Ana Sayfa Blog Sayfa 358

Sudan’da ateşkes bitti çatışmalar yeniden başladı

Sudan ordusu ile Hızlı Destek Kuvvetleri  arasında, ateşkesin bozulmasının ardından çatışmalar yeniden başladı

Sudan’ın başkenti Hartum ve çevresinde 15 Nisan’dan bu yana Korgeneral Abdulfettah el-Burhan liderliğindeki ordu ile Korgeneral Muhammed Hamdan Daklu (Hamideti) liderliğindeki Hızlı Destek Kuvvetleri (HDK) arasında şiddetli çatışmalara sahne oluyor. Devam eden çatışmalarda bin 800’den fazla kişi öldü. Birleşmiş Milletler (BM), 1,2 milyondan fazla kişinin ülke içinde yerinden edildiğini ve yarım milyondan fazla kişinin yurt dışına sığındığını bildirdi. İki taraf, en son Suudi Arabistan ve ABD’nin arabuluculuğunda Cidde kentinde yapılan görüşmelerde olmak üzere birden fazla ateşkes anlaşmasına vardı. Ancak her seferinde ateşkes hızla bozuldu ve özellikle Hartum ve ülkenin batısındaki Darfur bölgesinde çatışmalar yeniden başladı.

‘Ordu yeni saldırı için müzakereden çekildi’

Sudan ordusu, şiddetin daha da artma ihtimalini gösteren bir girişimle dün Hartum’un merkezindeki operasyonlara destek için takviye kuvvetler getirdiğini duyurdu. Gözlemciler, ordunun ‘yakında HDK’ye karşı büyük bir saldırı başlatmayı planladığına ve bu nedenle Cidde’deki müzakerelerden çekildiğine’ dikkat çekiyor.

Ordunun çarşamba günü yaptığı açıklamada, HDK’yi ateşkese uyma yükümlülüklerini yerine getirmemek, hastanelerden ve vatandaşların evlerinden çekilmemekle suçlayarak haftalarca süren müzakerelere katılımını askıya aldığını duyurdu.

DSÖ : Çatışmalardan dolayı salgın hastalıklar artıyor

Öte yandan Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) Genel Direktörü Tedros Adhanom Ghebreyesus, DSÖ’nün küresel sağlık sorunları gündemiyle düzenlenen basın toplantısında son zamanlarda çatışmaların odağında olan Sudan hakkında konuştu. Sudan’da 15 Nisan’dan bu yana devam eden çatışmaların şiddetini artırdığını vurgulayan Direktör, insanların hastaneye ulaşamadığını ve sağlık hizmeti alamadığı için yaşamını yitirdiğine dikkat çekti.

Direktör “Kadınlar güvenli bir şekilde doğum yapamıyor. Çocuklar yetersiz beslenme ve susuzluktan dolayı yaşamını yitiriyor. Yaklaşan yağmur mevsimiyle birlikte suyla taşınan ve sivrisinek kaynaklı hastalıkların salgın riski artıyor. Sudan’da çatışmaların başlamasından bu yana 1,6 milyon kişi yerinden edildi. Bu ülke içinde yerinden edilen ve komşu ülkelere gidenler dahil” şeklinde konuştu.

Tedros Adhanom Ghebreyesus, sağlık merkezlerine ilişkin saldırılar hakkında da “Sudan’daki çatışmalarda sağlık merkezlerine yönelik 46 saldırı doğrulandı. Bu saldırılar 8 kişinin ölümüne ve 18 kişinin yaralanmasına neden oldu. Bu kabul edilemez bir durum” dedi.

DIŞ HABERLER

#Sudanda #ateşkes #bittiçatışmalar #yeniden #başladı

Gazeteci Yalçın: Gerçeği yazdığımız için cezaevine atıldık

Tahliye edilen MA muhabiri Hakan Yalçın, ‘gerçekliği olduğu gibi yazdığımız için yargılandık ve cezaevine atıldık’ dedi

Türkiye’de basın özgürlüğünü ortadan kaldıran AKP iktidarında, son bir yılda Özgür Basına yönelik yürütülen soruşturmalarda 34 gazeteci, mesleki faaliyetleri nedeniyle tutuklandı. Bir yıl önce Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı’nca yürütülen soruşturma kapsamında 16 Haziran 2022’de 16 gazeteci çıkarıldıkları mahkemece tutuklandı. Bu baskıları, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’nda yürütülen bir soruşturma kapsamında gözaltına alınan 11 gazeteciden 9’unun tutuklanması izledi. Baskıların son halkası ise 25 Nisan’da yine Amed merkezli operasyonlarda gözaltına alınan 5 gazeteci ile 28 Nisan’da Ankara merkezli operasyonlarda iki gazetecinin tutuklanması oldu.

