Ana Sayfa Blog Sayfa 6115

Fincancı ve Önderoğlu Hakim Karşısındaydı

Türkiye İnsan Hakları Vakfı (TİHV) Başkanı Şebnem Korur Fincancı, Sınır Tanımayan Gazeteciler (RSF) Türkiye Temsilcisi ve bianet raportörü Erol Önderoğlu ve gazeteci yazar Ahmet Nesin’in Özgür Gündem gazetesinde nöbetçi genel yayın yönetmenliği kampanyası çerçevesinde yargılandıkları davanın ilk duruşması bugün görüldü.

Çağlayan’daki İstanbul Adliyesi’nde 13. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen duruşmaya Önderoğlu, Fincancı, Türkiye ile uluslararası medya ve insan hakları örgütleri temsilcileri katıldı.

Ahmet Nesin, yurtdışında olduğu için duruşmaya katılmadı. Tutuklu olan sanık Özgür Gündem Yazı İşleri Müdürü İnan Kızılkaya da duruşmaya getirilmedi.

Fincancı ve Önderoğlu’nun savunmalarının ardından sanık avukatları suçun oluşmadığını belirterek derhal beraat talep etti.

Mahkeme, sanık savunmaları alınmadığından derhal beraat kararı verilmesi yönündeki talebin reddetti. İnan Kızılkaya’nın duruşma günü hazır edilmesi için cezaevi müdürlüğüne yazı yazılmasına, birleşen dosya sanığı Ahmet Aziz Nesin’in yurt dışında olduğu belirtildiğinden mazeretli sayılarak duruşma günü hazır edilmesi için vekiline süre verilmesine karar verdi.

Duruşma 11 Ocak saat 10.30’da devam edecek.

Üç isim hakkında Terörle Mücadele Kanunu 7/2 ve Türk Ceza Kanunu’nun 214 ile 215. Maddelerinde belirtilen “suç ve suçluyu övme”, “suç işlemeye tahrik” ve “terör örgütü propagandası” suçlamalarıyla yargılanıyor.

Önderoğlu: Tutuklanmamızı hiçbir zaman kabul etmeyeceğim

TIKLAYIN: ÖNDEROĞLU: MEDYA ÖZGÜRLÜĞÜNDEN YANA İLKESEL BİR TUTUM ALDIĞIMIZ İÇİN TUTUKLANDIK

Duruşmada ilk savunmayı yapan Erol Önderoğlu, tutuklanmalarını hiçbir zaman kabul etmeyeceğini söyledi.

Türkiye medyasının içinde olduğu durumu uluslararası göstergelere dikkat çekerek açıkladı.

Suçlamaları reddeden Önderoğlu, hakimin hükmün açıklanmasının geri bırakılıp bırakılmamasına dair sorusunu reddettiği cevapta şöyle dedi:

“Yıllardır gazeteciler ile ilgili haberlerimde CMK’nın 231 maddesinin her zaman gazetecilik mesleği bakımından, fikrini açıklayanların oto sansüre itilmesi bakımından sakıncalı olduğunu yazdım. Bu nedenle CMK 231 maddesinin bana uygulanmasını kabul etmiyorum.”

Şebnem Korur Fincancı savunmasında hapishanelerdeki hak ihlallerini dile getirdi.

Düşünce özgürlüğünün insanlık tarihi boyunca pek çok düşünürün de dile getirdiği gibi insan haklarının temeli olduğunu söyledi.

Suçlamaları kabul etmediğini belirti, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasını istemedi.

“Dayanışma da dünyayı sarma ve içermenin gereğidir. İnsan olmanın, insan hakları mücadelesinin bir neferi olmamın gereğidir. Ben ödevimi yaptım ve suçlamalarınızı kabul etmiyorum.”

Avukatlar beraat talep etti

Söz alan sanık avukatları suçun oluşmadığını belirterek, dosyadaki eksiklerin tamamlanmasını beklemeden derhal beraat talep etti.

Avukat Meriç Eyüboğlu, davanın basın özgürlüğü, ifade özgürlüğü ve Kürt sorunu olmak üzere üç boyutu olduğunu söyledi.

“Özgür Gündem gazetesine yapılanlar basın özgürlüğünün kısıtlanmasıdır,

“Varolan hükümetin politik çizgisini takip etmediği için, çözüm süreci buzdolabına kaldırıldığında eskiden yapılan haberlerin yargı konusu yapılması ifade özgürlüğünün ihlalidir.

“Nöbetçi yayın yönetmenliğini yürütenler Kürt sorunu konusunda bir görünürlük yaratmak istemişlerdir.”

Eyüboğlu, AİHM’in kararlarını hatırlatarak “İfade ve basın özgürlüğü nedeniyle ve toplumda tartışılması gereken bir konunun gündeme getirilmesini sağlaması nedeniyle suç oluşmadığını düşünüyoruz” dedi.

Diyarbakır Baro Başkanı avukat Ahmet Özmen, “Ne yazık ki hiçbir zaman yargının tutumu ve iktidar ile olan ilişkisi değişmedi” dedi.

