Ana Sayfa Blog Sayfa 312

Riha’da yurttaşlar sağlık hakkına erişemiyor

Riha’da yurttaşlar doktora ulaşmak için aylarca sıra bekliyor. SES Riha Şube Eşbaşkanı Salih Karataş, ‘Paranız varsa doktora ulaşabiliyorsunuz’ dedi

Riha’da İl Sağlık Müdürlüğü bünyesinde 2 eğitim ve araştırma hastanesi, 11 devlet hastanesi, 1 ağız ve diş sağlığı hastanesi ve 2 ağız diş sağlığı merkezi faaliyet yürütüyor. Sağlık kurumlarındaki personel yetersizliği, birçok sağlık bölümünün olmayışı ve var olan sağlık bölümlerinde eksik hizmet verilmesinden kaynaklı yurttaşlar, sağlık hizmetine ulaşmada büyük sorunlar yaşıyor.

Sağlık hizmeti yok

MA’dan Ömer Akın’ın haberine göre Urfa Eğitim ve Araştırma Hastanesi’ne tedavi için Harran ilçesinden gelen Osman Bakşın (32), verilen en erken randevunun 16 gün sonra olduğunu söyledi. Eşinin bel ağrıları için sağlık hizmeti almaya geldiklerini ifade eden Bakşın, 25 gündür sağlık hizmeti almaya çalıştıklarını kaydetti. Kentin artan nüfusuna değinen Bakşın, “Sistemin geliştirilmesi gerekiyor. İlçelerde sağlığa ulaşamıyoruz. İlçe hastanelerinde acil dışında sadece ilaç yazılıp gönderiliyor. Başka bir müdahale alamıyoruz. İlçe hastaneleri herkesi merkeze yönlendiriyor. Kalabalık nüfusa göre sistemin yapılması lazım. Buradaki hastaneler 4 dörtlük ama nüfus çok olduğu için çok geç muayene oluyor. Çok geç zamana randevu veriliyor” dedi.

SES’ten tepki

Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası (SES) Riha Şubesi Eşbaşkanı Salih Karataş ise, kentteki sağlık hizmetinin vahim düzeyde olduğunu, kente halkın sağlığını önceleyen politikaların aksine halkın sağlıksızlığa yönlendirildiğini söyledi. Bu durumun devletin resmi kayıtlarına da yansıdığını ifade eden Karataş, “Örneğin Harran Üniversitesi Hastanesi’nde bütün yan dallarda eksiklikler mevcut. Hemotoloji, nefroloji, romatoloji, plastik cerrahi, göğüs cerrahi ve patoloji alanlarında hizmet verilmemekte. Akademik alanın içerisinin boşaltıldığını görebiliyoruz. Diğer kamu hastanelerine baktığımız zamanda MR çekmede sorunlar yaşanıyor. İnsanlar 3 ay kadar sıra bekliyor. Bunun yanında kentin ihtiyacına cevap verebilecek kadın doğum uzmanı eksikliği yaşanıyor. Doğum oranının çok yüksek olduğu bir kentte bu eksikliğin yaşanması halkın sağlığını öteleyen politikalar olduğunu göstermektedir” dedi.

Umutsuzluğa sevk ediliyor

Riha’nın ülkenin küçük bir modeli olduğunu kaydeden Karataş, yurttaşların sağlığa erişmesi için parası olması gerektiğini dile getirdi. İzlenen yanlış sağlık politikalarının yurttaşların sağlığa erişimini güçleştirdiğine değinen Karataş, “Ülkenin sağlık hizmetinden sorumlu sağlık bakanı neo liberal politikalarla süreci götürmeye çalışıyor. Kapitalist düzene hizmet etmeye çalışıyor. İktidar partisi AKP, bu eksikliklere rağmen halka sağlıkta kamu hizmeti verdiğini iddia ediyor ama istatistikler bu durumun tam tersini gösteriyor. AKP, uygulamış olduğu politikalarla insan sağlığını tehdit eder hale gelmiş. Bunun somut hali ise kendi üyelerimizden edindiğimiz bilgilere göre, psikiyatra gitme, bu alanda ilaç kullanma oranı yüzde 40 civarında artmış. Dolayısıyla insanlar bu süreçte umutsuzluğa sevk ediliyor” diye konuştu.

