Ana Sayfa Blog Sayfa 6041

246 gün sonra aynı yer farklı kare

İnsanların evlerini, kentlerini terketmek zorunda kaldığı Şirnex’te evlerinden çektikleri son görüntüler, güzel günlerin hatırası olarak kayıtlı kalıyor. Kentin en büyük mahallelerinden biri olan Bahçelievler Mahallesi’nin üst kısımlarında oturan Bahşiş ailesi, yasaktan sonra döndükleri evlerinden görünen kentin manzarası karşısında şaşkına döndü. Kentin neredeyse tamamının görüldüğü evlerinin bahçesinden kentin bu denli yıkılacağını tahmin etmemelerine rağmen son kez görüntü alan aile, yasak süresince görüntüleri Kürt sanatçı Ayşe Şan’ın 1992 yılında kentte yaşanan katliamı anlatan “Şırnak” isimli parçası ile montajladı. 246 günün ardından evlerine dönen Bahşiş ailesi, bahçelerinden kenti izlerken gördükleri manzara ile gözyaşlarına boğuldu. Gördükleri manzarada ne eskiye ait tek bir ev ne de ağaç vardı. Rengârenk sokaklardan geriye sadece gri renkli moloz yığını kalmış durumda. Evinin bahçesinden molozlara derin derin bakan yaşlı kadının yüzündeki eskiye hasret yüz hatlarının her bir çizgisinde hissedilebiliyor.

Dicle Müftüoğlu-Devran Toptaş / Şirnex

Heyetin incelemeleri sürüyor

HDP Şirnex Milletvekili Aycan İrmez, HDP PM Üyesi Nuran İmir ile Wan HDP ve DBP il ve ilçe yönetimi ile sivil toplum kuruluşları, yıkımın devam ettiği Şirnex’te ziyaretlerde bulundu. Yasak döneminde yaşamını yitirenlerin ailelerini ziyaret eden heyet, daha sonra yıkımın sürdüğü Yeni Mahalle’de incelemelerde bulundu. Burada kısa bir açıklama yapan heyet, Şirnex için dayanışma çağırısında bulundu. Öte yandan yıkımı yerinde görmek için aralarında parlamenterlerden oluşan bir Avrupa heyeti de incelemelerde bulundu. İncelemelerin ardından Şirnex’te katledildikten sonra bedeni yerlerde sürüklenen Hacı Lokman Birlik ile yasak döneminde yaşamını yitiren sağlıkçı Cemal Uygur’un aileleri ziyaret edildi.

Suriye’nin Kuzeyinde İşler Karmaşıklaşıyor

Türkiye’nin desteklediği muhaliflerle, Kürt güçlerin ağırlıkta olduğu Suriye Demokratik Güçleri arasındaki çatışmalar Rakka’nın IŞİD’den geri alınmasıyla ilgili planlar konusundaki endişeleri artırıyor.

Çatışmalar, Amerika’nın Rakka’yı IŞİD’den geri alma planlarını daha karmaşık hale getiriyor ve Ankara ile Washington arasındaki anlaşmazlıkları daha da artırmasından endişe ediliyor.

Kürt güçlerin savaş alanındaki mücadelesi

6 Kasım’dan bu yana Rakka’yı geri almak için başlatılan operasyonda 40’tan fazla köy Kürt güçler tarafından IŞİD’den geri alındı.

Bazı uzmanlar Suriye Demokratik Güçleri’nin Rakka’yı alıp-alamayacağı konusunu sorguluyor ancak Pentagon, Suriye Demokratik Güçleri’nin IŞİD ile mücadele ve kenti almak konusunda yeterli olduğunu düşünüyor. Arap muhaliflerin eski komutanlarından Salim İdris Amerika’nın Sesi’ne yaptığı açıklamada Suriye Demokratik Güçleri’nin kenti alabileceğini belirtti. İdris’e göre yeterli Amerika hava desteğini alırlarsa bunu yapabilirler.

Amerika Suriye Demokratik Güçleri’ni hava operasyonları ve yüzlerce özel kuvvetle destekliyor.

