Gezi Direnişi’nin ardından Kadıköy Yeldeğirmeni’nde terkedilmiş bir binanın işgal edilmesiyle kurulan İstanbul’un ilk işgal evi ‘Don Kişot Sosyal Merkezi’ yıkıldı. Yeldeğirmeni sakinlerinin dönüştürerek yeniden yarattığı bina, iki senedir halka açık bir sosyal merkez olarak kullanılıyordu. İşgal öncesi uzun yıllar inşaat halinde duran binanın mülkiyet sorununun çözüldüğü ve mülk sahibinin mekanı yıkarak yerine yeni bir bina yapmak istediği belirtiliyor. Mahalle dayanışmalarına esin kaynağı olan Don Kişot’un kurulmasının ardından üç işgal evi daha açılmıştı. İSTANBUL
Kinder’in ‘sürpriz’i çocuk sömürüsü!
Çocuklar için üretilen Kinder Sürpriz Yumurta çikolatalarının üretiminde Romanya’da çocuk işçilerin çalıştırıldığı ortaya çıktı. Çocukların saatte sadece 1 TL’ye, günde 13 saat çalıştırıldığı belirtiliyor. İngiliz gazetesi The Sun’un özel haberine göre Romanya’da Kinder Sürpriz çikolatalarının içindeki oyuncaklar bir dizi evde, aralarında altı yaşındaki çocukların da bulunduğu çocuklar tarafından dolduruluyor. Oyuncakları ailelere, taşeron firmaların verdiği belirtiliyor. Timea Jurj isimli anne, 11 ve altı yaşındaki çocukları Patrick ve Hannah ile birlikte yumurtaların içindeki oyuncakları doldurduklarını anlattı. Timea, 1000 yumurtayı tamamladıklarında oyuncakları çuvala doldurup Macaristan sınırındaki Carei’de bir fabrikaya götürdüklerini söyledi. Timea, “Paranın çok kötü olduğunu biliyorum ama başka bir seçeneğim yok. Para kazanmamız ve çocuklarımıza bakmamız lazım” dedi. The Sun, çikolatanın içinden çıkan plastik yumurtayla oyuncakların aileye bir taşeron şirket tarafından verildiğini yazdı. Gazete, söz konusu şirketle görüşme talebinin yanıtsız kaldığını da yazdı. BÜKREŞ
‘Çocuklar ölmesin’ davası görüldü
‘Çocuklar ölmesin maça gelsin’ sloganı attıkları gerekçesiyle haklarında dava açılan 32 Amedspor taraftarı ‘örgüt propagandası’ yaptıkları gerekçesiyle dün hakim karşısına çıktı
Geçen sezon Türkiye Kupası’nda Amedspor-Başakşehirspor karşılaşmasında “Çocuklar ölmesin maça gelsin” sloganı attıkları gerekçesiyle hakkında “örgüt propagandası yapmak” ve “hakaret etmek” suçlamasıyla dava açılan 32 Amedspor taraftarının ilk duruşması, dün Bakırköy Adliyesi’nde görüldü. Bakırköy 2. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen duruşmaya dava kapsamında yargılanan çok sayıda taraftar katıldı. İfadeleri alınan taraftarların ardından avukatlar savunma yaptı.
Yapılan savunmaların ardından mahkeme heyeti, duruşmayı 7 Şubat 2017 gününe erteledi.
Ne olmuştu?
Geçen sezon “Çocuklar ölmesin, maça gelsin” yazılı pankart nedeniyle Profesyonel Futbol Disiplin Kurulu’na (PFDK) sevk edilen Spor Toto 2. Lig ekibi Amedspor’a “seremoniye izinsiz pankart ile çıkılması” ve “talimatlara aykırılık” gerekçe gösterilerek 5.000 TL para cezası verilmişti. Amedspor, verilen cezalar nedeniyle Amed’de Fenerbahçe ile seyircisiz oynadığı Türkiye Kupası çeyrek final maçına “Çocuklar ölmesin, maça gelsin” pankartıyla çıkmıştı. Fenerbahçeli futbolcular da, Amedsporlu oyuncularla birlikte pankartın arkasında poz vermişti. Almanya’nın ikinci lig ekiplerinden ve Amesporlu Deniz Naki’nin eski takımı olan St. Pauli’nin taraftarları, Amedspor’un “Çocuklar ölmesin, maça gelsin” pankartını Leipzig’le oynadıkları maçta tribünlere taşıyarak destek vermişti. Amedspor’a bir destek de taraftarlarından gelmişti. Türkiye Kupası’nda Amedspor-Başakşehirspor karşılaşmasında Amedspor taraftarları “Çocuklar Ölmesin maça gelsin” sloganları atarak takımlarına destek olmuştu.
