Ana Sayfa Blog Sayfa 6121

Cumhuriyet Gazetesi önündeki destek nöbeti sürüyor

“PKK/KCK ve FETÖ/PDY terör örgütlerine müzahir oldukları” iddiasıyla aralarında Genel Yayın Yönetmeni Murat Sabuncu’nun da bulunduğu 9 yazar ve yöneticisi tutuklanan Cumhuriyet gazetesine destek amacıyla bugün de gazete binasının önü doluydu.

“Özgür basın susturulamaz” sloganlarıyla gazetenin önüne gelen vatandaşlar, destek içerikli dövizler taşıyıp sloganlar attı. Grup adına basın açıklamasını CHP İstanbul Milletvekili Barış Yarkadaş yaptı.

“İlk günden beri haksız ve hukuksuz uygulamalara karşı çıkıyoruz. Cumhuriyet gazetesine yönelik operasyonun hukuki olmadığını bunun siyasi bir operasyon olduğunu ve muhalifleri sindirmeye yönelik bir adım atıldığını tüm dünya kamuoyuna anlatıyoruz” diyen Yarkadaş “9 gazeteci arkadaşımız haksız ve hukuksuz bir biçimde hakimlerin elinde hiç bir delil olmadan tutuklandılar. Tutuklanma gerekçesi delillere baktığımda 20 yıllık gazetecilik hayatımda böyle dehşetengiz bir tabloya rastlamadığımı sizlerle paylaşmak istiyorum.

9 klasörlük bir dosya hazırlanmış. 8 klasörün tamamında gazeteci arkadaşlarımızın yazdığı haberler köşe yazıları yorumlar ve çeşitli olaylara ilişkin attıkları tweetler var. Diğer dosyada ise Cumhuriyet Vakfı ile ilgili açılan davaya ilişkin belgeler var. Gazeteci arkadaşlarımız 17-25 Aralık operasyonlarına ilişkin yazdıkları yorumlar yüzünden suçlanmışlar.” diye konuştu.

HDP tutuklamalarını protesto etmek için kendini yakan Zehra

Gebze cezaevinde tutuklu bulunan bir kadın Kürt siyasetçilere yönelik operasyonları protesto etmek için kendini yakarak yaşamına son verdi.

Gebze Kapalı Kadın Cezaevi’nde tutuklu bulunan Zehra Epli kendini banyoda yakarak yaşamına son verdi. Epli’nin Kürt siyasetçilerin tutuklanmasını ve savaş politikalarını protesto etmek amacıyla kendini yaktığı belirtildi.

Özgürlükçü Hukukçular Derneği’nden Avukatlar ve İstanbul Tutuklu Aileler ile Dayanışma Derneği Eş Başkanı Arif Yılmaz olay hakkında bilgi almak için cezaevine gitti.

Evrensel’den Görkem Kınacı’nın haberine göre, Zehra Epli’nin koğuş arkadaşları cezaevine giden avukatlara Epli’nin “siyasi operasyonları ve hükümetin savaş politikalarını protesto etmek için bedenini ateşe verdiğini” aktardı.

Zehra Epli’nin naaşı otopsi yapılmak üzere İstanbul Yenibosna’da bulunan Adli Tıp Kurumu’na götürüldü. Olayı öğrenen ailesi Zehra Epli’nin cenazesini almak üzere Mersin’den yola çıktı. Zehra Epli’nin cenazesinin Mersin’in Tarsus ilçesinde defnedilecek. Epli’nin Batman Sason doğumlu olduğu ve Sur eylemlerinde gözaltına alınarak tutuklandığı öğrenildi.

Lüksemburg: Türkiye Nazi yöntemleri uyguluyor

Lüksemburg Dışişleri Bakanı Jean Asselborn, 15 Temmuz sonrası Türkiye’nin gerçekleştirdiği uygulamaları ‘Nazi yöntemlerine’ benzeterek Türkiye’ye ekonomik yaptırım uygulanabileceğini söyledi.

