Ana Sayfa Blog Sayfa 45

Aleviler eşitlik ve barış için mücadeleye kararlı: Mercan Gül ve Zeynel Kete

Demokratik Alevi Dernekleri’nin (DAD) 5. Olağan Genel Merkez Kongresi, 20 Aralık 2025 tarihinde Dersim’de gerçekleştirildi. Eş Genel Başkanlığa seçilen Mercan Gül ve Zeynel Kete, kongrenin sonuçlarını değerlendirerek Alevilerin eşit yurttaşlık ve barış mücadelesinin önemine dikkat çekti. Kongrede “Barış ve Demokratik Toplum Süreci” vurgusu öne çıkarken, Gül, Alevilerin hak ettiği eşit statüye ulaşma amacını ifade etti.

Gül, yeni dönemde Alevi kültürü, dili ve inancına sahip çıkmayı öncelikli hedef olarak belirlediklerini belirtti. Devletin Alevi inancına yönelik asimilasyon politikalarının geçmişten günümüze devam ettiğini söyleyen Gül, bu durumun Alevi toplumunun varlığını tehdit ettiğini dile getirdi. Alevilerin kültürel kimliklerini korumasının önemine vurgu yaptı.

Zeynel Kete ise kongrenin sadece bir teknik toplantı olmadığını, aynı zamanda Alevi inancı ve kültürüne duyulan bağlılığın bir ifadesi olduğunu belirtti. Kete, kongredeki yüksek katılımın Alevi toplumunun bu süreçteki sahiplenmesini yansıttığını ifade etti. Ayrıca, kadınlara ve gençlere yönelik özel bir savaş yürütüldüğünü dile getirerek, bu kesimlerin güçlendirilmesi gerektiğini vurguladı.

Kete, “Barış ve Demokratik Toplum” perspektifinin Alevi inancıyla paralel olduğunu ve bu sürecin Alevilerin haklarını güvence altına alacak kapsayıcı bir hukuk anlayışı gerektirdiğini belirtti. Devletçi Alevilik ile komünal Alevilik arasındaki çelişkinin, mücadele alanlarının başında geldiğini ifade eden Kete, Cem Evlerinin Alevi değerlerinin yaşatıldığı mekânlar olması gerektiğini kaydetti.

Son olarak, Alevi toplumuna seslenen Kete, tarihsel bir dönüm noktasında olunduğunu belirterek güçlü bir örgütlenmenin gerekliliğine dikkat çekti. Alevilik inancının yeniden canlandırılması için ocak sisteminin önemine vurgu yaparak, bu süreçte Alevi toplumunun birlik ve beraberlik içinde hareket etmesi gerektiğini ifade etti.

Britanya Alevi Federasyonu’ndan Devletle Yüzleşme Çağrısı: “Maraş, Planlı Bir Alevi Katliamıdır” “Yüzleşme Olmadan Eşit Yurttaşlık Mümkün Değil”

Aralık 1978’de Maraş’ta yaşanan ve resmi tarih tarafından yıllardır “çatışma”, “provokasyon” ya da “kontrolden çıkmış olaylar” olarak tanımlanmaya çalışılan katliama ilişkin Britanya Alevi Federasyonu’ndan (BAF) sert bir açıklama geldi. BAF, Maraş’ta yaşananların rastlantısal ya da kendiliğinden gelişen olaylar olmadığını vurgulayarak, katliamın doğrudan Alevi toplumunu hedef alan, önceden planlanmış ve devlet eliyle hayata geçirilmiş organize bir Alevi katliamı olduğunu belirtti. Açıklamada, Maraş Katliamı’nın yalnızca geçmişe ait bir acı olmadığına dikkat çekilerek, Alevilere yönelik inkâr, imha ve asimilasyon politikalarının sürekliliğinin en açık örneklerinden biri olduğu ifade edildi. Federasyon, yüzleşme olmadan adaletin, adalet olmadan da eşit yurttaşlığın mümkün olmayacağını vurguladı.

