Ana Sayfa Blog Sayfa 6119

Öğrenciler rektör için eylemde

Boğaziçi Üniversitesi öğrencileri rektörlük seçimlerini kaldıran Kanun Hükmünde Kararname’nin iptali ve yüzde 86 oyla seçilen rektörlerinin atanması için eylemde.

Kampüste dayanışma çadırının kurulmasıyla başlayan eylem, söyleşiler ve müzik dinletileri gibi etkinliklerle sürecek. Bianet’e konuşan Sosyoloji Bölümü öğrencisi Kadir Selamet, direniş çadırı kurma kararının seçimleri kaldıran KHK yayınlandıktan sonra düzenledikleri forumda alındığını söyledi. 12 Temmuz’da üniversitede yapılan seçimlerde mevcut rektör Prof. Dr. Gülay Barbarosoğlu oyların yüzde 86’sını alaran seçimden birinci çıkmıştı. Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, o tarihten bu yana 19 rektör atadı, ancak Boğaziçi Üniversitesi’ne atama yapmadı. Öte yandan Boğaziçi Üniversitesi Öğretim Üyeleri, 1 Kasım’da üniversitede yaptıkları açıklamada yüzde 86 oy oranıyla seçilen rektörlerinin atanmamasının kabul edilemez olduğunu söyledi, rektörlük seçimlerini kaldıran KHK’nin iptalini talep etti.

İSTANBUL

 

 

‘YÖK’e asla teslim olmayacağız’

YÖK, her yıl Türkiye’nin birçok üniversitesinde protesto ediliyor. YÖK ile birlikte üniversitelerde devlet şiddetinin arttığını belirten öğrencilerden Deniz Tuncel, yıllardır mücadele verdiklerini söyleyerek, asla teslim olmayacaklarının altını çizdi

Eylül 1980 Darbesi, yüz binlerce işçi, köylü ve öğrenciye karşı bir saldırının doruk noktasına ulaşması demekti. ‘Refah ve mutluluğu sağlamak’ adı altında binlerce insana sistemli bir şekilde işkence edildi. İktidarlarını sağlamlaştırmada temel öğenin eğitimi ele geçirmek olduğunu bilen darbeciler, bu amaçla 6 Kasım 1981’de 2547 sayılı Yükseköğrenim Kanunu’nu çıkardı. YÖK kuruluşunun 35’inci senesinde İstanbul Üniversitesi Öğrenci İnisiyatifi’nden Deniz Tuncel, “Üniversite bizim yaşam alanımız ve hayatımızın en az 4 yılı üniversitede geçiyor. Bizler bu yıllarımızı akademisyenlerle birlikte paylaşmak istiyoruz, atanmışları istemiyoruz. YÖK ile birlikte üniversitelere özel güvenlik, polis yerleştirildi. Sivil polisler, öğrenci görünümlü faşistler üniversitelerde artıyor. Öğrenciye sosyal bir alan bırakmıyor ve bu yüzden YÖK’ü sadece bir kurum olarak ele alamayız” diye belirtti.

Teslim olmayacağız

Üniversitelerde yapılan tüm eylemlerde devlet şiddetinin yaşandığını ifade eden Tuncel, “YÖK kurulduğundan bu yana bizi özneleştirmemek için çaba sarf ediyorlar biz de bunun karşısında genç öğrenci örgütleri olarak yıllardır mücadele veriyoruz. YÖK’ün kapatılması artık konuşuluyor hükümet tarafından ama başka bir yerden! Anadilde eğitim hakkı başta olmak üzere birçok talebimiz hala konuşulmuyor” ifadelerinde bulundu. Tuncel, YÖK’ü kaldırmalarının tek sebebinin tek kurumda görevleri toplamayı amaçladıklarını, kimseyi muhatap almadan doğrudan atadığı akademisyenler ve aynı fikirde olan eğitimcileri, oraya yerleştirip mekanizmayı ele geçirmek istediklerini ifade etti. Tuncel, “Artık bu faşizan kuruluş parçalanmış olacak ve bizim bir tane değil birden çok düşmanımız olacak. 35 yılın sonunda evrildiği yer bugün görüyoruz ki barış akademisyenleri başta olmak üzere birçok akademisyen işinden ihraç edildi. Bunun ötesinde birçok öğrenci de okuldan uzaklaştırıldı” dedi. İstanbul Üniversitesi’nde KHK’lerle birlikte ihraç edilen akademisyenlerin tekrar döneceğini umut ettiğini söyleyen Tuncel, “Hocalarımızın tekrar geri döneceğini bilerek veda ettik onlara ve onların teslim olmadıklarını biliyoruz. Biz de teslim olmayacağımızın altını sürekli çiziyoruz. Bizler hiçbir zaman biat etmeyeceğiz” şeklinde konuştu.

