Ana Sayfa Blog Sayfa 52

Elif Keleş: Erkekler görünmez bir dayanışma içindeler “Kadın temsiliyeti var ama bağımsız değil”

0

ALEVİ KADINLAR ANLATIYOR-2

Bu yazı gazeteci Evrim kepenek´in  http://bianet.org adresindeki yazısından alıntıdır.

“Kadının kendi bütçesi yoksa başka bir ildeki toplantıya bile katılamıyor. Yerelde de, ulusal ölçekte de kadın örgütlenmesi böyle tıkanıyor.”

Alevi Bektaşi Federasyonu Kadın Sekreteri, araştırmacı–yazar Elif Keleş Ö., Alevi kurumlarında kadın olmanın ne anlama geldiğini, örgütlü yapılardaki görünmez erkek ittifaklarını ve kadınların önüne konan ekonomik–toplumsal engelleri bianet’e anlattı.

Keleş, Alevi toplumunun sözlü kültüründen, vicdan ve duygudaşlıkla yoğrulmuş değerlerinden beslendiğini söylüyor. Bu kültür içinde yetişmiş olsa da, Alevi kimliğini asıl görünür kılan dönüm noktasının 1993 Sivas Katliamı olduğunu belirtiyor:
“Öylesine derin bir acı ve öfke yaşadık ki, ‘Alevi olduğumuz’ duyuldu.”

Sivas’ın ardından toplumsal sorumluluk duygusuyla Alevi örgütlenmelerine dahil olan Keleş, amacının asimilasyon politikalarıyla yıpratılan Alevi inanç ve kültürünü koruyup sonraki kuşaklara aktarabilmek olduğunu söylüyor.

“Kadın temsiliyeti var ama bağımsız değil”

Alevi yolunun özünde yer alan “Erkek dişi sorulmaz muhabbetin dilinde” anlayışına rağmen, bugünün örgütlülüğünün bu eşitlik mirasına yaklaşamadığını belirten Keleş, Bacıyan-ı Rum’un 13. yüzyıldaki ekonomik, politik ve sosyal gücünün bugünle kıyaslanamayacak kadar ileride olduğunu hatırlatıyor.

“Evet, sayısal olarak kadın temsiliyeti var; ama buna bağımsız bir temsiliyet diyemeyiz.”

Bu durumun yalnızca Alevi örgütlerinde değil, Türkiye’deki tüm sivil toplum yapılarında benzer şekilde yaşandığını söylüyor:
“Ekonomik ve politik olarak bağımsız olamamak, yukarıdan aşağıya işleyen dikey bir örgütlenme anlayışı… Sorun burada.”

“Kadın örgütlenmesi bağımsızlığını ilan etmeli”

Kadın örgütlülüğünün güçlenmesinin yolunun ekonomik bağımsızlıktan geçtiğini vurgulayan Keleş, Türkiye’de kadının hem toplumsal hem sınıfsal engellerle boğuştuğunu ifade ediyor:

“Kadının kendi bütçesi yoksa başka bir ildeki toplantıya bile katılamıyor. Yerelde de, ulusal ölçekte de kadın örgütlenmesi böyle tıkanıyor.”

Erkek egemen sistemin her aşamada bir “görünmez dayanışma ağı” ürettiğini söylüyor:

  • Panel ve söyleşilerde birbirini öne çıkarmak,
  • Ekonomik dayanışma,
  • Kurumsal alanlarda birbirini koruma…

“Erkekler, birbirlerini mikrofon tutarak bile görünür kılıyor. Birinin devrilmesi diğerinin iktidarını sarsar; motivasyonları bu.”

Kadınlarda ise aynı yatay dayanışma ağının henüz kurulamadığını belirtiyor:
“Kadın kadının yurdu olamamışken, bazen kurdu da olabiliyor.”

“Kadın örgütlülüğü sınıfsal bir alana sıkışmamalı”

Keleş, örgütlenmenin kimsenin ekonomik gücüne göre belirlenemeyeceğini vurguluyor:

“Bugün politik alanda var olabilmek, neredeyse ‘parası olanın hakkı’ gibi görülüyor. Bu toplum için değil, yalnızca belirli bir sınıfın kadınları için alan yaratır.”

Bunun önüne geçmek için somut önerileri var:

  • Kadın kooperatifleri ve dayanışma ağları kurulması,
  • Kadın işverenlerden girişimcilere uzanan geniş bir dayanışma mekanizmasının inşa edilmesi,
  • Tüm kurumlarda kadınların eşit temsiliyeti için pozitif ayrımcılık yapılması,
  • Kurumlarda mutlaka “Kadın Örgütlenme Bütçesi”oluşturulması.

Keleş’e göre ancak bu adımlarla kadınlar hem kendi kurumlarında hem toplumsal ve siyasal alanda gerçek bir söz hakkına sahip olabilir.

 

Alevilik Dersleri Veren Okul Sayısı 20’ye Ulaştı, Eğitimde Yeni Bir Dönem!