“Bu Bir Çatışma Değil, Devlet Eliyle Uygulanan Katliamdır”

Britanya Alevi Federasyonu, Maraş’ta yaşananların bir “çatışma” ya da “provokasyon” olarak tanımlanamayacağını belirterek, katliamın doğrudan Alevi toplumunu hedef aldığını ifade etti. Açıklamada, günler öncesinden hazırlanan saldırılarda Alevilerin evlerinin işaretlendiği, mahallelerin kuşatıldığı, kadınların, çocukların ve yaşlıların katledildiği vurgulandı. Faşist MHP–Ülkü Ocakları çetelerinin sahada saldırıları örgütlediği, güvenlik güçlerinin ise ya seyirci kaldığı ya da fiilen katliamın parçası olduğu kaydedildi. Devletin Maraş’ta Alevileri korumadığı, aksine Alevileri hedef haline getirdiği belirtildi.

Sistemli Ve Süreklilik Gösteren Bir Eylemler Zinciri

Açıklamada, Maraş’ta yaşananların tekil bir olay olmadığına dikkat çekilerek, bunun sürekli ve sistemli biçimde yürütülen bir eylemler zinciri olduğu ifade edildi. Katliamın önceden planlandığı, devlet eliyle organize edildiği ve bir Alevi soykırımı niteliği taşıdığı vurgulandı. Saldırıların günlerce sürdüğü, üç gün boyunca kolluk kuvvetlerinin bilinçli şekilde müdahale etmediği hatırlatıldı.

Katliamın Siyasal Hedefleri

BAF açıklamasında, katliamın amacının yalnızca can almak olmadığı belirtilerek şu hedeflere işaret edildi:
Alevi kimliğini sindirmek,
toplumsal muhalefeti bastırmak,
devrimci-demokrat güçleri dağıtmak
ve Alevi toplumunu yurdundan koparmak.

Ekonomik Çıkarlar, Gasp Ve Mülksüzleştirme

Maraş’ta Alevilere yönelik saldırının arka planında yalnızca inançsal nefretin değil, ekonomik çıkarların ve ticari dengelerin yeniden kurulmasının da bulunduğu vurgulandı. 1970’li yıllara gelindiğinde Maraş’ta Alevilerin küçük sanayi, zanaat, ticaret ve emek yoğun alanlarda güçlendiği, kent ekonomisinde belirgin bir ağırlık kazandığı ifade edildi.

Bu durumun yerel egemenler ve devlet aklı tarafından bir “tehdit” olarak görüldüğü belirtilirken, Alevilerin ekonomik olarak güçlenmesinin mezhepsel düşmanlıkla birleştiği ve sınıfsal bir hınç ile mülksüzleştirme arzusunun faşist şiddetle hayata geçirildiği kaydedildi. Yakılan evlerin, yağmalanan dükkânların ve el değiştiren işyerlerinin tesadüf olmadığı vurgulandı.

Zorunlu Göç Ve Organize Tasfiye

Açıklamada, Maraş’ta yaşanan zorunlu göçün yalnızca bir güvenlik sonucu olmadığı, örgütlü bir ekonomik tasfiye ve gasp politikası olduğu belirtildi. Alevilerin hem canlarından hem de yılların emeğiyle oluşturdukları ekonomik varlıklarından koparıldığı, boşaltılan mahallelerin ve terk edilen iş alanlarının katliam sonrasında el değiştirdiği ifade edildi. Devletin bu yağmayı durdurmadığı, aksine bu düzenin kurulmasına göz yumduğu vurgulandı. Bu yönüyle Maraş Katliamı’nın Alevi emeğine ve birikimine yönelik organize bir gasp operasyonu olduğu kaydedildi.

“Maraş Kapanmayan Bir Yaradır”

Britanya Alevi Federasyonu, Maraş Katliamı’nın Alevi toplumunun kolektif hafızasında kapanmayan bir yara olduğunu belirtti. Devletin yıllardır bu katliamı inkâr ettiği, üstünü örttüğü, failleri koruduğu ve katliamın adını ideolojik olarak yeniden ürettiği vurgulandı. Açıklamada, “Bu topraklarda kahramanlık değil, Alevi kanı vardır. Adı Maraş’tır ve bir katliamdır” denildi.

“Maraş, Çorum’dur, Sivas’tır, Gazi’dir”

Açıklamada, Maraş’ın yalnızca geçmişte kalmış bir acı olmadığı belirtilerek, Çorum, Sivas ve Gazi Katliamları ile aynı devlet aklının ve aynı inkâr politikalarının sürekliliğine işaret edildi. Bu nedenle Maraş’ı anmanın yalnızca yas tutmak değil, yüzleşme talep etmek olduğu ifade edildi.

