Ana Sayfa Blog Sayfa 6117

Türkiye OHAL’de, kadınlar her halde

Ayşegül hemşire kadınlara “artık konuşun yoksa bu ülke cehennem olacak” diye seslendi. Bir insan olarak bu vicdani sesi duydum ve “ötekilerin” köşesinde konuşuyorum.

Kimse lafı eğmesin, bükmesin. Hemşire Ayşegül Terzi’ye atılan tekme, kadına, onun haklarına ve laik yaşama atılmıştır. Türkiye’de kadın hakkı ya da laiklik olduğu için değil! Kadın hakkı ve laiklik bu ülkede olmasın diye, atılıyor o tekmeler!

Ne tekmeyi atanlar “meczup”, ne atılan tekmeler “münferit.” Tekmelerin atılması ideolojiktir, teolojiktir ve tekmeler de sistematiktir.

Tekmeler ve laiklik

Tekmeleri özgürlüğe, emeğe, laikliğe ve kadınadır.

Din ve erkek egemen ideoloji, erkeğin eline verdiği şiddeti cömertçe kullanmasını teşvik istiyor. Teşvik artıkça, sokaklar kadının kâbusuna dönüşüyor. Memleketin halini görmek isteyen, sokağa baksın yeter. O sokaklarda kadınlar dövülüyor, tacize, tecavüze maruz kalıyor ve öldürülüyor! Diyanetin “kaş aldırmak dini açıdan caiz değildir” fetvasına kulak veren erkek kulluk, Trabzon’da epilasyon merkezini kurşun yağmuruna tutuyor ve dört kişiyi yaralıyor!

Ayşegül hemşirenin yüzüne inen tekmeler de, aynı zihniyetten kuvvet alınarak atıldı.

Ne tekmele ne mırıldan!

Kadına yönelik şiddetin teolojik ve ideolojik gerekçelerle toplumsallaşarak artması kadınları endişelendiriyor. “Susarsak Türkiye cehennem olur” diyen kadınların çığlıkları duyulmuyor. “Müslümanlık adına” kadını “ahlaksız” diye tekmeleyen adama, “mırıldansaydın” diyen Başbakan Yıldırım’a “mırıldanmak da şiddettir” diye cevaplıyor Ayşegül hemşire.

Ahlaksızlık ne?

Ahlaksızlık kadına yönelik şiddetin adıdır! Zalimin mazlum kadına zulmüdür. Şort giymek ahlaksızlık değildir. Ahlaksızlık başkasının yaşam tarzına müdahalenin adıdır.

Ayşegül’e yönelik şiddetini “İslam hukukunda seksi giyinen bayana kırbaç vurulur” diyerek, dini referans alarak savunma yapıyor. Ayşegül Terzioğlu’nun yüzüne indirilen tekmenin acısı dinmeden, onun özel hayatına, bedensel ve inançsal özgürlüğüne tekme atan zalimlik tahliye edildi.

Kadının kendi bedeni ve yaşam tarzı üzerindeki söz hakkının din ve erkek egemen zihniyet adına gasp edilmesine seyirci bir Türkiye ile karşı karşıyayız. Bu hak gaspçılığı, kadını, devletin, erkeğin dinine ve ideolojisine uygun yaşamaya zorlayan bir tür köleleştirmeye hizmet ediyor.

O tekmeyi atan erkekler, devletin erkeklik sınıfından ve zorunlu din derslerinden mezun oldukları için “ne mutlu erkeğim” diye gurur duyuyorlar. Devlet ve din adına vurmanın kutsal görev olduğuna inandırılmışlar. O uhrevi ve ideolojik derslerde, öğrendikleri zulmü uyguluyorlar. Gücünü ve sırıtma cüretini sırtını dayadıkları bu referanslarından alıyorlar. Ve erkekler birbiriyle gurur duyuyorlar.

Zalim erkek, mazlum kadının bedenine, özel hayat tarzının güvencesi olan laik yaşamına zulmetmeyi kendine hak sayıyor. Devlet ise bu duruma çanak tutuyor.

Bu türden kararlar, kadına ve bedeni üzerindeki söz hakkına yönelik şiddet yoluyla müdahaleye teşvik primidir. Çünkü Hemşire Ayşegül davasında saldırganın serbest bırakılması kararı, emsal bir dava olacağından, bu davada çıkan karar ya erkeklere sokakta kadına yönelik şiddette cesaret verecek ya da caydırıcı işlev görecektir.

