Ana Sayfa Blog Sayfa 442

İzlandalı eski bakan: İmralı adası baskı ve şiddet laboratuvarı

İzlanda eski Adalet ve İçişleri Bakanı Ögmundur Jónasson, İmralı Adası’nın baskı ve şiddet laboratuvarı olduğunu belirti

PKK Lideri Abdullah Öcalan, uluslararası komployla 15 Şubat 1999’da getirildiği Türkiye’de, 24 yıldır İmralı F Tipi Yüksek Güvenlikli Cezaevi’nde ağır tecrit koşullarında tutuluyor. Haber alınamama haline dönüş tecride karşı harekete geçen 3 farklı ülkeden 3 kişilik Uluslararası İmralı Barış Delegasyonu, Türkiye’ye ziyarette bulundu. Delegasyon, İmralı tecridine karşı Asrın Hukuk Bürosu başta olmak üzere sivil toplum örgütleri ile tecrit gündemli görüşmeler gerçekleştirdi. Heyette yer alan İzlanda eski Adalet ve İçişleri Bakanı Ögmundur Jónasson, Mezopatamya Ajansı’na değerlendirme de bulundu.

İmralı baskı ve şiddetin laboratuvarı

Jónasson, delegasyonun PKK Lideri Abdullah Öcalan’a odaklandığını belirterek, çalışmalarını da bu kapsamda sürdürdüklerini kaydetti. Jónasson, İmralı Ada Cezaevi’nin bir laboratuvar gibi işlediğini vurgulayarak,  “Türkiye’deki baskı ve şiddetin laboratuvarı. İmralı, barışın ve demokrasinin laboratuvarı da olabilir. Öcalan’ın bu konudaki önemini anlamak için ‘barış’ sürecine gidebiliriz. O dönemde kapılar bir süre açıldığında, Öcalan’ın Kürt meselesi ile ilgili çözüm ve demokratikleşme ile ilgili söz hakkı vardı. Bunu iyi kullandı. Bu hem Kürtlere hem de Türkiye’deki halklara umut verdi. Bu çok önemli. Tekrardan bir barış sürecinden bahsedeceksek eğer, İmralı’nın kapıları tekrardan açılmalı. Bizim talebimiz tam olarak budur” dedi.

Öcalan’ın paradigması dünyada yayılabilir

Jónasson, İmralı tecrit sistemine işaret ederek, “İmralı’da ortaya çıkan yeni sistemler, Türkiye’deki geri kalan cezaevlerine yayılıyor. Bunu gözlemiyoruz, Avrupa Konseyi ile paylaşacağız” diye belirtti.  Abdullah Öcalan’ın “Kadın özgürlükçü, ekolojik ve demokratik” paradigmasına değinen Jónasson, Abdullah Öcalan’ın demokratik konfederalizm, toplumsal cinsiyet eşitliği ve çevreye dair yaklaşımları hem Ortadoğu’da hem de dünyada uygulanabilir olduğunu söyledi.

AB Türkiye üzerine baskı kurmalı

Uluslararası komploda Avrupa’nın rolüne de değinen Jónasson, “Uluslararası bir kurum olarak Avrupa, Öcalan’ı ve Kürt halkını hayal kırıklığına uğrattı. Bunu yapmaya da devam ediyor. AB’nin, dünyanın tüm haklarından özür dilemesi gerekiyor. Onları hayal kırıklığına uğratmaması, yarı yolda bırakmaması gerekiyor. AB, Türkiye üzerinde baskı kurup, bütün insan hakları ihlallerinin kaldırılmasını sağlamalıdır. Abdullah Öcalan’ın da haklarına erişimini sağlaması gerekiyor. Özellikle bu konuda büyük bir baskı uygulaması gerekiyor” diye konuştu.

Halkların baskısı ile değişim mümkün

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM) Abdullah Öcalan ile ilgili 18 Mart 2014 tarihli kararını hatırlatan Jónasson, “Türkiye’nin NATO üyesi olması ve AB ülkelerinin müttefiki olması nedeniyle bu karar uygulanmıyor. Ben Kürt hareketlerini destelemeye devam edeceğim. Çünkü halkların devletlere uyguladığı baskı ile değişim mümkün. Biz de bunu desteklemek için buradayız” şeklinde konuştu.

Direniş başarıya ulaşacak

Jónasson, değişimin kaçınılmaz olduğunun altını çizerek, “Kürt hareketinin uzun yıllardır gösterdiği cesaret, tutarlılığı, ısrarı nedeniyle mutlaka bir değişim olacağına inanıyorum. Ne zaman Avrupa Konseyi’nin önünden geçsem, mutlaka bir grup Kürt’ün, tecridin kaldırılmasıyla ilgili sloganlar attığını görüyorum. Bu bana umut veriyor. Değişim olup olmayacağı artık merak konusu değil. Değişimin ne zaman olacağı artık önemlidir. Kürt halkının politik direnişine büyük bir hayranlık duyuyorum. Eninde sonunda başarılı olacaklarına inanıyorum” sözlerini kullandı.

