Ana Sayfa Blog Sayfa 6045

StZ: Müzakerelerin sembolik anlamı var

Türkiye’nin AB üyeliğine ilişkin sorunlar, Merkel’in başbakanlığa yeniden aday olması ve Fransa’da cumhurbaşkanlığı önseçimi bugünkü Alman gazetelerinin yorumlarından seçtiğimiz konuları oluşturuyor.

Türkiye’nin AB’den uzaklaştığına ilişkin işaretler Alman medyasında son dönemde sıkça ele alınıyor. Stuttgarter Zeitung gazetesi Türkiye’nin AB’ye tam üyelik müzakerelerinde gelinen noktayı yorum sütunlarına taşımış:

“Türkiye ile tam üyelik müzakereleri başarılı bir biçimde noktalanmaktan çok uzak.Türkiye’nin Avrupa yolunda ilerlemek üzere üstesinden gelmek durumunda olduğu fasıllardan hiçbiri henüz kapanmış değil. Ancak hiçbir şey riske atılmak istenmediği için müzakereler sembolik bir anlam taşıyor. Müzakereler Türkiye’nin Avrupa’ya yakınlaşma sürecini temsil ediyor. Avrupa kulübüne üye olabilmek için çaba gösteren diğer tüm ülkeler gibi Türk hükümetinin de reformlara istekli olması, bunları hazırlaması ve uygulamaya koyması gerekiyor. Burada ise söz konusu olan kuvvetler ayrılığı, dini özgürlükler ve azınlık hakları gibi temel değerlerdir. Tam üyelik müzakereleri hedefin yolun kendisi olduğu bir süreçtir.”

Hristiyan Demokrat Birlik partisi (CDU) lideri ve Almanya Başbakanı Angela Merkel’in bir dönem daha başbakanlık görevine talip olması Alman gazetelerinde yorum konusu olmaya devam ediyor. Merkel’den neler bekleniyor? Rhein Zeitung gazetesinin yorumunda şu satırları okuyoruz:

“Almanya’da gelecek genel seçimlerde belirleyici olacak şey, hangi partinin vatandaşın terör ve sosyal statü kaybına ilişkin endişelerini giderebileceği konusu olacak. Bu iki konunun mülteciler ve uyum politikalarıyla da yakından bağlantılı olmadığını söylemek hakkaniyete sığmaz. Bu ilişki göz ardı edilmemeli. Merkel’in önceki seçim kampanyalarında olduğundan çok daha fazla atak yapması gerekecek. Başbakan Merkel’in 2017 seçiminde şimdiye kadar kucağına gayet doğal bir biçimde düşen bir şey için, halkın güvenini kazanmak için çaba göstermesi gerekecek.”     

Fransız merkez sağının cumhurbaşkanı adaylığı için yapılan ön seçimin ilk turunu François Fillon kazandı. Oylamada üçüncü olan Nicolas Sarkozy aktif siyasetten çekildiğini açıkladı. Der Tagesspiegel adlı gazete Almanya ile Fransa’nın birçok konuda olduğu gibi sağ popülistlere karşı verilecek yanıt konusunda da farklı stratejiler izledikleri görüşünü savunuyor ve yorumuna şöyle devam ediyor: 

“Hristiyan Demokrat Birlik (CDU) bir dönem daha başbakanlığa aday olan Merkel’i iki cephede çarpışmaya yolluyor: Bir yanda sağ popülist Almanya İçin Alternatif Partisi’ne (AfD) karşı, diğer yanda Sosyal Demokrat Parti, Sol Parti ve Yeşiller Partisi ittifakına karşı. Fransa’nın muhafazakar çevreleri ise Fillon’a oynuyorlar. Muhafazakar Fillon’un aşırı sağcı Ulusal Cephe’yi (Front National) özellikle küçük kentlerde ve kırsal bölgelerde durdurması hedefleniyor. Burada tabii bir risk kalıyor. Gönlü sol popülist bir politikacıdan yana olan Fransız seçmen, 2017’deki cumhurbaşkanlığı seçiminde Le Pen ile Fillon arasında seçim yapmak zorunda kalırsa, tercihini kimden yana kullanacak? Tercih belki de sağ popülist adaydan yana olacak?”