Amerikan stratejisi

Amerikalı savaş planlayıcıları IŞİD’e Rakka’da baskı yaparak aynı zamanda Irak güçlerinin Musul’a saldırmasıyla örgütün kenti savunmak için kaynaklarını ve insan gücünü azaltmayı umuyor.

Ancak Suriyeli Arap muhalifler ile YPG’nin çoğunluk gücünü oluşturduğu Suriye Demokratik Güçleri arasında son günlerde çatışmaların artması Washington ve Ankara arasındaki sıkıntılı ilişkileri daha karmaşık hale getiriyor.

Türkiye, Rakka’nın alınması konusunda Suriye Demokratik Güçleri’nin kullanılmasına karşı çıkıyor. Suriye Demokratik Güçleri şu anda Rakka’nın 28 km dışında bulunuyor.

Türkiye YPG’yi PKK’nın uzantısı olarak görüyor, Amerika ise PYD ve onun silahlı kanadı YPG’yi PKK’nın uzantısı olarak niteliyor.

Türk yetkililer Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Suriye Demokratik Güçleri konusunda endişelerini Başkan seçilen Donald Trump’a bir telefon konuşması sırasında ilettiğini belirtti. Trump da Ankara ile ilişkileri geliştirmek istediğini belirtti, fakat IŞİD ile mücadelenin öncelik olduğunu vurguladı.

Türkiye Kürt güçleri hedef almaya devam ediyor

Türk Silahlı Kuvvetleri yetkilileri destekledikleri muhaliflerin hem IŞİD’i hem de Kürt güçleri hedef alacağını belirtiyor. Ankara Suriye’deki Kürtlerin bir devlet kurmasından endişeli. Türkiye’nin Ağustos ayında başlattığı Fırat Kalkanı harekatının amacı Suriye’de Kürt devleti kurulmasını engellemek ve IŞİD ile mücadele.

Suriyeli Arap muhalifler ile YPG arasında çatışmalar el Bab, Menbiç ve Afrin çevresinde yoğunlaşmış durumda.

Türkiye’nin desteklediği Özgür Suriye Ordusu el Bab’a doğu ve batıdan saldırılar düzenliyor.

Türk ve Kürt güçler arasındaki rekabet

Suriye Demokratik Güçleri de el Bab’ı ele geçirmeye çalışıyor ve Türkiye’nin desteklediği muhaliflerden önce yapabileceklerini belirtiyor. Türk hava operasyonlarının amacı da Kürt güçlerin Menbiç’in güneyinden el Bab’a ilerlemesini engellemek.

Amerika merkezli istihbarat şirketi Stratfor’dan uzmanlara göre Türkiye’nin Fırat Kalkanı operasyonu el Bab’a doğru devam ettikçe Türkiye’nin desteklediği muhaliflerle YPG arasındaki çatışmalar artıyor, bu Rakka’yı geri alma çabalarını tehdit edebilir.

Amerika Savunma Bakanlığı’nın (Pentagon) sözcüsü Eric Pahon, Türk medyasına yaptığı açıklamada, Amerika’nın YPG’nin El Bab’ı almaya yönelik operasyonunu desteklemediğini belirtmişti. Pahon, bölgede IŞİD’e yarar sağlayacak manevraları desteklemediklerini kaydetmişti.

Pahon, bununla birlikte Türkiye’nin desteklediği muhaliflerin de koalisyonun içinde yer almadan el Bab’ı hedef almalarını tasvip etmediklerini vurguladı. Pentagon geçen hafta Fırat Kalkanı operasyonundaki özel kuvvetlerini geri çekmekte olduğunu açıklamıştı.

Pazartesi günü, Özgür Suriye Ordusu güçleri ile YPG arasında el Bab çevresinde şiddetli çatışmalar yaşandı.

Özgür Suriye Ordusu el Bab’ı alırsa Halep’te kuşatma altındaki bölgeye yardım ulaştırabilir.

El Bab çevresindeki çatışmaların Türkiye ile Rusya arasında bir çatışmaya dönüşebileceği endişeleri de var.

