Ana Sayfa Blog Sayfa 410

Tahir Elçi’ye hakaret eden AKP’li hakkında suç duyurusu

Amed Barosu, Tahir Elçi’ye hakaret eden AKP’li yönetici hakkında suç duyurusunda bulundu

AKP Büyükçekmece İlçe Başkan Yardımcısı Fatih Zehir, Twitter’dan Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Amed Milletvekili Sezgin Tanrıkulu’nun suikast sonucu Amed’de katledilen Tahir Elçi’nin cenaze törenindeki fotoğrafını paylaşarak “CHP milletvekili Sezgin Tanrıkulu PKK’lı leş cenazesinde” dedi.

Bunun üzerine tepki gösteren Tanrıkulu “Yazdığını silen utanmaz AKP yöneticisi: Arşiv unutmaz. Montajcı Genel Başkanınız gibi seçim sürecinde algı operasyonu yaptınız, suç üstü yakalandınız. Tahir Elçi’nin cenazesini operasyonlarınıza alet etmeyin. Tahir Elçi’yi sizin iktidarınız öldürdü; tetikçilerini siz koruyorsunuz” ifadelerini kullandı

Amed Barosu suç duyurusunda bulundu

Amed Barosu’ndan yapılan açıklamada Fatih Zehir hakkında suç duyurusunda bulunulduğu kaydedildi.

Açıklamada şu ifadeler yer aldı: “Şahsi sosyal medya hesabından, katledilen baro başkanımız Tahir Elçi’nin cenazesine ait görüntüyü kullanarak ‘CHP Milletvekili Sezgin Tanrıkulu PKK’lı leş cenazesinde‘ şeklinde paylaşımda bulunan kişi (bir siyasi partinin ilçe başkan yardımcısı olduğunu belirten) hakkında ‘Kişinin Hatırasına Hakaret’ten (TCK 130. Md.) suç duyurusunda bulunulmuştur.”

HABER MERKEZİ

#Tahir #Elçiye #hakaret #eden #AKPli #hakkında #suç #duyurusu

Özdağ: Kılıçdaroğlu’nu ikinci turda destekleme kararı aldık

Kemal Kılıçdaroğlu ile Zafer Partisi Genel Başkanı Ümit Özdağ görüştü. Özdağ, ‘Kılıçdaroğlu’nu ikinci turda destekleme kararı verdik’ dedi

Millet İttifakı Cumhurbaşkanı Adayı ve CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu ile Zafer Partisi Genel Başkanı Ümit Özdağ, Zafer Partisi Genel Merkezi’nde bir araya geldi.

Görüşmenin ardından Kılıçdaroğlu yaptığı açıklamada, “Türkiye’nin geleceği açısından her partiye, genel başkana sorumluluk düşüyor. Biz de oturduk konuştuk. Güzel sonuçlar elde ettik. Genel başkan ve arkadaşlarına teşekkür ediyorum” dedi.

Özdağ da, “Kemal Bey ile görüştük, sığınmacıların geri dönmesi gerektiğini söyledi. Kendisiyle fikir birliğine vardık. Zafer Partisi olarak Sayın Kılıçdaroğlu’nu ikinci turda destekleme kararı verdik, hayırlı olsun. Eğer Türkiye’nin Türkiye olarak kalmasını istiyorsanız, çocuklarını dışarıya güven içinde yollamak istiyorsanız 28 Mayıs’taki seçimlerde 13 milyon sığınmacıyı gönderecek politikalara, Kılıçdaroğlu’na destek verin” diye konuştu.

Anlaşmaya varılan 7 maddelik mutabakat metni ise şöyle:

Anayasamızın ilk 4 maddesi ve 66. madde de yer alan Türk Vatandaşlığı konusundaki tanımı ve içeriği korunacaktır.

1924 yılında kurulan milli-üniter-laik devletten asla taviz verilmeyecektir. Bu değerlere bağlı kalınacaktır.

Başta Suriyeliler olmak üzere tüm sığınmacılar ve kaçaklar en geç 1 yıl içerisinde ülkelerine geri gönderilecektir.

Devletin varlığı ve bütünlüğünü hedef alan başta FETÖ, PKK, IŞİD olmak üzere bütün terör örgütleri ile etkin ve kararlı mücadele edilecektir. Terörle mücadele çerçevesinde, terörle bağlantısı hukuki kanıtlarla sabit olan mahalli idare yöneticileri yerine devlet görevlileri ataması uygulamasına yargı kararı çerçevesinde devam edilecektir. Terörle müzakere değil, mücadele edilecektir. Türkiye’nin milli ve üniter devlet yapısını hedef alan hiçbir siyasi ve hukuki düzenlemeye izin verilmeyecektir.

