Ana Sayfa Blog Sayfa 28

Alevi öğretmenler Suriye’de hakları için sokaklara döküldü

Suriye’nin Lazkiye ve Tartus kentlerinde Alevi öğretmenler, inançsal nedenlerle işten çıkarılmalarını protesto etmek amacıyla sokağa çıktı. Her iki kentte de İl Eğitim Müdürlükleri önünde gerçekleştirilen oturma eylemleri, Alevilere yönelik ayrımcı uygulamaların devam ettiğini gözler önüne serdi.

Protestocular, Alevilere yönelik işten çıkarma kararlarını kınayarak, bu uygulamaların açık bir mezhep ayrımcılığı olduğunu vurguladı. Eylemciler, yaşananların temel insan haklarının ihlali olduğunu belirtti ve Alevi toplumunun maruz kaldığı ayrımcılığa dikkat çekti.

Colani yönetiminin Suriye’de Alevilere karşı uyguladığı politikalar sonucunda, Aleviler soykırıma uğramakta ve sistematik bir şekilde kamu sektöründen tasfiye edilmektedir. On binlerce Alevi, görevlerinden uzaklaştırılarak ekonomik olarak çökertilmeye çalışılmaktadır.

Tartus ve Lazkiye limanlarında da benzer ayrımcı uygulamalar hayata geçirilmekte; Alevi işçiler görevden alınarak, mesleki yeterliliği olmayan kişilerin yerleştirildiği belirtilmektedir. Bu durumu, Alevilere yönelik bir tasfiye politikası olarak değerlendiren yurttaşlar, bir an evvel bu ayrımcılığa son verilmesi gerektiğini ifade ediyor.

Asimilasyona Karşı Birlik Mesajı: AABK 8. Olağan Genel Kurulu Tamamlandı

Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu (AABK), 31 Ocak 2026 tarihinde Bühl Cemevi’nde gerçekleştirdiği 8. Olağan Genel Kurulu’nda önemli kararlar aldı. Kurul sonrası yayımlanan sonuç bildirgesinde, Türkiye’deki asimilasyon politikalarına karşı durulması gerektiği vurgulandı. Alevi inancının özgün ve bağımsız bir inanç olarak tanınması gerektiği belirtilirken, cemevlerinin ibadethane statüsünde tanınmaması eleştirildi. Alevilik, hiçbir siyasi iktidarın veya devlet kurumunun alt başlığı olarak kabul edilemeyeceği ifade edildi.

Bildirgede, Milli Eğitim Bakanlığı’nın tekçi anlayışına karşı örgütlü mücadelenin artırılması kararı alındı. Avrupa’daki aşırı sağ ve ırkçılığa karşı farkındalık çağrısı yapılarak, uluslararası dayanışmanın önemine değinildi. Ayrıca, Suriye’deki Alevilere, Kürtlere, Dürzilere ve Hristiyanlara yönelik saldırılara karşı aktif bir diplomatik hat benimseneceği duyuruldu.

Örgütsel yapının güçlendirilmesi adına önemli adımlar atıldı. Alevi kadınlarının ve gençliğinin yönetimdeki temsiliyetinin artırılacağı belirtildi. Ayrıca, onursal başkanlık statüsünün kaldırılması kararı alındı. Bu karar, AABK’nın daha demokratik bir yapıya sahip olma hedefinin bir parçası olarak değerlendiriliyor.

AABK, Sivas Madımak Katliamı’nın 33. yılına dikkat çekerek, “33 yıl 33 can” temasıyla anmalara güçlü katılım çağrısı yaptı. Bildirge, “Yolumuzu ve erkânımızı savunmaya devam edeceğiz. Bir olalım, iri olalım, diri olalım.” ifadeleriyle sona erdi.

Aydınlı Alevi Yol Talipleri: Pir Erdoğan Tepe’ye destek, sessizlik rıza değil!

Aydınlı Alevi Yol Talipleri, Kuzey ve Doğu Suriye’de kadın ve çocuklara yönelik gerçekleştirilen saldırılara dikkat çekmek amacıyla Pir Erdoğan Tepe’nin saç örme eylemine katılmasına yönelik tehdit ve baskılara karşı bir basın açıklaması yaptı. Açıklamada, “Zulüm kimden gelirse gelsin karşısında durmak yolumuzun gereğidir” ifadesine yer verildi. Alevi toplumu, bu tür eylemlerin hedef gösterilmesinin kabul edilemeyeceğini vurguladı.