Alman radyo kanalı Deutschlandfunk’a konuşan Lüksemburglu bakan, on binlerce kişinin görevden alınmasının, isimlerinin Resmi Gazete’de yayınlanmasının ve pasaportlarının işlevsiz hale getirilmesinin başka bir iş bulmalarında zorluk çıkaracağını ve açlıkla mücadele etmek durumunda kalacaklarını öne sürdü.

Türkiye’deki son gelişmelerin “sivil toplumun ölmesi” anlamına geldiğini söyleyen Asselborn, “Bu yöntemler, açıkça söylemek gerekirse, Nazi dönemindekiler gibi. Temmuz’dan beri Türkiye, AB’nin kabul edemeyeceği bir yöne doğru gidiyor” dedi.

Lüksemburg Dışişleri Bakanı ayrıca Türkiye ve AB arasındaki güçlü ekonomik ilişkilere dikkat çekerek Türkiye’ye ekonomik yaptırım uygulanmasının bir yöntem olabileceğini söyledi.

Asselborn’un bu önerisine ise Almanya’dan olumsuz yanıt geldi.

Almanya Başbakanı Angela Merkel’in sözcüsü Setteffen Seibert, Almanya’nın Türkiye’ye yaptırım uygulamak gibi bir düşüncesi olmadığını aktardı.

Türkiye’deki gelişmelere Avrupa Birliği olarak yanıt vermenin gerekliliğini vurgulayan Seibert, “Alman hükümeti yaptırımlarla ilgili bir tartışmaya girmeyecektir. Avrupa’nın Türkiye’ye basın ve muhalefet üzerindeki baskının ne anlama geldiğini anlatması için iletişim kanallarını açık tutması gerekir” dedi.

Avrupa Birliği Bakanı ve Başmüzakereci Ömer Çelik ise Lüksemburg Dışişleri Bakanı Jean Asselborn’un sözlerini, “FETÖ, Nazilerin yanında çırak kalır” diyerek değerlendirdi.

Çelik, “Lüksemburg Dışişleri Bakanı’nın aslında olumlu yaklaşım üretmesini beklerdim. Burada bir tarih bilgisi eksikliği var. Türkiye’nin şu andaki mücadelesi tam tersine Naziler iktidardan gittikten sonra Nazilerle yapılan mücadeleye benziyor. FETÖ yanında Naziler çırak kalırlar, ilkokul öğrencisi gibi kalırlar. Savaş uçaklarıyla, helikopterlerle kendi halkını katletmiş bir örgüt” açıklamasında bulundu. (BBC Türkçe)

İtalya’dan, gazeteciler ve milletvekillerinin tutuklanmasına

İtalya Başbakanı Matteo Renzi, gazetecileri, yargı mensuplarını ve muhalif milletvekillerini tutuklayan bir Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne (AB) üye olamayacağını söyledi.

Dün akşam LA 7 kanalında yayınlanan “Faccia a faccia (Yüz yüze)” adlı programa konuk olan Matteo Renzi, ülke ve dünya gündemine ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

AB’nin genişlemesinin bir hata olup olmadığı sorulan Renzi, “27 ülke ya çok az ya da çok fazla. Genişleme çok acele gerçekleşti. Ancak Arnavutluk ve Sırbistan gibi aday ülkeleri birliğe almalıyız. Zira Avrupa’nın bir sonraki potansiyel sorunu Balkanlar olabilir. Bu sorunu küçümsememeliyiz” diye konuştu.

Renzi, “Böyle bir Türkiye ile müzakerelere devam etmenin bir anlamı var mı?” sorusuna ise, “Türkiye ile müzakereler zaten durmuş durumda. Gazetecileri, hakim ve savcıları, muhalif milletvekillerini tutuklayan bir Türkiye AB’ye giremez” diye yanıt verdi.

