SANA haber ajansının yerel kaynaklara dayandırdığı haberine göre koalisyon uçakları, pamuk işleme fabrikasının bulunduğu bir bölgeyi hedef aldı. Saldırıda, 3 fabrika çalışanı ile aralarında çocukların da bulunduğu 6 kişilik bir ailenin ve bir El Salehia kasabası sakininin yaşamını yitirdiği belirtildi.
Birçok kasaba sakininin de saldırıda yaralandığını aktaran SANA, yerleşimin altyapısının ve halka ait yapıların zarar gördüğünü kaydetti.
Koalisyon uçakları Rakka yakınlarını vurdu: En az 10 ölü
Yakılarak can verdi, cenazesi için ambulans dahi verilmedi
Erdîş’te asker ve polislerin evine yapılan baskında yaktığı Hediye Ataman’ın cenazesi dört gün sonra hastaneden alındı. Erdîş’e götürülmek istenen cenaze için hastane ambulans vermedi
Wan’ın Erdîş (Erciş) ilçesi Çelebibağı Mahallesi’nde 18 Kasım günü Ahmet Ataman isimli kişiye ait evin, asker ve polislerce ateşe verilmesi sonucu hayatını kaybeden Hediye Ataman’ın cenazesi, savcının izninden sonra ailesi tarafından alındı. Yüzüncü Yıl Üniversitesi Dursun Odabaş Tıp Merkezi’nde bulunan Hediye Ataman’ın cenazesini, kardeşi Harun Polatcanlı eteğinden tanıyarak teşhis etti. Aile, teşhisten sonra Ataman’ın cenazesini Erdîş’e götürmek istedi, ancak hastane ambulans vermedi. Aile kendi imkanlarıyla getirdikleri bir araçla cenazeyi defnetmek üzere Erdîş’e doğru yola çıktı.
WAN
Die Welt: Merkel merkez siyasetin istikrarı
Başbakan Angela Merkel’in dördüncü kez seçimlere katılacağını açıklaması Alman gazetelerinin başlıca yorum konusunu oluşturuyor. Donald Trump’ın zaferinin ardından Merkel’in seçimlere katılma kararı aldığına işaret eden Die Welt gazetesinde şu satırlar yer alıyor:
“Geleneksel siyasi görüşler, kurumlar ve uygulamalar değerini yitirirken Almanya’nın çevresinde popülistler iktidarı zorluyor. Merkel, merkez siyasetin istikrarı anlamına geliyor, giderek daha fazla kişi Merkel’in politikalarını merkez olarak algılamasa da. O, birçok seçmen açısından artık önem verilmeyen Batılı değerlerin korunmasını temsil ediyor. Trump, Putin ve Le Pen ise Batılı değerleri ve aynı zamanda Almanya’daki seçim kampanyasını kökten değiştiriyor. Merkel mülteci krizine rağmen ‘maceralara hayır’ cümlesini hayata getirmekte ısrarlı. Merkel, Kohl’ün 1989-90 yıllarındaki öncü güç olma özelliğini tekrarlamak istiyor, ancak bu kez dünya politikasında. Ve şüpheyle yaklaşanlara rağmen bunu başaracağına inanıyor.
Heilbronner Stimme gazetesi de Merkel’in adaylığını mülteci krizi açısından değerlendiriyor:
“Merkel’in hassas noktası mülteci krizi. Görevinden ayrılmaya hazırlanan ABD Başkanı Barack Obama’nın Merkel’i ‘özgür dünyanın savunucusu‘ olarak nitelemesi de buna yardımcı olmuyor. Türkiye Cumhurbaşkanı Erdoğan örneği de kesinlikle işe yaramıyor. Şu anda ne yapacağı önceden kestirilemeyen despotun Almanya’daki seçimlere birkaç ay kala mülteci anlaşmasını feshetmesi halinde durum Merkel’in aleyhine dönecektir. Ve Hristiyan Demokrat Birlik (CDU) buna hiç hazırlıklı değil.”