Berlin’deki Campus Efeuweg Grundschule’da, Alevilik derslerine katılan 9 öğrenci, ilk derslerine gülbenk ve deyişle başladı. Bu anlamlı etkinliğe, BAT-Cemevi ARU Koordinatörü Erdal Çağlar, BAT İnanç Kurulu üyesi İbrahim Kazımoğlu Dede, öğretmenler Afife ve Uğur Sürücü ile öğrenci aileleri katıldı.

Dersin başlangıcında ARU Koordinatörü Erdal Çağlar, öğrenci velilerine dersler hakkında bilgi verdi. Katılımcılara, ARU amblemli spor çantaları hediye edildi. Öğrencilere yönelik kısa konuşmalar yapan Afife Sürücü ve Uğur Sürücü, Alevilik derslerinin önemine vurgu yaptı. Uğur Sürücü, etkinlikte bir deyiş okudu.

İbrahim Kazımoğlu Dede, Alevilik derslerinin verilmesinde emeği geçenlere teşekkür ederek, öğrencilere gülbenk sundu. Bu tür derslerin artarak devam etmesi için ailelerin desteklerine ihtiyaç duyuluyor.

Velilere çağrıda bulunan Çağlar, çocuklarının gittiği okulda Alevilik derslerinin verilmesini istiyorlarsa, okullarda dağıtılan seçmeli din/inanç dersleri kayıt formunda “Alevilik Dersleri” seçeneğini işaretlemeleri gerektiğini belirtti. Bu şekilde, Alevilik derslerinin yaygınlaşmasına katkı sağlanabileceği ifade edildi.

Pir Kureyş Baba Cemevi’ne izinsiz tabela, inancımıza saldırıdır!

Düzgün Bava Cemevi, Nazımiye Pir Kureyş Baba Cemevi’nde Kültür ve Turizm Bakanlığı’na bağlı Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı tabelasının izinsiz asılmasına sert tepki gösterdi. Açıklamada, bu tabelanın rızalık alınmadan yerleştirildiği ve yok hükmünde olduğu vurgulanarak, derhal kaldırılması gerektiği ifade edildi.

Açıklamada, Nazımiye Belediye Başkanı Emrah Tekin’in halkın bilgisi ve rızası olmadan bu tabela için harekete geçtiği belirtilerek, bunun Alevi inancına, ocaklara ve yol erkânına doğrudan bir müdahale olduğu kaydedildi. Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın Aleviliği sadece bir kültürel öge olarak ele alıp ibadethane statüsünü tanımadığına dikkat çekildi.

Düzgün Bava Cemevi, Nazımiye’nin kadim ocaklar ve yol erkânı açısından önemli bir yer olduğunu belirterek, bu tür müdahalelerin tarihsel bir sürecin parçası olduğunu vurguladı. Açıklamada, “Rızasız el, rızasız söz Yol’un ölçüsüne sığmaz. Bu tabela bir levha değildir; ikrarımıza suikasttır” denildi.

Talep edilenler arasında, asılan tabelanın derhal sökülmesi, Belediye Başkanı Emrah Tekin’in halktan özür dilemesi ve Alevi inancına yönelik müdahalelere karşı Dersim halkının, ocakların ve kurumların sorumluluk alması yer aldı. Düzgün Bava Cemevi, “Nazımiye teslim alınamaz. Yol satılmaz, rızalık gasp edilemez” ifadeleriyle açıklamalarını sonlandırdı.

Diyarbakır PSAKD: Suriye’de Kerbela’nın izleri derinleşiyor

PSAKD Diyarbakır Şubesi/Cemevi Başkanı Ayfer Artan, Suriye’de Alevilere ve bölgedeki kadim halklara yönelik saldırıların arttığını belirterek uluslararası kamuoyuna acil çağrıda bulundu. Suriye’de on üç yılı aşkın süredir devam eden savaşta milyonlarca insanın yaşamını yitirdiğini, birçok insanın yaralandığını ve büyük bir kısmının mülteci konumuna düştüğünü vurguladı. Artan, bu savaşın en ağır yükünü ise kadınlar, çocuklar ve dezavantajlı kesimlerin taşıdığını ifade etti.

Artan, Aleviler, Kürtler, Süryaniler, Ezidiler, Ermeniler, Hristiyanlar, Dürziler, Araplar, Türkmenler ve diğer inanç gruplarının sistematik katliamlara maruz kaldığını belirtti. Selefi–cihatçı yapıların, emperyalist güçler tarafından desteklendiğini vurgulayan Artan, HTŞ’nin Suriye’de yönetim konumuna geldiğini ve Alevilere yönelik ağır saldırılar gerçekleştirdiğini dile getirdi. Uluslararası kamuoyunun bu duruma sessiz kalmasını eleştirerek, Alevi canlara yönelik katliamların gözler önünde olduğunu ifade etti.

