki yaşındaki Selin ve üç yaşındaki Mehmed isimli kardeşler olay yerinde feci şekilde öldü.

Verilen ceza takside bölündü

Çocukların ölümünün ardından şüpheliler hakkında “Taksirle iki kişinin ölümüne neden olma” suçundan Konya Ağır Ceza Mahkemesi’nde dava açıldı. Olayla ilgili hazırlanan bilirkişi raporunda, traktör ile yem karma makinasına bağlandığı yerde yaklaşmayı önleyici herhangi bir korumalığın bulunmadığı, çevrede herhangi bir uyarı ikaz levha ve işaretlerinin bulunmadığı belirtildi. Mahkeme çiftliğin resmi sahibi olan Menzil mensubu Rayhan Tülek ile onun işlerini yürüten Mehmet Değiş ve Semerkand Vakfı’nın Konya Şubesi’nin müdürü de olan Bekir Başpınar’ı toplamda 60 bin 700 TL adli para cezasına çarptırdı. Üç kişiye “Taksirle iki kişinin ölümüne neden olma” suçundan verilen para cezası 20 ile 24 taksitlere bölündü.

HABER MERKEZİ

 

 

#Menzil #Cemaati #çiftliğindeki #iki #çocuğun #ölümüne #taksitli #para #cezası