Şam rejimine ait Rus radarların Türk uçaklarına kilitlendiği yönünde haberler geliyor. Bu, Şam’ın kente el Bab’a yönelik muhaliflerin operasyonunu görmezden gelmeyeceği olarak yorumlanıyor.

VOA

ST: Avrupa Türkiye konusunda oportünist

Türkiye-AB ilişkileri, Trump’ın TPP’den çıkacağını açıklaması ve Almanya’da aile içi şiddet bugünkü Alman basınından seçtiğimiz yorumlar.

Avrupa Parlamentosu’ndaki oturumda Türkiye’nin AB ile müzakerelerinin geleceği tartışıldı. Straubinger Tagblatt AB-Türkiye ilişkilerini yorum köşesine taşımış: 

“Avrupa’nın sadece az sayıdaki devlet ve hükümet başkanı, diplomatik bir tokat anlamına gelecek olan Türkiye ile AB müzakerelerinin kesilmesinden yana görüş belirtiyor. AB’nin kaderini belirleyen büyük çoğunluk ise Erdoğan ile gerçekleşme şansı olmayan bir üyeliğe kabul oyunu oynayarak, oportünist bir eğilim gösteriyor. Hem mülteci anlaşmasını hem de Ankara’nın Avrupa’ya yakınlığını tehlikeye atmamak için. Ancak Türkiye’deki insan hakları ihlalleri ve ülkenin bir dikta rejiminden fazla farkı kalmayan bir sisteme doğru kayması nedeniyle bu hedeflere nasıl ulaşılacağı merak konusu. Çünkü Avrupa bu tür politikalarla Avrupa Parlamentosu’nun haklı olarak önlemek istediği şeyi, yani Erdoğan’ın güçlendirilmesini sağlamış olacak.” 

ABD Başkanı seçilen Donald Trump’ın Trans-Pasifik Ortaklık Anlaşması TPP’den geri çekilme açıklaması tepkiyle karşılandı. Bu açıklama Alman gazetelerinde de yorum konusu. Frankfurter Allgemeine Zeitung‘un yorumunda şu satırlar göze çarpıyor:

“Donald Trump daha seçim kampanyası sırasında yaptığı konuşmalarda, üzerinde ayrıntılı müzakere edilmiş ve imzalanmış bulunan Trans-Pasifik Ortaklık Anlaşması (TPP) ile ilgilenmeyeceğini açıklamıştı. Bu anlamda ortaklığa katılan diğer ülkeler Başkan Obama’nın Asya stratejisinin ekonomik ayağı olarak takdir toplayan TPP projesinin soğuk bir biçimde sona erebileceğine kendilerini alıştırmışlardı. Buna rağmen hayal kırıklığı yaşadılar. Trump başkanlığı dönemindeki ilk işinin TPP’yi çöpe atmak olacağını ilan etti. Gerçi henüz Amerikan Senatosu bu projeye onay vermiş değildi, o nedenle de henüz yürürlüğe girememişti. Ama her şeye rağmen bu açıklama bölgesel serbest ticarete tam da dünyanın en dinamik bölgesinden irdirilmiş sert ve nihaî bir darbe niteliğinde.” 

Trump’ın Trans-Pasifik Ortaklık Anlaşması TPP’den geri çekilme açıklamasının ABD açısından ne gibi olumsuz sonuçları olabilir? Reutlinger General-Anzeiger gazetesinin yorumunu okuyoruz:

“TPP Başkan Obama’nın Asya’ya stratejik açılımı doğrultusunda dış politikadaki önemli bir etkendi. Bu anlaşma Vietnam ve Malezya gibi ülkelerin ekonomik istikrarını sağlayacak ve onlara uzun vadeli perspektifler sunacaktı. Amerika’nın TPP’den vazgeçmesi, Washington’a duyulan güvenin uzun vadede kaybedilmesine yol açacaktır. Bu ise Güney Çin Denizi’ndeki adalara ilişkin suların iyice ısınmakta olduğu bir dönemde tehlikeli.”  