İnsan hakları ve hukukun evrensel ilkeleri, kadınların kendi yaşam tarzları, bedenleri ve doğurganlıkları üzerinde söz sahibi olmasını savunurken, bu haklara saldırıyı aklayan yargı kararları, kadın haklarına ve laiklik ilkesine karşı verilmiştir. Çünkü Ayşegül davasında, saldırgan şiddetini dini referanslara dayandırarak savunmuştur.

Kadının kendi bedeni, düşüncesi ve inancı üzerine tahakküm kurarak, kadınların kendi kaderlerini tayin etme hakları gasp ediliyor. Aslında kadınlar erkek ve din referanslı bazen örtülü, bazen de açık sürdürülen savaşın içindeler.

Kadınlar cinsiyet eşitliği ve laiklik diyor

Kadınların iki önemli mücadele zemini var; Birincisi, erkek egemen düşünceye dayalı cinsiyet ayrımcılığına karşı, her alanda eşitlik, eşit yurttaşlık ve eşit haklardır.

İkinci önemli talebi ve mücadele zemini ise, kadını ötekileştiren ve erkek egemen koruması altına sokan dinci gericiliğe karşı, özgürlüğün teminatı olan laikliğin kazanılması mücadelesidir.

Çünkü kadınlar bedenlerini, ruhlarını ve en önemlisi hayatlarını, devlet dogmalarına ve hurafelerine teslim etmek istemiyor. Dinin kurallarına değil, hukukun ve insan haklarının evrensel değerlerine dayalı hayat istiyorlar. Din kurallarına bağlılık kişilerin özel tercihidir. Dolaysıyla devlet dayatmaları ve dinci cemaat tahakkümleriyle olmaz.

Türkiye’de kadınlara yönelik çok yönlü saldırıların ve kuşatmaların giderek artmasının arkasında laiklik yerine gericiliğin mezhepçi referanslarla yaşam ve düzen haline getirilmesi vardır.

Unutulmamalı ki, kadınların kendi bedenleri, yaşamları ve gelecekleri hakkında karar verme haklarına dayalı mücadele aynı zamanda laiklik mücadelesidir.

birgün

Behey Kılıçdaroğlu!

MUSTAFA ELVEREN

Sayın Kemal Kılıçdaroğlu; “(…) bilinmektedir ki, yargı siyasi otoriteden talimat alarak karar vermektedir” diyor. (Cumhuriyet) Bu gün yayınlanan CHP Parti Meclisi bildirisinde de; “Milletvekillerinin tutuklanması anayasaya aykırıdır”  denilmektedir.

Behey Kılıçdaroğlu!

Dokunulmazlıkların kaldırılması, Suriye ve Irak tezkeresi için TBMM’de AKP’nin isteği doğrultuda oy kullanırken AKParti’nin Türkiye’yi Ortadoğu bataklığına sürükleyeceğini bilmeyecek kadar öngörüsüz müydünüz?

Behey Kılıçdaroğlu!

“Anayasaya aykırıdır fakat dokunulmazlıkların kaldırılmasını evet diyeceğim” ahmaklığı ile bu tutuklamaların yapılmasına zemin hazırladınız. Bugün ise, Demirtaş’ın eşi Başak Hanım’a geçmiş olsun mesajını iletiyorsunuz. Bu ne perhiz, bu ne lahana turşusu!

Behey Kılıçdaroğlu!

Cumhurbaşkanlığı seçiminde HDP’nin önerdiği laikçi CHP’li Rıza Türmen’i dışlayıp MHP’nin adayı İslamcı Ekmeleddin İhsanoğlu’yu tercih ettiniz. Yine yerel seçimlerde birçok ilde MHP’liyi belediye başkan adayı gösterdiniz. HDP tarafından size uzatılan bütün davetleri ısrarla tepiyor, faşist MHP’yi adeta bağrınıza basıyordunuz. Ondan sonra da “Seçimle gelen, seçimle gitmelidir” diyerek, şaşkın bir ördeğin durumuna düştüğünüzün farkında mısınız?

Behey Kılıçdaroğlu!

7 Haziran Seçimleri Türkiye’de AKP’nin sonunu getirebilecek çok önemli bir göstergeydi. Ancak siz ve partiniz “İstikşafi” görüşmelerle 29 günü heba ederek Tayyib’in tuzağına düştünüz. Üstelik partinizin önemli isimlerinden Deniz Baykal da Tayib’in tam istediği bir şekilde TBMM Başkanlık seçimini organize etti. Ve ülkeyi kaosa, bataklığa ve savaşa sürüklenmesine Baykal ile birlikte katkı sunmadınız mı?