Değişim halklarla olacak

Değişimin de halkla olacağını vurgulayan Jónasson, “Benim AB ülkelerine hiçbir güvenim yok. NATO’ya ya da uluslararası kurumların hiçbirine güvenim yok. Asıl güvendiğim şey; Türkiye halklarının büyük değişim yaratabileceği. Bu değişim olduğunda farklı şeyler olacaktır. Dünyanın hiçbir yerinde devletler halkın tutarlı direnişi ve baskısı olmadan değişime açık olamazlar. Bu yüzden halka güveniyorum. Ancak halkın öz, yerelden örgütlenmesi ile bu değişimin sağlayacağına inanıyorum” dedi.

Haber: MA / Mehmet Aslan

 

#İzlandalı #eski #bakan #İmralı #adası #baskı #şiddet #laboratuvarı

Halay çektikleri için gözaltına alınan gençler adliyeye sevk edildi

Halay çekerken polisin engellemesine karşı çıktıkları için yaşanan arbedede ters kelepçeli bir şekilde yüz üstü yatırılıp mehter marşı dinletilerek gözaltına alınan 4 genç adliye sevke edildi

Kadıköy Moda sahilinde Kürtçe müzik eşliğinde halay çeken gençlerin müzik hoparlörüne el koyan polise, gençler karşı çıktı. Bunun üzerine polis havaya ateş açarak, 4 genci gözaltına aldı.

Gözaltına alınan gençlerin akıbeti hakkında bilgi edinmezken, gece geç saatlerde sanal medyada birçok hesap tarafından gözaltına alınan ve ters kelepçeli bir şekilde yüz üstü yatırılmış gençlerin görüntüleri paylaşıldı. Görüntülerde polis arabasından da mehter marşının çaldığı ve gençlere zorla dinlettirildiği görüldü.

Nerede tutulduğu öğrenilmeyen gençlerin Kartal’da bulunan Anadolu Adliyesi’ne sevk edildiği öğrenildi.

İSTANBUL

 

#Halay #çektikleri #için #gözaltına #alınan #gençler #adliyeye #sevk #edildi

Çiçek Otlu: Meclis’te kadın düşmanı politikalar artacak, sözümüzü söyleyeceğiz

Yeşil Sol Parti İstanbul Milletvekili Çiçek Otlu, ‘Kadın düşmanı politikaların yükseltileceği görülüyor. Sokakta sözümü söylemeye devam edeceğiz’ dedi

Genel seçimler ile Meclis’in 28. Döneminde görev alacak milletvekilleri belirlenirken, Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde maraton sürüyor.

Kadın kazanımlarını ve “Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun” olan 6284 Sayılı kanun karşıtı Cumhur İttifakı’nın seçim ortaklarından HÜDA PAR ve Yeniden Refah Partisi de Meclis’te yer aldı.

Bu partiler kadınlar ve LGBTİ+’lar üzerinden ayrımcı politikalarla propaganda yapmaya devam ediyor. Bununla birlikte Meclis’te yer alan 600 vekilden 473’ü erkeklerden oluştu.

MA’dan Esra Solin Dal’ın haberine göre; 14 Mayıs sonrası oluşan siyasal gündemi değerlendiren ve 49 kadın vekil ile temsil edilen Yeşil Sol Parti listesinden İstanbul Milletvekili seçilen Çiçek Otlu, Meclis’te kadın düşmanı politikaların yükseltileceği görülüyor diyerek mücadele edeceklerini söyledi.

Çözümü sahiplenen bir kesim var

Kürtlerin 14 Mayıs seçimlerinde büyük önem verdiğini ve yoğun bir katılım gösterdiğini söyleyen Otlu, “Seçim sonuçlarıyla beraber şu gerçek açığa çıktı. Sonuç ne olursa olsun, bu ülkede Kürt sorununun çözümü, İmralı’da ağırlaştırılmış tecridin kaldırılması, cezaevlerindeki sorunların çözümü ile kadınların yaşadığı sorunlar ve Alevilerin bütün taleplerini sahiplenen bir kesim olduğunu görmek gerekiyor. Bu topraklarda mücadeleci ve direnişçi bir geleneğin olduğunu kimse unutmamalı” diye konuştu.

Faşizmi geriletmek için örgütlenmek gerek

Seçimlerle birlikte kitle örgütlenmesine ihtiyaç olduğunun açığa çıktığını kaydeden Otlu, “Biz mücadelemizi halkların talepleri üzerine kurmalıyız. Çünkü işçi ve emekçilerin, kadınların, gençlerin daha çok İslamcı, politik kesim arasında kaldığını görüyoruz. İşçi sınıfının ve emekçi halkımızı yeniden saflarımızda örgütlendirmeyi başardığımız koşullarda, faşist rejimi geriletmek ve onu yenmek mümkün olabilir” diye aktardı.

Meclis’teki aritmetik

Eşit temsiliyetin Yeşil Sol Parti’nin en önemli hedeflerden biri olduğunun altını çizen Otlu, “Meclis aritmetiğine baktığımızda, Meclis’e giren kadın sayısının 127 kadın olduğunu söyleyebiliriz. Bu sayıyı da yükselten, Yeşil Sol’un kadın vekilleridir. Son verilere baktığımızda, Meclis’te erkek siyasetinin daha fazla olacağı, eril dilin daha fazla konuşulacağı ve kadın düşmanı politikaların yükseltileceği görülüyor” şeklinde konuştu.