Özgür Basına yönelik bu baskılar kapsamında Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’nca yürütülen soruşturma kapsamında Mezopotamya Ajansı (MA) Yazı İşleri Müdürü Diren Yurtsever, muhabirler Selman Güzelyüz, Deniz Nazlım, Berivan Altan, Emrullah Acar, Hakan Yalçın, Ceylan Şahinli ile JINNEWS muhabirleri Habibe Eren ve Öznur Değer tutuklandı. Yaptıkları haberler, bu kapsamda yaptıkları seyahatler ve para transferleriyle suçlanan gazeteciler, davanın 16 Mayıs’ta görülen ilk duruşmasında serbest bırakıldı.

Dosya kapsamında 25 Ekim’de mesleki faaliyetlerini sürdürdüğü Wan’da gözaltına alınan ve davanın ilk duruşmasında tahliye edilen Hakan Yalçın, gazetecilere yönelik baskıları, gözaltı ve tutuklama sürecini, tek kişilik hücrede tutulduğu cezaevinde yaşanan hak ihlallerini anlattı.

‘Kafama silah dayadılar’

Gözaltına alındığı Wan’dan Ankara’da götürülene kadar hak ihlallerine maruz kaldığını aktaran Yalçın, “Ankara polisine teslim edildiğinde orada ciddi anlamda hem fiziki saldırılara hem de cinsiyetçi hakaretlere maruz kaldık. Ellerim arkadan kelepçelenerek, kafama silah dayadılar. Her türlü hakkı kendinde gören bir yönetim ve devlet anlayışının var olduğunu o gün gördük. Biz gazeteciler devletin kirli politikalarını teşhir ettiğimiz için ‘örgüt üyesi’ olmakla suçlandık. Çok hukuksuzluğa maruz kaldık ve sonrasında da zaten tutuklandık. Yeni açılan Sincan 1 Nolu Yüksek Güvenlikli Cezaevi’nde tekli hücrelerde tutulduk. Tecridin tamamen kişinin izole edilmesi ve insani temaslardan yoksun bırakılan bir yere bıraktılar bizleri. Bir gazeteciyi bir gece evinden alıyorlar ve mahkemeye çıkartıp tutukladıktan sonra onu 12 metrelik bir hücreye bırakıyorlar” diye konuştu.

‘Gerçeği olduğu gibi yazdığımız için yargılandık’

7 ay süren tutukluluk süreci boyunca da hak ihlallerine maruz kaldıklarını dile getiren Yalçın, “Talimatlar doğrultusunda bu tür uygulamalara maruz kaldığımızı biliyoruz. Sonradan çıkardıkları iddianameyi bütün kamuoyu gördü. Ben, 149 tane haberden yargılanıyordum. İşte bu haberler, Kürt sorunun demokratik çözüm yöntemleri, İmralı’da geliştirilen tecrit, Kürtlerin yaşadığı hak ihlalleri, bu ülkede ezilenlere yönelik en demokratik eylem ve etkinliklerde kolluk güçlerinin nasıl bir müdahalede bulunduklarını yazdık. Biz bu gerçekliği olduğu gibi yazdığımız için yargılandık ve cezaevine atıldık” diye belirtti.

‘Kişiye özel muamele’

Tutuldukları cezaevi koşullarına değinen Yalçın, “Kişiyi izole etme, kişinin düşüncelerini reddedip onu ölüme terk etme gibi bir anlayış var. Cezaevlerine ilk girişte bile o esaret durumunu anlayabiliyorsunuz. Kişiye özel muamele, orada çalışan gardiyanların size düşmanca yaklaşım tarzları, tek kaldığın hücrede sürekli arama yapılması, tehdit ve hakaretler… Bu davranışlar tamamen bizi korkutmaya, sindirmeye ve gazetecilik mesleğimizi sürdürmemizi engellemeye yönelikti. Cezaevinde sadece biz değil, arkadaşımız da var. Bu iktidar, bir şeylerin duyulmasını, görünmesini istemiyor” ifadelerini kullandı.

Her seçim öncesi Özgür Basınının hedef alındığını vurgulayan Yalçın, “Eğer seçim veya iktidar için kritik bir süreç varsa, Özgür Basına yönelik gözaltı operasyonları başlıyor. Gazeteciler, kritik süreçlerde adliye koridorlarında, evlerine yapılan baskınlarla, tutuklama ve gözaltı operasyonları ile karşı karşıya kalıyor” dedi.

‘Görevimizin başındayız’

Baskılara karşı gazetecilik faaliyetlerini sürdüreceklerini ifade eden Yalçın, şunları söyledi: “Kalemimizi, mikrofonumuzu veya kameramızı arkadaşlarımızın sahiplenmesi çok önemlidir. Günlük olarak her türlü baskıya maruz kalıp ona rağmen mücadeleyi sürdürmeleri bir gururdur. Bizlerin cezaevlerinde dirençli bir şekilde kalmamızın sebeplerinden biri de dışarda arkadaşlarımızın Özgür Basın geleneğini sürdürüyor olmasıydı. Görevimizin başındayız, dün olduğu gibi bugün de görevimizin başında olmaya devam edeceğiz. Bu ülkede yaşanan bütün hak ihlallerini haberleştirmeye ve bu kirli politikaları teşhir etmeye devam edeceğiz. Hakikati yazıyoruz ve yazmaya devam edeceğiz.”