Behey Kılıçdaroğlu!

Berkin Elvan’ın annesini ve Alevi Kemal Kılıçdaroğlu’nu yuhalatmaktan sicili bozuk zihniyete nasıl inanırsınız? “Yeni Kapı Ruhu” aldatmacasıyla katıldığınız mitingde sunucunun çabasıyla yine yuhalanmaktan zor kurtuldunuz. Bu olayda hiç mi yüzünüz kızarmadı? Bu olayda kendinizi sorgulama ihtiyacını hiç hissetmediniz mi?

Behey Kılıçdaroğlu!

Bu faşizan zihniyet HDP’yi bitirdikten sonra CHP’yi kıskaca alacaktır. Bunda hiç şüphem yoktur. HDP’li milletvekillerinin dokunulmazlıklarının kaldırılıp hapse atılmasına yol açacak düzenlemelere destek verdiğiniz için siz de bu suça ortak değil misiniz?

Behey Kılıçdaroğlu!

HDP TBMM’de siyasi faaliyetlerini durdurdu. Bu demektir ki, artık bu mecliste Demokratik Kürd siyaseti olmayacaktır. Bu da Kürdlerin ayrılmasına zemin hazırlamaktadır. Hani derler ya “bir musibet bin nasihate evladır.” Belki Kürdler için daha iyi olabilir. “Kılıçdaroğlu’nun ikna çabaları etki etmiş olmalı ki, MHP liderinin Saray’da Erdoğan’la el sıkışma fotoğrafları basına düştü.” (M. Sinan Birdal / Evrensel) “Yenikapı Ruhu”yla Türkiye o çok korktuğunuz “bölünme” aşamasına gelmek üzeredir. Bu konuda CHP’nin bir çözüm projesi var mı?

Behey Kılıçdaroğlu!

CHP’nin hem tabanında ve hem de TBMM’de demokrat, sosyal demokrat, sosyalist nitelikli çok sayıda üyesi olduğu bilinmektedir. Bu çoğunluğun taleplerine sahip çıkınız. Aksi halde siz tam bir SALAKO durumuna düşersiniz! O nedenle kıvama geldiğiniz anda milliyetçi ve ulusalcı CHP’lilerin sizi alaşağı edeceklerini söylemek için kâin olmaya gerek yoktur.

Behey Kılıçdaroğlu!

Bu güne kadar hep “CHP ‘Faşizme karşı birlikte mücadele edelim ama yan yana görünmeyelim’ politikası gütmektedir.” (F. Çetin / Ö.POLİTİKA) Bu ikiyüzlü bir politikadır. Bu tür politikalar size her zaman kaybettiriyor.

Behey Kılıçdaroğlu!

Dersimli bir hemşeriniz olarak tüm samimi duygularımla söylüyorum, sizin bu duruma düşmenize gönlüm hiç elvermiyor. Ama siz “dürüst” SALAKO olduktan sonra yapılacak hiçbir şey kalmıyor. Çok yazık!

07.11.2016

*Em. Öğrt.

Schulz’dan çağrı: Geri dönün

Avrupa Parlamentosu Başkanı Martin Schulz, Alman Dergi Yayıncıları Birliği’nin “Yılın Avrupalısı” kategorisinde Altın Victoria ödülüne layık görüldü. Başkent Berlin’de “Yayıncılar Gecesi” adıyla düzenlenen akşamda ödülünü alan Schulz, burada yaptığı konuşmada Türkiye’de yaşanan gelişmelere dikkat çekti.

Schulz, konuşmasında Erdoğan’ın adını zikretmeden, “Ankara’daki iktidar sahiplerini yollarından geri dönmeye ve Avrupa’nın demokrasilerimizin güçlenmesi için diyaloğa uzattığı eli tutmaya çağırıyorum” diye konuştu. Schulz, adını zikretmediği Erdoğan’dan muhaliflere yönelik operasyonları sonlandırmasını ve Batı ile ilişkilerini düzeltmesini istedi.

Avrupa’nın Türkiye ile iyi ilişkiler istediğini ve mülteci krizinin üstesinden gelinmesinde Türkiye’nin büyük katkısının farkında olduğunu dile getiren Schulz, “Ancak terör ve çatışmalar, muhaliflerin açıkça takibata uğramasını haklı çıkarmıyor” dedi. Schulz, “Kim basın özgürlüğünü baltalarsa o demokrasiyi öldürmüş olur. Ve şu anda Türkiye’de yaşananlar sadece endişe verici değil, aynı zamanda kabul edilemez” ifadelerini kullandı.