Handelsblatt gazetesi de yorumunda Fransa’da François Fillon’un cumhurbaşkanlığı adaylığına ilişkin şu görüşlere yer veriyor:

“Fillon, değişimlere çok açık olmayan Fransa’da bile bir reform programı ile çok sayıda seçmenin harekete geçirilebileceğini kanıtladı. En azından muhafazakar seçmen, ırkçı nefrete, cinselliğe ve ulusal üstünlüğe ilişkin fantezilere yatırım yapmayan, tam tersine ekonomik akılcılığa önem veren mesajlara itibar ediyor. Fransa’daki popülist dalgayı durdurmak Fillon’un elinde. Muhafazakarların önseçimi, demokratik bir partinin orta sınıfın çekirdeğini harekete geçirebileceğini ortaya koyuyor. Şimdi Fillon’un, onunla şimdiye kadar fazla ilgilenmeyen Fransızlara da sesini duyurabilmesi gerekiyor.”

© Deutsche Welle Türkçe

Derleyen: Çelik Akpınar

 

Erdoğan’dan tarihe geçecek basın özgürlüğü yorumu: Benim sınırımın başladığı yerde biter

Ankara’da İsrail televizyonu Kanal 2’ye röportaj veren Cumhurbaşkanı Erdoğan “Gazeteciler sınırsız özgürlüğe sahip midir? Benim sınırımın başladığı yer, benim özgürlük sınırım nereye kadarsa o kadardır” dedi.

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, basın özgürlüğüne ilişkin olarak, “Soruyorum, gazeteci dedikleriniz sınırsız özgürlüğe sahip midir, gazeteciler sınırsız özgürlüğe sahip midir? Onların özgürlüğünün de bir sınırı yok mu? Benim sınırımın başladığı yer, benim özgürlük sınırım nereye kadarsa, o da ancak oraya kadar gelebilir, ondan daha ileriye gidemez” görüşünü savundu.

“Gazetecinin özgürlüğü benim sınırımın başladığı yerde biter!”
 
Sunucunun, Türkiye’de basın ve medya özgürlüğüne ilişkin sorusunu da yanıtlayan Erdoğan, “Bu ülkede gazetecilik yaptığı için kimse tutuklanmamıştır. Bu ülke bir hukuk devletidir. Soruyorum, gazeteci dedikleriniz sınırsız özgürlüğe sahip midir, gazeteciler sınırsız özgürlüğe sahip midir? Onların özgürlüğünün de bir sınırı yok mu?” dedi.
 
Erdoğan, sunucunun “Peki, sınır nerede efendim?” sorusuna ise şu yanıtı verdi:
 
“Benim sınırımın başladığı yer, benim özgürlük sınırım nereye kadarsa, o da ancak oraya kadar gelebilir, ondan daha ileriye gidemez. Sen istediğin gibi köşende siyasetçiye, cumhurbaşkanına, başbakanına, bakanlara, partisine istediğin gibi hakaret edeceksin, ailelerine hakaret edeceksin, onlar sizinle ilgili bir dava açtığı zaman rahatsız olacaksın; böyle bir şey olabilir mi? Dünyanın hiçbir yerinde medya mensupları layüsel değildir, hepsinin hesap verme mecburiyeti vardır, bu hesabı da verirler.”
Cumhurbaşkanı Erdoğan, sunucunun, “(Demokrasi bir tren gibidir, gerektiğinde, istediğiniz durağa ulaştığınızda o trenden inmeyi bilmek gerekir) demiştiniz. Bunun hala böyle olduğunu düşünüyor musunuz, bu cümlenizi savunur musunuz hala?” sorusunu, “Siz o tercümeyi herhalde yanlış anladınız. Bir defa onun asılı öyle değildir, bir tren gibidir demokrasi ve demokraside vakti geldiğinde kişi inmesini bilmelidir, bunu mesela Batıda birçok lider yapar. Nedir? Seçim kaybetmiştir, ayrılır.” diyerek cevapladı.

Halk Meclis’in kapısına dayandı: ‘Cinsel istismar önergesini geri çekmeyin, iptal edin!’

AKP’nin Türkiye’yi ayağa kaldıran ‘cinsel istismar’ düzenlemesini protesto etmek için yüzlerce kişi bu sabah TBMM önünde toplandı.

Ellerinde döviz ve bayraklarla AKP’nin skandal önergesini protesto edenlar, Başbakan Binali Yıldırım’ın “Düzenlemeyi komisyona geri çekiyoruz” açıklamasını burada öğrendi.

Protestocu yurttaşlar, tasarının geri çekilmesini değil, iptal edilmesini istiyor.

