KİMDİR BU ŞANSLI TÜRK…? NECATİ ŞAHİN
İzmir’den çağrı: Suriye’deki Aleviler için güvenli koridor talep edildi
İzmir’deki Alevi örgütleri, Suriye’de Alevilere yönelik katliamların durdurulması amacıyla insani yardım koridoru açılması ve bağımsız bir heyetin olayları yerinde incelemesi talebinde bulundu. Alevi Kültü Dernekleri Buca Şubesi Cemevi önünde gerçekleştirilen basın açıklamasında, “Katil HTŞ, işbirlikçi AKP” ve “Kurtuluş yok tek başına ya hep beraber ya hiçbirimiz” sloganları atıldı.
Alevi Bektaşi Federasyonu Genel Başkanı Mustafa Aslan, insani yardım koridorunun açılması ve bağımsız bir heyetin Suriye’de inceleme yapması için çağrıda bulunarak, “Hükümete sesleniyoruz; besleyip büyüttüğünüz bu cihadistlere dur deyin. Vicdani olan herkese sesleniyoruz; bu soykırıma sessiz kalmayın. Herkesi üzerine düşen sorumluluğu yapmaya davet ediyoruz” dedi.
Basın metnini okuyan Alevi Bektaşi Federasyonu Ege Bölge Sorumlusu Mehmet Bozkurt, Suriye’de devam eden zulüm ve katliamların altını çizerek, “HTŞ’nin nefret dili ve yok etme politikası, Suriye’de yaşayan mazlum halklar için bir tehdittir” dedi. Bozkurt, uluslararası kamuoyuna çağrıda bulunarak, bu çetelerin savaş suçlusu ilan edilmesi gerektiğini vurguladı.
Açıklama, katılımcıların alkış ve sloganlarıyla sona erdi. Alevi örgütleri, demokratik bir Suriye talep ederek, Alevilere yönelik saldırıların önüne geçilmesi için toplumsal duyarlılığın artırılması gerektiğini ifade etti.
Cenevre’de Arap Alevilerine Yönelik Katliamlar İçin Ses Verildi
İsviçre’nin Cenevre kentinde, Birleşmiş Milletler (BM) binası önünde Arap Alevilerine yönelik Suriye’deki katliamlar protesto edildi. Eylem, İsviçre Demokratik Alevi Federasyonu (FEDA), Demokratik Alevi Kadınlar Birliği, Cenevre Demokratik Kürt Toplum Merkezi, İsviçre Göçmen İşçiler Federasyonu ve Cenevre Demokratik Güç Birliği’nin ortak organizasyonu ile gerçekleştirildi.
Protesto, katılımcıların yitirilen canlar için bir dakikalık saygı duruşunda bulunmasıyla başladı. Eylemde “Arap Alevileri şahsında yitirdiğimiz tüm canları anıyoruz” mesajı öne çıktı. Ortak basın açıklaması, önce Fransızca, ardından Türkçe olarak okundu. FEDA İsviçre Eş Başkanı Songül Aslan, Arap Alevilerine yönelik sistematik saldırıların insanlık suçu olduğunu vurguladı.
Aslan, Birleşmiş Milletler ve diğer uluslararası barış kuruluşlarını, Arap Alevilerinin güvenliğini sağlamak için acil adımlar atmaya çağırdı. Protesto sırasında katılımcılar, “Alevi susmaz, zulme boyun eğmez!” sloganları atarak dayanışma mesajlarını yineledi ve Suriye’deki şiddetin sona ermesi çağrısında bulundu.
Etkinlik, organizasyonların temsilcileri tarafından yapılan teşekkür konuşmasıyla sona erdi. Katılımcılar, “Barışın hüküm sürdüğü bir dünya umuduyla” ifadesiyle eylemi tamamladı.
Suriye’de Alevi Sivillere Yönelik Saldırılar İçin Londra’da İsyan!
Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu, Avrupa Arap Alevileri Federasyonu ve Demokratik Alevi Federasyonu, Suriye’de Alevi sivillere yönelik artan saldırılara dikkat çekmek için İngiltere’nin başkenti Londra’da ortak bir basın açıklaması gerçekleştirdi. Açıklamada, özellikle Humus bölgesinde Alevilere yönelik saldırıların kabul edilemez olduğu vurgulandı.
