Ana Sayfa Blog Sayfa 4

Alevi Bektaşi Federasyonu İnanç Kurulu Toplandı

Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF), dördüncü İnanç Kurulu toplantısını 21-22 Ekim 2023 tarihlerinde Balıkesir’in Altınoluk ilçesinde bulunan AKD Altınoluk Şubesi ev sahipliğinde gerçekleştirdi. Toplantıya, ABF Genel Başkan Yardımcıları Emirali Akmeşe, Veli Gürbüz ve Eylem Babayiğit’in yanı sıra, farklı bölgelerden gelen inanç kurulu üyeleri ve canlar katıldı.

Toplantıda, Alevilik inancına dair güncel konular, örgütsel çalışmalar ve inanç hizmetlerinin geliştirilmesine yönelik başlıklar ele alındı. Katılımcılar, Alevilik inancının yaygınlaştırılması ve toplumsal dayanışmanın artırılması yönünde karşılıklı fikir alışverişinde bulunarak çözüm önerilerini değerlendirdi.

Toplantı sonunda, organizasyona katkı sunan ve emeği geçen tüm canlara teşekkür edildi. Açıklamada, “emek eyleyen, katkı sunan cümle canlarımıza aşk olsun” ifadeleriyle dayanışma ve birlik vurgusu yapıldı. Bu tür toplantıların, Alevilik inancının güçlenmesi ve toplumsal barışa katkı sunma amacı taşıdığı belirtildi.

📌 ALEVİ GAZETESİ’NİN NOTU

Alevi Bektaşi Federasyonunun İnanç Kurulu toplantısı, inancımızın güncel meselelerini ele almak ve toplumsal dayanışmayı güçlendirmek adına önemli bir adım olmuştur. Bu tür buluşmalar, Alevilik inancının derinleşmesi ve yaygınlaşması açısından kritik bir rol oynamaktadır. Her bir canın katkısı, Alevi toplumunun bir arada durması ve ortak hedefler doğrultusunda ilerlemesi için büyük bir önem taşımaktadır. Dayanışma ve birlik vurgusu, toplumsal barışın sağlanmasında atılacak en sağlam adımdır.

— Alevi Gazetesi Editörü

Alevi örgütleri asimilasyona karşı yetersiz kalıyor!

PSAKD Antalya Şube Sekreteri Atakan Eren, Alevi köylerine yönelik devam eden asimilasyon politikalarını eleştirerek, Alevi örgütlerinin bu konuda yetersiz kaldığını belirtti. Eren, “Bu köylerle ilgili örgütlerimizin elinde ne bir rapor ne de bu işle uğraşan bir komisyon var” diyerek, Alevilik üzerine yapılan çalışmaların eksikliğine dikkat çekti.

Eren, Türkiye’de zorunlu din derslerine karşı verilen mücadelenin yeterince desteklenmediğini ifade etti. “Dava açanların sayısı çok az. Oysa Alevi federasyonlarına bağlı ya da bağımsız birçok örgüt var ama bu davalara sahip çıkamadık” dedi. Zorunlu din derslerine karşı açılan davaların yalnızca belirli gruplar tarafından yürütüldüğünü vurguladı.

Alevi köylerinin sorunlarına da değinen Eren, bu köylerdeki temel sorunların yol, elektrik, eğitim ve sağlık gibi alanlarda yoğunlaştığını belirtti. Alevi kurumlarının, bu sorunları dinleyip çözüm üretmek için Anadolu’daki dergâhları ve ocakları ziyaret etmesi gerektiğini ifade etti.

Eren, Alevi hareketinin içindeki çatışmalardan sıyrılıp, daha etkin bir şekilde toplumsal sorunlara odaklanması gerektiğini savundu. “Eğer bu adımlar atılmazsa, Alevi toplumunun sorunları artacak ve asimilasyon süreci hızlanacaktır” diye ekledi. Bu bağlamda, Alevi örgütlerinin bir an önce toparlanması ve kendi gündemlerine dönmesi gerektiğini vurguladı.

