Ana Sayfa Blog Sayfa 35

Hüseyin Narlı, mezarı başında saygıyla anıldı, 3. yılına girdi

Hüseyin Narlı, Türkiye devrimci hareketinin önemli isimlerinden biri olarak, ölümünün 3’üncü yılında mezarı başında anıldı. 9 Ocak 2022’de Almanya’nın Bochum kentinde hayatını kaybeden Narlı’nın anma etkinliği, mezarı başında gerçekleştirilen saygı duruşu ile başladı.

Anma programına Narlı’nın yol arkadaşları, sevenleri ve ailesi katıldı. Mezarına çiçekler bırakıldıktan sonra Dortmund ve Çevresi Alevi Dergahı’nda (DAKME) devam eden anma etkinliğinde, DAKME Eşbaşkanı Alişan Tekin kısa bir konuşma yaparak Narlı’yı andı. Ardından Ayfer Küçükali, Narlı’ya yazdığı mektubu okudu. Ferhat Ünlübayır ise Narlı’nın hayatından kesitler paylaşarak onun devrimci mücadelesini hatırlattı.

Etkinlik, DAKME Müzik topluluğundan sanatçı Özgür İlaf’ın okuduğu deyişlerle sona erdi. Anma sonrası katılımcılara lokmalar ikram edildi. Narlı, 1955 yılında Maraş’ın Pazarcık ilçesine bağlı Çiğli köyünde doğdu ve devrimci mücadeleye genç yaşta katıldı. Alevi toplumunun örgütlenme ve medyadaki temsilinde önemli rol oynayan Narlı, TV10 ve CAN TV’nin kurucularından biriydi.

Cemevinde semaha durmayı, öğrenen “Öğrenciler ; Deneyimlerini Aktardılar!

Antalya’da Abdal Musa Kültür ve Tanıtma Derneği’nde semah eğitimi alan kadınlar, bu süreçte yaşadıkları deneyimleri ve duygularını paylaştı. Semah dönerken hissettikleri güzel duygulara dikkat çeken kadınlar, cemevi etkinliklerine katılmaları için diğer Antalya kadınlarına çağrıda bulundu. Nihal Yıldırım, cemevine gelmenin asimilasyona karşı bir duruş olduğunu ifade ederek, bu yolun önemine vurgu yaptı.

Sivas’tan Antalya’ya yeni taşınan Sevtap Özdemir, semahın kendisi için özel bir anlam taşıdığını belirterek, bu etkinlikte Hakk’la birleşme hissini yaşadığını dile getirdi. Şaziye Odabaşı ise her çarşamba cemevinde buluşmayı dört gözle beklediğini, burada hiçbir ayrım olmaksızın tüm kadınların semah öğrenebileceğini vurguladı. Sezer Dirgen, kadınların dışarı çıkıp bu tür aktivitelere katılmalarının önemine dikkat çekti.

Döndü Yılmaz, cemevini ikinci evi olarak tanımlarken, burada toplandıklarında birbirlerini görmekten büyük mutluluk duyduklarını ifade etti. Uzun yıllardır Antalya’da yaşayan Seycan Kara da kadınları cemevine davet ederek, bu tür etkinliklerin önemini vurguladı. Semah eğitmeni Zehra Demir, 18 yaşından itibaren bu alanda aktif olduğunu belirterek, kadınların semah ve 12 hizmetleri öğrenmelerine yönelik çalışmalar yaptıklarını aktardı.

Suriye’de “Huzur” Yalanı, Katliamlar, Sessizlik ve HTŞ Gerçeği HASAN AYDIN

Suriye’de emperyalist bir konsept vardır. Şam’a ciddi bir savaş vermeden, yürüyerek geldiler; kuru gürültü ve kelle kesme anılarıyla özdeşleşen sloganlar eşliğinde ilerlediler. Kim oldukları bilindiği hâlde “Şam hükümeti” olarak tanımlanıp, adına “huzur” denilerek diplomatik turlara başladılar.

Başta Türkiye olmak üzere birçok güç Suriye’de oyun kurucu olmaya çalıştı. “Huzur geldi, ülke diktatörden kurtuldu” korosuna neredeyse hepsi dâhil olurken Alevi katliamı baş gösterdi. Dünya bunu görmezden geldi. Ardından Dürzilere bir soykırım dayatıldı; bu da duyulmamaya çalışıldı. İsrail’in baskısı ve inadıyla konu duyulur kılındı.