“Bu nöbetçi genel yayın yönetmenliği 2015 yılında olsaydı davayı bırakın soruşturma bile açılmayacaktı, ancak 15 Temmuz’dan sonra başlayan çatışmalı süreçle birlikte yargı her zaman gösterdiği ‘devlet kutsaldır, bireylerin hak ve özgürlükleri devlet karşısında hiçe sayılır’ tutumuyla poz aldı. Cumhuriyet savcıları ağzını açan herkese soruşturma açıyor.

“Bu toplumda adaleti inşa edecek olanlar sizlersiniz. Bu yargılamayı iktidar adına değil halk adına yapıyorsunuz. Beraat dışında her karar hukuku, temel hak ve özgürlükleri, halkın vicdanını sızlatır.”

Avukat Rengin Ergül, “Mahkemede suç teşkil eden bir eylem değil Kürt halkıyla dayanışma yargılanıyor” dedi.

“OHAL sürecinde kapatılan yayın organları basın özgürlüğünün teminatı altında olması gerekirken kapatılmışlardır, derhal beraat kararı verilmesini talep ediyoruz.”

Ne olmuştu?

Çatışmanın yeniden başladığı 24 Temmuz 2015’ten beri Özgür Gündem gazetesi bir yılda sayısız soruşturma, dava ve sansürle karşı karşıya kaldı. Baskılara karşı 3 Mayıs 2016’da Özgür Gündem Nöbetçi Genel Yayın Yönetmenliği kampanyası başlatıldı.

Gazetede bir günlüğüne Nöbetçi Genel Yayın Yönetmenliği yaparak kampanyaya destek verenler hakkında “terör örgütü propagandası” suçlamasıyla soruşturma başlatıldı ardından davalar açıldı.

Önderoğlu, Fincancı ve Nesin 20 Haziran’da tutuklandı. Önderoğlu ve Fincaı 30 Haziran’da, Nesin 1 Temmuz’da tahliye edildi.

16 Ağustos’ta İstanbul 8. Sulh Ceza Mahkemesi, Özgür Gündem gazetesini “geçici olarak” ibaresiyle kapattı.

19 Ağustos’ta Özgür Gündem gazetesinin Yayın Danışma Kurulu üyesi ve yazarlarından Aslı Erdoğan tutuklandı.  22 Ağustos’ta Özgür Gündem Genel Yayın Yönetmeni Zana Kaya ve Özgür Gündem Yazı İşleri Müdür İnan Kızılkaya “örgüt üyeliği” iddiasıyla tutuklandı. 31 Ağustos’ta Özgür Gündem Gazetesi Yayın Danışman Kurulu üyesi, dilbilimci, yazar Necmiye Alpay tutuklandı.

29 Ekim’de ise 675 sayılı KHK ile aralarında Özgür Gündem gazetesinin de olduğu 10 gazete, iki haber ajansı ve üç dergi kapatıldı.

Yargılamaya neden olan haberler

* Erol Önderoğlu, Özgür Gündem’in 18 Mayıs tarihli nüshasında yayımlanan “Akar’a Jöh İsyanı” ve “Nisebin’de Jöh-Pöh Çatlağı Büyüyor”, “Tank, Top, Obüs Şirnex’ten Geçemiyor” haberleri,

* Şebnem Korur Fincancı, Özgür Gündem’in 30 Mayıs tarihli nüshasında yer alan, “Nisebin Düşmanı Yerle Bir Etti”, “HPG: Kırk Asker Öldürüldü, İki Tank İmha Edildi” ile gazetenin Binevş isimli ekindeki “Hadi Takas Edelim Gülüşlerimizi” ve “Nerede Ezilen Bir Kadın varsa orası Bizim için Mücadele Alanıdır” ve “HSD Komutanı Rojda Felat: Esareti Sona Erdireceğiz” haber ve makaleleri nedeniyle yargılanıyor.

* Ahmet Nesin, Özgür Gündem’in Özgür Gündem gazetesinin 7 Haziran tarihli nüshasındaki “Komutan Ebu Leyla Tıpkı Mehmet Tunç Gibi Gurur Duyulacak Bir Miras Bıraktı, Seninle Gurur Duyuyoruz”, “Suriye’nin Güneşi Ebu Leyla”, “Mücadele Zafere Taşınacaktır” ve “HPG: Dersim ve Şirnex’te 2 Asker Öldü” haber ve makaleleri. (BK)

Beyza Kural

Marmara Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü mezunu. Kasım 2012’den beri bianet’te muhabir olarak çalışıyor.

Kömürün İsi, Sabunun Misi – Yırca Köyü Kadınlarından

Bir ev hayal ediyoruz… Yırca köyü kadınları, adamları, çocukları… Hayalimiz aynı, şekli her birimizin gönlünde farklı. Bir ev… Üzerindeki her bir taşın ayrı hikayesinin olduğu. Dikkatle izleyip, dinleyince onu hissettiğimiz kadim bir ev.

Bir ev hayal ediyoruz… Hemen her gün önünden geçtiğimiz. Yıkılmaya yüz tutmuş. Eski, neşeli hallerini anımsadıkça hüzünlendiğimiz. Şimdilerde ise gece önünden geçmeye ürktüğümüz, bakmaya dahi korktuğumuz.