İSTANBUL
Gazeteci Kurt’a 2 yıl hapis
Gazeteci Ali Barış Kurt’un, “Terör örgütü propagandası” iddiasıyla yargılandığı davanın duruşması, dün Ankara 2. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görüldü. Sosyal medya paylaşımları ve gazetecilik faaliyetleri nedeniyle yargılanan Kurt’a, 2 yıl 4 ay hapis cezası verildi. Mahkeme Heyeti, Kurt’un ‘Hükmün Açıklanmasının Geri Bırakılması’ndan yararlanmasına ise izin vermedi. Duruşmaya Kurt katılmazken, Avukat Gulan Çağın Kaleli savunma yaptı. Av. Kaleli, dosyanın usulsüz yöntemlerle hazırlandığını belirterek, “Savcı, BİMER’e yapılan ihbardan yola çıkmış ancak ihbarın isimsiz yapıldığı belirtiliyor. Halbuki BİMER’e kimlik bilgileri olmadan başvurmanız mümkün değil” dedi. Av. Gulan Çağın Kaleli, gazetecilik faaliyetinin örgüt propagandası haline getirildiğine dikkati çekerken, karara itiraz edeceklerini bildirdi. ANKARA
‘Sesimiz daha gür çıkacak’
Aralarında kapatılan basın kuruluşları ve insan hakları örgütlerinin de bulunduğu emek ve demokrasi güçlerinin başlattığı “Adalet ve Özgürlük Nöbeti”nin 7’ncisi, dün İstanbul Adliyesi önünde gerçekleşti. Nöbete Mezopotamya Kültür Merkezi, (MKM) Arzela Kültür ve Sanat Merkezi, Özgür Gündem Gazetesi Yazı İşleri Müdürü İnan Kızılkaya’nın ağabeyi Hasan Kızılkaya ve çok sayıda kurum da destek verdi. Nöbette konuşan DİSK Basın İş üyesi Aydın Nadir ise “Siz susturmaya çalıştıkça bizim sesimiz daha gür çıkacak” dedi. MKM Oyuncusu Rugeş Kırıcı da, “Yakınmaktansa haykırarak faşizme karşı birlikte olmalıyız” sözlerini kullandı.
Tutsaklar için panel yapılacak
Türkiye Hapishaneler Enformasyon Ağı Projesi kapsamında Bilgi Üniversitesi Kuluçka Merkezi’nde panel düzenleniyor. Türkiye Hapishane Çalışmaları Merkezi (TCPS) ile Ceza İnfaz Sisteminde Sivil Toplum Derneği’nin (CİSST) birlikte organize ettiği panelde Berivan Korkut, “Hasta Mahpus Olmak”, Ezgi Duman “Kadın Mahpus Olmak” ve Yılmaz Kino “Engelli Mahpus Olmak” sunumlarını gerçekleştirecek.
Tutsaklar tedavi edilmiyor
Baskı ve hak ihlallerinin yoğun olarak yaşandığı Şırnak T Tipi Cezaevi’nde baskılar had safhaya ulaştı. Tutsakların tedavi edilmediğini aktaran tutsaklar, kamuoyuna duyarlılık çağrısı yaptı
Sokağa çıkma yasağının kısmı olarak kaldırıldığı Şirnex’te (Şırnak) tutulan tutsaklar, üzerinde baskılar sürüyor. Hak ihlallerinin yoğun olarak yaşandığı Şırnak T Tipi Cezaevi’nde tutsaklar, çıplak arama işkencesine maruz kalıyor. Tutuklamalarla birlikte 10 kişilik koğuşlarda 16-18 kişinin kaldığı cezaevinde 250’yi aşkın tutsağın tutulduğunu aktaran tutsaklar, cezaevinde çocuk koğuşunda bulunan Seyit Rıza Şeran ve Cigerxwin Akdeniz adlı çocuk tutsağın, “uyuz” oldukları iddiasıyla kaldıkları koğuştan çıkartılarak farklı bir odaya alındığını aktardı. Cezaevi personellerinin Şeran ve Akdeniz’e psikolojik baskı uyguladığını belirten tutsaklar, baskılar karşısında çocukların kaldıkları odada bulunan yatak ve battaniyeleri kapının arkasına bırakarak barikat kurduklarını ve barikatı ateşe verdiklerini söyledi.