Devletin bütün birimlerinde yapılacak görevlendirmelerde sadakat değil, liyakatin esas alınması sağlanacaktır.

Bütün yolsuzluklar ile hukuk çerçevesinde çok etkin bir şekilde mücadele edilecektir.

Devletin vatandaşına karşı şeffaf olunması ve açık davranması konularında tam mutabakata varılmıştır.

ANKARA

#Özdağ #Kılıçdaroğlunu #ikinci #turda #destekleme #kararı #aldık

Gözaltına alınan gazeteci Akyüz serbest bırakıldı

İzmir’de dün gözaltına alınan gazeteci Delal Akyüz serbest bırakıldı

İzmir’de dün gözaltına alınan Mezopotamya Ajansı (MA) muhabiri Delal Akyüz, emniyetteki işlemlerinin ardından sabah saatlerinde İzmir Adliyesi’ne sevk edildi. Mahkemeye sevk edilen Akyüz’ün “yurt dışı yasağı” şartıyla serbest bırakılmasına karar verdi.

Paylaşımları soruldu

Akyüz’e, 2017 yılında Mersin’de öğrenci olduğu dönemde hakkında “örgüt propagandası yapmak”tan verilen 1 yıl 1 ay 15 gün hapis cezasına gerekçe yapılan suçlamaların yöneltildiği öğrenildi. Savcılık ifadesinde, Akyüz’e 2017 yılında görüştüğü kişiler ve telefon yazışmaları soruldu. Akyüz, hakkında verilen ceza nedeniyle 7 ay tutuklu kalmıştı ve benzer suçlamalar nedeniyle 2019 yılında hakkında yeniden dava açılmıştı.

İZMİR

#Gözaltına #alınan #gazeteci #Akyüz #serbest #bırakıldı

Riha’da her eylem suç sayıldı: 33 kişiye soruşturma

Riha’da gözaltılara tepki açıklaması yapan ve 1 Mayıs kutlamasına katılan sivil toplum örgütü temsilcilerine soruşturma açıldı

Kurdistan kentlerinde gözaltı ve tutuklama operasyonları sürerken, birçok kentte ise daha önce yapılmış eylem ve etkinliklere katılanlar hakkında soruşturma furyası başlatıldı. Bu kapsamda birçok kentte Newroz gözaltıları yapılırken, Riha’da ise 25 Nisan’da aralarında çok sayıda gazeteci, siyasetçi, hukukçunun da bulunduğu Amed merkezli operasyonda 190’ı aşkın kişinin gözaltına alınmasını protesto etmek için Urfa Adliyesi önünde açıklama yapan Özgürlük İçin Hukukçular Derneği (ÖHD) Riha Şubesi üyelerine soruşturma açıldı. Toplamda 19’u avukat toplam 33 kişi hakkında soruşturma başlatıldı.

Açıklama ‘kanuna muhalefet’ sayıldı!

Açıklamaya, Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi (Yeşil Sol Parti) ile Halkların Demokratik Partisi (HDP) Riha İl örgütleri, HDP Milletvekili Nusretin Maçin, İnsan Hakları Derneği (İHD) Şubesi, Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu (KESK) Şubeler Platformu, Tabip Odası Şubesi temsilcilerinin yanı sıra çok sayıda kişi katılırken, Urfa Cumhuriyet Başsavcılığı, açıklamaya katılanlar hakkında “2911 sayılı toplantı ve gösteri yürüyüşleri kanunu”na muhalefetten soruşturma açıldı.

1 Mayıs’a katılanlara da soruşturma

Öte yandan bir soruşturma da 1 Mayıs kutlamalarına katılan 7 kişiye yönelik oldu. Urfa Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından “Halkı kin ve düşmanlığa tahrik veya aşağılama” suçlaması ile HDP Riha İl Eşbaşkanı Ahmet Atış, ÖHD Riha Şubesi Eşbaşkanı İbrahim Halil Öyke, Avukat Bülent Aşa, Av. Sevda Çelik Özbingöl, Eğitim Sen Şube Eşbaşkanı Mahmut Binici, Tabipler Odası Riha Şubesi yöneticisi Kemal Yüksekkaya ile Yeşil Sol Parti Gençlik Meclisi Üyesi Mahmut Çoban hakkında soruşturma açtı.

