Ana Sayfa Blog Sayfa 306

Anne Ayaz hasta tutuklu oğlunu göremiyor: Yakın şehre getirilmesini istedim yapmadılar

Talezi Ayaz, Kırşehir S Tipi Cezaevi’nde tutulan ve kemik erimesi bulunan oğlunun cezaevinde yaşadığı hak ihlallerini aktardı ve ihlallere karşı İHD’ye başvurdu. Anne Ayaz, sevk edilen oğlunu görmekte zorlandığını da söyledi

Amed’in Sûr (Sur) ilçesinde 28 Kasım 2015’te ilan edilen sokağa çıkma yasağı sırasında daha 18 yaşındayken tutuklanan ve yargılandığı davada 31 yıl hapis cezası verilen Süleyman Ayaz, Mereş merkezli depremlerin ardından Diyarbakır D Tipi Yüksek Güvenlikli Cezaevi’nden Kırşehir Yüksek Güvenlikli Kapalı Cezaevi’ne sevk edildi. Tutuklu Ayaz, Kırşehir S Tipi Kapalı Cezaevi’nde yaşadığı hak ihlallerini ailesine aktararak, insan hakları savunucuları ve avukatların cezaevini ziyaret etmesi talebinde bulundu.

‘Konuşmakta zorluk çekiyor’

Oğluyla görüşen anne Talezi Ayaz, oğlunun cezaevinde yaşadığı hak ihlallerini Mezopotamya Ajansı‘na anlattı. Anne Ayaz, oğlunun hastalıkları nedeniyle konuşmakta zorluk çektiğini belirterek, “Bağırsak sorunu, nefes darlığı ve astımı var. Bana, ‘Anne yerimiz çok dar, nefesim artık çıkmıyor’ dedi. Oğlumun daha önce kilosu gayet iyi durumdaydı. Şimdi çok zayıflamış, doğru düzgün yemek yiyemediklerini, yıkanamadıklarını söylüyordu. Hastalıklarının ağırlaşmasından çok korkuyorum, oğluma bir şey olursa, dünyayı yıkarım. 18 yaşında cezaevine girmişti, şimdi 50 yaşında gözüküyor. 8 yıldır sabahtan akşama kadar ağlıyorum, gözlerimde artık yaş kalmadı” ifadelerini kullandı.

‘Oğlumun yakın şehre getirilmesini istiyorum’

“Oğlum Diyarbakır’dayken görmeye gidebiliyorduk, telefonla konuşabiliyorduk” diyen anne Ayaz, şöyle devam etti: “Oğlumun yakın bir şehre getirilmesini istiyorum. Oğlum burada cezaevindeyken 20 dakika telefon görüşleri oluyordu, orada sadece 10 dakika veriyorlar. Daha kelimelerimiz ağzımızda telefon kapanıyor. Onu görmek için uzak bir yere gidiyoruz, maddi durumumuz yok, yüzde 96 engelli çocuğum var, o kadar uzağa gidip oğlumu görmekte zorlanıyorum. Engelli çocuğumun raporunu da gönderdim, gelebilecek durumumun olmadığını söyledim ama hiçbir şey yapmadılar.”

‘Bebeğe çıplak arama yaptılar’

Cezaevinde 4 ay sonra yaptığı görüşte yaşadıkları zorlukları anlatan Ayaz, şunları söyledi: “Pazar günü gece saat 22.00’de yola çıktık, sabah saat 06.00’da vardık. Görüşümüz saat üçteydi, görüşe ben, oğlum ve kızım gittik. Kızımın 6 aylık bebeği vardı, mecbur onu da getirdi. İçeri almadan önce hepimizi aradılar, ancak 6 aylık torunuma çıplak arama yaptılar. Bebek onların ellerinde bayılacak hale gelmişti. Bizim bebeğe yaklaşmamıza da izin vermiyorlardı ve bebeği ararken tiksinerek arama yapıyorlardı. Daha sonra bebeğin emziğini aldılar, ‘yasak’ dediler. Küçücük bebeğin emziğinden ne çıkar dedik, karşı çıktık, bebeğin emziğini bir şekilde aldık. Bebek biz Diyarbakır’a geri dönene kadar da kendine gelemedi.”

‘Avukatların ilgilenmesini istiyoruz’

Oğlunun hastalıkları arasında kemik erimesi olduğunu da aktaran anne Ayaz, “Oğlum küçük yaşta cezaevine girdiği için kemik erimesi var. Doktor kemik testinin yapılması gerektiğini belirtmiş. Hastanede kemik testi yaptırmak için dilekçe vermiş, ancak cezaevi idaresi reddetmiş. Oğlumun tek talebi avukatların onlarla ilgilenmesi ve dilekçelerinin avukatlar aracılığıyla gönderilmesidir. Oğlumu ve diğer tutsakları ziyaret etsinler, hiçbir şey yapmasalar da çocuklarımız kendilerini iyi hisseder” ifadelerini kullandı.