Artan, Suriye’de işlenen Alevi Soykırımı’nın yalnızca HTŞ’ye değil, bu yapıları destekleyen devletlere de ait olduğunu belirtti. Son günlerde Alevi ve Hristiyan mahallelerine yönelik saldırıların arttığını söyleyen Artan, tüm halkları dayanışmaya çağırdı. Dünya kamuoyuna seslenerek, hükümetlere baskı yapılması ve bu vahşete ortak olunmaması gerektiğini vurguladı.

Artan, Katil Colani hükümetine verilen desteklerin derhal sonlandırılması gerektiğini belirterek, bağımsız gözlemcilerin bölgeye alınması ve insani yardım koridorlarının açılması gerektiğine dikkat çekti. Alevi kurumlarının yardıma hazır olduğunu ifade eden Artan, Suriye’de yeni bir Kerbela yaşatıldığını söyledi ve zalime boyun eğmeyeceklerini belirtti.

Berlin’de Alevilik dersleriyle kültürel miras güçleniyor!

Almanya’nın Berlin kentinde Alevilik dersleri verilen okullara bir yenisi daha eklendi. Friedenauer Gemeinschaftsschule’da gerçekleştirilen ilk derste, öğrenciler gülbenglerle karşılandı. Berlin Alevi Toplumu Cemevi’nin girişimiyle düzenlenen dersler, Alevi kültürü ve inancının genç nesillere aktarılmasını hedefliyor.

Dersin başlangıcında, Berlin Cemevi ARU Koordinatörü Erdal Çağlar, öğrencilere eğitim süreci hakkında bilgiler verdi. Çağlar, dersin katılımcılarına ARU amblemli spor çantaları hediye etti. Ardından öğretmen Evran Emre ve Alevi müzisyen Ali Eba Ballı, öğrencilere iki deyiş seslendirdi.

Deyiş dinletisinin ardından Derviş İsmail Canbaz Dede, öğrencilere gülbenk verdi. Canbaz Dede, Alevilik derslerinin yaygınlaşması ve daha fazla eğitim çalışması yapılması gerektiğine vurgu yaptı. Bu tür eğitimler, Alevi toplumu için önemli bir adım olarak değerlendiriliyor.

Berlin’deki Alevilik dersleri, toplumsal eşitlik ve inanç özgürlüğü açısından kayda değer bir gelişme olarak öne çıkıyor. Eğitimlerin, Alevi kimliğinin korunması ve gelecek nesillere aktarılması açısından büyük önem taşıdığı ifade ediliyor.

Suriye ve Rojava’nın geleceği MEHMET ALİ CELEBİ

Küresel ve bölgesel güçler doğrudan ya da dolaylı olarak oyun bozmaya/kurmaya, dizayn etmeye çalışır. Ancak daima belirleyici olan sahadaki özgürlük motivasyonu, etnografik, sosyolojik, devrimci direnç noktaları olur. Bunu Suriye’de de göreceğiz. Suriye yeni tarihini halklar federasyon ya da konfederasyon olarak yazacaktır.

Suriye’nin başkenti Şam, 8 Aralık 2024’te düştü. Baas rejiminin son ismi Beşar Esad yönetiminin 27 Kasım-8 Aralık arasındaki savaşta 12 günde yıkılması, Esad’ın Moskova’ya kaçması ve HTŞ’nin Şam’ı ele geçirmesinin üstünden bir yıl geçti. Nereye gelindi? Suriye ve Rojava nereye gidiyor?

HTŞ, SMO koalisyonu, Kuvvet El Cebel El Türkmen, Sultan Murad Tugayı gibi bileşenleri Halep’ten saldırıya başladığında kimse ne olacağını kestiremiyordu. Herkes tv, ajanslardan izliyordu.

HTŞ, 7 Aralık’ta akşama doğru Humus’ta El-Karyatayn’i alıp kente giriş yaptı, Humus ile Şam arasında Sa’sa, 26. Tümen, El-Müşrife bölgesi ve köylerini, Humus merkezini tamamen denetime alıp Şam’a dayandı. 8 Aralık’ın ilk saatlerinde HTŞ Şam’da Assal el-Verd, Yabrud, Flita, el-Nasıriye, Artuz, Saydnaya Hapishanesi’ni almıştı. Şam’a ilk giren Güney Operasyon Odası, devlet yönetim binalarını 06:15 gibi ele geçirmişti. Rusya Beşar Esad’ı Hmeymim Havaüssü üzerinden kaçırmış, sistem tamamen çökmüştü. HTŞ geldikten sonra Güney Operasyon Odası akşama doğru devlet kurumlarından çekilerek komutayı ve dümeni bırakıp yeniden Dera’ya dönmüştü. HTŞ 8-9 Aralık’ta da Dêrazor’ın Fırat Nehri güneyi kısmını, el-Meyadin ve Ebu-Kemal hattını ele geçirmişti.

