Ana Sayfa Blog Sayfa 6042

HDP’li Konca: Türkiye ya demokratikleşecek ya da yüzlerce parçaya bölünecek

HDP Bingöl İl Başkanlığında düzenlenen, ‘Şimdi Halk Konuşuyor’ programına katılan HDP Siirt Milletvekili Besime Konca, HDP’ye yönelik yapılan gözaltı ve tutuklamaların gerekçesinin 7 Haziran 2015’te yapılan seçim sonuçları olduğunu söyledi. Yaptıkları halk toplantılarının kendileri için tarihi toplantı olduğunu kaydeden HDP’li Konca şunları söyledi:

“10 vekilimiz, binlerce partimizde çalışan, siyaset yapan arkadaşımızın cezaevinde olmasının bir tek gerekçesi, 7 Haziran seçimleridir. Çünkü, yüz yıllık bir zihniyeti kırdık. Partilerimizi de kapatabilirler. Ama biz 1990’lardaki gibi değiliz. 1990’larda sesimizi Türkiye metropollerinde duyuramıyorduk. Bugün bütün dünya, kuzeyi de, batısı da, Avrupası, da Amerikası da, Orta Doğusu da Kürt halkının direniş biçimi ile gündemdedir. Avrupa’daki halkımızın ayakta olma biçimi, Türkiye için bir demokratikleşme, özgürleşme talebidir.”

Türkiye’de bir kriz yaşandığını ileri süren HDP Siirt Milletvekili Besime Konca, konuşmasını şöyle sürdürdü:

“Biz kendimizi çok daha güçlü bir noktada hissediyoruz. Çok da iyi bir noktada olduğumuzu düşünüyoruz. Türkiye Cumhuriyeti bir kriz yaşıyor. Ya demokratikleşecek, ya da çatışmalı bir biçimde bir iç savaşta ona değil, belki yüzlerce parçaya bölünecek. Ekonomisi ile bölünecek, inançlarıyla, mezhepleriyle, kimlikleriyle ağır bir kriz yaşayacak. Bugün Kürtlerin durduğu nokta, Türkiye’deki demokratik güçlerin durduğu nokta, teslim olmadıkları tek şey, budur. Güçlü olduğumuz için bu kadar saldırı altındayız. Onun için bu toplantıda moralimizi daha da güçlendirmek, daha güçlü doğru siyasetlerimizi geliştirmek için söz hakkını arkadaşlarımıza bırakacağız, önerilerini alacağız.”
Toplantı, HDP’lilerin çözüm önerilerini sunmasının ardından sona erdi.

Kapatılan Barış Derneği’nden açıklama: Barış mücadelesi kararnameye sığmaz

Barış Derneği’nden yapılan açıklama şöyle:

Barış Derneğine kesin kapatma tam hukuksuzluktur.

Tekrar ediyoruz, barış mücadelesi kararnameye sığmaz.

Bugün kamuoyuna açıklanan kararnameyle Barış Derneğinin kesin olarak kapatıldığını öğrenmiş bulunuyoruz. Aslında daha önce kapatılmışız ama haberimiz olmamış! Olağanüstü Hali mutlak bir keyfilik biçiminde uygulayan AKP iktidarı hakkımızdaki hükmünü 30 Ekim’de vermiş. Ancak bu kararını kamuoyuna açıklamak ve muhatabına iletmek yerine, Valilik eliyle süreli faaliyet durdurma yoluna gidip bunu tebliğ ettirmeyi seçmiş! Sonunda ağızlarındaki baklayı çıkarttılar ve kapatmayı basın yoluyla ilan ettiler.

Hukuksuzluksa sürüyor.

Bir: OHAL’in kendisi baskı rejiminin kurumsallaştırılması olarak bir hukuksuzluk örneğidir.

İki: AKP ise OHAL’in tanımlı kurallarını bile uygulamamaktadır.

Üç: Türkiye’de OHAL altında bile herhangi bir derneğin kapatılma yolu yargı, yani hakkında kapatma davası açılmasıdır. Bunun dışında kapatma kararı tamamen hukuk dışıdır.

Dört: Barış Derneği’nin OHAL gerekçeleriyle uzak yakın bir ilintisi olmamıştır. Barış Derneği OHAL’in muhatabı olmamasına rağmen saldırıya uğramaktadır.

Beş: OHAL gerekçeleriyle Barış Derneği faaliyetleri arasında somut bir bağlantı iddiası varsa, bunun kararla birlikte tarafımıza açıkça bildirilmesi gerekirdi.