WAN

#Gazeteci #Yalçın #Gerçeği #yazdığımız #için #cezaevine #atıldık

Yenişehir kayyumu arsa satmaya başladı

Yenişehir Belediyesi kayyumu Dökmetaş mahallesinde bulunan 3 arsayı 79 milyon 873 TL’ye satışa çıkardı

Kayyum yönetimindeki Yenişehir Belediyesi, Dökmetaş mahallesindeki 3 taşınmaz arsayı kapalı teklif usulüyle satışa çıkardı.

Kayyum, 30179 ada 1 nolu parseli (8 bin 957 metrekare) 35 milyon 830 bin; 30180 ada 2 nolu parseli (5 bin 121 metrekare) 20 milyon 485 bin; 30185 ada 2 nolu parseli (5 bin 889 metrekare) ise 23 milyon 558 bin 560 TL’ye satışa çıkardı.

Söz konusu satış için 13 Haziran’da ihale yapılacak. İhale katılım bedeli 20 bin TL olarak açıklandı.

AMED

#Yenişehir #kayyumu #arsa #satmaya #başladı

Tahliye olan Mehmet Emin Özkan’ın oğlu hasta tutuklu babasını anlattı

Geçtiğimiz gün tahliye olan  ve babası ağır hasta tutuklu Mehmet Emin Özkan ile kalan oğlu Ahmet Özkan, ‘Babam için dışarı çıktığında kaçacak deniliyor, oysa 84 yaşında ve hastalıkları olan bir kişi nasıl kaçsın? Ya da çıktığında halka moral verecek diye bahaneler üretip bırakılmıyor’ dedi

İnsan Hakları Derneği’nin (İHD) hasta tutuklular listesinde, Adalet Nöbeti döneminde ailelerin “acilen tahliye edilmesi gereken tutuklular” raporunda yer alan ağır hasta tutuklu Mehmet Emin Özkan, hastanenin “Cezaevinde kalamaz” raporuna rağmen aksi yönde görüş bildiren Adli Tıp Kurumu’nun (ATK) raporlarıyla tahliye edilmiyor. 2015 yılında Amed’te Gazi Yaşargil Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nin verdiği “Cezaevinde kalamaz” raporunun ardından, 8 yılda hastane bir kez daha aynı raporu verse de Özkan’ın tahliyesi ATK tarafından engellendi. Özkan için avukatları başta olmak üzere birçok baro ATK’ye sayısız başvuru yaptı. Ancak bu başvurular bir bir reddedildi.

Son 5 yıldır babasına refakat eden Ahmet Özkan, cezasının 12 yıl 8 ayını bitirdikten sonra 25 Nisan’da Diyarbakır 1 Nolu Yüksek Cezaevi’nden tahliye oldu. Babasını cezaevinde bırakmak zorunda kalan Özkan,  babası Mehmet Emin Özkan’ın her geçen gün kötüye giden sağlık durumuna ilişkin kaygılı.

1993’te Amed’in Licê (Lice) ilçesinde Tuğgeneral Bahtiyar Aydın’ın suikastından sorumlu tutulan Mehmet Emin Özkan, 1996 yılında tutuklandı. 2 itirafçının verdiği ancak daha sonra işkence altında zorla imzalatıldığını belirterek geri çektiği ifadeler doğrultusunda ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası verilen Özkan, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM) Devlet Güvenlik Mahkemeleri’nde (DGM) yapılan yargılamalarda askeri üye bulunması nedeniyle “adil yargılama hakkının ihlali” yönünde verdiği kararla 2014’te yeniden yargılanma devam ediyor.

‘ATK’nin ret kararı, hastane raporuna ters düşüyor’

Cezaevinde 5 kez anjiyo olan Özkan’ın, tansiyon, zehirli guatr, kemik erimesi, böbrek ve bağırsak hastalıkları, aşırı derecede kilo kaybı, duyma ve görme gibi sağlık sorunları bulunuyor. Kamu Denetçiliği Kurumu’nun (Ombudsman) Mayıs 2022 yayınlanan raporuna göre; Özkan 302 kez cezaevi revirine, 374 kez ise hastaneye kaldırıldı.

Tahliye olan Ahmet Özkan, yıllarca refakat ettiği babasının sağlık durumuna ilişkin Mezopotamya Ajansı’ndan Mehmet Güleş’e konuştu. Özkan, babasının siyasi tutuklu olduğu için hastalıklarına rağmen içeride tutulduğunu söyleyerek, gerek milletvekilleri gerek hak savunucuları ve sivil toplum örgütlerinin tüm girişimlerine rağmen sonuç alamadıklarını belirtti.