RIHA

#Rihada #eylem #suç #sayıldı #kişiye #soruşturma

Adalet Nöbeti 793’üncü günde: Yargı da failler kadar suçlu

Adalet Nöbeti eylemini sürdüren Şenyaşar ailesi sanal medya hesaplarından, ‘Geç gelen adalet, adalet değildir. Yaşanan adaletsizliklerin hesabını sormayan yargı, en az failler kadar suçludur’ paylaşımı yaptı

Riha’nın (Urfa) Pirsûs (Suruç) ilçesinde 14 Haziran 2018 tarihinde AKP Milletvekili İbrahim Halil Yıldız’ın koruma ve yakınları tarafından eşi ve iki oğlu katledilen Emine Şenyaşar ile saldırılardan yaralı kurtulan oğlu Ferit Şenyaşar’ın 9 Mart 2021’de Urfa Adliyesi önünde başlattığı Adalet Nöbeti eylemi, 793’üncü gününe girdi.

Yargı en az failler kadar suçlu

Emine Şenyaşar, sağlık sorunları nedeniyle adliye önündeki nöbete katılamazken, aile sanal medya hesaplarından, “Geç gelen adalet, adalet değildir. Yaşanan adaletsizliklerin hesabını sormayan yargı, en az failler kadar suçludur. Daha barışçıl bir ortamın sağlanması için adalet mekanizmasının hızlı ve adil işletilmesi gerekir. Adalet gelene kadar mücadelemiz devam edecek” paylaşımında bulundu.

RIHA

#Adalet #Nöbeti #793üncü #günde #Yargı #failler #kadar #suçlu

Çocuk yaşta Rojava’nın ilk çocuk kütüphanesini açan Rona’nın amacı Kürtçe’yi çocuklara sevdirmek

Çocuk yaşta Rojava’da ilk çocuk kütüphanesi açan Rona Egîd, kendi ismiyle bir dergi de çıkardı. Rona Egîd’in gelecekteki hedefi ise kütüphanesini bir aydınlanma kurumuna dönüştürmek

Çocukların ana dil ve Kürtçe edebiyata ilgilerinin gelişmesi için çalışmalar yürüten, kendi ismiyle bir kütüphane açan ve dergi çıkaran Rojavalı çocuk Rona Egîd, “Ana dillerinden uzak kalan çocuklar topluma da yabancılaşır. Çocuk edebiyatı ve ana dil çocuklar için bir hazine gibidir” diyerek gelecekte de çalışmalarını bir aydınlanma kurumuna dönüştürmek istediğini belirtti.

Kendi ismiyle dergi çıkardı

Rona Egîd, Rojava’ın Qamişlo kentinde yaşayan bir çocuk. Anadilini, müziği seviyor ve çocuklar için bazı klipleri var. Rojava’da ilk çocuk kütüphanesini oluşturan biri aynı zamanda. Çocuklara Kürtçe’yi sevdirmeye çalışıyor, onlara destek oluyor, okullara giderek çocuklara öyküler okuyor. Rona Egîd, birkaç gün önce de kendi ismi ile hazırladığı “Rona Dergisi”ni çıkardı.

Rona Egîd, anadilin özelliğini, Kürt edebiyatı, dile ilişkin çalışmaları, kendi adıyla açtığı kütüphane ve katıldığı etkinlikleri JINNEWS’ten Roza Metîna’ya anlattı.

‘Çocukları anadillerine yönlendirmeliler’

Rojavalı ailelere çocuklarını anadil ve Kürtçe edebiyattan uzak tutmamaları çağrısı yapan Egîd, “Kürt dili ve edebiyatının gelişmesi için aileler çocuklarını Kürtç’ye ve Kürtçe kitaplara yönlendirmeli. Ana dil ve Kürt edebiyatına dikkat çeken “Ana dilin önemi toplum için, çocuğun kendi tarih, şarkıları, folkloru, ailesi ve halk ürünlerine göstermiş olduğu yakınlığa dönüşüyor. Bana göre burada annenin rolü önemli. Toplumda kendi dilini konuşmayan bir çocuk Kürt kimliğini hiç hissetmiyor. Burada Arapça okullara çocuklarını gönderen ve onları dil, kültür, edebiyat ve Kürtçe olan her şeyden uzaklaştıran ailelere dikkat çekmek istiyorum. Belki şimdi bu hatanın sonuçları görülmeyebilir ama gelecekte başlarına vururlar. Dillerinden uzaklaşan çocuklar topluma yabancılaşır” dedi.