Şimdi Halep’te Kürtlere bir ölüm dayatılıyor; sonun sonu! Dünya fazlasıyla kör, sağıra yatmış durumda. Halep’te kan akarken onlar birlik ve bütünlükten bahsediyorlar.

Bunak, yaşlı ve menfaat dünyamızın birkaç yüzü vardır. Demokrasi, eşitlik, adalet ve özgürlükten bahseder; dilinden bunu düşürmezken esas hedefi karanlıktır. Çünkü sermayesi cehalet, karanlık ve kötülüktür.

HTŞ, bu çıkarcı dünyanın karanlık yüzüdür. Suriye halkları nezdinde hiçbir meşruiyeti olmayan bu katiller sürüsüne yönelik diplomatik görüşmeler ve HTŞ’nin güzellenmesi manidardı.

Birinci Paylaşım Savaşı’nın ve İkinci Dünya Savaşı’nın getirdiği yıkımı biliriz. Şimdi dünyamız üçüncü bunalım aşamasını yaşıyor; yüzü karanlığa dönüktür. Suriye’de HTŞ’ye verilen gizli ve açık destek de bu konseptin karanlık yüzüdür.

Suriye’de çözüm, Trump doktrininin Ortadoğu temsilcisi ve uygulayıcısı olan Tom Barrack’tan gelmez. O; kötülük, sömürü ve pastanın hepsinde gözü olan bir sistemin adamıdır. Onun derdi Suriye halkları değil, Suriye’deki kavgadan ve çözümsüzlükten elde ettiği paydır.

Ortadoğu’ya monarşiyi öngören bir akıl, çözüm isteyen bir akıl değildir. Eski elbiseyi yamalayarak yeniden giydirmektir.

Bu, Suriye halklarının çözümü değildir. Suriye’de çözüm; demokrasiye ve özgürlüğe ihtiyacı olan tüm güçlerin ve farklılıkların (Aleviler, Kürtler, Dürziler vb.) ortak mücadelesidir.

Ortadoğu’da ne kadar ipini koparmış, anakronik, şeriatçı, milliyetçi ve faşist örgüt varsa Türkiye hepsiyle ilişkilidir; hepsiyle dosttur. Halep’teki çatışmanın tetikleyicisi değil, komuta merkezi Türkiye’dir.

Tüm gerici faşist güçleriyle, medya ordusuyla birlikte günlerdir iki Kürt mahallesine saldırmaktadırlar. Türkiye’nin “kardeşlik” maskesi düşmüş; kin, öfke ve kara yüreği ortaya çıkmıştır.

Türkiye’nin devlet aklı budur. Eğer Kürt’seniz, devletin ötekisiyseniz; Hitler’in generali Hermann Göring’le yüz yüze olduğunuzu unutmayın. Suratlar değişse de geleneksel faşizm aynıdır.

“Suriye Alevi Soykırımı” Raflarda: Sessizliğe Karşı Bir Tanıklık

Yazar Necati Şahin, Suriye’de Alevilere yönelik yıllardır süren sistematik şiddeti ve inkârı kayıt altına alan “Suriye Alevi Soykırımı” adlı kitabıyla okurun karşısına çıkıyor. Kitap, yalnızca bir anlatı değil; örgütlü mezhepçi nefrete, zorla kaybetmelere, katliamlara ve suskunluğa karşı yükseltilmiş bir vicdan çağrısı olarak tanımlanıyor.

Genel Yayın Sorumlusu Aydın Şimşek, kitap için kaleme aldığı sunuşta, “Bazı acılar vardır; ölmez, yalnızca susar. Suriye’de Alevilerin yaşadığı tam da budur” sözleriyle eserin amacını özetliyor. Şimşek, bu çalışmanın öfkeyle değil hafızayla, çatışma diliyle değil tanıklık bilinciyle yazıldığını vurguluyor.