Paranız varsa sağlık hizmeti alıyorsunuz

Sağlık hizmetinin ticarileştirildiğini vurgulayan Karataş, şu ifadeleri kullandı: “AKP, bu modelle insan sağlığını tehdit eder hale gelmiştir. Rant alanlarına çevrilen sağlık hizmetiyle halka sağlık hizmeti verilemez. En kısa sürede ulaşılabilir, nitelikli kamusal alanda anadilde ücretsiz bir sağlık hizmeti devreye koyması gerekiyor. Hükümet 20 yıl önceki kuyrukları söyleye dursun ama asıl bugün evinde 3-4 ay sıra bekleyen insanlarla karşı karşıyayız. Genel anlamda sağlıkta bir dönüşümün yaşanması gerekiyor. Bu dönüşümünde kamusal olması gerekiyor. Özel hastaneleri teşvik edici boyutta olmaması gerekiyor.”

RİHA

#Rihada #yurttaşlar #sağlık #hakkına #erişemiyor

Tutuklu gazeteci Alağaş’ın duruşması 15 Haziran’da

Tutuklu JINNEWS Müdürü Safiye Alağaş’ın 15 Haziran’da görülecek ilk duruşmasına meslektaşlarından katılım çağrısı

Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen soruşturma kapsamında Amed merkezli birçok kentte 8 Haziran 2022’de evlere ve basın yayın kurumlarına baskın düzenlendi. Baskınlarda, 20’si gazeteci 22 kişi gözaltına alındı. 20 gazeteciden 16’sı, 16 Haziran’da tutuklandı. Tutuklananlar arasında bulunan JINNEWS Müdürü Safiye Alağaş’ın dosyası ayrılarak, hakkında 383 sayfadan oluşan iddianame hazırlandı.

İddianamede, Alağaş’a “örgüt üyesi olmak” suçlaması yöneltildi. Alağaş’ın haberleri, haber görselleri, haber başlıkları ve ajansın yayın politikası söz konusu suçlamaya delil olarak gösterildi.  Alağaş’ın 7,5 yıldan 15 yıla kadar hapis istemiyle cezalandırılmasının talep edildiği iddianame, Diyarbakır 5. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından kabul edildi. Davanın ilk duruşması 15 Haziran’da görülecek.

 Duruşmaya katılım çağrısı

Mezopotamya Kadın Gazeteciler Platformu (MKGP) Sözcüsü Roza Metina, kadın gazetecilerin medya alanında çok önemli bir role ve misyona sahip olduğunu söyledi. Metin, “AKP-MHP iktidarı bu yüzden sistemli saldırılar yapıyor. AKP-MHP’den önce de bu saldırılar vardı. AKP-MHP amacına ulaşmak ve kendi medyası üzerinden manipülasyonlarını geliştirmek, kadın ve toplum örgütlenmesini ortadan kaldırmak için kadın gazetecilere saldırmaktadır” dedi.

Alağaş’ın ilk duruşmasına katılım çağrısı yapan Metina, “MKGP olarak biz de duruşma günü Diyarbakır Adliyesi önünde olacağız ve gazetecilere sahip çıkacağız. Gazetecilik yargılanamaz ve gazeteciler asla susturulamaz. Gazetecilere saldıran bu tekçi sisteme karşı mücadelemizi büyüteceğiz” diye belirtti.

‘Kadın gazeteciler yaptıkları haberlerle iktidarı rahatsız ediyor’

Gazeteci Nurcan Yalçın, Kürt kadın gazetecilerin yaptıkları haberlerle iktidarı rahatsız ettiğini belirterek, bu nedenle hedef olarak seçildiklerini ifade etti. İktidarın hedef aldığı gazetecilerden Safiye Alağaş’ın bir yıldır hukuksuz bir şekilde cezaevinde tutulduğunu dile getiren Yalçın, her dönem kritik tarihlerde gazetecilerin tutuklandığını hatırlattı.

Yalçın, “Bu seçimde Özgür Basın’ın sesini kısmak istiyorlardı. Safiye arkadaşımız da bunlardan biriydi. Çünkü Türkiye’de kadına dönük şiddet politikaları, kadın katliamları, kadın katillerinin yargılanmaması, cezalandırılmama politikası var. Bunu teşhir eden kadın gazeteciler özellikle hedefte. Safiye arkadaşımızın tutukluğunu da buna bağlıyoruz” diye belirtti.

Alağaş’ın yaptığı haberler nedeniyle suçlanmasına tepki gösteren Yalçın, “Safiye arkadaşımızın dosyası diğer tutuklu gazetecilerin dosyasından ayrıldı.15 Haziran’da arkadaşımızın ilk duruşması görülecek. Safiye bu ülkede kadınların sesi olduğu için yargılanıyor” şeklinde konuştu.