Mülteci krizindeki dayanışma eksikliği nedeniyle ülkesi AB’yle karşı karşıya gelmiş olan Matteo Renzi, bu nedenle 2017 AB bütçesini veto edebilecekleri yönündeki açıklamaları hatırlatılınca, “Ya onlar kurallara uyacak ya da biz bütçeyi veto edeceğiz” ifadelerini kullandı. (DHA)

Gauck Can Dündar’la görüştü

Gazeteci Can Dündar’ı Berlin’deki Bellevue Sarayı’nda kabul eden Almanya Cumhurbaşkanı Joachim Gauck, Türkiye’de basın özgürlüğü ve hukuk devleti ilkesine ilişkin gelişmeler nedeniyle “ciddi endişe” duyduğunu dile getirdi.

Görüşmeye katılanlar, Gauck’un Dündar’ın çabalarına verilen desteğin bir işareti olarak Saray’a davet edildiğini söylediğini aktardı. Gauck, Can Dündar’a Almanya’ya misafir olarak hoşgeldiğini ifade etti.

Bellevue Sarayı’nda Gauck’la 90 dakika görüşen Can Dündar da Avrupa’nın Ankara’ya karşı yürüttüğü politikaları eleştirdi. Dündar, Avrupa’nın otokrat Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın sistemine alternatif sunmayı başaramadığını ifade etti.

Can Dündar, Türkiye’de gazetecilerin tutuklanmasını eleştiren bir açıklama yapan Almanya Başbakanı Angela Merkel’e de teşekkür etti.

Sınır Tanımayan Gazeteciler Almanya Temsilcisi Christian Mihr, Gauck’un Dündar’la görüşmesinin Türkiye’deki birçok gazeteci açısından anlamlı bir dayanışma işareti olduğunu dile getirdi. Ancak daha somut desteğin de gerekli olduğunu söyleyen Mihr, tehdit altındaki gazetecilere vize kolaylığı sağlanmasını istedi.

Alman TAZ gazetesine konuşan Can Dündar, Türkiye’nin “gestapo rejimine” doğru ilerlediğini söyledi. Dündar, Alman halkının Türkiye’deki gelişmeleri anlayabilmek için tarih kitaplarının sayfalarını çevirmesi gerektiğini dile getirdi.

Can Dündar’a ödül

Öte yandan Alman Dergi Yayıncıları Birliği’nin (VDZ) Basın Özgürlüğü kategorisinde Altın Victoria ödülüne layık görülen Can Dündar, ödülünü bu akşam Berlin’de düzenlenecek törenle alacak. Ödülün Can Dündar’a verilmesiyle ilgili daha önce yapılan açıklamada, Dündar’ın „sarsılmaz azim ve tam bir kişisel bağlılık ile bağımsız ve açık gazeteci yolundan ayrılmadığı” belirtildi. Açıklamada, “basın özgürlüğüne yönelik dünyada artan tehditler karşısında Can Dündar ve yarattığı etkinin cesaret ve umut verdiği” ifade edildi.

© Deutsche Welle Türkçe

dpa/HS/JD

 

CHP’nin Bildirisine AKP ve HDP Tepkisi

İSTANBUL — 

Cumhuriyet gazetesi yöneticilerine operasyon ve HDP’li milletvekillerinin tutuklanmasının ardından dün Parti Meclisi’ni olağanüstü toplantıya çağıran Cumhuriyet Halk Partisi, bugün bir bildiri yayınladı.

Bildiride Türkiye’nin iyi yönetilmediği, ülkede otoriter Saray darbesi yaşandığı ve mevcut siyasi durumun ülkenin bekasına yönelik büyük bir tehdit oluşturduğu belirtilirken “ne darbe, ne dikta, yaşasın tam demokrasi” vurgusu yapıldı: “Diktatörlük kurma çabaları, çok geçmeden özgürlük, hukuk ve demokrasi sevdalısı halkımızın iradesi tarafından yenilgiye uğratılacaktır. Türkiye’yi uçuruma sürükleyenler mutlaka yargıya hesap verecektir.”