610 sayfalık eserde, Suriye Alevi Soykırımı sürecinde kaleme alınmış tüm yazıların yanı sıra 40 aydın, sanatçı, yazar ve aktivistin katkıları yer alıyor. Kitap; bombalar, fetvalar, kaçırmalar ve mülksüzleştirmelerle büyüyen şiddetin tesadüf değil, “dini temizlik” niyetiyle yürütülen bir politika olduğunu ortaya koyuyor. “Bu bir savaş kitabı değil; inkâr edilen bir soykırımın kaydıdır” diyen yazar, suskunluğun da fail kadar ağır bir sorumluluk olduğunu hatırlatıyor.

Kitabın en dikkat çekici yönlerinden biri ise dayanışma çağrısı. Eserin tüm geliri Suriye Alevi Soykırımı Yetimleri’ne aktarılacak. Bu yönüyle kitap, yalnızca geçmişi kayda geçirmiyor; bugüne ve geleceğe dair etik bir sorumluluk da üstleniyor.

Dağıtım bilgileri:

Kitap, 15 Ocak itibarıyla Türkiye’de dağıtımda olacak.

İnternet satışı: insancılkitap.com

Avrupa dağıtımı Ocak ayı sonunda başlayacak. Kurum ve kişilerin sayı–adres bildirmesi hâlinde gönderimler organize edilecek.

“Elinizde tuttuğunuz şey bir kitap değil yalnızca; bir tanıklık, bir hesap, bir hafıza kaydı ve bir vicdan çağrısıdır.”
Bu eser, bakıp geçmeyi değil, hatırlamayı seçenlere sesleniyor.

Kitabımız Çıktı, Suriye Alevi Soykırımı NECATİ ŞAHİN

Söz, AYDIN ŞİMŞEK’te…
Bazı acılar vardır; ölmez, yalnızca susar. Suriye’de Alevilerin yaşadığı tam da budur. Bu kitap, toprağa düşen isimleri, geri dönmeyen bedenleri, yarım kalan duaları anlatıyor. Her satırda bir tanıklık, her paragrafta bastırılmak istenen bir hakikat var. Savaşın gürültüsü içinde duyulmayan, dünyanın görmezden geldiği bir halkın sesi… Bu metinler öfkeyle değil, hafızayla yazıldı.
Elinizdeki kitap, bir halkın yok sayılan çığlığıdır. Suriye’de Aleviler, yalnızca savaşın değil, örgütlü mezhepçi nefretin hedefi hâline getirilmiştir. Zorla kaybetmeler, katliamlar, ibadethanelere yönelik saldırılar ve sistematik mülksüzleştirme; tesadüf değil, “dini temizlik” niyetiyle yürütülen bir şiddet rejiminin parçalarıdır. Bu sayfalarda anlatılanlar bir “çatışma” hikâyesi değildir. Bu, inkâr edilen bir soykırımın tanıklığıdır. Sessizliğin suça dönüştüğü yerde, bu kitap bir itirazdır. Adı konmayanı adlandırmak için yazılmıştır. Bu bir savaş kitabı değil. Bu, gizlenmiş bir soykırımın kaydıdır. Suriye’de Alevilere yönelik şiddet; kaçırmalarla, bombalarla, fetvalarla ve suskunlukla büyüdü. Bu kitap, tanıklıkları bir araya getiriyor ve şu soruyu soruyor: Bir halk yok edilirken dünya neden sustu?
Bu kitap bir anlatı değil, bir itirazdır. Bu kitap, bir sessizliğin içinden konuşuyor. Suriye Alevi Soykırımı, yalnızca öldürülenleri değil, görmezden gelinenleri anlatıyor. Bombaların sesinden çok, dünyanın suskunluğunda derinleşen bir yıkımın kaydıdır bu. Kimliğinden dolayı hedef alınanların, adı anılmayanların, yok sayılanların…
Suriye Alevi Soykırımı, görünmez kılınan bir acının, kayda geçmeyen bir felaketin tanıklığıdır.
Necati Şahin, bu eserde gerçeği yumuşatmaz. Olanı olduğu gibi bırakıyor okurun önüne. Raporlara sığmayan acıları, rakamlara dönüşen hayatları yeniden insana çeviriyor. Çünkü soykırım yalnızca öldürerek değil, unutturarak tamamlanıyor.
Bu kitap geçmişi anlatmıyor; süren bir suçu işaret ediyor. Sessizliğin tarafsız olmadığını hatırlatıyor. Suskunluğun, fail kadar ağır bir yük olduğunu söylüyor. Bu kitap, geçmişe ait bir kayıt değildir. Hâlâ süren bir adaletsizliğin izini sürüyor. Okuru taraf tutmaya değil, tanıklık etmeye çağırıyor.
Elinizde tuttuğunuz şey bir kitap değil yalnızca.
Bir tanıklık.
Bir hesap.
Bir hafıza kaydı.
Bir vicdan çağrısı.
Bu sayfalar şunu sorar: Bakıp geçecek miyiz, yoksa hatırlayacak mıyız?
Bu eserin dayanışma çağrısı: “Bu kitabın geliri Suriye Alevi Soykırımı Yetimleri”ne gönderilecektir.
Aydın Şimşek
Genel Yayın Sorumlusu
***
– Kitabımız 15 Ocak’ta Türkiye’de dağıtımda olacaktır.
– İnternet satış: insancılkitap.com
– Avrupa’ya Ocak sonu gibi gelecek. Dağıtımını biz organize edeceğiz.
Dostlar, Kurumlar sayı ve adres bildirlerse ileteceğiz…
– Kitabın geliri SURİYE ALEVİ SOYKIRIMI YETİMLERİ’ne gidecektir.
– 610 sayfalık Kitabımızda, Suriye Alevi Soykırımı sürecinde yazdığımız tüm yazılar ve duyarlı 40 Aydın, Sanatçı, Yazar, Aktivist Dostların yazıları yer almaktadır.
Dostların adlarını ayrıca yazacağız…
– Emeği geçen tüm Canlara minnetle…
Necati Şahin
Köln, 9 Ocak 2026