Bir ev hayal ediyoruz… Yeniden ışıklara kavuşturduğumuz. İçini pek kadın gülüşlerle doldurduğumuz. Bir arada paylaştığımız, işlendiğimiz, ürettiğimiz. Nefis tarhanalar, mis salçalar, leziz reçeller ürettiğimiz. Avlusunda sabunlar kaynattığımız. Misafirlerimizle uzun sohbetler ettiğimiz, çay içtiğimiz, zeytinyağlı salçamıza köy ekmeği bandığımız, dönüp gururla baktığımız…

Belki eski ama kadim ve yaşayan bir ev, atölye, yuva!


Merhaba,

Biz Yırca Köyü Üretici Kadınları. 20 Yaşından, 65 yaşına kadar köyünü seven, azimli, çalışkan, mücadeleyi bırakmayan köy kadınları…

1,5 Yıl önce de buralardaydık; belki karşılaştık da. O zamanlar, 6600 zeytin ağacımız, Soma’da 3. Termik santral yapılması için henüz kesilmişti. Ve hemen ardından, en dar bölümünün 150 metre olacağı otoyol inşaatı başlayacaktı.

İnşaat başladı ve hızla ilerliyor. Binlerce zeytinimiz yine kurban gitti. Hikayemiz hüzünlü. Hem dahası da var. O zamanlar kül barajında kömür toplamak durumundaydık. Köyümüze 1 km uzaktaki, 2500 dönümlük dev arazide, taş atıkların arasından kömür toplamak hepimizi bitkin düşürüyor, hasta ediyordu.

Ama!

Sade hüzün, elde var sıfır. Ya bir adım atmalıydık, masum bir isteğimiz için – köyümüzde yaşayabilmek için ya da memleketimizi bırakıp şehre göç etmek.

Zoru seçtik!

  • Önce bir olduk. Sonra 6600 zeytinimizin kesildiği toprakları geri kazandık.
  • Kül barajını kapattırmak için çalışmalara başladık. Devlete sesimizi duyurduk; sonuç da yakın gari. Kampanyamızı halen destekleyebilirsin:
  • Ve kadınlar olarak yaşamlarımızı bir araya getirdik. Temel İhtiyaç Derneği’nin girişimi ve Cevdet İnci Eğitim Vakfı’nın desteğiyle kurulan Yasemin-Yırca Sabunlarını var ettik. Köye yeni bir gelir modeli sağladık. Ki geçtiğimiz yıl da tam bunun için buradaydık: KÖMÜRÜN İSİ SABUNUN MİSİ.

Bir yanda zeytin mücadelesi ile geçen günler öte yanda kül barajında kömür toplayarak geçen yıllardan sonra, kömür isiyle kaplanan ellerimizi, kendi ürettiğimiz sabunlarla temizledik. Ve ilk olarak, hep birlikte kurduğumuz sabunevinde, üretime başladık. Yeni bir sayfa açtık; başka bir köy hayatının mümkün olduğuna inandık.

Sabunevinde üretime başladıktan 1 yıl sonra, biz sabuncuları başka telaşeler sardı. Sabunevinin yönetimini devraldık. Gerçek sahibeleri olarak Yırca Köyü Derneğimizde, bir marka yarattık: Yırca Hanımeli İktisadi İşletmesi’ni ortaya çıkardık.

Ve asıl hikaye başladı!

Sabunevimize hızla yenilikler kattık. Önce, sabun şekilleri için kalıp üretimini öğrendik. Sonra mücadelemizin sembolü zeytinimizin ürünü zeytinyağlı sabunlar üretmeye başladık. Bir yandan Adaçalı tepemizin kekiklerini topladık, işledik, değer kattık; diğer yandan bal mumunda şifalı mumlar üretmeye başladık…Heyecanla köyümüzde ev ürünleri üretimimizi çeşitlendiriyoruz.

Özetle,

Manisa – Soma – Yırca Köyü kadınları olarak yaklaşık 2 yıl önce köyümüzde kurduğumuz atölye ile tam 34 kadın bir arada üretiyor, gelir elde ediyor ve adil olarak paylaşıyoruz. Temel İhtiyaç Derneği girişimi ve Cevdet İnci Eğitim Vakfı’nın desteğiyle başlayan işimizi, Şubat ayında kendi derneğimize devraldık. Üretimlerimizi geliştirmeye başladık. Sayımız fazla olduğu için kişi başı gelirimiz çok düşük kalıyor. Bu yüzden el emeği ürünlerimizi çeşitlendirmemiz gerekiyor. Bunun için de sabunevimizden daha büyük, bahçesi olan ve rahatça işlenebileceğimiz bir eve – atölyeye ihtiyacımız var. Ayrıca, 150 TL dahi olsa her ay kira ödemek bizi ekonomik açıdan zorluyor.

İşte tam bu nedenle karşındayız. 

