Ana Sayfa Blog Sayfa 413

Êlih’te 40 yerel tohum kısırlaştırılıp patentlenecek

Tarım Bakanlığı, Êlih’te patentlenmemiş tohumların ekiminin yasak olmasından dolayı köylünün kullanamayıp sakladığı 40 kadim tohumu köylünün elinden topladı. Toplanan tohumlar şirketlerin elinde genleriyle oynanıp kısırlaştırılarak ticarileştirilecek

Yusuf Gürsucu

Batman Tarım ve Orman İl Müdürlüğü tarafından yürütülen ‘ata’ tohumlarının tespit çalışmaları kapsamında 40 farklı yerli tohuma ulaşıldığı bildirildi. Yapılan açıklamada, ata tohumlarının tespitinin ardından hazırlanacak proje ile isimlendirme, tescil ve çoğaltma işlemlerinin yapılacağı belirtildi. Bakanlığa bağlı ekipler Êlih’in köylerini gezerek çiftçilerin elinde bulunan pirinçten sumağa, cevizden incire, kavundan bibere kadar 40 farklı tohuma ulaşan ekiplerin çalışmalarını sürdürdüğü ve bugüne ulaşan tohumların çoğaltılarak ekonomiye kazandırılacağı aktarıldı.

Topladıkları tohumların ekimi yasak

Bu tohumların kaybolmasını istemediklerini söyleyen Tarım ve Orman İl Müdürü Mehmet Aydın, “Sason’da yüzyıllardır bulunan 2 çeşit cevizimiz var. Yine Sason ve Kozluk’ta yetişen bir sumağımız var. İlimize has iki çeşit incirimiz var Hasankeyf bölgesinde. Gercüş bölgesinde pirincimiz var. Kozluk’ta domatesimiz var. Bölgeye has biber ve fasulyemiz var. 40 civarında tespit ettiğimiz ata tohumlarımız var. Bunlar yıllardır doğada kendiliğinden yetişen ürünler” diye konuştu. Aydın’ın bu tohumların kaybolmasının istemiyoruz vurgusu, tohum aşkından değil bu tohumların patentlenerek kısırlaştırılıp ticarileştirimesinden kaynaklıdır. Binlerce yıldır günümüze kadar taşınmış olan tohumları ekiminin yasak olması perdelenerek, halk yararına bir çalışma yapıldığı imajı yaratılmak isteniyor.

Yurttaşa değil şirketlere

Tarım ve Orman İl Müdürü Mehmet Aydın, ata tohumunun önemine ilişkin şunları kaydetti: “Bu tohumların çoğaltılması ve adaptasyonu sorunu olmaz. Yeni bir tohum geldiği zaman adaptasyon sorunu oluyor, uzun yıllar araştırma ve deneme yapmak gerekiyor. Bunlar doğallığı bozulmamış bitkiler. Ata tohumlarıyla elde edilen ürünlerin çoğalmasıyla vatandaşlar daha sağlıklı gıdalar tüketecek. Ata tohumları Batman adına tescillenecek ve tüm vatandaşların istifadesine sunulacak” dedi. Tohumların çiftçiye sunulacak iddiası içi boş bir iddia. Patentlenen ve genleriyle oynanıp kısırlaştırılacak olan tohumların şirketler tarafından köylüye satılacağı açık bir gerçek.

Tohumda tekelleşme

25-30 yıl önce dünyada 7 bin civarında tohum üreticisi vardı ve her birinin piyasadaki payı yüzde 1’den azdı. Bugün çok uluslu 10 büyük biyokimya şirketleri (Monsanto-Bayer, DuPont/Pioneer, Sygenta, Limagrean, BASF and Dow Agrosciences) tohumluk piyasasının yüzde 70’den fazlasını kontrol ederlerken hibrit ve GDO’lu (Genetiği Değiştirilmiş Organizma) tohum üretimleri yapıyorlar. Küresel ölçekte GDO’lu tohum sektöründe ise Monsanto, Du Pont/Pioneer, Sygenta,Limagrean ve Dow/Mycogen olmak üzere başlıca 5 küresel şirket yer alıyor. Yeşil devrim olarak nitelendirilen hibrit yani kısır tohumlarla şirketlerin bu sektördeki etkisi artırılmış, GDO’lu tohumlarla ise tarımın kontrolü tamamen birkaç şirketin eline bırakılma sürecine geçilmiştir.

Şirket çıkarları güvenceye alındı

Tohum satan şirketler pazarlamalarında tohumla birlikte ilaç, gübreleme ve sulama tekniklerini de paket halinde sunmaktadırlar. Aynı zamanda patent sistemiyle tohum firmalarının ticari hedeflerinin güvence altına alınmasının, yerel gen kaynaklarının çok uluslu firmaların eline geçmesi ve dışa bağımlılığın artması genişlemiştir. Özellikle son yıllarda başta temel gıda ürünleri olmak üzere her türden ürünün ithalata bağlanmasıyla üretimlerde düşüşler yaşanmaktadır. Türkiye’de bütün illerde biyoçeşitlilik tespitleri yapılarak bu bitkilerin küresel gen şirketlerinin hizmetine sunuluyor olması, Türkiye’de AKP iktidarı için tarım politikalarının hangi amacı taşıdığını açıkça ortaya koyan olgulardır.