Anne Ayaz, Kırşehir S Tipi Kapalı Cezaevi’nde yaşanan hak ihlallerine dair İnsan Hakları Derneği’ne başvuruda bulunduğunu belirtti.

Hak ihlallerine dair MA’nın ulaşmaya çalıştığı cezaevi ise telefonlara cevap vermedi.

AMED

 

#Anne #Ayaz #hasta #tutuklu #oğlunu #göremiyor #Yakın #şehre #getirilmesini #istedim #yapmadılar

Nijerya’da düğün davetlilerini taşıyan tekne battı: 103 ölü

Nijerya’da düğün davetlilerini taşıyan teknenin Niger Nehri üzerinde kaza yapması sonucu en az 103 kişi hayatını kaybetti

Batı Afrika ülkesi Nijerya’da Niger eyaletindeki bir düğünden Kwara eyaletine dönen davetlileri taşıyan tekne kaza yaptı. Kazada en az 103 kişi hayatını kaybetti.

100 kişi kurtarıldı

Le Monde gazetesinin AFP’den aktardığına göre, tekne kazasıyla ilgili açıklama yapan Kwara Eyalet Polis Sözcüsü Okasanmi Ajayi, “Şu ana kadar 103 kişinin hayatını kaybettiğini, 100’den fazla kişinin kurtarıldığını tespit ettik. Arama-kurtarma çalışmaları sürüyor. Dolayısıyla, ölü sayısı artabilir” dedi. Öte yandan, Reuters haber ajansı da konuyla ilgili haberinde tekne kazasında 50’den fazla kişinin öldüğünü duyurdu.

Mayıs ayında 15 kişi öldü

Nijerya’da yağış sezonunda nehirlerde zaman zaman tekne kazaları yaşanıyor. Son olarak mayıs ayında ülkenin Sokoto eyaletinde yolcu taşıyan teknenin batması sonucu 15 kişi yaşamını yitirmişti.

DIŞ HABERLER

#Nijeryada #düğün #davetlilerini #taşıyan #tekne #battı #ölü

Gazeteci darp eden koruma polisi hakkında dava açıldı

Gazeteci Ardıl Batmaz’ı darp eden belediye başkanının koruması hakkında dava açıldı

Gazeteci Ardıl Batmaz, 26 Nisan 2022 tarihinde Xarpet’te eski İçişleri Bakanı Süleyman Soylu ile Çevre Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum’un ziyaretini haberleştirirken görevliler tarafından darp edildi. Elazığ Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından gazeteci Batmaz’ın darp edilmesine dair iddianame hazırlandı. İddianamede, AKP’li Belediye Başkanı Şahin Şerifoğulları’nın koruma polisi Ö.F.T.’nin “Basit yaralama” suçundan cezalandırılması ve “Belli hakları kullanmaktan yoksun bırakılması” talep edildi.

İddianameye ifadesi giren koruma polisi  Ö.F.T., gazeteci Batmaz’ın basın kartını göstermediğini iddia ederek, herhangi bir fiziki müdahalede bulunmadığını, görevinin gereklerine uygun davrandığını ileri sürdü.

Gazeteci Ardıl Batmaz’ı darp eden koruma polisi Ö.F.T.’nin yargılamasına 15 Haziran’da Elazığ 5. Asliye Ceza Mahkemesi’nde başlanacak.

XARPÊT

 

#Gazeteci #darp #eden #koruma #polisi #hakkında #dava #açıldı

Özerk Yönetim DAİŞ’lileri halk mahkemelerinde yargılayacak

Kuzey ve Doğu Suriye İletişim Dairesi Eşbaşkanı Ciwan Mele Îbrahîm, 10 bini aşkın DAİŞ üyesini Halk Koruma Mahkemeleri’nde halkın önünde yargılama kararı aldıklarının belirterek, yargılama sürecini anlattı

Kuzey ve Doğu Suriye Özerk Yönetimi, 10 Haziran’da yaptığı açıklamayla, bölgelerinde bulunan cezaevlerindeki DAİŞ üyelerinin yargılanacağını duyurdu. Açıklamada DAİŞ’lilerin uluslararası ve yerel yasalara göre adil bir şekilde yargılanacağı belirtildi.

Halk Koruma Mahkemesi ve Toplumsal Adalet Meclisi’nin çatısı altında 10 binden fazla DAİŞ üyesinin yargılanması bekleniyor. Özerk Yönetim İletişim Dairesi Eşbaşkanı Ciwan Mele Îbrahîm, DAİŞ’lilerin yargılanması sürecine dair Mezopotamya Ajansı’ndan (MA) Emrullah Acar’a konuştu.