Elde edeceğimiz destek sayesinde, köydeki eski bir taş evi alıp yenileyerek kullanmak niyetindeyiz. 35.000 TL’lik desteği bunun için kullanacağız. Muhtemelen destek tutarı tek başına yeterli olmayacak. Eksik kalacak tutar için de çalışıyoruz. Evi bir alalım da… 🙂

HAYALİMİZE ORTAK OLUN… BİRLİKTE EDELİM SOHBETLERİ…

Önemli Not: Sohbet için kampanyanın başarıya ulaşıp yeni “eski” bir eve geçmemize gerek yok. İstediğin an köye gelebilirsin. Hem çay içeriz…

Köye girişte çatallanan yolun solundan devam edince solda kalan, bahçesinde heybetli fıstık çamı olan ilk ev, sabunevi. Kime sorsan da gösterir 🙂

Bekleriz…

 

Hrant Dink davasında şoke eden ‘Cerrah’ itirafı

Agos Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Hrant Dink cinayetine ilişkin kamu görevlilerinin yargılandığı 2’si tutuklu 35 sanıklı davada, dönemin eski İstihbarat Daire Başkanı Ramazan Akyürek, “Benden talep edilen tek bir şey oldu. Celalettin Cerrah, 17 Şubat tarihli yazıyı (Trabzon’dan İstanbul’a gönderilen ses getirecek eylem yazısı) imha etmemi istedi” dedi.

CERRAH SUÇLAMAYA YANIT VERDİ

Bunun üzerine söz alan Celalettin Cerrah, “45 yıldır devlet memuruyum. İlk defa böyle bir suçlamayla karşılaşıyorum. Ağabeyi olarak beni üzmüştür. İki senedir cezaevindedir psikolojisi bozulduğunu düşünüyorum. Hakkında suç duyurusunda bulunuyorum” dedi.

Altı AB ülkesinin temsilcisi HDP’nin Meclis toplantısına katıldı

 

Eş başkanları Selahattin Demirtaş ve Figen Yüksekdağ dahil 10 milletvekili tutuklanan HDP’nin TBMM’de bugün yapılan grup toplantısına Avrupa Birliği üyesi 6 ülkeden temsilciler de katıldı.

HDP’nin Meclis Grup Toplantısı’na katılanlar arasında Belçika’nın Ankara Büyükelçisi Marc Trenteseau da vardı.
Yunanistan, Finlandiya, Avusturya, Almanya ve İspanya da toplantıya büyükelçiliklerden temsilcilerini yolladı.

Hakkın ve hakikatin sesini susturamazsınız!

Zalimlerin zulmüne karşı binlerce yıldır derinden gelen direniş günümüzde yeni formlarda devam etmektedir. Kültürel, sosyal ve siyasal varlıklarını devam ettirmek isteyen dünyaya karşı, zalimlerin tekleştirici acımasız savaşı ölümleri günlük olarak içimize taşırken, hakkın ve adaletin sesi de kısılmak isteniyor.

Haksızlıklar, talan ve hırsızlıklar üzerinde kurulu düzenin yaratığı suçlular ordusu korkuyor! En küçük bir sesten ürküyor. Panikliyor. Haksızların, hırsızların ve korkakların sığındıkları tek yöntemle şiddetle mazlumların üstüne geliyor. Korkuttuğunu sanıyor. Kerbela’da zafer kazandığını düşünen Yezit gibi başa dönüyor.

Gaflet ülkemize savaş olarak yansıyor…

Suriye, Irak derken… Cizre, Şırnak, Sur, Silopi olup yanıyor.

Muharrem Matemi gününde TV 10 kapatılıyor. Hüseyin’in çığlığı, Zeynep olup geliyor. Zalim görmüyor…

TV 10 ki;

Ortadoğu, uygarlığa kaynaklık etmiş bir coğrafya olarak aynı zamanda insanlığın toplumsal, kültürel gelişimine de büyük katkılar sunmuş bir coğrafyadır. Bu coğrafyada insanlık açısından oldukça zengin kültürel değerler, inanç biçimleri ve yaşam tarzları gelişmiştir. Tarihsel akış içerisinde birçok etnik ve inanç grupları da bu zemine dayanarak oluşmuş, her biri insanın yaşam kültürü açısından büyük değer ve zenginlik ifade eden toplumsal kimlikler olarak tarihteki yerlerini almışlardır. 

Günümüz dünyasında da etnik, inanç ve yerel kimlikli grupların kendi varlıklarını koruma, din, inanç ve özgün yaşam tarzlarını devam ettirme gereği mutlaktır. Bu inanç gruplarının kendilerini koruma, kollama ve varlıklarını çeşitli yol ve yöntemlerle sürdürme konusunda ciddi bir çaba içerisinde olma gibi görevleri vardır.

İletişim araçlarının oldukça gelişmiş olduğu günümüzde Alevilik ile diğer etnik ve inançsal kimliklerin kendi kültürel ve sosyal değerlerini koruma ve bu değerleri geleceğe taşıyabilmeleri için büyük olanaklar söz konusudur. Özellikle görsel yayıncılık bu konuda en etkili alan durumundadır.

TV 10, bu sorunlara objektif yaklaşanların projesidir

Kâbe’si insan olanın projesidir…

TV 10, Ortadoğu ve Mezopotamya kültürü başta olmak üzere, Anadolu kültürünü oluşturan bütün kesimlere pozitif ayrımcılık anlayışıyla yaklaşacak ve çok kültürlü bir anlayışla bütün toplumu kucaklayan birleştirici bir ekran olacaktır. Sesimiz hakkın, hakikatin sesidir. Ekranımız, her türlü milliyetçiliğe, ırkçılığa ve ayrımcılığa kapalı olacak ve objektif gazetecilik ilkelerine bağlı kalarak, demokrasiden ve temel insan haklarından yana açıkça taraf olacaktır.