‘YÖK akademinin üzerine çöken karanlıktır’

Eğitim Sen Yükseköğretim Bürosu da, YÖK’ün kuruluşunun 35’inci yılı dolayısıyla yazılı açıklama yayınladı. AKP hükümetinin, 15 Temmuz darbe girişimiyle mücadele adı altında ilan ettiği OHAL ile inşa edilen istibdat rejiminde rektörler, ellerinde bulundurdukları aşırı yetkilerin yanı sıra, pek çok fakülteye vekil dekanlık yapmak suretiyle tek adam rejiminin üniversitedeki gölgesi haline geldiğini ifade eden Eğitim-Sen, “Bugün üniversiteler, YÖK’ün bir talimatıyla istifa eden dekanların, valilik ve emniyet birimlerinin talimatlarını emir telakki ederek ihraç listeleri hazırlayan rektörlerin ve muhbirlik yaparak ikbal peşinde koşanların cirit attığı kurumlar haline getirilmiştir. Böylelikle liyakat ve akademik yeterliliğin yerini, yozlaşmış ilişkiler ve itaat kültürünün aldığı, artık adına üniversite denilemeyecek kurumlar inşa edilmeye çalışılmaktadır” diye kaydetti. Eğitim Sen Yükseköğretim Bürosu ve Üniversite Temsilciler Kurulu, ülkeyi ve üniversiteleri, karanlığa ve yıkıma sürükleyen bu faşist politikalara teslim etmeyeceklerini, bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da üyeleriyle dayanışma içerisinde olacaklarını ilan etti.

İSTANBUL / ANF

 

 

 

RSF: Teslim alamayacaklar

Sınır Tanımayan Gazeteciler (RSF) Genel Sekreteri Christophe Deloire, Cumhuriyet gazetesine dönük yapılan operasyonda gözaltına alındıktan sonra tutuklanan yazar ve yöneticilere ilişkin açıklama ayaptı. Deloire, “RSF olarak yanınızdayız. Cumhuriyet’e yönelik baskı Erdoğan’ın bu gazeteye olan şahsi düşmanlığıdır. Bu yaşananlar ülkedeki baskı rejiminin açık bir göstergesidir” ifadelerini kullandı. Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan ve AKP hükümetinin kendilerinden yana olmayan medyayı hedef aldığını, susturmaya çalıştığını, bütün medyayı kendilerine bağlamak istediklerini söyleyen Deloire, “Biz RSF olarak Cumhuriyet gazetesine yapılan bu hukuksuz baskı ve saldırıları başta ABD, AB olmak üzere dünyanın pek çok ülke parlamentolarında dile getiriyoruz, Türkiye’de basına yapılan baskıları şiddetle kınıyoruz. Cumhuriyet gazetesine yapılan bu saldırıları yakından takip ediyoruz” sözlerini kullandı. Deloire, “Türkiye’de de RSF temsilcilmiz olayları yakından takip ediyor. RSF olarak Cumhuriyet’teki arkadaşlarımızın yanında olduğumuzu bir kez daha söylüyoruz. Gazetenizi teslim alamayacaklar” mesajını verdi.

HABER MERKEZİ

 

 

 

Anayasa tartışmalarında kadın iradesi yok

 

Meclise sunulması beklenen Anayasa değişikliğini ‘bir rejim değişikliği’ olarak değerlendiren Avukat Hülya Gülbahar, kadınların ve toplumun tüm kesimlerinin katılımcı olamadığı hiçbir Anayasa değişikliğini kabul etmediklerini belirtti.

AKP hükümetinin özellikle başkanlık sistemi üzerinde yoğunlaştığı Anayasa değişikliği görüşmeleri HDP ve herhangi bir kadın vekilin yer almadığı bir platformda gerçekleşti.