Kölner Stadt-Anzeiger gazetesi ise Merkel’in adaylığına koalisyon ortağı Sosyal Demokrat Parti açısından bakıyor:
“Birlik partileri rahat bir nefes alabilir. Gözlerin çevrildiği Sosyal Demokrat Parti’de (SPD) ise nefesler tutulmuş durumda. Merkel’in rakibinin kim olacağı konusunda henüz bir karar verilmiş değil. Gerhard Schröder, Frank-Walter Steinmeier ve Peer Steinbrück üçlüsü başarısızlığa uğramıştı. SPD, pazar günü Merkel için yenilmez olmadığı nitelemesinde bulunarak cesaretini ortaya koydu. Ancak bunun hemen ikinci sırayı istemeyen bir yarışçı için çekimser bir reaksiyon olduğu düşünülebilir.“
Berliner Zeitung‘da ise Başbakan Angela Merkel’in adaylığı ile ilgili şu değerlendirme yer alıyor:
“Merkel‘in dördüncü görev dönemine başlaması söz konusu. Bunu başarabilirse 16 yıl başbakanlık yapmış Helmut Kohl’ün rekoruna ulaşabilir. Hatta daha üstün bir dereceye ulaşması söz konusu. Başbakanlık görevinde bir kadın, bir doğu Alman ve ilk bilim insanı olarak. Merkel başbakanlık görevini devraldığında, tüm haleflerinden gençti. Şimdi ise Avrupa’da, G7 ülkeleri içinde de en yaşlı başbakan. O dünyanın en güçlü kadını.”
© Deutsche Welle Türkçe
Derleyen: Hülya Schenk
Fazıl Say’a Beethoven Ödülü
Beethoven Akademisi tarafından verilen Uluslararası Beethoven İnsan Hakları, Barış, Özgürlük, Yoksullukla Mücadele ve İçselleme Ödülü’ne bu yıl Türk piyanist ve besteci Fazıl Say layık görüldü.
Önerdiğimiz linkler Yermuk Kampı’nın buruk piyanisti Fazıl Say’ın davasına Almanya’dan tepki
Piyanist ve besteci Fazıl Say hakkında dinî değerleri aşağıladığı gerekçesiyle açılan davaya bugün devam ediliyor. Dava Almanya’da da tepki topladı. (18.02.2013)
Fazıl Say Bonn’da konser verdi
Radyomuz Deutsche Welle bu yılki konserler dizisine ünlü Besteci Fazıl Say ile başladı. Bonn kentinde düzenlenen konsere Türk ve Almanlardan oluşan çok sayıda müziksever katıldı.. (30.01.2007)
Say, ödülünü şu an Almanya’da bulunan Cumhuriyet gazetesi eski genel yayın yönetmeni Can Dündar’ın elinden alacak. Ödül töreni kapsamında ayrıca, “Türkiye’de İnsan Hakları ve Özgürlük için Konser” adı altında bir konser etkinliği de düzenlenecek. Konserden elde edilen gelir, çatışma bölgelerindeki müzik projeleri için kullanılacak.
Alman Kalkınma Bakanı da katılacak
17 Aralık’ta düzenlenecek etkinlikte, Say’a Türk piyano ikilisi Ferhan ve Ferzan Önder’in yanısıra Yunan piyanist Maria Ntokou, Suriyeli Ermeni müzisyen İbrahim Keivo, Filistinli piyanist Kerim Seyid, Alman piyanist Luisa Imorde ve ödülün 2015’teki sahibi Ayham Ahmed de eşlik edecek. Gecede, Almanya Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Bakanı Gerd Müller de yer alacak.
Ödülü 2015 yılında alan Suriyeli piyanist Ayham Ahmed, Suriye’deki Yermuk mülteci kampının yıkıntıları arasında piyano çaldığı fotoğraf ile hafızalara kazınmıştı.
Alman devleti tarafından da desteklenen Beethoven Akademisi, 13 Mart 2016’da kuruldu. Kurum, insan hakları başta olmak üzere çeşitli toplumsal konular çerçevesinde kültür projeleri organize ediyor.
© Deutsche Welle Türkçe
DW, BÜ/BK
Kabil’de Şii camisine intihar saldırısı
Afganistan’ın başkenti Kabil’de Aşure döneminin 40’ıncı günü vesilesi ile düzenlenen dini tören sırasında Şiilerin gittiği cami intihar saldırısının hedefi oldu. Kabil polisinden yapılan açıklamada, intihar saldırganının camiye girerek üzerindeki bombaları patlattığı belirtildi.
Saldırıda en az 27 kişinin hayatını kaybettiği, 35 kişinin de yaralandığı bildirildi. Saldırının düzenlendiği camiyi çembere alan polisin kentteki güvenlik önlemlerini de artırdığı belirtildi.
Saldırının sorumluluğunu şimdiye kadar üstlenen olmadı. Taliban’ın etkin olduğu Afganistan’da geçen aylarda düzenlenen bazı saldırıları IŞİD üstlenmişti.
