Ana Sayfa Blog Sayfa 300

Süryani soykırımı Sayfo 108 yıldır sürüyor

Süryani soykırımının 108’inci yılında Türkiye’ye Sayfo’yu kabullenme ve yüzleşme çağrısı yapan Bethnahrin Kadınlar Birliği üyesi Süryani aktivist İbtisam Gawriye, ‘108 yıldır hiçbir adım atılmadığına’ dikkati çekti

Hıristiyanlığı kabul eden ilk halk olan Süryaniler, Bethnahrin’in (Mezopotamya) en eski ve yerleşik halklarından biriydi. Süryaniler, 1915 yılında “kılıç” diye adlandırılan Sayfo Süryani Soykırımı’na maruz bırakıldı. Soykırımda ağırlıklı olarak kılıç ve hançerlerle katledildikleri için bu adlandırmayı kullanan Süryaniler her yıl 15 Haziran’da, Sayfo’da katledilenleri anıyor. Sayfo, 1915 yılında “Müslümanlaştırma”, asimilasyon ve “Türkleştirme” politikalarıyla Bethnahrin dahil olmak üzere Türkiye’nin birçok bölgesinde yaşayan azınlıklara uygulanan sistematik soykırımdan biriydi. Sayfo sonucunda, nüfuslarının üçte ikisini kaybeden 700 bin Süryani’den geriye yalnızca 200 bin kişi kaldı.

Katledilip göç ettirildiler

Sayfo Süryani Soykırımı’nda yaklaşık 500 bin Süryani “yok edildi”, 300 bini katledildi, 200 bini de kimliksizleştirildi. Sayfo’da Ermeni Soykırımı’nda da olduğu gibi yalnızca Süryani halkı değil, canlı cansız tüm hayvanlar katledildi, adeta bir “canlı kırımı” yaşandı. Yüzlerce kadın ve çocuk tecavüze ve istismara uğradı, bir çoğu bu nedenle yaşamına son verdi. Soykırımın ardından uygulanan zorunlu göçler, “Türkleştirme ve Müslümanlaştırma” politikaları nedeniyle birçok Süryani kimliğini kaybetti. Süryanilerin bir kısmı da yaşadığı coğrafyayı, topraklarını terk etmek zorunda kaldı. 1915 Sayfo Süryani Soykırımı’nın ağırlıklı olarak uygulandığı Bethnahrin bölgesindeki Süryani nüfusu ise 200 bine düştü.

Mülkleri gasp edildi

Üzerinden 108 yıl geçmesine rağmen soykırım politikaları bugün hala bir avuç kalan Süryanilere karşı tüm canlılığıyla uygulanmaya devam ediyor. Binlerce mülk, kilise ve manastır gasp edilirken, son birkaç yıl içerisinde onlarca kilise “satılığa çıkarıldı”, “altın var” iddiaları üzerine kiliselerde “yasal” kazılar yapıldı. Bununla birlikte ibadet yerleri ahırlara çevrildi, mezarlıklar tahrip edildi, kiliseler ve manastırlar bombalandı, yakıldı ve yıkıldı.

Dillerini yaşatmak için mücadele veriyorlar

Tüm bunlarla beraber “yok etme” politikasının en ağır sonuçlarından biri de asimilasyon ve kimliksizleştirme oldu. Binlerce insan kimliğini ve anadilini yitirdi. Sayfo’nun ardından Süryanice eğitim veren tüm akademi ve okulların yakılıp yıkılması nedeniyle günümüzde tehlike altındaki diller arasında yer alan Süryanice, yok olmakla karşı karşıya. Turabdin’de (Mêrdîn ve çevre iller) bulunan ve Avrupa’ya göç etmek zorunda kalan bir avuç Süryani, tüm baskı ve zorluklar karşısında anadilleri Süryaniceyi yaşatmak için büyük bir mücadele veriyor.

1924 Sürgünü

Süryaniler soykırım olarak görülen 1924 Hakkari Sürgünü’ne maruz bırakıldı. 1923-24 yıllarında Colemerg (Hakkari) – Wan (Van) ve çevresinden göç etmek zorunda kalan Doğu Süryanileri, topraklarına geri dönmeye başladıktan sonra bir süre asker ve bölge aşiretlerinin baskısına maruz kaldı. 13 Ağustos 1924 tarihinde dönemin Türkiye Genelkurmay Başkanı’nın hazırladığı, Bakanlar Kurulu’nun da bir gün sonra kabul ettiği raporun ardından alınan kararla, Doğu ve Batı Süryanileri’nin dönüş yaparak yaşadıkları bölgelere karşı saldırı “planları” başlatıldı. 12 Eylül 1924 tarihinde de bölgedeki bazı aşiretlerin işbirliği sonucunda Colemerg, Elkê, Oramar, Çukurca, Amadiye ve çevresinde Doğu Süryanileri’ne yönelik 26 Eylül’e dek süren saldırı ve katliamlar hayata geçirilmeye başlandı.