“Yüzleşme Olmadan Eşit Yurttaşlık Mümkün Değil”

Britanya Alevi Federasyonu açıklamasını şu ifadelerle sonlandırdı:
Devletle yüzleşmeden toplum özgür olamaz.
Katliamlarla yüzleşilmeden adalet kurulamaz.
Alevilere reva görülen bu tarih kabul edilmeden eşit yurttaşlık mümkün değildir.

Maraş Katliamı’nın Türkiye tarihine sürülmüş kara bir leke olduğu belirtilerek, bu leke temizlenmedikçe ülkenin vicdanının da temizlenemeyeceği vurgulandı. Açıklamada, Maraş’ın unutulmayacağı ve unutturulmayacağı belirtilerek, katliamda yaşamını yitirenler saygıyla anıldı ve katliamcı devlet aklıyla yüzleşilene kadar susulmayacağı ifade edildi.

Maraş: Devletin Planladığı Bir Alevi Katliamı Değil, Çatışma!

Britanya Alevi Federasyonu (BAF), 1978 Maraş Katliamı’nın bir çatışma ya da provokasyon değil, devlet eliyle planlanmış bir Alevi katliamı olduğunu vurguladı. Açıklamada, saldırıların doğrudan Alevi toplumunu hedef aldığı ve bu olayların önceden planlandığı belirtildi. Alevi evlerinin işaretlendiği, mahallelerin kuşatıldığı ve kadınlar, çocuklar ile yaşlıların katledildiği ifade edildi. Faşist grupların saldırıları organize ettiği, güvenlik güçlerinin ise ya seyirci kaldığı ya da katliamın bir parçası olduğu vurgulandı.

Açıklamada, Maraş’ta yaşananların tekil bir olay olmadığı, sürekli ve sistemli bir eylemler zinciri olarak kabul edilmesi gerektiği dile getirildi. Katliamın amacının yalnızca can almak değil, Alevi kimliğini sindirmek, toplumsal muhalefeti bastırmak ve Alevi toplumunu yurdundan koparmak olduğu belirtildi. Ayrıca, Maraş’taki ekonomik çıkarlar ve ticari dengelerin yeniden kurulmasının da bu saldırıların arka planında yattığı ifade edildi.

BAF, yaşanan zorunlu göçün sadece bir güvenlik sonucu olmadığını, aynı zamanda örgütlü bir ekonomik tasfiye ve gasp politikası olduğunu belirtti. Alevilerin yıllar süren emekleriyle oluşturdukları ekonomik varlıklarından koparıldığı, boşaltılan mahallelerin ve terk edilen iş alanlarının katliam sonrası el değiştirdiği kaydedildi.

Maraş Katliamı’nın, Alevi toplumunun kolektif hafızasında kapanmayan bir yara olduğu vurgulandı. Devletin bu katliamı inkâr ettiği ve failleri koruduğu ifade edilerek, Maraş’ın unutulmayacağı ve unutturulmayacağı belirtildi. BAF, katliamda hayatını kaybedenlere saygı gösterilerek, bu acıların yüzleşilmeden adaletin sağlanamayacağını belirtti.

Dersim Gazeteciler Platformu: Cihan Berk’in derhal özgürleşmesi şart!

Dersim Gazeteciler Platformu, PİRHA muhabiri Cihan Berk’in tutuklanmasına yönelik tepkisini Sanat Sokağı’nda düzenlediği basın açıklaması ile dile getirdi. Açıklamada, Cihan Berk’in derhal serbest bırakılması çağrısı yapıldı. Berk, 19 Aralık 2025 tarihinde evine yapılan polis baskınıyla gözaltına alınmış ve “örgüt üyesi olmak” iddiasıyla tutuklanmıştı.

Açıklamayı okuyan Dersim Gazeteciler Platformu temsilcisi Hıdır Yıldız, Cihan Berk’in tutuklanmasının yalnızca bir gözaltı süreci olmadığını belirterek, gazetecilerin uzun süredir polis takibi ve baskı altında olduğunu vurguladı. Ayrıca, Dersim’deki eylem ve basın açıklamalarında gazetecilerin kolluk güçleri tarafından hedef gösterildiği ifade edildi.

Basın açıklamasında, gazetecilere yönelik sistematik baskıların artış gösterdiğine dikkat çekilerek, ülkede birçok gazeteci, siyasetçi ve hak savunucusunun gözaltı ve tutuklama tehdidiyle karşı karşıya kaldığı belirtildi. Ayrıca, yargı sürecine dair gizlilik kararlarının kamuoyunun bilgiye erişimini kısıtladığına vurgu yapıldı.