Gerçeğin peşinde koşmaya devam

Meslek örgütleri tarafından başlatılan cumhuriyet gazetesindeki “Haber Nöbeti’ni dün Gazeteport Genel Yayın Yönetmeni Mustafa Hoş ve Gazeteport Haber Koordinatörü Yavuz Karakoç devraldı. cumhuriyet.com.tr Genel Yayın Yönetmeni Oğuz Güven de nöbete eşlik etti. Mustafa Hoş, Cumhuriyet’e bir intikam operasyonunun yapıldığını belirterek “Cumhuriyet’i biat ettirme operasyonuna bir an önce son verilmesi lazım” dedi. Yavuz Karakoç da, “Bu sadece vakfa yapılan bir operasyon değildir. Bütün gazetecilere yapıldı” diye konuştu.

Tüketici Güven Endeksi çakıldı

Türkiye İstatistik Kurumu ve Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası işbirliği ile yürütülen tüketici eğilim anketi sonuçlarından hesaplanan ve Ekim ayında 74.04 olan tüketici güven endeksi, Kasım ayında yüzde 6.9 azalarak 68.93 oldu.

Anket sonuçlarından hesaplanan tüketici güven endeksi 0-200 aralığında değer alabiliyor.
Tüketici güven endeksinin 100’den büyük olması tüketici güveninde iyimser durumu, 100’den küçük olması tüketici güveninde kötümser durumu gösteriyor.

Geçen yıl seçimler öncesinde 58.5 düzeyine kadar gerileyen endeks, seçimlerin ardından politik belirsizliğin azalmasıyla geçen yılın Kasım ayında bir önceki aya göre yüzde 22.9 artışla Nisan 2014’ten bu yana en yüksek olan 77.15 değerini almış, sonrasında ise düşüş eğilimine girmişti.

Hanenin maddi durum beklentisi endeksi 89 oldu

Hanenin maddi durum beklentisi endeksi de bir önceki aya göre yüzde 5.4 azalarak Kasım ayında 89.01 oldu. Bu azalış, gelecek 12 aylık dönemde hanenin maddi durumunun daha iyi olacağını bekleyenlerin oranının düşmesinden kaynaklandı.

Genel ekonomik durum beklentisi endeksi 95.1 oldu

Ekim ayında 101.62 olan genel ekonomik durum beklentisi endeksi yüzde 6.5 azalarak, Kasım ayında 95.06 oldu. Bu düşüş, gelecek 12 aylık dönemde genel ekonomik durumun daha iyi olacağı yönünde beklentisi olan tüketicilerin sayısının bir önceki aya göre azaldığını gösteriyor.

İşsiz sayısı beklentisi endeksi 71.3 oldu

İşsiz sayısı beklentisi endeksi bir önceki aya göre yüzde 7.6 azalarak, Kasım ayında 71.3 oldu. Bu azalış, gelecek 12 aylık dönemde işsiz sayısında düşüş bekleyenlerin azalmasından kaynaklandı.

Tasarruf etme ihtimali endeksi 20.3 oldu

Tasarruf etme ihtimali endeksi yüzde 12.7 azaldı. Ekim ayında 23.27 olan endeks, Kasım ayında 20.33 değerine düştü. Bu düşüş, tüketicilerin gelecek 12 aylık dönemde tasarruf etme ihtimallerinin bir önceki aya göre azaldığını gösteriyor.

Dondurma’da altıncıya yer yok!

Geçtiğimiz yıl ocak ayında Dondurma Köyü, maden şirketi temsilcilerini teneke çalarak ve davul zurnayla köyden çıkartmıştı.

Köylerinin yakınında gerçekleştirilmek istenen altın madeni projesine karşı direnen Çanakkale’nin Çan ilçesinin Dondurma Köylüleri, önceki gün doğaseverlerle buluştu. Dondurma Köyü kadınlarının daveti üzerine Kazdağı Doğal ve Kültürel Varlıkları Koruma Derneği ve İda Dayanışma Derneği’nin birlikte düzenlediği dayanışma buluşmasına Ayvalık Tabiat Platformu, Biga Çevre Derneği, Altınoluk Çevre ve Doğa Gönüllüleri ve Gökkuşağı Dergisi, İl Genel Meclisi Üyesi Rıdvan İpek, Kepez Belediye Meclisi üyesi Ali Aygün, Karadağ Köyü Muhtarı ve köylüleri de destek verdi.