‘Safiye özgürlüğüne kavuşmalı’

Alağaş’ın uluslararası alanda ödüller aldığını hatırlatan Yalçın, “Arkadaşımızın özgür bir ortamda haberciliğine devam edebilmesi için öncelikle özgürlüğüne kavuşması gerekiyor” dedi. Yalçın, şöyle devam etti: “Özgür Basın’da çalışan kadın gazeteciler olarak benzer dosyalarla yargılanıyoruz. Ben de aynı şekilde yaptığım habercilik nedeniyle uzun bir süredir yargılandım, belli birkaç dosyadan ceza aldım. Hala yargılama sürecim devam ediyor. İktidarın bu kadın düşmanlığından, kadın haberciliği yapan gazetecileri hedef almaktan vazgeçmesi gerekiyor. Bu ülkede yaşıyorsak, iktidarın kadın politikaları bizi rahatsız ediyorsa bu konuda elbette ki üzerimize düşen ne varsa yapmaya hazırız, yapacağız da.”

Kürt gazetecilerine yargısal şiddet

JINNEWS muhabiri Rojda Aydın ise, Kürt gazetecilerin yargısal şiddete yabancı olmadıklarını ifade ederek, “Yıllardır bu saldırıların tanığı olduk ve saldırılardan kaynaklı şu an onlarca kadın arkadaşımız cezaevinde, Safiye’de onlardan biri. Biz Safiye Alağaş ile birlikte uzun bir süre çalıştık ve bizler onun gazeteciliğine tanığız” şeklinde konuştu.

Gazeteci meslektaşlarına da çağrı yapan Aydın, “Bu hukuksuzluğa karşı özellikle tüm kadın gazetecileri, tüm basın kuruluşlarını Safiye Alağaş’ın 15 Haziran’da Diyarbakır Adliyesi’nde görülecek duruşmasına katılmasını bekliyoruz” diye kaydetti.

AMED

#Tutuklu #gazeteci #Alağaşın #duruşması #Haziranda

KCK ‘eylemsizlik’ kararını sonlandırdı

KCK, Mereş merkezli depremlerden sonra ilan ettiği ‘eylemsizlik’ kararını, devam eden saldırılar ağırlaşan tecrit koşuları ve son olarak Süleymaniye de katledilen Hüseyin Arasan’ı hatırlatarak  sonlandırdığını duyurdu

KCK Yürütme Konseyi Eşbaşkanlığı, 6 Şubat’ta Mereş merkezli meydana gelen depremlerin ardından ilan edilen ve 14 Mayıs seçim sürecinde uzatılan “eylemsizlik” sürecine dair yeni bir açıklama yaptı. Fırat Haber Ajansı’nda (ANF) yer alan açıklamada, 4 ayı aşkın bir süredir devam eden “eylemsizlik” sürecinde Türkiye’nin saldırılarının artarak sürdüğü ve PKK Lideri Abdullah Öcalan üzerindeki tecridin ağırlaştırıldığı kaydedildi.

‘Kürt sorunun demokratik çözümü’

KCK, açıklamasında güçlerinin bu süreçte “kendini savunma dışında eylem yapmadığı” ve karara uyduklarına işaret etti. KCK açıklamasında, “Depremin ağır etkisi henüz sürüyorken Türkiye bir seçim sürecine girmiştir. Hem Kurdistan halkı hem de Türkiye toplumu tarafından önemli görülen bu seçimde faşist AKP-MHP iktidarının provokasyon yapma zeminini ortadan kaldırmak ve seçimin halklar ve demokratik güçler lehinde sonuçlanması açısından aldığımız eylemsizlik kararını seçimlerin bitimine kadar uzatma tutumuna girdik ve bu tutumumuzu kamuoyuyla paylaştık. Şüphesiz Hareket olarak Kürt sorununun demokratik siyasi çözümünü ve Türkiye’nin demokratikleşmesini savunuyor ve bunun mücadelesini veriyoruz. Bu bakımdan bu tutumumuz aynı zamanda siyasete ve siyasi sürece verilen bir destek olmuştur. Şüphesiz halkımız, yurtsever, demokratik dost Kürt örgütleri, birçok şahsiyet, Türkiye demokrasi güçleri, bölge ve uluslararası alandan birçok güç ve kurum ile demokratik kamuoyu aldığımız bu kararı olumlu görmüş ve desteklemiştir” denildi.