Tutuklu bulunduğu süre zarfında babasına refakat edebilmek için Bandırma Cezaevi’nden Amed’te bulunan cezaevine sevkini isteyen Özkan, “Hipertansiyon hastalığı var. Babam şuana kadar 5 kez anjiyo oldu. 2015’te tedavi gördüğü Diyarbakır Gazi Yaşargil Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde ‘cezaevinde kalamaz’ raporu verildi. Ancak ATK hastanenin verdiği raporun tam aksini vererek ‘cezaevinde kalabilir’ diyerek tahliyesi engellendi. Hastalıklarından dolayı cezasının ertelenmesi için şuana kadar en az 5 defa ATK’ye başvuru yaptık, her defasında da ret kararı verildi” diye anlattı.

‘Babam tecrit hayatı yaşıyor’

Babasının yatağa bağlı bir şekilde yaşadığını aktaran Özkan, kendi başına temel ihtiyaçlarını karşılayamadığını söyledi. Özkan, “Ne yazabiliyor ne okuyabiliyor. Televizyonu 10-15 dakika seyredebiliyor. Çünkü gözleri iyi görmüyor. Babamın kulakları duymuyor, bu nedenle iletişim kuramıyoruz. Babam adeta tecrit hayatı yaşıyor, tekerlekli sandalye mahkum olmuş durumda. Cezaevinin her yeri kameralarla dolu, görüşe gelirken, telefona giderken ya da spor ve sosyal etkinlik faaliyetlerine çıktığımızda, durumunun ne kadar ağır olduğu bu kameralar tarafından kaydediliyor. ATK babam için ‘cezaevinde kalabilir’ kanısına nasıl varıyor! ATK’nin babam hakkındaki kararı gerçekçi değildir, gerçek istiyorlarsa, kamera kayıtlarına baksınlar” diye belirtti.

Cezaevinde yaşamını yitiren hasta tutuklu Halil Güneş için ATK’nin verdiği “cezaevinde kalabilir” raporunu hatırlatan Özkan, “Ama Güneş yaşamını yitirdi. Güneş’in ağır hasta olduğu biliniyordu. Ağır bir ameliyat olmuştu ve ardından yaşamını yitirdi” ifadelerinde bulundu.

‘Durumu kendi aranızda konuşun’

Bir ay önce cezaevi savcısının koğuşlarına geldiğini ve babasını yeniden ATK’de muayene olması için İstanbul’a gönderilmesi gerektiğini söylediğini belirten Özkan, “Babam kronik hastalığı olan biri. Tek başına yolculuk edecek durumda değil. Gittiği cezaevinde tek başına tekli hücrede kalacak. Kendi ihtiyaçlarını karşılayamadığı için tek başına kalması mümkün değil. Savcıya, eğer bir refakatçı ile gönderilirse kabul ederim dedim, tek başına gönderilmesini kabul edemem. Savcı da ‘Bu durumu kendi aranızda konuşun’ dedi. Ancak hala götürülüp götürülmemesi konusunda olumlu ya da olumsuz bir cevap verilmedi” diye aktardı.

‘Yaklaşımlar ideolojiktir’

Özkan, cezaevi yönetiminin babasının tahliyesi için samimi olmadığını ifade ederek, “Babam için dışarıda oluşan kamuoyu tepkisini dindirmek için tahliye etmek için uğraştıklarını söylüyorlar. Ancak bu bir prosedürden öteye gitmiyor ve bu uğraş bana samimi de gelmiyor” diye belirtti.

Hasta tutukluların tahliyelerinin engellenmesine tepki gösteren Özkan, “Babam için dışarı çıktığında kaçacak deniliyor, oysa 84 yaşında ve hastalıkları olan bir kişi nasıl kaçsın? Ya da çıktığında halka moral verecek diye bahaneler üretip bırakılmıyor. Böyle bir yaklaşım olabilir mi? Gerçekten trajikomik kararlardır. Adli suçlar, Hizbullahçılar ve diğer suç örgütleri bırakılıyor ancak söz konusu siyasi tutuklu oldu mu bırakılmıyor. Çünkü yaklaşımları ideolojiktir. Eğer ideolojik olmasaydı, babam ve onun gibi hasta tutuklular serbest bırakılırdı” şeklinde konuştu.

 ‘Sorumluluk alınmalıdır’

Hasta tutukluların tahliyesinin engellenmesine dönük tepkilerin yetersiz olduğu eleştirisinde bulunan Özkan, “Hasta tutuklu meselesi her daim siyasi partiler, sivil toplum örgütleri, halk ve basının gündeminde olması gerekir ve fazla sorumluluk alınmalıdır. Hasta tutuklular serbest bırakılmalı ve bir an önce tedavi edilmelidir. Zaten fazla bir ömürleri kalmamış, bari kalan ömürlerini de aileleriyle birlikte geçirsinler. Hasta tutuklular ölüm döşeğinde iken bırakılıyor. Yeter ki cezaevinde ölmesin diye bırakılıyor. Vicdanlı olan her insan bu konuda daha duyarlı olmalı, elini taşın altına koymalıdır.  Yıllardır iradeleriyle direndiler, direniyorlar. Ancak şu da bir gerçek, fiziki anlamda hasta olan ve yaşı ilerlemiş olanlar için yaşam çok zor. Daha fazla kamuoyu oluştursak, onları dışarı çıkarabiliriz” çağrısında bulundu.