Tohumlar patent şirketlerine

Tarım ve Orman Bakanlığı’na bağlı Doğa Koruma ve Milli Parklar (DKMP) Genel Müdürlüğü tarafından sürdürülen ‘biyolojik çeşitliliğin kayıt altına alınarak bu bilgilere erişimin düzenlenmesi’ amacıyla yürütülen çalışma tüm Türkiye coğrafyasında büyük ölçüde tamamlandı. Êlih’te yapılan tespit çalışması da bunun bir parçasıdır. Meclis gündemine gelmesi beklenen biyoçeşitlilik yasa tasarısının ana fikri olan ve birçok vurguda bulunulan tespit edilen tohumların ‘uluslararası patent şirketlerine’ açılma ibaresi, biyoçeşitliliğin gen ve tohum şirketlerinin emrine verileceğinin en bariz göstergesidir.

Tohum kimin atası, şirketlerin mi?

Dünya Ticaret Örgütü (DTÖ) ile Dünya Fikir Mülkiyeti Örgütü (DFMÖ) arasında yapılan bir anlaşma ile Ticaretle Bağlantılı Fikri Mülkiyet Anlaşması (TRIPS) tesis edilmiştir. Bu durum ise her türden tohumun ve hayvanın patentlenmesi yolunu açmıştır. Bu süreçle birlikte tarımın tekelleşmesi tek seçenek olarak uygulamaya konmuştur. Küçük çiftçiler ya tekellerin ürettiği tohumlarla tarım yapabilecek ya da topraklarını tarım tekellerine terk edecek, başka bir seçenek yasal anlamda bırakılmamıştır. Bundan yaklaşık 10 bin yıl önce tarımın ortaya çıkışıyla birlikte bugün kullandığımız kültür bitkilerini çiftçiler ve özellikle kadınlar tarafından geliştirilerek insanlığa miras bırakmışlardır. Ancak son 50 yılda tohum şirketleri tohumları patentlemeye başladılar.

Dünya Bankası ve FAO

Günümüzde ise patentsiz tohumun kullanımını yasaklatmayı başardılar. Tohum ve gen şirketlerinin bütün dünya üzerinde genişleyerek hakimiyet kurmalarıyla birlikte biyoçeşitlilik büyük bir darbe aldı. FAO’nunda belirtiği gibi dünya üzerindeki biyoçeşitliliğin yaklaşık yüzde 75’i kapitalist yağmayla yok edildi. Diğer yandan tohumun patentlenmesiyle birlikte mono kültürel üretim biçimi dayatılmıştır. 1971 yılında Dünya Bankası ve FAO tarafından Rockefeller ve Ford Vakıflarının desteği ile kısa adı CGIAR olan Uluslar arası Tarım Araştırmaları Danışma Grubu adıyla bir kuruluş oluşturulmuştu. CGIAR’ın görevi ise bütün dünyadan canlı genleri toplamak ve ‘insanlık’ adına saklamak iddiasıyla tohumlar şirketlerin hizmetine sunuldu.

Mezopotamya’nın mirası

Geçmişte arpa, buğday gibi yabanıl olan bitkiler ile koyun, keçi, inek gibi yaban hayvanlarının dünya da ilk evcilleştirilmesi ve beslenme amaçlı üretilip yetiştirilmesi kadim Mezopotamya coğrafyasında gerçekleşmiştir. Böyle bir geçmişe sahip olan bölge halklarının geleneksel yolla üretim yapamaz hale getirilmesi trajik bir durum. 2003 yılında Irak’ı işgal eden ABD’nin genel valisi olan Paul Bremer, Irak’taki tarımsal üretimin hangi koşullarla yapılabileceğini düzenledikten Irak’tan çekilmişlerdi. Yukarıda sözünü ettiğimiz TRIPS kapsamında ABD valisinin hazırladığı 100 maddeden oluşan belgeyle Irak’ta çiftçilerin patentli tohum dışında tohum kullanması yasaklanmıştı. Petrolün dışında bugün Irak halkının gıda egemenliği ortadan kaldırılmış ve tekellerin emrine sunulmuştur. Türkiye’de ise bu durum sermaye iktidarı olan AKP eliyle yerleştirilmiştir.

Masallarla uyumamız isteniyor

Bugün köylünün elinde bulunan herhangi bir tohumla üretilen ürün ticari olarak pazara sunulması yasaklanmıştır. Patentli tohumların kullanımı zorunlu hale getirilmiş ve patentlenen yerel tohum yıllar içinde şirketlere verilmiştir. Tohumlar şirketlerin çıkarları uğruna kısırlaştırılmış ve köylünün ürettiği üründen tohumluk ayırması olanaksız hale getirilmiştir. Her üretim yılında tohumculara giderek tohum satın almak zorunda kalan çiftçiler, artık topraklarını terk etmeye başlamış ve terk edilen topraklar ise büyük tarım şirketlerinin elinde toplanma süreçleri hızlandırılmıştır. Êlih’te ele geçirdikleri tohum Kürdün atalarından kalan tohumdur. Kürt düşmanlığının azı gemiye aldığı günümüzde bu tohumlara ‘ata’ tohumu vurgusu yapılması sıradan bir yaklaşım değildir.