Çağrılar yanıtsız bırakıldı

Farklı cezaevlerinde tutulan 10 bini aşkın DAİŞ üyesinin 60 farklı ülkenin vatandaşı olduğunu aktaran Îbrahim, söz konusu kişiler için daha önce birçok kez devletlere “kendi vatandaşlarınızı alın” çağrısı yaptıklarını hatırlattı. Çağrılarının yanıtsız bırakıldığını belirten Îbrahîm, “İki başlıkta onlarca çağrı yapıldı; ‘gelin vatandaşlarınızı alın kendi ülkenizde yargılayın ya da uluslararası bir mahkeme kurulsun.’ Bu mahkeme Kuzey ve Doğu Suriye’de de kurulabilir, dışarıda da kurulabilir. Ancak çağrılar bugüne kadar hep yanıtsız bırakıldı” dedi.

Dünya için bir tehdit

Tutuklu DAİŞ’liler ve kamplarda tutulan ailelerini “saatli bombaya” benzeten Îbrahîm, “Hesekê’nin Xiwêran Mahallesi’nde bulunan Sina Cezaevi’nde 20 Ocak 2022 tarihinde yaşananlar hala belleklerimizde yerini koruyor. DAİŞ’lilerin tutulduğu cezaevlerinde yaşanan güvenlik sorunları gözler önünde. Bölgede Türkiye’nin destekleri ile yapılan saldırı ve tehditler açık. Bu çeteler sadece Kuzey ve Doğu Suriye için bir tehdit değil, bütün dünya için bir tehdit. Kuzey ve Doğu Suriye halkları bu çetelere karşı çetin bir mücadele verdi ve on binlerce arkadaşımız şehit oldu. Arkadaşlarımızın canlarıyla verdiği emeğin boşa çıkartılmasına izin vermeyiz. Buna bir çözüm bulunması lazım” ifadelerini kullandı.

Çağrı hala devam ediyor

Kuzey ve Doğu Suriye’ye dönük her alanda ambargo uygulandığını dile getiren Îbrahîm, DAİŞ’lilerin lojistik açıdan da kendileri için bir sorun oluşturduğunu kaydetti. Uluslararası güçlerin ne yargılama ne de barındırma konusunda bir destek sunmadığını ifade eden Îbrahîm, şunları söyledi: “Özerk Yönetim’e bu kararı almak dışında bir seçenek bırakılmadı. Bu yargılama olacak, ancak hala Özerk Yönetim’in uluslararası topluma çağrısı devam ediyor. Hala ‘Gelin vatandaşlarınızı götürün’ deniliyor.”

Yargılama nasıl yapılacak?

Özerk Yönetim yasalarında son bir yılda “terörle” ilgili bazı düzenlemeler yapıldığını söyleyen Îbrahîm, yapılan düzenlemelerle DAİŞ’lilerin Halk Koruma Mahkemesi ve Toplumsal Adalet Meclisi çatısı altında yargılanacaklarını dile getirdi.

Îbrahîm, “İşlenen suçlar ve belgeler çerçevesinde bir yargılama yapılacak. Yargılamalar yapılırken konuyla alakalı uluslararası mevzuat da göz önünde tutulacak. Hazırlıklar sürüyor, mahkemeler birkaç gün içinde başlayacak. Mahkemeler kamuoyuna açık bir şekilde yapılacak. Mahkemelere DAİŞ’lilerin saldırılarında yaşamını yitiren kişilerin aileleri de katılacak. Uluslararası bütün hukuk kuruluşlarına davetiye göndereceğiz. Yargılanan DAİŞ çeteleri hangi devletin vatandaşı ise o devlete de davetiye gönderilecek” şeklinde konuştu.

Devletler dosyaların açılmasını istemiyor

Uluslararası güçlerin DAİŞ’lilerin yargılanmasından korktukları ve dosyaların açılmasını istemediklerini dile getiren Îbrahîm, “Herkes aynı düşüncede, bize hak veriyorlar, bu şekilde devam edemeyeceğini söylüyorlar ama bir adım atmıyorlar. Türkiye ve DAİŞ’in işbirliği uzun bir zamana dayanıyor. Kuzey ve Doğu Suriye’ye gelen DAİŞ’lilerin yüzde 80’i Türkiye sınırından geçerek geldiler. Bu belgeli, açık bir şeydir. Kimse bunu saklayamaz. Çıkarlarını düşünen devletler bu nedenle bu dosyaların açılmasını istemiyorlar. Türkiye birçok defa yapılan saldırılarda DAİŞ’lilere açıktan destek verdi. Türkiye bir NATO üyesi olduğu için uluslararası toplum Türkiye ile çıkarlarını esas alıyor” diye konuştu.

Kaybedecek zaman yok

Halkın da yargılama noktasında beklentilerinin olduğunu belirten Îbrahîm, şöyle devam etti: “Halklar huzur içinde yaşamak istiyor. Aramızda bulunan bu saatli bombalara bir çare bulunmasını bekliyorlar. Çocukları canlarını verdiler. DAİŞ’in coğrafi olarak bitirilmesi birinci hamleydi, bu başarı ile sonuçlandı. Şuan ikinci bir hamleye ihtiyacımız var. Bu hamle de DAİŞ’lilerin yargılanması, güvenlik sorunu yaşatacak bir pozisyondan çıkarılması. Artık kaybedecek zamanımız yok.”