AMED

 

 

#Tahliye #olan #Mehmet #Emin #Özkanın #oğlu #hasta #tutuklu #babasını #anlattı

Barzani, Erdoğan’ın yemin törenine katılacak

Federe Kürdistan Bölgesi Başkanı Nêçîrvan Barzani, AKP’li Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın bugün yapılacak yemin törenine katılacak

14 ve 28 Mayıs’ta yapılan seçimlerin sonucunda 13’üncü Cumhurbaşkanı seçilen AKP’li Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, bugün Meclis’te yemin ederek cumhurbaşkanlığı görevine başlayacak.

Yemin törenine Federe Kürdistan Bölgesi Başkanı Nêçîrvan Barzani’nin de katılacağı öğrenildi.

Erdoğan davet etti

Barzani, 14 Mayıs ve 28 Mayıs’ta yapılan seçimler sonrası Erdoğan’ı arayarak, “tebrik” etmişti. Erdoğan da Barzani’yi Ankara’daki yemin törenine davet etmişti.

ANKARA

#Barzani #Erdoğanın #yemin #törenine #katılacak

Yazı yazmayı bilmeyen yüzde 62 zihinsel engelli yurttaş yazılamadan tutuklandı!

Mersin’de yüzde 62 zihinsel engelli Azat Taş’ın, duvar yazılmaları gerekçesiyle tutuklanarak götürüldüğü cezaevinde çıplak aramaya maruz kalırken, avukatı okuması olan ancak yazması olmayan müvekkilinin tutuklanmasının akıl dışı olduğunu ifade etti

Mersin Cumhuriyet Başsavcılığı’nın Çukurova Tutuklu ve Hükümlü Aileleri ile Yardımlaşma Derneği (Çukurova TUAY-DER) üzerinden cezaevindeki tutuklulara para gönderildiği ve sanal medya paylaşımları gerekçesiyle yürüttüğü soruşturma kapsamında gözaltına alınan 7 kişi, 26 Mayıs’ta çıkarıldığı mahkemece “örgüt üyeliği” iddiasıyla tutuklandı.

İkinci tutuklanması

Tutuklananlar arasında yüzde 62 zihinsel engelli bulunan Azat Taş, Tarsus T Tipi Cezaevi’ne gönderildi. 2018 yılının Şubat ayında “tehlikeli maddeleri izinsiz bulundurma” iddiasıyla tutuklanan Taş, devlet hastanesinin “cezai ehliyeti yoktur” raporuna rağmen Adli Tıp Kurumu’nun (ATK) raporuyla tahliye edilmedi. 2021 yılının Mart ayında tahliye edilen Taş, bir kez daha tutuklandı.

Taş, avukatıyla yaptığı görüşmede cezaevi girişinde çıplak aramaya maruz kaldığını aktardı.

‘Oğlum hasta ve engelli’

Taş’ın zihinsel engeli olduğunu aktaran anne Sultan Taş, “2020 yılında görüşüne gittiğimizde, işkenceden burnunu kırmış, kollarını morartmışlardı. Oğlum tek başına ihtiyaçlarını karşılayamıyor. Oğlum engelli ve hasta. Dışarıdayken de sürekli sokak ortasında bayılıyordu. Düzenli olarak ilaçlarını içmesi gerekiyor, cezaevi koşulları ona uygun değil. Zihinsel engelli birini nasıl tutuklarlar, aklım almıyor” diyerek tepki gösterdi.

Beraat ettiği dosya da eklendi

Taş’ın dosyasında “örgüt üyeliğine” dair herhangi bir delilin olmadığını kaydeden avukat Abdulcelil Akın da, “Dosyada HDP Mersin Gençlik Meclisi’nin düzenlediği konferansa gitmek, sosyal medyada takip ettiği sayfalar, 2016’da duvar yazılmamaları, dosyaya delil olarak sunulmuş. HDP Gençlik Meclisi’nin konferansına katılmanın suç olmadığına dair daha önce Mersin Cumhuriyet Başsavcılığının ve Mersin 7’inci Ağır Ceza Mahkemesi’nin beraat kararı var. Sosyal medya paylaşımları ise takip ettiği sayfaları beğenip ve paylaşmış gibi tespit yapılmış. Duvar yazılmamaları suçlamasında ise müvekkilin okuması var ama yazması yok. Duvara yazı yazabilmesi imkansız” diye belirtti.