‘Anadil çocuklukta inşa edilen kimliktir’

Ana dil ve ana dilde yapılan edebiyatın önemine dikkat çeken Rona Egîd, “Ana dil çocukların ilk öğrendiği dil ve çocukluğun hafızası gibi. Bu dil aracılığı ile yaşama ilişkin ilk sözlerini söylüyorlar bu yüzden de çocuklukta inşa edilen kimlik oluyor. Kendi dillerini iyi anlayan ve dillerine bağlı olan çocuklar daha çok topluma yakınlaşıyor. Aynı zamanda da diğer toplumlara da karışıp başka bir dili öğrenebiliyor” dedi.

‘Öyküler hayalleri zenginleştirir’

Çocuk edebiyatının dil ve topluma etkisini değerlendiren Rona Egîd, “Çocuk edebiyatı ve ana dil, küçük yaşta çocuklar için bir hazine gibidir. Çocuklar bununla dille ilgili sözcük ve kavramlarını zenginleştiriyor. Çocuk edebiyatı, öykü ve şiir okumalarıyla gelişir. Yine fotoğrafları takip etmek de çocukların hayallerini zenginleştirir.  Öykülerdeki kahramanları tanımak onları ahlaki olarak insani bir şekilde eğitir. Aynı zamanda insancıl ve çevrelerini sevmede önemli bir düzeye ulaştırır. Bununla da kişilikleri güçlenir, doğru söylem ve doğru tutum almaya yönlendirir. Unutmayalım ki, bu öyküler aracılığı ile karşılarındaki insanları dinlemeyi ve alıp vermeyi de öğreniyorlar” dedi.

‘Çocukların yönü Kürtçe kitaplara verilmeli’

Kendi ismi ile açtığı kütüphaneye değinen Rona Egîd, çocuklarını anadil ve Kürtçe edebiyata yönlendirmeyen ailelere sitem etti.

“Kütüphanemi iki yıl önce açtım” diyen Rona Egîd, “Bir fikirdi, üzerinde çalıştık. Amacımız okuma kültürünü çocuklarda geliştirmek, dile onları yakınlaştırmak ve Kürtçe kitapları sevdirmekti. Ancak ne yazık ki hala bunu toplumu etkileyecek düzeye getiremedik. Çünkü çocukların başvuruları hala az ve çocuklarını kütüphaneye değil de dijital medya araçlarına yönlendiren ailelere sitem ediyorum. Çocuklarının renklerin ismini Arapça ya da İngilizce öğrenmeleri hoşlarına gidiyor. Kuşkusuz aileler bilinçli ya da bilinçsiz olarak çocuklarına büyük zarar veriyor. Kürtçe ve Kürtçe edebiyatın gelişmesi için ailelerin çocukların yönünü Kürtçe’ye Kürtçe kitaplara vermeleri gerekir. Çocukları Kürtçe ve Kürt edebiyatına zarar veren şeylerden uzaklaştırmaları gerekir” dedi.

 Kürtçe çocuk dergisi ‘Rona’

Rona Çocuk Dergisi, projesinden de söz eden Rona Egîd, “Dergi projesine başlamadan önce, birçok çocuk dergisi örneğine baktık. Projemizin yeni bir şey olması için çalıştık. Dizayn, renk, tarz, konu vb. açısından. Yine ilk sayısını da  21 Nisan 1946’da Mahabad Cumuhriyeti’nde çıkarılan ilk Kürtçe çocuk dergisi Gir û Galî Mendalanî’nin çıkarıldığı tarih olan 21 Nisan’da yayınladık. Derginin her sayısı farklı olacak. Yine her sayıda Gir û Galî’nin bir sayfası derlenecek. Bu konuda bir bilgi de vermek istiyorum. Hawar Dergisi’nin çıkarıldığı 1932’den 2012 yılına kadar yani 80 yıl çocuklar için özel bir dergi çıkarılmamış. Bu yüzden biz yeni bir şey geliştirmek istedik. Amacım çocuk edebiyatı  ve çocuk dergiciliğini Rojava’da geliştirmek. İleri de kütüphane ve dergi projemi Rojava’da bir aydınlanma kurumuna dönüştürmek istiyorum” sözleri ile projesinin amacını ve gelecekte ne yapmak istediğini anlattı.