Açıklamada, son dönemde artan mezhepsel söylemlerin ve Alevi sivillere yönelik saldırıların sert bir dille kınandığı ifade edildi. Suriye’nin, Aleviler, Sünniler, Dürziler, Kürtler, Yezidiler, Hristiyanlar ve diğer tüm toplulukların ortak vatanı olduğu belirtildi.
25 Kasım 2025 tarihinde Suriye Alevi Yüksek İslam Meclisi Başkanı Şeyh Gazel Gazel’in çağrısıyla düzenlenen barışçıl “selam gösterileri”ne binlerce Alevi’nin katıldığı hatırlatıldı ve bu barışçıl girişim desteklendi. Alevi toplumunun itirazının hiçbir zaman mezhepsel bir liderlik meselesi olmadığı, tüm toplulukların eşit yurttaşlık temelinde tanınması gerektiği ifade edildi.
Açıklamada, geçmişte silahların yetkililere teslim edilerek toplumun silahlı çatışmalardan kaçınmayı tercih ettiği, ancak bugün mezhepçi bir gücün ortaya çıktığı vurgulandı. Çözüm olarak ise Suriye’nin bölünmesi değil, tüm bileşenlerin eşit yurttaşlık temelinde tanınması ve yerel yönetimlerin güçlendirilmesi önerildi.
Son olarak, Suriye’nin tüm bileşenlerine barışçıl, sivil ve demokratik yollarla hakları için mücadele etme çağrısı yapıldı. Avrupa ve dünya genelindeki Alevi kurumlarının, Suriye’deki her bireyin yaşam hakkını savunmaya devam edeceği belirtildi.
Freiburg Alevi Dergâhı’nda Suriye Alevi Katliamları Protesto Edildi
Almanya’nın Freiburg kentindeki Freiburg Alevi Dergâhı, Suriye’de Alevilere yönelik katliamları kınamak amacıyla anlamlı bir etkinlik düzenledi. Etkinlikte, yaşamını yitiren canlar dualarla anılırken, uluslararası kamuoyuna dayanışma çağrısı yapıldı.
Etkinlik, Delil’in uyandırılmasıyla başladı ve Gülseren Acar tarafından okunan Türkçe basın açıklaması ile devam etti. Acar, Suriye’de Alevi toplumunun maruz kaldığı saldırıların insanlık suçu olduğunu vurgulayarak, uluslararası kamuoyunun sessiz kalmaması gerektiğini ifade etti.
Freiburg Alevi Dergâhı Eş Başkanı Nilay Yumuşak, konuşmasında Alevilere yönelik saldırıların yalnızca inanç grubuna değil, tüm insanlığa karşı işlenmiş suçlar olduğunu belirtti. “Sessizlik suça ortak olmaktır” diyerek bu konuya dikkat çekti.
Diğer Eş Başkan Ayhan Erdoğan ise birlik ve dayanışmanın önemini vurgularken, Salih Duran, Kürtçe yaptığı konuşmada Suriye’de Alevilerin yaşadığı acılara dikkat çekerek uluslararası dayanışmanın güçlendirilmesi gerektiğini ifade etti.
Etkinlikte Türkçe, Kürtçe, Almanca, Fransızca ve İngilizce dillerinde hazırlanan pankartlar açılarak, Suriye’deki Alevi katliamlarına karşı güçlü bir dayanışma mesajı verildi. Freiburg Alevi Dergâhı, Alevilere yönelik şiddet ve baskılara karşı ses yükseltmeye devam edeceğini açıkladı.
Suriye’deki Alevi kardeşlerimize yönelik saldırılar kınandı
Suriye’de Alevilere yönelik artan saldırılar, birçok kesim tarafından protesto edildi. Alevi toplumu, inançları nedeniyle maruz kaldıkları şiddet ve ayrımcılığa karşı seslerini yükseltti. Ülke genelinde düzenlenen gösterilerde, Alevilerin inanç özgürlüğü ve eşit yurttaşlık hakları için dayanışma mesajları verildi.
Gösterilere katılanlar, Alevi kimliğini savunmanın yanı sıra, tüm inanç gruplarının eşit haklara sahip olması gerektiğini vurguladı. Protestolar, Suriye’deki toplumsal barışın sağlanması ve farklı inançların bir arada yaşaması için önem taşıdığını belirten katılımcılar, bu tür saldırıların durdurulması gerektiğini dile getirdi.
Alevi toplumu, saldırıların sona ermesi ve insan haklarının korunması için uluslararası toplumdan destek bekliyor. Yapılan çağrılarda, Suriye’deki tüm inanç gruplarının özgürce yaşayabilmesi için gereken adımların atılması gerektiği ifade edildi.