Altı: Geriye geçen hafta İçişleri Bakanının “vurduk kilidi” sözleri kalmaktadır. AKP, hukuksuzluğu alenen savunmaktadır.

Bakana ve diğer ilgililere Barış Derneği’nin ilk kez “kapatılmadığını” hatırlatmak isteriz. 1950’lerde savaş yanlısı NATO’cuların, 1970’lerde 12 Eylül darbecilerin tepkisini çekmiştik. 12 Eylül bile Barış Derneği’ni yargılama yoluna gitmişken, AKP OHAL’i “ben yaptım oldu” demiştir.

2016’da üçüncü kapatmayı aldığımıza şaşırmıyoruz. Gericiliğin kapatma kararı barışseverler için bir nişandır.

Bize düşen, barış mücadelesini kararnamelere konu yaptığını sananları, OHAL’le insanlığın en meşru mücadelesini yasaklayabileceğini umanları dördüncü kez yanıltmaktan ibarettir.

Kapatılan Barış Derneği yönetim kurulu üyeleri

Zuhal Okuyan (başkan)

Aydemir Güler (sekreter)

Emniyet, TSK ve bakanlıklardan 15 bin 726 kişi ihraç edildi, gazeteler kapatıldı

AP’de Türkiye için kritik oturum: Üyelik müzakerelerinin durdurulması isteniyor

Avrupa Parlamentosu Başkanı Martin Schulz başkanlığında düzenlenecek oturumda Türkiye ve AB arasındaki ilişkilerin geleceği ele alınacak.

Deutsche Welle Türkçe’nin haberine göre Avrupa Parlamentosu’nda çok sayıda vekil Türkiye – AB müzakerelerinin durdurulmasını talep ediyor. Oturuma AB Güvenlik ve Dış Politika Yüksek Temsilcisi Federica Mogherini de katılacak.

Parlamentodaki siyasi gruplar, liberallerin girişimi ile hazırlanan ve perşembe günü oylamaya sunulacak bir karar tasarısı üzerinde uzlaşmıştı. Karar tasarısında Türkiye’deki antidemokratik uygulamalar gerekçe gösterilerek Avrupa Birliği’nin Türkiye ile yürüttüğü üyelik sürecinin durdurulması talep ediliyor. AP’de kabul edilmesi beklenen tasarının hukuki bağlayıcılığı bulunmamakla birlikte Türkiye – AB ilişkileri açısından sembolik önem taşıyor.

AP’de Türkiye’nin AB üyelik müzakerelerinin durdurulması için başlatılan bu girişim, Türkiye’de son dönemde gerçekleşen tutuklama ve gözaltı dalgalarıyla AB Komisyonu’nun son Türkiye raporuna tepki olarak yorumlanıyor.

AB Komisyonu’nun son Türkiye raporunda sert ifadelerle düşünce özgürlüğüne yönelik kısıtlamalar ve hukuk devleti konusundaki eksiklikler eleştirilmişti.

Türkiye ve AP arasında son haftalarda gerginlikler yaşanmıştı. AP Başkanı Martin Schulz’un Türkiye’deki gözaltı dalgasını eleştiren açıklamalarından rahatsız olan Ankara, Avrupa Parlamentosu’ndan bir heyetin çarşamba günü Türkiye’ye yapacağı ziyareti de Türkiye raportörü Kati Piri’nin heyette olması nedeniyle iptal etmişti.

Ocak dosyasında karar: Duvara çarpmış gibi hissediyorum

Gözaltında kayıplara karşı yürütülen mücadelenin sembol isimlerinden Hasan Ocak’ın gözaltına alındıktan sonra cenazesinin kimsesizler mezarlığında bulunmasına ilişkin açılan dosyada, zamanaşımı gerekçesiyle takipsizlik kararı verildi. 20 yıllık mücadele sonunda verilen karara tepki gösteren Ocak’ın kardeşi Maside Ocak, ‘Kendimi bomboş, bir duvara çarpmış gibi hissediyorum’ dedi

Hasan Ocak’ın 21 Mart 1995 yılında gözaltına alındıktan sonra işkence görmüş bedeninin kimsesizler mezarlığında bulunmasıyla ilgili açılan dosyada başsavcılık takipsizlik kararı verdi. Ocak Ailesi’nin başvurusu ile dosyayı inceleyen Beykoz Cumhuriyet Başsavcılığı, “zamanaşımı nedeniyle kovuşturmaya yer olmadığına” karar verdi. Ocak Ailesi, karara itiraz edecek. Hasan Ocak’ın kardeşi Maside Ocak’ın karar ile ilgili haber sitesi Bianet’e yaptığı açıklamada, “Böyle bir sonla karşılaşacağımızı, bu ülkedeki hukuk sistemini biliyoruz ama yine de kendimi bomboş, bir duvara çarpmış gibi hissediyorum. O boşluğu ancak daha çok mücadele dolduracak” dedi.