Sözümüzü söylemeye devam edeceğiz

Meclis’te kadın dili ve kadın siyasetinin öne çıkması gerektiğini vurgulayan Otlu, “Bunu en net Yeşil Sol Parti gösterecektir. Kadın özgürlük mücadelesinin ilkelerini sahiplenerek, sadece Meclis’te değil, sokak mücadelesinde örgütleyerek bunu yapmayı hedefliyor. Bu yüzden Meclis’te ve sokakta sözümüzü söylemeye devam edeceğiz” dedi.

HABER MERKEZİ

 

#Çiçek #Otlu #Mecliste #kadın #düşmanı #politikalar #artacak #sözümüzü #söyleyeceğiz

Bir eli olmayan hasta tutuklu tekli hücreye konuldu

Düzce T Tipi Kapalı Cezaevi’nde bulunan hasta tutuklu Sinan Tutmaz, bir eli olmamasına rağmen tekli hücreye konuldu. Baba Tutmaz oğlunun yaşadıklarına, ‘İnsanın vicdanı kabul edebilir mi?’ sözleri ile tepki gösterdi

Mersin’in Akdeniz ilçesinde 28 Kasım 2011’de meydana gelen patlamada ağır yaralanan Sinan Tutmaz, kaldırıldığı hastaneden taburcu edilmesinin ardından tutuklanarak cezaevine gönderildi.

Patlamada sol elini kaybeden, yüz felci geçiren ve kulak zarı patlayan Tutmaz hakkında, yargılamalar sonucunda “örgüt üyeliği” iddiasıyla 25 yıl hapis cezası verildi. Son olarak Düzce T Tipi Cezaevi’ne sevk edilen hasta tutuklu Tutmaz, tekli hücreye konulduğunu aktardı.

Tutmaz’ın babası Edim Tutmaz, oğlunun 2011 yılında Mersin’de bir düğün sırasında önüne düşen cismi yerden kaldırdığı sırada elinde patlaması sonucu elini kaybettiğini, patlamanın etkisiyle vücudunun zarar gördüğünü söyledi. Olayın ardından Tutmaz’ın patlayıcı madde ile ilişkilendirilip “örgüt üyeliği” iddiasıyla tutuklandığını aktaran baba Tutmaz, “Oğlum Sinan ne kimseye bir zarar verdi ne de kimseyi öldürdü ama 25 yıl ceza verdiler” diye belirtti.

Oğlunun sağlık sorunlarının artması üzerine İnsan Hakları Derneği’ne (İHD) başvurduklarını belirten Tutmaz, tüm itirazlara rağmen Adli Tıp Kurumu’nun (ATK) kayıtsız kaldığını söyledi.

Oğlu ve diğer tutukluların cezaevinde sistematik hak ihlallerine maruz kaldıklarını dile getiren Tutmaz, “Cezaevi idaresinde hak ve adalet yok. Çocuklarımızın elektriğini, suyunu kesiyor. Şiddet uygulayıp, zulüm ediyorlar. Onları askeri hizaya sokup, tek sıra halinde ayakta sayımı dayatıyorlar. Yüz yüze ve telefon ile görüşlerini yasaklıyor. Bu uygulamalara karşı ise çocuklarımız açlık grevine giriyorlar. Bu sefer ise açlık grevine girdikleri için hücre cezası veriyorlar. Çünkü hücrelerin boş kalmasını istemiyorlar. Oğlum Sinan’ı tüm rahatsızlıklarına rağmen tek kişilik hücreye koymuşlar” dedi.

Tutmaz, oğlunun tüm sağlık sorunlarına rağmen tek kişilik hücreye konulmasının insan hakkı ihlali olduğunu belirterek, “Halkımıza, politik tutuklularımıza bu haksızlıkları yapmayı bırakın. Bir eli, bir kulağı ve bir gözü olmayan bir hastanın tek kişilik hücreye konulmasını insanın vicdanı kabul edebilir mi?” diye sordu.

Haber: İbrahim Irmak / MA

#Bir #eli #olmayan #hasta #tutuklu #tekli #hücreye #konuldu

Soylu’nun hedef gösterdiği Oy ve Ötesi’nin gönüllü sayısı 200 bini aştı

İçişleri Bakanı Süleyman Soylun’un hedef gösterdiği Oy ve Ötesi Derneği, 28 Mayıs’ta sandıkta görev almak isteyen gönüllü sayısının 200 bini aştığını, 14 Mayıs seçimine göre üçe katlandığını açıkladı

İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun İstanbul Gaziosmanpaşa’da bulunan Gümüşhane Kelkit Çimenli Köyü Derneği’ni ziyareti sırasında yaptığı konuşmada, “Oy ve Ötesi diye bir dernek orada olamaz. Bu. Oraya giriyorlar ve orayı terörize ediyorlar, baskı kurmaya çalışıyorlar. Buna müsaade etmemek lazım. Bunların oraya girip sandıklarda oy kullanan insanlara baskı yapmaları seçim hukukuna aykırıdır. Bunlar polislere baskı yapıp, ‘Bu sandıklarla beraber biz gideceğiz’ diyorlar. Siz Gezici’siniz, biz sizi biliyoruz” sözlerinin ardından  Oy ve Ötesi Derneği’nden sandık güvenliğine dair açıklama geldi.