Açıklamada, Kadim Alevi Kızılbaş toplumunun tarih boyunca herhangi bir inanç ya da topluma karşı katliam gerçekleştirmediği belirtilerek, gerici ve bağnaz grupların saldırıları karşısında sessiz kalmanın, zulme rıza göstermek anlamına geleceği ifade edildi. “Susmak rıza göstermektir ve rıza zulmü büyütür” denilerek, sessiz kalmanın kabul edilemez olduğu vurgulandı.

Pir Erdoğan Tepe’nin, kadınların saçlarını örerek gerçekleştirdiği sembolik protestoya katılması, Alevi inancında Hüseyni bir duruş olarak değerlendirildi. Açıklamada, “Kadınların ve çocukların başı kesilirken sessiz kalmak mı gerekir, yoksa buna itiraz edenleri tehdit etmek mi?” sorusuyla, toplumsal bir duyarlılık oluşturmanın önemine dikkat çekildi.

Alevi Yol Talipleri, Pir Erdoğan Tepe’nin daha önce Filistin ve Gazze’de yaşanan katliamlara karşı da benzer bir tutum sergilediğini hatırlatarak, zulme uğrayanların etnik veya inançsal kimliğine bakılmaksızın destek vermenin Alevi inancının temel ilkesi olduğunu vurguladı. “72 millete aynı nazarla bakarız” anlayışı çerçevesinde, insan hakları ihlallerine karşı barışçıl tepkilerin önemine değinildi.

Açıklamanın sonunda, Pir Erdoğan Tepe’nin eyleminin “gül cemalinde Hakk nefesiyle yapılmış en güzel eylemlerden biri” olduğu ifade edilerek, Aydınlı Alevi Yol Talipleri, kendisine karşı geliştirilen baskıların karşısında durduklarını belirtti. Açıklama, “Dönen dönsün, ben dönmezem yolumdan” sözüyle sonlandırıldı.

AABK 8. Olağan Genel Kurulu, Alevi Değerlerle Bühl’de Toplandı

Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu (AABK), 31 Ocak 2026 tarihinde Bühl Cemevi’nde gerçekleştirdiği 8. Olağan Genel Kurulu ile tarihsel birikiminden aldığı güçle, örgütsel birliğini ve mücadele iradesini daha da pekiştirdi. Genel Kurulda, Avrupa’daki Alevi örgütlülüğünün ve Türkiye’deki Alevi hareketinin tarihsel, inançsal ve siyasal bütünlüğünün korunmasının önemi vurgulandı.

AABK, Türkiye’de Alevilere yönelik artan devlet baskısı, asimilasyon ve inkâr politikalarına karşı ortak ve kararlı bir mücadele hattının gerekliliğine dikkat çekti. Devlet eliyle kurulan paravan yapılar aracılığıyla Alevi örgütlülüğünün hedef alınmasının kabul edilemez olduğu ifade edildi. Alevi toplumunun, inanç ve kurumlar etrafında kenetlenmesi gerektiği belirtildi.

Genel Kurulda, eğitim politikaları ve Avrupa’da yükselen ırkçılık konularında da uyarılarda bulunuldu. Milli Eğitim Bakanlığı’nın ideolojik eğitim anlayışının Alevi kimliğini yok saydığına dikkat çekildi ve bu duruma karşı örgütlü mücadelenin artırılması gerektiği belirtildi. Ayrıca, Avrupa’da artan ırkçılık ve ayrımcılığa karşı dayanışmanın güçlendirilmesi gerektiği vurgulandı.

Suriye’deki Alevilere ve diğer inanç gruplarına yönelik baskılara karşı aktif bir mücadele hattının benimsenmesi gerektiği ifade edildi. AABK, uluslararası insan hakları mekanizmaları nezdinde Alevi toplumunun taleplerini savunma kararlılığını sürdüreceğini duyurdu.

Kadınların ve gençlerin Alevi hareketinin kurucu unsurları olarak daha güçlü temsil edilmesi gerektiği belirtildi. Genel Kurulda, Alevi medya organlarının güçlendirilmesi ve 2 Temmuz 1993 Sivas Madımak Katliamı’nın anma etkinliklerine aktif katılım çağrısı yapıldı. AABK, yeni bir döneme girildiğini ve birlik, rızalık, muhabbet temelinde hareket edilmesi gerektiğini vurguladı.

Alevi Yol Taliplerinden Pir Erdoğan Tepe’ye destek: Susmak, teslimiyettir!