📌 ALEVİ GAZETESİ’NİN NOTU

Alevi örgütlerinin asimilasyon politikalarına karşı yetersiz kalması, Alevi toplumunun geleceği için ciddi bir tehlike arz etmektedir. Atakan Erenin vurguladığı gibi, Alevi köylerinin temel sorunları göz ardı edilmekte ve bu sorunlara çözüm üretme konusunda birlik sağlanamamaktadır. Zorunlu din derslerine karşı verilen mücadelenin zayıf kalması ise, toplumsal adalet arayışımızda bir eksiklik olduğunu göstermektedir. Alevilik anlayışının, bu sorunları çözmek için daha etkin ve birleşik bir şekilde hareket etmesi gerekmektedir.

— Alevi Gazetesi Editörü

Avrupa Arap Alevileri Federasyonundan Paskalya Mesajı

Avrupa Arap Alevileri Federasyonu, Paskalya bayramı dolayısıyla çok dilli bir kutlama mesajı yayımladı. Mesajda, Hristiyanların Paskalya (Ostern) bayramı kutlandı ve barış, özgürlük ile hayır dilekleri paylaşıldı. Federasyon, bu özel günün diriliş ve umut anlamı taşıdığına dikkat çekerek, tüm insanlığa barış ve huzur getirmesini temenni etti.

Bu yıl Paskalya’nın buruk bir atmosferde karşılandığına vurgu yapan federasyon, zor zamanlardan geçildiğini ifade etti. Mesajda, Paskalya’nın yeniden doğuş ve umut mesajının, toplumlara güç ve huzur getirmesi için dua edildi. Bu bağlamda, sevgi, dayanışma ve adaletin karanlık zamanları aydınlatacak en güçlü ışık olduğu belirtildi.

Federasyon, tüm Hristiyanlara sağlık, esenlik ve güven dolu yarınlar dileyerek, bu mübarek bayramın barış, kardeşlik ve umut getirmesi temennisinde bulundu. Paskalya’nın ruhunun birleştirici ve yenileyici etkisinin, tüm insanlık için geçerli olduğu vurgulandı.

📌 ALEVİ GAZETESİ’NİN NOTU

Avrupa Arap Alevileri Federasyonunun Paskalya mesajı, barış ve dayanışma çağrısıyla dolu. Bu özel günün, zor zamanların aydınlatıcısı olacağına dair umut, her bireyin kalbinde yeşermelidir. Alevilik, farklı inançlara saygıyı ve çok kültürlülüğü savunan bir anlayışla, tüm insanlığa barış ve huzur temennisinde bulunuyor. Bu tür mesajların, toplumları birleştirerek karanlık günleri geride bırakma gücüne sahip olduğu unutulmamalıdır.

— Alevi Gazetesi Editörü

Alevi Gençliği Medya Alışkanlıklarını Tartıştı

Avrupa Alevi Gençler Birliği (AAGB) tarafından Frankfurt Cemevi’nde düzenlenen “Avrupa Alevi Gençlik Çalıştayı X Talks” etkinliğinde medya temalı oturumlar gerçekleştirildi. Bu çalıştayda, gençlerin medya ile kurduğu ilişki ve değişen medya alışkanlıkları ele alındı.

Etkinlikte, geleneksel medya anlayışının yerini yeni medya araçlarının aldığına dikkat çekildi. Katılımcılar, bireylerin her an ulaşabildiği dijital platformların, talep odaklı içerik sunan medya anlayışı ile günümüz ihtiyaçlarına daha güçlü yanıt verdiğini vurguladı.

Geleneksel medyanın tek yönlü yapısının eleştirildiği çalıştayda, bu tür medya yapılarının çağın gerekliliklerine uyum sağlayamadığı ve bu nedenle gelecekte varlıklarını sürdüremeyeceği ifade edildi. Özellikle Alevi medyasının geleceği için yeni neslin medya kullanım alışkanlıklarının doğru analiz edilmesinin önemi vurgulandı.

Çalıştayda Dr. Ali Arslan, Özkan Lafatan ve Erdal Kılıçkaya gibi uzman isimler, medya alanında deneyimlerini paylaşarak gençlere uygulanabilir öneriler sundu. Ayrıca, gençlerin görüş, öneri ve ihtiyaçlarının da dile getirildiği etkinlikte, ortak bir akıl oluşturma hedefi öne çıktı.