Çıkardıkları derginin 20 sayfa olduğunu söyleyen Rona Egîd, Rojava’da dil  ve Kürt edebiyatına ilişkin yapılan çalışmalara katılımı da şu sözlerle anlattı:

“Birçok etkinliğe katılıyorum. Bazıları toplu bazıları da bireysel bunlar. Birkaç gün önce Kürtçe kitap sergisi sonlandı ona katıldım. Zaten 5 yıldır da Rojava’daki kitap sergilerine katılıyorum. Bunun dışında da engelli çocuklar ve kanser hastaları için yapılan birçok dil, sanat etkinliklerine katıldım. Ben birçok etkinlik yaptım. Kütüphanemde çocuklara birçok öykü kitapları ve dergiler dağıttım. Yine kışın Waşokani Kampı’ndaki çocuklar için düzenlenen bir kampanyaya katıldım. Topladığım birçok giysi, okul gereçleri ve kışlık ihtiyaçlarını kampın yönetimine resmi olarak teslim ettim.”

HABER MERKEZİ

#Çocuk #yaşta #Rojavanın #ilk #çocuk #kütüphanesini #açan #Ronanın #amacı #Kürtçeyi #çocuklara #sevdirmek

Şirnex’te yurttaşlara ‘Erdoğan’a oy verin’ baskısı

Şirnex’in ilçelerinde kaymakam ve askerlerin ikinci turda Erdoğan’a oy verilmesi için seçmenleri tehdit ettiği öğrenildi

14 Mayıs’ta yapılan Cumhurbaşkanlığı ve genel seçimlerde özellikle Kurdistan’da tüm devlet memurları AKP lehine çalışma yürütürken, ikinci tura kalan Cumhurbaşkanlığı seçimleri için ise seçmenlere baskı arttırıldığı belirtildi.

‘Erdoğan’a oy vereceksiniz’ baskısı

Şirnex (Şırnak) ve ilçelerinde AKP’li yöneticiler ve askeri komutanlar, Qileban (Uludere) ilçesine bağlı Kiror (Ortabağ), Hedrîş (Dağdibi) ve Nêrweh (Bulakbaşı) köylerinde seçmenleri tehdit ettiği belirtildi. Muhtarlar ve yurttaşların, “2’nci turda Tayyip Erdoğan’a oy vereceksiniz” şeklinde tehdit edildikleri öğrenildi.

Kaymakam yurttaşları tehdit etti

Silopi Kaymakamı Cihat Koç’un da dün muhtarlarla yaptığı toplantıda, “Halkı sandığa gidip oy kullanmaya teşvik etmeyeceksiniz ve oy kullanmayanları da telefonla aramayacaksınız” sözlerini sarf ettiği kaydedildi.

ŞIRNEX

#Şirnexte #yurttaşlara #Erdoğana #verin #baskısı

ABD’deki kiliselerde yaklaşık 2 bin çocuk cinsel istismara uğradı

ABD’nin Illinois eyaletinde Roma Katolik Başpiskoposluğuna ait kiliselerde yaklaşık 2 bin çocuğun cinsel istismara uğradığı belirtildi

ABD’nin Illinois eyaletinde faaliyet gösteren Roma Katolik Başpiskoposluğuna ait kiliselerde, çocuklara yönelik cinsel tacizde bulunan din adamlarının sayısının bilinenden çok daha fazla olduğu ortaya çıktı.

Euronews’te yer alan habere göre; Illinois Başsavcısı Kwame Raoul, basına yaptığı açıklamada, eyalet civarında yaklaşık 3,5 milyon üyesi olan Roma Katolik Başpiskoposluğu kurumlarında çocuklara yönelik cinsel istismarın boyutunun bilinenden çok daha fazla olduğunu, gerçek rakamların Başpiskoposluk tarafından gizlenmeye çalışıldığını belirtti.

2 bin çocuk

Yaklaşık 700 sayfalık raporu basın mensuplarına gösteren Raoul, Illinois’deki 6 piskoposluk bölgesine sahip Kilise yönetimine ait kurumlarda “cinsel istismara uğrayan yaklaşık 2000 reşit olmayan çocuğun” eyalet müfettişlerince belgelendiğini kaydetti.

Korundular

Özellikle 1980’li ve 1990’lı yıllarda Kilise yönetiminin, cinsel istismarla suçlanan rahipleri görevden almak yerine konunun bilinmediği bölgelerdeki kilise kurumlarında görevlendirilme yolunu seçtiğine dikkat çekildi.