Federal Emniyet Teşkilatı’nın kamuoyuna açıkladığı verilere göre Almanya’da  yaklaşık 130 bin kişi aile içi şiddet mağduru. Mağdurların çoğunu da kadınlar oluşturuyor. Mitteldeutsche Zeitung‘un konuya ilişkin yorumunda şu görüşler yer alıyor:

“İstatistiki araştırmanın saptayamadığı şey, aşağılama, hakaret, gözdağı verme gibi ve kategorize edilmesi mümkün olmayan cinsel şiddet çeşitleri. Araştırmada verilen rakamlar aileler içindeki baskı ortamlarının gittikçe artmakta olduğuna da işaret ediyor. Ailenin bir sığınak yuvası olduğu yönünde toplumda var olan yaygın görüşün tersine, aile aşırı durumlarda cehenneme de dönüşebiliyor. Aile artık tüm toplumsal gerginlikleri göğüsleyebilecek sosyal bir can simidi niteliği taşımıyor.”

© Deutsche Welle Türkçe

Derleyen: Çelik Akpınar

Kent koşullarında Alevilik

Kadim bir inanç olan Alevilik bir doğa inancıdır. Dolayısıyla köy yaşamında yaşatılan ve kimi kuralları coğrafik şartları da uyarlayan Alevilik, Alevilerin kırsaldan kentlere taşınmasıyla ciddi bir değişime uğramıştır.

Birçok değer kentleşme ile birlikte yok olmaya yüz tutmuştur.

Bunların başında İkrar ve Görgü gelmektedir. Her Alevi Dört kapıdan geçmek üzere yola çıkarken (Alevice yaşamaya başlarken) ikrar verirdi.

Yılda bir defa Görgüden geçmek zorunda idi. Nasıl ki otomobil araçlarımız belli süre ile Fenni muayeneden geçerler eksiklerini tamamlarlar, şartları uygun olanlar yılda bir defa sağlık kontrolünden (cek-up) geçerler. Aleviler de yılda bir defa görgüden geçerdi. Bunlar yok olmak üzere.

MUSAHİPLİK

Aleviliğin olmazsa olmazı Musahipliktir. Musahiplik aynı zamanda oto kontrol sistemidir. Yol kardeşliği olan Musahiplik iki yol kardeşin birbirlerinin yanlışlarını düzeltip, eksilerini tamamlamak, kötülüklerden arındırması gerekmektedir.

Aleviler ve inanç önderleri her ne kadar bu konuda bilgi verse de günümüzde Kentsel yaşamda bu kurum işlemez hale geldi.

Birçok Aleviler yaşam şartlarından dolayı her biri bir başka ilde, başka ülkelerde yaşamlarını sürdürdüklerinden birbirlerinden habersiz yaşamaktadırlar. Bu yüzden Musahiplik işlemez oldu. Gençlerin çok büyük bir kısmının musahibi dahi yoktur.  Musahipsiz Alevilik olmaz ama günün şartlarında bu kurumun işlemesi mümkün değil. O halde Musahiplik günün şartlarına göre yeniden değerlendirilmeli, yeniden yapılanmalı yada gereği yapılmalı.

TALİP-REHBER-PİR-MÜRŞİD

Aleviliğin en güçlü örgütlülüğü Talip-Rehber-Ana/Pir-Mürşit ilişkisi idi. Rehber-Pir-Mürşid üçlüsünün ortak adı ana/dede olarak kullanılmaktadır.

Geçmişte köylerde yaşayan Alevilerin Pirleri yılda bir defa taliplerini evlerinde, köylerinde ziyaret eder, sorunların çözümü konusunda yardımcı olurlardı. Alevilikle ilgili bilgiler vererek adeta eğitim vererek yolun gereği olgunlaşmasına vesile olmaktaydılar.

Aralarında dargınlık, küskünlük olan talipleri barıştırırlar, Cemler yapıyorlar aldıkları Hakkulah/Çerağlık ların bir kısmını o köydeki yoksullara dağıtır ve bir başka köydeki taliplerini ziyaret ederlerdi.

Talipler de sezonu (sonbahar ve kış aylarını) sabırsızlıkla beklerlerdi. Pirin evine gelmesini bayram olarak kutlarlardı.