Eşitlik Komisyonu üyesi Avukat Hülya Gülbahar, OHAL koşullarının fırsat olarak görülüp AKP’nin daha önce Meclis Uzlaşma Komisyonu’na öneri olarak sunduğu başkanlık sistemi önerisindeki taleplerin bir bir hayata geçirildiğinin altını çizdi. Kadınlar olarak aile, toplum ve devlette ‘reis’ istemediklerini dile getiren Gülbahar, kamuoyuna ve birbirlerine seslerini duyurabilecekleri bir mecranın kalmadığını vurgulayarak, “Bu nedenle yürürlükteki Anayasa’nın lav edildiği, yerine davullar zurnalar ile AKP tipi başkanlık sisteminin dev adımlarla yerleştirildiği bir OHAL ortamında Anayasa değişikliği tartışması yapıyormuş gibi yapmayı trajikomik buluyoruz” dedi.

ANKARA

 

 

Ekim ayında 35 kadın katledildi

Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu, kadına yönelik şiddet, cinsel saldırı ve katliamlara ilişkin yayınladığı ekim ayı raporunda, 35 kadının katledildiğini ve 29 çocuğun istismara maruz kaldığını belirtti. Kadına yönelik nefret söylemleri ile erken yaşta evliliklerin önünün açılmak istendiği aktarılan raporda, bir çocuğun istismar sonucu yaşamını yitirdiği vurgulandı.

Çocuk istismarı 2 katına çıktı

AKP hükümetinin erken yaşta evliliklerin önünü açmaya çalıştığı ve bu yönde çalışmalarını hızlandırdığı belirtilen raporda, “Çocuk istismarı 2 katına çıktı, 29 çocuk istismara uğradı. TBMM Adalet Komisyonu’nun onayladığı 12 yaş tasarısı, çocuk istismarının, çocuk yaşta evliliklerin önünü açıyor, cinsel şiddete uğrayan bu çocuklar öldürülüyor” denildi. Kadınların yüzde 51’inin kendi hayatına dair karar almak istediği için katledildiğine işaret edilen raporda, bu ay öldürülen kadınların yüzde 9’unun ise, kızlarını kocasından korumak istediği için öldürülen kadınlar olduğu belirtildi.

İSTANBUL

 

 

 

Halkevci kadınlar panelde buluştu

Halkevci kadınlar, “Gericilik/Erkeklik Kuşatmasına Karşı Kadın Özgürlük Mücadelesi ve Laiklik” panelinde buluştu. İstanbul Tabip Odası’nda düzenlenen panele feminist aktivist, gazeteci Ayşe Düzkan, yazar Handan Koç ve araştırmacı Hülya Osmanağaoğlu konuşmacı olarak katıldı. Salonda tutuklu bulunan HDP Eşbaşkanı Figen Yüksekdağ, Amed Büyükşehir Belediye Eşbaşkanı Gültan Kışanak, KJA Dönem Sözcüsü Ayla Akat Ata ve yazar Aslı Erdoğan’ın isimlerinin yazılı olduğu dövizler de sandalyelere konuldu.

‘Din araçsallaştırılıyor’

Düzkan, dinsel ideolojinin kadınlar üzerinden araçsallaştığını belirterek, “Din, kadınlar önünde büyük bir engel olarak duruyor. Kadınlar ister inansın ister inanmasın kadın mücadelesinin yanında” dedi.

Handan Koç da bütün ülkelerdeki kadınların, patriarkayla gelen ezilme ve sömürülmelerini sağlayan birikimlerden sıyrılmaları gerektiğini dile getirdi. Koç, erkek konforunun dinle ilgisinin olmadığını ve güvenliği sağlayacak tek şeyin de hukuk olduğunu savundu.

Hülya Osmanağaoğlu ise, ülke genelinde  yaşanan gelişmeleri hatırlatarak, “Devlet aile içindeki ilişkiyi belirlemeye çalışıyor” dedi. Osmanağaoğlu, AKP iktidarının dini kullanarak yeni bir aile politikası ürettiğini, bununla mücadele edilmediği sürece ‘kadınların başında bela olarak kalacağını’ söyledi.