Dersim Gazeteciler Platformu, Cihan Berk’in derhal serbest bırakılmasını, yargı sürecinin tutuksuz olarak yürütülmesini ve gazetecilere yönelik baskıların sona ermesini talep etti. Açıklama, “Meslektaşımız Cihan Berk’in yanındayız” mesajıyla son buldu.

Kenanoğlu: Hubyar Sultan Tekkesi, inancımızın ortak merkezidir!

HDK Eş Sözcüsü Ali Kenanoğlu, Vakıflar Genel Müdürlüğü’nün Hubyar Sultan Tekkesi’ne yönelik yeniden açtığı davaya dair önemli açıklamalarda bulundu. Kenanoğlu, daha önce benzer gerekçelerle açılan davaların kesinleşmiş yargı kararlarıyla sonuçlandığını hatırlatarak, sürecin sadece hukuki değil, siyasi bir boyutu da olduğunu vurguladı. Hubyar Sultan Tekkesi’nin, Alevi inancı açısından sıradan bir mekan olarak değerlendirilemeyeceğini belirten Kenanoğlu, tekkenin tarihsel ve toplumsal özellikleri ile Alevi inancındaki önemine dikkat çekti.

Hubyar Sultan Ocağı’nın, hem ocak hem de tekke işlevini birlikte yürüten nadir inanç merkezlerinden biri olduğunu dile getiren Kenanoğlu, bu tekkenin Dersim’deki Kürt ocaklarıyla olan ilişkisini ve Alevi inancı içindeki rolünü de vurguladı. II. Mahmut döneminden itibaren sistematik bir baskıya maruz kalan Hubyar Sultan Ocağı, tarih boyunca çeşitli müdahalelerle karşılaşmış ve bu süreç Cumhuriyet döneminde de devam etmiştir.

Kenanoğlu, mülkiyet meselesinin Alevi inancı üzerinde derinleşen sorunlara yol açtığını ifade etti. Tekke ve zaviyelere ait taşınmazların, Vakıflar Genel Müdürlüğü aracılığıyla hazineye veya özel mülkiyete devredildiğini belirterek, bu durumun inançsal otorite oluşturarak sağ siyasetin işine yaradığını kaydetti. Gerekçeleri ve önceki yargı süreçlerini hatırlatarak, 2017 yılında muhtarlığa geçen tekke tapusuna rağmen Vakıflar Genel Müdürlüğü’nün yeniden dava açtığını belirtti.

Kesinleşmiş yargı kararına rağmen aynı konuda yeni bir dava açılmasının hukuka aykırı olduğunu vurgulayan Kenanoğlu, bu durumun Alevi kamuoyu için kritik bir öneme sahip olduğunu ifade etti. 30 Aralık’ta Tokat’ta görülecek duruşmanın, Alevi toplumunun inanç özgürlüğü ve eşit yurttaşlık mücadelesi açısından büyük önem taşıdığına dikkat çekti.

Dersim’de DAD 5. Olağan Kongresi: Barış ve Demokrasi Mücadelesi Devam Ediyor!

Demokratik Alevi Dernekleri (DAD), 5. Olağan Genel Merkez Kongresi’ni Dersim’de gerçekleştirdi. Opa Restaurant’ta düzenlenen kongreye çok sayıda kurum temsilcisi, siyasi parti yöneticisi ve yurttaş katıldı. Kongrede barış, demokrasi ve Reya Hak inancı etrafında yürütülen mücadeleler ön plana çıktı.

Kongre, Beser Develi ve Berk Şenlik’in müzik dinletisiyle başladı. Ardından, özgürlük ve demokrasi mücadelesinde yaşamını yitirenler için bir dakikalık saygı duruşu yapıldı. Saygı duruşunun ardından yapılan öneriler doğrultusunda divan başkanlığına Mehmet Ali Bul, Aysel Öztürk ve Melek Ruşen seçildi. Divan Başkanı Bul, açılış konuşmasında kongrenin tarihsel bir süreçte yapıldığını ve barış ile demokratik toplum sürecinde önemli bir rol oynayacağını vurguladı.