 ‘Eylemsizlik sürecinde saldırılar sürdü’

Açıklamada, “eylemsizlik” kararı sürecinde saldırıların sürdüğüne işaret edildi. Açıklamada, Federe Kurdistan Bölgesi’nin Zap, Avaşîn ve Metîna alanlarına dönük saldırılarda yasaklı silah kullanımının sürdüğüne işaret edilerek, “tasfiye ve soykırım konseptinin” devam ettiği kaydedildi. Açıklamada, son olarak Suleymaniye’de Hüseyin Arasan’ın katledilmesi hatırlatılarak, “Tüm bu sebeplerden dolayı aldığımız eylemsizlik kararını bugünden itibaren sonlandırdığımızı belirtiyoruz” denildi.

HABER MERKEZİ

#KCK #eylemsizlik #kararını #sonlandırdı

HDP PM Üyesi Doğan Erbaş, gözaltına alındı

Hakkında 12 yıl kesinleşmiş hapis cezası bulunan HDP PM Üyesi Doğan Erbaş, gözaltına alındı

Halkların Demokratik Partisi (HDP) Parti Meclisi (PM) Üyesi Doğan Erbaş, gözaltına alındı. Hakkında 12 yıl kesinleşmiş hapis cezası bulunan Erbaş, emniyetteki işlemlerin ardından cezaevine götürüleceği bildirildi.

İstanbul 14’üncü Ağır Ceza Mahkemesi tarafından Aralık 2022’de Erbaş hakkında “örgüt üyeliği”  gerekçesiyle 12 yıl, “örgüt propagandası yapmak” gerekçesiyle 1 yıl 21 ay 22 gün hapis cezası verilmişti.

İSTANBUL

#HDP #Üyesi #Doğan #Erbaş #gözaltına #alındı

Sêrt’te 65 dönümlük tarla küle döndü

Sêrt Merkez Aktaş köyünde 65 dönümlük buğday tarlası küle döndü.

Sêrt Merkez Aktaş köyünde Mehmet Ali Çelikbaş’a ait buğday ekili tarlada çıkan yangın, köylüler tarafından Siirt Belediyesi itfaiye ekiplerine haber verildi. İtfaiye ekiplerinin sevk edildiği yangına köylüler de traktör ve iş makineleriyle müdahale etti.

Yangın, yaklaşık 2 saat süren çalışma sonucu söndürüldü. Yangında, yaklaşık 65 dönüm buğday ekili alan ile köy mezarlığı zarar gördü.

SÊRT

#Sêrtte #dönümlük #tarla #küle #döndü

Leyla’nın Kardeşleri; Toplumsal dokunun bir çekirdek aile üzerinden panoraması ve direnen kadın gerçekliği

Her şeye rağmen film bize bir arada olmanın, bağlılığın, yani esas olarak toplumsallığın yaşamdaki nefes alan belki de yegâne noktalar olduğunu Leyla’nın çabası ile hissedilen kardeşlik üzerinden göstermiştir

Rengin Tapancı

Bu filmi en iyi ifade edebilecek kelime “samimiyet” olmalı. Yönetmen hepimizi içine çeken ekonomi, toplum, aile, birey, kadın üzerinde şekillenen toplumsal sıkışmayı bir aile üzerinden öyle samimi bir şekilde aktarmış ki; biz anne karnındaki gibi cenin pozisyonunu alırken, o şefkatle üzerimizi örtmüş gibi. Tüm toplumsal dinamiklerin yaşamda nasıl aktığını -akmadığını- gösterirken samimiyetiyle de katılaşmış zihnimizin çözülüşünü izliyoruz. Ve bu izleme üzerinden özellikle kapitalist sistemin çarklarının dişlilerinin çalışma prensini de anlıyoruz.

Leyla bu katılaşmış düzenin içerisinde hala akışkan, direngen, ailesini silkelemeye çalışan bir kadın. Öyle ki film boyunca her silkeleyişinde her ne kadar gerçeklerin soğuk keskinliğine ailesini bıraksa da tortularından sıyrılıp saf halini bulan bir gerçekliğin huzurunu hissettiriyor. Feodal bir ailede baba figürünün ailenin tüm bireyleri üzerindeki etkisi ile erkek egemen toplumun bireylerinin kesiştiği o noktadan babanın daha üst feodal yapıda hiçleştirilmesi ile birbirini sönümleyen eril düzenin izlerini sürüyoruz. Filmde ekonomik sıkıntılar üzerinde şekillenen tüm gerilimlerin ardında her karakterin temelde yitirdiği ve farklı biçimlerde de olsa ulaşmak istediği yegâne şeyin “özsaygı’’ olduğunu söyleyebiliriz. Çoğunluğu erkeklerden oluşan bu ailede, erkek olmanın bile altında ezildiği bir düzen içerisinde bir savrulmuşluk ve teslimiyet halini açığa çıkaran, bununla mücadele etmeye çalışan bir kadındır Leyla. Film boyunca Leyla’nın tüm aile bireyleriyle tartışmaları, mücadelesi önce bu katı gerçekliği aile bireylerine göstermek ve onlara yine bir çıkış yolu bulmaya çalışmaktır. Tüm erkek kardeşleri, babası ve annesinin birbirinden bunca kopukluğuna rağmen hepsini en iyi çözümleyen yine kendisidir. Muhtemelen Leyla’nın mücadelesi olmasa aile bu savrukluk içinde ‘yaşamaya’ devam edecektir.