Tek tip elbise giydirilmiş

Akın, Taş’la birlikte 6 tutuklunun cezaevi girişinde çıplak aramaya maruz bırakıldığını aktararak, “Müvekkilimin elbiseleri çıkarılarak, tek tip elbise giymeye zorlanmış. Bulundukları koğuşa yastık dahi verilmedi. Azat engelli ve sara nöbeti geçiriyor. Cezaevinde hayatını tek başına idame ettirecek durumda değil” diye ifade etti.

Haber: Dilan Akyol / MA

#Yazı #yazmayı #bilmeyen #yüzde #zihinsel #engelli #yurttaş #yazılamadan #tutuklandı

Hiranur Vakfı’ndaki istismarı savunan müdüre protesto

Cağaloğlu Anadolu Lisesi mezunları, Hiranur Vakfı’ndaki çocuğa yönelik sistematik tecavüz failini savunan okul müdürünü, sırtlarını dönerek protesto etti

İsmailağa Cemaati’ne bağlı Hiranur Vakfı Başkanı’nın 6 yaşındaki çocuğunu evlendirerek sistematik bir şekilde tecavüze uğramasına yol açmasına dair dijital medyada paylaşım yaparak faili savunan Cağaloğlu Anadolu Lisesi müdürü Cafer Koçyiğit, mezuniyet töreninde protesto edildi.

Mezun olan öğrenciler, Cafer Koçyiğit’e tepkilerini sırtlarını dönerek gösterdi.

HABER MERKEZİ

#Hiranur #Vakfındaki #istismarı #savunan #müdüre #protesto

Brados’ta mayın patlaması: 1 kişi yaşamını yitirdi

Bradost’ta bulunan Qelereş Dağı’nda mayının patlaması sonucu 1 kişi yaşamını yitirdi 1 kişi yaralandı

Türkiye-İran sınırındaki Bradost’ta bulunan Qelereş Dağı’nda bir mayının patlaması sonucu 1 kişi yaşamını yitirdi, 1 kişi de yaralandı. Rojnews’te yer alan habere göre Sidekan Hastanesi Müdürü Qarwan Feysel, bugün öğleden sonra yaşanan patlamada 1 kişinin yaşamını yitirdiği, 1 kişinin ise yaralandığı bilgisini verdi.

HABER MERKEZİ

#Bradosta #mayın #patlaması #kişi #yaşamını #yitirdi

Kapitalizmden kopmak istiyor muyuz?

Günümüz orta sınıf bireyinin mücadele edecek zamanı yoktur, o spor salonlarına, ev temizliğine, bireysel gelişim kurslarına, yogaya vb o kadar şeye borçlanmıştır ki mücadele edecek zamanı yoktur. Bu borçlanma stratejisi ile toplumdan yalıtık olarak inşa ettiği özel alanına şimdilik eşi-çocuğu dışında kimseyi yaklaştırmamaktadır

Ramazan Polat

İnsanın hayatını idame ettirirken mantıklı seçimler yapmadığını en fazla Dostoyevski’nin karakterlerinden öğreniyoruz. Onun büyüklüğü ve gizemi belki de bireyin ruhunda ve zihninin kıvrımlarında gizli gizli dolaşan ve bireyi yönlendiren ahmaklığı yüzeye çıkarmasındadır. İvanoviç’in Polina’nın aşkı uğruna kendini düşürdüğü durum ne kadar mantık dışı ama bir o kadar da gerçektir. Herkes kumar batağında debelenirken bilgeliği temsil edecek diye umduğumuz büyük anne bile bu mantıksızlık girdabına zevkle atlayıverir. Gerçekten savaşlar, ekolojik, ekonomik krizlerin sebebi olarak tanımladığımız ve onunla yaşamanın çok mantıklı olmadığı ortada olan kapitalizmden kopmak istiyor muyuz? Dostoyevski’nin kumarbazları gibi bu mantıksızlık girdabına bizi çeken nedir acaba?

Amerika’da Galaudet Üniversitesi’nde okuyan sağır bir öğrenciye duyabilmek ve konuşabilmek için implant kullanmayı düşünüp düşünmediği sorulur. Öğrencinin cevabı şöyledir: “Bu yaşamımı kolaylaştırır mıydı? Elbette yalan söylemeyeceğim, kolaylaştırırdı. Fakat duyabilip konuşabilirsem bir daha sağır olamam. Bu demek olur ki kimliğim yok olur. Ve ben tamamen farklı bir kişi olurum ve bunu istemiyorum.” Yukardaki pasajdan sonra Bhikku Parekh sağır bireyin uzun süre “sağır kimliğini” idame ettirdiği, o koşullara göre toplumsal ilişkilerde maddi ve manevi paylaşımlarda bulunduğu için o kimlikten kopmanın zorluğuna işaret eder.

