Ana Sayfa Blog Sayfa 307

AP’de ‘Türkiye’de Hak ve Özgürlükler’ konferansı

Avrupa Parlamentosu’nda ‘Türkiye’de Hak ve Özgürlükler: Hukuk, Cezaevleri ve Kürt Sorunu’ başlıklı bir konferans gerçekleştirildi. Konferansta Türkiye’nin AİHM’in kararlarının uygulanmadığı belirtildi, AP’ye rolü hatırlatıldı

Fransa’nın Strasbourg kentinde bulunan Avrupa Parlamentosu’nda (AP) Demokrasi ve İnsan Hakları İçin Avrupa Avukatlar Birliği (ELDH) ile Uluslararası Hukuk ve Demokrasi Derneği (MAF-DAD) ile AP’nin Sol Parti (Die Linke), Sosyalistler ve Demokratların İlerici İttifakı (S&D) işbirliğiyle “Türkiye’de Hak ve Özgürlükler: Hukuk, Cezaevleri ve Kürt Sorunu” başlıklı bir konferans gerçekleştirildi.

Fransa’nın Strasbourg AP Sol grup Eşbaşkanı Martin Schirdewan, ELDH Eşbaşkanı Prof. Bill Bowring, MAF-DAD Başkanı Heike Geisweid’in açılış konuşmasıyla başlayan konferansta üç ayrı oturum gerçekleşti.

Konferansın ilk oturumunda Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) kurallarının uygulanmaması ve yargısallaşmasına Avrupa’nın bakışı gibi konular ele alındı. Oturumda konuşan AP Sol Eşbaşkanı Martin Schirdewan, 2015 yılından bu yana HDP’li siyasetçilere büyük bir baskının uygulandığını belirterek, “Şu anda HDP ve Yeşil Sol Parti kriminalize ediliyor. Seçilmiş HDP’li temsilciler, belediye başkanları gazeteciler tutuklanıyor. Bu durum gerçekten vahşet verici. Avrupa Parlamentosu olarak bıkmadan usanmadan şartsız, koşulsuz tahliyeleri için mücadele edeceğiz” dedi.

‘AP, CPT ve AİHM bu duruma sessiz kalıyor’

PKK Lideri Abdullah Öcalan’ın tecrit altında tutulmasına karşı olduklarını söyleyen Schirdewan, “AP, CPT ve AİHM bu duruma sessiz kalıyor. Ancak grup olarak bu duruma sessiz kalmayacağız. AİHM tecride son verilmesine dair bir karar verdi. Biz de bu duruma karşı sessiz kalmayacağız, dayanışma halinde olacağız” dedi.
Açılışta konuşan MAF-DAT eşbaşkanı Heike Geisweid ise AKP iktidarının bütün yargı sistemini kendine bağladığını belirterek “Erdoğan-AKP bütün yargı sistemini kendine bağlamıştır. Hapishaneler siyasi mahkumlarla dolu. Tabii daha önce de Türkiye’de siyasi davalar oldu. Ancak AKP hükümeti bu durumu çok daha kötü hale getirdi. Hatta eskiye göre üç kat arttığı bile söylenebilir. HDP’nin kapatılma davası, yine HDP yöneticilerin tutuklanması tamamen siyasi bir davadır. Politik tasarım amacıyla açılmıştır. Birçok avukat ve siyasetçi de siyasi amaçlarla hapse atılıyor. Avrupa bu siyasi tutuklamalara göz yummamalı. Her toplantı ve etkinlikte bu konuyu gündeme getirilmelidir” ifadelerini kullandı.

‘Yargı giderek siyasallaşıyor’

Asrın Hukuk Bürosu Avukatı Faik Özgür Erol Türkiye’de kanunsuz karanlık alanlar yaratıldığına vurgu yaparak “AKP yönetimi kendisine göre statüsüz yerler yaratıyor. O gün göçmenler Ege bölgesinde bir yerde tutuklandı. Etraflarını çitle çevirerek dışarıdan yiyecek ve içecek verdiler. Hukukta böyle bir şey yok. Bu kanunsuz karanlık alanlar da İmralı’dan başlayarak diğer bölgelere yayıldı. Maalesef Türkiye’de yargı giderek siyasallaşıyor. Eskiden DGM vardı, o mahkemeleri ortadan kaldıran bir irade onlardan beter bir durumu ortaya çıkardı. Artık AHİM kararlarını uygulayan bir sistem yoktur. Örneğin AHİM, Demirtaş ve Kavala ile ilgili bir karar aldı ama Türkiye bunu uygulamıyor. AKP iktidarı hukuk ve adaleti kontrol altına aldı” şeklinde konuştu.