HABER MERKEZİ

#Özerk #Yönetim #DAİŞlileri #halk #mahkemelerinde #yargılayacak

Erdoğan’a oy yoksa sosyal yardım da yok

Şirnex ilçelerinde ihtiyaç sahibi kişilere yapılan sosyal yardımlar seçimlerin hemen ardından iptal edildi

28 Mayıs’ta gerçekleştirilen ikinci tur Cumhurbaşkanlığı seçiminin ardından Şirnex’te onlarca ihtiyaç sahibine yapılan sosyal yardım ödemeleri kesildi. Basa (Güçlükonak) ile Qileban (Uludere) ilçelerinde Sosyal Yardımlaşma Vakfı ve Dayanışma Vakfı Başkanlığı tarafından ihtiyaç sahibi ailelere yapılan ödemeler, “Muhtaçlık durumunun ortadan kalkması” gerekçe gösterilerek kesildi.

Ödemelerin durdurulması 28 Mayıs’taki Cumhurbaşkanlığı seçimlerinin hemen ardından 29 Mayıs günü gerçekleştirildi.

MA’dan Zeynep Durgut’un haberine göre; ödemelerin kesilme gerekçesini öğrenmek için Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakfı’na giden yurttaşlara, kesintinin Şırnak Valiliği’nin talimatı doğrultusunda yapıldığı bildirildi.

Liste gönderildi

Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakfı’na gönderilen bir isim listesi doğrultusunda onlarca kişiye yapılan ödemelerin kesildiğini belirten mağdur yurttaşlar, “Nedenini biz de bilmiyoruz. ‘Valilik ve kaymakamlıklardan gelen liste bu’ diyerek, gelen isim listesi kapsamında maaşların kesildiğini söylediler” dedi.

Yaşlılık maaşı kesildi

Basa ilçesinde sosyal yardımları iptal edilenler arasında yaşlılık maaşı, engelli ve bakıcı maaşları kesilenler de bulunuyor. İlçede bazı HDP yöneticilerinin yakınlarının da yaşlılık ve engelli maaşı ile sosyal destek yardımları kesildi, yeşil kartları iptal edildi.

Yine Qileban’ın (Uludere) merkez ve Roboskî köyünde de onlarca kişinin sosyal destekleri aynı gerekçelerle kesilirken, ilçe merkezinde 7 kişinin engelli, yaşlılık ve aile destek yardımı da kesildi. Görüştüğümüz Roboskîli aileler, HDP’li oldukları için maaşlarının kesildiğini ifade ederken, duruma itiraz edeceklerini aktardı.

ŞİRNEX

#Erdoğana #yoksa #sosyal #yardım #yok

Depremde kapanan yol, 4 ay geçmesine rağmen hala açılmadı

Îslahiye’de depremden sonra kapanan yol, aradan 4 ay geçmesine rağmen açılmadı. Yurttaşlar 1,5 kilometrelik mesafeyie karşın 18 kilometre yol kat ederek, ilçe merkezine ulaşmak zorunda kalıyor

Mereş merkezli 6 Şubat’ta meydana gelen depremlerin üzerinden 4 ayı aşkın bir süre geçmesine rağmen yıkımın izleri halen birçok yerde sürüyor. Deprem sırasında dökülen kaya parçaları, İdilli ve Köklü mahallelerini Dilok’un Îslahiye ilçesine bağlayan yolu tamamen kapattı. “Karaların Değirmeni” olarak adlandırılan dere yatağı, dağdan kopan kayaların kapattığı yoldan kaynaklı gölete dönüştü.

Devlet Su İşleri ekipleri ve ilgili kurumlar, depremin 14’üncü gününde göleti tahliye etme çalışmaları başlattı, ancak çalışmalar tamamlanmadan sonlandırıldı. Çalışmalar için açılan yol da yarım bırakıldı. Çalışmaların yapılmamasında dolayı ise İdilli ve Köklü mahallerinde yaşayan yurttaşlar, 1 buçuk kilometrelik mesafeyi 18 kilometre yol kat ederek, ilçe merkezine ulaşmak zorunda kalıyor.

Tamamı tarımla uğraşan ve bahçelerinde yetiştirdikleri sebze ve meyveleri satarak geçimlerini sağlayan mahallelilerden İbrahim Kurt, aylardır çözülmeyen yol nedeniyle mağdur edildiklerini Mezopotamya Ajansı’ndan Ceylan Şahinli’ye anlattı.