Bu protestolar, Alevilerin haklarını savunma konusundaki kararlılıklarını ortaya koyarken, toplumda dayanışma ve birlik mesajları ön plana çıktı. Alevi topluluğu, inançlarının ve kültürel kimliklerinin korunması için mücadele etmeye devam edeceğini açıkladı.
MARDEF’in 7. buluşma kampında göç ve cemevi hukuku tartışılıyor!
MARDEF’in 7. Buluşma Kampı, Almanya’nın Siegen kentinde başladı. Açılış konuşmalarını MARDEF Eşbaşkanları Mehmet Üstek ve Hatice Sonzamancı gerçekleştirdi. Programın ilk gününde, Alevi toplumunun örgütlenme süreçleri ve cemevlerinin hukuki statüsü gibi konular ele alındı.
AKEL Vakfı Başkanı Mustafa Şahin, vakfın kuruluş süreci hakkında bilgi verirken, bölgedeki göç sorununa vurgu yaptı. Şahin, “Göç ettiğimiz yerlere uyum sağlamak ve kültürümüzü yaşatmak için mücadele ediyoruz” dedi. 1990’lı yıllarda İstanbul’da bir araya gelen hemşerilerin ihtiyaçları doğrultusunda kurulan AKEL, zamanla büyüyerek çeşitli kültürel etkinlikler düzenlemeye başladı.
Etkinliğin ilerleyen bölümünde, cemevi inşaat süreçleri masaya yatırıldı. Nurhak Cemevi’nin inşaatının kış koşulları ve maddi imkânsızlıklar nedeniyle durma noktasına geldiği belirtildi. Narlı Cemevi’nin ise çatı aşamasına geldiği ve kısa sürede tamamlanması hedeflendiği ifade edildi.
Avukat Tarık Alpdoğan, Alevi toplumunun ibadet mekânları olan cemevlerinin hukuki statüsü üzerine kapsamlı bir sunum yaptı. Cemevlerinin hâlâ resmi ibadethane statüsüne sahip olmamasının nedenlerini açıklayan Alpdoğan, mülkiyet sorununa da dikkat çekti. Cemevlerinin mülkiyetinin topluluk adına tescil edilmesinin zorunlu olduğunu vurguladı.
Mersin’den HTŞ’ye çağrı: Alevilere yönelik soykırımı hemen durdurun!
Mersin’de bir araya gelen Suriye’deki Katliamlara Karşı Dayanışma İnisiyatifi, Alevilere yönelik artan saldırıları kınadı ve uluslararası kamuoyuna acil çağrıda bulundu. Özgür Çocuk Parkı’nda düzenlenen basın açıklamasında “Suriye’de Alevi Katliamını Durdurun” pankartı açıldı. Alevi kurum temsilcileri ve Emek ve Demokrasi Platformu bileşenleri de etkinliğe katıldı.
İnisiyatif adına konuşan Özcan Damla, Suriye’nin Humus, Lazkiye, Hama ve Tartus gibi kentlerinde HTŞ’nin Alevilere yönelik sistematik imha politikalarının hızla devam ettiğini vurguladı. Alevi yurttaşların evlerinin yakıldığını, insan ve çocukların katledildiğini, kadınların ise kaçırıldığını ifade eden Damla, bu soykırıma karşı sessiz kalmayacaklarını belirtti.
Damla, HTŞ yönetimini Alevilere yönelik saldırılara son vermeye çağırarak, Alevilerin meşru ve demokratik taleplerinin tanınması gerektiğini vurguladı. Ayrıca, ABD ve AB ülkelerine de uluslararası toplumun bu duruma müdahale etmesi gerektiğini hatırlattı.
AKP hükümetine yönelik eleştirilerde bulunan Damla, geçmişte Suriyeli yurttaşların Türkiye’de güvenli yaşamaları için kapıların açıldığını hatırlatarak, Alevi yurttaşların korunması için insani yardımların bölgeye ulaşması amacıyla bir insani koridor açılması gerektiğini dile getirdi.
Damla, açıklamasını uluslararası insan hakları örgütlerine çağrıda bulunarak sonlandırdı. Alevilere yönelik soykırımın durdurulması için harekete geçilmesi ve bu suçu işleyenlerin yargılanması için gerekli adımların atılması gerektiğini ifade etti.
MARDEF 7. Kampında Göç, Örgütlenme ve Cemevi Hukuku Tartışılıyor!