TV 10, dar politik bakışlı kişi ve grupların değil, Alevilerin ve sesini duyuramayan diğer azınlıkların sesidir.

TV 10, çok kültürlü ve aydınlanmacı bir anlayışla bütün toplumu kucaklayan, birleştiren ve kültürel renklere pozitif ayrımcılık uygulayan alternatif bir medya platformu olacak. Kendisini bugüne kadar medyada ve televizyon ekranlarında yeterince ifade edemeyen bütün azınlık inançlarına sahip insanlarımız, TV 10’da kendilerini kendi renkleriyle sunma ve kendi dilleriyle anlatma fırsatını yakalayacaklardır.

TV 10, emekten, eşitlikten, özgürlükten, barış ve kardeşlikten yana tüm demokrasi güçlerine kendilerini sansürsüz anlatma fırsatı sunmanın yanı sıra; Alevi ve diğer toplulukların kendi renkleriyle Türkiye’nin demokratik gelişimine katkı sunacak birer demokrasi dinamiği haline gelmelerine katkı sunacak bir tv kanalı olacaktır. Yayın politikası çerçevesinde;

TV 10 , İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’ne ve Türkiye’nin de imzaladığı buna benzer uluslararası ortak anlaşmalara uymayı, insan onuruna saygı duymayı, dil, din, cinsiyet, ırk ayırımı yapmamayı, fikir özgürlüğünü savunmayı ve genel toplumsal hoşgörüyü yayın ilkeleri olarak peşinen kabul eder.
TV 10, ırkçılığı, din, dil, cinsiyet ayrımcılığını, her türden şiddeti, insan onurunu yaralayan ve savaşı yücelten yaklaşımları, çocuklara ve gençlere yönelik toplumun genel ahlaki değerlerini önemsemeyen ve fiziksel, ruhsal gelişimlerini olumsuz etkileyen yayınları baştan reddeder ve bu konuda net duruşundan taviz vermez.

TV 10, rekabetin de bilincinde olarak, şu anda TURKSAT üzerinde yüze yakın televizyon alternatifi olduğunu bilerek hareket edecek; Alevilerin ve diğer sesi kısılanların yanı sıra tüm toplumun sesi olmayı esas alacaktır.

TV 10’u izlenebilir kılacak olan, yaptığı programların belirgin kalitesi olacaktır.

TV 10 programları haber, haber-yorum-tartışma, belgesel, dokümanter ağırlıklı programlar oluştururken, diğer ise, kadın, gençlik, müzik programları ve filmler oluşturacaktır.

TV 10, yalnızca gerçekleri dillendirecek, her alanda yalanları açığa vuracak, rakipleriyle topluma doğru bilgiyi ulaştırmanın mücadelesini yürütecektir. (29 Kasım 2011 – TV10)

Bu amaçlar doğrultusunda “Hakkın ve hakikatin sesi” şiarıyla 2011 yılında yayın hayatına başlayan TV 10 televizyonumuz, canlarımızın dağıttığı lokmalarla bugüne geldi. Türkiye, Kürdistan ve Avrupa’da yaşayan Alevilerin sorunlarını dile getirdi. Onların sesi oldu. Alt yapısı başta olmak üzere programlarının üretiminde ve halkımıza ulaşmasın da turap olmasını bildi.

Kısa bir sürede halkımızın büyük desteğini aldı. Şehir şehir, köy köy hakkın ve hakikatin sesini ulaştırmada köprü oldu.

İstanbul, Beylikdüzü’nde 75 metrekarelik bir dairede dar bir ekiple kuruldu. İmkânsızlıklar içinde mücadele etti. Alternatif bir kanal olmanın yanında, çalışanlarıyla alternatif bir çalışma biçimini de medya içinde örgütledi. Gönülleri birleştirdi. Bir gönüllüler televizyonu olarak, her alandan üretim yaptı. Her yere ulaştı.

Alevilerin yaşam biçimi, kültür ve inancını, sazını, sözünü, deyişini, fıkralarını ve tarihi geçmişini izleyiciye aktardı. “Yol bir sürek bin bir” inancıyla yola çıkan kanal, Zaza ve Kurmancî dilini kullanan Kürt Alevileri ile Türkmen, Tahtacı Alevileri birbirine yakınlaştırdı. Arap Alevilerine yönelik Arapça program yapan ilk kanal oldu. Kısacası, TV10 kısa sürede diller farklı olsa da yolun bir olduğunu gösterdi.

“Ne kadar da çokmuşuz” dedirten bir yayıncılığı esas aldı. Farklılıkları zenginlik olduğunu bir kez daha gösterme becerisini gösterdi. Alevi coğrafyasını adım adım gezerek çizdi.

Kürt, Türkmen, Arap, Tahtacı, Bektaşi, Re Haq, Çepni, Hubayar ve Hakikatçi Aleviler ekranda çoğaldıkça, bir birini tanıyıp bağrına bastıkça, Alevilerin kendilerine olan güveni arttı.

Hoşgörüden ödün vermedi. Kin ve nefretin ekildiği topraklarımızda, barışın sesi oldu. Gönülleri birledi. Gülbangları ve nefesleri aşk ile ördü. Aleviler kendilerini gördü.