Mücadelenin sembol isimlerinden

Cumartesi Anneleri ve İnsanları’nın “Kayıplar son bulsun, kayıpların akıbeti açıklansın, sorumlular bulunsun ve yargılansın” talebiyle her cumartesi yaptığı eylem, Hasan Ocak ve Rıdvan Karakoç’un gözaltında katledildikten sonra işkence edilmiş bedenlerinin bulunmasıyla başlamıştı. Hasan Ocak’ın ailesi “Kasten öldürme” ve “Görevi kötüye kullanma” suçlamalarıyla İstanbul Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü Yetkilileri, Veli Küçük, Osman Yıldırım, Osman Gürbüz, Hanefi Avcı, Korkut Eken hakkında suç duyurusunda bulunmuştu.

Gözaltına alındığı belirlenememiş!

20 yıldır rutin yazışmalar dışında herhangi bir işlemin yapılmadığı ve savcının sık sık değiştiği dosyada karar 17 Ekim 2016’da Cumhuriyet Savcısı Suat Çalışkan tarafından alındı. Kararda birçok kişinin ifadesinin alındığını ancak, resmi kayıtlarda Hasan Ocak’ın gözaltına alındığına dair bir belge olmadığı söylendi. Savcı, Hasan Ocak’ın gözaltına alındığına dair tanık beyanlarına rağmen, “buna yönelik belirleme yapılamadığını” savundu.

Savcı delil bulamadı

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM) “Hasan Ocak’ın güvenlik güçlerince veya onların işbirliğiyle öldürüldüğüyle ilgili olarak sözleşmenin yaşam hakkını düzenleyen maddesinin ihlal edilmediği, etkin ve etkili soruşturma yapılmaması nedeniyle yaşam hakkının ihlal edildiği” kararına da yer veren savcı, Hasan Ocak’ın gözaltında katledildiğine dair herhangi bir delil bulamadı. Olayın faillerinin tespit edilemediğinin belirtildiği kararda, “Soruşturma konusu dosyada olay tarihinde kamu görevlilerin görevi kötüye kullanma niteliğindeki eylemleri yer zaman ve şahıs belirtilmek suretiyle somutlaştırılamamış ve bu hususa ilişkin herhangi bir eylem ve fail belirlenememiştir” denildi.

Zamanaşımı kararı verdi

Savcı Hasan Ocak’ın katledildiği tarihin üzerinden 20 yıldan fazla süre geçtiğini belirterek, Ocak’a yönelik kasten öldürme eyleminin zamanaşımına uğradığını söyledi. Kamu görevlilerine dair “görevi kötüye kullanma” suçuyla ilgili de beş yıllık zaman aşımı olduğu gereğince zamanaşımına uğradığını ifade etti.

İSTANBUL

 

Çocuğuna kavuşmak için verdiği mücadeleyi kazandı!

Aylardır ayrı olduğu atipik otizmli oğlu Poyraz Ali’ye kavuşmak için Silizri Cezaevi’nde açlık grevine başlayan siyasi tutsak Zeynep Bakır’ın Gebze Cezaevi’ne sevk edildiğ öğrenildi. Bakır’ın koşulları iyileştikten sonra oğlu Poyraz Ali’yi yanına alabileceği belirtildi

Atipik otizmli oğlu 4 buçuk yaşındaki Poyraz Ali’den 3 buçuk aydır ayrı olduğu için Silivri 9 Nolu Cezaevi’nde bir hafta önce açlık grevine başlayan siyasi tutsak Zeynep Bakır’ın Gebze Kadın Cezaevi’ne sevk edildiği öğrenildi. 19 Kasım Cumartesi günü Gebze Kadın Cezaevi’ne sevk edilen Bakır, eylemini sonlandırdı. Konuya ilişki yazılı açıklama yapan Tutuklu ve Hükümlü Aileleri ile Dayanışma Derneği (TAYAD) üyesi aileler, “Açlık grevine başladıktan 1 hafta sonra aylardır taleplerine kulak tıkayan, ciddiyetsiz cevap veren Silivri 9 No’lu Hapishanesi Müdürü ve Adalet Bakanlığı yetkilileri bir anda harekete geçip Zeynep Bakır’ı Gebze Hapishanesi’ne sevk ettiler” dedi. Bakır’ın koşullar sağlanınca oğlu Poyraz Ali’yi yanına alabileceği öğrenildi.