Başsavcı Raoul’un başkanlık ettiği soruşturma öncesinde, Roma Katolik kiliselerinde görev yapmış, çocuklara cinsel istismarda bulunduğu kanıtlanan 103 rahip olduğu bilinirken, yeni rapordaki ek bulgularla bu sayının 451’e çıktığı tespit edildi.

DIŞ HABERLER

#ABDdeki #kiliselerde #yaklaşık #bin #çocuk #cinsel #istismara #uğradı

İsveç Sol Parti Milletvekili Karlqvist: İmralı’da yaşananların dünyada benzeri yok

İmralı tecridinin hukuka aykırı olduğunu söyleyen İsveç Sol Parti Milletvekili Ann Jessica Therese Karlqvist, tecrite karşı sessizliğin ‘utanç verici’ olduğunu söyledi

Uluslararası komployla Türkiye’ye getirildiği 15 Şubat 1999 tarihinden bu yana İmralı F Tipi Yüksek Güvenlikli Cezaevi’nde ağır tecrit koşullarında tutulan PKK Lideri Abdullah Öcalan ile cezaevindeki diğer tutuklular Hamili Yıldırım, Veysi Aktaş ve Ömer Hayri Konar’dan 2 yılı aşkın bir süredir haber alınmıyor. İmralı’ya getirildiği günden bu yana Abdullah Öcalan’ın dışarı ile iletişimi, çeşitli gerekçelerle engellenirken, avukat ve ailelerin bu süre zarfında yaptığı 392 görüş başvurusu yanıtsız bırakıldı.

İmralı’daki mutlak tecride karşı harekete geçen ve 25-27 Ocak tarihleri arasında İstanbul, Ankara ile Amed’te sivil toplum örgütleri ve siyasi partilere ziyaretlerde bulunan Tecride Karşı Uluslararası Delegasyon, 28 Ocak tarihinde İstanbul’da Tecride Karşı Uluslararası Forum düzenledi. Uluslararası İmralı Barış Delegasyonu ise 11-12 Mayıs tarihlerinde İstanbul’da tecride dair ziyaretler gerçekleştirerek, konuya dair bilgi edindi. Siyasetçi, aydın, yazar, hukukçu ve gazetecilerin de aralarında bulunduğu 7 ülkeden 36 kişiden oluşan Tecride Karşı Uluslararası Delegasyonu’nda yer alan ve tecride karşı Avrupa’da birçok çalışma yürüten İsveç Sol Parti Milletvekili Ann Jessica Therese Karlqvist, tecride ilişkin yaptıkları görüşmeler ve yürüttükleri çalışmalara dair Mezopotamya Ajansı’ndan Ergin Çağlar’a  konuştu.

‘Tecrit hukuka aykırı bir yerde’

Kurdistan ve Türkiye’de yaptıkları ziyaretlerle hem PKK lideri Abdullah Öcalan’a yönelik hem de tüm cezaevlerine yönelik tecridi gözlemlediklerini belirten Karlqvist, gözlemleri sonucunda “İmralı, uluslararası insan kakları açısından hem uluslararası hem de ulusal düzeyde tamamen hukuka aykırı, hukuk dışında bir yerde” tespitinde bulunduklarını kaydetti.

‘İntikam alma haline geldi’

Türkiye’nin Abdullah Öcalan’a uyguladığı tecridin “suç-ceza” ikileminde bir yerde olmadığını, aksine bir “intikam almak” haline geldiğinin altını çizen Karlqvist, özellikle AKP’li Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın 21 yıllık iktidar dönemine işaret ederek, “Görünüşe göre Erdoğan, Öcalan’ı bir insan olarak yok etmek istiyor. Erdoğan açısından tecrit sistemi, Öcalan’ın sözlerinin, fikirlerinin ve düşüncelerinin onunla birlikte yok olması umuduyla ortaya çıktı” dedi.

‘Hiçbir şey Öcalan’ın koşullarıyla kıyaslanamaz’

Abdullah Öcalan’a dönük ağır tecrit sisteminin Kürt sorununun çözümsüzlüğüyle bağlantılı olduğunu belirten Karlqvist, “Öcalan’ın İmralı’daki durumu kesinlikle Erdoğan’ın Kürt sorununu ele alma biçimini temsil ediyor. Öcalan’ı tecrit etmek, susturmak ve yok etmek istiyor. Bu amaca ulaşmak için hiçbir çaba ve fırsattan kaçınmıyor. Aslında bu tecrit Öcalan’ın şahsına yapılmış bir tecrit değil, Kürt halkının ve onun siyasi hareketinin herhangi bir aktivistine, destekçisine veya sıradan bir sempatizanına da yapılmış bir tecrittir. İmralı’da yaşananların dünyada eşi benzeri yok. Öcalan, Marmara Denizi’nin ortasında kendisi için özel olarak inşa edilmiş bir hapishanede 24 yıldır tutuklu, coğrafik ve yasal olarak tecrit edilmiş ve yüzlerce gardiyan tarafından tutuluyor. Öcalan’ın durumu 19. yüzyıl romanına konu olan ‘Monte Kristo Kontu’nu anımsatıyor ama romandaki mahkum sadece 14 yıl hapiste tecrit edilmişti. Hiçbir şey Öcalan’ın koşullarıyla kıyaslanamaz” ifadelerini kullandı.