‘Siyaset, yargıyı tamamen kontrol ediyor’

Katalonya’dan ELDH Yürütme Kurulu Üyesi Prof. Louis Lemkow Türkiye ile İspanya’nın benzer uygulamalarına dikkati çekerek yargının siyasallaştığını dile getirdi. Lemkow “Türkiye’de olduğu gibi İspanya’da da siyasi yargı dönüşümü yaşandı. Siyaset, yargıyı tamamen kontrol ediyor. Tabii ki, çoğunlukla Franco diktatörlüğü sırasında oldu ama devam etti. Özellikle Katalonya’nın bağımsızlık referandumundan sonra hukuku ve adaleti kendi çizgilerinden çıkardılar. Politik olarak hareket ettiler ve politik hedeflerle kararlar aldılar. İspanyol hükümetine istiyorsa, yargı karar verdi. Siyasi kararlarla referandumun liderlerini cezalandırdılar” dedi.

‘AİHM kararları uygulanmıyor’

Middlesex Üniversitesi’nden Prof. Philip Leach Türkiyenin AHİM kararlarını uygulamadığını belirterek “Türkiye, ayrıca AHİM kararlarına karşı da yolsuzluk yapmaktadır. Kavala örneği de bunu vurgulamaktadır. Osman Kavala, AHİM kararı gereğince tahliye edildi. Ancak aynı gün başka bir davadan tutuklandılar. Bu, AHİM’i aldatma ve kararları iptal etme girişimidir. Ama şimdi Avrupa Konseyi’nin kendisi bunu görüyor. Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi birkaç gün önce durumu gözden geçirerek Türkiye’den Kavala ve Demirtaş’ı derhal serbest bırakmasını istedi. Demirtaş davası, Türk yargısının siyasallaşmasına da ışık tutuyor” diye belirtti.

AP Milletvekili Fabio Massimo Castaldo da Türkiye hukukun işletilmediğini ifade ederek “Türkiye AİHM kararlarının uygulamıyor. AP’ninde artık bu konuda daha uyarıcı olmalıdır. Biz Türkiyenin demokratik adımlar atması ve hukukun üstünlüğünü konusunda cesaretlendirici ve ön acıcı olmalıyız” dedi.

‘CPT İmralı’da insan hakları ihlali var diyebilmelidir’

Panelin ikinci oturumu “cezaevleri, izolasyon ve yargı” başlığıyla gerçekleştirildi. Oturumda konuşan Amed Barosu Başkanı Avukat Nahit Eren, Türkiye’deki ceza infaz sistemini ele aldı. Eren konuşmasında ceza infaz sisteminin sorunlu olduğuna dikkati çekerek “Türkiye’de maalesef ceza infaz sistemi davaların niteliğine göre uygulanıyor” dedi. Asrın Hukuk Bürosu’ndan Avukat Cengiz Yürekli ise İmralı deneyimi üzerinden tecrit ve cezaevlerindeki durum hakkında bilgi verdi. Hukukçuların her zaman insan haklarından yana tavır alması gerektiğine vurgu yaparak “Yahudi soykırımı yasalara uygundu ama Nünberg mahkemesinde hepsi ceza aldı. O mahkeme insan yaşamına yönelik yok etme bir yasaya tabi olamaz demişti. CPT açıklama yapıyor. Diyor ki Türkiye’nin izni olmadan raporumuzu açıklayamayız. Hukuken doğru ama CPT İmralı’da insan hakları ihlali var diyebilmelidir. Onlar samimi yaklaşmıyorlar” şeklinde konuştu.