Programın, yaratıcı ve ölçülebilir hedeflerin belirlenmesine katkı sağlaması amaçlandı. Gençlerin medya kullanım alışkanlıklarının gelecekte Alevi medyasının yönünü belirleyeceği düşünülüyor.

📌 ALEVİ GAZETESİ’NİN NOTU

Alevi gençliğinin medya alışkanlıklarını tartıştığı bu etkinlik, çağdaş iletişim araçlarının Alevi toplumunun sesini duyurmasındaki kritik rolünü bir kez daha ortaya koydu. Geleneksel medyanın tek yönlülüğüne karşı durarak, gençlerin dijital platformlarda aktif bir şekilde yer alması gerektiği vurgulandı. Alevi inancının ve kültürünün gelecek nesillere taşınmasında, bu yeni medya anlayışının benimsenmesi elzemdir.

— Alevi Gazetesi Editörü

Alevi Gençliği Siyasette Güçlü Olmalı!

Avrupa Alevi Gençler Birliği, 4 Nisan 2026 tarihinde Frankfurt Cemevi’nde düzenleyeceği “Gençlik ve Politika Oturumu” için bir değerlendirme ve çağrı metni yayımladı. Oturumda, gençliğin diplomasi ve siyaset içindeki rolü ele alınacak ve Alevi gençliğinin kimliğini koruması gerektiği vurgulanacak.

Oturum, Zilan Oktay, Taner Boyraz, Marc Aslan ve İbrahim Has gibi isimlerin katılımıyla “Diplomaside Neredeyiz?” başlığı altında gerçekleştirilecek. Ayrıca hukukçu Rozbi Demir’in moderatörlüğünde “Gençlik Olmadan Politika Mümkün Mü?” sorusu tartışılacak. Hukukçu Ufuk Çakır ise “Örgütlü Güçten Kurumsal Diplomasiye AABF’nin Yolculuğu” başlıklı sunumunda Almanya’daki Alevi toplumu için elde edilen kazanımları değerlendirecek.

Metinde, Alevi gençliğinin yıllarca baskı ve dışlanma korkusuyla kimliğini gizlemek zorunda kaldığına dikkat çekildi. Alevi toplumunun, kültürel kimliğini açıkça savunması gerektiği ifade edilirken, her tavizin asimilasyonu derinleştirdiği vurgulandı. Alevilerin, kültürel ve siyasal mücadelelerinin birbirinden ayrılamayacağı belirtilerek, Alevi hareketinin yalnızca kültürel alanla sınırlı kalmaması gerektiği vurgulandı.

Ayrıca, Avrupa’da yükselen ırkçılık ve göçmen karşıtlığına dikkat çekilerek, Alevilerin hem Avrupa’daki hem de Türkiye kökenli baskılara maruz kaldığı ifade edildi. Alevi toplumunun yaşadığı ülkelerde siyasete katılımının bir zorunluluk olduğu, bu bağlamda gelecek nesiller için yaşanabilir ve demokratik bir Avrupa bırakmanın önemine değinildi.

Oturumda farklı diplomasi disiplinlerinin ele alınacağı ve Avrupa Alevi toplumunun geleceği için neler yapılması gerektiği tartışılacak. Tüm katılımcılara başarı dilekleriyle veda ediliyor.

📌 ALEVİ GAZETESİ’NİN NOTU

Alevi gençliğinin siyaset sahnesinde güçlü bir şekilde yer alması, kimliğinin korunması ve kültürel değerlerin savunulması açısından hayati önem taşımaktadır. Avrupa Alevi Gençler Birliğinin düzenlediği bu oturum, gençlerin sesi olma ve toplumsal mücadeleye katkı sağlama fırsatı sunmaktadır. Alevi toplumunun, baskı ve dışlanma korkusuyla kimliğini gizlemek yerine, cesurca savunması gereken bir dönemdeyiz ve her tavizin asimilasyonu derinleştirecektir. Zira Alevilik, yalnızca kültürel bir kimlik değil, aynı zamanda siyasal bir duruşun ifadesidir.