Leyla Şahin Usta’nın açıklamalarına Alevilerden sert yanıt!

AKP Grup Başkanvekili Leyla Şahin Usta, TBMM Genel Kurulu’nda yaptığı konuşmada, Suriye’deki Alevi katliamlarını meşrulaştıran ifadeler kullandı. Usta, “Suriye’de Müslümanlar katledilirken gıkını çıkarmayanlar, bugün Aleviler öldürülüyor diye ortalığı ayağa kaldırıyor” şeklinde bir değerlendirmede bulundu. Bu açıklama, Alevi toplumu ve hak savunucuları tarafından sert bir şekilde eleştirildi.

Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Genel Başkanı Cuma Erçe, Usta’nın sözlerini, AKP hükümetinin zihniyetini açıkça ortaya koyan bir açıklama olarak nitelendirerek, geçmişte yaşanan katliamların ve ayrımcı söylemlerin bu anlayışla devam ettiğini vurguladı. Erçe, “Gerici, ırkçı, faşist zihniyetinize lanet olsun” diyerek, halkı birbirine düşman etmek için yapılan siyasetin kabul edilemez olduğunu belirtti.

DEM Parti İstanbul Milletvekili Celal Fırat da Usta’nın sözlerini, Alevi toplumunu hedef alan bir ayrımcılık olarak değerlendirdi. Fırat, Alevilerin insan hayatını mezheple ölçmediğini, zulme uğrayanın kimliğinin değil, uğradığı zulmün esas olduğunu ifade etti. Bu yaklaşımın, Alevilere yönelik katliamları meşrulaştırmaya hizmet ettiğini belirtti.

Arap Halkı Alevileri Dayanışma Derneği (AHAD DER) ise Usta’nın kullandığı ifadelerin, İslam’ın ahlaki ve inançsal bütünlüğünden kopan mezhepçi bir anlayışı yansıttığını ifade etti. Dernek, Aleviliğin haksızlığa boyun eğmemek üzerine kurulu bir inanç olduğunu ve bu tür ayrıştırıcı dilin toplumsal barışı zedelediğini vurguladı.

Bu gelişmeler, Alevi toplumunun eşit yurttaşlık hakları ve inanç özgürlüğü mücadelesinin önemini bir kez daha gözler önüne serdi. Alevi toplumu, haklarının ihlal edilmesine karşı durarak, barış ve eşitlik temelli bir yaşamı savunmaya devam edecektir.

Suriye’de Alevilere Yönelik Katliamlar Muhabbet Cemi’nde Protesto Edildi!