Soykırım hala sürüyor

Bugün yaklaşık 35 bin Süryani’nin yaşadığı Turabdin ve Türkiye’de, her an tekrar etme ihtimali barındıran soykırım ve politikalarına rağmen zorunlu göçe maruz kalan Süryaniler son birkaç yılda yaz aylarıyla başlayarak dönüş yapmaya başlamıştı. Ancak soykırım politikaları yalnızca saldırı ve katliamlarla sınırlı kalmadı. 1915’te başlayan kaybettirme politikaları da yeniden açığa çıktı. Keldani Şimuni ve Hurmüz Diril, devlet tarafından defalarca kez boşaltılan Şırnex’in (Şırnak) Elkê (Beytüşşebap) ilçesine bağlı, Süryanice ismi Mehre olan Kovankaya köyüne 2011 yılında dönerek topraklarında yeniden ekolojik bir yaşam kurmaya başlamıştı. Ancak 7 Ocak 2020 tarihinde haber alınan Diril çiftinden 65 yaşındaki Şimuni’nin cenazesini, çiftin oğlu 70 gün sonra köy yakınındaki bir derede buldu. İşkence edilerek katledilmiş halde bulunan Şimuni’nin çocukları, annelerini bulduğunda vücut bütünlüğünün olmadığını paylaşmıştı.

Geri dönmeyin mesajı

Yaklaşık iki buçuk yıldır da kayıp olan Hurmüz’ün akıbetine dair bir arpa boyu bile yol alınmış değil. Süryaniler bu katletme ve kaybettirme örneğini, Sayfo’nun devamı olarak tanımlıyor. Ayrıca Sayfo ve 1980’li yıllarda binlerce Süryani’nin zorunlu göçe maruz bırakılmasının ardından yaz aylarında köylerine dönen Süryanilere bir umut olan Hurmüz ve Şimuni’nin katledilmesi ve kaybedilmesi, “geri dönmeyin” mesajı olarak yorumlanıyor.

Yüzleşme çağrılarının sürdüğü Sayfo’nun 108’inci yılında, Bethnahrin Kadınlar Birliği (Huyodo d’Neshe d’Bethnahrin – HNB) üyesi Süryani aktivist İbtisam Gawriye’e JinNews’ten Marta Sömek’e konuştu.

‘Bu coğrafyanın sahibiyiz’

Süryani halkının büyük bir çoğunluğunun Turabdin bölgesinde yaşadığına değinen Gawriye, “Biz Süryaniler olarak o coğrafyanın sahibiyiz. Bu yüzden de Süryanilerin Osmanlı’ya sadık olmadıkları düşüncesi, diğer bütün gayrimüslimler gibi onları potansiyel tehdit kategorisine taşımıştı” dedi.

Soykırım ile Süryanilerin sahip oldukları topraklara el koyarak gaspın da planlandığını vurgulayan, Gawriye “Böylece bütün Hıristiyanları kapsayan bir katliam başlatıldı” sözleriyle 1915 yılında Süryani halkı ile birlikte tüm Hıristiyan topluluklara karşı soykırım gerçekleştirildiğini dile getirdi.

 ‘Osmanlı’da  soykırım politikaları’

Gawriye, “Osmanlı’nın hüküm sürdüğü geniş bir coğrafyada Süryani (Asuri-Arami-Keldani) halkına karşı gerçekleştirilen bu soykırımla, binlerce yıllık kültür, tarihsel değerler ve siyasal, dinsel bir halkın varlığıyla birlikte yok edilmeye çalışıldı. Soykırım sonrası gelen diğer yok etme siyasetleri, soykırım ile yok edilemeyen halkları gelecekte de en zayıf duruma düşürerek, tehdit unsuru olmasını engellemeyi amaçlamıştır. Bu hedefe ulaşmak için ise her türlü yola başvurulmuş ve böylece Süryani halkının kimliği ile temsil gücü zayıflatılmıştır” ifadeleriyle Sayfo’nun amacını yorumladı.