Tüm diyaloglarda ‘aile’ olmanın getirdiği o uyuşukluk, teslimiyeti getiren ‘ılımlılık’ diğer bireylerde görülürken Leyla oldukça serttir, adeta kardeşlerinin içinde bulunduğu kaosu göstermek ve bu kabullenişi kırmak istercesine serttir, çünkü bir şeyleri değiştirmek için yine erkek kardeşlerini ikna etmesi gerekir. Film boyunca tüm çıplaklığıyla yaşama bakan, her şeyi daracık noktadan görebilmiş olan yine toplumda en tutsak, en hiçleştirilen kadın olarak Leyla’dır. Filmde yine Leyla’ya en yakın duran evli ve ailesini geçindiremediği için altında ekstra ezilen, sistem içerisinde kendisine yer bulamadığı için illegal yollara başvuran ve genç olmanın getirdiği kaygı ile geleceği tamamen bulanıklaşmış kardeşine karşın nispeten okumuş olan kardeşidir. Ancak o da erdemli yaşamaya çalışırken yaşam gerçekliği ile baş edemeyip kendini iyice izole etmiştir. Leyla en çok onu silkelemeye çalışır ancak en cesaretsiz olarak onu gördüğü için babasının altınlarını alırken bir tek ona söylemez. Aslında filmde yer alan birçok ince mesajlardan biridir bu. Her ne kadar bir şeyleri değiştirmek için en çok inandığı kardeşi o olsa da cesaret her şeyden önce gelir.

Filmin ilginç noktalarından biri de Leyla’nın tartışarak bile olsa babasıyla bile iletişiminin olmasına rağmen annesiyle hiçbir şekilde anlaşamamasıdır. Annesi kadın olmanın hıncını kızından çıkaran, kadın olarak toplumda en ezilen ve tamamen özsaygısını yitirdiği için Leyla’nın mücadelesinde ona hiçbir katkısı olmayacak bir bireydir Leyla için.

Her ne kadar temel sorun parasal olarak görünse de aslında paranın sadece toplumsal meselelerin açığa çıkması noktasında bir turnusol kâğıdı görevi gördüğünü söyleyebiliriz. Özellikle babasının aşiretin başına geçtiği kutlamadaki yapay mutluluk ve saygı görüntüsünün altınların olmayışı ve bunun üzerine gördüğü muamele ile tamamen tersine dönmüş olması bunu çok çarpıcı bir şekilde göstermiştir.

Filmdeki en temel vurgulardan biri de böyle bir toplum düzeninde birey olarak kendini var edememe durumudur. Bunu kardeşlerden birinin evine gizlice yumurta götürürken babasının yakalayıp ona söyledikleri ile ailesinin karşısında kalmış olduğu durumdan, diğer kardeşin pasaportunu verirken ağlayarak yaptığı konuşmadan, böyle bir toplum gerçekliğinde ikili ilişkilerde bir türlü istediğini yakalayamama durumlarına kadar birçok diyalog üzerinden çok net görebiliyoruz.

Her şeye rağmen film bize bir arada olmanın, bağlılığın, yani esas olarak toplumsallığın yaşamdaki nefes alan belki de yegâne noktalar olduğunu Leyla’nın çabası ile hissedilen kardeşlik üzerinden göstermiştir. Suyun üzerinden değil de derine daldıkça birbirimize temas etme şansımız olduğunu ancak derinlerde buluşmak için de nefes alacak birçok alan açmamız gerektiğini görmüş olduk.