Türkiye’deki gözlemlerini anlattı

Türkiyeye 2023 Cezaevi Delegasyonu Üyesi olarak giden Alman Avukat Miriam Fieding uluslararası heyetin bir üyesi olarak gözlem aktardı. Türkiye’ye giden grubu üçe ayrılarak İstanbul, Ankara ve Amed’te görüşme yaptıklarını ifade etti. Fieding “Amed’te yaptığımız gözlemde ailelerin tutukluların koşullarında şikayetlerini ve kaygılarını duyduk. Bazı aileler yıllardır cezaevindeki akrabalarını ziyaret edemediğini dile getirdi. Baro yöneticileri ve avukatlar savunma yaptıkları için baskı gördüklerini ve avukatların görevlerini yerine getirirken kaygılandıklarına şahit olduk” diye belirtti.

Türkiye AİHM’e bilgi vermiyor

Özgürlükçü Hukukçular Derneği (ÖHD) Üyesi Avukat Rengin Ergül ise Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi’nin “umut hakkı” kararını değerlendirdi. Ergül, “Türkiye idam cezasını kaldırdığını bir propaganda aracına dönüştürdü. Oysa verilen ‘ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası’ idamın bir başka şeklidir. Türkiye AB ve AHİM’e kaç kişiye bu cezayı verdiği konusunda bilgi vermiyor” ifadelerini kullandı.

Medyaya yönelik baskılar

Konferansın son oturumu ise “Türkiye için demokratik perspektif” başlığıyla gerçekleşti. Demokratik çözüm yolları üzerinde duruldu. İrlanda’dan Sosyalist Avukatlar Derneği’nden Declan Owens “Çatışma çözümü deneyimleri ve hukukun rolü” başlıklı bir sunum yaptı. Norveç PEN üyesi Caroline Stockford “Kütçe savunma hakkı ve Kürt gazetecilere, medyaya yönelik baskıları” ele aldı.

AP Sosyalistler ve Demokratların İlerici İttifakı Grubu’ndan Giuliano Pisapia ise Türkiye’nin demokratikleşmesinde Avrupa’nın rolü üzerine konuştu.

Kaynak: MA

#APde #Türkiyede #Hak #Özgürlükler #konferansı

Êlih’te Kürtçe eğitim gören öğrenciler için tören

Eğitim Sen Êlih Şubesi, Kürtçe eğitim verdikleri 53 öğrenci için mezuniyet töreni düzenledi

Eğitim Sen Êlih Şubesi açtıkları Kürtçe atölyelerde eğitim verdikleri öğrencileri için mezuniyet töreni düzenledi. İHD Êlih Şubesi’nde düzenlenen törene Êlih Emek ve Demokrasi Platformu, ARİ-DER, ile öğretmen ve öğrenciler katıldı. Saygı duruşu ile başlayan törende konuşan Eğitim Sen Êlih Şube Eşbaşkanı Ramazan Bilmez, Kürtçe’nin gelişimi için emek verenlere teşekkür ederek, yaşamın her alanını Kürtçe’ye çevirme çağrısında bulundu.

Daha sonra birinci derece (Asta yekemin) eğitimi bitiren 3-5, 6-8, 9 yaş üstü 53 kişi kişiye belgeleri verildi.

Belgelerin verilmesinin ardından çocuk korosu sahneye çıktı. Burada Kürtçe şarkıları söyleyen çocuklara katılımcılar da eşlik etti. Kürtçe eğitim veren 6 öğretmene ise plaket verildi. Yoğun katılımın olduğu tören söylenen şarkılar eşliğinde çekilen halay ile son buldu.

HABER MERKEZİ

#Êlihte #Kürtçe #eğitim #gören #öğrenciler #için #tören

Efrîn ve Şehba’da saldırı: 3 Şam askeri öldü

Türkiye ve bağlı grupların Efrîn’in Şêrawa ilçesine bağlı Aqîbê köyüne yönelik saldırısında 3 Şam askeri öldü

Türkiye ve bağlı grupların Kuzey ve Doğu Suriye’nin Efrîn’in Şêrawa ilçesine bağlı Aqîbê köyüne saldırdı. Hawar Haber Ajansı’nda (ANHA) yer alan habere göre saldırıda 3 Şam hükümeti askeri öldü.