“Madenci Şirket, Dondurmayı Terket”, “Dondurma Köyü Yalnız Değildir”, “Havama, Suyuma, Toprağıma Dokunma”, “Dondurma Bizim”, “Altın da Versen, Ev de Versen Köyümü Terketmem”, “Dondurma’nın Üstü Altından Değerlidir”, “Yaşasın Kazdağı Dayanışması” yazılı dövizlerle ve sloganlarla Köy Meydanı’na gelen doğaseverleri köyün muhtarı, yaşlıları, gençleri ve çocukları karşıladı.

Değerler yok olacak

Köylülerin pilav ikramından sonra akşam saatlerinde köy meydanındaki kahvelerde toplanan köylülere İda Dayanışma Derneği temsilcisi ve İl Genel Meclisi üyesi Hicri Nalbant tarafından projenin ÇED süreçleri ve 22 Kasım 2016 tarihinde Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nda gerçekleştirilecek olan İnceleme Değerlendirme (İDK) Toplantısı ile ilgili bilgi verildi. İDK Toplantısı’ndan “ÇED Olumlu” kararı çıkması halinde de dava açacaklarını söyleyen Nalbant, köylülerin umutlu ve kararlı olmalarını istedi. Kazdağı Doğal ve Kültürel Varlıkları Koruma Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Süheyla Doğan da, projenin civardaki tarım alanlarına, ormanlara ve Bakacak Barajı’na zarar vereceğini, 100 dönüm tarım alanı ve 200 dönüm ormanın yok olacağını, projede civardan çok az çalışan alınacağını, altın madeni projesinin çevreye vereceği zarardan başka hiçbir yararı olmayacağını söyledi. Altıncılara karşı direnen ve Eczacıbaşı şirketinin köyden gitmesini sağlayan Karadağ Köyü önderlerinden Mustafa Önder ise Karadağ Köylülerinin direnişinden örnek vererek köylülerin altın madenine karşı bölünmeden hep bir arada durmalarının önemine vurgu yaptı.

Dondurma Köyü kadınları, Koza A.Ş.’nin köye çalışmaya gelmesi halinde, el birlik olup Koza’yı çalıştırmayacaklarını ve Koza Köyü’nü terkedene dek mücadele edeceklerini söyledi. ÇANAKKALE

Alaaddin Us kazada hayatını kaybetti

İzmir’in Bornova ilçesinde, kamyonun çarptığı otomobilin sürücüsü sanatçı Alaaddin Us (60) kaldırıldığı hastanede yaşamını yitirdi. Alaaddin Us, bir dönem Kızılırmak Grubu’yla çalışmış, “Ah Sensiz”, “Türküler Yanmaz” gibi bilinen şarkıların söz ve bestesini yapmıştı. Kaza dün akşam saatlerinde 57. Topçu Tugayı Tuğsavul Kışlası Kavşağı’nda meydana geldi. Edinilen bilgiye göre Manisa’dan Bornova’ya doğru giden kamyon, kavşakta kırmızı ışıkta geçti. Bu sırada yeşil ışıkta geçen müzisyen Alaaddin Us kontrolündeki otomobile kamyon yandan çarptı. Kazada sürücü Us olay yerinde hayatını kaybetti. Otomobilde bulunan iki kişi de ağır yaralandı.

Yaralılar ambulansla Ege Üniversitesi Hastanesi’ne kaldırıldı. Tedavi altına alınan yaralıların hayati tehlikesinin bulunduğu öğrenildi. Olay yerinde yaşamını yitiren müzisyen Alaaddin Us’un cenazesi savcının incelemesinin ardından otopsi yapılmak üzere İzmir Adli Tıp Kurumu Morgu’na gönderildi. Kaza sonrası gözaltına alınan kamyon şoförünün kırmızı ışıkta geçtiğini söylediği belirtildi. MUĞLA

Haşdi Şabi TEL AFER’E girdi

AKP iktidarının Tel Afer için çizdiği kırmızı çizgiye ve Türkiye’nin birçok kentinden gözdağı için sınıra zırhlı birlik sevkine aldırmayan İran destekli Haşi Şabi milisleri, Tel Afer’e girdi. Haşdi Şabi, Türkiye’yi içişlerine müdahale ettirmeyeceklerini kaydetti

Musul ve Tel Afer konusunda “kesinlikle sıcak bakmayız. Hem masada olacağı hem de arazide olacağız. Kararlılığımız var ve muktediriz” gibi ifadeler kullanan Ankara’nın çıkışlarına tepki gösteren Haşdi Şabi’nin Tel Afer’e girdiği bildirilddi. Haşdi Şabi “Türkiye bizi bağlamaz. İçişlerimize kimse müdahale edemez” uyarısı yaptı.