‘Katliamlara Avrupa göz yummuştur’

Türkiye’nin Sayfo ve diğer soykırımlar karşısında inkar politikalarına rağmen geçmişte Süryani halkına karşı birçok imha ve yok etme siyaseti uygulandığını söyleyen Gawriye, “Maalesef ki bu geçmiş, yüz binlerle tarif edilmekte. Bununla birlikte birçok ülke ve yönetim, Süryani halkını kendi topraklarında yok saymakta ve yok etmeye çalışmaktadır. Demem o ki, Süryani halkı tarihten günümüze 1933 Simele (Irak) Katliamı gibi birçok katliamdan geçirilmiştir. Yine 11 sene önce Suriye ve Irak’ta DAİŞ terör örgütü tarafından Hıristiyanlara karşı çok büyük katliam başlatıldı. Dolayısıyla Suriye ve Irak’ta yaşayan halkımız da bu katliamdan maalesef ki üzerine düşün payı aldı. Bu gibi saldırı ve katliamlara ise demokrasinin merkezi sayılabilecek Avrupa devletleri de göz yummuştur. Böylece katledilen ve göçe zorlanan halkımız, günümüzde hala Avrupa’da da kendini kanıtlamak zorunda kalmıştır” dedi.

‘Türkiye soykırımı tanımalı’

Osmanlı’nın temel politikasının Hıristiyan halkları “Müslümanlaştırmak” olduğunu aktaran Gawriye, “Türkiye’nin ana politikası ise Türkiye’yi Sünnileştirmek ve Türkleştirmek oldu. Türkiye’ye çağrımız, bu tek din, tek dil, tek ırk ve tek tip siyasetinden vazgeçmesi, sahiplendiği Osmanlı tarihinin sadece gösterişini değil, hatalarını ve ayıplarını da kabullenmesi. Çünkü ancak geçmişte yapılan hataları kabullenerek gelecekte bu hataların tekrarından kaçınılabilir” sözleriyle Sayfo ile yüzleşme çağrısında bulundu.

Turabdin ve Türkiye’de yaşayan Süryanilerin, devletin soykırımı kabul etmemesi nedeniyle hala 15 Haziran’da anma etkinlikleri yapamadığına işaret eden Gawriye, “Ne kadar üzücü ki 108 yıl geçmesine rağmen hala Türkiye’de bu konuyla ilgili ileriye doğru hiçbir adım atılmadı. Tabi ki biz dünyanın dört bir yanında bütün gücümüzle, diplomatik ve siyasi yollar da dahil tüm yollarla Türkiye’nin inkar politikasını terk etmesi için baskı yapmak zorundayız. Bunu da intikam duygusuyla değil, hepimizin eşit hak ve hukuk ile var olacağı daha sağlam bir gelecek kurabilmek için yapıyoruz” vurgusunu yaptı.

Süryani kadınlarına çağrı

Öte yandan Sayfo’da binlerce kadının taciz ve tecavüze uğradığını belirten Gawriye, tarihten beridir mücadeleyi bırakmayan Süryani kadınlara şu sözlerle seslendi: “Kadınlarımıza tecavüz edildi, ‘el konuldu’, din değiştirmesi için zorlandı. Direniş gösteren herhangi bir Süryani kadın, daha büyük işkencelerle katledildi. Çocukları zorla ellerinden alındı ve bir gün onları öldürmeleri için ‘devşirildi’. Osmanlı, Süryani kadınları ‘sermaye’ olarak kullanmıştı. Türkiye’de hala olduğu gibi kadınları sadece kendi himayesi altında tutmak için çabalamışlardı. Böylece Süryani halkının geleceği de, kadınları, kızları ve çocuklarına ‘el konularak’ yok edilmeye çalışılmıştı. Avrupa’da yaşayan Süryani kadınlara çağrımız ise asla geldikleri yeri unutmasınlar. Unutmasınlar ki Süryani (Asuri-Arami-Keldani) kadınlar köklerinden kopmasın. Bilsinler ki bir Süryani kadın geniş kültürel değerlere sahip. Bizim Şamiram, İştar ve Zenobia gibi başarılı, güçlü ve tarihe adını yazdırmış kadınlarımız vardı. Bizler onların çizdiği yolu takip etmeliyiz. Çünkü yoktan var eden kadın, öğreten, nice profesörler, nice tarihçiler, nice siyasetçiler dünyaya getirmiş, büyütmüş ve eğitmiştir. Onun için unutmayın ki kadın varsa toplum vardır. Kadın varsa, hayat ve medeniyet vardır.”