Afganistan’da Şiiler ve Sünniler arasında Irak ve Suriye’dekine benzer gerginlikler kısa bir süre öncesine kadar yaşanmıyordu. Geçen temmuz ayında Şiilerin bir etkinliğinde düzenlenen intihar saldırısında 80’den fazla kişi hayatını kaybetmişti.
© Deutsche Welle Türkçe
Reuters/HS/BK
300 bin kişi olumsuz etkilenecek
Gaziosmanpaşa’nın Yıldıztabya Mahallesi’nin riskli alan ilan edilmesiyle birlikte yüz binlerce Gaziosmanpaşalı mağduriyet yaşıyor. Avukat Ocak, Yıldıztabya’nın kentsel değer kazanmasıyla birlikte rant aracı haline getirildiğini ifade etti. Mahallede yaşayan Baykan ise ‘Hakkımızı vermiyorlar’ diyor
İstanbul Gaziosmanpaşa’da kentsel dönüşüm sıkıntısı bitmiyor. Değişen kentsel dönüşüm yönetmeliği ile hak sahipleri durumdan şikayetçi. Bakanlar Kurulu, Gaziosmanpaşa için Acele Kamulaştırma kararını 10 Nisan 2016’da Resmi Gazete’de yayınlayarak yürürlüğe koymuştu. Mahallede yaşayan yurttaşlar, bir araya gelerek ‘acele kamulaştırma’ kararının iptali için mahkemeye başvurdu. Daha önce Danıştay 14. Daire Yıldıztabya, Mevlana, Pazariçi ve Karayolları mahalleleri için riskli alan kararlarını iptal etti. 17 Kasım’da Yıldıztabya Mahallesi’nde tekrar ‘riskli alan’ kararı verildi. Mahalleye gönüllü olarak destek veren Ekoloji Hareketi Avukatı Alp Tekin Ocak ve mahalleli, Gazete Duvar’dan Hacı Bişkin’e konuştu. Acele kamulaştırma kararının 10 binin üzerinde bir parseli ilgilendirdiğini ve bu mahallelerin kentsel değer kazanmasıyla birlikte rant aracı haline getirilmek istendiğine dikkat çekiyor.
İptal davaları açıldı
Ocak, kentsel dönüşümle ilgili yeni gelişmelerin Gaziosmanpaşa’nın bazı mahallelerinde Danıştay’ın riskli alanı iptal etmesine rağmen bu sefer mahalle bazında yeniden riskli alanların ilan edildiğini söylüyor. Avukat Ocak, ilan edilen riskli alanların bu kez daha küçük parçalar halinde bölgenin yeniden riskli alan edildiğini belirterek şunları söylüyor: “Gaziosmanpaşa’daki büyük bir kentsel dönüşüm söz konusu. Bu durum yaklaşık 10 binin üzerinde bir parseli ilgilendiriyor. Bu da binlerce konut demek. Bu alanlar önce 6306 sayılı yasayla Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi çerçevesinde riskli alan ilan edildi. Mahallede yaşayan yurttaşlar tarafından bu mahallelerde kurulan kooperatif ve derneklerle bölgenin riskli alan edilmesine ilişkin iptal davaları açıldı. Danıştay 14’üncü Dairesi bu riskli alan davalarını kabul etti. Fakat şu an Gaziosmanpaşa ilçesinin yaklaşık yüzde 80’i kamulaştırılmak isteniyor.”
300 bin insan olumsuz etkilenecek
Gaziosmanpaşa’da yaşayanlar bir araya gelerek acele kamulaştırma kararının iptali için davalar açtı. Ocak, 2 gün önce Yıldıztabya Mahallesi’nde ilan edilen riskli alan ilanına tepki göstererek yeni yönetmelikle birlikte Gaziosmanpaşa’da rezidanslar ve alışveriş merkezlerinin yapılmak istediğini aktardı. Acele kamulaştırmayla birlikte Gaziosmanpaşa’da yaşayan yaklaşık 300 bin insanın olumsuz etkileneceği belirtiliyor. Bu durumun basına yansımadığını dile getiren Ocak son olarak şöyle konuştu: “Bu insanlar yerlerinden olacak ve büyük bir dönüşüm süreci başlayacak. Ülkenin durumundan kaynaklı olarak bu konu basında yer almıyor. Buralarda yaşayan insanlar zorla çıkartılacak ve değerlenmiş kentsel mekanlar rant aracı haline gelecek. Burada uluslararası sermayenin göz diktiği bir alan söz konusu. Mahkemeler bununla birlikte hukuka aykırılığa işaret ediyor. İdare de bu hukuka aykırı olan yönetmelik değişikliğinin arkasına sığınmaya çalışıyor.”