— Alevi Gazetesi Editörü

Akbelen Direnişine Destek: Esra Işıka Özgürlük!

Avrupa Alevi Kadınlar Birliği, Akbelen Ormanı’nda devam eden direnişe destek vererek, yaşam savunucularıyla dayanışma içinde olduklarını açıkladı. Birlik, Akbelen’de toprağını, doğasını ve yaşamı korumak için mücadele eden köylülerin yalnız olmadığını vurguladı.

Açıklamada, bu mücadelenin sadece çevresel bir mesele olmadığı, aynı zamanda yaşam ve onur mücadelesi olduğu ifade edildi. Kadınların öncülüğünde büyüyen direniş, yaşamın, geleceğin ve insan onurunun savunulması olarak nitelendirildi.

Birlik, Akbelen’de direnen kadınların ve köylülerin yanında olduklarını belirterek, dayanışma mesajı verdi. Ayrıca, tutuklu bulunan Esra Işık için özgürlük talep ederek, “Esra Işık derhal serbest bırakılmalıdır” çağrısında bulunuldu.

Metinde, Akbelen’de direnenlerin suçlu olarak görülmesine karşı çıkılarak, bu kişilerin yaşamı korumak için mücadele eden onurlu bireyler oldukları belirtildi. Avrupa Alevi Kadınlar Birliği, bu direnişin önemine dikkat çekerek, desteklerini sürdüreceklerini duyurdu.

📌 ALEVİ GAZETESİ’NİN NOTU

Akbelen Direnişi, sadece bir çevre mücadelesi değil, aynı zamanda onur ve yaşam hakkı için verilen bir savaştır. Avrupa Alevi Kadınlar Birliğinin destek açıklaması, dayanışmanın gücünü ve Alevi değerlerinin savunulmasını bir kez daha gözler önüne sermektedir. Esra Işıkın serbest bırakılması talebi, mazlumların yanında olmanın ve zulme karşı durmanın bir ifadesidir. Bu direniş, Alevilik inancının özündeki adalet ve eşitlik arayışını simgeler.

— Alevi Gazetesi Editörü

Alevi kurumları siyasal iktidara karşı etkisiz kaldı!

Alevi kurumlarının siyasal iktidar karşısında yeterince örgütlü bir güç olamadığını vurgulayan Ercan Kazım Özer, bu durumun sonucunda Alevilerin sorunlarının derinleştiğini ifade etti. Özer, Alevilik ile ilgili temel taleplerin göz ardı edildiğini ve bu durumun Alevi toplumunun lehine sonuçlanmadığını belirtti. Özer, “Koltuk kapma yerine Alevi sorunları üzerinden dert edinmiş olunsaydı bugün Alevilerin böyle bir sorunu olmayacaktı” dedi.

Özer, Alevi kurumlarının eğitimdeki zorunlu din dersleri ve asimilasyon projeleri gibi konularda etkili bir politika üretemediğini dile getirdi. İzmir’de düzenledikleri mitinge atıfta bulunarak, bu sorunun yalnızca Alevilerin değil, aynı zamanda diğer inanç gruplarının da problemi olduğunu belirtti. Ancak, bu konuda destek vermeyen diğer grupların sessizliğinden yakındı.

Cemevlerinin yasal statü talebinin yalnızca ibadethane boyutuna indirgenmesinin yanlış olduğunu savunan Özer, Aleviliğin inanç sisteminin sadece cemevleriyle sınırlı olmadığını vurguladı. Cemevlerinin, Alevilerin toplumsal ve siyasal haklarını savunmak için kurulmuş sivil toplum örgütleri olması gerektiğinin altını çizen Özer, bu amacın unutulduğunu ifade etti.

Sonuç olarak, Özer, Alevi kurumlarının mevcut durumunu eleştirerek, bu durumdan çıkış yolunun doğru taleplerle hareket etmek olduğunu belirtti. Alevi toplumu için toplumsal muhalefetin nasıl yaratılacağına dair düşüncelerini paylaşan Özer, bu konuda bir dönüşüm yaşanması gerektiğini vurguladı.