#Leylanın #Kardeşleri #Toplumsal #dokunun #bir #çekirdek #aile #üzerinden #panoraması #direnen #kadın #gerçekliği

‘Ayrıyeten ona da selam ederim…’

Vesta Yayınları’ndan çıkan kitabın kapak resminin dışında, kitap içindeki görselleri usta karikatürist titrlerinden öte özgür yaşam sevdalısının emekçisi, özge can Turabi Kişin’in yakın zamanda “Sır Olup Gitmek” romanı da Vesta’dan çıktı

Dr. Ayhan Kavak*

Yeni okuduğum bir kitaptan oldukça etkilendim. Turabi Kişin’in bir bölümünü içeride diğerini dışarıda yazdığı “… ayrıyeten ona da selam ederim…” anı-öykü kitabını okurken beni başka iklim ve diyarlara götüren anılarım sökün eyledi. Anlatılagelen hikâyeler yekûnunun geçtiği mekanları çok iyi biliyorum. Bundan dolayı eser beni bir başka zamandaki yaşanmışlıklarımı ihtiva eden Cafran’a götürdü. Dallıtepe’nin asıl adı Cafran’dır. İlk kez 1997’nin Ağustos’unda görmüştüm. A. Hicri İzgören’in, “Elbet bir bildiği var dağların/ Varsın aman vermez, yol vermez olsun/ Yaşamaya başladın mı öğrenirsin/ Dağlar hep dosttur” şiirindeki gibi yaşamaya adım atarken, öğrendiğim dağların dostluğu demlerinde yolum Cafran’a düşmüştü. O yıllarda başka alanlardan yola revan eyleyip oraya gelmiştik. Köye hakim bir yükseklikte çevresi ağaçlarla kamufle edilmiş koca bir kayanın üstünden karşı yamaçtaki arasında adeta sırlarını saklamış Cafran’ın büyülü güzelliğine hayran kalarak iki saat boyunca seyre dalmıştım. Tabii sonradan o bölge ve köylerin her karışını, farklı mevsimlerde tanıma-bilme şansım oldu. O köyün manevi değeri de yüreğimde büyük yer kaplar. Orman ve dağların arasında yitmiş gibi görünen, cennet köşesi Cafran’ın ve yörenin güzel insanlarının yaşanmışlıkları, değerli dostum, can hevalim Turabi Kişin’in kaleminden dökülen anılardan oluşan bir seçkiye dönüşen eserinin her satırını okurken bir başka tat aldım.

Toplamda sekiz öyküden mürekkep kitapta, yazar, çocukluğundaki tanıklıklarını, ona aktarılan efsaneye dönüştürülmüş alıntıları, yaşlı anaların hayat gailelerinden geride kalmış anları, cinleri, ozan ve dengbêjlerin ahde vefa sergilenerek hikâyelerde ete kemiğe bürünmesi hususlarını, nisyanı reddeden saikleri barındırmaktadır. Cafran’ı da kapsayan dokuz köyden oluşan Karer bölgesi Bingöl’de bir büyük adayı çağrıştırır. O bölgenin kimlik, kültür ve toplumsal dokusunun yarınlara da taşırılmasına mihenk taşı olacak bir kitap var elimizde. Bu yüzden önem arz eden konulara parmak bastığından, okurken daha bir kutlandım…

“Bir yerlerde okumuştum, insanlar ölmeden az önce çocukluklarına döner ve anları yaşarmış. Bu çok ilginç ve özel durumu ruhun özgürlük arayışı olarak değerlendiriyorum”, diyor Kişin, ilk hikayesindeki Çocukluğumun Doğası’nda.

Sosın’ın kendini ceviz ağacına asmasından birkaç yıl sonra o ağacın kurumasına anlam yükleyen köy sakinlerinin yaşamı çarpıcı imgelerle anlatıya dökülür.

Üçüncü öyküde de dengbêj Cemoyê Demo’yla tanışırız. Cemoyê Demo’nun, İstanbul’da iş kazası nedeniyle aylarca hastanede bir başına kalması, biçareliği, köye hasretini dile dökülen kilamıyla yürekleri dağlar.

Dördüncü öyküde Zelixan belirir. Ölüm döşeğindeki Emin’in Zelixan’a “öğrendim ki acı hayat suyunu içen tek güç aşktır” itirafı sıcacık bir insan öyküsü olarak okuyanı hüzünlendirir.

Beş bölümden oluşan Cinler Kayası öyküsündeki bir pasaj da şöyle; “Savaşlar sadece insanlar için yıkım getirmiyor. İnsanlara olduğu kadar doğaya; doğaya olduğu kadar geçmişimize; geçmişimize olduğu kadar geleceğimize de zarar veriyor. Ağır, onarılması mümkün olmayan yıkımlara neden oluyor.”

Novella oylumundaki Cinler Kayası, bir romana dönüştürülecek malzemeyi barındırmakta. Keşke bunu romanlaştırsa dedim içimden.

Altıncı öykü kitaba adını veren ‘Ayrıyeten Ona da Selam Ederim’dir. Yolsuz, elektriksiz, dilsiz zamanlarda sıladan yollanan hasret mektuplarında adı anılmaktan kaçınılan sevdalıya değinilen keyifli bir öykü çatımı mevcut.