Can Dündar’a da ödül

Can Dündar da Alman Dergi Yayıncıları Birliği’nin (VDZ) Basın Özgürlüğü kategorisinde Altın Victoria ödülüne layık görüldü.

Ödülün Can Dündar’a verilmesiyle ilgili daha önce yapılan açıklamada, Dündar’ın „sarsılmaz azim ve tam bir kişisel bağlılık ile bağımsız ve açık gazeteci yolundan ayrılmadığı” belirtildi. Açıklamada, “basın özgürlüğüne yönelik dünyada artan tehditler karşısında Can Dündar ve yarattığı etkinin cesaret ve umut verdiği” ifade edildi.

© Deutsche Welle Türkçe

dpa/HS/JD

Almanya’dan Türkiye’deki muhaliflere iltica seçeneği

Almanya’nın Avrupa İşlerinden Sorumlu Devlet Bakanı Michael Roth Die Welt gazetesine demeç verdi. Roth Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın tutumunu sert bir dille eleştirerek, “Türkiye’de şu an olanların Avrupa değerleri, hukuk devleti ilkesi, demokrasi ve basın özgürlüğü anlayışımızla hiçbir ilgisi yoktur. Bu nedenle de Türk hükümetine yanıtımız çok açık ve net: Böyle olmaz” dedi.

Roth: Bütün muhaliflerle dayanışma içindeyiz

Devlet Bakanı Michael Roth, Türkiye’de son dönemlerde çok sayıda milletvekili, bilim insanı ve gazetecinin tutuklandığını hatırlatarak, açık ve net bir biçimde Alman İltica Yasası’na işaret etti. Roth, “Türkiye’deki bütün muhalif zihniyetler, Alman hükümetinin onlarla dayanışma içinde olduğunu bilmeli” dedi. Bakan, ‘Almanya Türkiye’de takibata uğrayan siyasetçiler, gazeteciler ve sanatçıları almaya hazır mı?” şeklindeki soruya şu yanıtı verdi: “İltica başvuruları konusunda karar verme yetkisi ilgili birimlerde. Ancak Almanya dünyaya açık bir ülke ve prensipte siyasi olarak takibata uğrayan herkese açık. Almanya’ya iltica başvurusunda bulunabilirler. Bu durum sadece gazeteciler için geçerli değil. İltica hukuku bunun için var.”

Roth Alman Dışişleri Bakanlığı’nın şu sıralar bu konuda ne yapabileceği konusunda çalıştığını ifade etti. Bakan bilim insanları ya da gazeteciler için Almanya’da farklı programlar olduğunu hatırlattı. 

AB’nin yarın açıklaması beklenen Türkiye ile ilgili İlerleme Raporu’nun olumsuz olacağını söyleyen Roth, “AB Komisyonu gayet gerçekçi, açık ve eleştirel bir biçimde Türkiye’de neyin kötü gittiği ya da işlemediğinin bilançosunun çıkaracaktır. Ve ne yazık ki bunlar Türkiye’de çok fazla” dedi.

Alman Bakan buna rağmen Türkiye ile üyelik müzakerelerinin kesilmesine karşı olduğunu söyleyerek, “Böyle bir adım Batı’ya yönelmiş Türkiye’yi yalnız bırakmak olur” dedi.

© Deutsche Welle Türkçe

DW/kna/dpa, HT/GA

Emekçi kadınlar adaletsizliğe karşı grevde

Fransa’da emekçi kadınlar ücret adaletsizliğine karşı dün greve çıktı

Fransa’da başta başkent Paris olmak üzere birçok kentte kadınlar ücret adaletsizliğine karşı iş bıraktı. Sokağa çıkan kadınlar Avrupa İstatistik Kurumu (Eurostat) verilerine de yansıyan ücret eşitsizliğini protesto etti. Paris’te yüzlerce kadın “collectif Les Glorieuses”ün çağrısıyla 16.34’te Republique Meydanı’nda “eşit işe eşit ücret” talebiyle miting gerçekleştirdi. Ayrıca Blois, Bordeaux, Rennes, Nantes, Niort, Poitiers, Caen, Valence, Toulouse şehirlerinde de eylemler yapıldı. Eurostat verilerine göre; Fransa’da kadın işçiler erkek işçilerden ortalama yüzde 15,1 daha az ücret alıyor. Bu verilerle birlikte kadınlar yıllık 253 iş gününün 38,2’sinde ücretsiz çalıştırılmış oluyor. Geçtiğimiz günlerde İzlanda’da da binlerce kadın ücret adaletsizliğine karşı greve çıkmıştı.