Antalya’da gerçekleştirilen Muhabbet Cemi’nde, Suriye’de Alevilere yönelik katliamlar kınandı. Cemde konuşanlar, toplumu bu tür eylemlere karşı duyarlı olmaya çağırdı ve 10 Ocak’ta Ankara Tandoğan Meydanı’nda kadınlar tarafından düzenlenecek mitinge katılım çağrısında bulundu.

Abdal Musa Kültür ve Tanıtma Derneği’nde düzenlenen cemde, yol yürütücüsü Baba Süleyman Demir, Alevilikte cem erkânının rızalık temelinde işlediğini vurguladı. Demir, “Cem’e başlamadan önce gönüller birlenir. Herkesin rızası alınmadan bu hizmetler devam etmez” dedi.

Alevi Bektaşi inancının öğretilerine de değinen Demir, “Yolda yürümek isteyenler, reşit olduktan sonra ikrar verir ve yola girerler. Alevilikte sorunlar, cem ortamında çözülür” ifadelerini kullandı. Suriye’deki duruma dikkat çeken Demir, “Şu anda orada bir Kerbela yaşanıyor. Alevi mahallelerine girerek insanları katlediyorlar” dedi.

Demir, selefi grupların Alevilere karşı yürüttüğü saldırıları kınayarak, “Kadın, erkek, çoluk çocuk demeden katlediliyorlar. Buradan o IŞİD çetelerini lanetle kınıyoruz” şeklinde konuştu. Cemde son olarak, Abdal Musa Kültür ve Yaşatma Derneği Yönetim Kurulu üyesi Zenra Demir, 10 Ocak’taki mitinge katılım çağrısı yaptı.

Suriye’de Halkların Kanı Dökülmesin: FEDA ve DAKB Çağrıda Bulundu!

Demokratik Alevi Federasyonu (FEDA) ve Demokratik Alevi Kadınlar Birliği (DAKB), Suriye’deki HTŞ’nin kontrolündeki bölgelerde Aleviler, Dürziler, Kürtler ve Hristiyan halklara yönelik devam eden saldırıların soykırım ve insanlığa karşı suç niteliği taşıdığını belirterek uluslararası kurumları acil müdahaleye çağırdı. Açıklamada, HTŞ’nin iktidarını kurduğu günden bu yana süregelen saldırıların münferit değil, planlı ve sürekli katliamlar olduğu vurgulandı.

FEDA ve DAKB, HTŞ’ye bağlı silahlı grupların büyük çoğunluğunun DAİŞ artığı selefist yapılardan oluştuğunu ve bu grupların inanç ve etnik kimlikleri nedeniyle Alevi, Hristiyan ve Dürzi halklarını hedef aldığını ifade etti. Ayrıca, son dönemde Halep’te Kürt mahallelerine yönelik saldırıların artış gösterdiği, bu saldırılarda birçok sivilin hayatını kaybettiği belirtildi. Özellikle, bu mahallelerde yaşayanların çoğunun daha önce Afrin’den zorla göç ettirilen kişiler olduğu vurgulandı.

FEDA ve DAKB, Rojava, Halep ve Dürzilerin yaşadığı bölgelerdeki saldırıların ortak bir planın parçası olduğunu kaydederek, sessiz kalmanın bu suçlara ortak olmak anlamına geldiğini ifade etti. Açıklama, başta Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi üyeleri olmak üzere, HTŞ’yi tanıyan tüm uluslararası kurum ve güçlere çağrıda bulunarak, Suriye’deki soykırım ve insanlığa karşı suçlara derhal müdahale edilmesi gerektiğini vurguladı.

Federasyon ve kadın örgütü, Suriye’de tüm halkların eşit ve özgür yaşamını güvence altına alacak demokratik bir anayasa temelinde barışın sağlanması gerektiğini belirtti. Ayrıca, insanlık onurundan yana olan tüm kesimleri, yaşananlara karşı ses çıkarmaya ve harekete geçmeye çağırdı. Suriye’de işlenen insanlığa karşı suçların cezasız kalmaması gerektiği bir kez daha ifade edildi.

Alevi kadınlar: 10 Ocak’ta Tandoğan’da haklarımız için buluşuyoruz!