İSTANBUL

 

 

 

Êzidî kadınlar: Topraklarımızdan çıkın

HDP’li parlamenterlerin tutuklanmasını ‘halkın iradesine saldırı’ sözleri ile kınayan Êzidî kadınlar, Türkiye’nin Êzidxan topraklarındaki varlığına karşı çıktı

Eşbaşkanlık sistemi, kadın kotası gibi uygulamaları kadını siyasette ‘özne’ haline getiren Kürt siyasetine yönelik tutuklama operasyonlarına kadınların tepkisi devam ediyor.

TAJÊ (Tevgera Azadiya Jinên Êzidî) Şengal’de bir basın açıklaması yaparak, HDP’ye yönelik saldırıları ve Türkiye’nin Êzidxan topraklarındaki varlığını kınadı.

Tüm kamuoyu karşı durmalı

HDP’ye yönelik saldırılar ve parlamenterlerin tutuklanmasına “Bu halkın iradesine saldırı yapılmıştır” sözleri ile tepki gösteren TAJÊ, “Tüm kamuoyu bunun karşısında durmalıdır. Erdoğan’ın Kürt halkı üzerinde uyguladığı faşizmi kabul etmiyoruz ve sonun kadar Kuzey Kürdistan halkıyla mücadele edeceğimizi belirtiyoruz” dedi.

Başika’da amaç Êzidîler

Türkiye’nin Êzidxan topraklarındaki varlığını da sert bir dille eleştiren TAJÊ,  “Êzidî kadın örgütü olarak Türk askerlerinin Irak topraklarındaki varlığını kabul etmiyoruz” vurgusu yaptı. Êzidî halkına 74 ferman uygulandığının hatırlatıldığı açıklamada, “Halkımız üzerinde talan ve fermanlar eksik olmamıştır ve Başika’ya gelip yerleşmeleri de aynı amaçladır. Êzidî halkının acılı tarihinin bir kez daha tekrarlanması amaçlanmaktadır” denildi.

BM’ye çağrı

Uluslararası kuruluşlar ve insan hakları örgütlerine çağrı yapılanan açıklamanın devamında şu ifadelere yer verildi: “Bizler Êzidî kadınları olarak BM’ye, insan hakları örgütlerine, hukukçulara ve bölge güçlerine irademizi tanımaları ve kabul etmeleri çağrısında bulunuyoruz. Êzidîler artık eski Êzidîler değildir, artık kendimizi biliyor ve dost-düşmanımızı iyi tanıyoruz. Kimse Êzidî halkını küçük görmemeli ve iradesini tanımalıdır. YBŞ ve YJŞ bu halkı korumaktadır ve bölgedeki üçüncü güçtür, resmi olarak tanınmalı ve kabul edilmelidir. Bizler bu topraklarda yaşayan kadim bir halkız ve DAİŞ çetelerinin elinde esir olan Êzidî kadınların intikamını almak için Musul’un kurtarılması operasyonuna katılmak meşru hakkımızdır.”

 Êzidîler birlik olsun

Êzidî halkına ‘birlik olma’ çağrısının yapıldığı metinde, “Halkımız kandırılmamalı ve mücadelesini güçlendirmelidir. Zorlu bir dönemden geçiyoruz ve yaşanan fermanlarda en çok acıyı yine Êzidî kadınları çekmiştir. Kadın örgütlenmesi olarak topraklarımıza, toplumumuza ve inancımıza yönelik her tür saldırı karşısında kendimizi savunma hakkımız vardır” ifadelerine yer verildi.

‘Geleceğimize sahip çıkıyoruz’

Yaşanan sürece ilişkin açıklama yapan Kadın Koalisyonu ise, “Hepimiz ve her birimiz saldırı altındayız. Bizi kocaman, renksiz ve şekilsiz bir yığına çevirmek istiyorlar. Bunu yapamayacaklar. Bütün renklerimizle, inancımız ve umudumuzla buradayız. Birbirimize sahip çıkıyoruz. Geleceğimize, umudumuza, eşitliğe ve demokrasiye sahip çıkıyoruz” dedi.