“Vatanını seven demokrasiye inanan her yurttaşımız biraraya gelmelidir”

Mustafa Kemal Atatürk’ün kurduğu Cumhuriyet’in sonsuza kadar yaşayacağı mesajını veren Cumhuriyet Halk Partisi’nin tüm toplumsal muhalefete çağrısı ise kendisi öncülüğünde adı konmamış “demokratik cephe” kurmak oldu: “FETÖ, PKK ve IŞİD terör örgütlerine yardım ve yataklık eden Saray ve AKP yöneticileri, demokrasimize ve ülkemizin bekasına yönelik en büyük tehdittir. Bu tehdit yurttaşlarımıza demokratik direnme hakkını da vermektedir. Demokrasimize, birliğimize, huzur ve barış ortamına karşı yapılan bu tehdidi önlemek için yapılması gerekenler bellidir. Vatanını seven, demokrasiye inanan, temel ve hak ve özgürlükleri savunan her yurttaşımız Cumhuriyetimize yönelen bu büyük tehdidi bertaraf etmek için biraraya gelmelidir.”

“AKP Meclis’teki milletvekillerini tutuklatarak teröre hizmet ediyor”

Başta Cumhuriyet gazetesi yöneticileri olmak üzere tüm gazetecilerin derhal serbest bırakılmaları çağrısında bulunan ana muhalefet partisi, bildiride Halkların Demokratik Partisi’ne hiç atıfta bulunmasa da HDP’li milletvekillerinin tutuklu yargılanmalarına tepki gösterdi.

“AKP, TBMM zemininde ve seçimle gelen temsilciler ile yürütülmesi gereken çözüm sürecini, TBMM’yi hiçe sayarak doğrudan PKK ile pazarlığa girerek yürütmüştür. Ülkemizin karşı karşıya getirildiği terör ve şiddet ortamı, parlamentoyu yok sayan bu yöntemin ne kadar yanlış olduğunu kanıtlamıştır. Aynı hatayı tekrarlayan AKP, bugün de Meclis’teki milletvekillerini tutuklatarak teröre hizmet etmektedir. Hukuki süreçler tamamlanıp hüküm kesinleşmeden milletvekillerinin tutuklanması anayasaya ve Anayasa Mahkemesi’nin içtihatlarına aykırıdır. Bu hukuk dışı uygulamaya son verilmelidir.”

Darbe girişiminde yer alan, destek veren askeri, siyasi ve bürokratik tüm unsurların en kısa sürede ortaya çıkartılmasını talep eden CHP, OHAL kapsamında tutuklanan, görevden uzaklaştırılan ve ihraç edilenler için adil yargılanma hakkı tanınmasını ve insan haklarına aykırı muamelede bulunanlarla buna meşruiyet katan tüm sorumluların yargı önünde hesap vermesini istedi.

AKP’li Turan: “Bildiri utanç verici”

CHP’nin yayınladığı bildiriye iktidar adına ilk tepki AKP Grup Başkan Vekili Bülent Turan’dan geldi.

AKP Grup Başkan Vekili, 15 Temmuz sonrasında toplumdan gelen yoğun baskı sonucu Yenikapı’ya katılarak darbe ve terör karşısında tutumunu belirleyen CHP’nin bir süre sonra adeta gizli bir el devreye girmişçesine hükümet karşıtı eski söylemine döndüğünü savundu.

Turan, “Bu, CHP tarihi açısından bir utanç vesikası. ‘Bir milyon mağdur var’ diyerek FETÖ’ye selam çakan CHP, Parti Meclisi olarak açıkladığı skandal bildiriyle adeta şimdi terör destekçilerine sahip çıkıyor. Var gücüyle FETÖ, IŞİD ve PKK ile mücadele eden bir hükümeti ve Cumhurbaşkanı’nı terör destekçisi ilan etmek dünyanın neresinde görülmüş?” dedi.

“Terör örgütü PKK, şehirlerde hendekler kazarken, insanlarımızı şehit ederken olağanüstü toplanmayan CHP Parti Meclisi’nin, terör suçuyla ilgili HDP’lilerin tutuklanmasından sonra toplanması, CHP siyasetini özetlemektedir” diyen AKP Grup Başkan Vekiline göre, “CHP’nin, HDP’yi siyasete, Meclise davet etmesi gerekirken HDP’nin terör destekçisi politikalarına sahip çıkması kabul edilemez.”