Yedinci öyküde de Ezo var. Ozan Rençber Ezîz’in sanatsal üretimleri ekserindeki tanışıklığına değinilmiş. Hikâyede geçen, “Bedenimizin ışığı dilimiz, gırtlağımıza sıkışmış öylece duruyordu. Bir toplumun belleği dilidir derler, buruş buruştu belleğimiz artık. Işığımız dilimizle birlikte yok oluyordu. O milyonlarca sağır kulağı ve görme yeteneği kaybetmiş gözleri tepesinde taşıyan bizlerdir. Zulüm kol geziyor, sözcükler içimizde puç oluyordu” anekdotu çarpıyor insanı.

En son öykü de 28 Aralık 2011. Siyamo üzerinden Roboski trajedisi hikâyeleştirilmekte. Özellikle Cinler Kayası’nda olduğu gibi, Siyamo’da da büyülü gerçekliğe göz kırpan bir anlatı tekniğini başarıyla kullanmış.

Yazar Turabi Kişin, eseri hakkında, “Hayatımın değişik aşamalarında bende iz bırakan yaşanmışlıkların bir sonucu olarak dışa vuran bu öykülerin önemli bir bölümü Kocaeli Cezaevi’nde yazıldı. Bir dakikası bile ağır bir zulmü ifade eden cezaevlerinde okumak ve yazmak benim için en önemli nefes borularından biri oldu…” demektedir.

Dışa vurulan anıların unutulmaması için kaleme sarılırken adeta “Öyle şeyler vardır ki unutmamak gerekir. Özellikle acılar” diyen Lermontov’u doğrular.

Akıcı bir dil ve biçem uygulayan yazar sözcük kurulumlarıyla baharı muştular. Öykülerin bütünü anılardan damıtılmış iksiri çağrıştırır. İşte o iksirin içimi de burcu baharda atan yürek gibidir. Kişin’in kaleminden, hayata çöreklenmiş ölüme de tanıklık ederiz. Tüm bunlardan dolayı vermiş olduğu edebi doygunluk hissiyle, beni bu kuşatılmış karanlık mekandan alıp götürdü bir başka diyara.

Thomas Bernhard, “Gerçeklik öyle kötüdür ki tarifi imkansızdır, hiçbir yazar onu gerçekten olduğu haliyle tarif edemedi, korkunç olan da bu” der. Oysa Kişin, eseriyle o gerçekliği çok iyi tarif etmesini bilmiştir. Yanıltıyor Bernhard’ı.

Yazar kanatlandırdığı düşlerinden üstümüze sahici öyküler dökmeyi başarmakta. Okunan metinler, okuyucuda iz bırakmanın yanında, sanki öyküler halen devam ediyormuş hissiyatını doğurmakta. Okur kendini öykünün öznesine dönüştürüyorsa, o metnin değeri tartışma götürmez. Nitekim, “… ayrıyeten ona da selam ederim…” eseri de bu kapsamda değerlendirileceğinden paha biçilmezdir. Sizlerin de okumasını salık veririm.

Vesta Yayınları’ndan çıkan kitabın kapak resminin dışında, kitap içindeki görselleri usta karikatürist titrlerinden öte özgür yaşam sevdalısının emekçisi, özge can Turabi Kişin’in yakın zamanda “Sır Olup Gitmek” romanı da Vesta’dan çıktı.

Değerli dostum, can yoldaşım Turabi Kişin’i tebrik eder, yoğun iş mesaisinden nice edebi verimlere imza atmasını umut eder, başarılar dilerim…

KÜNYE

Kitabın Adı: “Ayrıyeten ona da selam ederim…”

Turabi Kişin, Vesta Yayınları, 1. Basım, İstanbul/2016

*2 Nolu T Tipi Hapishanesi A-17 -Tarsus/MERSİN

 

 

#Ayrıyeten #ona #selam #ederim

Panos Belediye Eşbaşkanları tutuklandı

HDP’li Panos Belediye Eşbaşkanları Müşerref Geçer ve Emrah Kılıç tutuklandı

Agirî’nin Panos (Patnos) ilçesinde Belediye Eşbaşkanları Müşerref Geçer ve Emrah Kılıç ile belediyenin İnsan Kaynakları Müdürü Uğur Laçin 9 Haziran’da gözaltına alındı. 3 günlük gözaltı sürecinin ardından “ihaleye fesat karıştırmak”tan yargılanan eşbaşkanlar mahkemece tutuklandı.