#Êlihte #yerel #tohum #kısırlaştırılıp #patentlenecek

Erdoğan’ın Pirus Zaferi!

Pirus liderliğinde beş yıl sürdüğü söylenen savaşın sonunda savaştan çok az sayıda insanın sağ kurtulduğu rivayet edilir. Bugün ise tarih M.S. 2023. Yer de Türkiye Cumhuriyeti toprakları. Yirmi bir yıllık iktidarının yol açtığı büyük yıkımın ardından on milyonlarca insanın dilinde, ‘Erdoğan Pirus, Türkiye ise Terantum mu’ olacak sorusu.

Nahide Ermiş

M.Ö. 200’lü yıllarda bir Grek kolonisi olan Tarentum’u Pirus adında şan-şeref düşkünü hırslı ve ihtiraslı bir kralın yönettiği söylenir. Dönem; Helen dünyasının önemli bir parçası olan İtalya yarım adasının Romalıların şiddetli saldırılarına uğradığı bir dönemdir. Helen coğrafyasında yaşayan sivil insanlar, dönemin Roma saldırılarına karşı kendilerini korumada başarısız kalınca, bir Yunan kolonisi olan Tarentum Kralı Pirus’tan yardım istediler. Söz konusu; İtalya yarım adasının hükümdarı olmayı çok arzulayan kral bu teklifi kabul eder. 25 bin kişiden oluşan ordusuna verdiği savaş kararını açıklarken, ‘ne pahasına olursa olsun Romalılara karşı başlattığımız bu savaşı kazanmamız gerekir’ der.

Rivayetlere göre, kral tüm gelecek kurgusunu bu savaşın kazanılması üzerine kurduğu için yönettiği koloni halkının sahip olduğu maddi-manevi (başta insan kaynağı olmak üzere) savaşta tüm değer ve imkanları fütursuzca kullanmakta hiçbir beis görmez. Ülkesinde ortaya çıkan cehennem görüntüsüne, psikolojik ve toplumsal yıkıma rağmen, aldığı savaş kararında sonuna kadar ısrar eder. Kral gözünü öyle bir karartmıştır ki, şehrin içinde ölü insan bedenlerine basarak yürür. Kafasında sadece ve sadece Roma’ya karşı başlattığı savaşı kazanmak olan Tarentum Kralı, ordusunun yaşadığı büyük hezimete ve toplumdan yükselen acı feryatlara aldırış etmez. Pirus, zor bela da olsa Romalılara karşı giriştiği savaşta bir zafer kazanır. Ancak; Pirus bu zaferi, çok ağır bedeller ödenerek elde edilen bir zafer olduğu için; esasta kazananı olmayan bir zaferdir. Kazanan tarafın, en az kaybeden taraf kadar büyük bir yıkım yaşadığı tüm savaşlarda olduğu gibi aslında kazananı olmayan savaşlardır.

Kral Pirus; büyük kayıplar pahasına da olsa Romalılara karşı yürüttüğü bu yıkıcı savaşı kazanır. Ancak bu hikaye bize, kazanılan bir zaferin verilen büyük kayıplardan dolayı nasıl gölgelendiğini ve daha sonra nasıl da anlamsız bir hale geldiğini tüm açıklığıyla gösteren bir hikayedir. Sonunda Pirus, savaşı kazanmış ve savaşın galibi olmuştur. Ancak, tarih boyunca tüm insanlık bu galibiyeti, yenilmeye mahkûm bir galibiyet olarak tanımlamıştır. Bu nedenle Pirus Zaferi; iki tarafın da büyük kayıplar verdiği ve aslında pata kaldığı durumları, toplumsal değer ve ahlak açısından iki taraflı büyük kayıpları anlatmak için kullanılır…

Pirus liderliğinde beş yıl sürdüğü söylenen savaşın sonunda savaştan çok az sayıda insanın sağ kurtulduğu rivayet edilir. Ancak, bu insanları yaşama bağlayan bir hikayeleri ve yaşama dair büyük umutları ve iradeleri artık kalmamıştır. Halk savaştan ve açlıktan kırılmış, yaşam umutlarını sevdikleriyle birlikte yitirmiştir. Hayatta kalanların görüntüsü, adeta savaşı kaybetmiş ve düşmanına esir düşmüş yılgın bir insan topluluğunu yansıtmaktadır.

Denilir ki, Tarentum halkı yaşadığı çağın koşullarına uygun, iyi ve güzel bir yaşamın hayalini kurduğu bir sırada kendisini, Pirus’un ‘krallığını ölümsüzleştirmek’ için kurduğu yıkıcı bir hayalin içerisinde bulmuştur. Çünkü Tarentum Kralı Pirus, krallığını ölümsüz kılmak gibi tedavisi mümkün olmayan bir hastalığın pençesine düşmüştür. Şöhret düşkünü kral, yarım adanın hükümdarı olmayı hayal ederken daha fazla dayanamayıp savaşla kazandığı toprakları ardında bırakarak geri çekilir. Savaş; Helen coğrafyasında yaşayan tüm halklar için cehennemin kapılarını sonuna kadar açmıştır. Kral, krallığının bekası ve yarım adanın liderliği için tercihini halkının geleceğini ateşe vermekten yana yapmıştır. Kral Pirus tarihe adını yarım adanın ölümsüz hükümdarı olarak yazdırmak için halkına büyük bir bedel ödetirmiş, halkın bekasını krallığının bakasına feda etmiştir.