HDP’li Bilgen: “Tutuklamalar hukuka aykırı diyen bir tutum yeterli değil”

Amerika’nın Sesi’nin sorularını yanıtlayan HDP Grup Sözcüsü Ayhan Bilgen ise bildirideki “tehdidi bertaraf etmek için biraraya gelmek” kısmını önemsediklerini söyledi.

Bilgen, “Biz de daha önce demokratik cephe önerisinde bulunduk. Bunu değerli buluruz, bu öneriyi önemseriz. Biz bunu kimin önerdiğine, kimin öncülük edeceğine bakmayız. Ama burada odaklandığımız konu şudur: Milletvekillerinin tutuklanması hukuka aykırıdır diye bir tutumu yeterli görmüyoruz,” dedi.

CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu’nun dokunulmazlıkların kaldırılmasının Anayasa’ya aykırı olduğunu söylemesine rağmen düzenleme Meclis Genel Kurulu’nda görüşüldüğünde CHP’lilerin evet oyu vermesinin HDP’li milletvekillerinin tutuklanmasının önünü açtığını söyleyen HDP Sözcüsü, CHP’nin o günkü tutumu nedeniyle HDP’li 9 milletvekilinin tutuklu olduğunu ifade etti.

IŞİD’e ‘Fırat’ın Gazabı’

IŞİD’in Irak’taki kalesi Musul’un ardından Suriye’deki kalesi Rakka’yı kurtarma operasyonu da başladı. YPG’nin bileşenlerinden olduğu Suriye Demokratik Güçleri (SDG), ABD liderliğindeki uluslararası koalisyonun hava desteğiyle operasyona başladıklarını duyururken Türkiye’nin ÖSO unsurlarıyla yürüttüğü “Fırat Kalkanı”na atıfla bu operasyona “Fırat’ın Gazabı” adı verildi. SDG sözcüsü Talal Sello “ABD liderliğindeki koalisyonla kesinkes anlaştık, operasyonda Türkiye ya da müttefiki silahlı gruplar yer almayacak” açıklamasını yaptı.

Obama’dan ret

Öncesinde Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan “terörist” dediği YPG’nin Fırat’ın batısında ilerlemesine de Rakka’ya girmesine de karşı çıktığını ve bu itirazını ABD Başkanı Barack Obama ile paylaştığını açıklamıştı. 26 Ekim’deki telefon görüşmesinde Erdoğan’ın “Rakka’nın alınmasında YPG varsa biz yokuz” restine Obama’nın “Sizsiz olur YPG’siz olmaz” anlamına gelen bir yanıt verdiği ABD basınına yansımıştı.

Irak güçlerinin 17 Ekim’de başlattığı Musul operasyonunda geçen hafta şehre girmesinin ardından dün de SDG çatısı altında 30 bin Kürt, Arap, Hıristiyan , Türkmen savaşçı ve YPG/YPJ, Rakka’yı tecrit operasyonunun ilk aşamasını başlattı. Ayn İsa’da açıklama yapan SDG’nin kadın komutanlarından Cihan Şeyh Ahmed “Operasyon Rakka özgürleşinceye kadar sürecek. Nasıl ki Kobani ve Mınbiç’te başardık, yine başaracağız. Türk devletini komşu bir ülke olarak görüyoruz, operasyona engel çıkarmayacaklarını umuyoruz, Suriye’nin içişlerine karışmasını istemiyoruz” dedi. Rakkalı bir Kürt olduğu belirtilen Cihan “IŞİD tüm katliam ve zulümlerini Rakka’da örgütlüyor. En önemlisi de Rakka kadınların satılıp köle edilmesinin merkezi konumuna getirildi. Burayı özgürleştireceğiz ve kadınların intikamını alacağız” vurgusu yaptı.

Şimdiden Ayn İsa ve Siluk kollarından 10’ar km. ilerlediklerini, onlarca köy ve mezrayı kurtardıklarını, IŞİD’lilerin bombalı araçlarla saldırılarını engellediklerini ileri süren SDG, sivil halka “Hedef alacağımız çetelerin bulunduğu alanlardan uzak durun, kurtarılan bölgelere kaçıp güçlerimize katılın” çağrısında bulundu.