AGİRİ

#Panos #Belediye #Eşbaşkanları #tutuklandı

Yargıtay’dan HDP’nin hazine yardımına tedbir başvurusu

Yargıtay, AYM’den HDP’nin hazine yardımına tedbir konulmasını istedi

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı, Halkların Demokratik Partisi’nin (HDP) 14 Mayıs’ta yapılan seçimlere girmediğini gerekçe göstererek AYM’den hazine yardımına tedbir konulmasını istedi. HDP’nin 14 Mayıs’ta yapılan seçimlere girmediğini gerekçe gösteren Yargıtay, AYM’den 400 milyon liralık Hazine yardımına tedbir konulmasını istedi.

Ne olmuştu?

Ceza davası prosedürü izlenen kapatma davasında, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının istemi üzerine, partinin Hazine yardımı bulunan hesaplarına 5 Ocak’ta tebdiren bloke konulmasına karar verilmişti. Partinin, bu kararın kaldırılması talebi, AYM Genel Kurulu tarafından Mart ayında ele alınmıştı.

Heyet, partinin Hazine yardımı bulunan hesaplarına tedbiren bloke konulması kararını oy çokluğuyla kaldırmıştı. Mevzuata göre HDP’ye bu sene 179 milyonu 10 Ocak’a kadar olmak üzere 539 milyon TL Hazine yardımı yapılacaktı.

ANKARA

#Yargıtaydan #HDPnin #hazine #yardımına #tedbir #başvurusu

Iğdır S Tipi Cezaevi’nde tutuklular darp edildi

Îdir Barosu, Iğdır S Tipi Cezaevi’nde gardiyanların tutukluları darp ettiğini ve avukatları ise tehdit ettiğini duyurdu

Îdir Barosu, Iğdır S Tipi Kapalı Cezaevi’ne giden avukatların gardiyanların sözlü ve fiziki tehditlerine maruz kalmasına ilişkin açıklama yaptı. Basın metnini Baro Başkan Yardımcısı Avukat Hülya Demir okudu.

Demir, 14 Nisan’da cezaevini ziyaret eden avukatların tutukluların darp edilmesine itiraz etmeleri nedeniyle gardiyanlar tarafından tehdit edildiği bilgisini verdi Avukatların yaklaşık 10 kişilik gardiyan grubu tarafında tehdit edildiğini aktaran Demir, “Yaklaşık 10 infaz koruma memuru meslektaşların üzerine yürümüş, etraflarını sarmış ve ‘Siz kimsiniz ulan, mahkumları galeyana getirerek isyana teşvik ediyorsunuz?’ demek sureti ile meslektaşlarımızı sözlü ve fiziksel olarak tehdit etmişler, adeta ablukaya almışlardır. Meslektaşlarımızın infaz koruma memurlarına hitaben üsluplarına dikkat etmeleri gerektiği uyarısına karşılık ‘Sen kimsin ulan’ minvalinde sözler sarf edilmiştir” ifadelerini kullandı.

Savcılık görüşmedi

Olayın tutanaklarla kayıt altına alındığını ifade eden Demir, “Iğdır Cumhuriyet Başsavcılığı’na suç duyurusunda bulunulmuş, Ceza İnfaz Kurumu yönetimi ile görüşülmüş, Iğdır Cumhuriyet Başsavcılığı ile görüşme sağlanmaya çalışılmış ve fakat görüşme çağrısına yanıt verilmemiştir. Devam eden süreçte pek çok meslektaşımıza Iğdır Ceza İnfaz Kurumu’nda tutuklu/hükümlülere cebir ve şiddet uygulandığı bilgisi gelmiş, ayrıca mağdurların infaz koruma memurlarından çekinceleri olması nedeni ile pek çoğunun şikayetçi olmaya çekindiği bilgisi edinilmiş, baromuz başkanlığına Ceza İnfaz kurumundan yazılı dilekçeler ulaşmıştır. Ulaşan bu dilekçeler ihbar Kabul edilerek Iğdır Cumhuriyet Başsavcılığı’na iletilmiştir. Ayrıca yine ceza infaz kurumunda kötü muameleye maruz kalan tutuklu ve hükümlülerin intihar eylemleri ulusal basına da yansımıştır” şeklinde konuştu.

Cezaevinde tutuklulara yönelik katı bir tutum olduğunu belirten Demir, devam etmekte olan hukuksuz muamele son buluncaya ve sorumlular hakkında yapılması gereken adli ve idari süreç etkili bir şekilde işletilinceye kadar sürecin takipçisi olacaklarını dile getirdi.

ÎDİR

#Iğdır #Tipi #Cezaevinde #tutuklular #darp #edildi