Rus üssüne saldırı

Türkiye’nin Şehba’nın Wehşiyê köyünde bulunan Rus üssü civarı da bombaladığı da belirtildi. Bombardımanın sonucuna ilişkin bilgi edinilemedi.

HABER MERKEZİ

#Efrîn #Şehbada #saldırı #Şam #askeri #öldü

Beyrut’ta çalıştay: Abdullah Öcalan’a yönelik tecrit ve mücadele konuşuldu

Lübnan’ın başkenti Beyrut’ta, PKK Lideri Abdullah Öcalan’a yönelik tecrit ve mücadeleye dair düzenlenen çalıştayda ‘Birlik olmalıyız’ mesajı verildi

Lübnan’ın başkenti Beyrut’ta, PKK Lideri Abdullah Öcalan’a yönelik tecrit ve mücadeleye dair “Demokratik Ortadoğu-barışa giden yol için hep birlikte” şiarıyla bir çalıştay düzenlendi. Lübnan Daimi Federal Kongresi, Newroz Kültür Derneği, Çok Kültürlü Doğu Platformu, Demokratia Novu Orao Seclorum ve RESILIENT BEIRUT iş birliğiyle düzenlenen çalıştaya Lübnan, Irak, Tunus, Sudan, Filistin, Ürdün, Mısır, Güney Afrika, İran, Türkiye, Kurdistan ve Kuzey ve Doğu Suriye’den çok sayıda hukukçu, siyasetçi ve akademisyen çalıştaya katıldı.

Çalıştayda ilk olarak savaş, kriz, devrim, baskı ve yolsuzluğu konu edinen bir sinevizyon izlendi.

Ortadoğu’daki sorunlar tartışıldı

Açılış konuşması yapan Lübnan Daimî Federal Kongresi kurucusu ve Genel Sekreteri Alfred Riachi, “Ortadoğu’da barışın sağlanabilmesi için sayılardan uzak demokrasinin olması gerekir” ifadelerini kullandı. Toplumun tüm kesimleri arasında kolektif ve eşit bir form sunduklarını belirten Riachi, “Özgür doğduk, özgür yaşıyoruz ve özgür öleceğiz” mesajı verdi.

Ardından söz alan Sosyalist Mısır Partisi Başkanı Ehmed Behaeddîn Şaban ise Ortadoğu’da birlik sağlanması çağrısında bulunarak ABD’ye güven konusunda uyarı yaptı. Şaban, “Nasıl ki Nelson Mandela’nın özgürlüğünü sağladıysak, aynı şekilde Önder Öcalan’ın fiziki özgürlüğü için birlik olunmalı” dedi.

Konuşmalar ardından, “Küresel çatışma ve Ortadoğu’daki etkileri” başlığı altında, küresel çatışma, sebepleri ve Ortadoğu ile Kuzey Afrika’daki etkileri, krizin Lübnan’daki etkileri ve çözüm yöntemleri ayrıca Ortadoğu’daki yönetim sorunlarını ele alacak ilk oturum başladı. Zeyd El Eyûbî tarafından yürütülen oturumda, Yûsif Selame, Reşa Îtanî, Kemîl Şemûn, Êlî Ebû Ewn ve Foza Yûsif söz aldı.

HABER MERKEZİ

#Beyrutta #çalıştay #Abdullah #Öcalana #yönelik #tecrit #mücadele #konuşuldu

Depremzede depolarına hayır

Depremzedeleri yaşam alanlarından koparıp, dar alanda depolayarak, barınma sorunu çözülmez. İnsanlar; depolanacak nesneler değildir