İki aşamalı olacak

Sello, operasyonun iki aşamalı olacağını, önce kırsalın kurtarılıp kentin tecrit edileceğini, sonra kentin kontrolünün ele geçirileceğini söyledi. SDG’nin ABD liderliğindeki koalisyondan tanksavar füzeleri dahil yeni silahlar aldığını duyuran Sello, “Savaş kolay olmayacak ve dikkatli, isabetli operasyonlar gerektirecek. Zira IŞİD, Rakka’yı kaybetmesinin Suriye’de işinin bittiği anlamına geleceğinin bilinciyle kalesini savunacak” dedi.

Washington’daki bir ABD’li yetkili de AFP’ye “Rakka’yı tecrit için acilen eylem becerisine en çok sahip olan partner SDG. Yerel halktan savaşçıları içlerine katmaları da önemli bir avantaj” diye konuştu. ABD’li yetkili “Bu operasyonlar gelişirken, müttefiklerimiz ve partnerlerimizle Rakka’nın kurtuluşunun nasıl sağlanacağını ve IŞİD’in geri dönüşünü engellemek için sahada kontrolün kimde olacağını planlamaya devam edeceğiz” sözleriyle Ankara’nın planlarına kapıyı aralık bıraktı.

DUNFORD’DAN ANKARA ZİYARETİ

Suriye Demokratik Güçleri’nin (SDG), “Fırat’ın Gazabı” adını verdiği Rakka Operasyonu’na başlandığı gün ABD Genelkurmay Başkanı Joseph Dunford Ankara’ya geldi. Genelkurmay Başkanı Org. Hulusi Akar’ın konuğu olan Dunford’ın görüşmesi dün 15:30’da Genelkurmay Karargahı’nda gerçekleşti. Görüşme talebinin ise ABD’den geldiği ifade edildi. Ziyaretin, Washington’ın, Ankara’nın YPG güçlerinin IŞİD’e yönelik Rakka operasyonunda yer almasına muhalefetine karşın taarruz için düğmeye basıldığının duyurulmasıyla aynı gün gerçekleşmesi dikkat çekti.

cumhuriyet

Avrupa Konseyi önünde ‘Cumhuriyet’ eylemi: Susturamazsınız

Strasbourg CHP Birliği üyeleri Pazar sabahı geleneksel kahvaltı programıyla bir araya geldi. Aynı gün öğleden sonra Avrupa Konseyi karşısında saat 14.30’da başlayan ‘Cumhuriyet Gazetesine’ dayanışma gösterisine 100 civarında Fransa ve Almanya’dan gelen CHP üyeleri, sivil toplum derneklerin temsilcileri destek verdi.

Destek veren dernekler içinde Almanya Baden Württemberg Eyaleti CHP Birlik Başkanı Kazım Kaya, Strasbourg Alevi Kültür Merkezi Başkanı Mehmet Özcan, Strasbourg CHP Birlik Başkanı Mustafa Kemal Özçelik, CHP Meclis Üyesi Emre Çam, CHP Strasbourg Yöneticisi Burak Özkuzucu katıldılar.

Dayanışmada CHP üyeleri ellerinde ‘Cumhuriyet Gazetesi Susturulamaz’ yazılı harflerle ‘susma sustukça sıra sana gelecek’, ‘gün gelecek devran dönecek AKP halka hesap verecek’, ‘faşizme karşı omuz, omuza’ sloganları atıldı. Dayanışma’ya Fransız basını ilgi gösterdi. Okunan basın bildirisi Fransızca tercüme edildi.