Aydınlı Alevi Yol Talipleri, Kuzey ve Doğu Suriye’de kadınlara ve çocuklara yönelik gerçekleştirilen katliamlara dikkat çekmek amacıyla saç örme eylemine katılan Pir Erdoğan Tepe’ye destek verdiklerini açıkladı. Yapılan basın açıklamasında, “Zulüm kimden gelirse gelsin karşısında durmak yolumuzun gereğidir” denildi. Alevi toplumu, bu tür saldırılara karşı sessiz kalmanın rıza göstermek anlamına geldiğini vurguladı.

Açıklamada, Kadim Alevi Kızılbaş toplumunun tarih boyunca hiçbir inanç ve topluma karşı katliam gerçekleştirmediği, ancak günümüzde gerici ve bağnaz terör örgütlerinin saldırılarına maruz kaldığı belirtildi. Özellikle Kuzey ve Doğu Suriye’de bir teröristin katledilen bir kadına ait saç örgüsünü göstererek yaptığı paylaşımın ardından kadınların bu duruma tepki gösterip saçlarını örerek gerçekleştirdiği sembolik protestonun toplumsal bir duyarlılığa dönüştüğü ifade edildi.

Pir Erdoğan Tepe’nin bu sembolik eyleme katılarak destek vermesi, Yol öğretisi gereği Hüseyni bir duruş olarak değerlendirildi. Tepe’nin sosyal medya üzerinden tehdit ve baskılara maruz kaldığı belirtilirken, “Kadınların ve çocukların başı kesilirken sessiz kalmak mı gerekir?” sorusu gündeme getirildi. Hz. Ali’nin haksızlık karşısında eğilmemek gerektiğine dair sözü de hatırlatıldı.

Alevi inancının temel düsturlarından birinin zulme uğrayanın etnik, inançsal ya da siyasal kimliğine bakılmaksızın yanında durmak olduğu vurgulandı. “72 millete aynı nazarla bakarız” anlayışıyla, sessiz kalmanın rıza anlamına geldiği ifade edildi. Açıklamada, “Susmak rıza göstermektir ve rıza zulmü büyütür” denildi.

Sonuç olarak, Aydınlı Alevi Yol Talipleri, Pir Erdoğan Tepe’nin barışçıl ve vicdani tepkisini desteklediklerini ve kendisine karşı geliştirilen her türlü baskının karşısında duracaklarını belirtti. Açıklama, “Dönen dönsün, ben dönmezem yolumdan” ifadesiyle son buldu.

Rojava’da Alevi, Kürt ve Dürziler varoluşsal tehdit altında!

Antep’teki demokratik kurum temsilcileri, Rojava ve Suriye’de Alevi, Kürt ve Dürzi halklarına yönelik artan tehditleri vurgulayarak, bu durumu büyük bir “tek tipleştirme” projesinin parçası olarak değerlendirdi. Sınır ötesindeki gelişmelerin Alevi ve Kürt toplumlarını yalnızlaştırmayı hedeflediğini belirten Alevi Kültür Derneği Antep Şubesi Yönetim Kurulu Üyesi İbrahim Halil Özdemir, uluslararası kamuoyunu ve Türkiye’deki Alevileri duyarlı olmaya çağırdı. Özdemir, bu durumun geçmişteki emperyalist projelerin devamı olduğunu ifade etti.

Özdemir, Suriye’deki mevcut iktidarın, IŞİD ve HTŞ gibi cihatçı grupların etkinliğini artırdığını ve bu durumun bölgedeki etnik ve inanç gruplarının varlığına ciddi bir tehdit oluşturduğunu belirtti. Ayrıca, Türkiye’nin Suriye ile geçmişte kurduğu dostane ilişkilerin, zamanla “Katil Esad” söylemiyle değiştiğini ve bu süreçte silah gönderiminin arttığını ifade etti.

Tilkiler Köyü Derneği Başkanı Eren Ovayolu, Rojava’daki katliamları kınayarak, Türkiye kamuoyuna bu saldırılara karşı ses çıkarması gerektiğini vurguladı. Ovayolu, Alevi, Kürt ve Dürzi topluluklarının dayanışma içinde olması gerektiğini belirtti. Ayrıca, sosyal hakların ve yaşam hakkının güvence altına alınması gerektiğini ifade etti.

Kürecikliler Derneği Kurucusu Cemal Özgül, Suriye’deki yeni yönetimin arkasında uluslararası güçlerin olduğunu ve etnik gruplara yönelik saldırıların sistematik bir şekilde gerçekleştiğini kaydetti. Özgül, bu durumun Türkiye’deki çözüm süreci tartışmalarını da etkilediğini belirterek, devletin somut bir irade sergilemediğini ifade etti.

Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Gaziantep Şube Başkanı Mehmet Erkek ise, Suriye’deki mevcut yönetimin, Alevi, Kürt ve Dürzi gibi grupları dışladığını belirtti. Erkek, bu grupların bir araya gelerek Suriye’nin geleceğini demokrasi temelinde şekillendirmeleri gerektiğini vurguladı. Ayrıca, Türkiye’deki muhalefete ve sivil toplum kuruluşlarına, Suriye’deki halklarla dayanışma kurmak adına acil yardım koridorları açılması çağrısında bulundu.

Yoksul çocuklar için Alevi Kültür Dernekleri’nden eğitim seferberliği!

Alevi Kültür Dernekleri Antalya Şubesi, ekonomik imkânsızlıklar nedeniyle eğitim hakkından mahrum kalan çocuklar için önemli bir adım attı. Antalya Şube Başkanı Kazım Uçarcan, Tasarı Kurs Rehberlik Akademisi ile tüm branşları kapsayan yüzde 30 indirimli bir eğitim protokolü imzaladıklarını duyurdu. Uçarcan, bu protokolün, yalnızca Alevi çocuklarını değil, yoksullukla mücadele eden tüm çocukları kapsadığını belirtti.

Uçarcan, eğitimdeki fırsat eşitsizliğinin ciddi bir sorun olduğunu vurgulayarak, “Gerçekten okumak isteyip de okuyamayan öğrencilere nasıl katkı sunabiliriz” sorusuyla yola çıktıklarını ifade etti. Bu çalışma, bu arayışın bir sonucu olarak ortaya çıkmıştır.

Ayrıca, eğitim destekleri sadece kurs protokolü ile sınırlı değil. Uçarcan, 15 Kasım’da düzenlenecek bir etkinlik ile yaklaşık 20 üniversite öğrencisine burs verecek bir bütçe oluşturduklarını da sözlerine ekledi. Bu tür çalışmaların moral ve motivasyon kaynağı olduğunu belirtti.

Uçarcan, yoksul çocukların eğitim hakkına erişiminin önemine dikkat çekerek, “Eğitim bir haktır. Aleviler olarak paralı eğitime karşıyız, ancak mevcut koşullar bizi bu tür çözümler üretmeye zorluyor” dedi. Tasarı Kurs Rehberlik Akademisi ile yapılan protokolün, bu yaklaşımın bir örneği olduğunu dile getirdi.

Gelecek dönemde benzer protokollerin imzalanması için çalışmaların devam edeceğini belirten Uçarcan, “Toplumla daha fazla kaynaşmak ve örgütlenmek için bu tür adımlar atmak önemli” ifadesini kullandı.

Dede nikahı: Alevilikte evliliğin manevi güvencesi!

Alevi inancında evlilik, kadın ve erkeğin cemaat huzurunda birbirine ikrar vermesiyle anlam kazanır. Mersin Cemevi Başkanı Pir Hasan Kılavuz, dede nikahının, evliliğin manevi teminatı olduğunu ve toplumsal bir sözleşme niteliği taşıdığını vurguladı. Alevilikte nikah, yalnızca bireysel bir birliktelik değil, aynı zamanda Hakk’a ve topluma karşı üstlenilen bir sorumluluk olarak kabul ediliyor.

Kılavuz, Alevi inancında nikahın “ikrar” kavramı üzerinden ele alındığını belirterek, evlilikte en önemli unsurun, kadın ve erkeğin birbirini Hakk’ın ve cemaatin huzurunda kabul etmesi olduğunu ifade etti. Dede veya seyit gibi kanaat önderlerinin huzurunda yapılan bu ikrarlar, evliliğin geçerliliği açısından son derece önemlidir.

Dede nikahının, evliliği güçlendiren ve güvence altına alan bir yönü olduğunu dile getiren Kılavuz, cemaatin huzurunda verilen ikrarın, her iki tarafın birbirini kabul ettiğini ilan ettiğini vurguladı. Geçmişte dedelerin verdiği kararların toplumsal bağlayıcılığı olduğunu belirterek, bu kararların köy ve yerleşim birimlerinde geçerli olduğunu ifade etti.

Günümüzde resmi nikahın hukuki bir zorunluluk olduğunu hatırlatan Kılavuz, Alevilerin resmi nikahın ardından dede huzurunda manevi bir nikah almak istediklerini belirtti. Bu durum, evliliğin hem toplumsal hem de manevi yönünü güvence altına almak amacı taşımaktadır.