Mevcut DAD Eş Genel Başkanı Kadriye Doğan, mücadelelerinin barış eksenli olduğunu belirterek, görevini devredeceğini açıkladı. Doğan, “Ülkemizin geleceği, umudumuz ve dileğimiz barışın gerçekleşmesidir” dedi. Ardından söz alan diğer Eş Genel Başkan Zeynel Kete, Dersim’in tarihi direniş ve insanlık mücadelesi olduğunu vurguladı ve Reya Hak inancının bu süreçteki önemine dikkat çekti.

Kongrede, faaliyet ve mali raporlar okunarak delegelerin onayına sunuldu ve her iki rapor oy birliğiyle kabul edildi. Gerçekleştirilen seçimde Zeynel Kete ve Mercan Gül, DAD’ın yeni eş genel başkanları olarak seçildi. Seçim sonrası, yeni eş başkanlar ve yönetim kurulu üyeleri katılımcılara selam durarak kongreyi sonlandırdı.

Maraş’ta Alevi örgütlerinden yürüyüş: Katliamı unutmayacağız!

Alevi örgütleri, Maraş Katliamı’nın 47. yılında Yörükselim Mahallesi’nde bir araya gelerek katliamı anma ve yüzleşme çağrısı yaptı. Alevi Bektaşi Federasyonu, Pir Sultan Abdal Kültür Derneği, Alevi Dernekleri Federasyonu, Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı, Alevi Kültür Dernekleri ve Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu’nun öncülüğünde düzenlenen yürüyüşte, “Maraş’ı Unutma, Unutturma” mesajı öne çıktı. Katılımcılar, “Maraş’ın hesabı sorulacak” ve “Katil devlet hesap verecek” sloganları attı.

Yürüyüşün ardından Erenler Cemevi önünde bir araya gelen kalabalık, katliamda yaşamını yitirenler için saygı duruşunda bulundu. Alevi Bektaşi Federasyonu Genel Başkanı Mustafa Aslan, anma etkinliklerine yönelik yasakları eleştirerek, “Bu ülkeyi yönetenlerin ayıbıdır” dedi. Aslan, katliamların hesabı sorulmadıkça barışın gelmeyeceğini vurguladı.

Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu Eşit Başkanı Hüseyin Mat, Suriye’deki Alevi katliamlarına dikkat çekerek, “Aleviler, zulmün hedefi haline getirilmiştir” dedi. CHP Maraş Milletvekili Ali Öztunç, Maraş Katliamı’nın hâlâ aydınlatılmadığını, arşivlerin açılmadığını belirtti ve sorumluların ortaya çıkarılması gerektiğini vurguladı.

Halkların Demokratik Kongresi Eş Sözcüsü Ali Kenanoğlu, Maraş Katliamı’nın devletin isteğiyle gerçekleştirildiğini ifade ederek, bu tür katliamların faillerinin toplumun demokrasi ve barış arzusuyla ortaya çıkabileceğini belirtti. Anma etkinliği, katliamda yaşamını yitirenler için lokma dağıtılması ve çerağların sırlanmasıyla sona erdi.

İnkarla Yönetilen Bir Katliam Maraş 1978 ELİF KELEŞO

0

Bir Devlet Pratiği Olarak Maraş

Maraş 1978, bir “olaylar zinciri” değildir. Maraş, Türkiye Cumhuriyeti’nin Alevilerle kurduğu ilişkinin açık, belgelenmiş ve tekrarlanmış biçimidir. Burada yaşananlar, kontrolsüz kalabalıkların taşkınlığı değil; önceden hazırlanmış, ideolojik olarak beslenmiş ve devlet aygıtı tarafından seyredilmiş bir imha pratiğidir.

Katliam, sinema salonunda patlayan bir bombayla değil; Alevilerin kamusal hayattan dışlanmasını meşrulaştıran zihniyetle başlamıştır. Yörük Selim Mahallesi’nde Alevilerin gittiği kahvenin hedef alınması, ardından iki öğretmenin öldürülmesi, bu zihniyetin sahaya sürülmüş halidir. Öğretmenlerden birinin Sünni, diğerinin Alevi olması gerçeği değiştirmemiştir. Devlet, ölüyü bile mezhebine göre ayırmış; “Alevilerin cenazesi camiden kalkmaz” denilerek cenazeler teslim edilmemiştir. Günlerden cumadır. Bu ayrıntı tesadüf değildir.