Dünya çok uzun süredir – alternatifi olma iddiasında bulunan sosyalist devrimci iddiaların güçsüzlüğünden kaynaklı- kapitalizmin nerdeyse tek başına at koşturduğu bir mekan iken bu mekan ve zaman koşullarına uzun süre maruz kalarak idame ettirilen bir kimlik söz konusu: Orta sınıf kimliği, “Tarihin Sonu” aynı zamanda proleter kimliğin de sonudur. Kapitalist modernite bu zaman boyunca işçi sınıfına aslında orta sınıf olduğu yanılsamasını kabul ettirmeye çalıştı. Maddi olarak o sınıfta yer almasa da köylülük ve işçi sınıfının ne kadar orta sınıf kimliği ve kültürü ile iç içe geçtiği ancak sosyolojik araştırmalarla açığa çıkarılabilir. İşçi sınıfının değişen koşullarda kimlerden oluştuğu avukatların, beyaz yakalıların vb. yeni işçi sınıfı içinde olup olmadığı tartışmaları çokça yapılırken ıskaladığımız esas tartışma bu yeni koşullarda ikame ettirilen orta sınıf kimliğinin deşifrasyonu vesilesiyle toplumun siyaset, hukuk, emek alanındaki çalışmalarına ve bir bütün işçi sınıfına ne kadar sirayet ettiğinin tespitidir.

Gerçekten hem dünya örneğinde (Yunanistan, Şili vb ülkelerde iktidara gelip başarısızlığa uğrayan sol) hem de ülkedeki politik gelişmeler bu orta sınıf karakterinin açığa çıkarılıp toplumun hücrelerinden silinmeden kapitalizme alternatif olma iddialarının başarısızlıkla sonuçlanacağını göstermektedir. Bu deşifrasyonla birlikte ağızlara pelesenk olmuş “sınıf siyaseti” söylemlerinin sahiplerinin birçoğunun aslında ne kadar orta sınıf siyaseti yaptığı açığa çıkacaktır. Bu tartışmanın çok uzun soluklu ve çok boyutlu yürütülmesi gerektiği açıktır. Bu tartışmanın bu yazının gücü ve sınırlarını çok çok aştığı aşikar olduğundan yazının muradı ve işlevi çocukların bayram eğlencesi “çap pat” sesi gibi bir gürültü çıkarmaktır. Bu hesaplaşma sürecinin toplumsal, örgütsel olduğundan daha fazla bireysel olarak yapılması elzemdir. Orta sınıfın ideolojisi, politikası hakkında belli tartışmalar yürütülse de orta sınıfın “bireyi” hakkında tartışmaları ve tanımlamaları daha da derinleştirmek gerekir.

Çokça tekrarlanan ve uyguladığımız modern bir nasihattir “bir kredi çekip borçlanın ki akrabalarınız ve arkadaşlarınız sizden borç istemesin.” Ev almak, araba almak için daha sonra ev, araba değiştirmek için sürekli borçlanan orta sınıfın kendini toplumdan izole etme başarısı takdire şayandır. Bu borçlanma stratejisinin yaşamın her alanına yayılarak mücadeleye karşı da kullanıldığı kısa gözlemlerden kaçmayacaktır. Günümüz orta sınıf bireyinin mücadele edecek zamanı yoktur, o spor salonlarına, ev temizliğine, bireysel gelişim kurslarına, yogaya vb o kadar şeye borçlanmıştır ki mücadele edecek zamanı yoktur. Bu borçlanma stratejisi ile toplumdan yalıtık olarak inşa ettiği özel alanına şimdilik eşi-çocuğu dışında kimseyi yaklaştırmamaktadır. Bu özel alanı toplumsal denetime kapatmakta, özellikle aile içinde kadın-erkek ilişkilerini ve çocukla olan ilişkiyi sorgulanamaz kılmaktadır. Eşini aldatması toplumu ilgilendirmez çünkü bu onun özel yaşamıdır.

Orta sınıfın örgütlü toplumsal mücadele ile dünyayı güzelleştireceğimize olan inancı neredeyse sıfırdır. O dünyayı çocuğunun kurtaracağına inanmaktadır. Toplumsal mücadelenin değil çocuğunun kapitalist eğitim sisteminin çarkları arasından yükselerek sorunları çözeceğini düşündüğünden çocuğunu toplumsal mücadeleden özellikle uzakta yetiştirmek istemektedir. Onun çocuğu hiçbir çağda olmadığı kadar diğer çocuklardan farklılaşmıştır. Çünkü onun çocuğu çok özeldir. Kendi çocuğuna on isterken diğer çocuklara bir istemektedir. Amerika’da master yapan çocuklarından duyulan kasıntılı böbürlenmeler dolaşmaktadır orta sınıf sohbetlerinde.