Alevilikte kadının yeri ve sözü de oldukça önemlidir. Kılavuz, kadınların yalnızca evde değil, toplumda da eşit ve söz sahibi olması gerektiğini vurguladı. Dede nikahlarında kadının rızasının ve eşitliğinin sağlanmasının büyük bir özen gerektirdiğini ifade etti. Alevi inancında, yetkin Alevi analarının da nikah kıyabileceğini belirterek, kadının bu tür görevleri yerine getirmesinin tarihsel bir gelenek olduğunu dile getirdi.

Britanya Alevi Federasyonu’ndan Karalama Kampanyalarına Cevap: “Gerçekler Saklanamaz”

Britanya Alevi Federasyonu (BAF), son günlerde sosyal medya platformlarında kendisine ve Eşit Başkan Müslüm Dalkılıç’a yönelik yürütülen karalama kampanyalarına sert bir yanıt verdi. Federasyon, bu kampanyaların “itibarsızlaştırma operasyonu” olduğunu vurgulayarak, iddiaların asılsız olduğunu açıkladı.

Açıklamada, sosyal medya üzerinden yayılan söylentilerin Alevi inancı ve toplumsal sorumluluk anlayışıyla çeliştiği belirtildi. Hedef gösterilen kurum ve bireylerin yıllardır büyük bir özveriyle çalışarak bu noktaya geldikleri hatırlatıldı. “Toplumsal bir felaketin acısı üzerinden siyasal ya da kurumsal itibar aşındırmaya dönük söylemler, vicdanî ve yapıcı değildir” denildi.

Federasyon, eleştirinin ötesine geçen dilin toplumsal mücadeleye zarar verdiğini kaydetti. Alevi yolunun iftira ile değil, hakikat ve rızalıkla yürütülmesi gerektiğine dikkat çekildi. Kurum, çalışmalarını kolektif akıl ve şeffaflık ilkeleri doğrultusunda sürdürdüğünü ifade etti.

Federasyon yönetimi, Müslüm Dalkılıç ve ekibine olan güvenin tam olduğunu belirterek, bu tür kampanyaların hak mücadelesinden vazgeçirmeyeceğini vurguladı. Açıklamanın sonunda, enerjinin sığ tartışmalar yerine eşit yurttaşlık ve inanç özgürlüğü gibi temel sorunlara harcanması gerektiği ifade edildi.

Dede Nihat Saltuk: Hızır’ı beklemek yerine Hızır olun!

Dede Nihat Saltuk, Hızır ayının toplumsal ve ritüel anlamını vurgulayarak, bu dönemde bireylerin Hızır olmasının önemine dikkat çekti. Hızır’ın, Alevi inancında ruhun aydınlanması ve umut kaynağı olarak görüldüğünü ifade eden Saltuk, bu geleneğin tüm cemevlerinde yaşatılması gerektiğini belirtti. Hızır’ın toplumda “kutsal” bir figür olarak yer aldığını ve Alevilikteki en önemli unsurlardan biri olduğunu dile getirdi.

Hızır ayı yaklaşırken yapılan hazırlıklara da değinen Dede Saltuk, pirlerin köylere uğramasıyla birlikte toplumsal barış ve bereketin sağlanacağını söyledi. “Cemler olacak, küskünler barışacak” diyerek, Hızır’ın toplumsal birliği simgelediğini ifade etti. Hızır’ın, Alevilikteki derin anlamı ve ruhun karanlıklarından kurtulma arzusunu temsil ettiğini vurguladı.

Nihat Saltuk, günümüzde Hızır anlayışının yeterince yaşatılmadığını ve inanç önderlerinin bu konuda eksik kaldığını belirtti. “Kendi ihtiyacın varken yetime, yoksula el uzatabiliyor musun?” diyerek, toplumda yardımlaşmanın önemine dikkat çekti. Hızır’ı anlamanın, ruhun aydınlanması ve başkalarına yardım etme sorumluluğuyla mümkün olduğunu dile getirdi.

Ayrıca, Hızır ritüellerinin geçmişte nasıl yaşandığını hatırlatan Saltuk, bu geleneklerin günümüzde cemevlerinde yeterince yaşatılmadığını ifade etti. Hızır orucunun ve ritüellerinin, toplumsal dayanışma ve yardımlaşma ruhunu pekiştirdiğini belirterek, bu geleneklerin yeniden canlandırılması gerektiğinin altını çizdi.