Müdahale edilmedi
Cezaevi yönetiminin çocukların ölümünü ilk başta siyasi tutsaklardan gizlediğini aktaran tutsaklar, yangına da geç müdahale edildiğini söyledi. Tutsaklar, “Yaşanan ölümlerin ardından cezaevindeki siyasi tutsaklar 3 günlük açlık grevine girdi. Açlık grevi sonrasında tüm siyasi tutsaklar, disiplin cezasına çarptırıldı. Yazılı veya sözlü savunmaları alınmayan siyasi tutsaklar verdiği itiraz dilekçeleri işleme alınmazken, tutsaklar için ayrı ayrı 30 gün ‘Bazı etkinliklerden alı koyma’ cezası verildi” ifadelerini kullandı.
Tutsakların durumu ağırlaştı
Cezaevinde tutulan hasta tutsakların durumlarının giderek ağırlaştığını aktaran Tutsaklar, “OHAL kanunları kapsamında kronik hastaların tedavileri yapılamıyor. Kronik hastalığı bulunan tutsaklar, hastaneye götürülmediği gibi revire dahi çıkarılmıyor. Acil durumlarda da tutsaklar kurum revirinin onayı olmadan hastaneye götürülmüyor. Hafta sonu veya günlük mesai bitiminden sonra kalp krizi gibi kritik ve acil müdahale gerektiren hastalık durumunda dahi tutsak hastaneye götürülmeyip ölüme terk ediliyor. Şırnak Devlet Hastanesi’ne yapılan sevkler keyfi tutumlar ve il merkezinde yaşanan çatışmalar gerekçe gösterilerek yapılamıyor” şeklinde aktardı.
Sürgünler arttı
Aylardır aileleri ile görüştürülemeyen tutsakların telefon haklarının ellerinden alındığı öğrenildi. Sokağa çıkma yasakları ile birlikte cezaevinde sürgünlerin de arttığına dikkat çeken tutsaklar, 14 Mart tarihinden bugüne kadar 150’yi aşkın siyasi tutsağın sürgün edildiğini söyledi. Tutsaklar kamuoyuna duyarlılık çağrısı yaptı.
Sabahattin Koyuncu / Şırnak T Tipi Cezaevi
‘Örgütlenecek gücümüz var’
Tüm dünya kadınları için sembol haline gelen Mirabel Kardeşler’in direniş bayrağını devralan Kürt kadınları, 2016 yılı boyunca da hem erkek hem de devlet şiddetinin hedefinde oldu. AKP’nin kadın kazanımlarına dönük yaptığı saldırılara karşı Türkiye ve dünyadan kadınlarla Amed’de buluşan Kürt kadınlar, KJA’nın kapatılmasının ardından yeni örgütlenme modeli üzerine tartıştı. Baskılar karşısında direnişten geri adım atmayan Kürt kadınlar, mücadelelerini Özgür Kadın Hareketi (Tevgera Jinên Azad – TJA) olarak sürdürme kararı aldı. TJA üyesi Ceylan Bağrıyanık, kadın mücadelesine ilişkin değerlendirmelerde bulundu.
‘Saldırılar sistematik’
Bağrıyanık, “Bu saldırı karşısında bizler de daha ideolojik bir mücadele ile stratejik kurum ve örgütlenmeleri yaratarak devam edeceğiz” dedi. 21’inci yüzyılın kadın yüzyılı olacağını kaydeden Bağrıyanık, şunları kaydetti: “Sistemimizi alternatif ve karşıt bir sistem olarak kurguladık. Sisteme eklentili hale gelmiş bir kadın kongresi olmadık hiçbir zaman. Sistem de bunu gördüğü için saldırılarını geliştirdi.”