Ankara Katliamı davası 2’nci gününde devam ediyor

Ankara Katliamı davası bugün ikinci gününde Ankara 4. Ağır Ceza Mahkemesi’nde devam ediyor

Ankara Tren Garı önünde barış talebini haykırmak için toplanan yurttaşlara yapılan bombalı saldırıya ilişkin açılan Ankara Katliamı davasının ikinci duruşması Ankara Adliyesi’nde görülüyor. Ankara Katliamı’nda yaşamını yitirenlerin ailelerinin yanı sıra emek ve demokrasi güçleri de duruşması takip ediyor. Mahkeme salonuna sanıkların girmesiyle “Katiller” sesleri yükseldi. Aileler, “Bizim çocuklarımızı koruyamadınız, katilleri koruyorsunuz. Biz bir senedir erirken, katilleri besiye çekmişler. Hepimiz hastalık sahibi olduk…” diye haykırdı.

7-11 Kasım tarihleri arasında 5 gün sürecek olan davayı, yaklaşık 200 temsili avukat takip ederken, Ankara Katliamı’nda yaşamını yitirenler ile yaralıların yakınları, 10 Ekim Barış ve Dayanışma Derneği, çeşitli sivil toplum kuruluşları, siyasi parti temsilcileri ve yüzlerce kişi de duruşmayı izliyor.

Kaynak: ETHA

Başbakan, resmen hukuku buzdolabına kaldırdı

AKP Genel Başkanı ve Başbakan Binali Yıldırım, CHP’nin Parti Meclisi bildirisine tepki göstererek, “Yaptıkları açıklama tam bir siyasi basiretsizlik örneği. Terör örgütlerine Sayın Cumhurbaşkanı’mızın ve AK Parti yöneticilerinin yardım ve yataklık ettiğini söyleyecek kadar basiretsiz bir tutum içindedir. Nedir bu? Kepazelik. Bu kafayla sittin sene iktidar olamazsınız. CHP, bu bildirisinin her satırıyla sanki terör örgütünün ayağını kaldırdığı yere ayağını basıyor” dedi.

“HUKUK KARŞISINDA KİMSENİN AYRICALIĞI YOK” 

Başbakan Binali Yıldırım, TBMM’de gerçekleştirilen AKP grup toplantısında hitap etti. HDP eş genel başkanları ve milletvekillerinin tutuklanmasına ilişkin Başbakan Yıldırım, “55 milletvekili var dosyası olan. Bir tanesi hariç 54 tanesi mahkemenin kararına uymayacaklarını, gidip ifade vermeyeceklerini söyleyerek, adeta mahkemelere, hukuka meydan okudular. Devlete ve kurumlarına saygı göstermek, kurumların işleyişini sağlamak öncelikle siyasetçilerin görevidir. Ancak HDP’li bazı vekiller buradan da siyasi bir kriz çıkarma yoluna gittiler. Hukuk karşısında kimsenin ayrıcalığı da yoktur, üstünlüğü de yoktur” diye konuştu. 

“KUZU KUZU YARGININ KARŞISINA ÇIKACAKLAR” 

Yıldırım, “Bir vekil, korucuları hedef alan konuşmasında ‘Bu memleketten defolup gideceksiniz. Bize uzattığınız o keleşi size çevirmesini iyi biliriz’ diyerek, tehditler savunuyor. Bir başkası ‘Biz sırtımızı YPG’ye, PYD’ye yaslıyoruz. Bunu savunmakta da sakınca görmüyoruz’. Teröristlerin kazdığı hendeklere kazanım diyenler, belediyeleri öz yönetim adı altında kurtarılmış alan olarak görüp, destekleyenler elbette kuzu kuzu yargının karşısına çıkacaklar. Çıkacak ki bu ifadelerin altında yatan gerçekler bir bir ortaya çıksın” dedi. 

“TUTUKLANMASINI BİZ DE ARZU ETMEYİZ AMA…” 

Başbakan Yıldırım, “Türkiye’de siyasi katılım yolları sonuna kadar açık. Türkiye bir hukuk devleti. Alınan bütün kararlar hukuk içinde alınmaktadır. Tutuklanmasını biz de arzu etmeyiz ama bırakalım mahkemeler kendi işini yapsın. Biz de kendi işimizi yapalım. Seçilmiş olmak, kimseye suç işleme veya terörle iç içe girme hakkı vermez” dedi. 