Çarpıcı bir şey daha vardı; HTŞ de SMO da İsrail’in 1967’den beri çıkmadığı Golan’a dokunmuyordu. Fırsat yaratmak isteyen TSK-SMO ortak güçleri kantonları hedefe koymuştu. Tişrîn ve Qereqozaq’a saldırıp Kürtlerin ve sosyalist enternasyonalistlerin kalbinde sembol yeri olan Kobanê’ye yürümeye çalışacaktı. Rojava: Ortadoğu Rönesansı kitabında şu ifade hatırlatılabilir: “HTŞ-SMO, daha Halep‘e girip büyük moral kazanmadan, savaşın ikinci gününden itibaren Minbic‘ten Til Rifat‘a koridor açılabilseydi, belki de tarih sayfalarında daha yeni bir denklem yazılabilirdi.” (Rojava: Ortadoğu Rönesansı/Çelebi Mehmet Ali /S. 464/Vesta Yayınları) Minbic’ten Til Rifat’a DSG tarafından bir koridor açılamadığı için Minbic de Til Rifat da SMO’nun kontrolüne geçmişti. SMO; TSK’nin Suriye’de kurduğu üslerden tank, obüs desteği, savaş uçağı, SİHA desteği alıp Til Rifat’tan sonra Minbic’e saldırmıştı. Efrîn’den göçertilen Kürtlerin de dönüş için kamplarında kaldığı DSG kontrolündeki Til Rifat 1-2 Aralık’ta güneyden de kuşatıldı. 2 Aralık’ta Til Rifat işgal edildikten sonra hedef Minbic oldu. 4-5 Aralık 2024’te Minbic’i kuzeyden ve batıdan ablukaya almışlardı, 9-10 Aralık’ta kenti ele geçirmişlerdi. Türkiye, SİHA’larla Eyn İsa gibi yerleri de bombalayarak gözdağı veriyor, dikkatlerin ve desteğin Minbic alanına akmasını önlemeye çalışıyordu. Sadece Fırat Nehri’nin doğusunda Gire Spi’nin 30 km güneyinde Eyn İsa’ya bağlı El-Musteriha köyüne 8 Aralık gece yarısına doğru SİHA saldırısında 6’sı çocuk 12 sivil hayatını kaybetmişti.

Şam’da Cumhurbaşkanlığı Sarayı’na geçen Muhammed Colani diye bilinen Ahmed Şara; BMGK, ABD, Rusya, İran, Türkiye gibi ülkelerin “terör listesi”ndeydi, ABD başına 10 milyon dolarlık ödül de koymuştu. Meşrulaştırma görevi AKP hükümetine verildi. 22 Aralık 2024’te Hakan Fidan Şam’a giden ilk bakan oldu ve imaj için kravat takmış Şara ile poz verdi. Ardından diğer ülkeler sıraya girdi. Ticaret koridorları ve Akdeniz enerji denklemi önemliydi. Mültecilerin geri gönderme beklentisi de büyümüştü. Ukrayna Savaşı nedeniyle Rusya’ya karşı yeni bir rol biçilen Türkiye ve Suudi Arabistan yönetimlerinin kapitülasyon vaatleriyle para iştahı kabarınca Trump, Riyad’ı ziyaret ederken Erdoğan ve Selman’ın talepleri üzerine 14 Mayıs 2025’te Şara ile de görüşmüştü. Trump 10 Kasım’da da arka kapıdan aldığı Şara ile görüşmüş, 23 Nisan töreni gibi Şara’yı masasının kenarına alıp poz verdirmişti. Bu iklim içinde mültecileri başlarından atmak isteyen, Rusya’ya alternatif koridorlar ararken Levant enerji denklemi ve ticaret koridorlarını yeniden şekillendirmek isteyen İngiltere, Almanya, Fransa, İsrail ve ABD gibi ülkelerin yıpratma-istihbarat-teşvikleriyle ve yol vermeleriyle; Körfez ülkeleri ve Türkiye’nin desteğinde HTŞ-SMO rejimi mayalanmıştır. Beyaz Saray, Ankara, Riyad, Katar ve Londra’nın korumasında Ahmed Şara üzerinden bir yönetim oluşturulmuştur.

Suriye’de kim hangi pozisyonda?

Ticaret-enerji koridorları: Ticaret koridorlar her zaman önemli olmuştur; katliamlar olmuştur, ülke, krallık, imparatorluk yükseltir, geriletir veya çökertirdi. Osmanlı’nın en parlak yükselişinde belirleyici faktörler arasında İstanbul’u alıp ‘ipek yolu’nu denetime alması, Mısır’ı alıp baharat yolu ile Doğu Akdeniz ticaretinde söz sahibi olması vardır. Osmanlı’nın gerileyip yıkılışı da dine ağırlık verip üretimden kopmasının yarattığı ekonomik-siyasi ayaklanmalar, İstanbul’un düşüşü sonrası ticaret yolu arayan Avrupa ülkelerinin 1492’de Kristof Kolomb marifetiyle Amerika kıtasına ulaşıp işgali ve Ümit Burnu yolu üzerinden yeni ticaret koridoru oluşturmasıyla olmuştur. Suriye de enerji denklemleri, ticaret koridorları hesapları içinde. Bu nedenle küresel ve bölgesel güçler Suriye’yi mücadele arenası yapmaya devam edecek.