‘Türkiye’nin tarihiyle yüzleşmesi’

Gawriye, Süryanilerin taleplerini ise şu sözlerle dile getirdi: “Tek istediğimiz Türkiye’nin geçmiş tarihiyle yüzleşmesi ve cumhuriyetin topraklarında yaşayan tüm halkların, gasp edilen haklarını iade etmesini ve gelecekte halkların kardeşçe yaşayabilmelerini sağlamaktır. Çünkü hepimizin tek ortak amacı, bu tür üzücü olayların gelecekte yaşanmaması için elimizden geleni yapmak olmalıdır.”

İSTANBUL

 

#Süryani #soykırımı #Sayfo #yıldır #sürüyor

5 aydır çadırda kalan depremzedeye 4 bin 145 lira elektrik faturası kestiler

Semsûr’da deprem sonrası evi ağır hasar alan ve çadırda yaşayan depremzedeye 4 bin 145 lira elektrik faturası geldi

Mereş merkezli depremlerin ardından depremzedelerin yaşama koşullarına ilişkin hak ihlali haberleri gelmeye devam ediyor.

6 Şubat’taki depremden etkilenen kentlerin afet bölgesi ilan edilmesi ve faturaların 3 ay ertelenmesinin üstüne Semsûr (Adıyaman) merkeze bağlı Yazıbaşı köyündeki evleri depremde ağır hasarlı olduğu için çadırda kalan Abuzer İlik’e “4 bin 145 TL” elektrik faturası geldi.

ANKA’da yer alan habere göre depremden bu yana eşi ve üç çocuğuyla çadırda kalan Abuzer İlik, faturayı gönderen AKEDAŞ Elektrik Dağıtım Anonim Şirketi’ne giderek evinin Çevre ve şehircilik Bakanlığı’ndan “ağır hasarlı” raporlu olduğunu söyledi.

5 aydır çadırdayız

Fatura miktarını ödemeyeceklerini belirten Abuzer İlik’in eşi Sevda İlik konuya ilişkin “Üç küçük çocuğumla çadırda yaşıyoruz. 5 aydır çadırda yaşıyoruz. Tahliye edilmiş bir eve 4 bin 145 TL elektrik faturası hangi akla hizmetle kesiliyor anlamak istiyorum” İfadelerini kullandı.

Haciz tehdidi

Eşinin dağıtım şirketi tarafından tehdit edildiği ifade eden Sevda İlik, “Eğer bu parayı ödemezseniz evinize haciz uygulayacağız’ demişler. Buyurun gelsinler. Ağır hasarlı bir eve haczin neyini uygulayacaklar. Hiçbir şeyimiz yok. Haciz uygulayacaksanız üç çocuğum var gelin sizin olsun. Haciz uygulayacaksanız da neye uygulayacaksınız, bir araştırın bizim adımıza kayıtlı ne var?” dedi.

Sevda İlik olayın düzeltilmesini isterken “Biraz vicdan biraz adalet. Yazın ortasında çocuklarım dayanmıyor diye saçını kestim. 4 bin 145 lira para ne demek ya? Size göre bir şey değil ama benim durumum yok” şeklinde konuştu.

SEMSÛR

 

#aydır #çadırda #kalan #depremzedeye #bin #lira #elektrik #faturası #kestiler

Kırşehir S Tipi Cezaevi’nde koğuş baskını

Kırşehir S Tipi Kaplı Cezaevi’nde tutulan Remzi Bayram, koğuşlarına baskın yapıldığını ve bazı eşyalarına el konulduğunu ailesi aracılığıyla iletti

Kırşehir S Tipi Kapalı Cezaevi’nde tutulan 24 yıllık tutuklu Remzi Bayram, dün ailesiyle yaptığı telefon görüşmesinde asker ve gardiyanların koğuşlara baskın düzenlediğini ve eşyalarının kırıldığını aktardı.

Aileden duyarlılık çağrısı

Bayram, 13 Haziran’da yapılan baskında bazı eşyalarına da el konulduğunu kaydetti. Bayram’ın ailesi, insan hakları örgütlerine ihlallere dair “duyarlılık” çağrısı yaptı.