Alevilerin demokrasi cephesindeki yerini almada üstüne düşen görevi yaptı. Asgari düzeyde olması gereken noktada durdu. Herkes kendisi olarak ekranda yerini aldı. Merkez medyanın itibar etmediği alanlara girdi. Halkın değerlerine ses verdi. Dağın filozoflarını ekrana taşıdı.

Siyasal iktidarın 15 Temmuz sonrası hızlandırdığı siyasal operasyonlar kapsamında TV 10 yayınlarına son verildi.

AKP iktidarının Alevilere yaklaşımın resmi olan TV10 yayınlarının durdurulması ve mallarına el konulması ancak OHAL kapsamında KHK ile yapıldı. 12 Eylül hukuku dahi kanalın kapatılması için yeterli olmadı. Yayın politikasındaki özgürlükçü, eşitlikçi, kültürel değerlere sahip çıkışı ve adil duruşuyla TV10 Alevi televizyonları geleneğinin zirvesi oldu. Alterternatif medyaya katkılarıyla da birçok ilke imza attı. Alevi toplumuna karşı sorumluluklarını yerine getirme konusunda büyük bir emeğin bileşkesi olarak yeni gençlerin medya alanında hizmet vermesine alan açtı.

Bugüne kadar ki yarattığı ve topladığı arşiviyle gelecek nesillere bir miras derledi. Alevi deyiş ve nefeslerinin ruh bulmasına, gün yüzüne çıkmasına vesile oldu.

Onun içindir ki, ilk günden bu yana birçok saldırının hedefi oldu. Bu saldırıları halkın desteği ve sahip çıkmasıyla atlattı.

“Alevilerin sesi TV 10 susturulmak isteniyor.

TÜRKSAT ve RTÜK ile yaptığımız görüşmeler sonucunda bu gün çıkan KHK (kanun hükmünde kararname) ile yayınımızın durduruldu.

15 Temmuz gecesi darbeciler tarafından kesilen yayınımız bu günde KHK ile kesiliyor. Alevi toplumun sesi TV10 Başbakanlık emriyle OHAL kanunlarına dayanarak hukuksuz bir biçimde yayını kesildi. İktidarı kayıtsız şartsız desteklemeyen medyaya verilen bu gözdağı giderek genişleyeceğine hiç şüphe yok. Hukuksal çerçevede yapılması gereken girişimler sonuna kadar yapılacaktır.

TV10 2011 yılından beri aralıksız alevi toplumunun sorunlarını, ihtiyaçlarını, yol erkânını, Samsundan, Dersime, Tokat’a, Adıyaman, Terolara, Tekirdağ’a, Hacıbektaş’a, Antakya’ya ve Türkiye’nin her tarafında ekranlarına taşıdı. Alevilerin sesi, soluğu oldu.

Tam da Alevilerin Masum-u Pak orucunun başladığı bu gece ve arkasında Yas-ı Muharrem’in başlayacağı bir zamanda TV10’nu susturmaya çalışmak manidar değil mi? Alevilerin evlerinin işaretlendiği bir dönemde bunu yakmak ne anlama geliyor?

Basın yayın ilkelerinden ödün vermeden, özgürlükçü, demokratik, halkçı, barışçıl ve şiddeti âmâsız ret eden yayın politikamızı kendimize rehber edindik. Toplumun dili, gözü, kulağı olduk.

Alevi toplumunun ve demokratik kamuoyunun bu hukuksuzluğu ve yok saymayı kabul etmeyeceğini ve kendi sesine sahip çıkacağına inanıyoruz.

Hakk’ın ve hakikatin sesi olmaya devam edeceğiz. (5 Ekim 2016 – TV10)

“Alevilerin sesini her koşulda yansıtacağız”

Bundan sonraki saldırıları da Alevi kurumları başta olmak üzere halkımızın, devrimci demokratik kamuoyunun desteğiyle aşılacaktır. TV10’nun yeniden yayına başlaması artık bir mücadele anlayışı ve sorumluluğudur. Sıradan bir olay değildir. Tekleştiren, savaştıran kesimlere, anlayışlara karşı, barış cephesinin, birlikte yaşama cephesinin kavgadır. Onun varlığı bunun teminatıdır.

Bu anlamda bilinmesi gerekiyor ki; artık Alevi haberciliğinde, televizyonculuğunda bir gelenek başlamıştır. Bunun susturulması mümkün değildir. Ok yaydan çıkmıştır. Faşist-Kemalsit-İslamist çetelerin ülkemizi gömmek istediği karanlığın gücü dün nasıl yetmediyse, Kerbela’da katledilenlerin sesi Zeynep olup dünyada yankılandıysa, bugün Zeynep’in çığlığına yar, yardaş olanlarında sesi gelecek nesillere aktarılacaktır.

Kimsenin bundan kuşkusu olmasın.