Irak ve birçok ülkeden toplanan Şiilerden oluşan ve İran’ın öncülük ettiği Haşdi Şabi, Musul ve ilçesi Tel Afer’de ilerliyor. Basına yansıyan haberlere göre Haşdi Şabi, Tel Afer ilçesine güney yönünden girdi. Bu hamle öncesi Haşdi Şabi yaptığı basın açıklamasında hamlenin 3. safhasının tamamlandığı kaydedildi. Açıklamada, “Bu operasyon çerçevesinde Musul’un batı cephesindeki 310 km’lik alan kontrol altına alındı” denildi. Haşdi Şabi güçlerinin operasyonun üçüncü aşamasında Tel Afer Havalimanı ve 16 köyü kurtardığı belirtilen açıklamada, “Biz hava limanını Telafer merkezine saldırmak için bir merkez olarak kullanacağız. Böylece DAİŞ’in Telafer ve Musul arasındaki destek hattını keseceğiz” denildi. Haşdi Şabi içindeki Asaib Ehlil Hak Hareketi’nin askeri sözcüsü Cevad el Tıybavi, Türkiye’nin “Haşdi Şabi Telafer’e girmemeli” şeklindeki uyarısının “kendilerini bağlamayacağını” vurguladı ve Türkiye’nin içişlerine müdahale etmemesi gerektiğini kaydetti. Her türlü dış müdahaleyi reddettiklerini belirten Cevad el Tıybavi, “Türkiye’nin (Irak Başbakanı Haydar) el İbadi’ ye Haşdı Şabi’nin Telafer’e girmemesi uyarısına Suudi Arabistan, Katar ve Birleşik Arap Emirlikleri gibi terörü destekleyen ülkeler destek vermiştir” ifadelerine yer verdi. Bölge halkının Tel Afer’in kurtarılmasını beklediğini, kendilerinin de kente girmek için komut beklediğini ifade eden sözcü, “Irak topraklarının kurtarılması için dış müdahaleler kabul edilemez” diye konuştu. Tel Afer’in Irak kenti olduğunu belirten el Tıybavi, “Bu kenti ancak kendi evlatları kurtarmalı. Türkiye ve hiçbir dış etkenin içişlerimize müdahale etmesini kabul etmiyoruz” dedi.

Kırmızı çizgi ve yığınak

Erdoğan, 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı konuşmasında “Telafer meselesi, bizim için hassas bir konu. Telafer’de bir defa biz bu işe kesinlikle sıcak bakmayız. Sincar’da kesinlikle sıcak bakmayız” demiş; Meclis Genel Kurulu’nda yeni yasama yılının açılışında yaptığı konuşmada da, “Musul’un hemen kuzeyinde Telafer var. Musul’a yapılacak bir operasyonun Telafer’i de hedeflediğini burada özellikle hatırlatmak istiyorum. Türkiye olarak masanın dışında kalamayız. Masada olmaya mecburuz” ifadesi kullanmıştı. Erdoğan, 2016-2017 Yükseköğretim Akademik Yılı Açılış Töreni’nde de “Musul üzerinde bizim sorumluluğumuz var, onun için hem masada olacağı hem de arazide olacağız’ diyorsak bunun bir sebebi var” demişti. Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu, da “Telafer ve diğer bölgelerde saldırı olursa, bize yönelik bir tehdit oluşursa tedbir alırız… Ayrıca buradaki Türkmen kardeşlerimizin hak ve hukukunu da koruma konusunda kararlılığımız da var Allah’a şükür muktediriz de” ifadesini kullanmıştı. Ahmet Davutoğlu da “‘Telafer’e dokunan, Türkiye’ye dokunur” demişti.

Sivilleri incitmeden dağıtamıyorlar

Çatışmalar ve yardımların yetersizliği, yardım dağıtımındaki organizasyonsuluk sivilleri zor durumda bırakıyor. Binlerce Iraklı, gıda ve tıbbi malzemelerin dağıtıldığı alanlara akın etti. Askeri yetkililer, kalabalığı kontrol altında tutmakta zorlanırken; yardıma muhtaç insanlardan çoğu eli boş ayrılmak zorunda kaldı. Yardım görevlileri, izdihamdan kurtulmak için malzemeleri hareket halindeki araçtan etrafa dağıttı. Bu arada Irak Kızılayı yetkililerinden İyad Rafid, “Son 24 saatte Musul’un doğu bölgelerinden çoğunluğu kadın ve çocuk 3 bin 200 sivil evlerini tek ederek Hazır, El-Ceda ve Hasan Şam kamplarına sığındı” açıklaması yaptı.