MARDEF’in 7. Buluşma Kampı, Almanya’nın Siegen kentinde başladı. Açılışta MARDEF Eşbaşkanları Mehmet Üstek ve Hatice Sonzamancı, Alevi toplumunun örgütlenme süreçleri ve inanç mekânları üzerine önemli değerlendirmelerde bulundu. İlk günde, AKEL Vakfı’nın kuruluş süreci, bölgedeki göç gerçeği ve cemevlerinin hukuki statüsü gibi konular masaya yatırıldı.
AKEL Vakfı Başkanı Mustafa Şahin, göç sorununa dikkat çekerek, ekonominin ve politikanın etkisiyle dağılmış bir topluluk olduklarını ifade etti. 1990’lı yıllarda İstanbul’da bir araya gelen hemşerilerin ihtiyaçları doğrultusunda kurulan vakfın, kültürel etkinlikler ve yöresel ürünlerin pazara sunulması gibi hedefleri olduğunu aktardı.
Cemevi yapım süreçleri de kampın ikinci bölümünde tartışıldı. Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı Cemevi Başkanı Lütfi Yıldız, Nurhak’taki inşaatın kış koşulları ve maddi sıkıntılar nedeniyle durduğunu belirtirken, Narlı Cemevi’nin ise çatı aşamasına geldiğini söyledi. Cemevlerinin hukuki statüsü üzerine konuşan Avukat Tarık Alpdoğan, Alevi toplumunun ibadet mekânlarının hâlâ resmi ibadethane statüsüne sahip olmamasının politik ve hukuki nedenlerini açıkladı.
Alpdoğan, cemevlerinin mülkiyet sorunlarına da değinerek, bu yapıların topluma ait olması gerektiğini vurguladı. Cemevlerinin bulunacağı arsanın sahibine bağlı olmasının ciddi hukuki riskler yarattığını belirten Alpdoğan, mülkiyetin topluluk adına tescil edilmesinin zorunlu olduğunu ifade etti.
Bu buluşma, Alevi toplumunun hakları ve inanç özgürlüğü konularında önemli bir platform oluşturdu. MARDEF’in düzenlediği kamp, toplumsal dayanışmanın ve hukuki mücadelelerin önemini bir kez daha gözler önüne serdi.
Suriye’de Alevi kitle eylemleri neyi gösteriyor? SERCAN ÜSTÜNDAŞ
Alevi yurttaşların bulundukları kentler ve ilçelerde sokaklara çıkarak, geçici Şam hükümetinin saldırı ve baskılarını protesto ettiği kitle eylemleri, 25 Kasım günü koordineli-örgütlü bir şekilde başladı. Yeni hükümetin birinci yılına yaklaşılırken Alevileri sokağa çıkaran ve “Artık yeter” dedirten neydi? Şam hükümetinin eylemlere şiddet ile karşı geleceği açık bir öngörüyken Alevilerin gösterdiği cesarette neler gizli? Suriye siyasetinin önümüzdeki dönemini etkileyecek olayları anlamak için geçmişe biraz gitmekte fayda var.
HTŞ-geçici Suriye yönetimi, Suriye’den kaçan Beşar Esad, ailesi, rejimin askeri-sivil yönetimi ve burjuva sınıfın en üst tabakasındaki kişilerden alamadıkları intikamı, düşman olarak kodladıkları Alevi yurttaşlara doğru yöneltti. Sosyal medyada yüzlercesi bulunan videolarda da görüldü ki 8 Aralık sonrasında Şam hükümeti ve Suriye ordusu çatısı altında toplanan mezhepçi gruplar, Alevilere karşı saldırılarını arttırıyor. Rejimin kaymak tabakasının Suriye’den kaçarak kendilerini kurtardığı ama silahsız-savunmasız Alevi yurttaşların yeni hükümet ile baş başa kaldığı bir gerçeklik yaşanıyor.