Milliyet gazetesinden Gülden Gelbal’in haberine göre, Bu Oy ve Ötesi Derneği, 28 Mayıs seçimlerinde sandık başında görev almak isteyen gönüllü başvurusunun 200 bini aştığını belirtti. Oy ve Ötesi 14 Mayıs seçimlerine oranla sandık gözlemcisi olmak isteyenlerin sayısının 3’e katlandığını duyurdu. 14 Mayıs’ta ülke genelinde 72 bin sandık gözlemcisi gönüllünün yer aldığını açıklayan dernek yetkilileri, kişilerin eğitim almadan sandık başında fayda sağlamalarının mümkün olmayacağını ve her gönüllünün mutlaka çevrimiçi ya da yüz yüze gözlemcilik eğitimi almış olması gerektiğini kaydetti.

Dernek yetkililerinin verdiği bilgiye göre, 18 yaşını doldurmuş ve seçme hakkına sahip her Türkiye vatandaşı, Oy ve Ötesi Derneği gibi bu alanda faaliyet gösteren platformlara ya da partilere başvurarak sandık gözlemcisi olabiliyor.

Derneğin eğitimlerine ilişkin de şu açıklama yapıldı:

“Eğitimlerde seçim gününün akışı, yasal dayanaklar ve seçim günü için derlenen barışçıl davranış tavsiyeleri. Gönüllülerimizin gün sonunda ilan edilen sandık sonuç tutanaklarını fotoğraflayarak sistemimize yüklemeleriyle anında oluşan veriler ise talep eden tüm siyasi partilerle paylaşıyoruz. Bununla birlikte her seçmenin sayımları izleme hakkı var.”

HABER MERKEZİ

#Soylunun #hedef #gösterdiği #Ötesinin #gönüllü #sayısı #bini #aştı

Jîna Emînî’nin mezarı tahrip edildi

Molla rejimi tarafından katledilen Jîna Emînî’nin mezarı bir kez daha tahrip edildi

İran’ın başkenti Tahran’da başörtüsü İslama uygun olmadığını gerekçesiyle gözaltına alınarak işkenceyle katledilen Jîna Emînî’nin, Seqiz kentinde bulunan Ayçi Mezarlığı’ndaki mezarının tahrip edildiği belirtildi. Aile, mezarı yeniden yapacağını vurguladı. Emînî’nin mezarı daha önce de mezarı tahrip edilmiş, aile yeniden yapmıştı.

DIŞ HABERLER

#Jîna #Emînînin #mezarı #tahrip #edildi

Yurt dışında oy kullananların sayısı 1 milyonu aştı

Cumhurbaşkanı seçiminin ikinci turunda yurt dışında kullanılan oy 1 milyon 38 bini aştı

Cumhurbaşkanı Seçiminin, 28 Mayıs’ta yapılacak ikinci tur oylaması için yurt dışı seçmen kütüğüne kayıtlı seçmenlerin temsilciliklerde ve gümrüklerde oy kullanımı devam ediyor.

Yüksek Seçim Kurulunun açıklamasına göre, yurt dışı seçmen kütüğüne kayıtlı seçmenlerden, yurt dışı temsilcilikler ve gümrüklerde oy kullananların toplam sayısı, ikinci günde (dün) saat 19.35 itibarıyla 1 milyon 38 bin oldu.

Yurt dışı temsilciliklerde oy verme işlemleri 24 Mayıs’ta sona erecek, gümrüklerde ise 28 Mayıs saat 17.00’ye kadar devam edecek.

Cumhurbaşkanı Seçimi’nin 14 Mayıs’ta yapılan ilk tur oylamasında, 5 günde toplam 697 bin 577 seçmen sandığa gitmişti.

İSTANBUL

#Yurt #dışında #kullananların #sayısı #milyonu #aştı

Kürt gelininin isyan anıları

İhsan Nuri Paşa’nın eşi İstanbullu bir Türk olan Yaşar Hanım’ın anıları geçtiğimiz günlerde kitap olarak yayınlandı. Anılar İstanbul’dan başlayıp Tahran’da son bulan bir ömrün, bir yolun anıları…

Hüseyin Kalkan

Ağrı İsyanı’nın lideri İhsan Nuri’nin eşi Yaşar Hanım’ın anıları ilk kez kitap olarak yayınlandı. Cumhuriyet dönemi Kürt tarihinin çok önemli bir kesitine doğrudan tanıklık etmiş olan ve isyan günlerinde Ağrı’da bulunan Yaşar Hanım’ın anlattıkları, yeni Cumhuriyet’in bir fotoğrafını ortaya koyuyor. Yaşar Hanım bir ara ayrı düştüğü eşi ile buluşmak için uzun bir yolu göze alır. Anıların gün yüzüne çıkması bu uzun yolculuk sayesinde olur. İhsan Nuri Paşa İran’da öldükten sonra, Yaşar Hanım bu anıları Tarhan’da Eyub Barzani’ye teslim eder. Anılar Eyub Barzani ile birlikte İsviçre’ye götürülür. Tarihçi Sedat Ulugana bu anılara ulaşır ve Yaşara Hanım’ın yakın akrabası akademisyen Kumru Toktamış ile birlikte yayına hazırlar.