AMED

 

 

#Kırşehir #Tipi #Cezaevinde #koğuş #baskını

Askerin ayağına kaya düştü HPG’linin ailesinden tazminat istendi

Dêrsim’de çıkan çatışmada hayatını kaybeden HPG’li Cihan Kıt’ın ailesine o operasyonda yer alan jandarmaların düşen kayalardan yaralandığı iddiasıyla tazminat alınmasına karar verildi. Tazminatın ise faizi ile ödenmesi istendi

Kurdistan’da yaşanan çatışmalarda hayatını kaybeden HPG’lilerin cenazelerine yönelik saldırı ve işkencenin bir benzeri ailelerine de yapılıyor. Pes dedirten olayda, Dêrsim’in kırsal bölgesinde 2018’de çıkan çatışmada yaşamını yitiren HPG’li Cihan Kıt’ın (Mahir Munzur) ailesine tazminat davası açıldı.

Aileden tazminat alınacak

Buna göre, Jandarma Genel Komutanlığı tarafından açılan davada, operasyon sırasında askerlerin üzerine kaya parçası düştüğü, düşen kaya parçaları nedeniyle askerlerin yaralandığı, yaralı askerlere tazminat ödendiği, ödenen tazminatın ise Kıt’ın mirasçısı olan ailesinden alınması istendi. Davada, Kıt’ın anne ve babasından 15 bin 749,67’şer lira tazminat talep edildi.

Faizi de istendi

Pes dedirten olayın başka bir ayrıntısı ise şöyle; Davada alınan kararla istenen tazminat miktarının 16 Nisan 2021’den günümüze kadar faiziyle birlikte ödenmesi istendi. Dava süreci Tunceli 2’nci Asliye Hukuk Mahkemesi’nde devam ediyor.

Cezaevinde öğrendi

Açılan davaya ilişkin konuşan Kıt’ın annesi Feride Kıt, kendisinin de kısa bir süre önce cezaevinden çıktığını belirterek, dava açıldığını cezaevinde öğrendiğini ifade etti. Kıt, “İki ay önce cezaevindeyken bana bir evrak geldi. Evraka baktığımda kısmi felç geçirdim. Arkadaşlar okudular, çatışma esnasında bir tane askerin ayağına taş parçası değmiş diye bizi mahkemeye vermişler. Bizimle birlikte birkaç aile daha var. Bu ailelere de maddi tazminat davası açmışlar. Düşman da olsa düşmanın biraz onurlu olması gerekiyor. Bir anneye böylesi bir acı yaşatılmamalı. Ne oğlumun kemiklerini ne de beni rahat bırakmıyorlar” diye belirtti.

Dünyanın başka yerinde bu zihniyet yok

Kıt sözlerini şöyle sürdürdü: “Dünyada acının en büyüğü budur; sen benim çocuğumu öldürüyorsun ve benden para istiyorsun. Bu acının tarifi yok. Sürekli beni gözaltına alıp, dava açıyorlar. Dünyanın her yerinde savaş olmuş ama hiçbir devlet bu kadar zulüm etmemiştir. Bu zihniyeti şiddetle kınıyorum, çarpık bir zihniyettir. Bu hiçbir zaman bana geri adım attıramaz. Yine başı dik, onurla oğlumun arkasındayım. 5 yıldır sürekli evim basılıyor, haksız yere çocuklarım içeri alındı, ceza verildi. Suçsuz yere ben içeri alındım, hiç tanımadığım bir itirafçı yüzünden boş yere cezaevine kaldım.”

Haber: Eylem Akdağ / MA

#Askerin #ayağına #kaya #düştü #HPGlinin #ailesinden #tazminat #istendi

Yunanistan’da batan mülteci teknesi: 78 kişi öldü, yas ilan edildi

Mültecileri taşıyan bir balıkçı teknesi Yunanistan’ın güney kıyıları yakınlarında alabora oldu en az 78 kişi hayatını kaybetti. Yunanistan bunun üzerine ülkede ulusal yas ilan etti

Libya’dan aldığı mültecileri İtalya’ya götürmek üzere yola çıkan mülteci teknesi, Mora yarımadası açıklarında bilinmeyen bir nedenle battı. Yunan yetkililer, ilk önce 17 olarak açıkladıkları ölü sayısının 78’ea yükseldiğini duyurdu.

Geniş bir arama kurtarma operasyonu ile şimdiye kadar 104 göçmen ise kurtarıldı.

Kurtarma operasyonuna altı sahil güvenlik gemisi, bir donanma fırkateyni, bir askeri nakliye ve bir hava kuvvetleri helikopterinin yanı sıra çok sayıda özel gemi katıldı. Kayıp olduğu düşünülen kişileri hala aranıyor.