“MİLLET YASAMA FAALİYETLERİNİ DEĞİL, ‘TERÖR FAALİYETLERİNİ DURDURUN’ DEDİ” 

Yıldırım, “Millet sizden yasama faaliyetlerini durdurmanızı değil, terör faaliyetlerinizi durdurun, dedi. Yanlış anlamışsınız. Milleti bile anlamamışsınız. Türkiye bir hukuk devletidir. Bu ülkede vatana, millete ihanet asla karşılıksız kalmaz. Kimse millete karşı haddini aşmasın. Millete rağmen terör siyaseti yapamazsınız” açıklamasında bulundu. 

CHP’YE BİLDİRİSİ TEPKİSİ: BU KAFAYLA SİTTİN SENE İKTİDAR OLAMAZSINIZ 

CHP’nin Parti Meclisi bildirisinde yer alan hükümete yönelik eleştirilere tepki gösteren Yıldırım, konuşmasını şöyle sürdürdü: “Bir de ana muhalefet partisi CHP var. Toplanmış alelacele açıklama yapıyorlar. Ne oldu kardeşim? Türkiye terörle amansız bir mücadele yapıyor. Bu terör olayları oldukça, patlamalar yapıldıkça niye toplanmıyorsunuz? Ne oldu da birden bire hafta sonu programlarınızı iptal edip, toplanıyorsunuz? Türkiye’de hukuk işliyor. Yaptıkları açıklama tam bir siyasi basiretsizlik örneği. ‘Cumhuriyet Gazetesi’ne yönelik hukuksuzluk operasyona son verilmelidir’, ‘Milletvekillerinin tutuklanması Anayasa’ya aykırıdır’ diyor. Terör örgütlerine Sayın Cumhurbaşkanı’mızın ve AK Parti yöneticilerinin yardım ve yataklık ettiğini söyleyecek kadar basiretsiz bir tutum içindedir. Nedir bu? Kepazelik. Üniversite öğrencilerinin okudukları boykot bildirgeleri gibi. Siz ana muhalefet partisisiniz. İktidar alternatifisiniz. Bu kafayla sittin sene iktidar olamazsınız. CHP, bu bildirisinin her satırıyla sanki terör örgütünün ayağını kaldırdığı yere ayağını basıyor. CHP’nin terör örgütlerini her fırsatta mağdur gösterme çabasını anlayabilmiş değiliz. CHP’nin kullandığı dil, Türkiye’yi küresel düzeyde zayıf düşürmeye çalışanların diliyle aynı”  

“SEÇİMLE GELEN ERBAKAN’A TANKLARI GÖSTERDİLERSE AK PARTİ DE TANKLARI GÖSTERENLERE CEVABINI VERDİ” 

Yıldırım, “Bak ne diyor vatandaş. Adnan Menderes de seçimle geldi, diyor. Merve Kavakçı da seçimle geldi. Meclis’e sokmadınız değil mi? Ama şimdi o Meclis’te. İşte demokrasi bu. Seçimle gelen Erbakan’a tankları gösterdilerse AK Parti de tankları gösterenlere cevabını verdi. Seçimle gelen seçimle gider, lafı terör örgütlerinin Türkiye’ye meydan okuduğu bir zeminde siyaseten anlamsızdır. Elbette seçimle gelen seçimle gider. Siyaset meşrudur. Gayri meşru terör örgütleriyle dünyanın hiçbir yerinde bir siyasi partinin organik ilişkisi kabul edilemez. Seçimle gelen terörü methedemez, şiddete çağrı yapamaz. Seçimle gelen terör örgütleriyle içli dışlı olamaz” diye konuştu. 

BAŞBAKAN’DAN CHP LİDERİ’NE: ANA MUHALEFET PARTİSİ LİDERİ OLMANIN SORUMLULUĞUNU MUHAFAZA EDİN 

HDP’lilere yönelik yürütülen soruşturma üzerinden CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’na seslenen Başbakan Yıldırım, “Ortada ciddi iddialar var. Bu iddialar araştırılacak, soruşturulacak. Sonucu mahkemeler verecek. İddianameler ortaya çıktığında her şey açığa çıkacak. O zamana kadar hepimizin görevi yargıya saygı göstermek, yargı kararını beklemektir. HDP’lilerin bir kısmının PKK uzantılarıyla Kandil’le ilişkilerini açık açık söyledikleri ortadadır. Sayın Kılıçdaroğlu, bunların suç olmadığını mı düşünüyorsunuz? Açıkça söyleyin. Bu ülkenin insanları terörün her türlüsünü lanetliyor. Ne yazık ki bir tek CHP henüz bu şuuru gösteremiyor. Bilsinler ki CHP’ye oy veren vatandaşlarımız da partilerinin terör örgütüne olan bu müzahirliğinden rahatsızlar. Sayın Kılıçdaroğlu, ülkemiz adına ana muhalefet partisi lideri olmanın gerektirdiği sorumluluğu lütfen muhafaza edin” ifadelerini kullandı. 