Kurdistan yolunda

Kurdistan’da uzun bir yolculuğu ve Ağrı İsyanı günlerini kapsayan anılar Kürt tarihi ve Cumhuriyet tarihi bakımından önemli. Anılarda Kürtlerin ve Türklerin tarihinde önemli olaylar ve isimler resmi geçit yapar

Yaşar Hanım’ın anılarında Kürtlerin ve Türklerin tarihinde önemli olaylar ve isimler resmi geçit yapar. Babasının ölümü üzerine ailesi ile birlikte askeri doktor olan ağabeyinin yanına gitmek için yola çıkarlar. Trabzon’a gitmek için bindikleri vapurda daha o zaman ismi katile çıkmış olan Topal Osman’a rastlarız. Cumhuriyetin “kahramanı” daha o gün katil, tacizci ve tecavüzcü olarak isim yapmıştır. Vapurdaki bütün kadınlar korku içindedirler Topal Osman ile yolculuk yapmak zorunda oldukları için. Yaşar Hanım ve annesi vapurun ambarında saklanarak kurtulurlar. Yaşar Hanım’ın tanıklık ettiği ve hakkında çok fazla bilgi olmayan önemli bir olay da Erzurum’daki ‘Şapka İsyanıdır’. ‘1925 Erzurum Hadisesi’ olarak kayıtlara geçer. Şapka takma zorunluluğuna isyan eden bir grup ayaklanır ancak cumhuriyet kuvvetleri bu ayaklanmaya bastırır ve 20 kişi idam edilir. Yaşar Hanım’ın Ağrı yolunda tanıştığı önemli Kürt simaları da var. Bunlardan biri Kürt romancı Mehmed Uzun’un romanı ‘Yitik Bir Aşkın Gölgesinde’ anlattığı Memduh Selim Bey’dir. Memduh Selim, Yaşar Hanım’ın Ağrı Dağı’nda İhsan Nuri Paşa ile buluşmasına yardımcı olur. Yardımcı olanlardan biri de bilindik Kürt simalarından Şükrü Sekban. Xoybûn’un Bağdat Şubesi Başkanı olan Sekban daha sonra yazdığı kitaplarla tartışmalı bir kişilik haline gelmiştir.

Büyük bir anlatı

Ağrı İsyanı tek bir anlatı değildir. Birçok parçadan oluşan büyük bir anlatıdır ve hala bazı parçaları tam olarak bilinmiyor. Yaşar Hanım’ın anıları bu büyük anlatının özel ve zarif bir parçasıdır

Ağrı İsyanı, Cumhuriyet’in ilk döneminde meydana gelmiş en kapsamlı, en sofistike ve en uzun sürmüş Kürt isyanıdır. 1925 yılında kendiliğinden başlayan isyan 1932 yılına kadar devam etmiştir. Süreç içinde Xoybûn önderlik eder. Xoybûn, Türk ordusunda bir subay olan İhsan Nuri’yi, ‘Paşa’ rütbesi ile Ağrı İsyanı’nı yönetmesi için Ağrı Dağı’na gönderdi. Ağrı İsyanı tek bir anlatı değildir. Birçok parçadan oluşan büyük bir anlatıdır ve hala bazı parçaları tam olarak bilinmiyor. Yaşar Hanım’ın anıları bu büyük anlatının özel ve zarif bir parçasıdır.