Bir Grek kolonisi olan Tarentum’un yaşadığı bu ağır travmanın yüz yıllar boyunca söz konusu coğrafyanın yaşam enerjisini tükettiğini ve hatta doğa durumunu bile negatif yönde etkilediği çeşitli söylence, rivayet ve tarihi yazıtlarla günümüze kadar gelmiştir. Bu nedenle Pirus Zaferi, savaşan tarafların neredeyse eşit düzeyde büyük kayıplar verdiği tarihin en anlamsız zaferidir. Bu savaşın beş yıl sürdüğü söylenir. Ancak, savaştan sağ kurtulan acılı halkların maddi ve manevi olarak yeniden ayağa kalkma çabası yüz yıllar sürer. İnsanlar yeniden ayağa kalkmak için güçlü gerekçelere ihtiyaç duyarlar. Bu nedenle kendilerini her gün yeniden üretirler. Çünkü insanlar toplumsallıklarını yeniden kurmak için büyük başarmak zorundadır.

Dolayısıyla, bin yıllardır böylesi büyük toplumsal felaketlerin ardından gelen her zafere ‘Pirus Zaferi’ denilir. Bu öyle bir zaferdir ki Pirus’un ‘Tanrım bir daha başka hiç kimseye böyle bir zafer nasip etme’ yakarışında bulunduğu dahi söylenir…

Bugün ise tarih M.S. 2023. Yer de Türkiye Cumhuriyeti toprakları. Yirmi bir yıllık iktidarının yol açtığı büyük yıkımın ardından on milyonlarca insanın dilinde, ‘Erdoğan Pirus, Türkiye ise Terantum mu’ olacak sorusu. Fakat bu sorunun cevabı aslında belli ve sonuçlarını görmek için bu kez yüzyıl beklemeye gerek yok. Ya büyük bir dayanışma ve beraberlik içerisinde yeniden ve daha kararlı bir şekilde ayağa kalkılacak ve Pirus sandığa gömülecek ya da tarih tekerrür edecek.

#Erdoğanın #Pirus #Zaferi

Dünyaca ünlü şarkıcı Tina Turner hayatını kaybetti

Amerikalı şarkıcı Tina Turner 83 yaşında hayatını kaybetti. Turner’ın uzun süredir mücadele ettiği bir hastalığın ardından bugün evinde öldüğü açıklandı

“Rock’n Roll’un Kraliçesi” lakaplı Amerikalı ünlü müzisyen Tina Turner hayatını kaybetti.

BBC Türkçe’nin haberine göre Turner’ın uzun süredir mücadele ettiği bir hastalığın ardından bugün evinde öldüğü açıklandı.

Turner hayatının son yıllarında kanser, inme ve böbrek yetmezliği gibi sağlık sorunları yaşamıştı.

Tina Turner ilk olarak 1960’larda eşi Ike Turner ile birlikte kurduğu Ike & Tina Turner grubuyla müzik piyasasına girmiş, 1976’dan sonra ise Tina Turner kariyerine solo devam ederek ününü daha da artırmıştı.

Turner 30 yıldan uzun bir süreye yayılan solo kariyeri boyunca 180 milyondan fazla albüm satmış ve 8 Grammy Ödülü kazanmıştı.
Tina Turner 2021’de Rock ‘n’ Roll Hall of Fame’e dahil edilmişti.

DIŞ HABERLER

#Dünyaca #ünlü #şarkıcı #Tina #Turner #hayatını #kaybetti

İktidarın seçim stratejisi: Montajlı görüntülerden sonra sahte hesaplardan ‘boykot’ çağrısı

Cumhurbaşkanı adayı Kemal Kılıçdaroğlu’na dair servis edilen montajlı görüntülerden sonra Yeşil Sol Parti ile HDP adına açılan sahte hesaplardan ‘boykot’ çağrısı yapılıyor

Cumhurbaşkanlığı seçimlerinin gerçekleşeceği 28 Mayıs tarihine sayılı günler kala, Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi (Yeşil Sol Parti) ve Millet İttifakı Adayı Kemal Kılıçdaroğlu’na dair seçmenleri manipüle etmeye dönük sahte hesaplardan yapılan paylaşımlar dikkat çekiyor.

Son günlerde Kılıçdaroğlu’nun seçim kampanyası için hazırlanan söz konusu videonun montajlanarak AKP’li Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan tarafından mitinglerde kullanılması ve videonun sanal medyada dolaşıma sokulmasının ardından Yeşil Sol Parti adına açılan sahte hesaplar da “boykot” çağrısı yapıyor.