 Kömürlükte sabahladık

150 haneli İdilli Mahallesi’nin depremden sonra 20 haneye düştüğünü dile getiren Kurt, “Burada ayakta kalan evler de hasarlı. Deprem günü kar yağıyordu. Hepimiz bir kömürlüğe geçtik ve 40 kişi o kömürlükte sabahladık. Amcamın oğlu enkaz altındaydı, onu kendi imkânlarımızla kurtardık. Ondan sonra 2 kişiyi daha öyle enkazın altından çıkartabildik. İkinci gün sadece askeri bir helikopterle mahalleye gıda maddesi getirildi. İlk günler telefonlarımız çekmiyordu” diye belirtti.

‘Sadece dronla görüntü çektiler’

En önemli sıkıntılarının yol olduğunu ve aradan geçen 4 ayda çözüme dönük herhangi bir adım atılmadığını söyleyen Kurt, şikayetlerinin ardından gelen ekiplerin sadece dronla görüntü çektiğini belirtti. Yer yer yola düşen büyük kayalıkları kendi imkanlarıyla getirttikleri iş makineleriyle kaldırdıklarını ifade eden Kurt, “Bir yol gösterdikleri takdirde kendi çabamızla yine yaparız. Yolun açılmasını istiyoruz, başka da bir şey istemiyoruz. Normalde bu kapanan yol ile İslahiye’ye 1 buçuk kilometre sonra varıyorduk. Bugün yol 18 kilometre. Daha önce 1 litre mazot harcıyorduk, şimdi 3-5 litreden aşağı mazot yakmıyoruz” dedi.

 ‘Buraya toplu ulaşım gelmiyor’

Mahallede yetiştirdikleri organik gıdaları İslahiye’ye götürerek sattıklarını söyleyen Kurt, yolun uzaması ile kazançlarının çoğunun yakıt ücretine gittiğini, işçiliklerinin de dahi zahmetli bir hale dönüştüğünü kaydetti. Depremin ardından unutulduklarını belirten Kurt, şöyle dedi: “Buraya toplu ulaşım gelmiyor. Geçmişte ilçeden buraya 100 TL’ye getiren taksi bugün 500 TL istiyor. Gelen yetkililer ‘Bugün-yarın açarız’ diyor ancak her hangi bir çalışmaya şahit olmadık. Şimdi de ‘Yolun açılması çok zor’ diyorlar. Taşların kaldırılamayacağını söylüyorlar. Ancak malzeme getirip şu boşlukları doldursalar yeter. Çünkü mesafe yakın.”

DÎLOK

 

#Depremde #kapanan #yol #geçmesine #rağmen #hala #açılmadı

Lozan’ın yüzüncü yılında ‘Büyük Kurdistan Konferansı’

Lozan’ın yüzüncü yılında ‘Büyük Kurdistan Konferansı’ düzenleyeceklerini belirten KNK Eşbaşkanı Ahmed Karamus, ‘Kürt halkı, sömürge statüsüne karşı tavrını direnişiyle gösterdi’ dedi

Fransa ve İngiltere arasında Kurdistan’ı dört parçaya bölen 16 Mayıs 1916 tarihli Sykes-Picot Antlaşması’ndan 7 yıl sonra 24 Temmuz 1923’te, İsviçre’nin Lozan şehrinde Türkiye ile Britanya, Fransa, İtalya, Japonya, Yunanistan, Romanya ve Yugoslavya tarafından Lozan Antlaşması imzalandı. Kurdistan’ın dört parçaya bölünmesinin ardından Kürtlere dönük imha ve inkar konseptinin başlangıcı olan Lozan Antlaşması’nın yüzüncü yılı olan 24 Temmuz’da Kurdistan Ulusal Kongresi (KNK) öncülüğünde “Büyük Kurdistan Konferansı” düzenlenecek. Dört parça Kurdistan’dan 52 siyasi parti, kurum, aydın, yazar, sanatçı ve akademisyenler ile Êzidî, Hristiyan, Yaresani, Alevî inançlarının yanı sıra bağımsız Kurdistani kurumlar davet edilen konferansa, 500’ü aşkın kişinin katılması bekleniyor.

Kürtlere dönük imha ve inkar konseptine karşı mücadelenin Yol Haritası’nın belirleneceği konferansın sonuç bildirgesi de kamuoyuna açıklanacak. KNK Eşbaşkanı Ahmed Karamus, yüzüncü yılına girilen Lozan Antlaşması’nı, konferansın önemini ve yeni yüzyılda Kürtlerin imha ve inkar konseptine karşı mücadelesine dair Mezopotamya Ajansı’na değerlendirmelerde bulundu.

Konferansa hazırlık süreci

Konferansın hazırlıklarını tamamladıklarını kaydeden Ahmed Karamus, Kurdîstan halkının ulusal tavrını, birlik ve beraberliğini göstermek adına önemli hazırlıklar yapıldığını söyledi. Konferans kapsamında 175 parti, sivil toplum örgütü ve inanç örgütleriyle temasa geçtiklerini aktaran Karamus, “Bu kişilerin görüşleri dinledik ve önerilerini aldık. Bu konferans önümüzdeki sürece katılım için bir hazırlık niteliğindedir. Ayrıca daha önce yapılmış olan toplantı, panel ve etkinliklerin sonuçları da bu konferansta paylaşılacaktır” dedi.