HTŞ/Şara: 1946’da kurulan Suriye’yi 78 yıl sonra teo-faşist bir iktidar bloku ele geçirdi. Türkiye’deki gibi “şekli” bir cumhuriyet-demokrasisi imajı verildi. HTŞ ve etrafındaki cihadist yapılar tek tip mezhep isterken, komplo, entrika, cinayet, katliam, despotizm, anlamına gelen Emevi-Devlet İslamı modelini benimsemiştir. Şara, HTŞ’yi 29 Ocak 2025 itibariyle feshetmiş gösterip seçimsiz olarak kendisini cumhurbaşkanı ilan etmiştir. Dine ve tek etnisiteye dayalı, Müslüman dışındakilerin cumhurbaşkanı olamayacağını içeren bir anayasa ilan edilmiştir. Şara, ekim ayında kontrolündeki bölgelerde garabet bir seçim yapmış; 210 sandalyeli meclisin üçte birini yani 70 parlamenteri kendisi belirlemiş, meclisin kalan üyelerini belirlediği 6 bin delegeye yaptırmıştır. Yavuz’un, Kanuni’nin Şehülislamları olan Kemalpaşazade İbn-i Kemal, Mehmed Ebusuud gibi isimler nasıl ki Kızılbaş Kürtleri, Kızılbaş Türkmenleri katletme fetvaları verdiyse, Suriye’de Nusayrilere, Dürzilere, Kürtlere karşı Şam, İdlib, Halep, Humus gibi yerlerde camilerde, paylaşılan videolarda cihad çağrıları yapılmıştır. Sahil kentlerinde Alevilere yönelik işgal-pogrom yapılmıştır. Şam’da tek mezhep havuzu oluşturmak için Ceremana bölgesinde Dürzilere pogrom yapılmıştır. Şam’da Alevilerin evleri işaretlenmiş, evleri basılmış, göçe zorlanmıştır. Süveyda’da Dürzilere karşı işgal-pogrom gerçekleşmiştir. Halep’i de stereotipleştirmek için Kürt mahalleleri Şêxmeqsûd ve Eşrefiyê’ye saldırılar olmuştur. Şam, Halep, Humus gibi kentlerde yaşayan Hristiyanlar kiliselerde katledilmiştir. Şam’daki Mar Elias (Aziz İlyas) Rum Kilisesi katliamı gibi.
Suriye’de 61 yıllık Baas Partisi diktatörlüğü söz konusuydu. Baas rejiminin 54 yılında Esad hanedanlığı vardı ki halklar için ülke hapishaneydi. Son bir yılda Suriye’de sadece iktidar ideolojisi değişmiş, işkence, cinayet, katliamlar tekrarlanmış. HTŞ-SMO döneminde buna Nusayrileri (Alevi), Dürzileri, Hristiyanları, Kürtleri mezhepçi-ırkçı pogromların cenderesine hapsetme de eklenmiştir. .

Rojava’ya saldırı hazırlığı

Rojava: 19 Temmuz 2012’de başlayan Rojava Devrimi ise yaklaşık 14 yaşında. Yani Suriye’nin nasıl yönetileceği tartışmaları yapılırken, bütün halkları kapsayan, dil, kültür, inanç dayatmasına karşı eşitlik içeren Toplumsal Sözleşmesi olan Rojava deneyimi söz konusu. Rojava-Şam arasındaki 10 Mart 2024 mutabakatının tamamlanması için AKP-Şara ittifakı dayatmalarda bulununca ciddi ilerleme sağlanamadı.
HTŞ müzakere yürütürken DSG yönetimine sözler veriyor. Ancak Rojava askeri ve siyasi temsilcileri verilen sözleri kabul edilen hakikatlerin yazılı hale getirilmemesini eleştiriyor. Şara yönetimi bir yandan müzakere sürdürürken bir yandan da Rojava’ya saldırı hazırlığı yapıyor. Suriye’den konuştuğum iki kaynak Rojava’ya saldırı için hazırlıklar olduğunu söyledi. Bir kaynak Suriye ordusu çatısına alınan SMO’nun saldırı hazırlığının belirgin olduğunu kaydederken Rakka, Dêrazor, Tabka gibi temas hatlarına ağır silah yığınağı yapıldığını söyledi. Kaynak “Hazırlık yapıyorlar. Epeydir hazırlık yapıyorlar. Birçok bölgede İHA’lar uçmaya başladı. Şêxmeqsûd ve Eşrefiyê’ye de takviye yapıyorlar” dedi. Mezhepçi, üniter, tek ulus dayatmasına karşı Kürtler ortak hareket edecekken ENKS’nin de KDP isteğiyle Şam ile görüşmeleri sürdürdüğünü de söylediler. Bir kaynak “Gidiş gelişleri yoğunlaşmış. ‘Şam’la ilişkilenin, Şam hükümetinde yer alın’ dediğine ilişkin bilgi var” dedi. Diğer kaynak ise KDP, ENKS’nin Hakan Fidan ile Roj Peşmergeleri konusunda, entegrasyon çerçeveli pazarlık yaptığına dikkat çekti. ENKS’ye bağlı Mişel Temo, Selahattin Tugayı, SMO ile birlikte Efrîn’e girmişti. KDP kamplarındaki Roj Peşmergeleri bir dönem Rojava’ya sokulmak istenmişti. Ermeniler, Asuri-Süryani-Keldaniler, HTŞ’ye yanaşmayan Araplar ise hem YPG, YPJ, hem DSG içindeki çocuklarıyla geleceklerini komünlerde, kantonlarda görüyor. Kantonlar dışındaki seküler Araplar da, Nusayriler (Araplar), Dürziler, Museviler, Rumlar da kantonların başarısına bakıyor.