Bakır, oğlunun rehabilitasyonu ve eğitimi için Bakırköy Kadın Kapalı Cezaevi sevkini talep etmişti. Bakır’ın oğluyla bir araya gelebilmek için yaptığı başvuruların tümü reddedilmişti. Bakır, daha önce bulunduğu Bakırköy Cezaevi’nde oğlu ile birlikte kalıyordu.

İSTANBUL

HDP kadın örgütleriyle bir araya geldi

Kadın kurumları temsilcileri, cinsel istismarı yasallaştıracak tasarısına ilişkin HDP’li milletvekilleri ile bir araya geldi

Halkların Demokratik Partisi’nin (HDP) Meclis Grup toplantısına katılan Ankara Kadın Platformu, Ankara Feminist Kolektif, Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu, Kampüs Cadıları, EMEP, Halkevleri, Eğitim Sen, HDP Kadın Meclisi ve HDK Kadın Meclisi üyesi kadınlar, toplantı sonrası HDP Grubu’nu ziyaret etti. Kadın kurumları temsilcilerini Meclis Kadın Grubu adına HDP’li milletvekilleri Burcu Çelik Özkan, Çağlar Demirel, Dilek Öcalan, Feleknas Uca, Meral Danış Beştaş ve Sibel Yiğitalp karşıladı.

Yaklaşık 1 saat süren toplantıda kadınlar, AKP’nin getirmeye çalıştığı cinsel istismarı yasallaştıracak tasarıya karşı hep birlikte mücadele edeceklerini ve bu yasa bütünüyle geri çekilene kadar direneceklerini belirtti.

ANKARA

Bilgen: Ne bu deveyi güdeceğiz, ne de bu diyardan gideceğiz

HDP Sözcüsü Ayhan Bilgen, partisinin grup toplantısında Meclis çalışmalarını sürdürme kararlarını, ‘Biz partisi için canını ortaya koyanlar için devam edeceğiz. Ne bu deveyi güdeceğiz, ne de bu diyardan gideceğiz’ diyerek açıkladı.

Halkların Demokratik Partisi (HDP) Meclis grup toplantısı, üçüncü kez tutuklu eşbaşkanlar olmadan yapıldı. Önceki toplantıya ziyaretçileri engellenen HDP’nin bu haftaki toplantısına Ankara Kadın Platformu, Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu, Kampüs Cadıları gibi kadın örgütlerinin yanı sıra Emek Partisi (EMEP), Halkevleri, Eğitim Sen ve HDP’nin tüm bileşenleri katıldı.

‘Barış çınarı Ahmet Türk’

Grup Başkanvekili Çağlar Demirel, Sêrt’te (Siirt) yaşanan maden faciasında yaşamını yitirenleri anarak, toplantının açılışını yaptı. Hükümetin her alanda ülkeyi karanlığa sürüklediğini belirten Demirel, “Bu karanlık karşısında kadınları, emekçileri, yazarları, akademisyenleri son olarak barış çınarımız Ahmet Türk’ü gözaltına alan anlayış karşısında insanlığın kazanacağı inancımız bir kez daha perçinlenmiştir” dedi. Hükümetin kadınların gösterdiği tepki sonrası cinsel istismar tasarısını çektiğini hatırlatan Demirel, “Tecavüzü meşrulaştıran bir tasarının yasallaşması ayıbından şimdilik dönüldü. Ancak bundan sonraki sürecin de takipçisi olup, bu tasarı tamamen çekilene kadar mücadelemizi sürdüreceğiz” diye konuştu. Çağlar’ın konuşması ardından Kandıra Cezaevi’nde tutuklu bulunan HDP Eşbaşkanı Figen Yüksekdağ’ın 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü dolayısıyla kaleme aldığı mektubu okudu.