Halkların kaydeden Demokratik Partisi (HDP) ve Yeşil Sol Parti, Cumhurbaşkanlığı seçimlerinin ilk turunda Kılıçdaroğlu’na destek kararı alırken, ikinci tur öncesi bugün gerçekleştirilen “durum değerlendirme” toplantısı sonrası seçime dair tutumunu yarın açıklayacağını kaydetti. Buna karşın Yeşil Sol Parti ve HDP adına açılan ve paylaşımlar yapan sahte sanal medya hesapları iktidar medyası tarafından da servis ediliyor.

‘HDP Gençlik Teşkilatı’ adlı sahte hesap

14 Mayıs seçimleri öncesi de asılsız paylaşımlarıyla gündeme gelen “HDP Gençlik Teşkilatı” isimli sanal medya hesabı yaptığı, “JİTEM’in kurucularından Veli Küçük’ün derin projesi olan Ümit Özdağ varsa biz yokuz! Kendisinden başka kimseye yaşam hakkı tanımayan ırkçı, faşist zihniyete karşı; ortak yaşam için eşitlik ve demokrasi mücadelesi yürüten onurlu insanlara selam olsun” paylaşımıyla yaptığı boykot çağrısı tepki topladı.

İktidar medyası kullanılıyor

Söz konusu hesap, daha önce HDP’nin girişimlerinden sonra kapatılırken, Ümit Özdağ’ın Cumhur İttifakı Adayı Erdoğan’a karşı Kılıçdaroğlu’nu desteklemesini açıklamasıyla yeniden aktif edildi. Hesaptan yapılan paylaşım başta Yeni Şafak Gazetesi olmak üzere iktidara yakın medya tarafından birçok kez haberleştirildi. Yeni Şafak Gazetesi, söz konusu sahte sanal medya hesabına dair, “HDP Gençlik Teşkilatı isyan bayrağını çekti: Özdağ varsa biz yokuz” başlıklı haber yayınladı.

Paylaşım sonrası HDP ve Yeşil Sol Parti’li isimler tarafından “boykot yok” açıklamaları geldi.

Sahte hesapların yanı sıra birçok sanal medya kullanıcısının yaptığı “boykot” çağrılarına da tepkiler gelmeye devam ediyor.
Gazeteci Meltem Akyol, “Boykot çağrısı yapan Tırşikçi Kürtler bu toplumu manipüle ediyor. Bunların hepsi 14 Mayıs’ta oyunu Erdoğan’a, AKP’ye bastı. Herkese boykot deyip 28 Mayıs’ta da oylarını Erdoğan’a verecekler. Kanmayın, değişim sizin elinizde. Sandığa gidin ve oy kullanın…” mesajı verirken gazeteci Ferzad Penaber, “Boykot kampanyası yürütenler gidip Erdoğan’a verecekler. Kimi yurtsever gençler de bunların etkisinde kalıp çevresine yayıyor. Sandığa git, oyunu kullan. Erdoğan’ın varlığı Kürtlere zarar” paylaşımı yaptı.

Sahte hesaplardan yapılan boykot çağrılarına dönük kimi tepkiler şöyle:

*Yazar Gün Zileli: Şu kritik durumda boykot lafları etmek kimin işine yarar, iyi düşünmek gerekir. Eleştirisi olan (benim de var) bunları 28’inden sonrasına saklasın. Bugün her olumsuz tavır iktidarın işine yarar.

*Gazeteci Mehmet Kızmaz: Kimsenin boykot vs. çağrısı yapma hakkı yok! Evet eleştirilecek çok şey var ama bu aşamada, seçmeni sandığa gitmeme yönünde bir yönlendirmede bulunmak; yıllardır demokrasi, hukuk, adalet, eşitlik, barış için çok ağır bedel veren insanlara insafsızlık olur. Kimsenin buna hakkı yok!

*Siyaset Bilimci Fırat Acar: Ümit Özdağ’a ve derin devletin Kürd ve Alevi fobisine rağmen benim ve çevremdeki tüm dostlarımın oyu Dersimli Kemal’e. Boykot diyen Kürd dostlarım sizleri anlıyorum ama boykot sadece bu bağnaz ve faşistlere yarayacak. Ve ben günahımı bile bu bağnazlara vermeyeceğim.

*İnsan hakları savunucusu Aram Nistiyan: Kılıçdaroğlu kamuoyuna Kayyım anlayışı ile ilgili net bir şekilde açıklama yapmalı. BOYKOT diyen trolleri de dinlemeyin lütfen. Değişim için kararlı adımlarla ilerlemeye devam edelim. Tek bir oy ile baharı getirebilirsin. Bahar gelsin YAZ’ı şekillendirelim hep birlikte.

*Gazeteci Cahit Mervan: AKP’nin trolleri bilinçli olarak Özdağ’ı konu yaparak Kürtleri sandıktan uzak tutmaya çalışıyorlar. Boykot örgütlemek istiyorlar. Hiç kimse bu tuzağa düşmemeli. Kürtlerin diktatörü yıkma gibi stratejik bir hedefleri var. Özdağ bu meselede bir ayrıntı bile değil.

*Avukat Orhan Sıcakyüz: Boykot etmeyeceğiz, kararlılıkla da sandığına gideceğiz ama kendi iç sorgulamamızı acilen yapmamız gerekir, son 5 yılın bütün politik kadrolarının değişmesi artık elzem bir hal aldı. Eş başkanlar istifa edip bunu deklere ederse halkta muazzam bir moral ve sinerji yaratacaktır.”