Jeostratejik planlama

Türkiye: Suriye’deki askeri-istihbarat birlikleri Şara döneminde genişletildi. Bu bir nevi “Lebensraum” gibi olmuştur. I. Dünya Savaşı’nda kaybettikleri itibar, nüfuz ve toprakları yeniden almak, sosyalist yükseliş dalgasını kırmak için sermeye blokunun desteklediği Hitler liderliğindeki Naziler, farklı ülkelerde yani Almanya sınırı dışındaki Almanların merkezle birleşmesini içeren Lebensraum, yani ‘yaşam alanı’ diye stratejik motivasyon çerçevesi çizmiştir. Ortadoğu Nazilerin yayılma içeren, ele geçirilecek alanlara Alman yerleştirme odaklı Lebensraum stratejisine benzer şekilde Türkiye-AKP hükümeti, (15 Temmuz 2016 darbe girişimi sonrası MHP, BBP, Hizbullah’ın mayaladığı Hüda Par koalisyonda) etnik-dini faşizm mayalı yapılar ve hükümet; Suriye, Irak, İran eksenli Lebensraum stratejisini benimsemiş, Osmanlı’nın tıpkı Almanya gibi I. Dünya Savaşı’nda kaybettiği toprakları, itibarı geri alma stratejisini öne çıkarmıştır. AKP şemsiyeli koalisyon iktidar meşruiyeti sağlamak için de ümmet-Hilafet yolu kisvesini kullanmayı seçmiştir. Bunun için vize kolaylıkları sağlayarak dünyanın farklı ülkelerinden cihadistlerin uçaklarla, gemilerle İstanbul, Antep gibi yerlere gelip Suriye’ye geçmeleri sağlanmıştır. Şara dönemine yani Aralık 2024 sonrasına bakıldığında Türkiye, jeopolitik ağırlığını din-mezhep üzerinden daha fazla kullanmıştır. Suriye’ye akan cihadistler Dürzilere, Alevilere yönelik jenosid geliştirmiştir. Halep, Hama, Humus, Şam, Ghab Ovası ile sahil kentleri Lazkiye, Tartus, Banyas’ta demografik yapıyı homojenleştirme, farklı kesimleri yıldırarak göçerme ve Arap ve Türk kemeri hedeflenmiştir.

Kuzey ve Doğu Suriye kantonlarını da ortadan kaldırmak için Şara adına kritik başkentlerde Dışişleri Bakanı Hakan Fidan ve MİT ekibi üzerinden yoğun lobicilik yapılmıştır. HTŞ-SMO ile Türkiye’nin ortak kara harekatı yapabilmesi için ABD’den sık sık izin istenirken, İsrail’le de barışmak için diplomasi kanalları zorlanmış, Trump yönetimine AKP hükümeti olarak Hamas’ı silahsızlandırmada rol alma sözü dahi verilmiştir. Hesaplara göre jeostratejik planlama şu şekilde kotarılacaktı: Rojava kantonlarına kuzeyden hava ve karadan TSK girecek, doğuda Irak ordusu ve KDP sınıra ördüğü duvarların yakınına askeri güç yığacak ve geçişleri önleyecek. İdlib, Hama, Humus, Şam ve Fırat Nehri’nin güneyindeki Dêrazor hattında HTŞ-SMO harekete geçecek. Rojava’da DSG bünyesindeki Arap aşiretler koparılıp Kürtler, Süryaniler, Ermeniler yalnız bırakılacak. Kara ve havadan kıskaca alınan DSG, YPG, YPJ yok edilmeye çalışılacak. Kuzeyden basınçla Kürtler, Süryaniler, Ermeniler en az 30 kilometre güneye kadar sürülecek. Böylece Baas rejiminin Arap Kemeri oluşturmaya çalıştığı, katliam, asimilasyona rağmen tamamen başarılı olamadığı kuzey kentlerinden 30 km’lik derinlikte Türk ve Arap kemeri oluşturulacak. Suriye ve yakın çevrede federasyon süreçleri ve konfederasyon süreçleri bu plan-harekatlarla berhava edilmiş olacaktı. İzin için, paraya ve ihalelere önem veren Trump’ın iknası sağlanmaya çalışılacaktı. Suriye’de ABD şirketlerine devasa alanlar açılacağı vaadi bu çerçeveliydi. Büyük paralarla yolcu uçakları alımı anlaşmaları, ABD’den Türkiye’ye doğalgaz sevki anlaşmaları yapılıyordu. Devasa bütçelerle savaş uçakları alımı sözleri veriliyordu. Rusya’ya karşı AB’nin güvenlik-askeri harcama programı SAFE’ye katılım başvurusu yapılıyordu. İran’a karşı Türkiye’nin jandarma karakolu olarak kullanılması sözleri veriliyordu. Karadeniz’de Rusya karşıtı denklemlerde kullanılıyordu.