‘Türkiye demokrasisine kara bir leke’

Eşbaşkanları ve milletvekillerine yönelik yapılan operasyon sonrası geçici olarak durdurdukları Meclis çalışmalarına ilişkin olarak almış oldukları kararı açıklayan HDP Parti Sözcüsü Ayhan Bilgen, partilerinin nihai kararı için halkla tartışmaya devam edeceklerini belirtirken, “Ne sizin umduğunuz, sizin hesap ettiğiniz gibi buraları size teslim ederek gideceğiz, ne de buradaki oyunun figüranı olacağız” diyerek, Meclis çalışmalarını sürdüreceklerini açıkladı. 18 gündür eşbaşkanlarının ve milletvekillerinin rehin tutulduğunu söyleyen Bilgen, “Bu tablo Türkiye demokrasisine kara bir leke, büyük bir ayıp olarak geçmeye devam ediyor” dedi.

‘Ziyaretler keyfi engelleniyor’

Heyetler tarafından ziyaret edilmek istenen ancak hükümet tarafından engellendiğine de değinen Bilgen, “Milletvekillerini cezaevi ziyaretleriyle ilgili Adalet Bakanı’na yönetmelikteki bir cümleyi tekrar okumak isterim. Yorumlanacak bir tarafı yok, 40’ın maddede milletvekillerinin tutuklu ve hükümlülerle nasıl görüşeceği belirlenmiştir. Milletvekilleri hükümlü ve tutuklularla açık ziyaret biçiminde görüşebilirler. Bu yönetmeliğe Adalet Bakanı uymayacaksa halen bu keyfiliğe devam edecekse söylenecek başka söz yok ama bu keyfi uygulamasının da bir gün hesabının sorulacağının umarız farkındadır. Başka bir yönetmelik yoksa bir gizli yasa yoksa bu yönetmelik Adalet Bakanını herkesten çok, herkesten önce bağlar” dedi.

Buldan yönetecekti gece yarısı değiştirildi

Meclis Genel Kurulu’nun bugünkü bileşiminin HDP’li Pervin Buldan tarafından yönetilmesi gerektiğini ancak dün gece “darbe” ile değiştirildiğini vurgulayan Bilgen, “Dün yine bir gece yarısı darbesiyle karşı karşıya kaldık. Meclis Başkanvekilinin rutin biçimde bu hafta genel kurulu yönetmesi gereken ismin genel kurulu yönetmemesi için Meclis Başkanı yazılı bir talimat gönderiyor. Bir ülkede Meclis başkanı, Meclis Başkanvekillerine ulaşmıyorsa o ülkede darbe vaka-i adliyeden oluşur” diyerek, yapılanlara tepki gösterdi.

‘An az ölüm kadar acı’

Şirvan’da yaşamını yitirenlerin fotoğraflarını göstererek, konuşmasını sürdüren Bilgen, “Sadece evlerine helal lokma götürmek için yine buradaki bir işçi yakının ifadesiyle ‘koyunların bile güven içerisinde otlatılamayacağı bir coğrafyada çalışmaya mahkum bırakılmış ve bunun bedelini hayatlarıyla ödemişler. Hükümet temsilcilerinin sözleri de en az ölüm kadar acı. Madene uzaktan bakıp ihmal olmadığını anlayan bir bakanımız var. Sağlık Bakanı uzaktan bakıyor ve ihmal olmadığını anlıyor. Tıpkı Soma gibi. Eğer belediyelerimize aylarca hatta bazen yılları aşacak uzun görevlendirmelerle müfettiş görevlendirmek yerine madenlere müfettiş görevlendirselerdi belki bu facia yaşanmayacaktı, onca insan toprağın altında kalmayacaktı. Bütün bu utanç tablosuna rağmen haberler ‘şu kadar iş makinesine ulaşılabildi’ diyebiliyor. İnsanın bu kadar değersiz olduğu bir siyasetle ne yazık ki daha çok insanımızı kaybetmeye devam edeceğiz” şeklinde konuştu.

Ülke güne KHK ile uyandı

Bugün resmi gazetede yayımlanan Kanun Hükmünde Kararnamelere (KHK) ilişkin de konuşan Bilgen, “Ülke güne KHK ile uyandı. 16 bin civarında insan sorgusuz sualsiz, ekmeğinden oldu. 16 bin yuva ekmeksiz kaldı, umutsuz kaldı. Binlerce öğretmeni işsiz bırakanlar üç gün sonra nutuk atıp, ne yüzle ‘Bir harf öğretenin 40 yıl kölesi olurum’ diyecekler” diye sordu.