Bütün bunlar ortadan kalkma noktasına geldi ve bunun yerine Cemevi Dedeliği aldı.

CEMEVİ DEDELİĞİ

Yurtiçinde ve yurtdışında birçok şehirde, kasabada, köyde Cemevleri yapıldı ve bu Cemevlerine Dedeler atanmaya başlandı.

Cemevi yönetimi kendi aralarında toplanarak uygun gördükleri bir Piri Cemevi dedesi olarak atamakta ve yönetim değiştiğinde Dede de değiştirilmektedir.

Görevlendirilen dedenin kim olduğu, geçmişi, yaşamı, eğitimi araştırılmadan, Görgüden geçip geçmediği, el alıp ikrar verdiği araştırılmadan hizmet yürütmesine karar verilmekte ve  talipler bağlı oldukları ocaktan ve kendi pirlerinden koparak bambaşka bir uygulamayla yaşam mücadelesi vermeye başlamaktadır.

Görevli pirlerin ne yaptıkları neler anlattıkları dahi yeterince takip edilmemektedir. Çünkü Alevi kurum yöneticilerinin çok büyük bir kısmı tıpkı dedelik yapar Pirlerin birçoğunun Yol-Erkandan haberi olmadığı gibi Dört kapı kırk makam, Rıza Şehrinin ne olduğunu bilmediği gibi görgüden geçmemiş ve ikrar vermemiş, Musahibi dahi yoktur.

Eğitimsiz, bilinçsiz ve taliplerin gerisinde kalmış dedelerin verdiği başka inançlara  benzeme eğitimi en büyük ihanettir.

Cemevleri Cami konumuna dönüştürüldü. Kuran kursları, Hakka Uğurlama (Hakka yürüme) erkanları yerine Cenaze namazları, Cemlerde bu güne kadar görülmemiş şekilde Kurandan ayetler okunması,(Halbuki ceme katılanların çok büyük bir kısmı Fatiha suresini dahi bilmemektedirler, bilmelerine gerekte yoktur).

Böyle bir uygulama Yola zarar vermektedir. Bu konunun da günün şartlarına göre gözden geçirilmelidir.

HACIBEKTAŞ’A  NAKŞİLERİN İLGİSİ

Tarihi incelediğimizde geçmişte Alevi dergahları, türbeleri kapatıldığında tekrar açılışında bu dergahların başında Nakşi Şeyhleri atanmıştı, Aleviliği asimile etmek için her yolu denemişlerdi ve bugün Hacıbektaş’ta, Karaca Ahmet, Şahkulu, Abdal Musa dergahlarındaki camiler Nakşi şeyhleri tarafından yapılmıştı.

Günümüzde eskiler hatırlanmaya başlanmış olmalı ki son yıllarda yurdun dört bir tarafından Nakşiler Hacıbektaş’a gelmeye başladılar. Ecdatlarının yaptığı Hacıbektaş camiinde namazlar kılmaya başladılar.

Abdal Musa dergahını zavallı (?) bir, iki çıkarcının yüzünden gerici ve yobazlara teslim edildi.

Son derece anlamlı ve maksatlı olan Nakşilerin Alevi dergahlarını ziyaretleri konusunda kaygılarımızın ortadan kalkması için önlemlerin alınması gerekmektedir hatta geç kalınmış bir vakadır.

İLAHİYATÇILARIN YÜKSES LİSANS ÇALIŞMALARINDA ALEVİLİĞİ SEÇMESİ

Üniversitelerde Alevi Araştırma Merkezleri oluştu. Çorum,Tunceli,Malatya, Nevşehir, Ankara’da oluşturulan bu Merkezlerde görev yapanların büyük bir kısmı İlahiyatçı, Türk-İslamcı, Alevi-İslamcı  yada muhafazakar Alevilerden oluşturuldu. Özellikle yapılan bu uygulama ile farklı bir Alevilik arşivi oluşmaya başladı.