Güneyde tampon bölge

ABD, Rusya, İsrail: ABD, AB ülkeleri Suriye’nin jeostratejik pozisyonuna bakıyorlar. Trump, Türkiye ve Suriye’deki cihadist akımları Rusya, İran, Çin’e karşı vurucu güç olarak kullanmaya çalışırken İsrail’in rahatı için de dengeler kurmaya çalışıyor. ABD, İngiltere, Almanya, Türkiye, Danimarka; Suriye enerji, su-tarım alanlarına göz dikmiş durumda. İsrail, Şam’ın güneyinde Dera ve Süveyda ile çevresine ağır silah konuşlandırmayı engellemiş durumda. İsrail, Kuneytra ile Golan’dan sonra Şara döneminde yerleştiği Hermon Dağı’nın ötesine de ilerleyecek. Suriye ile müzakere yapıp Şam’ın güneyinde kurduğu tampon bölgeyi yasal statüye kavuşturmaya çalışacak. Şam’ın 15-20 km etrafında devriye atan İsrail, zaman zaman Şam ve çevresini vuracaktır. İsrail Türkiye’nin de orta Suriye ve Şam’ın güneyine yerleşmemesi için saldırılar düzenlemekten sakınmaz. Yüzyılda büyük fırsat yakaladığı düşüncesindeki İsrail, bölgede kalıcılaşır. Mezhepçi politikalar Suriye’yi dış müdahalelere açık hale getirirken Türkiye de mezhepçi mayalanmada ısrar ederse dış saldırılara açık hale gelebilir. Çünkü geleceğin bahanelerinden biri mezhepçi cihadizm olacak görünüyor. Rusya ve İran ise Suriye denkleminden düşmüş durumda ve sahaya dönme girişimleri sonuç vermedi. Suriye’deki sıçrama dayanağını kaybeden Rusya, Mali’de de dramatik sonuçlar yaşayabilir.

Şu bir hakikat ki küresel ve bölgesel güçler doğrudan ya da dolaylı olarak oyun bozmaya/kurmaya, dizayn etmeye çalışır. Ancak daima belirleyici olan sahadaki özgürlük motivasyonu, etnografik, sosyolojik, devrimci direnç noktaları olur. Bunu Suriye’de de göreceğiz. Suriye yeni tarihini halklar federasyonu ya da konfederasyonu olarak yazacaktır.

Alevi Kimliği ve Tarihi: Tekke ve Zaviyeler Kanunu Konferansı

DEM Parti İstanbul Milletvekili Celal Fırat, Gadev Alevi Akademisi’nin 2025 yılı üçüncü konferansının “100. Yılında Tekke ve Zaviyeler Kanunu ve Aleviler” başlığıyla 14 Aralık 2025 Pazar günü gerçekleştirileceğini açıkladı. Konferans, saat 13.00’te Garip Dede Dergâhı Vakfı Arif Sağ Konferans Salonu’nda düzenlenecek ve çevrimiçi katılım imkanı da sunulacak.

Etkinlikte, Cumhuriyet’in Alevilere yönelik politikalarının Osmanlı’dan kopuş mu yoksa süreklilik mi olduğu, Tekke ve Zaviyeler Kanunu’nun Alevi-Bektaşi topluluklara etkileri ve bu yasanın Hacı Bektaş Dergâhı’na yansımaları akademik bir bakış açısıyla ele alınacak. Programda çeşitli akademik sunumlar yer alacak.

Konferansa katılmak isteyenlerin kayıt yaptırması zorunlu olacak. Kayıt işlemleri, görsel üzerindeki QR kodu veya internet üzerinden bağlantı yoluyla gerçekleştirilebilecek. Son başvuru tarihi 13 Aralık 2025 olarak belirlenmiştir.