‘Toplantıyı çaresizlikten yapıyorlar’

Bilgen, “EKK yoğunluktan değil yoğun çaresizlikten dolayı toplanıyor. Bu yaklaşımla dövize müdahalenin bir risk taşıdığının farkında bile değiller. Başbakan ekonomiye ilişkin ‘elle gelen düğün bayram’ diyor. Böyle derin analizi ekonomistler haftalarca düşünse bulamazdı. Başbakan ekonomideki durum için Trump’un seçilmesini sorumlu gösteriyor. Yani sorumlu ABD’li seçmen, bunların hiç kusuru yok” dedi.

‘Dostunuza bakın’

28 Şubat dönenimde Kayseri ve İstanbul belediyelerine dönük atamaları hatırlatan Bilgen, “O zamankiler daha insaflıydı ki kendi meclislerinden kayyum atanmasına fırsat veriyorlardı. Ama bu tablo gösteriyor ki mağdur olmak haktan yana olmaya yetmiyor. Mağdur olmak siyasette bir yerlere gelmeye yetiyor ama adil ve erdemli olmaya yetmiyor. Şu hatırlatmayı yapmak isterim İsrail’de ezan yasaklandı ve Hristiyanların yaşadığı yerlerdeki kiliselerde ezan okundu. Kimseyi örnek almıyorsanız bari dostunuza bakın” dedi.

‘Görevi halk verdi halk alır’

Milletvekillerine görevi veren halktır görevden alıcak olan yine halktır ifadelerini kullanan Bilgen, “Siyasette yargı sopası ile kazanamayacağınız belediyeleri almaya heveslenirseniz bu işin ucu başka operasyonlara gider. Son günlerde yine sahneye çıkan ‘sifon çekme’ ile sorumlu şahsın yeniden toplantı düzenlediği söyleniyor. Biz kimsenin siyaseten operasyonlarla bitirilmesini istemiyoruz, yeter ki gölge yapmasınlar. Siyasete bu şekilde müdahale ederek kazanamadıklarına el koymayı alışkanlık haline getirmesinler” diye belirtti.

‘Büyümek istiyorsanız Kürtlerle barışacaksınız’

Bilgen, “Dolayısıyla Türkiye’de birilerini ya büyürsünüz ya küçülürsünüz diye korkutanlara şunu söylüyoruz” diyerek şöyle devam etti: “Büyümek istiyorsanız Kürtlerle barışacaksınız. Küçülmek istemiyorsanız, yine Kürtlerle barışacaksınız. Başka çareniz yok. Kürtler sizden fazla bir şey istemiyor; sadece sorunun diyalogla konuşarak çözelim diyorlar. Ama siz Kürtlerle konuşmayı değil, savaşmayı tercih ediyorsunuz. Bu mantıkla giderseniz bu işin sonu Birleşmiş Milletler (BM) komisyonların da kara para atlamadan terörün finansına kadar canınızı çok yakacak. Bakanlar ABD’ye Gülen’i değil Rıza’yı istemeye gidiyorlar. Gülen burada konuşursa değil, Rıza orada konuşursa sorun olacak” dedi.

80 milyonun kaderi 8 kişi tarafından yapılamaz

Anayasa tartışmalarına da değinen Bilgen, “Anayasa konusunda Türkiye’de sivil toplum yoğun çaba sarf ettiler. 80 milyonun kaderi 8 kişi tarafından kapalı kapılar ardından yapılamaz. Sana-yasa olur ama anayasa olmaz. Anayasa toplum sözleşmesidir, birlikte yapmak inşa etmek demektir. Ama onun derdi kendine yasa yapmak olduğu için bu durumu anayasa yapma olarak tanımlıyor. Fiili durumu yasal statüye kavuşturmak için MHP’de buna destek olma çabası içerisine girmiş durumda” dedi.

“Bizler partisi içinin canını ortaya koyanlar için devam edeceğiz”diye konuşan Bilgen, Meclis çalışmalarına devam edecekleri kararı şu sözlerle dile getirdi:

“Bizler ne zorluklarla burada olduğumuzu, kimlere borcumuz olduğunu biliyoruz. Partisi için can verenlerin yükü omzumuzdadır. Biz kime ne borcumuz olduğunu farkındayız. Nerede duracağımız, hangi görevi nasıl yerine getireceğimizin kararını da Bingöl’de seçim çalışmalarında katledilen Hamdullah arkadaşımızla vereceğiz. Arnavutköy’de seçim çalışmalarında yaşamını yitiren Erkan Öztürk’ü unutmadan vereceğiz. Biz partisi için canını verenlerin sorumluluğunu hissederek karar vereceğiz. Erzurum’da seçim aracının içerisinde yakılmak istenenleri unutmadan karar vereceğiz. Biz karar verirken Ceylan Önkol’un gözlerini unutmayacağız. Cenazesi günlerce sokak ortasında bekletilen Taybet Ana’yı unutmayacağız. Ama şunu da bilin ki; ne sizin umduğunuz, sizin hesap ettiğiniz gibi buraları size teslim ederek gideceğiz ne de buradaki oyunun figüranı olacağız. Ne bu deveyi güdeceğiz, nede bu diyardan gideceğiz. Yükümüz ağır biz halk toplantılarını yapmaya devam edeceğiz. Bizim buralara bir davayı savunmak için gönderen halkın çağrısı her şeyden daha kıymetli. Bu tartışmaları nihai karar için devam edeceğiz. Şimdilik burada olacağız, size rahatsızlık versek de burada olacağız.”

Özgür Gündem ile dayanışmanın cezası 10 bin TL

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, kapatılan Özgür Gündem Gazetesi ile dayanışmak amacıyla özel sayı yayımlayan Atılım Gazetesi’ne 10 bin TL para cezası verdi

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı Basın Bürosu, kapatılan Özgür Gündem gazetesi ile dayanışmak amacıyla özel sayı çıkaran Atılım Gazetesi’ne 10 bin TL para cezası verdi. Savcılık, “ön ödeme önerisi” göndererek, 10 bin TL 10 gün içerisinde yatırılmadığı takdirde gazeteye kamu davası açılacağı tehdidinde bulundu. Cumhuriyet Savcısı Umut Tepe imzasıyla Atılım Gazetesi Sorumlu Yazı İşleri Müdürü Şengül Güneş Bali’ye gönderilen “Ön ödeme önerisi” yazısında, gazete hakkında 5187 Sayılı Basın Kanunu’nun 16. Maddesi olan “Durdurulan yayının yayımına devam etme” gerekçesiyle soruşturma açıldığını ifade etti.

Muhtemel sayılar hakkında toplatma kararı

Atılım Gazetesi, binası basılan çalışanları darp edilerek gözaltına alınan gazetenin bir sonraki sayısının çıkarılması için dayanışma örneği göstererek, bir hafta boyunca Özgür Gündem özel sayısı yayınlamıştı. Savcılığın başvurusuyla, Atılım Gazetesi’nin çıkması muhtemel tüm özel sayıları hakkında da toplatma kararı verilmişti.

İSTANBUL

Özgür Gündem Nöbetçileri Eryılmaz ile Küçükkeleş Hakim Karşısındaydı

Özgür Gündem Nöbetçi Genel Yayın Yönetmenleri Tuğrul Eryılmaz ile Çilem Küçükkeleş hakim karşısına çıktı. Gazetenin sorumlu yazıişleri müdürü olan İnan Kızılkaya da tüm davalarda sanık.

Kapatılan Özgür Gündem Gazetesi’nde Nöbetçi Genel Yayın Yönetmenliği yapan Tuğrul Eryılmaz ile Çilem Küçükkeleş bugün ayrı ayrı duruşmalarda hakim karşısına çıktı. Özgür Gündem soruşturması kapsamında tutuklu bulunan gazetenin sorumlu yazıişleri müdürü İnan Kızılkaya ise iki davada da yargılanıyor.

İki duruşma da Çağlayan’da bulunan İstanbul Adalet Sarayı’ndaki İstanbul 22. Ağır Ceza Mahkemesi’nde (ACM) görüldü

Küçükkeleş: Özgür Gündem hep yanımızdaydı

İlk duruşma Çilem Küçükkeleş’in duruşmasıydı. Duruşmada Küçükkeleş, Kızılkaya ile avukatları hazır bulundu.

5 Haziran 2016 tarihli gazete nüshasındaki haberler nedeniyle “terör örgütü propagandası” iddiasıyla yargılanan Küçükkeleş savunmasında şunları söyledi:

“Özgür Gündem 1992’de kuruldu. Ben Alevi bir kadın olarak biliyorum ki, Özgür Gündem her zaman yanımızdaydı. Ben de dayanışmak için 1 günlük nöbetçi genel yayın yönetmenliği yaptım.”

Kızılkaya da haberlerin basın ve ifade özgürlüğü kapsamında olduğunu söyledi.

“Diğer gazetelerin yer vermediği haberlere, genel geçer fikirlere değil muhalif haberlere yer veriyoruz. Davaya konu olan haberler toplumu bilgilendirme amaçlı basın ve ifade özgürlüğü kapsamındadır.”