Mevlüd Oruç

Depremden bu yana; depremzedeler için, depolama alanları olan, “Çadır Kent”, “Konteyner Kent” ve “Toplu deprem konutları” vb sözler havada uçuşuyor. Deprem bölgesinde; barınma sorunu hala devam ediyor. Çünkü; iktidarın depremzedelerin barınma sorununu çözme diye bir gündemi yoktur. Depremzedeleri yaşam alanlarından koparıp, dar alanda depolayarak, barınma sorunu çözülmez. İnsanlar; depolanacak nesneler değildir. Depremi, fırsata çeviren inanç ve etnik ayrımcı ve avantacı rejimin; depremzedeyi mülkünden koparıp, balık istifi depolamasının ardında; çoğulcu kültürel yapıyı dağıtma ve yüzdelik rant hesapları vardır. “Tekçi resmî ideoloji” üzerine inşa edilen, “Irkçı Müesses Nizamın” en sadık uygulayıcısı, yüzdelikçi tek adam rejimi; barınma sorununu çözemez. Çünkü; depremzedelerin, konteyner kent (!) veya deprem konutları vb; dar alanda depolanmalarının nedeni barınma sorununu çözmek değildir. Tek ırkçı, tek mezhepçi ve yüzdelik komisyoncu rejim için; demografik yapıyı değiştirme ve geniş yaşam, tarım ve zeytinlik alanları, şirketlerin tasarrufuna bırakıp, avantayı cebe atma, önceliklidir.

Yerinde dönüşüm esastır

Çözüm için; çadırlar, konteynerler veya deprem konutları; barınma sorunu olan depremzedenin kendi yaşam alanına, yaşadığı yere, kendi sokağına, ikametgâhına, bahçesine, tarlasına, hayvancılık yaptığı yere ya da yaşamak istediği yere kurulmalıdır. Toplu konteyner, toplu çadır veya toplu deprem konutları vb barınaklarda (depremzede depolarında) kalıp kalmamak; depremzedenin kendi isteğine bırakılmalıdır. Kendi yaşam alanından kopmak istemeyen depremzedeyi; zorla depolama alanlarına mahkûm etmek, insan haklarına ve onuruna aykırıdır. İktidarın görevi; depremzedenin kendi yaşam alanında, imara uygun ve depreme dayanıklı yapılar inşa etmesine yardımcı, destekleyici olmak ve denetlemektir. Yüzyılı aşkın bir süreden beri yolsuzluk rejimlerinde; sık sık yaşanan ekonomik krizlerinden çıkış için, Ermenilerin, Hristiyanların vd. azınlıkların, Alevilerin, Kürtlerin malına mülküne çökme uygulamasına başvuruluyor. Yolsuzluk rejimi; elini azınlıkların emeğinden, birikimlerinden ve yaşam alanlarından çekmelidir. Deprem öncesini ve deprem sonrasını; yönetme kabiliyeti olmadığı anlaşılan, yüzdelikçi komisyon rejimi doğa olayı olan depremi, afete çevirmiştir. Yüzdelik komisyon rejiminin; kentleri, depreme dayanıklı hale getirmediği halde, deprem vergisini, nereye harcadığı ile ilgili muamma sürüyor. Depremden sonra; en hayati müdahale olan arama kurtarmanın, 4 gün geciktirilme acımasızlığının altında ne var? Arama kurtarma ekiplerinin sahaya inmesine kim ve niye engel oldu? On binlerce vatandaşın neden ölüme terk edildiğine ilişkin muamma devam ediyor. Toplumdan ne saklanıyor? Yetkisi ve mevkisi ne olursa olsun; on binlerce vatandaşın ölümüne neden olan gecikmenin müsebbipleri, er geç, yargı önüne çıkıp hesap verecektir.