Silahlı insanlar tehdit ediyor
Kırbaç sokağında annesiyle birlikte yaşayan 53 yaşındaki Hakan Baykan ise bu kentsel dönüşümden olumsuz etkilenen yüz binlerce kişinden biri. Riskli alan ilanıyla birlikte babasından kalma evin kamulaştırmaya alındığını aktaran Baykan duruma tepkili: “Gaziosmanpaşa Belediyesi’nden bize belgeler gönderiyorlar. Hakkımız verilmediği için sözleşmeye imza atmadım. 170 metre kare bahçesi olan bir gecekondu da yaşıyorum. Evimi benden alırlarsa bana 60 metre karelik küçücük iki odayı verecekler. Hakkımızdan fazlasını istemiyoruz. Şu an ara sokaklarda lambalar bile yanmıyor. Komşularımız sözleşmelere imza atmadıkları için silahlı insanlar mahalleye gelip tehdit ediyorlar.”
İmza atmak istemiyorlar
Gaziosmanpaşa Barınma Hakkı Meclisi’nden Korkmaz Aslan da Yenidoğan, Yıldıztabya ve Pazariçi Mahallesi’nde yeniden riskli alan kararları verildiğini ve mahallede yaşayan yurttaşların sözleşmelere imza atmak istemediğini söylüyor: “Davalar açılınca belediye mahallede yaşayan yurttaşlara görüşmek için çağrılar yapıyor. İnsanları psikolojik olarak anlaşmaya hazırlıyorlar.”
İSTANBUL
Kış geldi kadınlar teşîye sarıldı
Agirî’nin (Ağrı) Kavak Köyü’nde yaşayan kadınlar, Kürt kültüründe önemli bir yere sahip olan Teşî’yi (öreke) kış boyunca ellerinden düşürmüyor. İlkbahar aylarında koyunların kırpmasıyla elde edilen yünü ip haline dönüştürmek için kullanılan Teşî’yi büyük bir hünerle çeviren kadınlar, yumak yumak yapılan ipten kış ayları boyunca kazak, patik, çorap, halı ve kilim üretiyor. Teşî’yi kullanmayı 13 yaşındayken annesinden öğrenen ve 33 yıldır elinden düşürmediğini söyleyen Fatma Gezer, “Teşî kültürü Kürt kültürünün önemli bir geleneğidir. Ama artık bu kültür unutuldu” diyerek, kültürün kaybolmasından yakınıyor. Teşî’yi kullanmanın büyük bir ustalık gerektirdiğini dile getiren Gezer, yünden elde edilen iplikle yapılan kıyafetlerin de daha sağlıklı olduğunu belirterek şunları söyledi: “Bu yünle örülen kıyafetler daha sıcak tutuyor. Köyümüzdeki bronşit hastalarına bu kazakları giydiriyoruz. Çoraplar ise özellikle romatizma hastalarına giydiriliyor.”
3 asırlık köy ortaya çıktı
Bodrum’da Mumcular Barajı’ndaki su miktarı, yağışların azalmasıyla 20 milyon metreküpten 2 milyon metreküpe kadar düştü. Yaklaşık 1 milyon 500 bin metrekare yüzölçümüne ve 82 metre derinliğe sahip olan barajdaki su düzeyi 8 metreye kadar indi. Azalan su düzeyi nedeniyle yaklaşık 300 yıl önce Anadolu’dan göçen Yörüklerin kurduğu Çömlekçi Köyü’nün harabeleri ortaya çıktı. Geçimini çömlekçilik ve kiremitçilikten kazanması nedeniyle Çömlekçi Köyü adı verilen eski yerleşim yerinde, sular altında kalan kiremit fabrikası, 7 yel değirmeni, han ve su kemerleri görünür oldu. Çömlekçi Köyü ilk olarak, 1955’te bölgenin gölet haline çevrilmesiyle sular altında kaldı, daha sonra bölgeye baraj yapıldı.