Cuma namazı sonrası yükselen tekbir sesleri, spontane bir öfkenin değil, önceden işaretlenmiş kapıların çağrısıdır. Kırmızı çarpılar, saldırının haritasıdır. Akşam ezanına kadar, yatsıdan sonra ve sabah ezanıyla birlikte devam eden saldırılar, bir süreklilik mantığıyla yürütülmüştür. Yörük Selim’den Sakarya’ya, Yeni Mahalle’den Karamaş’a kadar uzanan hat, Alevilerin silinmek istendiği coğrafyadır.

Devlet bu süreçte yok olmamış, aksine fazlasıyla orada olmuştur. Şehir giriş çıkışları kapatılmış, Alevilerin kaçışı engellenmiş, Sünni köylere haber salınmıştır. Bu, pasiflik değil; taraflılıktır. Bu, güvenlik zafiyeti değil; politik tercihtir.

Maraş, Dersim’den kopuk değildir. Çorum’la, Sivas’la, Gazi’yle, Suruç’la aynı siyasal hattın üzerindedir. Yöntemler değişmiştir. bombalama, yakma, linç, kurşun, patlayıcı. Ancak hedef değişmemiştir. Alevilik, bu devlet düzeni içinde ya inkar edilmesi gereken bir sapma ya da kontrol altında tutulması gereken bir tehdit olarak görülmüştür.

Cezasızlık, bu suçların tamamlayıcı unsurudur. Faillerin korunması, davaların sürüncemede bırakılması, zaman aşımı kararları; katliamların münferit olmadığını, kurumsal bir hafıza siyasetiyle yönetildiğini göstermektedir.

Bu nedenle Maraş, yalnızca bir yas günü değildir. Maraş, devletin aynaya bakmaktan kaçındığı yerdir. Yüzleşme olmadan barış, adalet olmadan helallik mümkün değildir.
Hakikat bastırılabilir; ancak ortadan kaldırılamaz.

Tope Ço HÜSEYİN ÖZDEMİR

Her yıl kışın eşiğine girildiği günlerde develer gelirdi köye. Yılda bir defa gelirdi. Tuz satılırdı develerle. Çocuklar ilk kez görüyorlardı böyle bir yarattığı. Bildikleri hayvanların hiçbirisine benzemiyorlardı. Develerin gelişiyle köy yeri adeta panayıra dönerdi. Alırdı çocukları bir neşe, bir telaş, bir heyecan… Fır dönerlerdi develerin etrafında. Öyle fır dönmeleri sadece develeri görme merakından değildi birde tüy yolmalıydılar develerden. Devecilere çaktırmadan avuç avuç tüy yoluyorlardı. Sonra yolunan tüyler tükürükle ıslatılıp, el ve ayakla sıkıştırılıp top yapılıyordu.

‘’Tope Ço’’ oyunu, deve tüyünden yapılan toplarla daha bir güzel oynanırdı. Tope Ço, zevkli, heyacanlı, çekişmeli bir oyun. Amerikalıların Beyzbol’una benzeyen bir oyun.

Birde ille deve sidiğiyle ellerini ovacaklardı. Her bahar ellerinin üzerinde ‘’Ballükler’’ çıkardı çocukların… Dolardı ellerinin üzeri ballüklerle… Ballük, nohut büyüklüğünde, çirkin iğrendiren bir tür siğil. Yaygın inanışa göre kurbağa öldürenlerin, ya da daha çok kurbağalarla oynuyanların ellerinde çıkardı ballükler… İnanışa göre deve sidiğiyle eller ovulursa bir daha ballük çıkmaz mış. İnanmışlardı çocuklar bu tür bir inanca. Bu yüzden develerin çiş yapmasını kolluyorlardı. Gözler ayrılmazdı develerin apış aralarından; pür dikkat. Başladı mı deve çiş yapmaya, hep birden ok gibi fırlıyorlardı devenin kıçının dibine. İtişe kalkışa ovuyorlardı devenin sidiğiyle ellerini…

Gelecek bahar artık ballüklar çıkmayacaktı…
**
Giysileri tek bir fistandı çocukların… Çok tez kirlanirdı fistan. En çok da sümükten kirlanirdi. Soğuk havalarda daha çok akardı çocukların burunları; su gibi… Başa çıkmak zor. Böyle havalarda sümükleri fistanın yeni ile silmek bir başka kolayına gelirdi çocukların… Kollar kurgulanmış gibi, durmadan burunlara gidip gelirdi. Fistanın yeni kurumuş sümükten kirli deriye dönerdi.