HTŞ çatısı altında toplanan selefi-cihadist grupların rejim ile giriştikleri iç savaş sürecinde ve öncesindeki yıllarda irili ufaklı isyanlarda önemli kayıplar verdiği sır değil. BAAS rejiminin 1982’de Hama’da Müslüman Kardeşler’e yönelik olduğu ilan edilen ama Sünni kitlelerin de hedef alındığı saldırılarda binlerce kişiyi öldürdüğü biliniyor. İç savaş yıllarında BAAS rejimi Sünni kitleleri Doğu Guta başta olmak üzere birçok kentte topluca hedef aldı. Kentler, yerleşim yerleri bombalandı. Rejim bu saldırıları iş birliği içerisinde olduğu Sünni egemenlerle birlikte örgütledi. Evet, Esad ailesi Alevi idi ama BAAS iktidarı, Sünni, Hristiyan ve Dürzi egemenlerin de olduğu bir ittifaktı. Bunu en iyi Şam’daki koltuğa oturan Ahmed el Şara biliyor. BAAS döneminin en zengin ailelerinden olan ve rejimin askeri güçlerine verdiği destekle bilinen Katırcı ailesi, HTŞ iktidarı ile anlaşarak ülkeye geri döndü. Bu açık gerçek bile gösteriyor ki HTŞ’nin amacı geçmişin intikamı değil. Suriye’nin etnik-inançsal çeşitliliği yok edilerek yeni bir rejim kurulmak isteniyor. TC’nin kuruluş sürecinde İttihatçılar’ın fırsatları (uluslararası koşullardaki kaos) katliamlar ile değerlendirdiği ve açık zor üzerinden iktidarını sağlamlaştırdığı yıllara benzer bir süreç yaşanıyor. Bunun en göze çarpan bir diğer benzerliği eski rejim ile bağlantılı olarak gösterilen tüm kişilerin malına mülküne kanunsuzca el koyma, belli ailelerde zenginliği biriktirme şeklinde yaşanıyor.
Aleviler Mezara Hristiyanlar Beyrut’a!
Suriye’nin sahil kentlerinde başlatılan ve bağımsız kuruluşlarca da mezhepçi katliam olarak tanımlanan günlerin yaraları henüz sarılmamışken sivil Alevi yurttaşlar bir kez daha saldırılara maruz kaldı. Saldırının bu defaki merkezi Humus’un Muhacirîn mahallesiydi. Senaryo aynı idi. Şam hükümetinin resmi haber ajansı SANA mahalleye dışarıdan gelip insanları kurşunlayan, araçları ve evleri yakan grubu ‘öfkeli aşiret üyeleri’ olarak tanıttı. Kurgu basitti. Tekil bir bireysel şiddet olayı, aşiret üyeleri olarak lanse edilen örgütlü silahlı grupların mahalleyi ablukaya almasına, katliama başlamasına gerekçe gösterildi. Muhacirîn mahallesi saldırılarındaki grupların sokaklarda attıkları sloganlar aslında durumu özetliyordu: Aleviler Mezara Hristiyanlar Beyrut’a!
Mart ayındaki saldırılarda, silahlı bir grubun Şam hükümetine bağlı güçlere saldırı düzenlediği ve bunların eski rejim askerleri olduğu açıklanmıştı. Suriye’nin tüm bölgelerinden silahlı militanlar aynı anda sahil kentlerine doğru harekete geçirilerek saldırının intikamının alınacağı duyuruldu. Şara’nın “eski rejim kalıntılarına karşı mücadele” sözünün kapsamı silahlı gruplara her saldırıyı yapma emri ve fırsatı veriyordu zaten. Süveyda’ya yönelik katliam saldırısı da aynı kurgu ile planlandı. Şaibeli bir ses kaydı ile İslam Peygamberi’ne hakaret edildiği iddia edildi ve silahlı binlerce militan aynı ayda hücuma başladı. Şam hükümeti, saldırıya geçen grupların Bedevi aşiretler olduğunu duyurdu ve saldırıların siyasi sorumluluğunu reddetti. Oysa Süveyda’da katliama karşı kurulan öz savunma gruplarının yakaladığı birçok kişi, HTŞ-Savunma Bakanlığı’na bağlı personel olduklarını ve saldırılara genel emir ile katıldıklarını itiraf etti.
Muhacirîn Mahallesi
Suriye’de Aleviler Lazkiye ve Tartus kentlerindeki çoğunlukları yanı sıra Şam, Halep, Hama ve Humus gibi kentlerde de kendilerine ait mahallelerde yaşıyor. Bu durum diğer etnik ve inançsal gruplar için de geçerli. Halep’te Kürtler Şeyh Maqsut-Eşrefiye’de, Şam’da ise Zorava-Rukneddin mahallelerinde yaşıyor. Hıristiyanlar’da Şam başta olmak üzere diğer kentlerde de kendi mahallelerinde kalıyor ve bunu sürdürmek istiyor. Bunun sebebi çok açık. Ulusal ve dini savaşlardan kendilerini korumanın bir biçimi olarak yan yana durmayı bir zorunluluk olarak görüyorlar.