MUSUL

‘Dost görünümlü faşizm’ benzetmesi

Dilbilimci Noam Chomsky, Donald Trump’un seçimi kazanmasını yorumlarken Bertram Gross’un “dost görünümlü faşizm” adlandırmasına dikkat çekti. Gazete Karınca haberine göre Chomsky şunları söyledi: “Doğru ya da yanlış, Clinton, korkulan ve nefret edilen politikaları temsil etti; Trump, “değişimin” sembolü olarak görüldü -ne tür bir değişim, gerçek önerileri dikkatle incelemeyi gerektiriyor; halka ulaşan şey de büyük ölçüde eksiklikler olan bir değişim. Kampanyanın kendisi, sorunlardan kaçınılmasıyla dikkat çekiciydi ve medya yorumu gerçek ‘objektiflik’, ‘Washington’un iç yapısını’ doğru bir şekilde bildirmek, ancak ötesine geçmemek konseptine uyuyordu… uzun zamandan bu yana toplumun büyük kesiminde galeyana yol açan korku ve kızgınlığı sömürecek birisinin yükselişi riskinden bahsettim ve yazdım. Bu, sosyolog Bertram Gross’un perspektif sunan 35 yıl önce yaptığı çalışmasında ‘dost görünümlü faşizm’ diye adlandırdığı şeye sebep olabilir. Fakat bu dürüst bir ideolog gerektirir, Hitler tipi birisini, ortaya koyduğu ideoloji sadece ben ile sınırlı olmayan birisini. Bununla birlikte, tehlike yıllardan bu yana söz konusu oldu, Trump’un iplerini çözdüğü güçler göz önünde tutulursa bu tehlike belki de daha da yakın ve büyük… Trump öngörülemez biri. Çok fazla ortada duran soru var.

Söyleyebileceğimiz, iyi organize edilen ve yürütülen popüler seferberlik ve eylemcilik, büyük bir fark yaratabilir.” WASHINGTON

Cerablûs’ta Türkleştirmeye isyan

Türkiye’nin “Fırat Kalkanı” isimli harekatla 24 Ağustos’ta girdiği Cerablûs’ta halka zorla Türkçe konuşmayı dayatması ve kenti Türk bayraklarıyla donatması isyana neden oldu. Türkiye’nin bölgeyi Türkleştirmeye çalışması üzerine sokağa çıkan Cerablûslular, Türkiye’yi protesto etti.

Zorla Türkçe eğitim isyanı

Bölgedeki kaynakların verdiği bilgiye göre Türkiye’nin kente girdikten sonra “Ahmet Selim Mulla Lisesi” adını verdiği okulda zorla Türkçe eğitim vermesi ve okulu Tük bayraklarıyla donatması yurttaşların büyük tepkisine neden oldu. Buna karşı sokaklara çıkan Cerablûslular, Türkiye ve ona bağlı gruplar tarafından göreve getirilen yerel meclisin feshedilmesini istedi. Bunun üzerine Türk askeri ve onlara bağlı gruplar, eylemcilere saldırdı ve halkın okula girmesine izin vermedi. Türkiye’nin askeri üsse çevirdiği Cerablûs’ta yurttaşlar eylemlerinin görüntülerini sosyal medyada paylaştı.

Çatışma yaşanmıştı

Türkiye ve ona bağlı gruplar, DAİŞ çeteleri ile yaptıkları anlaşma sonrası 24 Ağustos günü Cerablûs’u çatışmaya girmeden devralmıştı. Türkiye’nin “ikinci bir Hatay” yapmak için yoğun çaba sarf ettiği Cerablûs’ta Türkleştirme politikasından dolayı daha önce çatışmalar yaşanmıştı. Kentteki binalara Türk bayrağı çekilmesi ve yer isimlerinin Türkçeleştirilmesi, Türkiye ile birlikte “Fırat Kalkanı” harekatına katılan Arap gruplar tarafından da protesto edilmiş ve çatışma yaşanmıştı. Bu durum, Arapların yoğunlukta olduğu Feylaq El Şam ile Nureddin Zenkî taburları ile MİT oluşumlu Sultan Murad Tugayları arasında çatışmalara neden olmuştu. Çatışmalarda her iki taraftan çok sayıda çeteci ölmüştü. CERABLÛS