Endemik kültürlere pogrom

Türkiye’nin, endemik kültürlerinin; en önemli yaşam alanlarından Antakya, Defne ve Samandağ ilçelerimizde, pogromist rejimin, yeniden yapılandırma(ma) uygulamaları, fiili olarak etnik arındırma barındırıyor. Pogrom: dinsel ve etnik nedenlerle bir veya birçok grubun; evlerini, iş yerlerini, ibadethanelerini işgal etmek, el koymak, tahrip etmek, dağıtmak ve göçe zorlamaktır. Depremi fırsata çeviren, toplum mühendisi tekçi rejim; Hatay’da, yapılandırma adı altında azınlıkların habitatlarını dağıtmakta ve bozmaktadır. Evlerine, iş yerlerine mülklerine el koyarak, yandaş şirketlere işgal ettirerek, azınlıklara yaşamı dar ederek göçe itelemek, bölgeyi etnik arındırmadır. Antakya’yı Antakya yapan; Yahudi cemaatinin, Ortodoks, Katolik ve Protestan Hristiyanların, Arap Alevilerinin, Sünnilerin, Türklerin, Arapların, Kürtlerin, Ermenilerin yaşam ve geçim alanı “Kadim Antakya”, seçilmiş otokratik rejimin, yeniden yapılanma soslu saldırıları altındadır. Kadim Antakya’yı kapsayan, 307 hektarın kentsel dönüşüm amaçlı, riskli alan ilan edilmesine ilişkin 4 Nisan Cumhurbaşkanlığı Kararı iptal edilmelidir. Ayrıca, Antakya merkeze bağlı “Dikmece mahallesinde”; toprakların %75’nin acele kamulaştırmaya tabi tutulması, demografik yapıyı değiştirme amaçlı, Arap Alevi yaşam alanını TOKİ’leştirme uygulaması, iptal edilmelidir. Arap Alevi, Arap Sünni, Kürt, Ermeni, Hristiyan vb ülkemizin; kültürel çoğulculuğunun habitatlarında, geri dönüşü imkânsız tahribata neden olacak bütün karar ve uygulamalar geri alınmalıdır.

#Depremzede #depolarına #hayır

Ruhsatları verilmeyen avukatlara destek açıklaması

ÖHD ve ÇHD, stajlarını tamamladıktan sonra çeşitli bahanelerle ruhsatları verilmeyen avukatlara destek için İzmir Barosu önünde basın açıklaması yaptı

Özgürlük için Hukukçular Derneği (ÖHD) ve Çağdaş Hukukçular Derneği (ÇHD) İzmir şubeleri, stajını tamamlayan avukatlara çeşitli bahanelerle ruhsat verilmemesine ilişkin İzmir Barosu önünde basın açıklaması yaptı. İzmir Barosu yöneticilerinin de destek verdiği açıklamaya çok sayıda avukat katıldı. Açıklamada “Kurtuluş yok tek başına ya hep beraber ya hiçbirimiz” ve “Savunma susmadı, susmayacak” sloganları atıldı.

Kurumlar adına konuşan ÖHD İzmir Şubesi Eş Başkanı Şükran Öztürk, yargının kurucu unsurlarından sayılan avukatlık mesleğine yönelik saldırıların her dönem varlığını sürdürdüğünü söyledi.

Ruhsat gaspları

2016 yılında ilan edilen OHAL döneminden bu yana, özellikle mesleğe yeni başlayan genç avukatları hedef alan ruhsat gaspları yaşandığını belirten Öztürk, “Ruhsat gaspı uygulamasının son hedefi, Özgürlük için Hukukçular Derneği İzmir Şubesi yöneticisi olan meslektaşlarımız Av. Serhat Can ve Av. Barış Arlı olmuştur. Öğrencilik yıllarında haklarında açılmış davalarda verilen ve henüz kesinleşmemiş cezalar nedeniyle, kanunda sayılı suçlardan ceza almamış olmalarına rağmen, ruhsatlarının iptali için Adalet Bakanlığınca açılan davalarda yürütmenin durdurulması kararları verilmiş ve avukatlık kayıtları kapatılmıştır. Her ikisinin de davası halen devam etmektedir ancak mesleğinin henüz başında olan bu arkadaşlarımız artık avukatlık yapamamaktadır. Yine üyemiz Av. Mehmet Bayraktar’ın avukatlık ruhsatı; hakkında verilmiş herhangi bir mahkûmiyet hükmü bulunmamasına rağmen 2014 yılından bu yana devam eden ceza kovuşturması gerekçe gösterilerek iptal edilmiştir” dedi.