HABER MERKEZİ

#İktidarın #seçim #stratejisi #Montajlı #görüntülerden #sonra #sahte #hesaplardan #boykot #çağrısı

MED- DER, öğrencilerine sertifikalarını verdi

MED- DER, 15 Mayıs Kürt Dil Bayramı haftası vesileyle Kürtçe dil kursunda başarılı olan öğrencilerine sertifikalarını verdi

Mezopotamya Dil ve Kültür Araştırma Derneği (MED-DER), 15 Mayıs Kürt Dil Bayramı haftası vesileyle düzenlediği etkinlikte, Kürtçe dil kursuna katılan ve kursta başarı sağlayan öğrencilerine, başarı sertifikalarını takdim etti.

Etkinlik, Amed’in Peyas (Kayapınar) ilçesine bağlı Gaziler semtinde bulunan dernek binasında yapıldı. Etkinliğe, Yeşiller Sol ve Gelecek Parti (Yeşil Sol Parti), Demokratik Bölgeler Partisi (DBP), Halkların Demokratik Partisi (HDP) İl Örgütünün yanı sıra Amed Tabip Odası, Amed 78’ler Girişimi Derneği ve çok sayıda kişi katıldı. Etkinliğin yapıldığı bahçeye “ Zimane Kurdî Kilîda Azadiya Gelê Kurd e” ve “15 ê Gulanê Cejna Zimanê Kurdî Piroz Be” pankartları asıldı.

Etkinlikte ilk konuşmayı yapan MED-DER yöneticisi Rıfat Ronî, Kürtlerin “kardeş” olarak nitelendirilmesine rağmen Kürtçenin eğitim dili olarak kabul edilmemesine tepki gösterdi. Kürtçenin, eğitim dili olana kadar mücadele edecekleri vurgusunu yapan Ronî, “Ehmedê Xanê, Feqiyê Teyran, Melayê Cizîrî ve Kürt alfabesinin kurucusu Mîr Celadet Elî Bedirxan’ın hayallerini gerçekleştireceğiz” dedi.

Ardından MED-DER Eşbaşkanı Şükran Yakut Kirmanckî yaptığı konuşmasında, “Bizler evimizden başlayarak, sokakta, çalışma yerimizde, siyasette kısacası yaşamın her yerinde ana dilimizi konuşmalıyız. Ana dilimiz eğitim dili olana kadar bu mücadelemiz sürecektir” ifadelerine yer verdi.

Etkinlik stranlar ve halaylarla son buldu.

HABER MERKEZİ

#MED #DER #öğrencilerine #sertifikalarını #verdi

Çocuk istismarı failine tutuklama talebi reddedildi

Silopiya’da 10 yaşındaki çocuğa cinsel istismarda bulunan failin tutuklanması talebi mahkeme heyeti tarafından reddedildi

Şirnex’ın Silopiya (Silopi) ilçesinde 2021 yılında 10 yaşında ki C.E. isimli kız çocuğuna sistematik cinsel istismarda bulunan Kadir M. isimli şahıs hakkında “Nitelikli cinsel istismar” suçlamasıyla Cizre 1’inci Ağır Ceza Mahkemesi’nde açılan davanın ilk duruşması görüldü.

Duruşmaya C.E.’nin ailesi ve avukatları hazır bulunurken, C.E., Ses ve Görüntü Bilişim Sistemi ile (SEGBİS) ifade verdi. Tutuksuz yargılan fail ise duruşma salonunda hazır edildi. Şirnex Barosu Çocuk ve Kadın Hakları Komisyonu avukatları, Silopiya Belediyesi Taybet Ana Kadın Dayanışma Merkezi, Silopiya Belediyesi Kadın Politikalar Müdürlüğü, Silopi Belediye Eşbaşkanı Adalet Fidan ile çok sayıda kişi duruşmaya katıldı.

Kendini mağdur gibi gösterdi

Kimlik tespitiyle başlanan duruşmada ilk olarak fail Kadir M. savunma yaptı. Kendisine iftira atıldığını ileri süren Kadir M., “Aileme ben bakıyorum, 8 tane çocuğum var ve çok mağdurum. Devletime hizmet etmek içim her zaman hazırım” ifadelerinde bulundu. C.E’nin avukatı, failin tutuklu olarak yargılanmasını talep etti.

Ardından ifadesi alınan C.E., Kadir M.’nin kendisine yönelik cinsel istimarda bulunduğunu belirterek, “Yaşadıklarımı okulda öğretmeni ve aileme anlattım” dedi.

Savunma yapan fail Kadir M.’nin avukatı İsmail Bilin ise ailenin çelişkili beyanlarda bulunduğunu ileri sürerek, müvekkili hakkında beraat talebinde bulundu.

Ertelendi

Mütalaasını sunan Savcı, failin tutuklanmasını talep etti. Verilen aranın ardından Mahkeme Heyeti, failin tutuksuz yargılanmasına karar vererek, dosyadaki eksik hususların tamamlanması gerekçesiyle bir sonra ki duruşmayı 27 Eylül’e erteledi.