Kurdistan toplumunun tüm kesimleriyle görüşmeler yapıldığını ve bu görüşmelerin olumlu geçtiğini kaydeden Karamus, “Federe Kurdîstan Bölgesi’nde KDP dışındaki tüm parti ve örgütler olumlu bir tutum sergilediler. Konferansa katılacaklarını ifade ettiler. Rojava Kurdîstan’ında ENKS ile görüşmemiz olmadı ancak kendilerine konferansa katılmaları için davetiye göndereceğiz. Görüşme talepleri olursa onlarla görüşmeye çalışacağız. İran Kurdistan Demokrat Partisi (KDP-İ) ile de görüşmelerimiz oldu. İran’da siyasi partilerle görüşmelerimiz oldu ve konferansa katılacaklarını bildirdiler” dedi

‘Kürtler tavrını ortaya koyacak’

Lozan Antlaşması’nın Kürt halkının statüsünün reddeden bir anlaşma olduğunu belirten Karamus, konferansın da bu antlaşmaya karşı Kürtlerin tavrını ortaya koyacağını vurguladı. Karamus, Lozan Antlaşması’nın Kürtlerin iradesi dışında imzalandığını ifade ederek, “Tüm Kurdîstani örgütleri buna karşı tavır geliştirmiş ve konferansa katılacağının sözünü vermişlerdir. Bizler bu tavrı anlamlı ve önemli görüyoruz. Bu tavrımızı uluslararası topluma, Birleşmiş Milletler, Avrupa Birliği Konseyi, Birleşik Arap Devletleri ve ulaşabildiğimiz tüm dünya ülkeleri ile paylaşacağız. Kürt halkı, bu anlaşmayı ilk günden beri kabul etmedi ve etmeyecektir. Kürt halkı, sömürge statüsüne karşı tavrını direnişiyle gösterdi. Kürt halkı varlığını, kimliğini, kültürel, sanatsal ve ulusal haklarını istiyor. Kürt halkının temsilini kabul etmediler ve Kurdistan halkının katılmasına fırsat vermediler. Ama 21’inci yüzyılda Kürt halkı böyle bir statüyü, böyle bir anlaşmayı hiçbir şekilde kabul etmeyecektir. Yeni bir anlaşma veya yeni bir çözüme gidilirse, bu ancak Kürt halkının iradesinin, dilinin ve Kürt ulusal demokrat haklarının kabul edilmesiyle mümkündür. Bu konferansta ortaya koyacağımız sonuç bildirgesi çerçevesinde bu alanda yetkin bir heyet oluşturacağız ve bu heyet çalışmalarını diplomasi alanında da yürütecek. Bu heyet Kurdîstan halkını temsil edecek” diye belirtti.

‘Haksızlıklarını telafi etmelidirler’

Kürt halkının artık sömürge dayatmasını kabul etmediğini dile getiren Karamus, “Kürtler ulus olarak, siyasi, toplumsal ve coğrafik olarak parçalara ayrıldı. Bu anlaşmada yer alan İngiliz,  Fransız, İtalyan ve birçok devlet Kurdistan’a haksızlık yaptı. Kurdistan halkı vatandaşlık hakkından yoksun bırakıldı, siyasi ve kültürel hakları zorla ellerinden alındı. Bizce Lozan Antlaşması’nın altında imzası olan devletler, Kürt halkının haklarını ellerinden alan ve işgal eden devletler kadar suçludur. Bu bir insanlık suçudur, Kurdistan halkının meşru haklarına karşı işlenen bir suçtur. Bu nedenle bu antlaşmayı imzalayan devletler, bu suçun suç ortaklarıdır. Talebimiz, Lozan Antlaşması’na katılan ve kabul eden ülkelerin bundan sonra Kürt halkına yaptıkları haksızlıkları telafi etmeleridir” diye konuştu.

 ‘Ulusal deklarasyon’

Kürt halkının mücadelede baş aktör olması gerektiğinin altını çizen Karamus, “Şüphesiz 21’inci yüzyılda demokrasi Kürt halkının direnişiyle mümkün olacaktır. Kurdistan halkının kendi aralarında tartışması ve bir sonuca varması gerekiyor. Bu konferansta ittifakımızı ilan etmemiz mümkün ve bu bir fırsattır. Bizler bir grup olarak, tek parti olarak hareket etmiyoruz. Çok geniş bir vizyonla buluşup Kurdistan halkının çıkarlarını konuşacağız. Bu konferanstan büyük beklentilerimiz var. Bize ulaşan sayı her Kurdistan toplumunu temsil eden 500 kişi katılacaktır. Her kurum kendi görüş ve önerilerini sunacaktır. Dört kesimin de görüşlerini içeren bir ulusal deklarasyon yayınlayacağız” ifadelerini kullandı.