Binlerce yıllık bir gelenek kendisinde, kendisini bulmuştur, TV10 olmuştur.

semah dergisi /Kasım-Aralık 2016

Kobanê’de sera bahçeleri kuruldu

Direnişin sembolü olarak gösterilen Rojava’nın Kobanê kentinde yoğun çalışmaların ardından ilk sera bahçeleri kuruldu

Rojava’nın Kobanê kentinde, Kobanê Ekonomi Komitesi’nin 45 günlük hazırlığı ardından ilk sera bahçesi kuruldu. Kentin batısında yer alan El-Qenaye köyünde kurulan sera çadırlarının denetimi ve işletmesi Tarım Konseyi tarafından yürütülürken, 20 dönümlük araziye kurulan bahçelerde 50 işçi görev aldı. Bahçelerin açılışında Kobanê Demokratik Özerklik Yönetimi Yürütme Meclisi Eşbaşkan Yardımcısı Bêrîvan Hesen, Kadın Konseyi Başkanı Emîna Bekir ve Tarım Konseyi Başkanı Mehmûd Bozan’dan oluşan bir heyetle ziyarette bulundu. Bahçe çalışanları bugün ilk tohumları ekmeye başladı. Çalışanlar tohumların 2 ay içerisinde ürün vereceğini belirtti.

Dostları Demirel’in yanındaydı

Yönetmen Çayan Demirel ile dayanışma gecesi önceki akşam Şişli Kent Kültür Merkezi’nde düzenlendi. Sema Kaygusuz’un açılış konuşması ile başlayan gecede Ahmet Aslan, Erdoğan Emir, Kardeş Türküler, Kolektif İstanbul, Serap Sönmez, Sait Baksi gibi isimler sahne aldı. ‘Dersim 38’ ve ‘5 No’lu Cezaevi’ ve ‘Bakur’ belgesellerinin yönetmeni Çayan Demirel, geçirdiği kalp spazmı sonrası yoğun bakımda kalmış ve tedavi olduktan sonra taburcu olmuştu. Çayan’ın tedavisi devam ediyor.

İSTANBUL

Yeni Film’den Scognamillo’ya veda yazıları

Yeni Film dergisinin 41-42. sayısı Giovanni Scognamillo ve Abbas Kiarostami’ye adanıyor. Büyük eleştirmenler kuşağından Giovanni Scognamillo’ya veda yazıları onu yakından tanıyan Yeni Film Dergisi yazarları ve Nalan Söylemez tarafından kaleme alındı. Giovanni Scognamillo’nun, evinde gerçekleştirilen dergi toplantılarından birinde çekilmiş fotoğrafı kapakta yer alıyor. Derginin kapak fotoğraflarından bir diğeri Kıvanç Sezer’in yönetmenliğini yaptığı kurmaca sinemanın gündemine sınıfı taşıyan “Babamın Kanatlar”ı filminden. “Babamın Kanatları” üzerine yazılan yazıya, işçi ölümleri ve işçinin onuru üzerine, yönetmenle yapılmış bir söyleşi de eşlik ediyor. Seray Genç’in “Bir Ağaç gibi Yaşamak: Abbas Kiarostami” adlı yazısında Abbas Kiarostami sinemasının izinde imgeler, dizeler ve film kadrajlarına yer veriyor. Ressam, grafiker, sinema yazarı Aydin Aghdashloo’nun en yakın arkadaşı Kiarostami’ye veda yazısı da bu dosyada yer alıyor.

İSTANBUL

Gerçeğe ışık yakıyoruz

Kültür sanata yeni bir soluk kazandırmak amacıyla yola çıkan Sancı Kültür Sanat ve Edebiyat Dergisi, ezilenlerden yana saf tutan gerçeğe bir ışık yaktıklarına inanarak 2’inci yılına hazırlanıyor. Dergi çalışanı Duygu Kıt, cinsiyetçiliğe geçit vermeyen bakış açısıyla geniş kitlelere seslenmek istediklerini söyledi

Edebiyat ve sanat cephesine yeni bir soluk olma amacıyla 2 yıl önce yayın hayatına başlayan Sancı Kültür Sanat ve Edebiyat Dergisi, “Yüz çiçek yan yana açsın, yüz fikir akımı birbiriyle yarışsın” şiarıyla iki ayda bir okuyucularıyla buluşuyor. Sancı çalışanı Duygu Kıt, Sancı’nın ortaya çıkışını, yayın politikasını, amaçlarını anlattı. 2015 yılı Şubat ayında yayın hayatına başlayan Sancı dergisinin ismine ilişkin konuşan Kıt, “Sancı ismini tercih etmemizin en önemli özelliği; hayatın, edebiyatın ve sanatın Sancı’sını anlatarak kültür-sanat alanında bir cephe yaratma ve okuyucularla buluşma ihtiyacıdır” dedi.

Geniş kitlelere sesleniyoruz

“Yüz çiçek yan yana açsın, yüz fikir akımı birbiriyle yarışsın” şiarıyla anti-emperyalist, anti-kapitalist, anti-şovenist, anticinsiyetçi tüm eserlere açık bir yayın politikası işlediklerini belirten Kıt, “Yazı Kurulu olarak temel prensibimiz budur. Bu temel ayrımlar dergi çalışmamızın hazırlık aşamalarında esas aldığımız çizgilerimizdir. Sancı; kültür, sanat ve edebiyatın sancısıdır. Hem halkın, hem de edebiyat çevrelerinin okuyabileceği bir edebiyat dergisi ile deneme, öykü, şiir, biyografi ve konusu edebiyat olan sanat yazılarıyla yola çıktık. Tanınmış yazarlara yer verirken tanınmamış, genç ve nitelikli edebiyatçılara da yer vermek önceliğimizdir. Yayıncılık hayatımız boyunca geniş yığınları unutarak dar bir kesime dönük ürünlerle yetinen bir kısırlığa düşmeden; gerillanın resmini de, amele pazarında iş bekleyen, köprü altlarında soğuktan titreyen insanlarımızı da, sepeti sırtında köylüyü, mavi tulumuyla işçiyi ve aşkını da anlatacağız” diye konuştu.