İlk karşılaşma

İhsan Nuri’nin eşi İstanbullu Yaşar Hanım’la olan hikayesidir. İhsan Nuri Paşa, Ağrı Dağı’na geçtikten sonra Yaşar Hanım eşinin yanına gitmek için harekete geçer. İstanbullu bir Türk olan Yaşar Hanım, Kurdistan’da görev yapan ağabeyinin yanına giderken İhsan Nuri ile karşılaşır. O esnada İhsan Nuri birkaç süvari eşliğinde Iğdır’dan Doğubeyazıt’a giderken Yaşar Hanım ile karşılaşır. Aileyi selamlar ve yoluna devam eder. Yaşar Hanım ağabeyine bu “yakışıklı zabit”in kim olduğunu sorar; işte İhsan Nuri ismi o an kulağına çalınır. Sonraki günlerde Tevfik Fikret’in şiirleri ile birbirlerine durmadan mektuplar gönderirler. İhsan Nuri, Yaşar Hanım’ın penceresinin dibinden ayrılmaz, karşılıklı şiirlerden kısa bir süre sonra evlenirler. Yıl 1922’dir. O sıralar İhsan Nuri, Bayezid şehri ve ayrıca hudut alayına kumandan olarak tayin edilir. Ancak araya giren Beytüşşebap İsyanı’ndan sonra ikisi ayrı düşer. Yaşar Hanım tekrar ağabeyinin yanına dönmek zorunda kalır. Ağabeyi Denizli’ye tayin olur. Bütün bunlar tabi ki yazıldığı gibi kolay olmaz, Yaşar Hanım’ın ağabeyi erken emekliliğe zorlanır. Yaşar Hanım ise İhsan Nuri Paşa’dan boşanmaya zorlanır. Ancak, Ağrı İsyanı ile birlikte eşinin Ağrı Dağı’nda olduğunu öğrenen Yaşar Hanım onun yanına gitmek için harekete geçer. Bu yolculuk o günün koşullarında 2 yıl sürer. Bu yolculuğu kitabı hazırlayanlardan olan ve aynı zamanda Yaşar Hanım’ın yakın akrabası olan Kumru Toktamış’ın kaleminden okuyalım. “…Devlet yetkilileri pek de medeni olmayan bir hukuksuzlukla -genç kadını İhsan Nuri’den imam aracılığı ile zorla boşarlar. Gelgelelim, birkaç sene sonra, Yaşar Hanım ve annesi İffet Hanım’la birlikte aylarca aylarca sürecek bir yolculuğa çıkıp İzmir, Mersin, Antakya, Halep, Kobane, Şam, Musul, Tebriz üstünden Ağrı’ya ulaşır. Artık Ağrı Dağı’nı tutmuş olan asilerin komutanı olan, İhsan Nuri Paşa’ya kavuşur. (s.20-21) Kürt isyancılar yenildikten sonra bir bölümü İran’a sığınır. Önce İhsan Nuri Paşa, sonra Yaşar Hanım Tahran’da vefat eder.(…) Yaşar Hanım vefat etmeden önce anıları Eyub Barzani’ye teslim eder. Elimizdeki kitap bu anılarından oluşuyor.”

*

Künye

Ağrı İsyanı’nda İstanbullu Bir Kadın

Yaşar Hanım’ın Anıları

Sedat Ulugana-Kumru Toktamış

Dipnot Yayınları

#Kürt #gelininin #isyan #anıları

Kaz Dağları’nda bir zehirli atık havuzu daha

CVK Madencilik, Çanakkale’nin Yenice ilçesinde mevcut 300 bin tonluk atık havuzunun dolması nedeniyle, yeni atık havuzu için İDK kararını bekliyor. Bölge, ekolojik yıkımlara neden olan maden işletme ruhsatlarıyla dolu

Yusuf Gürsucu

Kaz Dağları ekosistemi toplam 1 milyon 697 bin 62 hektar alana sahip bir bölge. Maden ve Petrol İşleri Genel Müdürlüğü’nün (MAPEG) verilerine göre bu alanın 1 milyon 294 bin 335 hektarı yani yüzde 79’unda bin 624 adet doğal alan maden sahası olarak şirketlere ruhsatlanmış durumda. Bu ruhsatların yüzde 41’inin ihalesi yapılmış aktif maden ruhsatlarıdır. Aktif ruhsatların yüzde 57’si arama, yüzde 43’ü ise işletme ruhsatlarını içerirken bu tuhsat sahiplerinden birisi de VCK Madencilik şirketi.

İlave atık deposu başvurusu

26 Temmuz 2018 tarihinde Çanakkale Valiliği Çevre, Şehircilik İklim Değişikliği İl Müdürlüğü tarafından yayınlanan duyuruda “Çanakkale, Yenice İlçesi Kalkım Beldesi Karaaydın Köyü mevkiinde CVK Maden İşletmeleri San. ve Tic. A.Ş tarafından yapılması planlanan KURŞUN ÇİNKO-BAKIR FLOTASYON TESİSİ KAPASİTE ARTIŞI VE İLAVE ATIK DEPOLAMA TESİSİ projesi ile ilgili olarak Bakanlığımıza sunulan ÇED Başvuru Dosyası Çevresel Etki Değerlendirmesi Yönetmeliği’nin 8. maddesi doğrultusunda incelenmiş ve uygun bulunmuş olup, projeye ilişkin ÇED Süreci başlamıştır” denilerek ilan edilmişti.

300 bin ton atık havuzu doldu

Şirkete göre 22.02.2022 tarihinde Halkın Katılım Toplantısı yapıldığı ve olumlu kurum görüşlerinin alındığı iddia edilmekte. Şirket son olarak, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı İnceleme ve Değerlendirme Komisyonu (İDK) toplantısının 2023/Nisan ayı içerisinde yapılacağını belirtirken, İDK kararı henüz yayınlanmış değil. Şirketin işletmede yıllık 300.000 ton besleme kapasiteli kurşun-çinko flotasyon tesisi bulunurken, Yenice ilçesi Kalkım Beldesi’nde kurulan tesisin atık deposunun dolmuş olması ve buna bağlı olarak maden sahasının genişletilme talebi bugün yarın karşılanmak üzere.