AB’YE: AVRUPA ÇİFTE STANDARDI TERK ETMELİ 

Avrupa Birliği’ne (AB) eleştirilerde bulunan Başbakan Yıldırım, şöyle konuştu: “Avrupalı dostlarımız demokrasi ders vermeye kalkışırken iyi, söz konusu terör olunca sus pus oluyor. Kendilerini ileri demokraside görenler kusura bakmasın. Onlar 15 Temmuz gecesi demokrasiden sınıfta kaldılar. Avrupa terör örgütlerine göz kırparak tam bir çifte standart ile demokrasiyi, hukuku, can ve mal emniyetini de göz ardı ediyor. Avrupa ile ilişkilerimizi olumlu yönde geliştirmekten yanayız ama Avrupa çifte standardı terk etmeli, Türkiye’nin dostluğunu görmelidir” 

“BİZİ HUKUKA SAYGI OLMAYA ÇAĞIRANLARDAN HUKUKA SAYGILI OLMALARINI BEKLERİZ” 

Yıldırım, “Birileri AB ile Türkiye’nin arasını açmak için sürekli operasyon yapıyor. Bunun farkındayız ve dostlarımızı uyarıyoruz. Biz Türkiye olarak AB ile ilişkilerimizi olumlu yönde geliştirmekten yanayız. Ama Avrupa da çifte standartı artık terk etmeli. Avrupa, Türkiye’nin dostluğunu ve samimiyetini görmelidir. Hükümetimiz ve devletimiz aleyhinde propagandalar ne AB’ye ne de Türkiye’ye bir şey kazandırmaz. Eleştiriye sonuna kadar açığız. Karşımızdakilerin de aynı şekilde eleştiriye açık olmasını bekleme hakkımız var. Bizi hukuka saygı olmaya çağıranlardan aynı şekilde hukuka saygılı olmalarını bekleriz” dedi. 

YENİ ANAYASA AÇIKLAMASI: SİYASİ PARTİLERLE GÖRÜŞMELERİMİZİ TAMAMLAYIP, SON ŞEKLİNİ VERECEĞİZ 

Anayasa değişikliği konusunda bir adım daha atılacağını açıklayan Başbakan Yıldırım, sözlerini şöyle sürdürdü: “Bu hafta siyasi partilerle görüşmelerimizi tamamlayıp, son şeklini vereceğiz. İnşallah bütün partilerimizin katılımıyla bu değişikliği gerçekleştirir, artık bu tartışmayı ülkenin gündeminden çıkarırız. Çünkü millet artık bu tartışmalardan bıktı, usandı. Millet hizmet bekliyor. Bunun yolu da en büyük dönüşüm Anayasa değişikliğini yapmaktan geçiyor. Anayasa değişikliği ve hükümet sistemiyle ilgili yapacağımız değişiklikle inşallah artık bir daha Türkiye, koalisyon dönemlerini tarihe gömmüş olacak. Artık koalisyon yok. Her zaman tek başına güçlü siyasi irade olacak”

Gar katliamı davasında flaş gelişme: ‘Bu durumu kaldıramıyorum’ dedi, davadan çekildi

Türkiye Cumhuriyeti tarihinin en büyük katliamlarından biri olan, geçen yıl 10 Ekim’de 100 kişinin öldüğü Ankara Tren Garı patlamasına ilişkin açılan davanın ikinci duruşması bugün görülüyor.

Katliam günü Gar Meydanı’nda yeterli güvenlik önlemi almamakla suçlanan emniyet, dün davanın görüleceği Ankara Adliyesi’ni “ablukaya” aldı. Duruşma salonunda da tutuklu sanıkların etrafında ‘robocop’ giyimli jandarmalar etten duvar ördü.

“BU DURUMU KALDIRAMIYORUM” DEDİ DAVADAN ÇEKİLDİ

Davanın bugün görülen ikinci duruşmasında, davaya CMK sistemince zorunlu olarak atanan sanık avukatı, “Vicdanen ben bu durumu kaldıramıyorum çekiliyorum” diyerek duruşmadan çekildi.

Duruşma sanık sorgularıyla devam edecek.