📌 ALEVİ GAZETESİ’NİN NOTU

Alevi kurumlarının siyasal iktidar karşısındaki etkisizliği, Alevi toplumunun sorunlarını derinleştirirken, bu durumun yalnızca Alevilere değil, diğer inanç gruplarına da sirayet ettiği gerçeği göz ardı edilmemelidir. Cemevlerinin yasal statü talebinin sadece ibadethane boyutuna indirilmesi, Aleviliğin zengin inanç sistemini daraltmakta ve toplumsal haklarımıza yönelik mücadeleyi zayıflatmaktadır. Alevi kurumlarının, koltuk kapma hırsından öte, gerçek sorunlara odaklanması gerektiği açıktır; aksi takdirde, bu sessizlik ve kayıtsızlık, haklarımızın daha da gerilemesine yol açacaktır.

— Alevi Gazetesi Editörü

Esra Işık’ın Özgürlüğü ve Alevi Kurumları Hasan Subaşı

Akbelen’de toprağını, yaşam alanını ve geleceğini savunan Esra Işık’ın tutuklanması, yalnızca bir köylünün cezalandırılması değil; doğaya, emeğe ve halkın iradesine yönelen açık bir saldırıdır. Bu tutuklama, sermayenin çıkarları uğruna hukukun nasıl araçsallaştırıldığını bir kez daha gözler önüne sermektedir.

Muğla İkizköy’de yaşam savunucusu Esra Işık, gözaltına alındıktan sonra tutuklanarak cezaevine gönderildi. Milas’ta halkın itirazlarına rağmen alınan kamulaştırma kararları kapsamında açılan el koyma ve bedel tespit davaları sürerken, Işık bu sürece karşı çıkan doğa savunucuları arasında yer aldı. Kamulaştırma kararlarının iptaline ilişkin yargılama devam ederken, köylere yönelik bilirkişi incelemelerine karşı itirazlarını dile getiren Işık’ın tutuklanması, hukuki sürecin ve adaletin işleyişine dair ciddi soru işaretleri doğurmaktadır.

Ancak bu saldırı karşısında yükselen toplumsal tepki, yalnızca Akbelen’le sınırlı değildir. Esra Işık şahsında, Türkiye’nin dört bir yanında toprağına, suyuna ve yaşamına sahip çıkan herkesin sesi yankılanmaktadır. Bu nedenle mesele yalnızca bir “çevre mücadelesi” değil; aynı zamanda demokrasi, adalet ve yaşam hakkı mücadelesidir.

 Doğayı ve yaşamı savunmak suç değildir. Zeytin ağaçları bu toprakların kadim bileşenleridir; aynı zamanda sosyo-ekonomik olarak da yaşamsal bir değere sahiptir. Doğayı korumak, yalnızca bugünü değil, geleceği de savunmaktır.

Tam da bu noktada Alevi kurumlarının tarihsel sorumluluğu devreye girmektedir. Alevi toplumu, yüzyıllardır zulme karşı direnişin, hakikatin ve adalet arayışının taşıyıcısı olmuştur. “İncinsen de incitme” diyen bir inancın mensupları olarak Aleviler, her zaman mazlumun yanında, haksızlığın karşısında durmuştur.

Bugün de Alevi kurumları, hem Akbelen köylülerinin direnişine hem de Esra Işık’ın bir an önce özgürlüğüne kavuşması için yürütülecek mücadeleye güçlü bir destek sunmalı; bu mücadelenin aktif ve belirleyici bir parçası olmalıdır.

Esra Işık’ın tutuklanmasına karşı yükselen toplumsal tepkinin büyütülmesi, yalnızca bireysel bir dayanışma meselesi değil; kolektif bir demokratik direnişin inşası açısından da hayati önemdedir. Bu tepki, örgütlü bir güce dönüşmediği sürece etkisi sınırlı kalacaktır. Oysa Alevi kurumları, sahip oldukları örgütlülük, toplumsal meşruiyet ve tarihsel birikimle bu sürece güçlü katkılar sunabilecek en önemli dinamiklerden biridir.