Direnen kadınları işledik

Sancı Dergisi Yazı Kurulu olarak dosya konularını belirlerken güncel gelişmeler ve tarihsel deneyimleri edebiyatın gözüyle yorumlamaya çalıştıklarını ifade eden Kıt, “İlk sayımızdan bugüne; Ermeniler’i, Kobane direnişini, Gezi ve Madımak’ı, çocuk edebiyatını, edebiyattaki eril tahakküm karşısında direnen kadın ve LGBTİ’leri, şiiri, Ezidîleri ve değişik birçok konuyu ele aldık. Bu süreçlerde okuyucularımızın, yazarlarımızın önerileriyle de dosya çalışmaları hazırlıyoruz” şeklinde konuştu.

Sancı sizin sesiniz

Kıt, derginin yaslandığı zemin itibariyle toplumsal gerçekçilik perspektifiyle hazırlandığına dikkat çekerek, “Elbette birçok edebiyat dergisiyle farklılıklarımız, fakat aynı duyarlılıkla ortaklaştığımız noktalarımız var. Biz esasta edebiyatta ve sanatta yeni isimlere yer vermeyi hedeflerken aynı zamanda dergimizin bir örgütlenme aracı olması amacıyla da yayın hayatımıza devam ediyoruz. Sanat alanında güçlü cepheler yaratmanın; sosyalist, devrimci, demokrat, edebiyatçı, yazar, araştırmacı, eleştirmen kişi ve kurumlarla ortak paydalarda bir araya gelmenin, birlikte yürümenin koşullarını yaratmaya çalışıyoruz. Ve diyoruz ki; Sancı sizin sesiniz, sizin kürsünüzdür” dedi.

Êzidîler için çalışma alanı yarattık

Son olarak dergilerinin Ezidîler dosya konusuna ilişkin konuşan Kıt, “Hâkim düşünceler tarafından yazılan ve ezilenlerin yok sayıldığı tarih gerçekliği bize Ezidîlerin tarihi, edebiyatı ve sanatı konusunda da kısıtlı imkânlar ve sınırlılıklarla bir çalışma alanı yarattı. Tüm bu engellere rağmen değişik birçok kaynağa ulaşarak çeviri çalışması gerçekleştirdik. Öykü, röportaj ve makale çalışmalarıyla okuyucularımıza Ezidîleri anlatmaya çalıştık. Elbette ki yetersizliklerimiz mevcut. Fakat tüm baskı, tahakküm ve yanlı tarihe karşı, tarihi kaynağından anlatan, ezilenlerden yana saf tutan gerçeğe bir ışık yaktığımıza inanıyoruz” şeklinde ifade etti.

İSTANBUL – ANF

Konklav metodu

Kolombiya Devlet Başkanı Juan Manuel Santos, Kolombiya Devrimci Silahlı Güçleri (FARC) ile görüşmelere devam edecek müzakere heyetine, nihai bir anlaşmaya varmaları ve Papa seçimlerinde olduğu gibi “Konklav” yöntemiyle çalışmaları talimatını verdi.

Santos, Küba’nın başkenti Havana’da FARC ile görüşmeleri hükümet adına yürüten heyet üyeleri ve Başmüzakereci Humberto de la Calle Lombana ile görüştü. Santos, görüşmenin ardından gazetecilere yaptığı açıklamada, şunları söyledi: “Müzakere heyetine, farklı konularda eş zamanlı çalışmalarını ve ‘Konklav’ usulü ile nihai bir anlaşmaya varmadan masadan kalkmamaları için talimat verdim. Barışa ulaşmak için önemli bir mesafeyi geride bıraktık. Şimdiden çatışmasızlığın getirilerini hissediyoruz. Bundan sonra geriye dönmeyelim.” Santos, Kuzey İrlanda’ya atıf yapıp, “Kolombiya için de bunu istiyorum” dedi. Bu arada Havana’ya giden müzakere heyetine Kolombiya İçişleri Bakanı Juan Fernando Cristo da katıldı.

Konklav nasıl oluyor?

“Konklav” 1260’lı yıllara kadar uzanıyor. O dönemde kardinallerin 3 yıla yakın bir süreye rağmen“Konklav” 1260’lı yıllara kadar uzanıyor. O dönemde kardinallerin 3 yıla yakın bir süreye rağmen yeni papayı belirleyememesi üzerine seçim sürecine müdahale eden Roma halkı, kardinalleri kilitleyip, aç bırakmış ve böylece yeni Papa’yı seçmeye zorlamıştı. “Konklav” usulünde kardinaller papa seçilene kadar dışarı çıkamıyor, dışarıyla irtibat kuramıyor.

BOGOTA