Bununla da yetinmeyen zihniyet bu defa Yüksek Lisans konusunda çalışma yapanları Aleviliği seçmeleri için adeta yönlendirilerek seçmektedirler.

Hazırlanan tezlerin çok büyük bir kısmı Aleviliği yok etmektedir. Bu tezler daha sonra Alevilikle ilgili Kitap olarak yayınlanmakta ve Alevi Kurumların Kütüphaneleri ile Cemevlerinin kütüphanelerinin raflarında yer almaya başladı  ve baştacı yapılmaktadır.

Herhangi bir Alevi çocuğu bu kütüphanelere gittiklerine önlerine bu kitaplar çıkmakta. Sonuçta kendi sonumuzu kendi ellerimizle hazırlamaktayız.

Birçok Alevi kurum kitaplığında, Kütüphanelerinde bedava kitap denince incelemeden, içeriğine bakmadan hemen alıp rafa koyulmaktadır.

İlahiyatçı kökenlilerin hazırladıkları doktora tezleri hazırlanırken masum ve bilgiden yoksun bir çok Alevi ve Alevi Dedeleri (Pirler) kullanılmaktadır.

Bu harekete dur diyecek yeni bir güce ihtiyaç vardır.

Bu güç Alevi tabanıdır.

Kendini Bilmek,

Doğayı tanımak, Hak-Doğa-Canlı,

Varlık-Yokluk,

Varlığın Birliği.

Var olan Yok olmaz, Yoktan Var edilemez, Vardan var edilir. İfadelerini kullanmaktayız ama Var olan Aleviliği yok ediyorlar biz buna değişim diyerek geçiştirir isek kendimize ihanet etmiş oluruz.

Yıllardır Alevi kurum temsilcilerine, Alevi inanç önderleri (Pirler, Mürşitler)e defalarca çağrıda bulundum, Bu gidişe dur deyin, müdahil olun diye defalarca yazılar yazmış olmamam rağmen Alevi Kurum temsilcilerinden de Pirler- Mürşitler (Dedeler)den bir çaba göremedim.

Alevi kurumlarının yöneticilerinin çok ama çok büyük bir kısmının tek dertleri oturdukları koltukları kaybetmemek. Siyasi partilerle pazarlık payını elinde tutmak.

Alevilik diye bir dertleri yoktur.

Kurum içi seçimlerde uyguladıkları taktikler siyasilerin ayak oyunlarına taş çıkarttıracak düzeye gelmiştir.

Birçok Pirler de bunlara alet olmaktadırlar.

Alevilere  sesleniyorum.

Alevilik elden gidiyor. Haberiniz olsun. (Aslında çoğumuz da bunu bildiğimiz halde seslenmiyor  ve başkalarının ne yapacağına bakıyoruz).

Lütfen Aleviliğinize sahip çıkınız. Davanıza olan inancınızla vereceğiniz mücadele, sizin yok olmanızı engelleyecektir.

Yarın geç kalınmış olacaktır.

22.11.2016

 

Suriye ordusu, Şam-Humus yolunu açmak için operasyona başladı

Sputnik’e bilgi veren askeri bir kaynak, Suriye ordusunun Harasta’yı Duma’ya bağlayan El Esad yerleşim mahallesi yakınında ilk cephe hattını açtığını belirterek, “Top ve diğer silahların devreye girdiği şiddetli çatışmalar başladı. Suriye ordusu militanların ön hattını yok etme niyetinde” dedi.

Suriye ordusunun amacı, sivilleri güvenli bir biçimde Harasta üzerinden Şam’a tahliye etmek olduğunu belirten kaynak, “Ordu böylece başkentin kuzeyindeki karayolu yakınlarındaki araziyi kurtararak sivillerin doğrudan başkente ulaşması için yolu kısaltabilecek” diye konuştu. Şam yakınlarında Suriye ordusu, başta Ceyş’ül İslam olmak üzere çeşitli terörist gruplarla mücadele ediyor.