Sistemle olan uzlaşmasını daha çok mücadele beğenmeyerek yapmaktadır orta sınıf. Açığa çıkan direnişlerin direk karşısında olmadan onu boşa düşürmenin yollarını yaratmıştır. Ona göre bu mücadele tarzı “hiç mantıklı olmadığından” daha fazla zarar verecektir. Bu mücadele tarzı akıllıca değildir. Daha akıllıca hareket etmek gerekir. Koşullar mücadele için uygun değildir, uygun olana kadar beklemek en mantıklısıdır. Gerçekten günümüz orta sınıfı bireyi akılla ve mantıkla mı hareket etmektedir? Deleuze “Dostoyevski kahramanları genel olarak, çok tedirgin, hareketli ve acelecidirler. Kahraman evinden çıkar, sokağa iner ve şöyle der: “Sevdiğim kız, Tanya, başı belada, yardım istiyor. Yardımıma ihtiyacı var, yoksa ölecek.” Ve kahramanımız merdivenleri aceleyle iner ve aniden köşe başında bir arkadaşla ya da ezilmiş bir köpekle karşılaşır ve unutur. her şeyi toptan unutuverir; Tanya’nın ölmekte olduğunu, onu beklediğini, yardıma ihtiyacı olduğunu… unutur. Sonra başka bir arkadaşıyla karşılaşır, onunla çay içmeye gider ve aniden, yine şöyle der: “Beni bekliyor Tanya, gitmeliyim.” […] Dostoyevski kahramanları hep bir aciliyet haline yakalanmış durumdadırlar, hep ölüm kalım sorunlarıyla karşı karşıya kalırlar.

Ama bilirler ki daha da acil olan bir sorun vardır. Ama bu sorun nedir? İşte onu bilmezler” der. Gerçekten kumarbazda İvanoviç Polina’nın 50 bin frank (25 bin florin) borcu için, bir ölüm kalım meselesini çözmesi gerekiyorcasına hiddetlenip kendisini odasında 1 saat beklemesini söyleyerek kumarhaneye gider. Uzun süreler sonunda ilk girdiği kumarhanede 30 bin florin kazanır. Aslında bu para Polina’nın borcunu karşılamaya yeterlidir. Fakat oynamak için başka bir kumarhaneye daha gider ve oynamaya devam eder. Dostoyevski’nin karakterleri neyin öncelikli olduğuna karar veremezler ve hep bir koşuşturma içindedirler. Deleuze işte bunun budalalık olduğunu söyler. Türkçede budala, alık, ahmak, bön gibi kelimelerle aynı anlamda kullanılmaktadır. Günümüz orta sınıf bireyi de kapitalist modernite tarafından sürekli bombardımana maruz kaldığından alıklaşmış gibidir. Hayatı hep yoğundur, sürekli bir yerlere yetişmek zorundadır ama neye öncelik vermelidir?

Günün sonunda dostlarına, arkadaşlarına hatta çocuğuna hiç zaman ayıramadığını fark eder. Bunun yanında bu koşuşturmalar onu tatmin de etmez, çünkü o daha önemli daha öncelikli bir şey olduğunu hisseder fakat gün içinde onu bulamaz. Şehirlerin yıkıldığı bir savaşın ortasında kalmıştır, hayatı tehlikededir ama çocuğuna okuldan geri kalmaması için ödev yaptırmaya çalışmaktadır. Peki kendi bu halde iken neden toplumu mantıklı davranmaya davet etmektedir? Onun mantıklı olmayı belirleyecek mantığı ve kudreti var mıdır? Tekrar ilk soruya dönecek olursak, kapitalizmden kopmak istiyor muyuz? Bizce çok uzun bir süredir sağır olarak yaşadığımız için duymanın ve konuşabilmenin vereceği korkuyu çok ağır hissetmemize rağmen istiyoruz. Fakat bu alıklıktan, bu budalalıktan kurtulmak şart. O halde süzgeçten geçmiş yaşam bağırışlarımızla, kapitalist modernitenin dayattığı yaşam duvarlarını parçalamaya başlamak lazım.

#Kapitalizmden #kopmak #istiyor #muyuz

İzmir’de 6 HDP’li genç tutuklandı

Gözaltına alınan HDP İzmir Gençlik Meclisi üyesi 6 genç tutuklandı

İzmir’de 31 Mayıs’ta gözaltına alınan Halkların Demokratik Partisi (HDP) İzmir Gençlik Meclisi üyesi Uğur Yıldız, Mustafa Yalçın, Emre Yalçın ve Harun Yakaç, Abdurrahim Kaymaz ve Özkan Çakal, bu gün Çankaya TEM Şube Müdürlüğü’nde ifadeleri alındıktan sonra İzmir Adliyesi’ne sevk edildi.

İzmir Adliyesi’ne götürülen gençler savcılık ifadeleri ardından tutuklama talebiyle sevk edildikleri mahkemece, “örgüt üyesi” olma iddiasıyla tutuklandı. Tutuklanan gençler Buca Kırıklar F tipi Cezaevi’ne gönderildi.

HABER MERKEZİ

#İzmirde #HDPli #genç #tutuklandı