Cumhuriyet teslim alınmayacaktır

CHP Strasbourg başkanı Mustafa Kemal Özçelik okuduğu basın bildirisinde şu mesajları verdi: ‘ Son dönemde partimizin Genel Başkanı, milletvekillerimize, yol arkadaşlarımıza yönelik saldırılar artmaktadır. Tüm hukuksuz girişimleri, saldırıları şiddetle kınıyoruz. En son Genel Başkan Yardımcımız Bülent Tezcan’a yönelik saldırı düzenlendi. Sayın Tezcan partimizin hukuk alanındaki görüş ve düşüncelerinin oluşmasına büyük katkı sağlayan Türkiye’nin daha iyi anayasaya sahip olması için her türlü çabayı ve özveriyi, gösteren yol arkadaşımızdır. Ona yapılan saldırı sadece CHP’ye değil, Hukuk Devleti mücadelesinedir. Türkiye tarihine tanıklık eden, neredeyse Cumhuriyet ile yaşıt olan, Mustafa Kemal Atatürk’ün kuruluşunu desteklediği ulusal mücadelede ve sonraki süreçte yazılı basın unsuru olan ve taşıdığı anlam, misyon ile artık tarihsel kimliği bağlamında’da sıradan bir gazete olmayan ‘Cumhuriyet Gazetesi’ onlarca badire ve katliamla mücadele etti. Değerlerinden vermediği ödünle hep bedel ödeyen Cumhuriyet şu anda Laik Türkiye’ye ödetilmek istenilen bedel gibi yok edilmek isteniyor. Oysa, Cumhuriyet için yazarları katledilirken bile ödün vermeyen, geri adım atmayan Cumhuriyet Gazetesi bugünde dimdik ayakta’.

“Avrupa Konseyi önünde haykırmaktan acı duyuyorum ama mecburuz”

Almanya Baden Württemberg CHP Birlik Başkanı Kazım Kaya’nın mesajı özetle şu ifadeler yer aldı: ‘Ülkemiz çok kötü yönetiliyor. Kapkaranlık. Ama karanlık tünelin sonunda ışık gözüküyor. Bunun için birlikte mücadelemiz devam edecek. Bugün burada AK önünde bağırmak ve haykırmaktan acı duyuyorum. Ama buna mecburuz. Bize bugünleri yaşatanlardan nefret etmiyoruz ama mücadelemizden vazgeçmeyeciğiz. Cumhuriyet Gazetesi bizim kırmızı çizgimizdir. Bunlar Cumhuriyet denilen her şeye saldırıyorlar. Cumhuriyet Gazetesini yok ederlerse sıra CHP’ye daha sonra Cumhuriyet’e geliyor buna asla müsaade etmeyeceğiz’ dedi.

93 yıllık birikimlerimizi çaldılar

CHP Meclis Üyesi Emre Çam ise ‘ Türkiye’nin 93 yıllık birikimini çaldılar. Bizler asla ve asla mücadelemizden vazgeçmeyeceğiz, susmayacağız. Cumhuriyet demek haksızlıklara karşı mücadele etmek demektir. Maden’de hayatlarımızı çaldılar, sokakta geleceğimizi çaldılar. Olağanüstü hal çok kötü yönetilmektedir. CHP olarak hiçbirimiz susmayacağız, davamızdan geri dönmeyeceğiz’ diye konuştu.

Bir saat süren dayanışma gösterisine gelenler Türkiye, Atatürk, CHP bayraklarıyla beraber taşıdıkları dövizlerle Cumhuriyet Gazetesi’ne sahip çıktılar.

Alman parlamentosu önünde AKP protestosu

Berlin’deki çeşitli sivil toplum kuruluşları adına yapılan direniş açıklamasında şu ifadeler yer aldı:

“Bütün muhalif kesim ve kişiler AKP-Erdoğan Rejiminin yoğun baskısı ve saldırısı altında. 15 Temmuz darbe girişiminden sonra uygulanan OHAL dönemiyle birlikte, kendilerinden olmayan tüm toplum kesimlerine yönelik saldırılar, antidemokratik yaptırımlar ve devlet şiddeti her alanda giderek daha da artıyor. Kısıtlı demokratik alan, ve parlamento tamamen devre dışı bırakıldı. Yine var olduğu kadarıyla yargı bağımsızlığı, akademi ve medya özgürlüğü rafa kaldırıldı. Ülke Kanun Hükmünde Kararnameler ile yönetilen fiili bir başkanlık ve sivil dikta sürecine sokuldu. Akademisyenler, kamu çalışanları, başta Gülten Kışanak olmak üzere seçilmiş belediye başkanları, muhalif medya oraganları, laikliği kazanacağız diyerek sokaklara çıkanlar, doğa ve yaşam alanı savunucuları, kadınlar, bilimsel eğitim isteyen öğrenciler, barışı ve halkların kardeşliğini savunanlar, Cumhuriyet gazetesinden sonra sıra halkın seçtiği milletvekillerine de geldi. Selahattin Demirtaş başta olmak üzere HDP milletvekillerinin evleri gece basılarak, gözaltına alındılar. Bütün bu saldırılar başkanlık yolunda tüm muhalif kesimleri sindirme, direnme zeminlerini ortadan kaldırma ve ülkeye tamamen el koymayı amaçlıyor.

Eşitliğin, özgürlüğün, laikliğin, barışın ve kardeşliğin ülkesini kurmak için, her şeye rağmen bu baskılara karşı teslim olmayan ve direnenler de var.
Bizler; Berlin`deki değişik demokratik dernekler, örgütlenmeler, inisiyatifler, partiler, hareketlerden insanlar ve bağımsız kişiler olarak, hep birlikte ses çıkarmak, omuz omuza vermek ve yanyana durmak gerektiğine inanıyoruz. Herkesi, herhangi bir bayrak taşımaksızın, ortak bir pankart ve dövizlerimizle Almanya Parlamentosu önünde yapacağımız protesto gösterisine katılmaya çağırıyoruz.”

Hindistan’da hava kirliliği okulları tatil ettirdi

Delhi Eyaleti Başbakanı Arvind Kejriwal, önceki günkü olağanüstü bakanlar kurulu toplantısının ardından okulların tatil edildiğini söylerken yoğun hava kirliliğiyle mücadele için aldıkları önlemleri de açıkladı.Önlemler, kentteki tüm inşaat ve yıkım işlerinin 5 gün süreyle durdurulması, anayollara su serpilerek tozların havaya karışmasının engellenmesi, Badarpur kömür santralının 10 günlüğüne kapatılması ve çöplüklerdeki yangınlarla mücadele gibi uygulamaları içeriyor.

BBC Türkçe’deki habere göre Arvind Kejriwal, Delhilileri zorunlu olmadıkça evden çıkmamaları konusunda uyardı, mümkünse evden çalışmalarını istedi. Kentteki okulların 1800’ü 4 gün önce kapatılmıştı. Kirlilik limitin 90 katı Delhi hükümetinin bu hamlesi, havadaki insan ciğerinde birikebilen parçacıkların sayısının Dünya Sağlık Örgütü’nün sağlıklı kabul ettiği üst sınırın 90 katına ulaşmasının ardından geldi. 

Pazar günü yüzlerine maske takan yüzlerce eylemci, hava kirliliğini protesto etti. Delhililer sosyal medyada ise #MyRightToBreathe (#BenimNefesAlmaHakkım) etiketiyle paylaşımda bulundu. Hava kirliliğinin bu seviyeye ulaşmasında birkaç faktörün etkisi bulunuyor. 30 Ekim’de kutlanan Divali Işık Festivali’nde kullanılan çok sayıda havai fişek havaya önemli oranda parçacık bıraktı. Havaların soğuması nedeniyle yoksul mahallelerde halk, geceleri ısınmak için çöp yakmaya başladı. Kentin etrafındaki tarım arazilerindeki tarım atıkları da, her ne kadar hükümet tarafından yasaklanmış olsa da, ateşe verildi.

Yeni Delhi, “dünyanın en kirli kenti” listesinde Çin’in başkenti Pekin’le liderlik yarışına girmiş durumda. Delhi hükümeti buna karşı dizel araçları yasaklamak ve tek-çift plaka uygulamasına geçmek gibi önlemler alsa da bunlar yeterli olmadı. Hindistan’da hava kirliliği en büyük erken ölüm nedeni. Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre her yıl 620 bin insan hava kirliliği nedeniyle yaşamını yitiriyor