Yunanistan yetkilileri, hayatta kalan göçmenlerin Kamata kasabasına götürüldüğünü söyledi. Sivil toplum kuruluşu Alarm Phone’a göre teknede yaklaşık 700 kişi bulunuyor.

Özel bir yat da kurtarıldı

Bu olaydan ayrı olarak, aynı gün alınan bir başka yardım çağrısı ile 70’ten fazla göçmeni taşıyan özel bir yat batmaktan kurtarıldı ve Girit adasının güney kıyısında bir limana çekildi.

Yas ilan edildi

Dün, Yunanistan’ın Mora Yarımadası’ndaki Navarin açıklarında uluslararası sularda meydana gelen ve şu ana kadar 79 kişinin yaşamını yitirdiği olay üzerine ülkede 3 gün “ulusal yas” ilan edilmesine karar verildi.

Başbakanlıktan yapılan açıklamada, “Yunanistan’ın batısında uluslararası sularda meydana gelen trajik olayda hayatını kaybedenler için 14 Haziran Çarşamba saat 21.00’den 17 Haziran Cumartesi saat 21.00’e kadar 3 günlük ulusal yas ilan edildi” ifadelerine yer verildi.

Kaynak: Euronews

#Yunanistanda #batan #mülteci #teknesi #kişi #öldü #yas #ilan #edildi

Beyrut’taki Ortadoğu konferansı sona erdi

Beyrut’ta düzenlenen Demokratik Ortadoğu için – Barışa Giden Yol çalıştayı sona ererken, sonuç bildirgesinde Abdullah Öcalan üzerindeki tecridin kaldırılması için uluslararası düzeyde baskı ve destek sağlanması gerektiği ifade edildi

Lübnan’ın başkenti Beyrut’ta 13 Haziran’da Lübnan Daimi Federal Kongresi tarafından Newroz Kültür Derneği, Doğu Çok Kültürlü Platformu, Demokratia Novus Orao Seclorum ve RESILIENT BEIRUT işbirliğiyle düzenlenen “Demokratik Ortadoğu için – Barışa Giden Yol” çalıştayı sona erdi. Çalıştayın son gününde Ortadoğu’da eğitimin temelleri ve “Demokratik Ortadoğu’ya Doğru” başlıklı oturumlar yapıldı. Oturumların ardından konferans sonuç bildirgesi açıklandı.

Sonuç bildirgesi açıklandı

13-14 Haziran’da düzenlenen çalıştayın sonuç bildirgesinde, başta Abdullah Öcalan’ın rehin alınmasının sebepleri, Abdullah Öcalan’ın durumu ve İmralı’daki işkence sistemi olmak üzere birçok konuya dikkat çekildi. Abdullah Öcalan’ın davasının bir halkın davası ve siyasi bir dava olduğu belirtildi. Kendisiyle yapılan müzakerelerin uluslararası hukuka ve ölçülere aykırı olduğu, dolayısıyla 2 yılı aşkın bir süredir devam eden tecridin kaldırılması için uluslararası düzeyde baskı ve destek sağlanması gerektiği ifade edildi.

Kaynak/NuJinha

#Beyruttaki #Ortadoğu #konferansı #sona #erdi

Bismil’de iki aile arasında kavga: 7 ölü, 4 yaralı

Bismil’de iki aile arasında çıkan arazi kavgasında 7 kişi öldü, 4 kişi yaralandı

Amed’in Bismil ilçesinde arazi anlaşmazlığı nedeniyle iki aile arasında kavga çıktı. Edinilen bilgiye göre, kavgada ilk belirlemelere göre 7 kişi hayatını kaybetti, 4 kişi yaralandı.

Köyde güvenlik önlemi alındı

İlçenin Serçeler köyünde iki aile arasında arazi anlaşmazlığı yüzünden başlayan tartışma kavgaya dönüştü. 7 kişinin öldüğü olayda, Jandarma ekipleri köyde geniş güvenlik önlemi alırken, yaralılar, olay yerine sevk edilen 112 Acil Sağlık ekiplerince kentteki hastanelere kaldırıldı.