Tombili’nin heykeli çalındı

Böbrek yetmezliğinden 1 Ağustos’ta ölen Tombili’nin, Change.org’da heykelinin yapılması için düzenlenen kampanyaya 17 bin imza atılmıştı. Kabadayıvari pozlarıyla  sosyal medyada binlerce caps yapılan Tombili’nin heykelinin yapılması talebine olumlu yanıt veren Kadıköy Belediyesi çalışmalara başlamış ve heykeltıraş Seval Şahin tarafından gönüllü olarak yapılan heykeli, Ekim ayında tamamlanmıştı. Tombili’nin heykelinin açılışı 4 Ekim Dünya Hayvanları Koruma Günü’nde yapılmış ve çok sayıda mahalllei açılışa katılmıştı .

O sevimli heykelin dün gece çalındığı ortaya çıktı. Tombili’yi besleyen ve adını veren kasap İlyas Çetinkaya çalınma olayını doğrulayarak “Kırıp götürmüşler. Nasıl insanlar anlayamadık” dedi.

Selahattin Demirtaş ve Figen Yüksekdağ’dan HDP grubuna mesaj

HDP’ye yönelik 4 Kasım günü gerçekleştirilen operasyonla eş genel başkanlar Selahattin Demirtaş ve Figen Yüksekdağ ile Grup Başkanvekili İdris Baluken, milletvekilleri Nursel Aydoğan, Leyla Birlik, Gülser Yıldırım, Selma Irmak, Ferhat Encü ve Abdullah Zeydan tutuklanmış, İmam Taşçıer, Ziya Pir, Sırrı Süreyya Önder adli kontrol şartıyla serbest bırakılmıştı. Tutuklamaların ardından HDP, TBMM’deki yasama çalışmalarını durdurduğunu açıklamıştı.

Tutuklamalar ve alınan kararın ardından HDP Grubu bugün ilk kez toplandı. Dış misyon temsilcileri ile çok sayıda siyasinin katıldığı toplantının başında, “Bizler tutuklamalara karşı direneceğiz. Kararlı ve ilkesel duruşumuzu sürdüreceğiz. Siyasi çalışmalarımız engelleniyor. Ama biz bu baskılara asla teslim olmadık, olmayacağız ve mutlaka kazanacağız” açıklaması yapıldı.

Açıklamanın ardından eş genel başkanların tutuklu bulundukları cezaevinden gönderdikleri mesajlar okundu.

FİGEN YÜKSEKDAĞ: DİRENCİMİZİ KIRAMAZLAR

Kandıra Cezaevi’nde tutuklu bulunan HDP Eş Genel Başkanı Figen Yüksekdağ gönderdiği mesajda, “Her şeye rağmen umudumuzu tüketemez, direncimizi kıramazlar. İçeride ya da dışarıda HDP ve bizler yine Türkiye için demokrasi demeliyiz” ifadelerine yer verip, “Kimse moralini bozmasın, direnişi düşürmesin. Mutlaka sevgi ve cesaret kazanacaktır” dedi.

DEMİRTAŞ: TEK ÇIKIŞ YOLU ORTAK MÜCADELE

Yüksekdağ’ın ardından Eş Genel Başkan Selahattin Demirtaş’ın Edirne’deki cezaevinden avukatları aracılığıyla gönderdiği mesajı okundu. Sivil bir darbe sonucu rehin alındıklarını söyleyen Demirtaş, tutuklamaların “tek adam yönetimi” uğruna atılmış bir adım olduğunu söyledi. “Ülkemizde kardeşçe, barış içinde yaşamı savunan bizlere yönelik bu saldırının ortak bir saldırı olduğu unutulmamalıdır. Bu tür rejimlere karşı ortak mücadeleyi büyütmek tek çıkış yolumuzdur” diyen Demirtaş, Avrupa’ya da “bu baskılar karşısında çok daha etkili bir tutum sergilenmeli” mesajı gönderdi.

Demirtaş şunları kaydetti:

Bu korku imparatorluğu dağılacaktır. Bizler her koşulda mücadeleye devam edeceğiz. Aynı göğün altında olduğumuzu unutmadan özgürlük halayının neşesinden yararlanmaya devam edeceğiz. Bütün yoldaşlara selamımı iletiyorum.

GÖZALTINA ALINMA GÖRÜNTÜLERİ BARKOVİZYONDAN İZLETİLDİ

Demirtaş’ın mesajının yayımlanmasının ardından HDP’li milletvekillerinin gözaltına alınma görüntüleri barkovizyonda gösterildi.