49 bin 524 dönüm maden sahası

Çanakkale Yenice ilçesinin yüzde 70’i ormanlık alanlardan oluşmaktadır. CVK şirketine verilmiş olan 3 ruhsat alanının toplamı 49 bin 524 dönüm orman ve meralık alanları kapsamakta. Maden sahasını ilk işletenler Osmanlı döneminde imtiyaz verilmiş olan Fransız şirket. Maden sahası olarak belirlenmiş olan ormanlık alana CVK şirketi 2004 yılında sahip olmuş. 2007 yılında yeraltında üretime başlayan CVK 2008 yılında üretimi durdurmuş. Bu süreçte 20 bin ton cevher üretimi yapmış ve tamamını tüvenan cevher olarak işlenmeden satmış. 2011 yılında cevher zenginleştirme yani flotasyon tesisi inşasına başlamış. CVK 2013 yılına kadar 35 bin ton cevher üretmi yaparken, tesiste zenginleştirme işlemi gerçekleştirilmiş. Yine 2013 yılında faaliyetini durduran şirket 2016 yılında tekrar üretime ve arama çalışmalarına tekrar başlamış.

ÇED’den kimsenin haberi yok

2016’dan bu yana doğal alan üzerine yaptığı atık havuzunda 300 bin ton atık ortaya çıkmış ve atık havuzu artık atıkları alamaz hale gelldiği için yeni bir atık havuzu için bakanlığa başvuruda bulunmuş. Şirket 22.02.2022 tarihinde Halkın Katılım Toplantısının yapılmış olduğunu iddia etse de bundan Karaaydın köylülerinin haberi olmadığı belirtiliyor. Şirket, “ÇED olumlu raporu alınması sonrasında atık havuzu inşaatına ivedilikle başlanılıp, 2024 yılı sonunda bitirilmesi ve 2025 yılının ilk çeyreğinde maden üretim faaliyetlerine tekrar başlanılması planlanmaktadır” diye açıklamalarda bulundu.

İvrindi’de altın madeni

Şirketin ayrıca, Balıkesir-İvrindi bölgesinde devam eden arama çalışmalarının yanı sıra Balıkesir-Sarıalan bölgesinde kısmi rezerv tespiti tamamlanmış olan altın ve gümüş madeni lisansı bulunmakta ve yakın gelecekte altın üretimi için işlemenin faaliyete geçirileceği belirtiliyor. Şirket’in Balıkesir-Sarıalan bölgesinde bulunan altın madeni üretimi için gerekli olan, Maden ÇED Olumlu Raporu ve üretim tesisinin yapımı ve çalıştırılması için gerekli olan Tesis ÇED Olumlu Raporu 2022 yılı içerisinde alınmış. 2024 yılı sonuna kadar Yenice’deki atık havuzu ve üretim tesislerinin tamamlanması sonrası, 2025 yılı için 10.000 ons, 2026 yılı için 20.000 ons ve 2027 yılı için 30.000 ons altın üretimi gerçekleştirileceği belirtiliyor.

Atık havuzları ve depremler

Kuzey Anadolu Fay Hattı ile Ege Bölgesi Graben Sistemi üzerinde 6’şar, Doğu Anadolu Fay Hattı’nda 4 ve diğer faylar üzerinde 8 olmak üzere 24 ilin doğrudan kent merkezinden aktif fay geçiyor. Ayrıca 80’den fazla ilçe de direkt aktif fay hatları üzerinde bulunuyor. Türkiye’nin kuzey kesiminde doğu-batı doğrultusunda uzanan fay hattı Saros Körfezi’nden başlar, Doğu Anadolu Bölgesi’ndeki Aras Vadisi’ne kadar uzanır. Çanakkale, Edremit, Bursa ve İznik bu kuşak içerisinde kalır. Çanakkale’nin Çan ve Yenice ilçeleri aynı zamanda fay hattı üzerinde bulunan iki ilçe arasındadır. 1953 yılında 7,2 şiddetinde meydana gelen Yenice-Gönen Depremi tarihin en büyük felaketlerinden biri olarak anılır. Deprem sonucu 265 kişinin öldüğü, 6750 binanın ise yıkıldığı ya da ağır hasar aldığı bilinmektedir.

Bölgenin yüzde 79’u maden sahası

AKP iktidarı binlerce doğal alanı madenlere peşkeş çekerken herhangi bir atık yönetim politikası yoktur. İktidar atıkları yeraltına gömülmesiyle bertaraf ettiği iddasını kullanarak atıklarla mücadele ettiğini iddia etmektedir. AKP iktidarı bugüne kadar 20 bin maden işletme tesisi için ruhsat dağıtmış durumda. Bu da Türkiye coğrafyasının yaklaşık yüzde 60’ı bölgenin ise yüzde 79’una tekabül etmektedir. Oluşturulan atık havuzları altına serilen mebranın atıkların zamanla toprağa karışmasını önlemek olnaksızdır. Türkiye’de birçok atık barajı patlamış ve zehirli ağır metallerle dolu atıklar çevreye yayılarak toprakları ve suları zehirlemiştir.

Yenice aktif fay hattı üzerinde

Yakın zamanda Erzincan, Giresun, Kütahya ve Ayvalık’ta yaşanmış olan atık havuzu patlamaları depremden değil aşırı ağırlıktan ve yağışlardan kaynaklanmıştır. Olası güçlü bir depreme atık havuzlarının dayanabilmesi olanaksızdır. Yenice aktif fay hattı üzerinde olan bir bölge olmasına karşın böyle bir alanda 300 bin ton kapasitenin dolması ve yeni havuzların inşa edilecek olması bölge için büyük bir tehdit oluşturmaktadır. TÜİK verilerinin görülebildiği 2018 yılında madenlerde 812 milyon ton atık oluştuğu yer almasına karşın bu rakamın en az 10 kat fazlası olduğu değerlendirilmektedir. Verilere göre bu atıkların yüzde 70’i pasa sahalarında ve atık barajlarında bertaraf edildiği iddia edilirken, devasa büyüklükteki atıkların barajlara gömülmesiyle bertaraf edildiği gibi yalan iddia ile algı yönetmi yapılmaktadır.