‘Utanç verici’

Gelinen noktada “mutlak bir iletişimsizlik” halinin söz konusu olduğuna dikkat çeken Karlqvist, bunun son bulması için yıllardır yapılan tüm girişimlere rağmen Abdullah Öcalan’ın avukatlarının da sonuç alamadığını söyledi. Karlqvist, Türkiye temasları sonrasında Avrupa’ya döndükten sonra başta Kürt sorunu olmak üzere Abdullah Öcalan ve diğer tüm siyasi tutukluların durumuna dikkat çekmek amacıyla birçok çalışma yürüttüklerini belirtti. Sorunun yayılması ve duyulmasını hedeflendiğini ifade eden Karlqvist, “Bunun ‘utanç verici’ olduğunu söylemekten yoruldum. Uluslararası toplum tarafından her davada kullanılan etik-ahlaki çifte standart uygulanıyor. Erdoğan her alanda uluslararası toplumu kontrol altında tutuyor” diye belirtti.

 CPT’nin sessizliğine tepki

Avrupa İşkenceyi Önleme Komitesi’nin (CPT) İmralı ziyareti sonrası sessizliğine tepki gösteren Karlqvist, “İşkenceye Karşı Avrupa Sözleşmesi’nin 10 (2) maddesi uyarınca CPT, ciddi durumlarda ev sahibi devletin vetosunu geçersiz kılabilir ve konu hakkında bilgi verebilir. Geçmişte zaten yapıldı ve Öcalan’ın durumundan çok daha az ciddi durumlarda bile yaptılar. Delegasyonumuz CPT’den tam olarak bunu, yani Madde 10(2)’nin imtiyazını kullanmasını istedi. Ben ve derneğim Öcalan’ın tecrit edilmesine karşı sürmekte olan tüm Avrupa ve ulusal kampanyalara aktif olarak katılıyoruz. En popüler platformlar, Öcalan’ı çok az da olsa ilgilendiren tüm içerikleri sürekli olarak sildiği için genellikle kullandığımız sosyal ve bilişim araçlarını kullanmak çok zorlayıcı olsa da etkinlikler düzenliyoruz, kamuoyunun onu savunması için kampanyalar düzenlemeye çalışıyoruz. Kamuoyunu daha iyi bilgilendirmek için her türlü çabayı göstermeye ve eş zamanlı olarak PKK’yi ‘terör örgütleri listesi’nden çıkarmaya yönelik bir kampanyaya devam ediyoruz. PKK resmi olarak bu listede olduğu sürece kurumların meseleyi göz ardı etmek için aradıkları mazeretleri vardır” diye belirtti.

İSTANBUL

 

 

#İsveç #Sol #Parti #Milletvekili #Karlqvist #İmralıda #yaşananların #dünyada #benzeri #yok

Tuncer: Ergin Aktaş’a karşı intikamcı bir anlayış söz konusu

Cezaevinde sağlık durumu ağırlaşan tutuklulardan olan ve iki eli bulunmayan Ergin Aktaş’ın durumuna dair bilgi veren avukatı Gülizar Tuncer, ‘Özellikle Aktaş gibi tutuklulara yönelik intikamcı bir anlayış söz konusu’ dedi

Keyfi uygulamaların arttığı cezaevlerinde özellikle hasta tutukluların sağlık durumu giderek kötüleşiyor. Durumu ağırlaşan tutuklulardan biri ise İnsan Hakları Derneği’nin (İHD) ağır hasta tutuklular listesinde yer alan tutuklu Ergin Aktaş.

Her iki eli de yok

2011 yılında tutuklandıktan sonra 2 kez ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası verilen Aktaş, şu an Metris R Tipi Cezaevi’nde tutuluyor. Aktaş, her iki eli bileklerinden itibaren olmadığı için kişisel ihtiyaçlarını karşılayamıyor.