‘Birlik de hareket etmesek tehlike kalkmayacak’

Türkiye, İran, Irak ve Suriye’nin planlarının Kürt halkının inkarı üzerine olduğunu vurgulayan Karamus, şunları söyledi: “Kürt halkını tasfiye etmeye çalışıyorlar. Kürtler söz konusu olduğunda, her şeyi bir kenara atıyorlar. Bütün çelişkilerini bir kenara bırakıp anlaşmaya varıyorlar. Rusya ve Suriye arasındaki görüşmeler, yeni bir anlaşmaya varacaklarının işaretidir. İran ve Irak’tan tehditler devam ediyor. Irak merkezi hükümeti farklı yöntemlerle Federe Kurdistan Bölgesel hükümetinin statüsünü ortadan kaldırmak istiyor. Aynı şey Baas rejimi için de geçerli. Birlikte hareket etmezsek, bu tehlike üzerimizde olacak. Biz görevimizi ve sorumluluğumuzu yerine getireceğiz. Çünkü biz ulusal bir kurumuz. Bize yöneltilmesi amaçlanan bu tehditlere karşı mücadelemizi büyüteceğiz. Bizlerin bu hassasiyetle hareket etmesi gerekiyor.”

 Katılım çağrısı

Karamus, Kurdistan toplumunun tüm kesimlerinin konferansa katılması çağrısı yaparak, “Bazı taraflarla görüşmelerimiz olmamışsa bile sorumlu davranmalı ve konferansa katılmalılar. Kurdistan’ın her parçasından kişiler, kurumlar bu konferansa katılmalıdır. Sanatçıları, yurtsever aşiretlerin ileri gelenleri, farklı bireyleri sorumlu davranmaya ve bizimle iletişim kurarak bu konferansa katılmaya çağırıyoruz” dedi.

HABER MERKEZİ

 

#Lozanın #yüzüncü #yılında #Büyük #Kurdistan #Konferansı

Sadak: Tecridin amacı Abdullah Öcalan’ın halkıyla bağını koparmak

PKK Lideri Abdullah Öcalan’a uygulanan tecridi değerlendiren Kürt siyasetçi Selim Sadak, amacın ‘Abdullah Öcalan’ın kendi halkı bağının koparılması’ olduğunu söyleyerek sessiz kalınmaması gerektiğini vurguladı

İmralı Cezaevi’nde ağır tecrit altında bulunan PKK Lideri Abdullah Öcalan’dan 25 Mart 2021’den bu yana haber alınamıyor. Aile ve avukatların yaptığı tüm görüş başvuruları “disiplin cezası” gerekçesiyle reddedilirken, hukuk örgütleri ve siyasetçilerin Adalet Bakanlığı’na yaptığı başvurulara ise yanıt verilmiyor.

Devletin Kürt sorunu ve Abdullah Öcalan’a dönük tecride karşı tutumunu değerlendiren Kürt siyasetçi Selim Sadak, PKK Lideri’nin çağrısıyla yürütlen çözüm sürecin değinerek, “Çöktürme Planı”nı farklı yöntemlerle sürdürüldüğünü dile getirdi.

Sadak, “İktidar ve derin devlet, süreci sonlandırmasından sonra ülkeyi kutuplaştırmaya götürdü. ‘Mutlak’ tecrit durumunun geliştirilmesiyle Abdullah Öcalan’ın kendi halkı ve hareketiyle olan bağının koparılması hedeflendi. Çünkü Öcalan ile görüşmeler sürseydi, devletin ve iktidarın bu politikasına izin vermezdi, sivil siyasete bu kadar acımasızca saldıramazlardı. ‘Çöktürme Planı’yla beraber Kürt halkı tümden düşman olarak gösterilmeye başlandı. Bugün HDP şahsında tüm Kürtlere saldırmalarının altında yatan temel neden budur” dedi.

Tecride sessizlik taraf tutmaktır

Abdullah Öcalan’ın Üçüncü Yol perspektifinin halklara umut, iktidarlara korku yarattığını ve bu nedenle “çözüm” sürecinin sonlandırıldığını belirten Sadak, savaş ve çatışmanın devreye konulduğunu söyledi. Tecridin sürdürülemez olduğunu ve Avrupa Konseyi İşkenceyi Önleme Komitesi’nin (CPT) İmralı’da nelerin yaşandığına dair açıklık getirmesi gerektiğini ifade eden Sadak, sessizliğinin ise taraf olduğuna dair göstergenin işareti olduğunu kaydetti.