Antalya’da örgütlü Alevi kadınlar, 10 Ocak Cumartesi günü Ankara Tandoğan Meydanı’nda gerçekleştirilecek ‘Kadın Mitingi’ne katılma çağrısında bulundu. Birçok kadın kurumunun destek verdiği mitingde, kadınların özgürlüklerini ve taleplerini dile getirmesi amaçlanıyor. Saat 11.00’de Atatürk Kültür Merkezi önünde toplanacak olan kadınlar, buradan Tandoğan Meydanı’na yürüyecek.

Alevi kadınlar, miting öncesinde yaptıkları açıklamalarda, Türkiye’deki kadın cinayetlerinin ve yaşanan şiddetin son bulması için birleşme çağrısı yaptılar. Nihal Yıldırım, “Her gün bir kadın cinayete kurban gidiyor. Artık bu duruma göz yummak istemiyoruz. Kadınların eşit haklara sahip olması için bu mitinge katılmalıyız” dedi.

Sevtap Özdemir de tüm kadınları mitinge davet ederek, kadın cinayetlerinin ve çocuk istismarlarının sona ermesi gerektiğini vurguladı. Hacer Aslan, “Geleceğimiz için Tandoğan Meydanı’nı doldurmalıyız” diyerek, kadınların bir araya gelmesinin önemine dikkat çekti.

Abdal Musa Kültür ve Yaşama Derneği Yönetim Kurulu Üyesi Zehra Demir ise, Alevi kadınların seslerini duyurması gerektiğini ifade ederek, “Kadınlarımızı bu mitinge bekliyoruz. Sadece Türkiye’de değil, Suriye’deki canlarımız için de sesimizi yükseltmeliyiz” dedi.

Dersim’den Halep’e Sesleniş: Saldırılar İnsanlığa Karşı İşlenmiş Suçtur!

Dersim’de düzenlenen basın açıklamasında, Demokratik Kurumlar Platformu, Halep’in Şêxmeqsûd ve Eşrefiyê mahallelerine yönelik süregelen saldırıları insanlık suçu olarak nitelendirdi. Açıklamada, “Halep’te yaşananlar durdurulmazsa, yarın daha büyük yıkımların önü açılacaktır” denildi. Basın toplantısına, DEM Parti Dersim Milletvekili Ayten Kordu ve çeşitli siyasi parti, sivil toplum ve demokratik örgüt temsilcileri katıldı.

DEM Parti Dersim İl Eş Başkanı Özcan Ateş, Halep’teki saldırıların sivilleri hedef aldığını ve bu durumun Kürt mahallelerinin kasıtlı olarak savaş alanına çevrildiğini vurguladı. Saldırıların Suriye Demokratik Güçleri’nin (SDG) entegrasyonunun ve siyasi çözüm arayışlarının tartışıldığı bir dönemde gerçekleşmesinin manidar olduğunu belirtti. Ateş, bu durumun çözüm karşıtı güçlerin kışkırtmasıyla bağlantılı olduğunu ifade etti.

Ateş, Türkiye’deki Barış ve Demokratik Toplum Süreci üzerinde olumsuz etkileri olacağına dikkat çekerek, Rojava’ya yönelik düşmanca tutumların bölgesel barış ihtimalini zayıflatmayı amaçladığını dile getirdi. “Kürt halkı bu saldırılara karşı örgütlü bir duruş sergileyecek ve meşru direniş hakkını savunacaktır” dedi.

Ayrıca, uluslararası güçlere ve Birleşmiş Milletler’e çağrıda bulunan Ateş, sivillerin korunması için acil önlemler alınması gerektiğini vurguladı. Saldırıların durdurulması ve saldırgan güçlerin teşhir edilmesi gerektiğini belirtti. EMEK Partisi Dêrsim İl Başkanı Ergin Tekin ise Türkiye ve diğer güçlerin Suriye’den çekilmesi gerektiğini ifade etti.

Son olarak, DEM Parti Milletvekili Ayten Kordu, Suriye’deki mezhepçi ve faşist yaklaşımların Alevilere, Dürzilere ve farklı kimliklere yönelik saldırılarla sürdüğünü belirtti. Rojava’nın tüm halkların ortak yaşam alanı olduğunu vurgulayarak, bu kazanımları savunmaya devam edeceklerini söyledi.