Alevi kurumlarının bu direnişe daha aktif katılması; yalnızca bir dayanışma değil, aynı zamanda kendi varoluş felsefelerinin bir gereğidir. Çünkü Akbelen’de savunulan yalnızca ağaçlar değildir; yaşamın kendisi, doğanın kutsallığı ve insanın doğayla kurduğu kadim bağdır. Bu değerler ise Alevi inancının özünde yer almaktadır.

Bugün ihtiyaç olan şey; var olan tepkinin büyütülmesi, daha güçlü bir ortak sesin yükselmesi ve bu sesin kitlesel bir demokratik direnişe dönüşmesidir. Esra Işık’ın özgürlüğü, ancak bu tür bir toplumsal sahiplenme ile mümkün olacaktır.

Akbelen’de yakılan direniş ateşi büyütülmeli, Esra Işık yalnız bırakılmamalıdır.

Alevi Bektaşi Federasyonundan Esra Işık İçin Çağrı!

Alevi Bektaşi Federasyonu, Muğla’nın Milas ilçesindeki Akbelen Ormanı çevresindeki tarım arazilerinin acele kamulaştırma kararına karşı düzenlenen protestolarda gözaltına alındıktan sonra tutuklanan Esra Işık için derhal serbest bırakılma çağrısında bulundu. Federasyon, Esra Işık’ın tutuklanmasının sadece bireysel bir hedef değil, anayasal haklarını kullanan tüm yurttaşlara karşı bir gözdağı olduğunu vurguladı.

Açıklamada, yaşananların temel hak ve özgürlüklerin ihlali anlamına geldiği ifade edilerek, “Anayasal haklar ihlal edilmiştir” denildi. Federasyon, yurttaşların hak arama özgürlüğünün baskı altına alınmasının kabul edilemez olduğunu belirtti ve bu tür baskıların hukuk devleti ilkesine aykırı olduğunu dile getirdi.

Ayrıca, hukuka aykırı uygulamalara karşı çıkmanın meşru bir hak olduğu vurgulandı. Federasyon, “Hukuka aykırı işlemlere karşı çıkmak suç değil; temel bir haktır” ifadeleriyle bu durumu destekledi. Açıklama, Esra Işık için yapılan serbest bırakma çağrısıyla son buldu: “Esra Işık derhal serbest bırakılsın.”

📌 ALEVİ GAZETESİ’NİN NOTU

Alevi Bektaşi Federasyonunun Esra Işık için yaptığı serbest bırakma çağrısı, anayasal hakların ihlaline karşı ortak bir duruş sergilemenin önemini vurgulamaktadır. Bu tür baskılar, Alevilik gibi zengin bir kültürel mirasa sahip toplumların hak arama özgürlüğünü tehdit ederken, toplumsal dayanışmayı ve adalet arayışını daha da güçlendirmelidir. İhlaller karşısında sessiz kalmak, haksızlıkların devamına yol açar; bu nedenle, her bireyin haklarını savunma hakkı kutsaldır.

— Alevi Gazetesi Editörü

Tankın Altına Yatmak Şükrü Yıldız

88-89 yıllarıydı. Norveç’teydik. Nesrin isminde İranlı komşumuz vardı. İran Kürtlerindendi. Eşi doktordu. En azından memleketteyken doktorluk yapıyormuş. Norveç’te ise bir sığınmacı. Kocasıyla zaman zaman oturur, savaşı konuşurduk. O konuşmalarda bir yerde hep o ağırlık vardı, bırakıp gitmek zorunda kalmış insanların sesi. Bir gün Nesrin bir şey anlattı, yıllar geçti ama o söz hiç çıkmadı içimden.

Komşusunun oğlu savaştan dönmemişti. Cenazesi geliyordu. Onu karşılayışını, nasıl uğurlandığını, nasıl öldüğünü anlattı. Genç asker bataklık bir bölgedeymiş. İran’ın tankları geçmesi gerekiyor, tank kıymeti, zemin çamur, paletler tutunamıyor. O bölgede ne yapılmış? Askerler tankların palet izlerine yatmış. Tank geçsin diye. Kendilerinin de şehit olduğuna inanarak.