Kışın eşiğine gelindiği günlerden bir gün, anası Köro’nun Faistanını yıkamış, sıkarak suyunu çıkarmış, kurumaya bırakmıştı. Köroro yatakta, fistan’ın kurumasını bekliyor. Lakin aklı dışarıda, oyunda…

Bulutlar güneşi kucaklamış, köyün üzerinde yuvarlana yuvarlana akıp gidiyorlardı. Gökyüzü kurşun gibi, hava donmaya gebe. Köro yatakta fistanın kurumasını bekliyor. Fistan daha kurumaya bile bırakılmamış, karşısında yuvarlak tahtanın üzerinde kıvrılmış kalın bir bir yılan gibi duruyordu.

Derken Köro’nun arkadaşı Ali, ok gibi daldı içeriye. ‘‘Köro, Köro dava hatın, dava hatın!’’ (develer geldi, develer geldi) dedi ve kayboldu. Köro, develerin geldiğini duydu, artık duramazdı. Kurumaya bırakılan ıslak fistanı kaptığı gibi dalına geçirdi. Islak fistan Köro’nun sıcacık bedenine yapıştı. Köro, ürperdiğini bile his etmedi. Start alan bir koşucu gibi develerin geldiği yöne koştu. Koştukça ıslak fistan kamçı gibi çarpıyordu bacaklarına. Köro, yalınayaktı, koşarken yere değil, sanki peynire basıyordu.

Bir iki koşu tuturdu develer’in etrafında… Tüy yolacaktı, deve sidiğiyle ellerini ovacaktı. Durmadan fır dönüyordu develerin etrafında. Koştukça develerin etrafında, soğuk işliyordu fistan’ın dokularına. Çok geçmedi, soğuğun zülmüne daha fazla Dayanamayan fistan donarak yılan gibi sardı Köro’nun çelimsiz bedenini… O, daha top yapacak kadar tüy toplamamıştı. Ellerine de daha deve sidiği değmemişti. Kolluyordu devenin çiş yapmasını…
Mamo, köyün afili delikanlılarındandı. Sol kulağının üstüne eğdiği şapkasının altında Köro’yu izliyordu. Köro’nun titrediğini gördü. Hızla koştu yakaladı.
**
Anası Pupuş, okşar gibi arada bir elinin tersiyle Köro’nun alnına dokunarak ateşini yokluyordu. Her dokunuşta, ‘’oyy. oyy daşavtiye, daşavtiye’’ (yanıyor, yanıyor) diyordu. Köro kaç derece ateşle yatıyordu? Otuz, kırk, kırk bir… Bilmek ne mümkün… Köro’nun sayıklaması durdu. Dudağının kenarında minik bir kan lekesi vardı. Pupuş, Köro’nun ateşini düşürmek için kağıt inceliğinde kesilmiş çiğ patatesleri alnına dizerken gözlerinden inen yaşlar burnun ucundan Köro’nun çıplak göğsüne damla damla düşüyor, sonra dağılıp sönüyorlardı.

Pupuş çileliydi; beş çocukla dul kalmıştı. kocası Saydo Toros’larda kömür torluğunda ölürken Köro henüz üç aylıktı. Saydo, bedenini toprağa, çileyi ve çağaları Pupuş’a emanet etmişti.

Köyün eke Anası Pape Huri, Köro’nun ateşine yokluyordu. Yüzünü yapıştırdı Köro’nun yüzüne… Köro’nun nefesi alev gibi yaladı yüzünü. Huri, korku ifade eden bir çığlıkla , ‘‘Amannn, Lavık daşavtiye…!’’ (oğlan yanıyor,) dedi, ‘‘çalaca Kistik’ liyi çağırın.’’
Kistik’li Doktor Mamad, askerliğini sıhhiye eri olarak yapmıştı. Hekimlik pratiğini orda öğrenmişti. Hasta muayene ediyor, iğne yapıyor, ateş düşürücü ilaçlar veriyordu. Yörede hastaların kurtuluş umudu Doktor Mahmad idi. At sırtında bir o köye bir bu köye koşardı; Hızır gibi… Köyünün ismiyle anılırdı: Kistikli Doktor.

Kistik köyü, Köro’nun köyüne hızlı bir yürüşle yarım saatlık bir uzaklıktaydı. Köro’nun ikinci büyüğü Raşo, Pape Hüri’yi duydu. Bir koşu tuturdu Kistik’e… Doktor evdeydi, Reşo sevindi, Köro kurtulacaktı.