Başvurular sonuçsuz kaldı

Cezaevindeki kötü koşulları nedeniyle tüberküloz hastalığına yakalanan Aktaş, aynı zamanda KOAH ve zatürre hastası. Adli Tıp Kurumu (ATK) bugüne kadar hakkında 6 kez “cezaevinde tek başına yaşamını idame edemez” yönünde rapor vermesine rağmen Aktaş’ın tahliyesi, “Toplum güvenliği için tehlike teşkil ediyor” iddiasıyla engellendi. Anayasa Mahkemesi (AYM) ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne (AİHM) yapılan başvurulardan da sonuç çıkmadı.

18 kez başvuru yapıldı

Aktaş’ın durumuna ilişkin bilgi veren avukatı Gülizar Tuncer, Aktaş’ın 2011 yılında henüz 18 yaşında iken “Emniyet Müdürlüğü’ne bomba attı” iddiasıyla tutuklandığını belirtti. Tuncer, “Bir eli bilekten diğer kolu da dirsekten ampüte (kesik) olmuş vaziyette. Dolayısıyla engelli konumda olduğu için tek başına yaşamını idame ettiremeyeceğine dair ATK’nin verdiği raporlar var. Toplam da 18 kez başvuru yaptık. Ancak tüm başvurular ret edildi” diye belirtti.

İlk olarak Öcalan için uygulandı

Ceza İnfaz Yasası’nın 16’ncı maddesine göre ATK’den “Tek başına yaşamını idame ettiremeyeceğine” dair rapor alındığında hükümlünün serbest bırakılması gerektiğine dikkat çeken Tuncer, buna rağmen Aktaş’ın bırakılmadığını belirtti. Aktaş’ın serbest bırakılmama nedeninin ağırlaştırılmış hapis cezası alanlara özgü şartla salıverme yasağına dayandırıldığını belirten Tuncer, “Bu yasa Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan Türkiye’ye getirildikten sonra çıkarılan bir yasadır. Daha önce idam cezası almış olanlar bir kereye mahsus şartla salıverme ile 10 yıl yatıyorlardı. Sonraki süreçlerde de 36 yıldı yani belli bir süre vardı. Şartla salıverme yasağı diye bir şey yoktu. Ama Öcalan’ın Türkiye’ye getirilmesinden sonraki süreçte bu ölünceye kadar hapse dönüştürüldü ve ağır hasta konumunda olsa bile ‘cezaevinde öleceksin’ denildi. Kesinlikle dışarıya çıkarılmıyorlar” dedi.

İntikamcı bir anlayış söz konusu

ATK’nin siyasi otoriteye bağlı olduğunun altını çizen Tuncer, ATK’nin taraflılığını defalarca kez açık bir şekilde açıkladığını dile getirdi. ATK’nin hasta tutuklular için “Cezaevinde kalamaz” raporunu vermesinin istisnai bir durum olduğunu belirten Tuncer, ” Özellikle Aktaş gibi tutuklulara yönelik intikamcı bir anlayış söz konusu. Bu zihniyet yargı organlarının verdikleri kararlara da yansıyor” diye belirtti.

AİHM ile Türkiye aynı zihniyet

Aktaş’ın tek başına hücrede kaldığını anımsatan Tuncer, “Sonraki süreçte kolları olmayan Aktaş’ı, ayakları olmayan felçli hasta tutsağın yanına verildi. 2 ağır hasta konumundaki tutsak, birbirlerine bakmaya mahkum edildi. Böyle bir acizlik içindeydi devlet. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 3’üncü maddesindeki işkence yasağının ihlal edildiği gerekçesiyle Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne (AİHM) başvurduk ancak AİHM başvuruyu ret etti. Yine Anayasa Mahkemesi (AYM) ve İdari Mahkemesi de başvurumuzu ret etti. Türkiye’deki anlayışla, Avrupa’nın anlayışı çok fark etmiyor” dedi.

Cezaevleri toplumsal mücadelenin bir parçası

Tüm muhalif kesimlere seslenen Tuncer, “Toplumsal mücadeleden bahsedilecekse o toplumsal mücadeleyi en direngen haliyle cezaevinde yaşıyorlar ve yaşatıyorlar. Yani tutuklulara toplumsal mücadelenin parçası olarak bakıp sahip çıkılması gerekiyor” dedi.

İSTANBUL

#Tuncer #Ergin #Aktaşa #karşı #intikamcı #bir #anlayış #söz #konusu