Uluslararası kurumların sessizliğinin tecridi onaylamak anlamına geldiğini belirten Sadak, CPT’nin sessizliğini bozarak İmralı’da yaşananları anlatması gerektiğini belirtti. CPT’ye baskı uygulanması gerektiğini belirten Sadak, “Halkın da dikkat çekici büyük girişimlerde bulunması gerekiyor. Onun için Kürt halkı ulusal ittifakını kurmak zorunda. Tecrit konusu gibi birçok sorunda ortaklaşmak gerekiyor. Çok mu zor? Evet zor ama bunu başarmak zorundayız. Kürt halkının bugünkü konumu çok güçlü, bu yapılabilir” diye konuştu.

Eylemlerde yöntem değişikliğine ihtiyaç var

Avrupa’da tecride karşı eylem ve etkinliklere katılımın önemine vurgu yapan Sadak, “Bu saatten sonra başta Kürt aydınları, yazarları, siyasetçileri ve dostlarının tecridin kaldırılması için sürdürülen eylemlere daha güçlü ve daha sonuç alıcı bir katılım sağlaması gerekir. Bunun için ciddi bir siyaset ve ciddi bir eylemsellik gerekir. Sözde, düşüncede ve eylemlerde bir değişime ihtiyacımız var” şeklinde konuştu.

Haber: Ergin Çağlar / MA

 

#Sadak #Tecridin #amacı #Abdullah #Öcalanın #halkıyla #bağını #koparmak

İzmir’de deprem

İzmir’in Buca ilçesinde 3.9 büyüklüğünde deprem meydana geldi

İzmir’in Buca ilçesinde saat 8.53’te 3.9 büyüklüğünde deprem meydana geldi. 10,19 kilometre derinlikte meydana gelen deprem, kent genelinde hissedildi. Deprem, kısa süreli paniğe neden oldu.

İZMİR

#İzmirde #deprem

Yerine kayyum atanan Erxenî Belediyesi Eşbaşkanı beraat etti

Erxenî Belediye Eşbaşkanı Ahmet Kaya’nın görevden alınmasına gerekçe yapılan davada verilen beraat kararı onandı

Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı’nın “örgüt üyesi olmak” suçlamasıyla hakkında yürüttüğü soruşturma nedeniyle İçişleri Bakanlığı tarafından görevden alınarak, yerine kayyum atanan Erxenî (Ergani) Belediyesi Eşbaşkanı Ahmet Kaya’nın beraat kararı, Diyarbakır Bölge Adliye Mahkemesi 2’nci Ceza Dairesi tarafından onandı.

Kaya göreve iade başvurusu yapacak.

İstinaf Mahkemesi, 31 Mart 2019’daki yerel seçimlerinde Halkların Demokratik Partisi’nden (HDP) Erxenî Belediye Eşbaşkanı adaylığı nedeniyle partisinin düzenlediği seçim çalışmalarına katılan Kaya’nın bu nedenle “örgüt üyesi olmak” suçunu işlediği iddiasıyla yargılandığı davadan beraat etmesine yapılan itirazı reddetti.

Valiliğin itirazı reddedildi

Diyarbakır Bölge Adliye Mahkemesi 2’nci Ceza Dairesi, Kaya’nın avukatları görevden alınmasına gerekçe yapılan dosyanın beraatla sonuçlanması üzerine göreve iadesini istedi. İstinaf Mahkemesi, Diyarbakır 8’inci Ağır Ceza Mahkemesi tarafından verilen beraat kararına Diyarbakır Valiliği’nin “suçtan zarar gördüğü” iddiasıyla yaptığı başvuruyu, “yasal dayanağı” bulunmadığını belirterek, reddetti.

Kaya hakkında verilen beraat kararına Diyarbakır Valiliği’nin itiraz ettiği 20 Mayıs 2021’de, Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı da itiraz etmişti.

Karar oy birliği ile alındı

İstinaf Mahkemesi, Diyarbakır 8’inci Ağır Ceza Mahkemesi tarafından 2021 Mart ayında verilen beraat kararına 7 günlük itiraz süresini aşarak, 1 ay 11 gün sonra itirazda bulunan Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı’nın yaptığı başvuruyu da “süre aşımı” nedeniyle reddetti. İstinaf Mahkemesi, kararı oy birliğiyle aldı.

Belirlenen süre içinde karara itiraz edilmemesi nedeniyle İstinaf Mahkemesi’nin verdiği kararla beraat hükmü kesinleşti.

Göreve iade başvurusu yapacak

İstinaf Mahkemesi’nin kesinleşen kararı üzerine Kaya’nın avukatları en kısa sürede göreve iadesi için İçişleri Bakanlığı’na başvuruda bulunmaya hazırlanıyor. Görevden alınmasına gerekçe yapılan davadan beraat eden Kaya’nın görevine iade edilip edilmeyeceği İçişleri Bakanlığı’nın kararıyla kesinleşecek.

AMED

#Yerine #kayyum #atanan #Erxenî #Belediyesi #Eşbaşkanı #beraat #etti