Doktor Mamad, telaşsız oturdu Köro’nun yatağının kenarına. Ağıta hazır, ağıtçılar hep birden burunlarını çekerek sessizliğe çekildiler. Hüzünlü bir sessizlik esti yüzlere… Doktor, şapkasını çıkarıp bir kenara bıraktı. Sonra siyah tombul çantasını açtı, içinde bir şey alacakmış gibi yokladı, lakin eli boş döndü. Sağ kulağını Köro’nun göğsüne dayadı, sonra çevirip sırtına dayadı, uzun uzun dinledi. Köro’ya öksür demiyordu. Köro’nun göğsüne ve sırtına fiskeler vuruyordu. Umuda tutulu Pupuş, ‘‘Mamad’’ diyordu ‘‘Mamad kurbanın olayım kurtar çağamı.’’ Doktor Mamad, Köro’nun karnına sırtına bir iki fiske daha vurdu, sonra gözlerinden akan çaresizliği gizlemeden ‘‘bu çocuğu derhal şehire, hastahaneye yetiştirin’’ dedi.

Pupuş’un umudu yıkıldı. Torosları ve Saydo’yu anıladı, inleyerek güç anlaşılır bir sesle ‘‘Saydo’’ dedi ‘‘Saydo, emanetin geliyor…‘’
**
Develer gideli çok olmuştu. Bahar, kışı ötelemiş çayırlar toprağı henüz örtmüştü. Çocuklar Tope Ço oynuyorlardı. Köro’nun oyundaki yerini arkadaşı Ali almıştı.

Mereş Katliamı: DEM Parti ‘yüzleşmeye’ çağırdı yetkilileri yüzleşmeye, sorumluluk almaya ve arşivleri açmaya çağırdı

DEM Parti Halklar ve İnançlar Komisyonu, 47’nci yıldönümünde Mereş Katliamı’nda hayatını kaybedenleri anarak, yetkilileri yüzleşmeye, sorumluluk almaya ve arşivleri açmaya çağırdı.

Yazılı bir açıklama yapan DEM Parti Halklar ve İnançlar Komisyonu, “19-26 Aralık 1978 tarihleri arasında Maraş’ta yaşanan katliam, Türkiye’nin yakın tarihinde derin bir toplumsal travma olarak yerini korumaktadır. Günlerce süren organize saldırılarda yüzlerce can yaşamını yitirmiş; Alevilere ait evler ve işyerleri yakılmış, binlerce insan yerinden edilmiştir” dedi.

Açıklamada devamla şunlar belirtildi: “Aradan geçen 47 yıla rağmen Maraş Katliamı gerçek anlamda aydınlatılmamış, hakikat ortaya çıkarılmamış ve adalet sağlanmamıştır. Yargı süreçleri etkin işletilmemiş, sorumlular ortaya konulmamış, kamu arşivleri açılmamış, toplu mezarlar ve kayıpların akıbeti açıklığa kavuşturulmamıştır.

Cezasızlık politikası, yalnızca geçmişte işlenen bir suçun üzerinin örtülmesi değildir; aynı zamanda bugün de toplumsal barışı zedeleyen, adalet duygusunu aşındıran bir sonuç üretir. Hakikatle yüzleşilmeden, adalet tesis edilmeden ve kamusal hafıza güçlendirilmeden ne kalıcı bir barış ne de eşit yurttaşlığa dayalı bir birlikte yaşam mümkündür.

Maraş Katliamı ile yüzleşmek, yalnızca mağdurların ve yakınlarının talebi değil; toplumun tamamı için tarihsel ve insani bir sorumluluktur. Katliamın tüm yönleriyle aydınlatılmasını, devlet arşivlerinin açılmasını, toplu mezarların tespit edilmesini ve kamusal bir yüzleşme sürecinin başlatılmasını gerekli görüyoruz.

Hatırlamak, benzer acıların bir daha yaşanmaması için ortak geleceğimizi korumanın temel gereğidir. Bu vesileyle, Maraş Katliamında yaşamını yitiren tüm canları saygıyla anıyoruz. 47 yıl önce yaşananların üzerinin örtülmesine karşı durmayı; yüzleşmeyi, sorumluluk almayı ve eşit, özgür bir ortak yaşamı savunmayı tarihsel bir görev olarak görüyoruz.”