‘Genç avukatların sosyal ölüme ve açlığa mahkûm ediliyor’

Anayasa Mahkemesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarını dahi dikkate almayan yargının koltuk değnekçiliği yaptığını dile getiren Öztürk, genç avukatların sosyal ölüme ve açlığa mahkûm edildiğini kaydetti. Adalet Bakanlığı Hukuk İşleri Genel Müdürlüğü faaliyet raporlarında yeniden görüşülmek üzere Türkiye Barolar Birliği’ne geri gönderilen dosya sayısının 2015 yılında 42 iken 2016 yılında 96 olduğunu aktaran Öztürk, mesleklerine yönelik her türlü saldırıya karşı biat etmeyen bir geleneğin taşıyıcıları olmaya devam edeceklerini vurguladı.

Öztürk, son olarak dayanışma ve destek çağrısı yaptı.

Kaynak: MA

#Ruhsatları #verilmeyen #avukatlara #destek #açıklaması

Nijerya’da 3 noktaya silahlı saldırı: 21 kişi öldürüldü

Nijerya’nın Plateau eyaletindeki 3 bölgede silahlı saldırlar gerçekleştirildi. Biri papaz 21 kişi öldürüldü, çok sayıda kişi yaralandı

Nijerya’nın Plateau eyaletinde düzenlenen silahlı saldırılarda 21 kişi hayatını kaybetti.

Duvar’da yer alan habere göre, kimliği henüz belirlenemeyen silahlı kişiler, Pleateu eyaletinin Rim, Jol ve Kwi bölgelerinde saldırılar düzenledi. Saldırılarda, aralarında bir papazın da bulunduğu 21 kişi öldü ve çok sayıda kişi yaralandı.

Plateau Valisi Caleb Mutfwang, yaptığı açıklamada, saldırıyı doğrulayarak, olayda bir yerel yönetim şefinin de kaçırıldığını aktardı.

Mutfwang, 10 Haziran’da yaptığı açıklamada da eyalette 3 haftada 150’den fazla kişinin öldürüldüğünü açıklamıştı.

Nijerya, son zamanlarda ülkenin farklı bölgelerinde, silahlı çetelerin yanı sıra cihatçı örgüt Boko Haram ve ISWAP (DAİŞ’in Batı Afrika kolu) saldırılar düzenliyor.

HABER MERKEZİ

#Nijeryada #noktaya #silahlı #saldırı #kişi #öldürüldü

Wan’da ‘Ape Musa 100 Yaşında’ söyleşisi

Wan’da ‘Ape Musa 100 Yaşında’ kitabına dair söyleşisi gerçekleştirildi. Kitabın yazarı Dicle Anter, kitabı yazma sürecini anlattı

Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu (KESK) Wan Şubeler Platformu, Aziz Yural Konferans Salonu’nda Gazeteci Hüseyin Aykol’un editörlüğünü üstlendiği, Dicle Anter’in “Apê Musa 100 Yaşında” kitabına yönelik söyleşi gerçekleştirdi. Çok sayıda kişinin katıldığı söyleşinin moderatörlüğünü Mezopotamya Ajansı (MA) muhabiri gazeteci Adnan Bilen yaptı.

Bilen’in kısaca kitabı tanıtması ve Musa Anter’in hayatını özetlemesinin ardından Dicle Anter kitabı yazma sürecini anlattı. Anter, “Babam askerlikten sonra Diyarbakır’a geçiyor. Orada arkadaşlarıyla birlikte gazete çıkartıyorlar. Babam orada yazdığı Qımıl şiiriyle bir etki yaratıyor. Herkes ‘nasıl bir Kürtçe yazar’ diye düşünmeye başlıyor. Babam daha sonra bu şiir nedeniyle gözaltına alındı” diye konuştu. Anter, daha sonra Apê Musa’nın ilk gözaltına alınışının hikayesini anlattı.

‘Babamın içeride yazdığı tüm yazıları göğsümüzde dışarıya taşıdık’

Anter, daha sonra “49’lar davası” olarak bilenen dava sürecini ve Apê Musa’nın tutuklanış ve cezaevi sürecini anlattı. Anter devamla, “Babamın niçin cezaevine girdiğini gazeteden öğrendim. Gazetede babamın idamla yargılandığını öğrendim. Bu süreç içerisinde babamı cezaevinde ziyaret ediyordum ve babam kitap yazıyordu. O dönem bizim koğuşlara girmemize izin veriyorlardı ve babamın içeride yazdığı tüm yazıları göğsümüzde dışarıya taşıdık. Daha sonra babam afla serbest bırakıldı” ifadelerini kullandı.