HABER MEKEZİ

#Çocuk #istismarı #failine #tutuklama #talebi #reddedildi

KHK eyleminde 28 Mayıs’ta sandıklara gitme çağrısı

KHK ile ihraç edilen kamu emekçilerinin işlerine geri dönmesi talebiyle yapılan 255’inci hafta oturma eyleminde, ikinci tur seçiminde herkese oy kullanma çağrısı yapıldı

Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası (EĞİTİM SEN) İzmir 2 Nolu Şube, Kanun Hükmünde Kararname (KHK) ile ihraç edilen kamu emekçilerinin işlerine iade için düzenlediği oturma eylemine 255’inci haftasında devam etti. Karşıyaka İskelesi karşısında yapılan eylemde sık sık, “Birleşe birleşe kazanacağız” ve “Gün gelecek devran dönecek AKP halka hesap verecek”, “Direne direne kazanacağız” sloganları atıldı. Basın açıklamasına siyasi parti temsilcileri, sivil toplum kuruluşları temsilcileri destek verdi.

Basın açıklamasını okuyan EĞİTİM SEN İzmir 2 Nolu Şube Kadın Sekreteri Zeliha Danyeli, iktidarın seçim sürecinin her adımında milliyetçi ve kutuplaştırıcı politikaları ile toplumu gerdiğini söyledi. Seçime değil, adeta savaşa gider gibi bir atmosfer yaratıldığını vurgulayan Danyeli, “Başta işçiler ve emekçiler olmak üzere, halkı daha fazla yoksulluk ve işsizlikle karşı karşıya bırakan, her geçen gün gittikçe derinleşen ekonomik kriz, hayat pahalılığı, güvencesiz çalışma ortamı ve 6 Şubat depreminin iktidar eliyle felakete dönüşüp daha fazla ölüm ve yıkım yaşatması gibi yakıcı sorunlar iktidar blokunun yarattığı bu atmosfer ile perdelenmiştir” dedi..

Oy kullanma çağrısı

Çocuk istismarını meşrulaştıran gerici ve ataerkil zihniyeti, kadınların eşitlik ve özgürlük mücadelesinin değiştireceğini belirten Danyeli, “28 Mayıs’ta gerçekleşecek Cumhurbaşkanlığı seçimi Tek Adam Rejimine karşı bir referandum olma niteliğinde olduğunu biliyoruz. Buradan hareketle çok daha önemli hale gelen, 28 Mayıs’ta gerçekleştirilecek olan Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde tercihimizi yine demokratik parlamenter sistemden, emek ve demokrasiden yana kullanacağız. Bir avuç insanı zenginleştirirken topluma açlığı ve sağlıksızlığı dayatan bu iktidardan kurtulmak, kadınların özgür oldukları, şiddet nesnesi kılınmadıkları, sahiplendirilip öldürülmedikleri yarınlar ve KHK hukuksuzluğunun son bulması için, herkesi oy kullanmaya çağırıyoruz” diye konuştu.

HABER MERKEZİ

#KHK #eyleminde #Mayısta #sandıklara #gitme #çağrısı

Mülteci Dayanışma Platformu: Nefret söylemi terkedilmeli

İzmir Mülteci Dayanışma Platformu, seçim propagandası için mültecileri hedef alınmasına tepki göstererek, ‘Linç kültürüne hizmet eden bu söylemlerin derhal terkedilip gerçek sorunlara dair çözüm önerilerini dillendirmeye davet ediyoruz’ dedi

İzmir Mülteci Dayanışma Platformu, seçim döneminde mültecilere karşı artan ırkçı söylemlere yönelik Alsancak Türkan Saylan Kültür Merkezi önünde basın açıklaması yaptı.

Zehirli dil zarar verir

Açıklamayı yapan İzmir mülteci Dayanışma Platformu üyesi Meral Kaban, tarafların propaganda için tercih ettikleri dilin ilk seçimdeki uzlaşmacı, toparlayıcı dilden uzaklaştığını kaygıyla takip etttiklerini belirterek, “14 Mayıs’ta gerçekleşen seçimde milliyetçilik ve mülteci düşmanlığı siyaseti yaparak seçime giren adaya verilen oyların oranının ikinci tur sonuçlarını etkileyecek düzeyde olması ve sırf bu kitlenin oylarını alabilmek sebebiyle bizce toplumda nefreti körükleyecek, düşmanlığı çoğaltacak ve geri dönüşü olmayan üzücü olayların gerçekleşmesine sebebiyet verecek bir dil ile konuşulmaya başlandı.

Mitinglerde, tv ekranlarında, sosyal medyada kullanılan bu zehirli dil toplumun en alt katmanında bulunan mülteciler için olduğu gibi aynı zaman ve sebeple hak talep eden bütün taraflara zarar verecektir” dedi.