Durdum. Uzun süre bir şey söyleyemedim. Nasıl yani…

O yıllarda İran-Irak savaşının dengeleri çok açıktı. Irak büyük bir destek alıyordu Batı’dan, petrol parasıyla, her taraftan. Teknik üstünlük Irak’taydı, uçaklar, tanklar, kimyasal silahlar. İran ise yeni bir iç kaostan çıkmıştı. “Devrimi” henüz sindirememişti, ordusu dağınıktı, teknolojisi eskiydi, üstüne üstlük her taraftan yalnız bırakılmıştı. Ambargo vardı.

Bu eşitsizliği nasıl kapattılar?

İnsanla kapattılar.

Tankın altına yatarak, mayınlı tarlalara çocuk göndererek, dalga dalga cepheye sürerek. Bu savaşta İran’ın silahı inançtı, inancın bedenle buluştuğu yer ise ölümdü. Şehadet bir son değil, bir araçtı. Bu araçla teknik üstünlüğü dengelediler. Uzun yıllar dengelediler.

İran aynısını yapmak istiyor. Göğüs göğüse gel, savaşı karaya çek, teknik üstünlüğü insanla dengele. Sekiz yıl Irak’a karşı bu hesapla dayandılar. Şimdi ABD-İsrail koalisyonuna karşı aynı hesabı masaya koyuyor.

ABD-İsrail koalisyonunun hava üstünlüğü tartışmasız. F-35’ler, insansız hava araçları, uydu güdümlü sistemler karşısında İran bu alanda yarışmaya çalışmıyor. Hesabı başka, tünel ağları, sürü taktiği, yıllarca örgütlediği vekil güçler. Hizbullah bu modeli Lübnan’da uyguladı. Husiler Yemen’de uyguluyor. Ama bu modelin yakıtı insandır. Tankın altına yatmak değişmiş olabilir, biçim değişir, mantık aynı mantık.

Ama şunu da sormak gerekiyor, O bataklığa kim sürükledi onları?

1980’de Irak, İran’a saldırdı. Bu saldırı Batı’nın teşvikiyle, Batı’nın desteğiyle gerçekleşti. İran’ın bölgede güçlenmesi Batı’yı rahatsız ediyordu, Saddam bu rahatsızlığın tetikçisi yapıldı. Sekiz yıl sürdü o savaş. Irak’a kimyasal silahı kim verdi? Amerika verdi. Almanya verdi. Saddam o silahı kendi halkına ve İranlı askerlere karşı kullandı, Batı baktı, sustu, hesap sormadı. Çünkü İran’ın zayıflaması işlerine geliyordu. İki taraf da kanamaya devam etsin, ikisi de güçlenmesin, hesap buydu. O savaşta ölenlerin sayısı bir milyona yaklaştı. Bir milyon insan. Ve bunu mümkün kılan silah akışı, teknik destek, istihbarat paylaşımı büyük ölçüde Batı’dan geldi.

İran bu saldırı dalgasına 8 yıl insan gücü ile dayandı. Sonrasında Saddam’ın hikayesi biliniyor, kullanım süresi bitince onu da Amerika astı.

İran köklü bir tarihe ve savaş geleneğine sahip. Teknik üstünlüğe karşı insanı kalkan yapabilen bir kültür, aynı zamanda insanı kalkan olmaya razı eden bir kültürdür. Bu iki şey birbirinden ayrılmaz. Ve bu ayrılmazlık içinde en büyük soru şu, O tankın altına yatan asker ne için yatıyordu? Ülkesi için mi, halkı için mi, yoksa kendisini Tanrı’nın yerine koyarak hüküm biçen bir rejim için mi?

Nesrin bize o soruyu sormamıştı. Ama anlatırken kocasının gözleri yaşardı, ikisi de sustular…

Nesrin çoktan hayatını kurmuştu orada. Ama anlattığı hikayeyi yanında taşıyordu. Bir insanın kendini bir tankın altına yatırabilmesi için nelere inanmış, nelerden umudunu kesmiş, neye o kadar bağlanmış olması gerektiğini soruyordu. Cevap vermemişti.

Ben de hala cevabı yok…