‘Bedeli ne olursa olsun…’
“Kadına yönelik sistematik olarak saldırılar geliştiriliyorken, mücadele ederseniz öldürürüz, katlederiz, tecavüz kültürünü meşrulaştırırız, sizi diri diri yakarız mesajlarına rağmen biz kadınlar olarak alanlardayız” diyen Bağrıyanık, baskıcı politikalara karşı bugüne kadar olduğu gibi bugünden sonra da boyun eğmeyeceklerini ifade etti. Bağrıyanık, “Faşizme karşı güç birliğini açığa çıkarmak gerekiyor. Kürt halkı olarak hiçbir zaman devletin bizler için örmüş olduğu sınırlar içerisinde yürümedik. Bizim için her yer mücadele alanıdır. OHAL’lerle geliştirilmiş olan kendileri için yasal olan ancak bizler için yasal olmayan belirlemelere, yasalara kesinlikle uymayacağız” şeklinde konuştu.
‘Kimse engel olamaz’
“Şimdiye kadar hiçbir hükümet hiçbir devlet bu kadar kadına karşı ideolojik savaş başlatmadı” vurgusunu yapan Bağrıyanık, “Önderliğimiz ‘Bugün Ortadoğu’da ve dünyada iki çizgi savaşıyor. Bir kadınları köleleştirmek isteyen AKP-DAİŞ çizgisi vardır. Bir de kadın özgürlüğüne dayalı demokratik, ekolojik, kadın özgürlükçü paradigmam ve çizgim vardır. Bu iki çizgi savaşıyor’ dedi. Bu iki çizgi savaşında bizler Önderliğimizin geliştirdiği perspektifin savunucuları olacağız” dedi. Kadınlara çağrıda bulunan Bağrıyanık, şunları söyledi: “Bir yandan kadın hareketlerinin, kurumların kapatıldığını görüyoruz bir yandan tecavüzcülerin cezaevlerinden çıkarılması için AKP’nin ne kadar mücadele ettiğini görüyoruz. Bu anlamda kadınlar olarak Türkiye’de kadınlar olarak saflarımızı netleştirmiş durumdayız. Bizim tek bir çizgimiz vardır o da kadın özgürlüğüne dayalı çizgidir. Bugün mecliste tartışılan şey Türkiye’de Kürdistan’da kadına yönelik şiddetin meşrulaştırılmasıdır. Topyekün bir serhildana, topyekün bir isyana, saldırılar karşısında örgütlenmeye ihtiyacımız var. Bunu gerçekleştirecek gücümüz de vardır.” AMED
BÜKAK’tan 25 Kasım etkinlikleri
25 Kasım etkinliklerinin startını veren Boğaziçi Üniversitesi Kadın Araştırmaları Kulübü (BÜKAK), çeşitli etkinlikler gerçekleştiriyor. BÜKAK’tan Öykü Eke, BÜKAK’ın kurulduğu günden bugüne kadar toplumsal cinsiyet alanında çalışmalar yürüttüklerini kaydetti. Öykü, “Feminist bakış açısıyla ülkenin, üniversitenin gündemine dair sözler üretmeye çalışıyoruz. Programımızı da buna göre şekillendirmeye çalıştık” diye konuştu. Beyza İyitütüncü is, 25 Kasım için başlattıkları kampanyalara değinerek, “25 Kasım gibi etkinliklerde performanslar da yer alıyor. Bu hafta da ‘Baskıya, şiddete, savaşa karşı şarkı söyleyen kadınlar’ sunumumuza bekleriz. Böyle bir dönemde dayanışma önemli” dedi.
TJK-E: Faşizme karşı dayanışmaya!
Avrupa Kürt Kadın Hareketi (TJK-E), 25 Kasım nedeniyle yazılı açıklama yaptı. Ataerkil sistemin, yaşamın her anında şiddeti, ayrımcılığı, eşitsizliği bir devlet politikası olarak ürettiği ve kurumsallaştırdığına dikkat çekilen açıklamada, şunlar ifade edildi: “Ataerkil sistem kadın bedenini kullanım alanı olarak görmekten vazgeçmiyor. Kadının özgür olmadığı bir yerde toplum da özgür olamaz. Kadının değersizleştirildiği bir toplumda egemenlik temel değer haline gelir. 25 Kasım vesilesiyle kadınları egemenliğe, eşitsizliğe, şiddete, sömürüye karşı dayanışmaya, mücadeleyi yükseltmeye çağırıyoruz.”