ŞENGAL / ROJNEWS

 

 

 

SP’den Türkiye’ye tepki

İsviçre Sosyalist Parti’nin (SP) ikinci büyük örgütü olan Kanton Vaud (Lozan ve çevresi) olağanüstü kongresinde HDP Eşbaşkanları Selahattin Demirtaş ve Figen Yüksekdağ’ın yanı sıra milletvekillerinin tutuklanmasını sert bir dille kınadı. Aigle kentinde 160 delegenin katılımıyla gerçekleştirilen kongreye, SP Kanton Yönetim Kurulu Üyesi ve Göçmen Komisyonu Başkanı İhsan Kurt tarafından kongrede tartışılmak üzere HDP’ye yönelik baskıları içeren bir önerge sunuldu. Önergede HDP Eşbaşkanları ve milletvekillerinin tutuklanması ile Türkiye’deki baskı sisteminin hat safhaya gelindiğine dikkat çekildi. “HDP’li vekillerin tutuklanması ve son dönemde idam tartışmalarının yapılması insan hak ve özgürlüklerine yönelik kabul edilemez ihlallerdir” denilen önergede, “Türkiye’de yaşananların tamamı Türkiye’nin Avrupa Konsey’inden ihracı anlamına gelir. İsviçre hükümeti tutuklanan HDP’li milletvekillerinin derhal serbest bırakılmasını talep etmeli” denildi.

LOZAN

 

Siyasi faaliyetler suç delili sayıldı

DBP Eşbaşkanı Sebahat Tuncel, daha önce yaptığı konuşmalar nedeniyle hakkında açılan 7 ayrı soruşturma dosyası, 1 hafta önce tek bir dosyada toplanan ve “FETÖ/PDY” üyesi polis, hâkim, savcıların DTK’ye yönelik açtığı soruşturma dosyası gerekçe gösterilerek “Örgüt üyesi” iddiasıyla tutuklandı. Tuncel’in tutuklama gerekçeleri ise, DTK faliyetleri, 2015 ve 2016’da basın açıklamalarında yaptığı konuşmalar, PKK Lideri Abdullah Öcalan’ın övmesi, yaşamını yitiren PKK’lilerin cenazelerine katılması gösterildi.

Sonucu belli bir dava

Tuncel verdiği savunmada, “Türkiye’de siyasi bir darbe ile karşı karşıyayız. Darbeye karşı direnmek darbeye durmak her kesimin hakkıdır. Bu darbe karşısında kaybeden HDP olmayacaktır. Türkiye’de siyaset ne yazık ki yargı eliyle dizayn ediliyor. Bugün DBP’ye yönelik tutum kati ispatıdır, karşınızda olmam hukuki değildir. Kürt halkının sesini kısma Kürt halkının nefesini kesme amaçlanmıştır, sonucu belli bir karardır. Kürt sorununda bu bir çözüm değildir. Savaş stratejisinin AKP eliyle devreye konulduğu günden bugüne devam etmektedir. Bu nedenle mahkemenizden hiçbir kişisel talebim yoktur” dedi. Tuncel’in tutuklanmasının ardından Diyarbakır E tipi Kapalı Cezaevine gönderildiği öğrenildi.

Tutuklanması Anayasaya aykırı

DBP Eşbaşkanı Sebahat Tuncel hakkında Gülen Cemaati üyesi olmaktan haklarında soruşturma yürütülen polis, hâkim, savcıların açtığı soruşturmalara dayanılarak tutuklandığını açıklayan Avukatı Cemile Turhallı Balsak, tutuklama kararınının siyasi olduğunu söyledi.

Avukat Balsak, müvekkili hakkında açılan soruşturmanın, suçlama konularının ve tutuklama kararının hukuki olmadığını dile getirdi. “Tuncel hakkında verilen tutuklama kararıyla Kürtlerin örgütlenme özgürlüğünün Anayasal zemini ortadan kaldırılmaya çalışılmıştır” ifadesini kullanan Turhallı, “Fırtınada telef olmasına rağmen kökünden kopmamayı başaran bir cılız filize bürünmüş barış umudunun bu kararla kaybolduğunu görüyoruz” diye kaydetti.

AMED

 

 

 

‘Kan banyosu’ yapan ‘Reis’e dava

 

Barış bildirisine imza atan akademisyenler için “Oluk oluk kanlarınızı akıtacağız ve akan kanlarınızla duş alacağız” diyen Sedat Peker hakkında, bu sözlerinden dolayı dava açıldı. İddianamede “tehdit” ve “suç işlemeye tahrik” suçlarından toplam 1 yıl 4,5 aydan 11 yıla kadar hapis istemiyle dava açıldı. Peker, geçtiğimiz günlerde ismini “Reis Sedat Peker” olarak değiştirmişti.

İSTANBUL