Apê Musa’nın sürekli hareketli bir hayatını olduğunu söyleyen Anter, “Babam öldürüldüğünde 42 yaşındaydım fakat toplam 5 yıl süre geçiremedim. Babam katledildikten sonra onunla baba-oğul ilişkisini geliştirdim ve o zaman öğrendim babam neden Apê Musa. Babamla, ablamın evlendiği yıl 2 ay yaz tatilinde vakit geçirebildik, çok vakit geçirememiştik. Babamla tam bir ilişki geliştireceğim zaman onu kaybettim” diye konuştu.

Kitabı yazma süreci

Kitabı yazma sürecinin gazeteci Hüseyin Aykol ile karar verdiklerini söyleyen Anter, “Babamın arkadaşları güzel şeyler yazdılar ve kitaba katkı verdiler. Aykol şöyle demiş; Bir filozofun yayın yönetmeni oldum ben. Kitapta babam hakkında en ön plana çıkan şey, gençlere ve kadınlar verdiği değerdir. Babamın evine gelip yemek yemeden giden kişi sayısı çok azdır, babam misafirlerine mutlaka yemek yedirirdi. Gelen üniversite öğrencilerine Kurdistani yemekler yapardı” diye belirtti.

Söyleşi Anter’in konuşmasının ardından soru-cevap kısmıyla son buldu. Anter daha sonra katılımcıların kitaplarını imzaladı.

Kaynak: MA

#Wanda #Ape #Musa #Yaşında #söyleşisi

Hediye Tokay’ı katleden erkeğe ‘iyi hal’ ve ‘haksız tahrik’ indirimi

Riha’nın Eyyübiye ilçesinde Hediye Tokay’ı katleden Ahmet Tokay’a yargılandığı davada ‘haksız tahrik’ ve ‘iyi hal’ indirimi uygulandı

Riha’nın Eyyübiye ilçesine bağlı Selçuklu Mahallesi’nde 30 Ağustos 2021’de evli olduğu Ahmet Tokay tarafından katledilen Hediye Tokay’ın davasının karar duruşması Urfa 1’inci Ağır Ceza Mahkemesi’nde görüldü. Tutuklu yargılanan fail Tokay ve avukatı, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı tarafından gönderilen avukat mahkemede hazır bulunurken davaya müdahil olma talebinde bulunan Urfa Barosu Kadın Hakları Merkezi’nin talebi mahkeme heyeti tarafından reddedildi.

Duruşmada konuşan fail Tokay, Hediye Tokay’ın kendisini aldattığını öne sürerek “cinnet geçirdiği” savunmasını yaptı. Avukat savunmaları ardından kararını açıklayan mahkeme heyeti fail Tokay’a “haksız tahrik” ve “iyi hal” indirimlerini uygulayarak 17 yıl 6 ay hapis cezası verdi.

HABER MERKEZİ

#Hediye #Tokayı #katleden #erkeğe #iyi #hal #haksız #tahrik #indirimi

Afyonkarahisar’da heyelan: 1 kişi öldü, 1 kişi yaralandı

Afyonkarahisar-Denizli karayolunda heyelan meydana geldi. İki araç toprak altında kalırken, 1 kişi öldü 1’i yaralandı

Afyonkarahisar-Denizli karayolunda heyelan nedeniyle iki aracın toprak altında kalması sonucu 1 kişi öldü, 1 kişi yaralandı.

Dazkırı’da öğleden sonra etkili olan sağanak nedeniyle Afyonkarahisar-Denizli kara yolunun Devrent mevkisinde heyelan meydana geldi. Heyelan nedeniyle kara yolundan geçen 2 araç toprak altında kaldı.

İhbar üzerine olay yerine sağlık, jandarma, polis ve AFAD ekipleri sevk edildi. Toprak altında kalan araçlarda 1 kişinin cesedine ulaşıldı, 1 kişi de yaralı çıkarıldı.

HABER MERKEZİ

#Afyonkarahisarda #heyelan #kişi #öldü #kişi #yaralandı