Kılıç: Davalar birleştirilsin

Kızılkaya’nın avukatı Özcan Kılıç ise Kızılkaya’nın nöbetçi yayın yönetmenlerine açılmış tüm davalarda yargılandığını, ayrıca Özgür Gündem soruşturmasına ilişkin İstanbul 23. ACM’de gönderilen iddianamede şüpheli olduğunu belirtti.

Kılıç, İstanbul 22. ACM’deki dosyaların birleştirilmesini ve İstanbul 23. ACM’den, Özgür Gündem soruşturmasına ilişkin davayla birleştirilmesi için muvafakat istenmesini talep etti.

Mahkeme de, dosyaların birleştirilmesine yönelik muvafakat talebi için önce İstanbul 23. ACM’nin Özgür Gündem soruşturması iddianamesine ilişkin kararını beklemeye karar verdi.

Eryılmaz: İşimi yaptım, suç olduğunu düşünmüyorum

Küçükkeleş’in ardından Tuğrul Eryılmaz’ın duruşmasına geçildi.

1 Haziran 2016 tarihli Özgür Gündem nüshasındaki haberlerle “terör örgütü propagandası yaptığı” iddiasıyla yargılanan Eryılmaz, savunmasında özetle şunları söyledi:
“Gazetecilik haber verir, çatışma alanı varsa onları tartışma alanına çeker ve gazeteciliğin esas temeli budur. Kürt sorununda da farklı düşüncelerin yok olmaması için dayanışmayı bir gazetecilik görevi olarak gördüm ve bir gün boyunca genel yayın yönetmenliği yaptım.

“Gazetecilik de hukuk gibi evrensel kurallara sahiptir. Bir gazetede üç, beş saat olarak o gazetenin editöryel politikasına müdahale edemezsiniz.

“Sonuç olarak gazeteciliğin evrensel kuralları ve değerlerine sahip çıktım, yani işimi yaptım. Bunun suç olduğunu düşünmüyorum. Beraatimi istiyorum.”

Eryılmaz’ın avukatı Meriç Eyüboğlu da daha sonra ayrıntılı savunma yapacaklarını belirtti.

İki davaya da 14 Şubat’ta devam edilecek. Kaynak: Bianet / PİRHA

Kadınlar Cemevi’nde sorunlarını tartışıyor

İngiltere Alevi Kültür Merkezi (İAKM) ve Cemevi bünyesinde faaliyetlerini sürdüren 20. Dönem Kadın Komitesi üyeleri, yaz tatili nedeniyle bir süre ara verilen kahvaltı buluşmalarına Pazartesi günü yeniden başladı. Kahvaltı programına Britanya Alevi Federasyonu (BAF) Başkanı İsrafil Erbil de katılarak kadınlara destek oldu.

İki haftada bir düzenlenen ve ağırlıkla kadınların sorunlarının konuşulduğu kahvaltılar Cemevinin Dalston’daki binasında gerçekleştiriliyor.

KAHVALTILAR HERKESE AÇIK

Sadece kadınlar değil erkeklerin de katıldığı kahvaltı buluşmasıyla ilgili yapılan değerlendirmede, “Kahvaltılarımıza gelmek isteyen misafirlerimizi Cemevinde ağırlıyor ve hep birlikte problemlerimizi konuşup çözümler bulmak için fikir alışverişinde bulunuyoruz. Yaz döneminde tatile girdiğimiz için yeni dönemin ilk buluşmasını 14 Kasım’da yaptık. Kahvaltıya katılanlardan alınan cüzi ücretleri ise Cemevimizin ihtiyaçlarını karşılamak için kullanıyoruz. Kadın komitemiz bu tarz organizasyonlarla kurumuna destek oluyor.” ifadeleri kullanıldı.

İAKM VE CEMEVİ KADIN KOMİTESİ

1993 yılından bu yana Londra’da faaliyetlerini sürdüren ve 3 bine yakın üyesi bulunan İngiltere Alevi Kültür Merkezi ve Cemevi 20. Dönem Kadın Komitesi; Tuğba Özcivan, Elvan Asutay, Burçin Yılmaz, Yadigar Aslan, Nazlı Keskin, Leyla Şahin, Ayşegül Saygılı, Rukiye Aktaş, Elif Bulut, Dilan Güven, Melek Akış, Ruhi Altun, Devrim Kutlu, Murat Karataş, Rüstem Özdemir ve Ali Ossoy’dan oluşuyor.

Kaynak: Londragazete / PİRHA