AMED

#Bismilde #iki #aile #arasında #kavga #ölü #yaralı

Ayşe Gökkan Türkiye’den ‘mezun’ olan Hevrîn Xelef’in katili hakkında suç duyurusunda bulundu

Tutuklu TJA Sözcüsü Ayşe Gökkan, Hevrîn Xelef başta olmak üzere birçok katliamda yer alan Ahrar Şarkiye komutanı Ebu Hatim Şakra’nın Mardin Artuklu Üniversitesi’nden mezun olmasına ilişkin suç duyurusunda bulundu

Sincan Kadın Cezaevi’nde tutuklu bulunan Tevgera Jinen Azad (TJA) Sözcüsü Ayşe Gökkan, Kürt siyasetçi Hevrîn Xelef’in katledilmesinden sorumlu olan isimlerden Ahrar Şarkiye komutanı Ebu Hatim Şakra’ya ilişkin suç duyurusunda bulundu.

Gökkan yaptığı suç duyurusunda, Şakra’nın Hevrîn Xelef olmak üzere birçok katliamın sorumlusu olduğunu belirtti.

Hakan Fidan hakkında da suç duyurusu

İnsanlığa karşı suç işleyen ve savaş suçu işlemekle suçlanan Şakra’nın Türkiye’deki Artuklu Üniversitesi’nden mezun olduğuna dikkat çeken Gökkan, suç duyurusu dilekçesinde, “Artuklu Üniversitesi, bu örgütün yöneticisinin Türkiye’de faaliyetlerinde devam ediyor olmasında etkisi ve yetkisi olan ve yakın zamana kadar Millî İstihbarat Teşkilatı başkanlığı yapmış Hakan Fidan, diğer MİT görevlileri, bu suçluları koruyan kollayan tüm kamu görevlileri hakkında suç duyurusunda bulunuyorum” ifadelerine yer verdi.

Savcılıklara çağrı

Gökkan, bu örgütün ve destekçilerinin, özellikle Kürt kadın siyasetine karşı suikast ve katliamlarla dolu olduğunu, savaş politikalarının ağır suçlar kapsamına girdiğini ve savcılıkların bu suç ve suçlulara karşı harekete geçme görevi olduğuna değindi.

ANKARA

#Ayşe #Gökkan #Türkiyeden #mezun #olan #Hevrîn #Xelefin #katili #hakkında #suç #duyurusunda #bulundu

TRT Gezi atıflı Osman Kavala dizisi çekti: Savcılık iddianamesi gibi

TRT’nin dijital platformu ‘tabii’ de yayınlanmaya başlayan ‘Metamorfoz’ adlı dizi, AİHM kararlarına rağmen cezaevinde tutulan Osman Kavala’yı AKP gözüyle anlatıyor. Dizide Gezi Direnişi’ne atıflar da var

TRT’nin yeni dijital platformu “tabii”de yayınlanmaya başlayan ‘Metamorfoz’ isimli dizi, AİHM’in kararına rağmen 2017 yılından beri cezaevinde olan Osman Kavala’yı konu alıyor.

Fragmanında Gezi protestolarına atıflar yapılan dizinin ilk bölümü yayınlandı.

Serbestiyet’te yer alan habere göre, ilk bölümde babasının ölümü üzerine holdingin başına geçip “kapitalistleşen” solcu işadamı Teoman Bayramlı, bir Amerikan ajanına Türkiye Cumhuriyeti’ne ait çeşitli koordinat bilgilerini sızdırıyor, teknesinde kim olduğu belirtilmeyen ‘Komşusunun işgalinden Amerika sayesinde kurtulan’ bir Körfez ülkesi bakanıyla toplantı yapıyor.

Klip yönetmeni Murat Onbul’un çektiği dizinin senaryosunu Diriliş Ertuğrul dizisinin de senaristi olan Mustafa Burak Doğu yazdı. Başrolde Osman Kavala’ya benzetilen Can Nergis yer alıyor.

Kavala’nın hayatı ile benzerlikler

Dizi baştan sona Osman Kavala’nın hayat hikayesinin tek taraflı aktarıyor olmasına rağmen ne başında ne sonunda ‘Gerçek kişi ve kurumlarla bir ilgisi bulunmamaktadır’ gibi bir cümle yer almıyor.

Örneğin tıpkı dizideki gibi Osman Kavala da 1982’de babası Mehmet Kavala’nın ani ölümü sonrasında İstanbul’a dönmüş ve ailesinin işlerini devralmıştı.

İlk bölümünün yayınlanmasının üzerinden 1 ayı aşkın süre geçmesine rağmen, tabii platformunda dizinin diğer bölümleri henüz yayınlanmadı.