Demirtaş’tan soru önergesi: Vekiller tecritte tutuluyor…

HDP Eşbaşkanı Selahattin Demirtaş, vekillerin tutuklanmasına dair Meclis Başkanlığı’na cezaevinden faksla soru önergesi gönderdi

Edirne F Tipi Cezaevi’nde tutuklu bulunan Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eşbaşkanı Selahattin Demirtaş, Meclis Başkanlığı’nca yanıtlanmak üzere faksla soru önergesi gönderdi. Demirtaş’ın soru önergesini HDP Ankara Milletvekili Sırrı Süreyya Önder Meclis Genel Kurulu’nda okudu. Demirtaş’ın, HDP’li vekillerin tutuklanmasına ilişkin önergesi şöyle:

1- Başkanlığını yaptığınız TBMM’nin 10 milletvekilinin herhangi bir meclis kararı olmaksızın tutuklanmış olmaları hususunda herhangi bir girişimde bulunmayı düşünüyor musunuz?

2- 10 milletvekilinin halen F Tipi hücrelerde tek başına tecritte tutuluyor olmaları hakkında herhangi bir girişiminiz olacak mı?

3- Milletvekillerinin hâlihazırda dokunulmazlıkları devam ediyor olmasına rağmen, bu soru önergesi dâhil, bütün yazışmaların denetime tabi tutulmasını Meclis içtüzüğü ve Anayasa’ya uygun görüyor musunuz?

4- Meclis’in saygınlığına bir saldırı olarak değerlendirilebilecek bu uygulamaların HDP’li vekillere yapılıyor olması karşısında sessiz kalmanın parlamenter demokratik siyaseti ve parlamentomuzu hiçleştirdiğini düşünüyor musunuz?

5- Bizimle ilgili daha yargılamalar bile başlamadan kesin hüküm beyan ederek yargıyı tesir altına almaya çalışan Hükümet sözcüleri, Başbakan ve Cumhurbaşkanı beyanlarına karşı meclis başkanı olarak parlamentoya verilen adil yargılanma hakkını koruyacak tedbirler almayı düşünüyor musunuz?

6- Başkanlığını yaptığınız parlamentonun 10 üyesinin cezaevinde hangi koşullarda tutulduğunu ve ne tür uygulamalarla karşılaştıklarını yerinde incelemeyi düşünüyor musunuz?

ANKARA

Gündem Çocuk Derneği kapatıldı

İçişleri Bakanlığı tarafından faaliyetleri durdurulan Gündem Çocuk Derneği, bugün yayınlanan KHK ile kapatıldı. Derneğin eşyalarına el konulacak

Olağanüstü Hal (OHAL) kapsamında bugün çıkarılan Kanun Hükmünde Kararname (KHK) ile Gündem Çocuk Derneği kapatıldı. Derneğin Ankara Bürosu’na polis ve valilik yetkilileri tarafından baskın yapıldı. Dernek Twitter hesabından kapatılmaya ilişkin, “677 sy. KHK ile Gündem Çocuk Derneği de kapatılmıştır. Öyle ya da böyle, biz biliyoruz, çocuklar için daha iyi bir dünya mümkün! Yola devam!” açıklaması yaptı.

Derneğimizi kapatmaya geliyorlar.

— Gündem Çocuk (@gundemcocuk) November 22, 2016

Daha önce mühürlenen derneğin eşyalarına el konulacağı öğrenilirken, Ankaralılar destek için bina önüne geldi. Öte yandan sosyal medyadan derneğe #GündemHepÇocuk tagi ile destek veriliyor.

KHK ile aralarında Gündem Çocuk’un da bulunduğu “375 dernek ve 9 basın yayın kuruluşu için kapatılma kararı alınmıştı. Dernek İçişleri Bakanlığı tarafından 3 faaliyetleri durdurulan 370 dernek arasındaydı.