Mültecileri ‘günah keçisi’ ilan etmek doğru değil

Ülkenin doğru bir mülteci politikasının olmadığını eleştiren Kaban, Cenevre Sözleşmesi’ni hatırlatarak, “Hak ve adaletten yana olduğunu iddia eden tüm siyasi parti ve liderlerinin, mülteci haklarını tanımaları beklenirken, aksine her fırsatta ve yaşanan her olumsuzlukta mültecileri sorumlu tutmaları, onları ‘günah keçisi’ ilan etmeleri, hem nefret söylemi doğru değildir” diye belirtti. Türkiye’de nefret söylemi ile nefret suçu arasındaki mesafenin çokta uzak olmadığı vurgulayan Kaban, “Yükselen ırkçılık, oluşturulan nefret iklimi, ona hizmet eden şoven dil ve söylemler düşünüldüğünde zaten dezavantajlı olan mültecilerin, gelecek ve de yaşam hakkı ile ilgili kaygılarının her geçen gün artarak devam etmektedir” şeklinde konuştu.

‘Linç kültürüne hizmet eden söylem terkedilmeli’

Kaban, hiçbir seçim sonucunun insan hak ve yaşamından önemli olmayacayağını belirterek, “Dezavantajlı herhangi bir kesimi düşman ve öteki olarak gösteren hiçbir siyaset yüzde 99,9 oyla dahi seçilse meşru olmayacaktır. Bizler mülteci hak savunucuları olarak, hangi siyasi cephe/ittifaktan geldiğine bakmaksızın, linç kültürüne hizmet eden bu söylemlerin derhal terkedilip, mülteci hakları başta olmak üzere, gerçek sorunlara dair çözüm önerilerini dillendirmeye davet ediyoruz. Zira haklardan yararlanmak için vatandaş değil, insan olmanın yeterli olduğunu belirtiyor ve aksi halde yaşanan tüm olumsuzluklarda bu dil ve söylemin sahiplerinin sorumlu olduklarını hatırlatıyoruz” ifadelerinde bulundu.

HABER MERKEZİ

#Mülteci #Dayanışma #Platformu #Nefret #söylemi #terkedilmeli

Mêrdîn’de gözaltına alınan 24 kişi serbest bırakıldı

Mêrdîn’de gözaltına alınan aralarında DİSK Genel İş Şube Başkanı’nın da olduğu 24 kişi ifade işlemlerinin ardından serbest bırakıldı

Mêrdîn’de dün ve bugün yapılan ev baskınlarında gözaltına alınanların işlemleri tamamlandı. Dün aralarında HDP ve DBP’nin eski yöneticilerinin de olduğu isimlerin de aralarında olduğu 17 kişi gözaltına alındı. Gözaltına alınanlar Jandarma Komutanlığı’ndaki işlemlerinin ardından peyderpey serbest bırakıldı. Gözaltına alınanların bir kısmına 2014 yılında katıldıkları siyasi faaliyetleri suçlama konusu olarak yönetildi.

Öte yandan bugün sabah saatlerinde Kerboran’da (Dargeçit) yapılan ev baskınında gözaltına alınan Merve Oğuz ifade işlemlerinin ardından serbest bırakılırken, DİSK Genel İş Mêrdîn Şube Başkanı Rahmi Güneş ile eşi Şükran Güneş, kardeşi Ali Güneş, Ali Güneş’in çocukları Dilbirin ve İsmail Güneş ile Mahmut Alğan’ın da Pınardere Karakol Komutanlığı’ndaki işlemleri tamamlandı. İfade işlemlerinin ardından Güneş ailesi de serbest bırakıldı.

HABER MERKEZİ

#Mêrdînde #gözaltına #alınan #kişi #serbest #bırakıldı

BM’ye Mexmûr çağrısı: Abluka kaldırılsın

Solothurn kentinde yapılan eylemde, BM ve yetkili kurumlara Mexmûr kampındaki ablukayı bir an önce durdurulması çağrısı yapıldı

İsviçre’nin Solothurn kentinde, Mexmûr kampına yönelik Irak ordusunun ablukası protesto edilerek, halkın direnişi sahiplenildi.

Bahntofplatz’ta bir araya kitle burada Türkiye ve KDP yönetiminin desteği altında Mexmur kampının etrafının demir tellerle kapatılması girişimine karşı halkın sürdürdüğü direnişin sahiplenildiği sloganlar atıldı.

Eylemde konuşan Şehit Firaz Dağ Halk Meclisi adına Eşbaşkan Kaya Demir BM’ye ve yetkili kurumlara çağrı yaptı. Demir, “20 bin insanın yaşadığı Mexmur 20 Mayıs’tan bu yana ağır silahlarla ve askeri yığınakla kuşatılmak istenmektedir. BM denetimde olan Mexmur 5 gündür bu kuşatma girişimine karşı direniş göstermektedir. Başta BM olmak üzere yetkili kurumlara bu kuşatma girişiminin bir an önce durdurulması çağrısında bulunuyoruz” dedi.

Avrupa gençlik hareketleri TCŞ ve TekoJIN aktivistleri tarafından eylem alanında yapılan açıklamada “Direnişten asla vazgeçmeyeceğiz. Direnişimizi zaferle taçlandıracağız her yerde alanlarda eylemlerde olacağız “denildi.

Eylem yapılan konuşmaların ardından sloganlarla sonlandırıldı.

HABER MERKEZİ

#BMye #Mexmûr #çağrısı #Abluka #kaldırılsın