İSTANBUL

#TRT #Gezi #atıflı #Osman #Kavala #dizisi #çekti #Savcılık #iddianamesi #gibi

Deniz Poyraz’ın katledilişinin üzerinden 2 yıl geçti: Anmaya çağrı

Deniz Poyraz’ın katledilmesinin 2’nci yıldönümünde anne Fehime Poyraz, ‘Deniz benim Deniz’im değil, bütün halkın Deniz’idir’ sözleri ile herkesi 17 Haziran günü yapılacak anmaya çağırdı

17 Haziran 2021 tarihinde Halkların Demokratik Partisi (HDP) İzmir İl Örgütü binasına saldıran fail Onur Gencer’in Deniz Poyraz’ı katletmesinin ardından iki yıl geçti. Bu süre zarfında katliamın arkasındaki güçler de tüm çağrılara rağmen açığa çıkarılmazken fail Onur Gencer’in yargılandığı davada “tasarlayarak kasten öldürme” suçundan ağırlaştırılmış müebbet hapis, “mala zarar verme” suçundan 4 yıl, “konut dokunulmazlığını ihlal” suçundan 2 yıl ve “ateşli silahlar kanununa muhalefet” suçundan 3 yıl hapis cezası aldı.

Katilin arkasındaki gücü biliyoruz

Deniz Poyraz’ın katledilmesinin 2’nci yıldönümünde anne Fehime Poyraz adaletsizlik karşısında mücadeleye devam edeceklerini ve Kürt halkının barıştan yana olduğunu dile getirdi. Fail Onur Gencer’in tek başına cesaret edip HDP İzmir il binasına giremeyeceğine dikkat çeken Poyraz, failin cesareti arkasındaki güçlerden aldığını söyledi. Katilin özel olarak eğitim aldığını söyleyen Poyraz, “Ne için eğitim aldı? Kürt halkını ve kadınları katletmek için eğitim aldı. Kürt ve kadın olduğu için kadınları katlediyorlar. Biz bunu kabul etmeyiz. Hak, hukuk kadının hakkıdır ama öyle bir şey yok. Nereye gitseler kadınları katlediyorlar. Kadınlar ölmeyi hak etmiyor. Katil tek başına yapmamış, onu yukarı gönderip Deniz’i katlettiler. Biz bilmiyor muyuz kimin arkasında olduğunu?” şeklinde konuştu.

‘Kendi kendilerine mahkeme yaptılar

Failin mahkemedeki davranışlarına da dikkat çeken Poyraz, “’Ben Deniz’i öldürmüşüm’ diyerek failin kendini kahraman ilan ettiğini ancak faillin başka güçler tarafından kullanılan bir zavallı olduğunu söylediler. Mahkemelerin göstermelik yapıldığına vurgu yapan Poyraz, “O mahkemede ne oldu ne bitti biz bilmiyoruz. Kendi kendilerine mahkeme yaptılar, dinlediler bizim bir şeyden haberimiz yok” dedi.

Annelerin gözlerinden artık gözyaşı değil kan akıyor 

Deniz’in katledilmesinin ardından bu olayın normalleştirilmemesi gerektiğini belirten Poyraz, “Deniz şehit düşeli neredeyse iki sene olacak. Hiçbir zaman unutulmaz. Yarın öbür gün başkasının da il binasında, bir ilçede, sokakta başına bu gelebilir. Özellikle Kürt halkına zulüm ediliyor. Neden? Çünkü kimliklerini istiyorlar Kürtler. Bunun böyle gitmesini istemiyoruz. Biz anneler bir araya geldiğimizde gülelim artık. Annelerin gözlerinden artık gözyaşı değil kan akıyor” dedi.

Kürdistan’da kadınlar ve çocuklar hedef halinde

Özellikle Kurdistan’da Kürt kadınların ve çocukların uzman çavuş ve polisler tarafından hedef haline getirildiğini ifade eden Poyraz, “Çocuklarımızın hasretiyle mi yaşayacağız? Bugün benim çocuğum öldürüldü yarın başkasının çocuğu öldürülecek” diye belirtti. Yaşanan katliamların Kürt sorunuyla bağlantılı olduğunu vurgulayan Poyraz, bu sorunun varlığının kabul edilmesi gerektiğinin altını çizdi.

“Deniz benim Deniz’im değil, bütün halkın Deniz’idir” diyen Poyraz, son olarak 17 Haziran’da yapılacak olan anma için katılım çağrısıda bulundu.

Kaynak: JinNews

 

 

 

 

#Deniz #Poyrazın #katledilişinin #üzerinden #yıl #geçti #Anmaya #çağrı