HDK Eşsözcüsü Koçyiğit de ihraç edildi

HDK Eşsözcüsü Gülistan Kılıç Koçyiğit de bugün yayınlanan KHK ile mesleğinden ihraç edildi. HDK Yürütme Kurulu konuya ilişkin açıklama yayınladı

Halkların Demokratik Kogresi (HDK) Eşsözcüsü Gülistan Kılıç Koçyiğit’in de aralarında bulunduğu binlerce kamu görevlisi, Olağanüstü Hal (OHAL) kapsamında bugün yayınlanan Kanun Hükmünde Kararname (KHK) ile ihraç edildi. İhraç edilenler arasında 15 barış akademisyeni de bulunurken, HDK konuya ilişkin açıklama yayınladı. Kararname ile derneklerin, kadın kurumlarının ve yayın organlarının da kapatıldığının hatırlatıldığı açıklamada, “Sivil darbe OHAL düzeni ile yaşam alanlarımızı işgal ediyor, baskılar artarak sürüyor” denildi.

‘Korku düzenine teslim olmayacağız’

Artık sözün giderek hükümsüz olduğu günlerden geçildiğinin belirten HDK, hemen her gün yeni baskı ve saldırı uygulamalarıyla karşı karşıya kaldıklarını ifade etti. AKP’nin muhalif tüm toplumsal kesimlere saldırdığını vurgulayan HDK, “Muhalefet eden herkes potansiyel suçlu kabul edilmiş durumda. Saray/AKP iktidarı kendi dışındakilere yaşam hakkı tanımıyor. Çıkarılan her KHK ile yeni mağduriyetler yaratılıyor. AKP/Saray iktidarının bu azgınca saldırısını durdurma ve bunun ilk adımlarından biri olan Olağanüstü Hal’in kaldırılması, KHK’ların bütün sonuçları ile iptal edilmesi mücadelesini yükselteceğiz. Saray’ın OHAL faşizmiyle yürüttüğü korku düzenine teslim olmayacağız. Biz kazanacağız. Mutlaka kazanacağız. Yılmayacağız, korkmayacağız, teslim olmayacağız” dedi.

Kaynak: ETHA

Almanya’da 130 bin kişi aile içi şiddet mağduru

Federal Emniyet Teşkilatı’nın (BKA) kamuoyuna tanıttığı araştırmada, aile içi şiddete maruz kalan 130 bin kişinin yüzde 82’sini kadınların oluşturduğu, bunların yaklaşık yarısının da olayın meydana geldiği sırada saldırgan ile aynı konutta yaşadığı saptandı. Federal Aile Bakanı Manuela Schwesig bu rakamları “şok edici” olarak niteledi.   

Almanyada aile içi şiddet ilk kez araştırıldı

Federal Emniyet Teşkilatı Başkanı Holger Münch tanıtım sırasında yaptığı konuşmada, kadınlara yönelik şiddetin, aşağılamadan cinsel tacize, tecavüze ve çeşitli bedensel, fiziksel şiddete varan çeşitli görünümleri olduğuna dikkat çekti. 415 kişinin partneri ya da eski partneri tarafından öldürüldüğünü açıklayan Münch, bunların 331’inin kadın olduğunu da vurguladı. Almanya’da aile içi şiddete dair rakamlar ve veriler ilk kez istatistikî bir araştırmanın konusu oldu.  

Eldeki verilere göre, aile içi şiddete maruz kalan kadın kurbanların 30 ilâ 39 yaşları arasında oldukları saptanıyor. Şiddet uygulayan erkeklerin  büyük bir kısmının da bu yaş grubuna dahil olduğu kaydediliyor. Birçok olayda aile içinde çocuklara zarar gelmemesi için ya da ekonomik bağımlılık nedeniyle polise şikâyette bulunulmuyor.   

‘Susmak şiddeti uygulayanın işini kolaylaştırır’

Federal Aile Bakanı Manuela Schwesig, partnerler arasındaki şiddetin önemsiz bir konu olmadığını, mağdur durumdakilere cesaret verilmesi gerektiğini söyledi ve bakanlığının saat başı anonim olarak danışma hizmeti verecek bir telefon hattı oluşturduğunu duyurdu. Federal Emniyet Teşkilatı Başkanı Münch ise suskunluğu bozmanın yardımları olanaklı hale getireceğini anımsatarak, susmanın sadece şiddet uygulayanların işine yaradığını vurguladı. 

© Deutsche Welle Türkçe

epd/DW, ÇA/BÖ