Çırkan Dağı eteklerine taşınan Çömlekçi Mahallesi’nde oturan evli ve 3 çocuk, 7 torun sahibi 76 yaşındaki Celal Yalçın, şunları anlattı: “Çocukluğumuz buralarda geçti. O zaman baraj yoktu. Değirmenler eski baraj ve kiremit fabrikası vardı. Bodrum ve Milas’taki evlerin tamamında bu fabrikadan üretilen tuğla ve çatılarda kiremitler kullanıldı. Yıllar sonra anılar tekrar gözümüzde canlandı.”
Kadınlar saldırıya rağmen ‘istismar yasası’na karşı yürüdü
Hopa’da cinsel istismarı yasallaştıracak tasarısını protesto etmek isteyen kadınlara polis saldırdı. Kadınlar polis barikatını aşarak, tasarıyı protesto etti
Artvin’in Hopa ilçesinde kadınlar, AKP’nin yarın Meclis’e gelecek cinsel istismarı yasallaştıracak tasarısına karşı kent meydanında bir araya geldi. Çarşı içinde yürüyüş yapmak isteyen kadınlar polis barikatı ile karşılaştı. Kadınların yürüyüşünü engelleyen polis saldırıya geçti; ancak kadınlar direniş ile barikatı aştı ve yürüyüşün “Yaşasın kadın dayanışması” sloganları ile sürdürdü. Yürüyüşün ardından Hopa Parkı’na gelen kadınlar, saldırı sırasında gözaltına alınan 2 kişinin serbest bırakılmasını bekliyor.
ARTVİN
HDP Eşbaşkanı Figen Yüksekdağ’dan kadınlara mektup
HDP Eşbaşkanı Figen Yüksekdağ cezaevinden kadınlara 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü dolayısıyla mektup yazdı
Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eşbaşkanı Figen Yüksekdağ tutuklu bulunduğu Kocaeli’nde Kandıra F Tipi Cezaevi’nden 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü vesilesiyle bir mektup yazdı. Yüksekdağ mektubunda “Her şey çok zor görülebilir. Kadına ve yaşama düşmanlık dört bir koldan hücuma geçmiş olabilir. Ama işimizin kolay olduğunu kim söyledi ki? Bizim işimiz zoru başarmak… Ve inanıyorum ki başaracağız” dedi.
Yüksekdağ 25 Kasım için kaleme aldığı mektubun tamamı şöyle:
“Bizler her şeye rağmen inadına özgürlük, inadına barış ve demokrasi demeye devam ediyoruz. Özellikle de 25 Kasım’da ve her gün şiddete, zulme, ayrımcılığa karşı mücadele eden kadınların duruşu çok hayati bir rol oynayacak. Bu karanlık, kadından aydınlanacak. Son günlerde gelişen cinsel istismara af yasasına karşı geliştirilen birleşik mücadeledeki duruşu selamlıyorum.
Şiddetin her türlüsüne karşı, kadın direnişi ve dayanışmasının her türlüsünü kuşananlar belirleyecek anı ve geleceği… Erkek-devlet şiddetine tapanlar, bu şiddeti ve tecavüzü, istismarı kutsayanlar karşısında, kadınlar ve tüm insanlık için barışçıl, eşit bir yaşama inanmak suçsa, hep birlikte bu “suçu” işlemeye devam…
Şiddetin amacı korku yaymak, teslim olmaktır. Bu şiddete en esaslı cevabı korkmayan, teslim olmayan kadınlar verebilir. Şiddetin, yoksulluğun, güvencesizliğin, eşitlik ve küçümsemenin duvarlarıyla hapsedilen tüm kadınlar için iyilik ve cesareti kuşanmanın, ilham olmanın zamanıdır.
‘Bizim işimiz zoru başarmak’
Hiçbir zulüm ve şiddet iktidarı kadınların yaşam ateşini söndürmeyi başaramadı. Şimdi halklarımızı aydınlatacak yaşam ateşini yine kadınlar taşıyor. Her şey çok zor görülebilir. Kadına ve yaşama düşmanlık dört bir koldan hücuma geçmiş olabilir. Ama işimizin kolay olduğunu kim söyledi ki? Bizim işimiz zoru başarmak… Ve inanıyorum ki başaracağız! Kadın dayanışması ve direnişiyle, her yerde ve her koşulda ölümden, zordan, nefretten beslenenlere karşı haykıracağız; Kadın, yaşam, özgürlük! Bir kez daha siyasi irademizin teslim alınamayacağını, kadınların özgürlük aşkına ihanet etmeyeceğini görecekler… Umutla, inançla, sevgiyle…”