Konferans detayları şu şekildedir:

  • Tarih: 14 Aralık 2025 Pazar
  • Saat: 13.00
  • Yer: Garip Dede Dergâhı Vakfı – Arif Sağ Konferans Salonu
  • Adres: Fatih Mah., Dışkumsal Göl Kenarı No:8/B, Küçükçekmece / İstanbul
  • İletişim: 0212 541 43 16
  • Web: www.gadev.org.tr

“Suriye’de Alevilere Yönelik Soykırım: Diyarbakır’da Protesto”

Suriye’de Alevilere Yönelik Katliamlar İçin Diyarbakır’da Basın Açıklaması

Suriye’de Alevilere yönelik artan katliamlar ve sistematik saldırılara dikkat çekmek amacıyla Diyarbakır’da basın açıklaması düzenlenecek. “Suriye’de soykırım var, Aleviler katlediliyor” sloganıyla yapılacak açıklama, 6 Aralık Cumartesi günü saat 15.00’te Pir Sultan Abdal Kültür Derneği ve Cemevi önünde gerçekleştirilecek.

Yapılacak basın açıklamasında, Suriye’de Alevi toplumuna yönelik saldırıların ve zorla yerinden edilmenin giderek arttığına dikkat çekilecek. Açıklamada, uluslararası kamuoyunun ve Türkiye’deki demokratik kurumların konuyla ilgili sorumluluk alması gerektiği vurgulanacak.

Etkinlikle, hem Suriye’de yaşanan hak ihlallerine karşı güçlü bir ses yükseltilmesi hem de Alevi toplumuna yönelik saldırılara karşı dayanışmanın artırılması hedefleniyor. Organizasyon, tüm halkı ve demokratik kamuoyunu 6 Aralık Cumartesi günü yapılacak basın açıklamasına katılmaya davet ediyor.

Cemevi Başkanlığı, ‘gri pasaportlu dede’ arayışında!

Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı, Hızır ve Muharrem Oruçları kapsamında yurt dışına gönderilmek üzere “gri pasaportlu dedeler” arayışına girdi. Bu ilan, sosyal medya hesapları üzerinden duyuruldu.

Geçmişte Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından Alevi pirleri ve dedelerine Avrupa’nın çeşitli bölgelerinde “hizmet” vermeleri için gri pasaport verilerek görevlendirme yapılmıştı. Şimdi ise bu görev, Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından kurulan Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’na devredildi.

Yeni duyuruda, 2026 yılı Hızır ve Muharrem oruçları için yurtdışına gönderilecek inanç önderleri arandığı belirtildi. Duyuruda, gri pasaport ve ödeme kolaylıkları gibi vaatler sunulurken, talebin Avrupa’daki Alevi topluluğundan geldiği iddia edildi.

Alevi toplumu için inanç önderlerinin yurtdışındaki etkinliklerde yer alması, kültürel ve dini bağların güçlendirilmesi açısından önemli bir adım olarak değerlendiriliyor.

Urfa’da Alevi, Dürzi ve Ermeni Halklarına Yönelik Saldırılara Tepki Zamanı

Urfa’da, Alevi, Dürzi ve Ermeni topluluklarına yönelik artan saldırılara karşı basın açıklaması yapıldı. Urfa Emek ve Demokrasi Platformu tarafından Novada Park AVM önünde düzenlenen açıklamada, uluslararası kamuoyuna bu saldırılara sessiz kalmamaları çağrısı yapıldı. Açıklamaya DEM Parti Urfa Milletvekili Ferit Şenyaşar ve çok sayıda yurttaş katıldı.

Basın açıklamasında konuşan Demet Aykut, Lazkiye, Ceble ve Humus’taki Alevi ve Ermeni nüfusunun yaşadığı bölgelere yönelik saldırıların ciddi şekilde arttığını belirtti. Aykut, yerleşim alanlarının hedef alındığını, zorla göç ettirmelerin yaşandığını ve ibadethanelerin zarar gördüğünü ifade etti. Bu saldırıların savaş suçu kapsamında değerlendirilmesi gerektiğini vurguladı.

Aykut, kadınlar ve çocukların kaçırma, cinsel şiddet ve zorla evlendirme gibi ağır insan hakları ihlallerine maruz kaldığını dile getirdi. Uluslararası toplumun sessizliğinin bu saldırıları daha da büyüttüğünü söyleyen Aykut, Birleşmiş Milletler başta olmak üzere tüm insan hakları mekanizmalarını acil sorumluluk almaya çağırdı.

Açıklamada, Alevi, Ermeni ve Dürzi topluluklarına yönelik saldırıların derhal sonlandırılması, uluslararası yargı mekanizmalarının işletilmesi ve yerinden edilen halkların güvenli bir şekilde geri dönüşünün sağlanması gibi talepler kamuoyuyla paylaşıldı. Ayrıca, Türkiye’nin de dahil olduğu bölge ülkelerinin çatışmaları sonlandıracak bir tutum alması gerektiği vurgulandı.