Orman kanunu 24 kez değişti

MTA eliyle maden rezervlerini belirlemek için ormanlık alanlarda yüzbinlerce metre yeraltı sondajı yapıldı. Bu sondajlardan elde edilen verilerle doğal alanlar dizginsizce yağmaya açıldı. 2004 yılında çıkarılan maden kanunu sonrası hemen her yıl yönetmelikler değiştirilirken her yıl bir veya iki kez maden kanunda yapılan değişikliklerin sayısı 24’e ulaştı. 2004’ten bu yana maden kanunu yönetmeliklerinde ise 18 adet değişikliği yapılırken, yine madenciliği içine alan (orman yasaları vb.) 9 adet yönetmelik yayınlandı ve bu sayı da 27’ye ulaşmış durumda. 3 Temmuz 2005’te Köy Kanunu’nun 87. maddesi ve Tapu Kanunu’nun 36. maddesini değiştirilerek, yabancı şirketler dahil tüm şirketlerin istedikleri yerden toprak almasına, maden arama ruhsatı adı altında köyleri dahi satın almasına olanak tanındı.

Kaz Dağları işletme ruhsatları

Muğla, Tekirdağ, Kırklareli, Afyon, Kütahya, Uşak, Zonguldak, Bartın, Eskişehir, Karaman, Mereş, Erzîngan, Dersim, Ordu, Tokat, Artvin, Erzirom, Bayburt, Şirnex, Sêrt, Êlih ve Sewaz illerinin ortalama yüzde 63’ü madenler için ruhsatlandı. İşletme ruhsatların en yoğun olduğu yerler Muğla, Sêwaz ve Çanakkale-Balıkesir illerinde büyük bölümü Kaz Dağları üstinde bulunuyor. Arama ruhsatları ise Şirnex, Sêrt, Eskişehir ile Çanakkale ve Balıkesir illerinde yoğunlaşıyor.

#Kaz #Dağlarında #bir #zehirli #atık #havuzu #daha

Ret-kabul ölçüleri aşılırsa…

Yenilgileri bilince çıkarıp hesaplaşmayı başarırsak yenilgimiz bizi güçlendiren bir gerekçe olur

Saniye Seçkin*

İnsanın en değerli şeyi öz- saygı’sıdır.

İnsanı anlamlı, değerli kılan, kimlik oluşturmasını sağlayan tam da budur.

Onur, erdem, iyilik ya da kötülük hâli tam da bununla yani özsaygı’yla ilintilidir.

Oluşturulan değerler sistemi, ret-kabul ölçüleri keza öyledir.

Ne zaman ki, red-kabul ölçülerinizde aşınma başlar, o zaman değerler sisteminiz yavaş yavaş çözülür.

Her çözülme bir parça özsaygı yitimi yaratır.

Eğer acı çekmeyi göze alır, yoksunluğa, yalnızlığa direnir de değerler sisteminizi korursanız özsaygınızı yeniden kazanır, onurunuzla yolunuza devam edersiniz.

Aksi durumda ne olur?

Önce kendinize yenilirsiniz!

Sonra yenilginizi gerekçelendirmek, haklı olduğunuzu kanıtlamak için sürekli mantıklı kanıtlar üretmeye başlarsınız. Ancak içinizdeki ses susmaz, her fırsatta kendini görünür kılmaya çalışır. Siz susturmak istedikçe o daha güçlü bağırır. Ya bu çığlığa dayanamaz kendi gerçeğinizi kabul eder kendinizi yenilersiniz ya da artık iflah olmaz bir şekilde kendinize yabancılaşır tükenişe gidersiniz. Bedeniniz boş bir çuval gibidir artık.

Ya kendinize ya da topluma düşman olmaya başlarsınız.

Dönüşü olmayan bir yola girdiniz…

İyi, güzel, doğru olan ne varsa elinizin tersiyle itip, kötülüğün bataklığına dibine kadar saplanırsınız.

Sizi koruyacak özsaygınızı, onurunuzu yitirmiş, insandan ziyade bir mahlukata dönüşmüş olursunuz…

Artık sıradan kötülüğün bir neferi olmaya adaysınız… Geçmiş olsun!

İnsan kendisiyle yüzleşmeli; zayıflıklarından, zaaflarından korkmadan kendini tanımalı.

Her an, her dakika hiç durmadan kendini yenileyebilmeli.

Yenilgileri bilince çıkarıp hesaplaşmayı başarırsak yenilgimiz bizi güçlendiren bir gerekçe olur.

Yeniyi yine yeniden yaratma mücadelesinden vazgeçmeyen her zaman kazanır.

*HDK Adana İl Eşsözcüsü

#Retkabul #ölçüleri #aşılırsa