Muhacirîn mahallesinde yaşananlar gösterdi ki Humus tamamen Sünni bir kent yapılmak isteniyor. Mahallenin adı önceki süreçte haber sitelerine “Alevilere tehditler artıyor” olarak geçmesindeki sürecin amacı da buydu. Şam’ı yönetenlerin şimdiye kadarki tüm pratikleri alt alta dizildiğinde her bağımsız bakış Humus’ta yaşananların basit bir adli olayın tetiklediği kargaşa olmadığını görecektir. Aynı anda organize olan, mahalleyi kuşatan, araçları, dükkanları ve evleri ateşe veren güruhu harekete geçiren motivasyonunun bir iki günlük mesele olmadığı açıktır.
Sessiz İsyan Çağrısı
Suriye’de Kürtler şu an bölgelerini koruyacak güce ve örgütlülüğe sahip. Dürziler de son saldırılardan sonra sistemleştirdikleri öz savunma güçleri ve İsrail ile girdikleri ittifak ile merkezi hükümetin saldırılarından kendilerini koruyabildi. Kürtler ve Dürziler için avantajlı sayılabilecek koşullar Aleviler için oluşturulabilmiş değil. Merkezi hükümet çatısı altına toplanmış grupların saldırılarından kendilerini koruyabilecek bir güçleri bulunmuyor. Herhangi bir uluslararası güç tarafından da desteklenmiyor. Hatta daha kötüsü, ilerici güçler, devrimci-sosyalist yapılar, bölge halkları tarafından da yaşanılan zulüm yeteri kadar görülmüyor. Lazkiye’de Tartus’ta insanlar sokak ortasında ve köylerde topluca katledilirken, çoğunluğu Arap Alevi olan Hatay’da hayat normal akışında devam edebiliyordu.
Şam, Hama ve Humus’ta Alevi mahallelerinde başlayan saldırılar, Alevilerin göç ettirilerek mallarına ve mülklerine el koyma hedefi ile de yapılıyor. Aleviler, mahallelerinden sürülürse dağılacaklarını ve yıllarca sürdürdükleri ortak yaşamlarının son bulacağını biliyor. Bıçağın kemiğe dayandığı Humus’taki saldırılardan sonra verilen refleks de bunadır. Eğer sessiz kalınırsa Mart ayında yarım kalan katliam devam ettirilmek istenecek. Öfkeleri biriken ve susarsa yok edileceği günün yaklaşacağını öngören Aleviler, Şeyh Xezal’in çağrısı etrafında toplandı. Zaten işaret bekleniyordu, sokakla buluşuldu.
Suriyeli Aleviler üzerinde önemli bir dini otoritesi olan Şeyh Xezal Xezal, videolu bir çağrı yayınlayarak halkı Salı günü saat 12.00’de sessiz ve barışçıl bir protestoya davet etti. Şeyh Xezal’ın adı daha önce 8 Ağustos’ta Haseke’de toplanan Ortak Tutum Konferansı’nda geçmişti. Suriyeli Aleviler adına konferansa video gönderen Şeyh Xezal, Kürtlere, Dürzilere ve Hristiyanlara yapılan saldırıları hatırlatarak ademi-merkeziyetçilik öneriyordu. Son çağrısında da Şeyh Xezal, sadece Alevilere değil tüm Suriyelilere saldırıları ve baskıları sessiz ve barışçıl biçimde protesto etmeye davet etti.
Aleviler, Mart ayındaki büyük katliama gösteremedikleri kitle tepkisini 25 Kasım’da gösterdi. Aynı anda birçok merkezde sokağa çıkıldı. Kitleler, ateş açılmasına rağmen sokaklardan çekilmedi ve sık sık Kürtleri ve Dürzileri selamlayan sloganlar atıldı. Örgütlü, cesaretli ve Suriye’nin diğer dinamikleri ile ittifak öneren kitle eylemleri, artık bir eşiktir. Aleviler bu eşiği aşarak merkezi hükümete katliamlarına karşı direnişin şimdilik barışçıl biçimiyle cevap verdi.
Korku duvarları yıkıldı, eylemler amacına ulaştı. Şam mesajını aldı.
www.numedya24.com
KİMDİR BU ŞANSLI TÜRK…?
Suriye’de Alevi kitle eylemleri neyi gösteriyor?